Posts Tagged ABD

ABD İLE ÇİN’İN SAVUNMA BÜTÇELERİ

Savunmasına rekor bütçe ayıran Çin haberlerini okumuşsunuzdur. Dünya medyası, Pekin’in ilk kez 100 milyar doların üstüne çıkan bütçesini, ABD’nin Pasifik’i merkez alan yeni savunma stratejisine bağladı.

Çin’in 107 milyar dolarlık savunma bütçesi, kuşkusuz ABD’yle ilgili. Ancak Çin, savunma bütçesini zaten son 10 yıldır düzenli artırıyordu.

ABD, Çin’in savunma bütçesinin büyüklüğü kadar, askeri alandaki “ilkleri” nedeniyle de endişeli: Pekin, ilk uçak gemisini, ilk insansız uçağını, ilk insansız helikopterini başarıyla test etti ve uydu vuracak kapasiteye sahip füzelerini geliştirdi.

ABD – ÇİN MAKASI HIZLA DARALIYOR 

ABD ile Çin’in savunma bütçelerinin son 20 yıldaki karşılaştırması, aslında iki ülkenin nasıl ilerlediğini de ortaya koyuyor.

Her ne kadar Çin’in “savunma bütçesini” 107 milyar dolara çıkardığı belirtiliyorsa da, gerçekleşen “askeri harcamalar” biraz daha fazla görünüyor. Bu konuda tüm dünyanın temel aldığı “Stockholm Uluslararası Barış Araştırma Enstitüsü”nün verilerine başvuracağız biz de…

ABD’nin 1990 yılındaki askeri harcaması tam 503 milyar dolar. Aynı yıl Çin’in askeri harcaması ise sadece 17 milyar dolar. Yani 22 yıl önce ABD, Çin’in tam 30 katı oranında askeri bütçeye sahipti.

5 yıl sonra, yani 1995 yılında ABD’nin askeri harcaması 392 milyar dolara düşerken, Çin’in askeri harcaması 20 milyar dolara çıkıyordu. Yani ABD’nin savunma bütçesi, Çin’in 20 katına iniyordu.

2000 yılında, ABD’nin askeri harcaması biraz daha düşüyor ve 375 milyar dolara geriliyordu. Çin ise savunmasını 32 milyar dolara çıkarıyordu. ABD ile Çin’in askeri harcama oranı, 12 kata kadar geriliyordu.

2005 yılında, ABD’nin askeri harcaması artıyor ve 552 milyar dolara çıkıyordu. Çin’in askeri harcaması da artıyor ve 65 milyar dolara çıkıyordu. İki ülke arasındaki oran 9 kata düşüyordu.

2010 yılında ise ABD 687 milyar dolarlık askeri harcama yaparken, Çin 114 milyar dolara kadar çıkıyordu. Ve iki ülkenin askeri harcama oranı da böylece 6 kata kadar düşüyordu.

2013’te ise ABD 525 milyar dolar, Çin ise 107 milyar dolar ayırıyor savunma bütçesine… Bu hedeflerin gerçekleşmesi halinde bile, iki ülkenin savunma bütçesi oranı 5 kata kadar düşmüş oluyor.

ÇİN ABD’Yİ 2020’DE YAKALIYOR

Tüm bu rakamları biraz daha sadeleştirirsek eğer; ABD 23 yıl önce Çin’in tam 30 katı büyüklüğünde bir savunma bütçesine sahipken, bu oran önümüzdeki yıl 5 kata kadar geriliyor.

Tüm bu oranları göz önüne alır ve verili koşulları da aynı kabul edersek, savunma harcamaları bakımından Çin’in ABD’yi 2020 – 2025 yılları aralığında yakalayacağını söyleyebiliriz.

PASİFİK’TE HESAPLAŞMA HAZIRLIKLARI

Yıllar önce, “toplam ekonomik büyüklük” bakımından Çin’in 2025 yılında kendisini yakalayacağını saptayan ABD, hesapları güncelledi ve takvimi biraz daha erkene çekti…

Washington’un Büyük Ortadoğu’yu taşeronlarla çözmeye soyunup direkt Pasifik’e yönelmesinin en önemli nedeni, iki ülke arasındaki makasın her alanda hızla daralmaya başlaması elbette…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Aralık 2011

, , ,

Yorum bırakın

ÇİN’İN SURİYE HAMLESİ

ABD’nin doğrudan bir cephe açmayıp, sahaya Türkiye’yi sürmek istediği Suriye’ye, Asya’dan yeni bir destek hamlesi daha geldi.

Batı’ya, Suriye’ye saldırı meşruiyeti sağlamamak için Rusya’yla birlikte BM Güvenlik Konseyi’nde barikat kuran Çin, altı maddelik bir plan önerdi.

Çin Dışişleri Bakanlığı, “Suriye’de krizin siyasal diyalog yoluyla ve barışçıl şekilde aşılmasında ısrar ettiğini ve bu konuda yorulmadan çaba harcayacağını” belirterek, şu önerileri yaptı:

ÇİN’DEN ABD’YE TÜZÜK ANIMSATMASI!

1. Suriye’deki taraflar (yani Esad yönetimi ve muhalifler) şiddet girişimlerini derhal, kapsamlı ve şartsız olarak durdurmalı.

2. Taraflar, devlet ve halkın uzun vadeli ve temel çıkarlarını koruma ilkesiyle hareket ederek, BM ve Arap Birliği özel elçisinin adil koordinasyonunda derhal diyalogu başlatmalı.

3. Çin, insan hakları bahanesiyle Suriye’nin içişlerine müdahale edilmesine karşı çıkmayı sürdürecektir.

4. Uluslararası toplum, Suriye’nin bağımsızlığına, egemenliğine, birliğine ve toprak bütünlüğüne, aynı zamanda Suriye halkının siyasal sistem ve gelişme yolunu özgürce seçme hakkına saygı göstermeli.

5. Çin, BM ve Arap Birliği özel elçisinin oynayacağı yapıcı rolü desteklemektedir.

6. BM Güvenlik Konseyi’nin üyeleri (yani ABD, İngiltere ve Fransa) BM tüzüğünün amaçları ve ilkeleriyle, uluslararası ilişkilerin temel ilkelerine uymalı.

ASYA AĞIRLIĞINI KOYUYOR

Pekin’in Washington’u uyararak, Suriye’ye müdahaleye izin vermeyeceğini ilan ettiği ve Esad ile muhalifleri diyaloga çağırdığı bu plan, Çin’in meseleye ağırlığını koyacağı anlamını taşıyor.

Batı’ya müdahil olma şansı bırakmadan sorunun içeride halledilmesini savunan bu plan, kuşkusuz toplamda Doğu’nun yani Asya’nın planı olarak değerlendirilmeli.

Önceki gün aktardığımız, İran Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin Ankara’ya sunduğu “Türkiye muhaliflerle, İran da Esad yönetimiyle yakın. Tarafları Ankara – Tahran ekseni masaya oturtsun” önerisini de, bu planın bir parçası olarak görebiliriz.

ESAD’IN ASKERİ BAŞARISI

Suriye konusunda Batı’nın eli zayıflarken, Asya’nın eli güçleniyor. Çin – Rusya – İran hattının sağlam durması kadar, Esad’ın içeride izlediği akıllı askeri strateji de bu denge değişimini olumlu etkiliyor.

Esad, Batı’nın Libya’da uyguladığı, “bir bölgeyi ele geçirip, oradan ilerlemek” stratejisine asla geçit vermedi. Anımsanacağı gibi Batı önce Dera’yı ele geçirmeye çalıştı; Esad bastırdı ve şehri teslim etmedi. Ardından Hama’da ve son olarak da Humus’ta yaşandı bu durum.

Batı’nın “bu kez kesin düşer” diye çok umut beslediği Humus’un alınamaması ve Batı destekli muhalif askeri birliğin çekilmek zorunda kalması, Suriye’ye müdahale arzulayan dış güçlerin endişesini büyüttü!

AKP’YE ASYA’DAN ALTIN FIRSAT

Batı’nın “doğrudan savaş ilanı olamayınca, rejim muhaliflerini silahla donatmak ve iç savaş çıkartmak” hedefinin başarısı, “tampon bölge” ya da “insani koridor” oluşturmaya bağlı.

Batı, bunun Türkiye sınırından yapılmasını istiyor, Ankara ise “koridor Akdeniz’den açılsın” diyerek zaman kazanmaya ve tehlikeyi savuşturmaya çalışıyor.

AKP Suriye’de batmak istemiyorsa, Asya’nın yarattığı bu fırsatı iyi değerlendirmeli!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Mart 2012

, ,

Yorum bırakın

AMERİKA’NIN ARDINDAN

ABD’nin önemli stratejistlerinden Zbigniew Brzezinski, üst düzey bir Çin yetkilisinin üst düzey bir ABD yetkilisine “Fakat Amerika lütfen hızlı çökmesin” dediğini aktarıyor Foreign Policy’deki “Amerika’nın ardından” başlıklı son makalesinde…

Böyle bir Çinli yetkili var mıdır, bu sözleri söylemiş midir, bilinmez. Ama Brzezinski’nin bu sözlere dayanarak Amerika’nın çöküşüne dünyanın sevinemeyeceğini iddia ettiğini, bu son makalesiyle öğrenmiş oluyoruz.

Brzezinski, “SSCB’nin 1991’de çökmesi üzerine ABD’nin üstlendiğine benzer bir role, yeni, işbirlikçi bir düzenin liderliği rolüne hazır tek bir güç olmayacak 2025’e kadar” diyor ve Pekin’in, Amerika’nın hızla çökmemesini istemesini, Çin’in hazırlıksızlığına bağlıyor.

‘RUSYA GENİŞLEYECEK’

Ünlü stratejist Zbigniew Brzezinski, Amerika’nın ardından nasıl bir dünya oluşacağına dair öngörülerde bulunmuş “Amerika’nın ardından” başlıklı makalesinde… Ve Brzezinski “olacakları” her biri birer felaketmiş gibi sunarak, aslında Çin dışındaki büyük ülkeleri Amerika’yla sonsuz işbirliğine zorunlu olduklarına ikna etmeye çalışıyor haliyle…

Ertuğrul Aydın’ın Dünya Bülteni için Türkçe’ye çevirdiği makalesinde Brzezinski, Amerika’nın ardından olacakları şöyle sıralıyor:

1. “Rusya eski Sovyet Cumhuriyetlerine kesinkes göz koyacaktır.”

‘AVRUPA 3’E BÖLÜNECEK’

2. “Henüz birbirine iyice tutunmamış olan Avrupa’nın ise çeşitli yönlere doğru çekiştirilmesi muhtemeldir: Almanya ve İtalya ticari çıkarlardan dolayı Rusya’ya doğru; Fransa ve güvensizlik içindeki Orta Avrupa siyasi bakımdan daha sıkı bir Avrupa Birliği tarafına doğru; İngiltere ise çökmekte olan ABD’yle özel ilişkilerini muhafaza ederken AB içinde dengeleri manipüle etmeye doğru çekiştireceklerdir.”

3. “Diğerleri ise daha büyük bir hızla kendi bölgesel kürelerini şekillendirmeye koyulacaklardır: Türkiye, eski Osmanlı coğrafyasında, Brezilya Güney Yarımküresinde…

4. Brzezinski’ye göre “Çin’in önemli komşuları olan Hindistan, Japonya ve Rusya, ABD’nin küresel totem direğindeki sıfatını Çin’in almasına hazır değil.”

Bu nedenle her üç ülke, “Çin’i dengelemek amacıyla, zayıflayan ABD’nin desteğini bile arayabilir.” diyor Brzezinski ve şöyle bir felaket tablosu çiziyor: “Netice olarak ortaya çıkan bölgesel mücadele, Çin’in komşularındaki benzer ulusçu eğilimlere bakınca, daha da yoğunlaşabilir. Bunun ardından Asya’da ağır bir uluslararası gerilim doğacak, 21. yüzyıl Asya’sı 20.yüzyılın şiddet dolu ve kana susamış Avrupa’sına benzemeye başlayacaktır.”

‘İSRAİL SAVUNMASIZ KALACAK’

5. Brzezinski, ABD’nin zayıf güçlerin güvencesi olduğunu, bu ülkeleri bölgesel güçlere karşı koruduğunu iddia ederek, Amerika’nın ardından Gürcistan, Tayvan, Güney Kore, Belarus, Ukrayna, Afganistan, Pakistan, İsrail ve Büyük Ortadoğu ülkelerinin, tehlikeye düşeceğini ve savunmasız kalacağını belirtiyor.

6. Brzezsinki’ye göre Amerika’nın ardından “deniz güzergâhları, uzay, internet ve çevre gibi küresel müşterekler de aşınmaya uğrar.”

7. Brzezinski son olarak ABD’nin zayıflamasının şu sonuca yol açacağını beliriyor: “Zayıflayan bir ABD’nin daha ulusçu, ulusal kimliği söz konusu olduğunda daha çok savunmacı, ülke güvenliği konusunda daha paranoyak, başkalarının kalkınması uğruna kaynak feda etmeye daha az gönüllü olması muhtemeldir.”

‘ABD, ABD’NİN ÇÖKÜŞÜNE HAZIRLANMALI’

Zbigniew Brzezinski, makalesinin sonunda ABD’nin, şimdiden “Amerika’nın ardından” olacaklara kendisini hazırlamasını istiyor:

“Fakat bugün Amerika’nın çöküş rüyasını görenler sonunda buna muhtemelen üzülecekler. Ve Amerika’nın ardından dünya gittikçe karışık ve karmaşık olacağından dolayı Amerika’nın, dış politikası için yeni bir stratejik vizyon izlemesi yahut küresel kargaşaya tehlikeli bir şekilde sürüklenmeye karşı kendini  hazırlaması zorunludur.”

ABD’NİN YENİLMEZ OLMADIĞINI SAPTAMAK

Brzezinski, ülkesinin gidişatını görüp, önlemler üretmeye çalışıyor haliyle… Amerika’nın çıkarları için dünyayı felaketlerle bile tehdit ediyor.

Umarız, bırakın Amerika’nın çökeceğini, henüz Amerika’nın zayıflamaya başladığını, sendelediğini, gerileme eğilimine girdiğini bile değerlendiremeyen kesimler, Brzezinski gibi ABD’ye dünya egemenliği için program oluşturan stratejistlerin bu makalelerinden, Türkiye adına yararlı sonuçlar çıkarırlar.

Çünkü Amerika’nın asıl gücü, yarattığı “yenilmez” hayalidir… Amerika’nın yenilmez olmadığını bilmek ve gerilemeye başladığını saptamak, Amerikan gücüne karşı çıkmada geniş kesimleri harekete geçirecektir ancak.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
5 Mart 2012

, ,

Yorum bırakın

ABD İÇİN TÜRKİYE – İSRAİL İŞBİRLİĞİ

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Liberman’ın tam 18 ay sonra ilk kez görüşmesinden “Türkiye” çıktı!

İkilinin merakla beklenen görüşmesine dair ayrıntıları, ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Victoria Nuland basına aktardı. Nuland,  iki ülkenin de ABD’nin müttefiki olduğuna işaret ederek, “Birlikte yapılması gereken çok iş var” ifadesini kullandı.

Lieberman’la görüşmesinde Türkiye ile ilişkilerin düzeltilmesi çağrısı yapan Clinton, önümüzdeki günlerde de Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nu ağırlayacak.

RUSYA HAMLESİNE YANIT ARAYIŞI

Aslında Clinton’un Türkiye – İsrail işbirliğine işaret etmesi, Ortadoğu’daki yeni dengelerle ilgili. Rusya ve Çin’in BM Güvenlik Konseyi’nde ABD’ye barikat oluşturması, zaten bölgedeki askeri varlığı azalmış Washington’un, Suriye konusunda elinini zayıflatıyor.

Nitekim Victoria Nuland da, Clinton ile Liberman’ın, Rusya ve Çin’in BM Güvenlik Konseyi’ndeki vetolarından sonra Suriye’deki durumu masaya yatırdıklarınıı belirtti.

ABD, Rusya’nın Suriye konusunda ipleri eline almasına ve “belirleyen” konumuna geçmesine yanıt vermek amacıyla bir yandan AKP’yi sıkıştırıyor ve Türkiye üzerinden “yeni bir girişim” başlatılmasına çalışıyor, bir yandan da İsrail’i Türkiye’yle işbirliği konusunda zorluyor.

Suriye konusunda mevcut nesnel durum zaten AKP ile İsrail’i doğal müttefik yapıyor. AKP’nin Suriye karşıtı politikalarına en çok sevinen ülkenin İsrail olması boşuna değil…

UFUKTA İRAN’A SALDIRI YOK

Clinton ile Liberman’ın görüşmesinde İran da konuşuldu. İkilinin görüşmesi, İsrail’in “bir an önce İran’a saldırılmalı” fikrine karşın, ABD’nin İran’a “yaptırımları artırmak”la yetinmesi nedeniyle, daha da önem kazanıyordu.

Victoria Nuland, İran konusunda iki bakanın, “bu ülkeye yönelik ilave yaptırımların getirdiği etki, dünya genelindeki ülkeleri İran petrolünden vazgeçirmek için verdikleri çabalar, İran’ın nükleer silah edinmesini önlemeye ve yaptırımlar yoluyla Tahran üzerindeki baskıyı artırmaya dönük ortak kararlılıkları hakkında” kapsamlı şekilde konuştuklarını belirtti.

Liberman’ın mevkidaşı Clinton’la ve ardından Amerikalı senatörlerle görüşmesinden sonra gazetecilere söylediği şu sözler, bu konudaki “ilerlemeyi” gösteriyordu: “’Yaptırımlar konusundaki bu çok kritik kararı takdir ediyoruz. İranlıların nükleer heveslerinden vazgeçmelerini bekliyoruz.”

İSRAİL’DEN AKP’YE ‘SOYKIRIM’ JESTİ

Belki de Clinton – Liberman buluşmasının anlamını en iyi ortaya koyan cümle, Liberman’ın temaslarından sonra bir televizyon kanalına verdiği demeçteki şu sözlerdi: “Holokost’tan başka bir soykırımı yasayla tanımayacağız.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Şubat 2012 

, , , , ,

Yorum bırakın

ABD – TALİBAN MÜZAKERELERİ BAŞLADI

7 Ekim 2001 günü Afganistan’a saldıran ABD’nin resmi gerekçesi, 11 Eylül’ün faili saydıkları Usame Bin Ladin’in bu ülkede olmasıydı. Oysa asıl neden, ABD’nin Avrasya’nın kalpgâhına yerleşme stratejisiydi.

ABD’nin 21. yüzyılı Amerikan yüzyılı ilan edebilmesi ve ileride kendisine rakip olabilecek tek kuvvet olan Çin’i sıkıştırması bu stratejiye bağlıydı.

ABD, bu stratejiyi gerçekleştirebilmek için Afganistan saldırısında önüne Taliban yönetimini ve yandaşlarını ortadan kaldırma hedefi koydu.

Bu anımsatmayı neden mi yaptık? ABD’nin hedefinin gerçekleşip gerçekleşmediğini saptayabilmek için… Gelin çok önemli şu iki gelişmeyi inceleyelim:

SAVAŞI BİTİRME GÖRÜŞMESİ

1. Ufuk Ötesi okurları için sürpriz sayılmaz. Bu köşede birkaç kez, ABD’nin Taliban’la müzakereye hazırlandığını duyurmuştuk. Ve o gün artık geldi.

New York Times, ABD’li yetkililerin Taliban temsilcileriyle Katar’da görüşmeye başladıklarını ilan etti. Gazeteye göre taraflar, Afganistan’daki savaşa son verme amacıyla güven ortamını başlatmak için ön görüşmeye başladılar. Haberde, müzakerenin gündeminde, özellikle tutuklu nakli konusunun bulunduğu belirttildi.

Bu arada Afganistan Yüksek Barış Konseyi’nden Aminundin Muzafferi, Katarlı resmi bir heyetin, müzakerelerde Katar’ın rolünü Afganistan hükümetine anlatmak için Kabil’e gideceğini duyurdu.

Ayrıca, 8 kişilik bir Taliban delegasyonunun da, siyasi temsilcilik bürosu açmak üzere Katar’a gittiği belirtildi.

KARZAİ DE TALİBAN’LA GÖRÜŞECEK

2. ABD’nin kendisine danışmadan Taliban’la görüşme sürecini başlatmasına açıkça öfke gösteren Hamid Karzai, Taliban’ın Katar’da ofis açmasına ve görüşmelerin bu ülkede yapılmasına itiraz etti: “Bu büronun Afgan topraklarında açılmasını tercih ederdik. Taliban da bu ülkenin bir parçası. Neden bir başka ülkede görüşelim ki?”

Ancak Taliban, Karzai yönetimini tanımıyor. BBC, buna rağmen Karzai yönetimi ile Taliban arasında da görüşmeler başlayacağını, tarafların birkaç hafta içinde Suudi Arabistan’da bir araya geleceğini duyurdu.

ABD, AFGANİSTAN’DAN ERKEN GERİ ÇEKİLEBİLİR

Bu iki gelişmeyle birlikte, ABD’nin Afganistan’dan geri çekilme takvimi de hızlanmış görünüyor.

Irak’tan çekilen ABD, Afganistan’dan da geri çekilmeyi bir takvime bağlamış ve 2014 yılında tamamen çekileceğini taahhüt etmişti.

Afganistan Cumhurbaşkanı Hamid Karzai ise “Eğer süreç hızlanmışsa, çekilme erken gerçekleşebilir. Biz buna hazırız” mesajı verdi.

NATO’NUN GİZLİ TALİBAN RAPORU

Aslında NATO’nun hazırladığı son rapor, her şeyi ortaya koyuyor.

Gizli rapor, Taliban savaşçılarının Afgan ordusu ve polisiyle işbirliği içinde olduğunu, Taliban’ın halk içinde geniş bir desteği bulunduğunu, Taliban’ın mücadelesine katılmaya istekli olan kesimlerin yoğun olduğunu saptıyor.

NATO raporundaki önemli saptamalardan biri de şöyle: “Afgan halkı, yönetimdeki yolsuzluklar nedeniyle, Taliban yönetimini Afgan hükümetine tercih ediyor.

Raporda, NATO güçlerinin çekildiği bölgelerde, Taliban’ın hızla etkisini artırdığı vurgulanıyor!

10 yılda gelinen nokta bu… Afganistan’daki hedefini gerçekleştiremeyen ve Taliban’la pazarlık yapmak zorunda kalan ABD, çıkış arıyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Şubat 2012

, , ,

Yorum bırakın

BATI’NIN İRAN PLANI YOK

Hafta içi İran konusunda ABD ve İsrail’in farklı düşündüğünü, ABD yönetiminin de net bir tutumunun olmadığını belirtmiştik. İptal edilen askeri tatbikatın, Obama’nın İsrail’e verdiği önemli bir mesaj olduğu, Washington’da artık açıkça yazılıyor.

Peki, İran konusunda İsrail’den farklı düşünen ABD, AB ile uyumlu mu? Bugün Türkiye’nin de içinde yer aldığı Batı Kulübü’nün İran ajandasına göz atacağız.

DAVUTOĞLU’NUN ROLÜ

Ocak başında elinde “iki” mektupla Tahran’a giden Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’na verilen görev, İran’ı müzakere masasında tutmaktı. Nitekim mektupları teslim eden ve mevkidaşından da bu konuda olumlu işaret alan Davutoğlu, İran ile P5+1 ülkeleri arasındaki müzakerelerin İstanbul’da yapılacağını ilan etti.  (İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi de Türkiye ziyaretinde bu açıklamayı doğruladı.)

Kaldı ki, ABD zaten İstanbul’da İran’la gizli görüşmeleri başlatmıştı. Üstelik görüşmelerde ABD’yi temsil eden diplomat Thomas Pickering, Washington Post’da, Obama’ya açık görüşmeleri başlatma çağrısı yapmıştı.

OBAMA’NIN MEKTUBU

Daha da önemlisi, Obama’nın İran’ın dini lideri Ayetullah Hamaney’e yazdığı mektuptu. Sadece Hürmüz Boğazı bölümü basına konu olan bu mektup, aslında yeni bir tutum ortaya koyuyor.

İranlı milletvekili Ali Mutahhari, Obama’nın mektubunun iki bölümden oluştuğunu, Hürmüz Boğazı’yla ilgili ilk bölümün tehdit içerdiğini ancak doğrudan müzakere talebi içeren ikinci bölümün dostça yazıldığını belirtti.

Mutahhari’ye göre Tahran ile doğrudan müzakere yapmak istediklerini söyleyen Obama, müzakerelerde aradaki anlaşmazlıkları çözümlemeye hazır olduklarını da söylemiş.

İNGİLTERE: TARİH VE PLAN YOK

P5+1 ülkelerinin İran’la müzakereye başlaması beklenirken, AB’den kafaları karıştıran bir açıklama geldi.

AB Dış Politika ve Güvenlik Komiseri Chaterine Ashton’ın sözcüsü, AFP’ye yaptığı açıklamada, müzakerelere açık olduklarını ancak Ashton’ın ekim ayında İran’a gönderdiği mektuba yanıt gelmedikçe bunu yapmayacaklarını söyledi.

İngiltere Dışişleri Bakanlığı ise resmi bir açıklama yaparak “henüz müzakerelere ilişkin ne tarih ne de somut bir plan ortada” dedi.

Financial Times’a konuşan üst düzey AB diplomatlarının değerlendirmesi ise ilginç. Diplomatlar, Tahran’ı “manşetlere çıkmaya ve müzakerelere başlamaya hazırmış gibi görünmeye çalışmakla” suçladı.

İSRAİL PARMAĞI

Tüm bu gelişmeler yaşanırken, İran’ın Türk topraklarına terörist soktuğu iddiasının basında yer alması oldukça manidar. İran’ın Ankara Büyükelçiliği bir basın bildirisi yayımlayarak, yalan haberin kaynağının İsrail olduğunu, bu ülkenin Ankara ile Tahran’ı karşı karşıya getirmeye çalıştığını belirtti.

TAHRAN AVANTAJLI

Sonuç olarak, kendi iç sorunlarıyla boğuşan ve krizden çıkış arayan Batı’nın İran konusunda ortak bir tutum sergileyemediği görünüyor. Irak’tan asker çeken ve yeni stratejiyle ağırlığı Pasifik’e vermek isteyen ABD’nin bölgede zayıflayan konumu da, Tahran’a avantaj sağlıyor.

Belirsizlik ve zaman, kuşkusuz İran’a yarıyor.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Ocak 2011

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

İRAN KONUSUNDA ABD-İSRAİL FARKI

Dünya basını, ABD – İsrail ikilisinin her an İran’a sürpriz bir saldırı yapacağı öngörüleriyle doluydu geçen hafta… İranlı bilim adamlarına yönelik suikastlar, Hürmüz Boğazı konusunda yapılan açıklamalar ve en önemlisi ABD ve İsrail’in ortak tatbikat yapacağı bilgisi, bu öngörünün olgularıydı.

Ancak İran’a yakın zamanda bir saldırı olmayacağının bize göre en önemli olgusu ise ABD’nin Irak’tan çekilmesi ve bölgede zayıflamasıydı!

Bu gerçek, ABD ile İsrail’in İran ajandasını değiştirmeye başladı.

ABD, İRAN’LA GÖRÜŞMEYE BAŞLADI

1. ABD, İran’la gizli görüşmelere başladı. Aydınlık Dış Haber Servisi’nin dünya basınına fark attığı bu haber, gelişmelerin en önemli olgusudur.

Kadir Has Üniversitesi’nin İstanbul Haliç binasında yapılan gizli görüşmeler ve bu görüşmelerde yer alan ABD’nin eski BM Daimi Temsilcisi Thomas Pickering’in Washington Post’da açıkça Obama yönetimini İran’la diplomatik ilişki kurmaya çağırması, bir “yeni dönem” gelişmesidir.

2. Washington’un Tahran’la müzakere masasına oturmak istediği Ahmet Davutoğlu’nun İran ziyaretiyle netleşti. Davutoğlu, AB Dış Politika ve Güvenlik Komiseri Chaterine Ashton’un mektubunu Tahran’a götürdü ve BM Güvenlik Konseyi üyeleri ile Almanya’dan oluşan P5+1 ülkelerinin, Türkiye’de İran’la görüşmelere başlayacağını açıkladı.

3. ABD Başkanı Barrack Obama, İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’e mektup gönderdi. (Bu mektubun da Davutoğlu tarafından götürülmüş olabileceği belirtiliyor.)

OBAMA, İSRAİL’İ UYARDI

4. İranlı bilim adamlarına yönelik suikast sonrasında verilen mesajlar, İran konusunda ABD ile İsrail’in farklı noktalara doğru yöneldiğini göstermektedir.

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, ABD’nin suikastlere karıştığı iddiasını “kesin olarak reddetti.” Suikast, Beyaz Saray ve ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından alışılmışın dışında bir şekilde kınandı. ABD, suikastle ilgisinin olmadığını New York Times’ın birinci sayfasından da ilan etti. Hillary Clinton, “İran içinde her türlü şiddet eylemine ABD’nin dâhilini kesin olarak” reddederken, ABD Ulusal Güvenlik Konseyi sözcüsü Tommy Vietor da, “ABD’nin suikastle ilgisinin olmadığını” vurguladı.

Foreign Policy’den Daniel W. Drezner, İsrailli bir yetkilinin “saldırıdan kimin sorumlu olduğunun belirsiz kalmasında fayda var” sözlerini şöyle yorumluyor: “Gizli bir eylemden kimin sorumlu olduğunun belirsiz olmasının faydalı olduğu doğruysa ve ABD de gizli eylemin suikast kısmındaki rolünü kesin olarak reddediyorsa, bu durumda Obama yönetimi açık ve net bir şekilde İsrail’e buna bir son vermesini işaret ediyordur.

Drezner, “Obama yönetimi İran’ı yeniden pazarlık masasına getirmeye çalışıyor ama bu tür gizli eylemler bunun gerçekleşmesine mani olur” görüşünde…

5. ABD ve İsrail’in baharda yapacağı ortak askeri tatbikatın ertelendiği açıklandı. Resmi açıklamada, erteleme gerekçesi olarak “bütçe” gösterildi.

Açıklamanın zamanlaması, ertelemeyi daha da önemli kılıyor. Zira erteleme açıklamasından kısa bir süre önce İsrail Başbakan Yardımcısı Moşe Yaalon, ABD’nin İran’a karşı sertleşmede tereddüt içinde olduğunu ve bunun kendilerini hayal kırıklığına uğrattığını belirtmişti.

ABD’DE AYRILIK

ABD ve İsrail’in İran konusunda 180 derecelik bir görüş ayrılığının ortaya çıktığı elbette söylenemez. Ancak Foreign Policy’nin dikkat çektiği şu gerçek önemli: “Obama yönetiminde görüş ayrılıkları var ve bundan dolayı İran’daki hedeflerinin ne olduğundan tam olarak emin değiller. Ama siyaset yapıcılar, İsrail’in yaptıklarının buna yardımcı olmadığını bilirler.”

Sadece Obama yönetiminde değil, ABD’nin hâkim sınıfı içinde de görüş ayrılığı var: “Onurlu geri çekilelim” diyenlerle,  “dünyayı ateşe verelim, en az zararı biz görürüz nasılsa” diyenler, kıyasıya mücadele ediyor.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Ocak 2011

, , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

KOPARAN OPERASYON

17 ilde 123 adrese yapılan baskınlarla yeni bir aşamaya ulaşan KCK operasyonu ne anlama geliyor? Daha önce avukatlara ve gazetecilere yapılan operasyonlarla birlikte düşünüldüğünde, “yeni bir durum” mu oluştuğunu değerlendirmeliyiz?

Başbakan Erdoğan, “terörle mücadele, siyasetle müzakere” diye isimlendirdiği politikasından geri adım mı atıyor?

Bu sorulara yanıt bulmak için yaptığımız soruşturmada, dikkat çeken saptamalarla karşılaştık. Özetleyelim:

DEVLET – PKK GÖRÜŞMELERİ YENİDEN BAŞLADI

1. Bugünü anlamamız için son 6 ayı değerlendirmemiz gerektiğini söyleyen bir güvenlik uzmanı, 12 Haziran seçimlerinden sonraki tabloyu şu çarpıcı soruyla birlikte yorumluyor:”PKK, son 6 aydır süren operasyonlar karşısında neden sessiz?”

Kaynağımız, PKK’nin belinin kırıldığı, yanıt veremeyecek kadar köşeye sıkıştığı şeklindeki, hükümet çevrelerinden gelen değerlendirmelerin doğru olmadığının altını çiziyor.

2. Güvenlik uzmanının teyit ettiği bir bilgi, meseleyi daha da ilginç kılıyor. Birkaç haftadır çeşitli kesimlerde de dillendirilen bu bilgiye göre hükümet – PKK görüşmeleri yeniden başladı.

AYRIŞTIRMA SÜRECİ

Gelin güvenlik uzmanının bu iki saptamasını, bazı resmi açıklamaları hatırlayarak, değerlendirelim.

Hükümete yakın çevrelerde dillendirilen, “BDP’yi PKK boyunduruğundan kurtarmak için KCK operasyonu yapılıyor” şeklindeki değerlendirmeyi bir kenara bırakırsak, en dikkat çeken açıklama Leyla Zana’dan geldi: “Demokratik zemine olan inançtır bizi Ankara’da tutan. İnşallah demokratik zemini daha fazla dinamitlemezler.”

Zana’nın “Bu uygulamalarla toplumu daha çok ayrıştırdıklarını görüyoruz” sözleri ise çıplak bir gerçeğe işaret ediyor.

ATLANTİK’E ÇIPALI KUVVETLER

Karışık görünen sürecin turnusol kağıdı, AKP ile PKK’nin Atlantik’e çıpalı olduğu gerçeğidir.

Washington elindeki PKK kartını duruma göre iki türlü kullanıyor: Hem AKP’yi kendi bölgesel politikalarına zorlamak için, hem de Türkiye’yi zayıflatmak için.

AKP’nin durumu da, bazen havuç bazen de sopa olan PKK’den farklı değildir.

Geride kalan 9 yılda ABD, iki kuvveti bazen toplayarak, bazen de birbiriyle çarparak, Türkiye’yi bir noktaya getirdi.

ABD’nin gerçekleştirmek istediği proje, Irak’ın kuzeyindeki yapıyı, Ankara’nın himayesi adı altında Türkiye’ye genişletmek ve Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açmak…

20 yılda, Irak’taki 160 bin askeriyle bu projeyi gerçekleştiremeyen ABD’nin tek çıkışı, Türk ve Kürt’ü, Türkiye’de ayrıştırmak…

KCK operasyonlarıyla biriktirilen gaz, bu nedenle önemli.

Kürtleri Ankara’dan kopartmanın yolunu, BDP’yi Ankara’dan kopartmakta görüyorlar.

Ancak başaramayacaklar…

NOT:Bugün Adana’da, 5. Çukurova Kitap Fuarı’nda, okurlarımızla buluşuyor ve kitaplarımızı imzalıyoruz. Adanalı hemşerilerimizi bekliyoruz.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
15 Ocak 2012

, , , ,

Yorum bırakın

ÇİN’DEN ABD’YE: HAREKETLERİNE DİKKAT ET

ABD’nin “2,5 savaş konseptini” iptal ettiği yeni stratejisini daha önce bu köşede incelemiştik. Obama, yeni straejiyi ilan ettiği konuşmasında, ABD’nin 10 yıldır devam eden savaş dönemini kapadığını ve yeni bir sayfa açtığını, “uzun dönemli askeri operasyonlarla ulus inşası” yaklaşımına son verdiklerini ve artık “daha küçük, konvansiyonel kara güçlerine dayalı” bir ulusal güvenlik stratejisi izleyeceklerini belirtmişti.

BOP’ta iflas eden ABD’nin bu stratejiyle nihai hedefine yani Çin’e, doğrudan yönelme kararı aldığını ancak bu değişikliğin saldırı değil savunma maksatlı olduğunu belirtmiştik.

YENİ DÖNEMİN GERÇEKLERİ

Araya iç politika girdi, Çin’in ABD’nin yeni stratejisine sert tepkisini yazamadık. Bugün inceleyelim:

Çin Savunma Bakanlığı sözcüsü Geng Yansheng, ABD’nin yeni stratejisinin Asya-Pasifik ve küresel ölçekteki etkilerini çok yakından izlediklerini söyledi ve ABD’den hareketlerine dikkat etmesini istedi: “Umarız ABD yeni dönemin gerçeklerinin farkına varır, Çin ve Çin ordusuyla objekif ve akla uygun ilişkiler oluşturur. Sözlerine ve hareketlerine dikkat edip, iki ülke ve ordu arasındaki ilişkilerin geliştirilmesinin sağlayacağı faydaların farkına varır.”

Pekin sadace Savunma Bakanlığı üzerinden değil, Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla da Washignton’u uyardı. Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Liu Weimin, stratejik amaçlarının belirgin, açık ve saffaf olduğunu belirtip, hiçbir ülkeye karşı tehdit oluşturmadıklarını belirtti. Liu, Pekin’in savunma modernizasyonunun bölgesel barış ve güvenliğin devamı için etkin rol oynadığını vurguladı.

UZUN MENZİLLİ FÜZE TALEBİ

Çin medyası da ABD’nin yeni stratejisine tepki gösterdi.

Çin’in resmi haber ajansı Xinhua, yeni bir soğuk savaş zihniyetinin istenmediğini belirttirken, milliyetçi çizgideki Çin gazetesi Global Times, Pekin hükümetine çağrıda bulunarak, Çin ordusunun uzun menzilli hedefleri vurma kapasitesinin güçlendirilmesini talep etti.

ÇİN, ABD’YLE SAVAŞA HAZIRLANIYOR

ABD, Çin’le gücünün doruğuna ulaşmadan hesaplaşmaya yeltenecek mi, bilinmez… Ancak Pekin yönetimi, bu küçük ihtimali göz önünde bulundurarak, askeri yığınak yapıyor.

15 Aralık 2011 günü bu köşede “Çin ABD’yle savaşa hazırlanıyor” demiş ve Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Hu Jintao’nun, 6 Aralık günü ülkenin en yüksek siyasi ve askeri liderleriyle çok kritik bir toplantı yaptığını ve orada “Deniz kuvvetleri başta olmak üzere tüm askeri kuvvetleri savaşa hazır olmaya” çağırdığına dikkat çekmiştik.

AKTİF SAVUNMA DÖNEMİ

Çin, 2011 yılında çok önemli askeri gelişmelere imza attı: İlk uçak gemisini tamamladı. Radara yakalanmayan ilk hayalet bombardıman uçağı J-20’yi üretti ve başarıyla denedi. İlk insansız helikopteri V750’yi üretti, başarıyla denedi, şimdi de seri üretime geçiyor.

ABD’nin F-15 ve F-16 jetleriyle aynı klasmanda olan J-11B jetlerini üreten Çin, daha gelişmiş olan JF-17 jeti de envanterine dahil etti.

Çin, geçen aylarda “hareketli hedefleri” vurma kapasitesine sahip yeni kuşak uzun menzilli füzelerini başarıyla denedi. Başka hiçbir askeri gücün envanterinde bulunmayan bu füzelerin doğrudan Amerikan uçak gemilerine karşı geliştirildiği yorumları yapılıyor.

Nitekim Pekin yönetimi, “Çin Savunması” isimli son Beyaz Kitap’ta, aktif savunma dönemine girildiğini belirtmişti.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
13 Ocak 2011

, ,

1 Yorum

ERDOĞAN’IN ABD ASKERİ AŞKI

Irak Başbakanı Nuri El Maliki’nin ülkesinin siyasal birliği için yaptığı hamleler, Başbakan Erdoğan’ı oldukça rahatsız etmişe benziyor. Erdoğan, Norveç Başbakanı ile ortak basın toplantısında Irak’taki gelişmelere değindi ve şu tarihe geçecek sözleri sarfetti:
“Bütün bu süreç ABD’nin Irak’tan çıkması ile birlikte beklenen bir süreçti. ABD Irak’tan çıktı, hemen arefesinde ne yazık ki bu süreç başladı. Bunu ben Sayın Biden’e de söyledim. Daha önce Sayın Obama’ya da söyledim. Burada demokratik sistem oturuncaya kadar kalmanızda fayda var demiştim. Ama çıktıkları anda işte mevcut yapının ne kadar demokratik olduğu ortaya çıktı. Çünkü bunların demokrasiyi anlaması, bunların demokratik parlamenter sistemi anlaması veya bunu yaşamaya başlaması herhalde daha uzun yıllar alacak. Öyle görünüyor.” (Sabah, 10 Ocak 2011)
ERDOĞAN’IN IRAK MESAJI
Başbakan Erdoğan iki önemli mesaj veriyor:
1. Erdoğan, işgalci ABD askerinin Irak’tan çıkmasını istememiş!
2. Erdoğan, Iraklıların demokrasiden anlamadığını ve kendi kendilerini yönetemeyeceğini idda ediyor!
Kuşkusuz bu talihsiz açıklama bizleri şaşırtmadı. Çünkü Erdoğan, ABD askerlerinin Irak’a saldırısı sırasında da tarihe kara bir leke olarak geçen şu sözleri söylemişti: “Kahraman çocuklarınızın anavatana en az kayıpla dönmesini umuyor ve dua ediyoruz.” (The Wall Street Journal, 31 Mart 2003)
Erdoğan, ABD askerlerinin Irak’tan çkilmemesini de, geçen yıllar içinde, her vesileyle dile getirmişti.
Peki Erdoğan’daki bu ABD askeri sevgisi nereden gelmektedir?
ARKADAKİ GÜÇ: ABD SÜNGÜSÜ
Erdoğan tam kırk yerde ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanı olduğunu söyledi. Haliyle eşbaşkanı olduğu projenin yürütücüsü de ABD askeridir! Daha da önemlisi, ABD askeri, Erdoğan’ın arkasındaki güçtür, onun siyasal dayanağıdır!
Erdoğan TSK’ye, arkasına ABD süngüsünü alarak savaş açmıştı!
Erdoğan’ın 1 Mart 2003’te 80 bin ABD askerini bir tezkereyle İskenderun’dan Hakkari’ye kadar yerleştirme arzusu da bu siyasal bağ nedeniyledir. Keza, Erdoğan’ın ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesine 2009’dan beri şiddetle itiraz etmesinin nedeni de budur!
İLK İŞARETLER
ABD askerlerinin Irak’tan çekilmek zorunda kalması, en çok Erdoğan’ı rahatsız etti. Zira Erdoğan, 10 yıllık iktidarını, 10 yıllık ABD süngüsüne borçlu! Sandık, oy, demokrasi sözleri… Geçiniz!
Erdoğan’ı sandığa ABD koymuş ve çıkarmıştır!
ABD askerlerinin 18 Aralık 2011 itibariyle Irak’ı terketmesi, kuşkusuz Erdoğan’ın iktidarını da sarsacaktır. Erdoğan ile Gül arasındaki cumubaşkanlığı yarışının fazlasıyla gürültü çıkarması, cemat ile Erdoğan arasındaki çelişmenin derinleşmesi, cemaat yazarlarının Erdoğan’ı sert üslupla hedef alması, MİT’e dair iddialar ve hatta Erdoğan’ın rahatsızlığı dahi, yeni dönemin ilk işaretleridir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
11 Ocak 2011

, ,

1 Yorum

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın