Archive for category Aydınlık Gazetesi Yazıları

4 MADDELİK ÇÖZÜM PLANI

Dağlıca’da 8 askerimiz şehit oldu… Malum çevreler yine “tam barış geliyordu, bozdular” demeye başladı. Yazıya oturduğumuzda, henüz “Ergenekon”u işaret eden olmamıştı!

Ancak bir kısım akılsız ve vicdansız, terörü, terörist saldırıyı “provokasyon” diye yorumlamaya başlamıştı bile. PKK’nin içine sızan provokatörlerden şikâyet edebilmek ancak Açılımcılara yakışır zaten! Sanırsın PKK, silahlı bir örgüt değil de kanarya sevenler derneği! Artık Karayılan’la oturur, PKK’deki provokatörlere yönelik soruşturma başlatırlar!

ANKARA’NIN YOL HARİTASI

Babasını 1,5 yaşındayken teröre kurban vermiş 19 yaşındaki bir kardeşimiz dün haykırıyordu telefonda, “çözümü yaz” diyordu. Akil adamsız, Açılımsız ve Oslo’suz çözümü yazalım:

1. Türk devleti, Irak’ın kuzeyindeki yapıya, PKK yöneticilerini teslim etmesi ve kampları boşaltması için 72 saat süre tanıdığını dünyaya ilan etmeli ve gereğini yapmalıdır!

2. Türkiye, ABD’nin Kürt planını bozmak için İran, Irak ve Suriye ile bu temelde bir ittifak kurmalı ve ortak askeri çözümle, “ikinci İsrail”i yıkmalıdır!

3. Dört ülke, ABD’nin “Büyük Kürdistan” planını bozduktan sonra, bölgede bir Türk – Kürt – Arap – Fars kardeşliği oluşturmak için bölgesel bir birliktelik kurmalıdır! Türk – Kürt, Arap – Kürt ve Fars – Kürt sorunları üzerinde emperyalist müdahalelerin bir daha yaşanmaması için birlik temelli eşitlikçi siyasal çözüm uygulanmalıdır!

AKP ÇÖZÜM DEĞİL SORUNDUR!

Bu üç aşamalı yolun ilk iki aşaması geçmiş dönemlerde asgari seviyede uygulandı ve başarı da kazandı. Örneğin Türk Ordusu 1995’te bölgeye düzenlediği Çelik Harekâtı’yla ABD’nin kukla yapısını dağıttı, CIA peşmergeleri Guam’a taşınmak zorunda kaldı. Örneğin 1998’de İran ile güvenlik anlaşmaları imzalanarak, PKK’ye karşı ortak mücadele verildi vs.

Ancak bugün, kimin hangi iradeyle yapabileceği meselenin düğümlendiği noktadır. O da çözüm planının 4. ve en önemli maddesidir.

Zira Türkiye’yi yöneten AKP hükümeti, Barzani’ye bu ültimatomu verecek siyasi pozisyonda değildir; tersine Barzani ile birlikte Maliki’ye düşmanlık yapmaktadır! AKP hükümeti, değil Suriye ile ittifak kurmak, tersine Suriye rejiminin yıkılması için çalışmaktadır. AKP hükümeti, İran ile ittifak bir yana, tersine İran’ı hedef alan Atlantik planlarında rol almakta, İsrail’e kalkan olacak ABD radarlarına ev sahipliği yapmaktadır.

Ve en önemlisi AKP hükümeti, ABD’nin stratejik piyonları PKK ve Barzani’yle mücadele edemez, zira kendisi de ABD’nin Ortadoğu’daki bir diğer taşeronudur!

ÇÖZÜMÜN ADRESİ İŞÇİ PARTİSİ

Hiç lafı dolandırmadan belirtelim: Türkiye AKP hükümetinden kurtulmadıkça ve Türk milleti AKP hükümetini yıkmadıkça daha çok şehit veririz. Ankara’dan değil de Washington’dan yönetilmenin sonuçları ortadadır. Bin yıldır birlikte yaşayan Türk ile Kürt’ü birbirinden tamamen koparacak Açılım’lara son vermenin yolu önce Ankara’yı yeniden iktidar yapmaktır!

Tıpkı Cumhuriyet gibi CHP de yıkılmıştır; AKCHP ve F tipi CHP olmuştur. Öcalan’a ev hapsi isteyen, Öcalan’ın akil adamlarını çözüm sanan bir CHP’nin millete bir hayrı artık yoktur.

Tek yol, Cumhuriyet’i yeniden kurmak, Atatürk’ün altı okunu yeniden iktidar yapmaktır. Bu program, birikim ve siyasal irade bugün Türkiye’de sadece İşçi Partisi’nde vardır.

Kılıçdaroğlu’nu Atatürkçü yapmaya enerji harcayan yurtsever CHP’li milletvekilleri, bu enerjilerini artık Kuvvayı Milliye ruhunun olduğu yeri büyütmeye harcamalıdır.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Haziran 2012

, , , , , , ,

1 Yorum

AKP – PKK ARASINA CEMAAT Mİ GİRDİ?

Başbakan Erdoğan’ın “PKK silah bırakırsa, operasyonları durdururuz” demesinin ardından, son 10 güne damga vuran şu gelişmeler yaşandı: CHP genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, içinde Öcalan’ın akil adamlar önerisinin de yer aldığı “çözüm” paketini Başbakan Erdoğan’a sundu. Leyla Zana, “Ben Erdoğan’ın bu işi çözeceğine inanıyorum” dedi. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç “PKK silah bırakırsa, Öcalan’ın ev hapsi gündeme gelebilir” müjdesi verdi. Erdoğan, Fethullah Gülen’i “gel de gör” dercesine yurda çağırdı. Gülen, “Türkiye emin ve güvenilir değil” diyerek, dönmeyeceğini söyledi.

Son olarak da Kürt Açılımı sürecinin “akil adamlarından” eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş, uluslararası bir uyarıda bulundu: “Erdoğan, Kürt sorununu çözemezse Türkiye parçalanır. Ama ülkeden önce parçalanacak olan kendi partisi olacaktır!

Bu açıklamaların toplamı her şeyden önce şu gerçeği ortaya koyuyor. Mesele, Türkiye’nin değil ABD’nin ihtiyaçları düzleminde ele alınıyor ve yürütülüyor! Taraflar arasındaki ittifakların da, sürtüşmelerin de kaynağı ve nedeni, ABD’nin ihtiyaçlarıdır!

OSLO’YU KİM HANÇERLEDİ?

Radikal yazarı Avni Özgürel’in PKK’nin 2. adamı Murat Karayılan’la yaptığı ancak gazetesinin yayınlamadığı röportaj bu nedenle önem kazandı. Karayılan, 2012 bitmeden meselenin çözülmesi gerektiğini vurguladığı röportajın satır aralarında dikkat çeken suçlamalar ve tespitler yapıyor.

Karayılan açıkça cemaati suçluyor ve AKP ile PKK’nin arasına cemaatin girdiğini belirtiyor: “Bir güç aramıza girdi. Aslında sivil toplum kuruluşudur. Orayı çok açmayayım. Açsam herhalde bazı çevreler rahatsız olabilir. Yani Oslo’dan bahsediyorum.”

Karayılan, Oslo sürecinin 1 değil 3 yıl olduğunu ve karşılıklı saygı temelinde sürdürüldüğünü de özellikle belirtiyor; sürecin “Başbakan Erdoğan’ın kararıyla Milli Güvenlik Kurulu çerçevesinde yapılmış müzakereye dayandığını” vurguluyor.

Karayılan “sürecin başlamasıyla birlikte KCK davasının ortaya atılmış olması ise tam bir hançerlemeydi” diyor.

OSLO KASETLERİNİ KİM ÇALDI?

Oslo kayıtlarının ortaya çıkması, Hakan Fidan’ın “Başbakan’ın özel temsilcisi” sıfatıyla masada bulunduğunu PKK’lilere belirtmesi, dahası Erdoğan ile Öcalan’ın yüzde 95 anlaştıklarını müjdelemesi, haliyle en çok Erdoğan’ı zor durumda bırakmıştı.

O dönemde kasetin PKK tarafından sızdırıldığı da iddia edilmişti. Karayılan kendilerinin sızdırmadığını bir kez daha belirtiyor: “Biz o kuruma (MİT) gerekli bilgileri verdik. Yani bundan kesinkes emin olabilirsiniz ki, burada sızma söz konusu değildir, bizim tarafımızdan ifşa edilmemiştir.”

Hatta Karayılan, MİT’e “gelin soruşturun” da demiş: “İsterseniz gelin soruşturun… Onlar da dediler ki, ‘biz sizin bu sarf ettiğiniz, belirttiğiniz şeyleri, biz samimi gördük’ dediler.” Nitekim Karayılan, Oslo süreci başlarken uyarıldıklarını, bu nedenle süreci sadece 11 kişinin bildiğini belirtiyor.

CIA – CEMAAT OPERASYONU MU?

Peki, o zaman konuşmalar nasıl sızdı? Karayılan, PKK – MİT istişaresinden sonra ortaya çıkan sonucu şöyle özetliyor: “Ama nihayetinde anlaşıldı ki, aslında devletin kendi içinde farklı eğilimdeki grupların işidir. Yani aslında MİT’ten bir biçimde çalınmıştır.”

Karayılan bu operasyonu anlatırken dikkat çekici ayrıntılardan bahsediyor: “O noktada uluslararası bir organizasyon işe karışmış olabilir mi onu bilemem. Benim tahminimi sorsanız bence oradan bir şekilde alındı. Özellikle polisin bizi işaret etmesi… Bu bizdeki kanaati kesinleştirdi ki o zaman bunlar ya MİT’ten almış ya da uluslararası bir kurumdan almış, dedik.”

STRATEJİK PİYONLUĞUN SONUÇLARI

AKP ve PKK’nin CIA koordinatörlüğünde (ABD – İngiltere) müzakere etmesi, CIA’nın kaseti cemaat üzerinden sızdırması, PKK’nin MİT’e “gel bizi soruştur” demesi, PKK ile MİT’in “samimi ilişkileri”, AKP’nin cemaati “devlet içinde devlet” diye nitelemesi…

Tüm bu pespayelik, tarafların ABD’nin stratejik piyonluğunu kabul etmesindendir! Ve ABD de, piyonlarını kimi zaman masaya oturtarak, kimi zaman tokuşturarak, bazen havuç bazen sopa olarak kullanarak, hedefine ilerliyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Haziran 2012

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

RUSYA MÜDAHALEYE Mİ HAZIRLANIYOR?

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Cinton’un, “Suriye Rusya’dan helikopter aldı” demesi, bildiğiniz gibi koca bir yalan çıktı. Clinton’un “Rus gemileriyle geldi” dediği helikopterler zaten Suriye’nindi ve birkaç ay önce bakım için Rusya’ya gönderilmişti.

ABD’nin rejim muhaliflerini silahlandırdığı, Suudi Arabistan ve Katar’a büyük hacimli silah sattığı bir durumda, Rusya’nın da Suriye’ye silah satabilmesi, kuşkusuz normaldir ve hakkıdır!

Ancak Washington’un olmayan bir helikopter satışı yalanına sarılması ABD Dışişleri Bakanları’nın dünyaya yalan söylemesinin olağanlaşmasının ötesinde, çaresizliğin işaretidir. Çünkü Clinton’un yalanı operasyoneldi, Rusya’nın Suriye ve Ortadoğu hamlelerine yanıt arayışıydı.

DIŞPOLİTİK YALANLAR

Eş zamanlı bir diğer operasyonel gelişme de Fransa Dışişleri Bakanı Laurent Fabius’un Moskova’nın Esad’dan uzaklaşmaya başladığı ve Rusya’yla artık Esad sonrası dönemi konuştuklarını söylemesiydi. Fabius, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov tarafından anında yalanlandı.

Clinton ve Fabius’un yalanlar üzerine dış politika inşa etmeye çalışmaları, dış politikada yeni bir tarz mı acaba? Bu tarzın bir diğer versiyonu da dayanaksız iddialarda bulunmak mı?

Çünkü geçen aylarda Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, ikide bir Rusya ve Çin’in, Suriye konusunda kendileri gibi düşündüğünü iddia ediyordu!

PUTİN’İN HAZIRLIK EMRİ

ORSAM’ın Avrasya danışmanı Doç. Dr. İlyas Kamalov Moskova’dan sıcak ve önemli bir bilgi veriyor: “Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya Silahlı Kuvvetleri’ne Rus askeri birliklerinin Rusya dışında görevlendirilmesi ile ilgili hazırlıkların yapılması emrini verdi. Nezavisimaya Gazeta’da yayımlan bir habere göre, Rus birliklerinin görev yapacağı ülkelerden biri de Suriye olup, planın ayrıntıları hem Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü hem de Şanghay İşbirliği Örgütü ile görüşülmektedir.”

Kamalov, Rusya’nın Pskov şehrinde bulunan 76. Kara Kuvvetleri Saldırı Birlikleri’nin eğitimlerine dikkat çekiyor. Zira bu birlikler, Kosova, Çeçenistan ve Rusya – Gürcistan savaşları sırasında görev almıştı.

Kamalov’a göre üç senaryo var: 1. Bu birlikler Suriye’de istikrarın sağlanması için kullanılacak. 2. Moskova bu birlikleri Batı’nın müdahalesi karşısında devreye sokacak. 3. Rusya, ön müdahalede bulunacak.

Öte yandan Rusya, Fransız Le Figaro’ya göre Suriye’nin kuzeyinde Kesap bölgesinde bir radar üssü kurdu. Gazeteye göre Moskova bu üsten ABD ve NATO üsleri ile Türk sınırları içindeki Suriye karşıtı faaliyetleri izleyecek.

İNİSİYATİF RUSYA’DA

Bu üçü ya da başka senaryolar… Neticede hepsi senaryo ancak ortada tek bir gerçek var. Suriye konusunda inisiyatif Rusya’dadır ve ABD Moskova’nın hamlelerine yanıt aramaktadır!

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile Fransa Dışişleri Bakanı Laurent Fabius’un aynı gün ortaya çıkacak dayanaksız yalanlara sarılması, Moskova’nın inisiyatifi karşısında yapılan çaresiz savunma hamleleridir.

Suriye konusunda “bataklığa girme görevi” verilen AKP, Rusya’nın ve bölgenin artan inisiyatifini göz önünde bulundurmalıdır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Haziran 2012

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

FETHULLAH GÜLEN NİYE KORKUYOR?

Başbakan Erdoğan’ın, Türkiye’de aranmadığı halde ABD’den bir türlü dönmeyen Fethullah Gülen’i, hem de cemaatin Türkçe olimpiyatlarında yurda geri çağırması çeşitli kesimlerde büyük coşku yarattı: Başbakan bu mesajıyla AKP – Cemaat kavgasını bitirmişti!

Önce belirtelim, bu kavga bitmedi, bitmez de… Fethullah Gülen Pensilvanya kontrolünde olduğu ve Erdoğan’a bölgede AKP’yi de bitirecek zor görevler verildiği müddetçe, daha da alevlenecek!

ABD, son ana kadar ikiliyi havuç ve sopa olarak kullanacaktır!

ERDOĞAN, GÜLEN’E MEYDAN OKUDU

Peki, madem kavga bitmedi, Erdoğan neden “gurbet” dedi, “hasret” dedi de Fethullah Gülen’i hem de cemaatinin önünde yurda çağırdı?

Başbakan Erdoğan, Fethullah Gülen’e açıkça meydan okudu! Birincisi, “ben senin üstündeyim ve sen buraya ancak benim iznimle gelirsin” mesajı verdi; ikincisi de özetle “gel de göreyim” dedi!

GÜLEN TÜRKİYE’Yİ GÜVENLİ BULMUYOR

Nitekim dün Fethullah Gülen, Erdoğan’ın çağrısına hem de şu gerekçelerle “dönmem” yanıtı verdi: “Türkiye emin, böyle güvenlikli bir yer değil, dolayısıyla başıma gayile açarım, dert açarım başıma.” (Radikal, 16 Haziran 2012)

Memlekette darbe mi oldu? Askerler Silivri’den çıkıp cemaati mi kuşattı? Ya da Kemalistler TBMM’ye mi girdi? Fethullah Gülen neden ve kimden korkuyor?

Cemaatin en çapsız kadrosunun bile devletin mühim köşelerini tutabildiği koşullarda, cemaatin başı ülkeyi nasıl emin ve güvenli bulmaz? Yanıtı, Erdoğan’ın “dön” dediği açıklamasındaki, yukarıda belirttiğimiz iki mesajda!

Bu arada “dönmem” mesajındaki dikkat çeken bir ayrıntı da, Fethullah Gülen’in, kendisine ilk çağırının Başbakan’dan önce Cumhurbaşkanı’ndan geldiğini belirtmesiydi!

AKCHP VE F-CHP  

Yalçın Doğan cemaatin önde gelenleriyle konuşmuş, dün yazdı. İçlerinden birinin söyledikleri ibretlik: “Dünyayı Amerika yönetiyor. Cemaat de, Amerika’da etkili. Hocaefendinin Amerika’da kalması cemaat açısından daha hayırlı olur.” (Hürriyet, 16 Haziran 2012)

Doğan, “Türkiye için değil de, cemaat için hayırlı” görülmesine özellikle dikkat çekiyor!

O kişi, daha Fethullah Gülen açıklama yapmadan önce de, Gülen’in dönmeyeceğini belirtiyor Yaçın Doğan’a. Neden? Yanıtı şu: “Cemaat özgür ve demokratik bir ülke ister!”

Gerçek anlamında bir özgürlük ve demokrasiden bahsedilmediği, Erdoğan’ın üzerlerine hâkim kılmaya çalıştığı otoriteden rahatsızlık anlamında söylenildiği ortada… Nitekim Gülen de “Türkiye’yi emin ve güvenli bulmadığını” belirterek, aynı şeye işaret ediyor.

Yalçın Doğan’a konuşan kişinin, bir diğer önemli mesajı ise aslında son dönemdeki pek çok şeyi açıklıyor: “Özgürlükleri ve demokrasiyi CHP vaat etsin, bizi inandırsın, biz CHP’yi de destekleriz.

Atatürk’ün CHP’si, önce Y-CHP, sonra AKCHP oldu, sırada F-CHP var galiba… Daha doğrusu üçü bir arada!

KILIÇDAROĞLU TAYYİPLEŞTİ!

Üçünün bir arada olduğu şundan belli:

Usta tiyatrocu Levent Kırca, önceki akşam Antalya’daydı… Azınlık isimli oyununu izlemek için biz de koştuk. Ancak Açık Hava Tiyatrosu’nun yarısının boş olması bizi üzdü. Bir ara, “yoksa insanlar Levent Kırca’yı izlemekten korkuyor mu artık” bile diye düşündüm.

Yanıtı oyun başladığında büyük ustadan öğrendik. Meğer CHP, aldığı 750 bileti, oyun başlamadan bir süre önce iade etmiş! Peki neden? Levent Kırca, Kemal Kılıçaroğlu’nu eleştirdiği için!

Kılıçdaroğlu’nun Tayyipleştiğinin bir kanıtı da bu olsa gerek!

Bu arada oyunu mutlaka bir ilde yakalayıp izleyin ve sanatın gücünü, Aydın’la Aydıncık’ın farkını görün! Silivri gerçeğini bir de büyük ustadan dinleyin!

F tipi operasyonlara rağmen, Türkiye’de A tipi Aydınların susturulamayacağını görün!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Haziran 2012

, , , , , ,

Yorum bırakın

DİYARBAKIR MUTABAKATI

Leyla Zana’nın Hürriyet’e “Ben Erdoğan’ın bu işi çözeceğine inanıyorum. Buna dair umudumu da, inancımı da asla yitirmedim.” demesi, Oslo mutabakatının genişletilmesi hamlesidir!

Erdoğan ile Öcalan arasındaki yüzde 95’lik mutabakat, geçen hafta Kemal Kılıçdaroğlu’nun Öcalan’ın önerilerini bir çözüm paketi yapıp AKP’ye sunmasıyla, Ankara mutabakatına dönüşmüştü. Şimdi Diyarbakır’a uzatılmaya çalışılıyor.

Çünkü Oslo mutabakatı, Ankara’da AKP – CHP mutabakatına, Diyarbakır’da da AKP – BDP mutabakatına dönüştüğü oranda hayata geçecektir.

BOP DENKLEMİ

Peki, Leyla Zana nezdinde Başbakan Erdoğan’ı umut yapan nedir? Erdoğan hangi işi çözecektir?

O iş, her iki tarafın da önüne konulan “Diyarbakır’ı merkez yapma” işidir! Başbakan Erdoğan’ın daha 14 Şubat 2004’te Kanal D ekranından ilan ettiği “ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi içinde, Diyarbakır’ı bir merkez yapma” görevidir!

Meselenin bu esasını görmeyip, Leyla Zana’nın sözlerine AKP’den destek, BDP’den eleştiri gelmesine dikkat kesilenlere anımsatalım.

Bakın Zana ne diyor Hürriyet’e: “AK Parti’deki Kürt milletvekilleri duyguda Kürt, düşüncede Kürt değildir. BDP’dekiler ise düşüncede Kürt, duyguda değil. İkisi de olaya yarım yarım bakıyor.” Yani Zana, Diyarbakır’ı merkez yapmak için AKP artı BDP formülüne dikkat çekiyor.

Tıpkı 12 Eylül halkoylamasındaki gibi… Anımsayalım: AKP anayasa değişikliğine “evet” diyor, BDP ise “boykot” ediyordu…  BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş ise AKP’yle sert tartışmalara rağmen, evet ile boykotun toplamının “çözüm” olduğunu belirtiyordu: “Diyarbakır’dan çıkacak olan ağırlıklı boykot ve evettir. Her ikisin toplamının anlamı ise ‘Kürt sorununa çözümü istiyoruz’dur. Başka anlam çıkmaz.” (Milliyet, 7 Eylül 2012)

Yani AKP + PKK/BDP + CHP = BOP içinde Diyarbakır’ı merkez yapmak!

TÜRKİYE HİMAYESİNDE KÜRDİSTAN

Leyla Zana’nın “Başbakan’da bu cesaret var. Mesela Öcalan İmralı’dan alınıp bazı kesimlerle temas edebileceği bir ev hapsine alınabilir” demesi ve “5 yıl daha niye bekleyelim” şeklinde sorması, onu artık Kılıçdaroğlu’nun akil adamı yapmaktadır.

Ama daha önemlisi, bu mesajların Oslo’daki koordinatör ülkeye ait olmasıdı. Nitekim Zana’nın Hürriyet mesajından iki gün önce ABD’li diplomatlarla görüştüğü ve ABD’nin Zana’ya iki mesaj verdiği belirlendi. (Vatan, 15 Haziran 2012)

Bu acelenin, hızla bir araya gelmelerin ve mutabakatların nedeni ise ABD’nin genel bölge planlamasıdır: “Irak’ın kuzeyindeki yapıyı Ankara himaye edecek, bu yapı bir yandan Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açılacak, diğer yandan da Diyarbakır’a genişleyecek.”

İran’dan petrol almaması karşılığında önüne Kuzey Irak petrolleri havucu konulan Türkiye’nin 2012 yılında toplam 900 şirketle Kuzey Irak’ta bulunması, ki bu bölgedeki tüm şirketlerin yarısıdır, ve toplam ihracatının yüzde 7’sini buraya yapması, “Irak’ın kuzeyi ile Türkiye’nin güneydoğusu tek bir bölgedir” diye dayatılan projeyle ilgilidir.

Ankara’nın geçen ay Bağdat’a rağmen Erbil’le yaptığı boru hattı anlaşmasıyla ilgili Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın söyledikleri meseleyi özetlemektedir: “Türkiye, Bölgesel Kürt Yönetimi’nin Batıya açılan kapısı olarak görülmelidir.” (Akşam, 21 Mayıs 2012)

TÜRK’SÜZ HÜRRİYET VE ANAYASA

Leyla Zana’ya bu açıklamaların Hürriyet’ten yaptırılması, bu büyük mutabakata TÜSİAD’ın da dâhil edildiğini göstermektedir.

Zana’nın Enis Berberoğlu’na “Hürriyet kendine yakışan bir şekilde Hürriyetçi bir mantıkla logosunu artık değiştirmeli ve ‘Türkiye Türklerindir’ yerine ‘Türkiye Türkiyelilerindir’ deme büyüklüğü göstermeli” demesi o nedenledir.

Ki bu değişiklik önce Hürriyet’te yapılmalı, ardından da Yeni Anayasa’da!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Haziran 2012

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

AKP’NİN GÖREVİ: BATAKLIĞA GİRMEK

Ankara’nın Ankara’dan yönetilmediğini ortaya koyan olgulardan birini de ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton sergiledi: “Suriye Halep çevresinde yığınak yapıyor, bu Türkiye’nin kırmızıçizgisidir.” (14 Haziran tarihli gazeteler)

Böylece Clinton, Türkiye’nin ulusal çıkarlarını ve güvenliğini(!) saptamada, AKP, TSK, MGK gibi yapılara gerek kalmadığını göstermiş oldu!

Hillary Clinton’un Türkiye için saptadığı kırmızıçizginin, Türkiye’nin çıkarının tam karşısında bir ABD çıkarı olduğu gerçeği ise durumu Ankara açısından daha da vahim hale getirmektedir.

‘ABD BATAKLIĞA GİRMESİN’

Hillary Clinton bu açıklamayı, kuşkusuz ABD’nin siyasi, ekonomik ve askeri durumunu göz önünde bulundurarak Asya-Pasifik merkezli bir strateji belirlediği ve Ortadoğu’daki kimi işlerini Türkiye’ye havale ettiği koşullarda yapmaktadır.

Ünlü NeoCon Daniel Pipes’ın bile ABD’ye “Suriye bataklığına girme” dediği bir süreçteyiz. Pipes, National Review’daki “Suriye bataklığından uzak durun” başlıklı makalesinde, ABD’ye “Suriye’ye Türkler ve Araplar müdahale etsin, siz bu bataklığa girmeyin” diyor. (National Review, Stay Out of the Syrian Morass, 13 June 2012)

Pipes “Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar gibi Sünni hükümetler, Alevilere karşı Sünnilerin lehine müdahaleyi seçerlerse, bu onların hakkıdır ama Batılı devletlerin bu savaşla hiçbir ilgileri yok.” diyor.

CIA’nın önceki Ortadoğu Bölge Şefi Robert Bear de, ABD’ye benzer mesajı veriyordu. Bear, “Yeni Süper Güç – İran” isimli kitabında “Ön Asya ile Ortadoğu’da niye Amerikalılar ölsün ki! Müslümanları Şii – Sünni diye ayrıştıralım ve bırakalım onlar birbirini öldürsün.” diyordu.

Bear’ın Ortadoğu stratejisi, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın en ufak bir işaret dahi yokken, neden “Suriye’de Alevi Sünni çatışmasından endişe ettiğini” de açıklıyor aslında… Bunun bir endişe mi, yoksa temenni mi olduğu, AKP’nin Suriye karşıtlığından anlaşılmaktadır!

EZEN – EZİLEN SAFLAŞMASI

ABD’nin bölgede “Sünni – Şii eksenli bir saflaşma” üzerinden politika yapması ile AKP yandaşı basının Sünni – Şii eksenli bir ayrım ve savaştan bahsetmesi, kuşkusuz uyumludur, ancak gerçek değildir!

Zira saflaşma şöyledir: Bir tarafta ABD, İsrail, Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar; diğer tarafta ise Çin, Rusya, İran, Irak ve Suriye var.

İçinde ABD ve İsrail ile Çin ve Rusya’nın olduğu bir saflaşma haliyle Şii – Sünni eksenli değildir, fakat Doğu – Batı eksenlidir, Kuzey – Güney eksenlidir, ezen – ezilen millet eksenlidir!

Şiilik ve Sünnilik ise bir CIA taktiğidir! Bölgedeki saflaşmanın kaynağı değil, fakat aracıdır! Bölge ülkelerini karşı karşıya getirmenin yoludur.

AKP, SURİYE CEPHESİNDE ÇÖZÜLÜYOR!

Batı’da “Suriye bataklığına ABD değil, Türkiye girsin” denildiği günlerde, MİT’in Suriye’ye silah sevkiyatı yaptığı şeklindeki haberlerin sıklaşması, AKP’ye verilen bataklığa girme rolüyle ilgilidir!

AKP hükümeti, deliğe süpürülmekle bataklığa girmek seçenekleri arasında sıkışmıştır. Kuşkusuz bataklığa girmenin de girmemenin de deliğe süpürülmeyle sonuçlanacağını bilmektedirler. Kendilerinin çaresizliği, destekçilerinin ise “AKP çözülüyor” demesi bundandır!

Ekonomi ve Dış Politikalar Araştırma Merkezi’nin yaptığı araştırmaya göre, Beşar Esad’a karşı doğrudan askeri müdahalede bulunulmasını isteyenlerin oranı Türkiye’de sadece yüzde 11’dir! (Bunun bile fazla olduğu yorumları var.)

Bu sonuç, AKP’nin yalnızca deliğe süpürülmekle bataklığa girmek arasında değil, ABD ile Türk milleti arasında da sıkıştığını göstermektedir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
15 Haziran 2012

, , , , ,

Yorum bırakın

MİT’İN HAYALET KONFERANSI

Milli İstihbarat Teşkilatı MİT, 4-5 Haziran tarihlerinde “İstihbarattan Karar Almaya: Politika Yapımı için İstihbarat Analizi” başlıklı bir konferans düzenledi. Nerede düzenlendiği ve kimlerin katıldığı bir sır gibi saklanan konferansa dair ilk bilgileri, kendisi de katılımcı olan Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi ORSAM Başkanı Hasan Kanbolat’ın yazdıklarından öğrendik.

9’u yabancı 21 istihbarat uzmanının katıldığı konferansa bakanlıklar, Genelkurmay ve Emniyet ile güvenlik bürokrasisinden ve savunma sanayi şirketlerinden üst düzey katılım sağlandı. Konferansta Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile MİT Müsteşarı Hakan Fidan birer konuşma yaptı.

DÜZEN KURUCU ROL

Hakan Fidan, “dış politika konusunda dinamik bir süreçte” olunduğunu belirterek, “Türkiye, düzen kurucu roldedir” dedi! Kuşkusuz Fidan’ın sözleri, Davutoğlu’nun üç yıl önce tarif ettiği genel rolleriyle uyumludur: “ABD ile ilişkilerimizde önümüzde altın bir işbirliği dönemi var. Türkiye, küresel yeni düzene, çevresinde alt bölgesel düzenleri yeniden kurarak katkıda bulunacak.” (AA, 21 Mart 2009)

Davutoğlu ise MİT’in hayalet konferansında, istihbarat ile politika arasındaki ilişki üzerinde durdu. Mikro ve makro kelimeleriyle dolu bir konuşma yaptı!

Kanbolat’ın MİT Müsteşar Yardımcısı Büyükelçi Abdurrahman Bilgiç’ten aktardığı “iç ve dış istihbarat birbirine karıştı” şeklindeki sözler, aslında hayalet konferansın esas amacını, Suriye’yle ilgisini ve Davutoğlu’nun konferansta ne aradığını ortaya koymaktadır.

‘SURİYE’DEKİ MUHALİFLERİ MİT SİLAHLANDIRIYOR’

ABD adına “düzen kurma” faaliyetlerinde rol aldığı anlaşılan MİT’in “Uludere’ye bombayı ertesi sabah duymuş” olması şaşırtıcı gelse de aslında bu rolle uyumludur. Zira Milli bir istihbarat teşkilatı, normalde öncesinden, hadi en azından ilk günden ABD’nin Türk Ordusu’nu tuzağa düşürme amaçlı istihbarat verdiğini saptamalıydı!

O nedenle, TBMM Uludere İnceleme Komisyonu’na ulaşan MİT yazısında, Teşkilat’ın 28 Aralık 2011 gecesi Uludere’de gerçekleşen bombalamadan ancak bir gün sonra, “resmi kurumlarca yapılan bilgilendirme üzerine haberdar olduğunu” bildirmesinin üzerinde durmayacağız!

Çünkü çok daha önemli bir durum, Independent gazetesinin dile getirdiği iddiadır. Justin Vela’nın haberine göre Suudi Arabistan ve Katar, Türkiye üzerinden rejim karşıtı “Özgür Suriye Ordusu”na silah temin etmekte ve teslimat MİT tarafından yapılmaktadır. Gazeteye konuşan Batılı bir diplomat, silah yardımının yalnızca Suriyeli Müslüman Kardeşler grubuna yapıldığına dikkat çekiyor!

SİLAH AKIŞINA KİM İZİN VERDİ?

İddia, Ankara’nın yalanlamadığı bir başka açıklama nedeniyle önemlidir. Daha önce bu köşede iki kez dile getirdik:

“ABD’li senatörler John McCain ve Joe Lieberman, Abdullah Gül’le görüştükten sonra Hatay’a gitti ve sınırı teftiş etti! İkili, Suriyeli teröristlerle de içeriği açıklanmayan görüşmeler yaptı. İkilinin Türkiye ziyaretinden sonra Foreign Policy’de yer alan şu satırlar Ankara’da yalanlanmadı: ‘Türk yetkililer, McCain ve Lieberman’a silahların sınırların ötesine akışına izin vermeye gönüllü olduklarını belirttiler’.”

ASIL MESELE

Türkiye’nin ABD adına “düzen kurma” rolüyle bölgesinde attığı adımların siyasi maliyeti gittikçe büyümektedir! Kuşkusuz AKP bu maliyetin altında kalacaktır; mesele ellerindeki benzin bidonunu, şimdiden almaktır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
14 Haziran 2012

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

HANGİ DEVLET?

E. Genelkurmay Başkanı Em. Org. İlker Başbuğ’un Silivri Cezaevi’ni ziyaret eden Meclis Cezaevleri Alt Komisyonu üyelerine söyledikleri, tarihi bir gerçeğe işaret etmektedir.

Başbuğ devletin bittiğini saptıyor: “Genelkurmay Başkanlığı yaptım. Haftada bir Başbakan’la görüşmeler yapıyorduk. Cumhurbaşkanı’yla görüşüyorduk. Devleti beraber yönettik. Nasıl oluyor da devleti yönetirken yasa dışı örgüt kurmuşum, bundan devletin haberi olmaz mı? Ben gündüz Genelkurmay Başkanlığı yapıp gece silahlı terör örgütünü mü yönettim? Bu suçlama doğruysa da bu devleti kapatın gitsin!

Bu sözlerin sahibi daha iki yıl önce devletin 4 numarasıydı!

Ya devletin 2 numarasının geçen hafta söylediklerine ne demeli? Başbakan Erdoğan, ATV’de, Özel Yetkili Mahkemeleri “devlet içinde devlet” olarak niteledi!

Oysa Ergenekon operasyonuyla tutuklananlar, ilk günden beri “devlet içinde devlet” oluşumuna dikkat çekiyorlardı!

Peki, hangi devlet?

DEVLET İÇİNDEKİ DEVLET GLADYO’DUR

Erdoğan’ın bugün “şikâyet ettiği” ve “devlet içindeki devlet” dediği oluşum, gladyo’dur, SüperNATO’dur!

Bu açıklama, aslında her şeyden önce Ergenekon operasyonuna dair başından beri saptadığımız şu gerçeği kanıtlamaktadır: Ergenekon soruşturmasının sahibi ABD’dir; AKP ise operasyonun aracıdır!

Erdoğan’ın “devlet içindeki devlet”ten bugün rahatsız olması, başka bir gerçekliktir. Erdoğan bugün rahatsızdır çünkü “devlet içindeki devlet” kendisine rağmen bazı operasyonlar yapmıştır; özel temsilcisine dokunmak isteyenler, doğal olarak kendisine dokunmak istemiştir; kasetli siyaset yapanların ellerinde kuvvetle muhtemel başka kasetler de vardır…

Ancak Erdoğan’ın “devlet içindeki devlet”ten şikâyeti stratejik değildir!

GLADYO YASALSA, TSK YASADIŞIDIR!

Em. Org. İlker Başbuğ’un “kapatın gitsin” dediği devlet ise 1914-1923 sürecinde savaşla ve devrimle kurulan, ancak 1946’dan başlayarak “Küçük Amerika” yapılmaya çalışılan devlettir. Bağbuğ haklıdır, Cumhuriyet devrimiyle kurulan devlet, artık bitmiştir!

Em. Org. İlker Başbuğ’un “nasıl oluyor da devleti yönetirken yasa dışı örgüt kurmuşum” demesi derslerle doludur. Zira Ergenekon operasyonlarının bütününden de anlaşılmaktadır ki, artık Türk Ordusu yasadışı bir örgüttür. Ve “devlet içindeki devlet” yasallaşırken, devlet ve onun silahlı örgütü, haliyle yasadışına düşmektedir.

Bugün “yeni anayasa” yapılmaya çalışılması da, bu yeni devlete yasallık kazandırmak içindir.

YENİDEN KURULACAK CUMHURİYET

Süreç genel hatlarıyla geçen yüzyılın başındaki gibidir. Ya Vahdettinler, Damat Feritler yasaldır, ya da Mustafa Kemal ve arkadaşları… Ya İstanbul yasaldır, ya da Ankara…

Bu nedenle artık İlker Başbuğ’un şu gerçeği saptadığını düşünüyoruz: Ya Erdoğan ve Gül ikilisi yasaldır, ya da kendisi…

Bu basit ama ağır gerçek, Doğu Perinçek’in şu tarihi saptamasını hayata geçirmeyi zorunlu kılmaktadır: “Artık korunacak değil, yeniden kurulacak bir Cumhuriyet söz konusu.

Ve Mustafa Kemal, Cumhuriyet’in ancak devrimle kurulacağını ders bırakmıştır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
13 Haziran 2012

, , , , ,

Yorum bırakın

PKK SİLAH BIRAKIR MI?

Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay‘ın, AKP’nin yeniden PKK’yle müzakere ettiğini ilk elden doğrulayan açıklaması, “Obama – Erdoğan dostluğu” rüzgarlarının neden estirildiğini de açıklıyor…

Gelin önce Açılım Koordinatörü de olan Beşir Atalay‘ın açıklamalarını anımsayalım: “Haziran ayı bir yandan ombudsmanlık, bir yandan insan hakları kurumu kurulması, yargı alanındaki 3. ve 4. paketlerin hepsi bu konularla ilgili. Anadille ilgili çalışmalarımızı Başbakan açıklayacak. Kuzey Irak’ta silahların teslimi için görüşmeler yapılıyor.

Atalay‘ın bu müjdesi(!) Ankara’da heyecan yarattı; “PKK’nin silah bırakmaya hazırlandığı” bilgisi Irak ve Suriye merkezli Ortadoğu politikalarının merkezine oturdu. Talabani‘nin de çift taraflı ateşkes sağlanması için devrede olduğu iddia edildi.

ERDOĞAN’IN DEĞİL, OBAMA’NIN ÇIKARI

Peki PKK silah bırakır mı?

Sorumuza yanıtı, bir haftadır estirilen “Obama – Erdoğan dostluğu” rüzgarı üzerinden arayalım…

Önce Davos’taki “van münit” dramasının ünlü moderatörü David  Ignatius yazdı… Washington Post‘taki “Obama’nın Türkiye’deki dostu” başlıklı makalede, Obama‘nın Erdoğan‘ı en yakın dostu gördüğü ilan edildi. Öyle ki Ignatius şu iddiayı bile dillendirdi: “Dünyada hiçbir liderin Obama’nın yeniden seçilmesinde Türkiye’nin başbakanı kadar çıkarı yok!

Cengiz Çandar daha da ileri giderek, Türkiye – ABD ilişkisinin, çeşitli sorunlara rağmen Erdoğan – Obama dostluğu nedeniyle zirve yaptığını yazdı.

Ömer Taşpınar bu sağlam dostluk üzerinde yükselen Türkiye – ABD ilişkisini değerlendirmiş ve bu “altın döneme” rağmen Türkiye’de “anti-Amerikanizm”in sürmesini eleştirmiş!

DOSTLUK DEĞİL, ÖZEL İLİŞKİ

İki ülke ilişkisinin, iki ülke liderinin olağanüstü dostluğu nedeniyle geliştiğini varsaymak, kuşkusuz uluslararası ilişkiler ve siyaset biliminde yer almayan, dolayısıyla bilimsel bir değeri olmayan, bizim Amerikancılara özgü bir bakıştır… 20 yıl önce de “Bush – Özal dostluğu” derlerdi…

“Ülkelerin dostları olmaz, çıkarları olur” şeklindeki en basit gerçeği de bir kenara bırakarak söyleyelim: Ortada bir dostluk yoktur, özel türden bir ilişki vardır!

Bu öyle bir ilişkidir ki, bir ülke çıkarını, diğerinin çıkarı nedeniyle yok bile saymaktadır!

Ayrıca o ilişki, Erdoğan ile Obama arasında değil, Erdoğan ile ABD arasındadır! Dün Bush dosttu, bugün Obama

RADARA BAĞLI DOSTLUK?!

Hadi geçtik son 9 yılı… Şu son bir yılda bile acaba Kürecik radarına evet denilmeseydi, acaba Suriye’de Atlantik taşeronluğuna soyunulmasaydı bir dostluktan, bir altın dönemden bahsedilebilecek miydi?

Elbette hayır!

Bugün Türkiye ile ABD arasında bir altın dönemden bahsediliyorsa, bu iki ülke çıkarlarının örtüşmesi nedeniyle değil, fakat AKP hükümeti ile ABD çıkarlarının örtüşmesi nedeniyledir. O çıkar da AKP’nin hükümet olabilmeyi sürdürmesidir!

PKK’NİN DEĞERİ SİLAHTADIR!

Türkiye ile ABD’nin neredeyse hiçbir konuda çıkarı örtüşmemektedir. Bugün “istihbarat paylaşımı” adı altında parlatılan “PKK’ye karşı ortak mücadele” diye pazarlanan meselede bile ABD’nin tek taraflı çıkarları söz konusudur!

Irak’ın kuzeyinden ve Suriye konusundan bağımsız bir PKK meselesi yoktur artık! Irak’ın kuzeyindeki yapının Türkiye tarafından himaye edilmesinde, Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açılmasında ve Türkiye’nin güneydoğusundan kuzeye büyütülmesinde, PKK tam merkezdedir!

Ve bu nedenle de ABD’nin stratejik piyonudur!

Ve bu piyon, yani PKK, Ortadoğu satranç tahtasındaki varlığını ve değerini silaha borçludur!

PKK bu nedenle silah bırakmaz, bırakamaz! BDP’nin açıkça ABD’den rol talep ettiği şu koşullarda, değil PKK’nin silahsızlandırılması, tersine daha da silahlandırılması gündemdedir!

Mehmet Ali Güller

Aydınlık Gazetesi
12 Haziran 2012

 

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

PENTAGON’UN ANLATMADIĞI 5 ÇİN GERÇEĞİ

Washington’un Asya-Pasifik merkezli yeni savunma stratejisi, ABD’de Çin konulu yayınların sayısını hızla artırdı. Uluslararası önemdeki strateji ve dış politika dergileri, Çin üzerine analizler yayımlıyor.

Örneğin Foreign Policy, Çin’in askeri gücünün Pentagon’un raporlarınkinden çok daha büyük olduğunu ortaya koyan bir inceleme hazırlamış. Dergi, Pentagon’un son raporunda yer almayan Çin’in askeri durumuyla ilgili 5 maddeyi incelemiş. (Foregn Policy, 5 Things the Pentagon Isn’t Telling Us About the Chinese Military, 23 May 2012)

1.) ÇİN’İN SAVUNMA HARCAMALARI

Pentagon verilerine göre Çin’in savunma harcaması yüzde 11 artarak, 106 milyar doları buldu. Foreign Policy, bunun gerçekte 180 milyar dolar olabileceğini belirtiyor.

Dergiye göre, savunma harcamaları gidişatı, Çin’in ABD’yi 2020’de ya da en geç 2030’da geçeceğini gösteriyor.

2.) ÇİN’İN NÜKLEER STRATEJİSİ

Pentagon raporlarına göre Çin’in nükleer silahları 50 ile 75 arasında. Ancak Pekin’in elindeki savaş başlığı sayısının 3,500 civarında olduğu iddia ediliyor.

Pentagon’a göre Çin’in sadece iki adet nükleer yakıtlı balistik füze denizaltısı var. Foreign Policy’e göre “Bir süper güç için bu elbette bir tehdit değil. Asıl tehdit, Çin’in inşa etmeyi planladığı gerçek filo büyüklüğünün bilinmemesi.”

3.) ÇİN DONANMASI

Pentagon Çin’in donanma üs stratejisini “inci dizimi” kavramıyla tanımlıyor. Bununla birlikte, Çin son dönemde Burma, Pakistan ve Sri Lanka gibi ülkelerde, donanma üsleri inşa etmektedir. Hatta Şeyseller, Çin gemileri için ikmal noktası olmayı teklif etti.

Pentagon raporuna göre Çin, önümüzdeki on yılda yeni uçak gemileri inşa edecek. Ancak Foreign Policy’e göre Çin’in bu atılımı güney denizinde ülke çıkarları için mi, yoksa tıpkı ABD gibi küresel güç misyonu ile mi yapacağı bilinmiyor.

4.) ÇİN’İN UZAY KAPASİTESİ

Çin uzayda giderek yetkinleşiyor. Çin uzaya kendi uydu ağını kurdu, yörüngeye uzay laboratuarı kurdu hatta anti-uydu füze geliştirdi.

Ancak Foreign Policy’e göre ABD’yi asıl tedirgin eden Çin’in yüksek askeri potansiyeli barındıran Shenlong isimli yeni uzay aracı…

5.) KAĞITTAN KAPLAN MI, ATEŞ SOLUYAN EJDERHA MI?

Foreign Policy, Çin’in askeri yeteneklerinin, örneğin siber-casusluk gibi alanlarda da bilinmezlerle dolu olduğunu belirtiyor ve soruyor: “Kuşkusuz askeri endüstri, Çin’in kendi kapasitesinde bir devrim yarattı ama gerçek durum tam olarak ne?”

Foreign Policy, Çin’in askeri gücünün henüz test edilmediğini belirtiyor ve “Acaba Çin Halk Kurtuluş Ordusu, 21. yüzyılda çıkması muhtemel bir büyük ölçekli savaşa uygun mu?” diye soruyor.

Dergi, “Tüm bu soruların yanıtları belki Pentagon’un gizli bölümlerinde gömülüdür ama son raporunda olmadığı ortada” diyerek, Pentagon’un son Çin raporunu değerlendiriyor.

ABD KARTALI MI, ÇİN EJDERHASI MI?

ABD Başkanı Barrack Obama, ülkesinin savaş stratejisinin artık Asya-Pasifik merkezli olduğunu ilan etti. ABD Savunma Bakanı Leon Panetta da, 2020’ye kadar donanmanın yüzde 60’ının Pasifik’e kaydırılacağını açıkladı.

Yani ABD, küresel liderliğini korumak için ve Pekin kendisini geçmeden, Çin’i kuşatmak ve baskılamak istiyor…

ABD ile Çin arasında başlayan “soğuk” savaş, yeni bir dünyayı şekillendiriyor.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
11 Haziran 2012

, , , , ,

1 Yorum

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın