Archive for category Aydınlık Gazetesi Yazıları

ÖCALAN VE ŞEYH SAİT

Demokratik Toplum Kongresi’nin (DTK) hafta sonu yapılan 6. Olağan Genel Kurulu’nun sonuç bildirgesinde “Öcalan’ın siyaset yapabilmesi için önünün açılması ve koşullarının düzeltilmesi” istendi. Sonuç bildirgesinde, “Şeyh Sait neyse, Sayın Öcalan da halkımız için odur” ifadesine yer verildi.

BDP’li milletvekilleri, belediye başkanları ve delegelerin katıldığı Genel Kurulun kararı kuşkusuz eylemiyle de uyumlu. Zira hakkında sempozyumlar düzenlenen, anma törenleri yapılan Şeyh Sait’in en son Diyarbakır’da heykeli dikilmişti!

Peki, Şeyh Sait’le eşdeğer tutulan Abdullah Öcalan bu konuda ne düşünüyor?

‘İLK KÜRT İSYANLARI BATI’YA DAYANIYORDU’

Serxwebun dergisinin Haziran – 2000 tarihli 222. sayısında, Öcalan’ın Şeyh Sait konusunda ne düşündüğü, “PKK Genel Başkanı Abdullah Öcalan yoldaşın değerlendirmesi” başlığı altında yayımlanmıştı. Aktaralım:

“İsyanlar tarihi iyi bilinmeli ve doğru algılanmalıdır. Geçmişte yaşanan isyanlar ilkel milliyetçiliğe dayalıdır. Bazıları benim için ‘Kemalizme kayıyor’ diyebilirler. Kemalizm düşmanlığı Kürtlerin lehine değildir. İlk Kürt isyanları Batı’ya dayanıyordu. Söylemek istediğim şuydu: O dönemde hem Kürtler üzerinde hem de Türkler üzerinde emperyalizmin oyunu vardı. O zamanki isyanlara önderlik edenler bunu göremediler. Önderliklerin gerici yanlarını görmek gerekir. Bu oyun hâlâ devam ediyor.

“İsyan Kürt egemenlerinin yaklaşımıdır. Barzani ve Talabani’ye dikkat edilmeli. Kürt halkını da Kemalizmi de bu hale getiren isyanlardır. 1919-24 sürecini anlatan Doğu Perinçek’in kitabı okunmalı. Mustafa Kemal 1919’da Kürtlere bütün özgürlükleri tanıyacaktı. ‘Oyuna gelmeyin’ dedi. ‘Kürdistan Devleti kurma oyununa, Ermeni Devleti kurma oyununa gelmeyin’ dedi. Cumhuriyetle birlikte Kürtlerin bütün özgürlükleri tanınacaktı. Doğrudur, Atatürk stratejik açıdan yaklaştı. Bu 1924’e kadar sürdü.

‘ŞEYH SAİT KÜRTLERİ ATEŞE ATTI’

Şeyh Said isyanı taviz koparma amacıyla Kürtleri ateşe atmıştır. Bu isyan Kürtler için büyük felaket oldu. Barzani ve Talabani böyle ortaya çıktı. Kürt, namusuyla oynandı, ateşe atıldı. Bush ve İngiltere öyle yaptı, ‘Kürtlere devlet vereceğim’ dedi. Bunların hepsi hikâyeydi. Sonuçta içinden çıkılmaz bir Kürt ve Kürdistan doğdu. Sonuç trajedidir. Bu tarihi açmak gerekiyor.

1925 isyanı ve bastırma, iki taraflı şiddet, Cumhuriyeti ve Kemalizmi olumsuz etkiledi ve demokrasi kaybetti. 1924’e kadar Mustafa Kemal’in çizgisi önemlidir. Kürt isyanları devreye girince cumhuriyet tökezledi. Mustafa Kemal bilinçliydi; bu işbirlikçileri tanıdı.

“Cumhuriyet ideolojisine aykırı değil. Türkiye’ye en iyi yardım 1925 Musul-Kerkük oyununu bozmaktır. Türkiye’ye demokratik hizmet etmektir.

“1925’te isyan çıkarıp sahipsiz bırakanlar şimdi de işbaşındadırlar. PKK de HADEP de bunlara karşı uyanık olmalıdır.

ÖCALAN, ŞEYH SAİTLEŞTİ!

Peki, bu sözlerden tam 12 yıl sonra ne değişti? 12 yıl sonra bugün Şeyh Sait ve Öcalan neden aynılaştı?

Şeyh Sait tarihteki yerinde durduğuna ve yerini değiştiremeyeceğine göre, Şeyh Saitleşmekte olan Öcalan’dır!

Öcalan, “isyan çıkarıp sahipsiz bırakanların iş başında olduğunu” doğru saptamış ancak sahipsiz bırakanlara yani emperyalizme bağımlılıkta Şeyh Sait’i aşmıştır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
31 Ocak 2012

, , , , ,

Yorum bırakın

BATI’NIN İRAN’A YAPTIRIM SIKINTISI

Washington ve Brüksel’e bakılırsa, Batı, İran’a uygulanan yaptırımları ağırlaştırıyor; 1 Temmuz’dan itibaren Tahran’dan petrol alınmayacak!

Peki, gerçekte yaşanan ne? Önce Türkiye’den üç önemli göstergeyi aktaralım:

ANKARA, TAHRAN’A AMBARGO UYGULAYAMAZ!

İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Tahran ziyareti sırasında, iki ülkenin ticaret hacminin bu yıl 15 milyar doları aştığını belirtip, hedefin 30 milyar dolar olduğunu ilan etmişti!

İran’ın Hürmüzgan eyaletini ziyaret eden Mersin Valisi Hasan Basri Güzelbeyoğlu, “Türkiye Cumhurbaşkanı ve Başbakanı, İran’la ticari mübadele hacminin artırılması konusunda ısrarlılar” dedi. Ziyaret sırasında İran’ın sanayi eyaleti olan Hürmüzgan ile Türkiye’nin İstanbul’dan sonraki en büyük dış ticaret hacmine sahip olan şehri Mersin, kardeş şehir ilan edildi.

Verilere bakıldığında İran’a petrol bağımlılığında ilk üç sırayı paylaşan ülkeler Sri Lanka, Türkiye ve Güney Afrika. Türkiye petrol ihtiyacının yüzde 51’ini İran’dan karşılıyor; Sri Lanka toplam petrol ihtiyacının tamamını, Güney Afrika ise yüzde 25’ini İran’dan karşılıyor.

Bu gerçek göz önünde bulundurulduğunda, Atlantik’e çıpalı AKP hükümetinin bile İran’a yaptırıma tam destek veremeyeceği görülüyor.

Nitekim Türkiye İhracatçılar Meclisi TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi de, İran’a ambargo uygulanması durumunda ticaretin kesilmeyeceğini, malın el altından bir şekilde satılacağının işaretini vermişti.

AB PETROL DEVLERİ AMBARGIDAN MUAF

Peki, ABD baskısıyla 1 Temmuz’dan itibaren İran’a yaptırım uygulayacağını ilan eden AB ülkelerinde durum ne?

Yunanistan yüzde 14 ile petrol ihtiyacını İran’dan karşılayan AB ülkeleri içinde ilk sırada yer alırken, bu ülkeyi yüzde 13 ile İtalya ve İspanya izliyor.

Ancak, AB’nin en önemli petrol ithal eden şirketleri, Washington baskısıyla alınan yaptırım kararından, muafiyet kopardılar! İngiliz BP, İtalyan ENİ ve Norveç’in Stat Oil şirketleri, yaptırım kararına uymayacaklar!

TAHRAN, AB’YE PETROL SATMAMAYI TARTIŞIYOR

Kaldı ki Tahran, Brüksel’in aldığı karardan hemen sonra, ABD’ye petrol satmadıkları için önemli bir kayıp yaşamadıklarını, listeye AB’yi de ekleyebileceklerini açıkladı.

İran Meclisi’nin de bu hafta içinde, AB’ye petrol satmama kararı alabileceği belirtiliyor!

İran’ın bu kadar sert bir yanıt verebilmesinin kuşkusuz maddi dayanakları var. Belirtelim:

TAHRAN’IN MÜŞTERİSİ ASYA

İran’ın ürettiği petrolün toplam yüzde 62’sini dört ülke alıyor: Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore.

ABD, özellikle müttefikleri Japonya ile Güney Kore’ye, İran’dan petrol almaması için yoğun baskı yapıyor. Japonya, ABD’ye, İran’dan petrol alımını azaltacağını söylerken; Güney Kore, ABD baskısına rağmen, 2012 petrol ihtiyacının yüzde 10’u İran’dan alacağını şimdiden ilan etti.

Tahran’ın asıl müşterisinin Asya olduğu ortada. Üstelik bu ülkelerden Çin ve Hindistan, bu yıl için alım taleplerini arttırdıklarını da duyurdular.

İran’a Batı yaptırımının ters tepeceğinin bir diğer önemli olgusu da, İran’ın Çin, Hindistan ve Japonya ile ticaretinde karşılıklı milli paralarını ya da altını bir değişim aracı olarak kullanmaya başlamasıdır.

Bakalım AB, ABD’nin baskısıyla İran’a karşı aldığı yaptırım kararını, muaf şirketler dışında başka hangi kanallarla delecek?

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
30 Ocak 2012

, , , ,

Yorum bırakın

ERBAKAN DA ERGENEKONCU OLURDU

“Türkiye’nin sorunlarının çözümü, ABD kıskacından kurtulmaya bağlıdır.”

Bu sözler, eski Adalet Bakanı, Saadet Partisi Genel İdare Kurulu üyesi Av. İsmail Müftüoğlu’na ait.

Müftüoğlu, önceki gün Ulusal Kanal’daki Ufuk Ötesi programımızın konuğuydu. Kendisiyle iki saate yakın süren program boyunca dış politikadan, AKP’nin nasıl kurulduğuna dair pek çok konuda konuştuk. Ancak programdaki en önemli saptama, işte bu cümleydi…

ABD’ye karşı olduğunu program boyunca her fırsatta dile getiren eski Adalet Bakanı İsmail Müftüoğlu, AB’ye de karşı olduğunu, AB’nin bir sömürü düzeni olduğunu vurguladı.

ERGENEKON SORUŞTURMASININ ARKASINDA ABD VAR

İsmail Müftüoğlu, yürütülmekte olan Ergenekon soruşturmasının arkasında ABD’nin olduğunu özellikle vurguladı.

Müftüoğlu’na göre soruşturmayla tutuklanan şahsiyetlerin hemen hepsinin bazı ortak özellikleri vardı:

Türkiye’yi büyük bir badireye sokacak olan 1 Mart tezkeresine itiraz etmişlerdi, hatta tezkerenin geçmesini bizzat engellemişlerdi… Hemen hepsi ABD karşıtıydı… Pek çoğu, Türkiye’nin NATO’dan çıkmasını istiyordu…

Eski Adalet Bakanı İsmail Müftüoğlu, Kıbrıs davasının büyük kahramanı Rauf Denktaş’ın bile adının bu soruşturmaya karıştırıldığına dikkat çekti.

Ancak Müftüoğlu’nun en çarpıcı sözleri ise Necmettin Erbakan’la ilgiliydi. Müftüoğlu’na göre yaşasaydı ve sağlık durumları o zaman elverseydi, Erbakan da Ergenekoncu ilan edilebilirdi… Müftüoğlu’na göre, bu ihtimalin dayanağı, Erbakan’ın milli duruşuydu!

ÇİLLER – BİR ANLAŞMASI

Saadet Partisi Genel İdare Kurulu üyesi İsmail Müftüoğlu, 23 Şubat 1996 tarihinde imzalanan Türkiye – İsrail Askeri işbirliği anlaşmasının yürürlükte olduğunu; ABD’nin de füze kalkanı ile yürürlükteki bu anlaşmayı onayladığını belirtti.

Müftüoğlu, yürürlükteki bu anlaşmanın Tansu Çiller – Çevik Bir ikilisinin eseri olduğu belirtti.

YANDAŞ BASININ YALANLARI

Geçen haftalarda Saadet Partisi heyeti olarak Suriye’ye gittiklerini hatırlatan İsmail Müftüoğlu, ilginç bir anekdot anlattı. Humus’da, kendilerini izleyen bir Türk gazetesinin muhabiri, Müftüoğlu namaz kılarken, İstanbul’a haber geçer. Telefonda, her yerin yandığını, Suriyeli askerlerin muhaliflere ateş açtığını vs. anlatır.

Namazını bitiren Müftüoğlu, muhabire serzenişte bulunur, “ayıp değil mi, neden yalan söylüyorsun, bak ortalık güllük gülistanlık” der. Muhabirin yanıtı ibretliktir: “Patronum böyle haber istiyor!”

ERDOĞAN’A ABRAMOWİTZ YOL VERDİ

AKP’nin kuruluşuna ve eski öğrencilerine de değinen İsmail Müftüoğlu, Erdoğan’ın başbakanlığa gelişi sürecinde önemli bir isme, dönemin ABD büyükelçisi Morton Abromowitz’e de değindi.

Müftüoğlu, Abramowitz’in Erdoğan’la, daha Refah Partisi İstanbul İl Başkanı’yken temasa geçtiğini belirtti.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
29 Ocak 2012

, , , , , , ,

Yorum bırakın

RICCIARDONE’NİN ULUDERE ŞİFRELERİ

Gazetelerin Ankara Temsilcileriyle buluşan ABD’nin Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone, Uludere konusunda bazı açıklamalar yaptı. Gazetelerin “Uludere’ye dâhil olmadık”, “Uludere istihbaratını biz vermedik” diye başlık attığı görüşmelerin bütününden aslında başka anlamlar çıkıyor.

Ricciardone’nin şifrelerini çözeceğiz ancak önce bu konudaki iki farklı görüşü anımsatalım:

Resmi açıklamaya göre istihbaratın kaynağı belli değil. Genelkurmay Heron görüntülerini inceliyor. Hükümet tüm imkânlarını seferber ederek olayı çözmeye çalışıyor.

Aydınlık ise Uludere istihbaratın kaynağının ABD olduğunu ve ilk bombayı F-16’lardan 18 dakika önce predatörün attığını yazdı.

Şimdi gelelim şifrelere…

‘HEDEF BELİRLENMESİNE DÂHİL DEĞİLİZ’

1. Ricciardone’ye önce “34 vatandaşımızın yaşamını yitirdiği Uludere’de bir istihbarat zaafı oldu mu?” diye soruyorlar.

Ricciardone’nin yanıtı şöyle: “Bizim bu olayla bir ilgimiz olmamıştır. Hedef belirlenmesinde bizim bir dâhilimiz olmaz. İstihbarat toplanması konusunda ise bu tür ortamlarda kimsenin mükemmel istihbaratı yoktur.

Yani aslında Ricciardone, “istihbaratı biz verdik ama siz bombaladınız” demiş oluyor.

Nitekim Ricciardone’nin şu sözleri bunu teyit ediyor: “Biz PKK’ya karşı istihbarat desteği sağlıyoruz. Fakat hedef belirleme tamamıyla Türkiye’ye bağlı bir konudur. Türkiye, hedef belirlerken kendi yeteneklerini kullanıyor.”

HERON DEĞİL PREDATÖR!

2. Ricciardone’nin “Uludere’de predatör görüntüleri var mı?” sorusuna verdiği yanıt da ilk şifreyi doğruluyor:

“Biz operasyonel istihbarat detaylarıyla ilgili yorum yapmayız. Amerika’nın spesifik katılımları var. İstihbarat diye bakmayın. Biz predatörlerle ilgili istihbarat veriyoruz. Ama bu askeri sırdır. Bunu sizin askerlerinizin güvenliği için yapıyoruz. O nedenle söyleyemem.”

Bu arada Ricciardone’nin ikinci şifresi, Heron’un değil, Predatör’ün istihbarat sağladığını doğrulamış oluyor.

Bu bilgi de, Heron görüntülerinin incelenmesinin neden bir türlü bitirilemediğini de ortaya koyuyor.

ORG. ÖZEL’İN ŞİFRESİ

3. “PKK’ye karşı istihbarat desteği sağlıyoruz” diyen ABD’nin Ankara Büyükelçisi Ricciardone, söyleşinin başka bir yerinde ise “Türkiye’nin sınır ötesi operasyonlarıyla hiçbir ilgimiz yok.” diyor.

Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel’in, 5 Ocak günü Milliyet’ten Fikret Bila’ya yazılı söyledikleri, Ricciardone’yi yalanlıyor.

Org. Özel, İncirlik’te konuşlu 4 predatörün 23 Kasım 2011’den beri faaliyette olduğunu ama sadece Irak’ın kuzeyinden istihbarat sağladığını belirtmişti. Org. Özel, Bila’ya, ayrıca Uludere olayının sınır ötesinde, yani Irak’ın kuzeyinde gerçekleştiğini vurgulamıştı!

SEFERBER EDİLEN İMKANLAR YETERSİZ Mİ?

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, hafta içi grup konuşmasında Uludure’ye değinmiş ve şöyle söylemişti: “Aradan geçen bir ay içinde Uludere’ye samimiyetsizlikle yaklaşanlar meseleyi unutup kenara çekilirken, biz meseleyi takip ediyoruz. Biz Uludere’de yaşananların aydınlatılması için imkânlarımızı seferber ediyoruz.

İnsan merak ediyor elbette, seferber edilen bunca imkâna rağmen, 34 köylünün bombalanmasına neden olan istihbaratı kimin verdiği neden bulunamıyor?

ABD-AKP AYNI NOKTADA DURUYOR

4. Aslında yanıt yine Ricciardone’nin şifresinde gizli. Ricciardone, Uludere’de 34 yurttaşımızın bombalanmasından sonra, 3 Ocak’ta AKP Genel Başkan Yarımcısı Ömer Çelik’le bir araya geliyor ve çıkışta basına Uludere’yle ilgili şu açıklamayı yapıyor:

Bu konuda Türk hükümetinin durduğu noktada duruyoruz. Şu anda paylaşımlarla ilgili bilgi vermek doğru olmaz. Terörle mücadele sürecektir.”

Kişiler ya da kurumlar, yorumlanabilecek bir konuda ya da bir politikada aynı noktada durabilirler elbette. Ancak, bir olgu konusunda aynı noktada nasıl durulabilir?

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
28 Ocak 2011

, , , , ,

Yorum bırakın

TÜRKİYE HİMAYESİNDE KÜRDİSTAN PLANININ YOLU

AKP’nin Kalkınma Ajansları’nın, “Türkiye himayesinde Kürdistan planı”nın bir aracı olarak nasıl değerlendirildiğini anlatmıştık “ayrılma ajansları” başlıklı yazımızda.

Hakkari valisi Muammer Türker’in başkanlık ettiği Doğu Anadolu Kalkınma Ajansı heyetinin kuzey Irak temaslarından söz etmiştik.

NTV’nin bir haberi, “Kalkınma Ajansları aslında ayrılma ajanslarıdır” tezimizi doğruladı.

Haber şöyle: Uludere’de 34 köylünün bombardıman sonucu ölmelerinin ardından, kaçakçılığa alternatif arayan hükümet, Üzümlü ve Derecik’te iki sınır kapısının açılması için harekete geçmiş. Ancak Irak talebe soğuk yaklaşmış. Bunun üzerine Mesut Barzani, Türkiye’ye Bağdat’ı by-pass edecek bir anlaşma önermiş. Barzani, sınır kapılarının, Türkiye’nin Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi ile imzalayacağı bir anlaşmayla açılmasını önermiş.

Barzani, bu teklifi, kendisini ziyarete gelen Hakkâri valisinin başkanlık ettiği Doğu Anadolu Kalkınma Ajansı heyetine iletmiş. Barzani, heyete açıkça “Bağdat yönetiminin devre dışı bırakılabileceğini” söylemiş.

ULUDERE’NİN SIRRI

Washington bizzat eski Ankara Büyükelçisi Robert Pearson’un şu sözleriyle “Türkiye himayesinde Kürdistan planı”nın yolunu çizmişti: “Irak’ın kuzeyi ile Türkiye’nin güneydoğusu tek bir ekonomik bölge olmalı.”

AKP işte o yolu uyguluyor. Kaçakçılığa çözüm adı altında, Barzani’yle, Bağdat’ı devre dışı bırakacak bir anlaşma imzalamak ve sınır kapısı açmak, bu yolun önemli bir dönemeci olacak maalesef.

Bu dönemecin alınabilmesi için Uludere’dere 34 yurttaşımızın bombalanmasını bahane etmek ise akıllara başka soruları getiriyor elbette.

Geçen onca zamana rağmen, köylülerimizin hangi yanlış istihbarat sonucu öldürüldüğü, bir türlü resmi olarak açıklanmıyor. Aydınlık’ın,”istihbaratın kaynağı ABD, ilk bombayı da Predatör attı” şeklindeki haberleri de yalanlanamıyor!

NOT: BASININ SEVİYESİ

Yeni Şafak’tan Salih Tuna eski bir yazımıza önceki gün yanıt vermiş. Tuna, “tennezzülmeselesi yapmayacak, anında ağzının payını verecektim” diyor ama biraz gündemin yoğunluğu biraz da üşenmesi nedeniyle yanıt verememiş bir türlü.

Gerçi bir yanıt da vermiş degil. Bir yanıt vermeye çalışsaydı eğer, üslubundaki seviye de bu kadar göze batmazdı kuşkusuz.

Tuna, 11 Ocak tarihli “Bırakın ne derse desin, mazurdur o” başlıklı makalesinde Rıdvan Dilmen’i yerden yere vurmuş, sonra Trabzonspor’un Ömer Çavuşoğlu hakkında suç duyurusunda bulunduğunu belirtip şöyle demişti:

“Çavuşoğlu’yla ne uğraşıyorsunuz? Sinsi bir şekilde Trabzonspor’un kuyusunu kazmaya çalışanlara baksanıza ya!”

Biz de Rıdvan Dilmen’i işaret eden bu yazısından dolayı Tuna’yı da diğer bazı yandaş kalemlerle birlikte, savcılık yapmakla eleştirmiştik.

Tuna bu somut olguya yanıt veremeyeceği için, konuyu bırakmış, 40 yıllık bir MİT yalanına başvurmuş; Aydınlık’ın solcu ihbar ettiği türünden beş para etmez bir propagandaya sarılmış.

Ne yapalım, basının düştüğü seviye bu…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
27 Ocak 2012

, , , , ,

1 Yorum

ERDOĞAN’IN İNCİLERİ

40 kez “Ben Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanıyım” dedikten sonra, kendisini BOP eşbaşkanı diye niteleyenleri “yalancı” diye suçlayan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yeni bir “pes artık” dedirten inciye imza attı.

IRAK’A GİRMEME KONUSU

Önceki gün grupta konuşan Erdoğan’ın Türk milletinin zekâsıyla alay eden sözleri şöyleydi: “ABD Irak’a girdiğinde bizim de girmemiz istendi ama biz Irak halkı istemiyor diye girmedik.

1 Mart tezkeresinin geçmesi için yoğun mücadele eden, tezkere geçmeyince uğradığı hayal kırıklığını açıkça ifade eden, Gül’den devraldığı başbakanlık görevinde ilk icraat olarak üsleri ABD’ye açan, ABD askerlerinin havadan Irak’a geçmesine Bakanlar Kurulu izni sağlayan, Irak’ı işgal eden ABD askerlerinin sağlığına duacı olduğunu söyleyen Recep Tayyip Erdoğan değil de, bir başkası sanki…

Tezkere oylaması öncesi seslendiği AKP milletvekillerine, “evet” derlerse kendisine oy vermiş olacaklarını, “hayır” derlerse “Doğu Perinçek’e oy vermiş olacaklarını” söyleyen Erdoğan değil de, bir başkası sanki…

MEZHEPÇİLİK KONUSU

Başbakan Erdoğan’ın son grup konuşması, birden çok inciyle doluydu. Devam edelim: “Sayın Maliki Irak’ta mezhep çatışması başlatırsa biz buna sessiz kalmayız.

Maliki’nin Irak’ın birliğini sağlamaya çalıştığını bu köşeden birkaç kez, olgularıyla ortaya koymuştuk. AKP’nin Sünni mezhepçiliği üzerinden Irak’a nüfuz etmeye çalıştığını, Kuzey Irak’ı himaye ajandasının yürürlükte olduğunu belirtmiştik. İç politikada rakiplerini “Alevi” diyerek sindirmeye çalışan Erdoğan’ın mezhepçi sicili, Suriye’de de ortaya çıkmış ve Başbakan, ortada en ufak bir emare yokken, bu ülkede “Alevi – Sünni çatışmasından endişe duyduğunu” söylemişti. Bu açıklama, Suriye’de endişe olarak değil de, AKP’nin temennisi olarak algılanmıştı.

‘SARKOZY ASLEN OSMANLI’

Erdoğan’ın Fransa Senatosu’nun kararıyla ilgili sözleri ise evlere şenlikti: “Sarkozy’nin dedesi Selanik’te doğmuştur yani soyu Osmanlı’ya dayanır. Ne kadar Türkiye düşmanlığı yaparsa yapsın Sarkozy, geçmişi İspanya’dan kaçıp Osmanlı’ya sığınan Musevilere dayanıyor. Sarkozy ne yaparsa yapsın Osmanlı hoşgörüsünden bize ödün verdiremeyecektir.”

Erdoğan’ın yorumlamakta zorlandığımız bu sözlerini bir kenara bırakıyor ve onun Fransa’ya nasıl tepki gösterdiğine geçiyoruz: “ Önlemlerimizi etap etap açıklayacağız. Şuan sabrediyoruz.

Fransa Temsilciler Meclisi bir ay önce bu kararı aldığında da Erdoğan, “önlemleri etap etap açıklayacaktı.” Erdoğan’ın tek “önlemi” büyük sözlerle Paris Büyükelçimizi geri çekmesi ancak kısa bir süre sonra da yeniden Paris’e göndermesi oldu.

Fransa Senatosu, alınmayan önlemler neticesinde bir ay sonra aynı kararı aldı ama Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, hâlâ “etap etap önlem açıklayacağını” söylüyor, şimdilik “sabrettiğini” belirtiyor. Kendi kalemize gol attığımız nasıl da ortada!

AKP ULUDERE’NİN İZİNDEYMİŞ!

Grupta Uludere konusuna da değinen Başbakan Erdoğan, bakın neler söyledi: “Aradan geçen bir ay içinde Uludere’ye samimiyetsizlikle yaklaşanlar meseleyi unutup kenara çekilirken, biz meseleyi takip ediyoruz. Biz Uludere’de yaşananların aydınlatılması için imkânlarımızı seferber ediyoruz.

İstihbaratın kaynağını açıklamak bu kadar zor mu? Hangi imkânlar seferber edildiği halde bu kadar basit bir bilgiye ulaşılamıyor?

Tüm bu incileri tek bir grup toplantısına sığdırabilme becerisinin kaynağı, “çaresizlik” olmalı!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Ocak 2011

, , , , , ,

Yorum bırakın

PETRODOLAR – PETRORİYAL SAVAŞI

AB Dışişleri Bakanları’nın İran’a 1 Temmuz’da başlamak üzere yaptırım uygulama kararı alması ve ABD’nin Basra Körfezi’ne bir uçak gemisi göndermesi, ABD – İran savaşının başlamak üzere olduğu yorumlarına yol açtı.

Son sözümüzü başta söyleyelim: ABD bu iki hamleyle, aslında İran’ın (Asya’nın) dolara karşı sürdürdüğü savaşa yanıt vermeye çalışıyor.

İnceleyelim:

İRAN’IN MÜŞTERİSİ ASYA!

Washington, ABD Hazine Bakanı Timothy Geithner’in İran’a yaptırım için destek arayışına çıktığı Asya’dan istediğini alamadı. Çin ve Rusya’nın tavrını zaten bilen Washington, geleneksel müttefikleri Japonya ve Güney Kore ile Hindistan’ın kendisine destek vereceğini umuyordu.

Japonya, İran’dan petrol ithalatını azaltacağına “söz” verirken, Güney Kore bu yıl İran’dan petrol ihtiyacının yüzde 10’unu alacağını ilan etti bile. Keza Çin ve Hindistan da, geçen hafta İran’dan petrol taleplerini arttırdıklarını açıkladılar.

Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore dörtlüsü, İran’ın toplam petrolünün yüzde 62’sini alıyor zaten.

BRİCS üyesi Güney Afrika da, petrol ihtiyacının yüzde 25’ini İran’dan karşılıyor.

Yunanistan yüzde 14 ile petrol ihtiyacını İran’dan karşılayan AB ülkeleri içinde ilk sırada gelirken, onu yüzde 13 ile İtalya ve İspanya izliyor.

Kısacası, İran’ın petrol müşterileri ağırlıklı olarak Asyalıdır! Üstelik İran, AB bankalarında tek kuruş parası olmadığını açıklamıştır!

Bu veri, Batı’nın İran yaptırımlarından istediği oranda sonuç alamayacağını ve esas zararı, toplam petrol ihtiyacının yüzde 51’ini İran’dan karşılayan Türkiye’nin göreceğini ortaya koymaktadır!

ASYA DOLARI SİLİYOR

Şimdi gelelim meselenin esasına…

İran Rusya ile ticaretinde riyal ve ruble, Çin ile ticaretinde riyal ve yuan, Japonya’yla ticaretinde riyal ve yen kullanmaya başladı. İran ve Hindistan’ın da ikili ticaretinde doları devre dışı bırakmaya hazırlandığı belirtiliyor.

Asya’nın devleri kendi aralarında da dolarla değil, milli paralarıyla alışveriş yapıyorlar. Çin ile Rusya’nın başlattığı bu uygulamanın son halkası, Çin ile Japonya oldu.

Çin, Rusya, Hindistan, Japonya ve İran’ın birbirleriyle toplam ticaretinin büyüklüğü, doların dünya hâkimiyetini derinden sarsıyor.

Ve bu ticaretin belkemiğini oluşturan petrol ve doğalgaz alışverişinin ana güzergâhı hızla ilerliyor. İran-Pakistan boru hattından rahatsızlığını açıkça ortaya koyan Washington’u asıl telaşlandıran ise İran sınırından başlayan ve modern ipek yolu olarak adlandırılan Türkmenistan-Afganistan-Pakistan-Hindistan hattının hızla ilerlemekte olduğudur!

ABD’NİN KIRMIZIÇİZGİSİ

ABD’nin İran konusundaki ilk kırmızıçizgisi uranyumu zenginleştirmesiydi. ABD Savunma Bakanı Leon Panetta geçen hafta “İran, nükleer silah geliştirmeye çalışıyor mu? Hayır. Ama biz biliyoruz ki nükleer kapasitelerini geliştirmeye çalışıyorlar. Bizi endişelendiren de budur. Bizim İran konusunda kırmızıçizgimiz, nükleer silah geliştirmemesidir” diyerek, çizginin rengini hayli açtıklarını ortaya koydu.

Yaptırımlar, uçak gemileri… Yükselen Asya’ya yanıt arayışı ABD’yi bir çılgınlığa iter mi? Yoksa Washington, Tahran’dan yükselen “ülkemize saldırması halinde, bütün dünyayı ABD için güvensiz hale getiririz” uyarısını ciddiye almayı sürdürecek mi?

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Ocak 2011

, , , ,

Yorum bırakın

KIBRIS’TAKİ İNGİLİZ ÜSLERİ

Kıbrıs’ın Doğu Akdeniz’de bir uçak gemisi olduğunu kuşkusuz en iyi Rauf Denktaş biliyordu ve bu nedenle adanın, Anadolu’nun güvenliğinin garantisi olduğunu belirtiyordu sık sık.

Nitekim bu olgu, NATO’nun Libya’ya saldırısı sırasında bir kez daha net olarak görülmüştü. İngiltere, Afganistan operasyonunun ardından Libya’ya saldırıda da adadaki üslerini kullanmıştı.

İNGİLİZ GİZLİ BELGELERİ

Üzerindeki 30 yıllık gizlilik süresi kaldırılarak kamuoyuna açıklanan İngiliz Dışişleri Bakanlığı’na ait belgelerde, Kıbrıs sorunuyla ilgili önemli bilgiler ortaya çıkmaya başladı.

Kıbrıs Rum gazetesi Mahi, bu belgelere dayanarak yaptığı haberde, İngiltere’nin 1981 yılından bu yana Kıbrıs’taki üslerinin karasularını genişletmeyi planladığını yazdı. Belgelere göre 1981 Haziran’ında İngiltere’nin üst düzey yetkilisi Julian Bulart, bu amaçla Kıbrıs’ta hem kuzeyi hem de güneyi ziyaret etmişti.

Mahi gazetesine göre, İngiltere’nin üslerini genişletme hedefi, 2004 yılındaki Annan Planı’nda da öngörülmüştü.

İngiltere, adanın yüzde 2,5’u büyüklüğündeki Agratur ve Dikelya üslerinin varlığını Annan Planı içinde de korumuştu.

LARNAKA’DAKİ KUŞKULU PATLAMA

Rumlar, belgelerin ortaya çıkmasından bir süre önce de, bu ayın başında, İngiliz üssü Agratur’a, taşlı sopalı bir saldırı düzenlemişti. “Anti – Sömürge Platformu”nun protestosunda Agratur’u koruyan güvenlik güçleriyle çatışma çıkmış ve 5 polis yaralanmıştı.

Rum basınında, protesto saldırısının liderinin, Nikolas Yoannidis isimli bir genç olduğu yer aldı. İlginç olan, Nikolas’ın, bir deniz subayı olan ve 11 Temmuz 2011’deki patlamada ölen Andreas Yoannidis’in oğlu olmasıydı.

11 Temmuz 2011 günü, Rum Milli Muhafız Ordusu’na bağlı Larnaka’daki bir askeri üste, Suriye’ye silah taşıdığı iddiasıyla üç yıldır alıkonulan bir gemide art arda patlamalar meydana gelmiş ve 12 asker ölmüştü.

İSRAİL KIBRIS’TA ÜS TALEP ETTİ

Doğu Akdeniz’de bir uçak gemisi olan Kıbrıs adası, son olarak İsrail’in üs talebiyle gündeme geldi.

İsrail Haaretz gazetesi, İsrail Dışişleri Bakanlığı kaynaklarına dayandırdığı haberinde, 16 Şubat’ta Kıbrıs Rum kesimine tarihi bir ziyaret yapacak olan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Doğu Akdeniz’deki petrol ve doğalgaz arama çalışmalarının güvenliğini masaya yatıracağını yazdı.

Haaretz’e göre Netanyahu, daha önce imzalanan bir anlaşmaya dayanarak, ortak çalışmalarının güvenliği için Rumlardan bir hava üssü talep etti. Rum lider Hristofyas’ın henüz net bir yanıt vermediği bu talebin, 16 Şubat’taki ziyaret sırasında yeniden gündeme geleceği belirtiliyor.

AKP SESSİZ

İsrail’in Rumlarla ortak doğalgaz ve petrol arama kararı aldığı günlerde sert perdeden açıklamalar yapan ve bölgeye savaş gemisi göndereceğini(!) ilan eden AKP hükümeti, adadaki üslerle ilgili gelişmeleri sessizce izliyor.

İsrail, Rumlarla ve Yunanistan’la Doğu Akdeniz’de bir güvenlik yayı oluşturuyor. AKP hükümeti ise ilişkilerini normalleştirmeye başladığı İsrail’le, üstelik Suriye konusunda nesnel bir ortaklık yürütüyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
24 Ocak 2011

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

AYRILMA AJANSLARI

ABD’nin “Türkiye himayesinde Kürdistan” planının Suriye konusuyla iç içe yürüdüğü anlaşılıyor. Suriye’ye insani koridorun, bu yapıyı Akdeniz’e açmanın bir aracı olacağını daha önce belirtmiştik. Nitekim Irak’ın kuzeyindeki yapı da “insani koridor”la başlamıştı.

Peki, plan nasıl yürüyecek? Daha doğrusu planın araçları nelerdir? Bugün bu araçlardan Kalkınma Ajansları’nın işlevini inceleyeceğiz.

EYALET MODELİ YÜRÜRLÜKTE

AKP’nin hükümet olduğu dönemde ABD’nin Ankara Büyükelçisi olan Robert Pearson, “Irak’ın kuzeyi ile Türkiye’nin güneydoğusu tek bir ekonomik bölge olarak düşünülmeli” demiş ve rotayı çizmişti. Erdoğan- Gül iktidarı da o rotaya uygun olarak Kamu Yönetimi Temel Kanunu ile Kalkınma Ajansları yasasını çıkarmıştı.

Yasaya göre yerel yönetimleri güçlendirmek adına, Türkiye’yi 25 eyalete bölen kalkınma ajansları kuruldu. Ki, DTK’nin ilan ettiği “demokratik özerkliğin” aslında altyapısıdır, dayanağıdır bu yasa…

SINIR RAHATSIZLIĞI

Kalkınma Bakanlığı’na bağlı bu 25 kalkınma ajansından biri olan Doğu Anadolu Kalkınma Ajansı (DAKA) heyeti, geçen hafta Irak’ın kuzeyindeydi. Hakkâri Valisi Muammer Türker ve beraberindeki heyet, Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani’yle görüştü. DAKA’nın resmi programında, ziyaretin amacı, Çukurca’nın Üzümlü ve Şemdinli’nin Derecik sınır kapılarının açılması olarak belirtiliyordu.

Barzani’nin Başkanlık Sarayı’nda kabul ettiği DAKA heyetine, Türkiye’nin Erbil Başkonsolosu Aydın Selcen de eşlik etti.

Hakkâri Valisi Muammer Türker, Hakkâri’den Erbil’e 12 saatte ulaştıklarını, oysa bu iki sınır kapısının açılması halinde yolun 3 saate düşeceğini belirterek, bu konuda Barzani’den yardım istedi. Vali Türker, Hakkâri’ye yapılacak olan Havaalanı’ndan da, bu vesileyle Kuzey Irak halkının yararlanabileceğini söyledi.

Barzani’nin yanıtı ise Kalkınma Ajansları’nın işlevini göstermesi bakımından önemliydi: “Avrupa yıllarca süren savaşlardan sonra sınırlarını tamamen kaldırdı. Kardeş iki toplumun arasındaki sınırın bu şekilde çizilmesinden iki toplum da zarar görüyor. Bu konuda Türkiye tarafı gibi biz de hazırız. Hatta altyapının neredeyse tamamını bitirdik diyebiliriz. Bir an önce bu kapıların açılması gerekir ve Avrupa’ya kadar gidecek bir demiryolu hattının da bölgeleri bağlaması gerekir.”

KAPI DEĞİL SINIR KONUSU

Barzani’nin sözlerinden, konunun sınır kapısının ötesinde olduğu anlaşılmaktadır. Zira Barzani’nin Hakkâri’ye Dışişleri Bakanı Hoşyer Zebari’yi göndereceğini söylemesi; DAKA heyetinin de Barzani’den sonra sırasıyla Sanayi Bakanı Sinan Çelebi, İçişleri Bakanı Kerim Sincari, Milli Eğitim Bakanı Safin Dizai, Erbil ve Dohuk Valileri, ticaret ve sanayi odası başkanlarıyla görüşmesi, kapının değil, sınırın konu edildiğini göstermektedir.

EKONOMİK BÜTÜNLEŞME – SİYASİ BÜTÜNLEŞME

Pearson’un “Anadolu’nun güneyini, doğusunu ve Kuzey Irak’ı alırsanız, tek bir ekonomik bölge olduğunu görürsünüz” diyerek “ekonomik bütünleşme” işareti verdiği açıklamasının ne anlama geldiğini o tarihte Barzani’nin internet medyası şöyle yorumlamıştı:

Kürdistan’ın güneyi ile kuzeyinin tek bir ekonomik bölge ve bütünlüklü pazar şeklinde birbirine bağlanıp siyasi şekillenmeye dönüşmesi, yakında Türk devletini tamamen bölgeden tasfiye edecektir.

ABD’nin AKP ve Barzani eliyle yürüttüğü plan bu… Irak’ta 160 bin askeri mevcutken bu planı gerçekleştiremeyen ABD’nin işinin artık daha zor olduğu ortada. Ancak AKP’nin iktidarının bu türden planlara ve görevlere bağlı olduğu da ortada!

Ve mesele, Türkler ve Kürtler kadar, Araplar ve Acemleri de ilgilendirmektedir. Tüm bölge, insani koridor ve sınır kapısı gibi güzel kavramlarla dışı boyanan bu planın, bölgeye kan ve gözyaşı getireceğini görmeli ve bu gerçeğe göre konumlanmalı. Hem de, ABD’siz bir barış bölgesi yaratmanın koşulları oluşmaya başlamışken…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Ocak 2011

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

ERDOĞAN – GÜL KAVGASI

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün görev süresi, tarafları gittikçe birbirlerine karşı keskinleştiriyor.

Gül, görev süresinin 5 yıl olmasını isteyerek, ikinci kez Cumhurbaşkanı olmak istiyor. Erdoğan ise Gül’ün süresinin 7 yıl yapılarak, 2014 yılında, yani Başbakanlığının sonunda Çankaya’ya çıkmak istiyor.

Bu durum, iki tarafın da ellerindeki kozları sırasıyla masaya sürmesine neden oluyor.

GÜL, CHP’Yİ GÖREVE ÇAĞIRDI

Erdoğan, Cumhurbaşkanı Seçimi Kanun Tasarısı’nı TBMM’den çıkarttırarak bu konuda önemli bir hamle yaptı ve Gül’ün önünü kesip kendi önünü açtı.

Gül, bu hamle karşısında CHP’ye sarıldı ve şu şaşırtan açıklamayı yaptı: “Herhalde ana muhalefet partisi Anayasa Mahkemesi’ne gidecektir.

AKP’li Cumhurbaşkanının, AKP kanununu engellemek için CHP’yi göreve çağırması kuşkusuz kavganın büyüklüğünü göstermektedir.

‘ERDOĞAN’IN GERİ DÖNMESİ ŞAŞIRTTI’

Tarafları en iyi tanıyan isimlerden İslamcı yazar Kenan Çamurcu’nun içeriden bilgiye dayandığı anlaşılan yorumları dikkat çekici.

Erdoğan’ın başkanlığı döneminde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne politika ve proje üreten isim olan Çamurcu’nun cumhurbaşkanlığı kavgasına dair sosyal medya twitter’da söylediklerini yorumsuz aktarıyoruz:

Başbuğ’un tutuklanmasında Erdoğan’ın taraf değil, hedef olduğunu söylemiştik. Başbuğ’u tutuklayan irade Erdoğan’a da dokunur.

“AB(D) mihver güçleri Erdoğan’ı ne başkan, ne de cumhurbaşkanı olarak istiyor. Modernleşme/batılılaşma rolünün sonuna geldiğini söylüyor.

Gül, oyun dışı kaldığını sandığı Erdoğan’ın hırsla geri dönmesine anlam verememiş gözüküyor. Kendisinin aday yapılmama hamlesine de öfkeli.

‘GÜL’ÜN SEÇENEĞİ: PARTİ KAPATMA’

Gül’ün Anayasa Mahkemesi’nde cumhurbaşkanlığı yasasına yama girişimini iptal ettirme hamlesinin hizasında parti kapatma seçeneği de var.

“AKP’ye kapatma davası açıldığında Gül dâhil, odaklar kıyameti koparır ama davanın yürümesine de kimse müdahale edemez. Dava partiyi çözer.

Gül, AB(D) mihver güçlerinin lideri gözüküyor. Liberaller, Gülenci muhafazakârlık ve CHP bu bayrak altında toplanacaktır.

“Meclis Erdoğan’ın, devlet aygıtı Gül’ün. Gül, elindeki aygıtla Meclis’i çalışmaz hale getirebilir(di). Bu mecraya girildi.”

TÜRKİYE’NİN KENDİ SEÇENEĞİ VAR

Devlet yönetme ciddiyetsizliği içinde devlet aygıtına hâkim olma ihtirası taşıyanların, masada bırakarak hallettiklerini sandıkları “Cumhurbaşkanının görev süresi” ayrıntısı, şimdi savaşın nedenini oluşturuyor.

Türkiye elbette “Erdoğan mı, Gül mü” diye bir seçeneksizliğe mahkûm değildir.

Gül’ü de, Erdoğan’ı da Türkiye’nin son 10 yılına monte eden kuvvetin, yani ABD’nin gerilemesi, bölgemizde zayıflaması, mutlaka yeni seçenekler oluşturacaktır.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Ocak 2012

, ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın