Posts Tagged AKP

TUNCAY GÜNEY: DÜĞMEYE ABD BASTI

Kemal Kaplan’ın Tuncay Güney’le geçirdiği 240 günü anlattığı kitabından, bugün de Ergenekon operasyonunun aslında ne olduğunu ortaya koyan bir bölümü aktaracağız.

Tuncak Güney, Emniyet’te verdiği ifadenin, aslında Ergenekon tertibinin önemli bir parçası olduğunu Kaplan’a söylemiş bulunuyor.

“KIÇIMI BAŞIMI OYNATMAZSAM…”

Kemal Kaplan, soruşturmanın ilerleyen aşamalarında, Kanada’da bulunan Tuncay Güney’le Messenger (Bilgisayarda sohbet etmeyi sağlayan bir program) üzerinden konuşmaktadır. 5 Mayıs 2009 tarihli bilgisayar kaydına göre Güney şöyle söyler:

Benim ifadem olmadan, bu içerideki ne Perinçek, kimse çıkamaz. Adam gibi ifade verirsem, kıçımı başımı oynatmazsam çıkarlar”. (Kemal Kaplan, Köstebek – JİTEM-MİT ve MOSSAD Üçgeninde Tuncay Güney ile 240 gün, Stigma Yayınları, Mayıs 2010)

Kaplan, Messenger’da Daniel kodu kullanan Güney’le 17 Nisan 2010 tarihinde bir görüşme daha yapar. Konu, Ergenekon operasyonunun asıl sahibinin kim olduğudur. Bilgisayar kayıtlarına göre görüşme şöyledir:

Kemal: Kim yapıyor peki, ABD mi?

Daniel: Kim olsa iktidarda, operasyon olacaktı.

Daniel: ABD tek başına değil.

Kemal: Düğmeye ABD mi bastı?

Kemal: Kim var ABD’nin yanında?

Daniel: Bir takım ülkeler de var.

Daniel: Aslında her şey ortada.”

Gerçekten de aslında her şey ortadaydı. Güney’in ilişkileri başta olmak üzere…

TUNCAY GÜNEY’İN ABD BAĞLANTISI KİM?

Kemal Kaplan’ın Tuncay Güney’le 240 günlük anılarında, bu ilişkiler de görülüyor. Örneğin, bir gece Prive isimli, seçkin eşcinsellerin takıldığı bir gece kulübüne giderler. Tuncay Güney’in masasına üç kişi oturur:

Üç kişiden birincisi, ABD İstanbul Konsolosluğu’nda, diğeri Ticaret ve Sanayi Bakanlığı’nda görevliydiÜçüncüsü ise bir diplomattı. Evet yanlış duymadığınız bir diplomat. Hem de bir Ortadoğu ülkesinin İstanbul Konsolosluğu’nda. Oldukça iyi Türkçe konuşuyordu.”

Tuncay Güney’in ABD bağlantısı olan eşcinsel arkadaşı ilerleyen sayfalarda da karşımıza çıkıyor:

“2001 yılındaki ifadesinden sonra, ABD’ye gitmiş olması çok tartışıldı. Fakat Tuncay daha önce de gitmişti. 10 yıllık vizeyi ifade vermeden önce 2000 yılında almıştı. İfade verdikten sonra ikinci kez gitmiş oluyordu. ABD İstanbul Konsolosluğu’nda kendi gibi gay arkadaşı olduğunu zaten biliyordum. Vize alması kolaydı.”

TUNCAY GÜNEY’DEN MİT’E DÜZENLİ RAPOR

Güney’in bir de MİT’ten iki kişiye düzenli rapor verdiği bilgisi yer alıyor kitapta:

Şadi ve Nurullah isminde Tuncay’ın MİT ajanı olarak tanıttığı iki kişi vardı. Şadi uzun, Nurullah orta boylu, ikisi de yapılı adamlardı.

Tuncay girip çıktığı yerlerde, duyduğu-öğrendiği bilgileri bu iki kişiye arada bir dosya yapıp verirdi.”

SİLİVRİ, ER GEÇ BOŞALACAK!

Üç gündür Kemal Kaplan’ın Tuncay Güney’le anılarından aktardığımız ilişkiler ilginç, değil mi? 10 yıl önce Sami Demirkıran, 10 yıl sonra Tuncay Güney

SüperNATO elemanlarının tertiplerde nasıl görev aldığı, Doğu Perinçek ve vatanseverlere nasıl komplolar kurulduğu, çok açık ortada…

Sadece bu gerçekler bile, sizce de, Doğu Perinçek ve diğer vatanseverlerin bir an önce tahliye edilmesini gerektirmez mi?

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Mart 2012

, , , , , , ,

Yorum bırakın

ZAMAN, 9 YILDIR NEREDEYDİ?

Önceki gün, “Enerji Bakanlığı dokuz yıldır petrol stoku oluşturamadı. Fonda toplanan 400 milyon nerede?” diye sordu bir gazete…

Kutluyoruz. İşte gazetecilik budur, kamunun kaynaklarını savunmaktır, hükümetten kamu için hesap sorabilmektir, diyoruz…

Siz bu satırları okurken, adını vermediğimiz bu gazetenin hangisi olabileceği geçiyordur eminim zihninizden: Aydınlık, Sözcü, Yeniçağ, Cumhuriyet, Yurt? Hangisi? Bilemediniz!

ZAMAN’IN MERAKI

“Enerji Bakanlığı dokuz yıldır petrol stoku oluşturamadı. Fonda toplanan 400 milyon nerede?” diye soran gazetenin ismi Zaman!

Biliyorum, şaşırdınız. Hatta içinizden, “dokuz yıldır petrol stoku oluşturmayan Enerji Bakanlığı’na bugün hesap soran Zaman gazetesi dokuz yıldır neredeydi?” diye soranlar da vardır, eminim. Güzel soru. Biz de soralım ve yanıtını araştıralım:

ERDOĞAN – CEMAAT KAVGASI

İlk elde, hemen “zaten Erdoğan ile cemaat, MİT Olayı nedeniyle savaş halinde. O yüzden cemaat, AKP’nin açıklarına yükleniyor” diye bir değerlendirmede bulunabiliriz haliyle. Nitekim bu gerçeğin bir parçasıdır. Ama biz, gerçeği, tüm boyutlarıyla ortaya çıkarmaya çalışalım bugün.

Kuşkusuz, daha önce de bu köşede belirttiğimiz gibi, MİT olayı, esas olarak Atlantik’in cemaat üzerinden AKP’ye attığı Suriye sopasıydı; Washington’un Suriye’de sahaya sürmeye çalıştığı AKP’ye baskısıydı.

Ancak tarafların geri adım atmaması, kavgayı büyütmesi, derinlerde başka gerekçelerin de, başka çelişmelerin de olduğunu gösteriyor. Örneğin, cemaati yakından izleyen birinin MİT Olayı’ndan çok önce söylediği şu sözleri geliyor aklımıza: “Hükümet, son iki Polis Koleji sınavında da, cemaate soruları vermedi.” Elbette, bu da kavganın büyütülmesinin nedenlerinden biri olabilir.

Gelin biz konuya politik ekonomi çerçevesinden yanıt arayalım ve şu soruyu soralım: Siyasal büyümesine paralel bir ekonomik büyüme sağlayamayan cemaat ne olur?

Bu soruyu burada bırakıp, bazı olguları anımsayalım şimdi: Rant diyince örneğin, cemaatin yakın zamanda, “Kamu İhale Kurumu’nda yolsuzluk” diyerek yine hükümete saldırdığını anımsayalım.

En büyük rant alanı, kuşkusuz enerji alanıdır. Gelin şimdi sizi 30 Mart 2011 gününe götürelim.

BOTAŞ YERİNE ÖZEL SEKTÖR

Enerji Bakanı Taner Yıldız, bir kamu kuruluşu olan BOTAŞ’ın 1986 yılında Rusya ile imzaladığı 6 milyar metreküplük doğalgaz anlaşmasının, 2011’de sona ereceğini açıkladı. Yıldız, arkasından da müjdeyi(!) verdi: “Yeni anlaşmayı BOTAŞ yerine özel sektörün yapmasını istiyoruz.”

O süre doldu, anlaşma imzalandı bildiğiniz gibi… Hatta AKP hükümeti, yani Atlantik’e siyaseten çıpalı olan Erdoğan kabinesi, üstelik bir de Rusya ile Güney Akım anlaşması imzaladı. Erdoğan’ın sağlık nedeniyle katılamadığı Moskova’daki törende, Putin’le anlaşmayı, Enerji Bakanı Taner Yıldız imzaladı.

Biz Güney Akım’ın, ABD’nin Nabucco Projesi’ne alternatif olduğunu söyleyelim, bu imzanın önemini artık siz tayin edin!

CEMAATE PAY VERİLMEDİ

Bitmedi. Bildiğiniz gibi Washington, İran’ı köşeye sıkıştırmak için geçen aylarda İran’dan petrol ve doğal gaz alan tüm ülkelere, alımları durdurmaları için baskı uyguladı. Peki, Türkiye ne yaptı?

Anımsayalım: Enerji Bakanı Taner Yıldız, defalarca, “yaptırım bizi bağlamaz”, “İran’a doğal gaz ambargosu olmamalı”, “İran’dan petrol almaya devam ediyoruz” şeklinde açıklamalar yaptı.

Ve son olarak AKP’yi içinden bilen bir ismin bize söylediklerini aktaralım: “Erdoğan ve çevresi, başta enerji olmak üzere büyük kalemlerde, cemaate neredeyse hiç pay vermedi!

ZAMAN’IN SORUSU

Şimdi gelin Zaman Gazetesi’nin, “Enerji Bakanlığı dokuz yıldır petrol stoku oluşturamadı. Fonda toplanan 400 milyon nerede?” diye neden şimdi sorduğunu, yeniden düşünelim!

NOT: Bugün 12:00 – 18:00 saatleri arasında Bursa TÜYAP Kitap Fuarı’nda, okurlarla buluşacağız…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Mart 2012

, , ,

Yorum bırakın

İSRAİL’LE KÖPRÜLER NEDEN ATILDI?

Üst yönetimi hariç hemen her AKP’linin mahcubiyet duyduğu en önemli konu, izlenen İran ve Suriye politikasıdır.

Eleştirileri “füze kalkanı aslında İran’ı hedef almıyor” ve “NATO üyesi olduğumuz için mecburuz” savunması ile geçiştirmeye ve inanmadan dile getirdikleri “Beşar Esad da halkını katlediyor” sözleriyle savuşturmaya çalışıyorlar…

Sonra nafile deyip kabulleniyorlar, ama her halükarda “AKP’nin İran ve Suriye politikasının, İsrail’in işine yaradığı” gerçeğine itiraz etmekten geri durmuyorlar.

Çünkü en büyük “gerçekleri”, Erdoğan’ın İsrail’e “one minute” dediği hayali…

YUMUŞATICI MİSYON

Biz de bıkıp usanmadan, Davos’da “one minute” ile sahnelenen oyunun gerekçesini anlatıyoruz yeniden.

İran’dan rol çalacak, bölge liderliğine oynayacak, Arapları arkasına alacak bir ülkenin önce Filistin davasına sarılması, sonra da İsrail’e kafa tutması gerektiğini belirtiyoruz.

Esad’ın daha iki yıl önce Erdoğan tarafından “kardeş” ilan edilmesinin de oyunun bir parçası olduğunu, Tahran’ın yalnızlaştırılması için müttefiki Şam’ın kucaklanması gerektiğini vurguluyoruz.

AKP’nin Lübnan, Ürdün ve Suriye ile kurduğu “Ortadoğu Birliği”nin İran’a karşı olduğunu anımsatıyoruz.

Sonra Erdoğan ve Davutoğlu ikilisinin, Obama’nın mektubuyla İran’a yakınlaştığını, uranyum takası için anlaşma aradığını belirtiyoruz. İkilinin, ABD adına İran’ı masada tutmaya çalıştığını, misyonlarının Washington’da “yumuşatıcı” ve “kolaylaştırıcı” diye isimlendirildiğini söylüyoruz.

En çok karşı oldukları kişi olan Çevik Bir ile liderlerinin “madalya kardeşi” olduğuna, bir tek ikisinin ABD’deki Yahudi kurumlarından madalya aldığına dikkat çekiyoruz.

Suriye sınırındaki mayınların neden İsrail şirketine verilmeye çalışıldığını soruyoruz.

Ve hepsinden önemlisi, siyasi ilişkiler güya kötüyken, nasıl olup da ticari ilişkilerin 2009’dan bu yana katlana katlana büyüdüğünü sorguluyoruz.

Ve tün bunları, 1 Şubat 2009’da “Davos’da drama” dediğimiz günden bu yana ısrarla dile getirdiğimizi belirtiyoruz.

GÖLGE CIA BELGESİNDE ERDOĞAN

Sonra belgeler ortaya çıkıyor: Wikileaks’in yayımladığı ABD kriptoları, CIA’nın bilgi notları… Son olarak da “gölge CIA” denilen Stratfor’un ele geçirilen yazışmaları…

Örneğin Stratfor CEO’su George Friedman’ın imzasını taşıyan bir yazışmada, eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’in notları yer alıyor. Ve o notlara göre Başbakan Erdoğan Kissinger’la görüşmesinde ona “bir noktada İsrail’le köprüleri atıp, İslam dünyasına yaklaşacağını” söylüyor.

O noktanın, iki nokta üst üste olduğunu, birinin Davos’ta “one minute”, diğerinin de Gazze yolunda Mavi Marmara olduğunu biliyoruz.

Ve iki noktadan çok ünlem geliyor aklımıza, hani Obama’nın Erdoğan’a “sen model ortaksın” dediği ünlem.

ÇAĞRI

Cezayir’deki kara lekeyi 50 yıldır silememişken alnımızdan… Ve Irak’ta, Libya’da yeniden lekelenmişken alnımız, en çok tabandaki AKP’lilere sesleniyoruz şimdi: Alnımıza bir de Suriye ile İran’da leke sürmelerine izin vermeyin diye…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Mart 2012

, , , , , , , , , ,

1 Yorum

MGK BİLDİRİSİ VE SURİYE’NİN AÇMAZI

Suriye konusunda söylediklerimizin, karşı kampın kıdemlisi Cengiz Çandar tarafından da teyit edilmesi, tezlerimizi güçlendirdi.
Çandar, kendi cephesinin eksiklikleri olarak şöyle özetlemiş o tezleri: Tunus’taki toplantıdan anlamlı bir sonuç çıkmadı, sonuçlar beklenenin altındaydı. İstanbul’daki toplantı da Tunus gibi olacaksa, Türkiye bölge politikasında “patinaj” yapmış olur. Rejim muhaiflerinin dostları arasında uyumsuzluk var. Esad’ı destekleyenler ise uyumlu ve net. ABD, Suriye konusunda kaçak dövüşüyor, muhalif güçlerin silahlandırılmsına bile omuz silkiyor. ABD, Suriye’de bir iç savaşa angaje olmak istemediği gibi bölgesel aktörlerle eşgüdüme de ayak sürüyor. Türkiye ortak bir askeri müdahale dışındaki seçeneklere karşı. Ankara, ne tek başına müdahaleye, ne tampon bölgeye, ne de insani koridorlara tek başına talip değil. Türkiye açmazda. Suriye’nin bölünmesi Kürtlere otonomi sağlar ve hatta Irak Kürtleri ile konfederal bir yapı gündeme gelebilir. Türkiye buna karşı. Suriye rejiminin düşmesi, Irak’ın parçalanması Türkiye’yi endişelendiriyor.
Çandar, Ufuk Ötesi okurlarının yabancısı olmadığı bu tezlere karşı Washington’un sopasını da gösteriyor yazısının sonunda: “Ama, Türkiye’nin Suriye politikası, yakında, Türkiye’nin iç politikasının da yeniden düzenlemesini gerektiren sonuçlar üretirse, buna kimse şaşırmamalı…”
ABD’NİN OLANAKLARININ SINIRI
Son MGK toplantısının sonuç bildirgesinde ifade edilen “Suriye’de devam eden şiddet, yıldırma ve toplu kıyım eylemlerine uluslararası toplumun seyirci kalmaması gerektiği vurgulanmıştır” cümlesi ile snırdaki kışkırtmalar haklı bazı endişelerin oluşmasına neden oldu. “Yoksa Türkiye Suriye’ye saldıracak mı?” sorusu, dünün en çok karşılaştığımız sorusuydu.
Bu konuda fikrimizin değişmesini gerektiren bir gelişme göremiyorum. Kısa vadede ne ABD’nin, ne de yerine Türkiye’nin Suriye’ye saldırması mümkün görünmüyor.
Bir kere ABD’nin, karşısında konumlanan büyük güçleri aşacak olanakları henüz mevcut değil. Çin, Rusya, İran bloğu tavizsiz yerinde duruyor.
MGK’NİN SURİYE KARARININ ANLAMI
MGK’nin aldığı karar, kuşkusuz kabul edilemez! Suriye’ye emperyalist bir müdahalenin parçası olmak, Türk Ordusu’nun görevi değildir.
Önemli olan MGK’de alınan böyle bir kararın pratikte ne anlam taşıdığıdır. TSK’nin ortak görüşü olarak daha önce “Suriye, Suriyelilerin iç meselesidir” diyen bir Genelkurmay Başkanı’nın saf değiştirmesi, bir kere bünyede artık kabul görmeyeceği anlamına gelir. Org. Necdet Özel’in ordusunu karşısına alacağını sanmıyoruz.
İKİLİ OYUN
Diğer yandan, MGK kararıyla eşzamanlı olarak TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in “Suriye konusunda kimse bize gaz vermesin” demesi ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın “Türkiye, Suriye’ye karşı askeri operasyonu düşünmez” sözleri, tipik bir AKP taktiği olarak değerlendirilebilir.
ABD’nin Suriye’ye sürmeye çalıştığı AKP’nin zaman kazanmaya çalıştığı açık. İktidarının dayanağı olan akitleri ile Suriye’ye saldırının iktidar kaybıyla sonuçlanacak maliyeti arasında sıkışan Erdoğan’ın ikili adımlar atması sürpriz değil.
MGK kararı ve sınırdaki kışkırtmalar, büyük hedefe ulaşmanın araçları değil, tersine AKP’nin büyük hedefe ayak sürerkenki taktikleridir.
Elbette bu türden kışkırtmaların yoğunlaşması, müdahale isteyen kuvvetlere “meşruiyet” alanı açabilir, o ayrı bir konu…
MALİYETLERİN BÜYÜKLÜĞÜ
Erdoğan açısından en önemli sıkıntı şu gerçektir: Suriye’ye saldıran bir Erdoğan’ın Türkiye’de iktidarda kalması ve 2014’te “başkan” olması mümkün değildir!
TSK açısından en önemli handikap ise şu gerçekçi denklemdir: Suriye’de rejimin düşmesi ve Irak’ın bölünmesi, Türkiye’nin de parçalanmasıdır.
Sopanın büyüküğüne rağmen maliyetler, Erdoğan’ın boyunu aşmaktadır.
Üstelik “toplam maliyetler” de, hâlâ ABD’nin boyunu aşmaktadır.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Mart 2012

, ,

Yorum bırakın

KOPARAN OPERASYON

17 ilde 123 adrese yapılan baskınlarla yeni bir aşamaya ulaşan KCK operasyonu ne anlama geliyor? Daha önce avukatlara ve gazetecilere yapılan operasyonlarla birlikte düşünüldüğünde, “yeni bir durum” mu oluştuğunu değerlendirmeliyiz?

Başbakan Erdoğan, “terörle mücadele, siyasetle müzakere” diye isimlendirdiği politikasından geri adım mı atıyor?

Bu sorulara yanıt bulmak için yaptığımız soruşturmada, dikkat çeken saptamalarla karşılaştık. Özetleyelim:

DEVLET – PKK GÖRÜŞMELERİ YENİDEN BAŞLADI

1. Bugünü anlamamız için son 6 ayı değerlendirmemiz gerektiğini söyleyen bir güvenlik uzmanı, 12 Haziran seçimlerinden sonraki tabloyu şu çarpıcı soruyla birlikte yorumluyor:”PKK, son 6 aydır süren operasyonlar karşısında neden sessiz?”

Kaynağımız, PKK’nin belinin kırıldığı, yanıt veremeyecek kadar köşeye sıkıştığı şeklindeki, hükümet çevrelerinden gelen değerlendirmelerin doğru olmadığının altını çiziyor.

2. Güvenlik uzmanının teyit ettiği bir bilgi, meseleyi daha da ilginç kılıyor. Birkaç haftadır çeşitli kesimlerde de dillendirilen bu bilgiye göre hükümet – PKK görüşmeleri yeniden başladı.

AYRIŞTIRMA SÜRECİ

Gelin güvenlik uzmanının bu iki saptamasını, bazı resmi açıklamaları hatırlayarak, değerlendirelim.

Hükümete yakın çevrelerde dillendirilen, “BDP’yi PKK boyunduruğundan kurtarmak için KCK operasyonu yapılıyor” şeklindeki değerlendirmeyi bir kenara bırakırsak, en dikkat çeken açıklama Leyla Zana’dan geldi: “Demokratik zemine olan inançtır bizi Ankara’da tutan. İnşallah demokratik zemini daha fazla dinamitlemezler.”

Zana’nın “Bu uygulamalarla toplumu daha çok ayrıştırdıklarını görüyoruz” sözleri ise çıplak bir gerçeğe işaret ediyor.

ATLANTİK’E ÇIPALI KUVVETLER

Karışık görünen sürecin turnusol kağıdı, AKP ile PKK’nin Atlantik’e çıpalı olduğu gerçeğidir.

Washington elindeki PKK kartını duruma göre iki türlü kullanıyor: Hem AKP’yi kendi bölgesel politikalarına zorlamak için, hem de Türkiye’yi zayıflatmak için.

AKP’nin durumu da, bazen havuç bazen de sopa olan PKK’den farklı değildir.

Geride kalan 9 yılda ABD, iki kuvveti bazen toplayarak, bazen de birbiriyle çarparak, Türkiye’yi bir noktaya getirdi.

ABD’nin gerçekleştirmek istediği proje, Irak’ın kuzeyindeki yapıyı, Ankara’nın himayesi adı altında Türkiye’ye genişletmek ve Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açmak…

20 yılda, Irak’taki 160 bin askeriyle bu projeyi gerçekleştiremeyen ABD’nin tek çıkışı, Türk ve Kürt’ü, Türkiye’de ayrıştırmak…

KCK operasyonlarıyla biriktirilen gaz, bu nedenle önemli.

Kürtleri Ankara’dan kopartmanın yolunu, BDP’yi Ankara’dan kopartmakta görüyorlar.

Ancak başaramayacaklar…

NOT:Bugün Adana’da, 5. Çukurova Kitap Fuarı’nda, okurlarımızla buluşuyor ve kitaplarımızı imzalıyoruz. Adanalı hemşerilerimizi bekliyoruz.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
15 Ocak 2012

, , , ,

Yorum bırakın

HEPİMİZ TERÖRİSTİZ!

Türk Ordusu, internet sitesi üzerinden hükümeti karalamakla ve onu yıkmaya çalışmakla suçlanıyor! TSK, bu suçu işleyebilmek için, aynı zamanda millete karşı psikolojik savaş uyguluyormuş!
Bu saçmalığın ciddiyet kazanması, tam da tersinden psikolojik savaşın uygulandığının resmidir: Türkiye, ıslak imza tartışması üzerinden, “bölücülüğe ve irticaya karşı mücadelenin” suç olduğuna inandırıldı, alıştırıldı!
Geçtik CHP’yi, Kemalist olduğunu iddia edenlerin bile lügatından düştü “bölücülüğe ve irticaya karşı mücadele” etme görevi.
Evet, görev diyoruz, çünkü bu, Kemalist Devrimin verdiği bir görevdir!
İNTERNETTEN TSK’YE PSİKOLOJİK SAVAŞ
TSK, AKP’yi internet üzerinden karalıyormuş! 40 yılın gazetecileri bile böyle yazıyor…
İlker Başbuğ daha Genelkurmay Başkanı olmadan, onunla ilgili internetten yapılan yalan ve karalama dolu yayınları uzaylılar mı üretti?
Komutanları gizlice dinleyip, konuşmalarını makaslayıp, farklı cümleleri birbirine monte edip, internete servis edenler Tanzanyalı mıydı?
Yaşar Büyükanıt’ın Yahudi olduğu yalanını internete servis ederek, Genelkurmay Başkanlığını engellemek isteyenler, demokrasi kelebeği miydi?
MİT, HERKESİ DİNLEMEK İSTİYOR
Yoğun gündemde kaynadı gitti, üzerinde durulmadı, bugün biz dikkat çekelim:
MİT Müsteşarı Hakan Fidan, bildiğiniz gibi uygun gördüğü gazete ve tv’lerin yetkililerini Yenimahalle’de ağırladı. Onlar da karşılığında, ertesi gün Hakan Fidan’dan ne kadar etkilendiklerini yazdılar.
Ancak ertesi günkü yazılarında, arada kaynayan, pek dikkat çekmeyen, şöyle bir cümle de vardı: “Türkiye’de dinlemelerin mahkeme kararıyla olduğunu da aktaran Fidan, Avrupa’da birçok ülkede ve ABD’de istihbarat birimlerinin daha geniş yetkilere sahip olduğunu hatırlattı.” (Zaman, 6 Ocak 2012)
Yani, Genelkurmay Elektronik Sistemler Başkanlığı’nı da bünyesine alan MİT, artık mahkeme kararı olmadan, istediği herkesi dinleyebilme yetkisi istiyor!
NEREDE KUVVETLER AYRILIĞI?
Em. Org. İlker Başbuğ’un, silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmekle suçlanıp, tutuklanmasıyla ilgili açıklama yapan hükümet temsilcisi Beşir Atalay’ın açıklamasında ilginç bir ayrıntı vardı, bilmem dikkatinizi çekti mi?
Başbakan Yardımcısı Atalay şöyle diyor: “Başbuğ’u biz atadık. Ayrıntıları ve dosyanın içinde neler var, bilmiyorum. Çok uzun zaman birlikte çalıştık. Adalet sistemi doğru yorumlanırsa doğru yanlış ayrılır. Yargının iyi işlemesini beklemek gerek. Türkiye’de çok büyük normalleşme var. Algılama çok değişti. Bakışlar çok farklı, yanlışsa yanlış. Biz yeri gelince yargı, yasama, yürütmenin ayrımına varıyoruz. Bu ayrım çok önemli. Yargının gecikmesi sorunu var. Yargılamanın gecikmesinden yargı da şikâyetçi…” (Vatan, 7 Ocak 2012)
Tekrar altını çizelim. Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay diyor ki, “Biz yeri gelince yargı, yasama, yürütmenin ayrımına varıyoruz.”
Yargı, yasama ve yürütmenin ayrılığı, yani kuvvetlerin ayrılığı, demokratik devlet yönetimini düzenler… Türkiye’nin yönetim yapısı bu esasa dayanır; Anayasal düzen dedikleri, tam da budur. Ancak AKP Hükümeti, bu ayrıma “yeri gelince” varıyormuş!
SUÇ VE SUÇLU
Aslında suç da belli, suçlu da…
Türk Ordusu, “silahlı terör örgütü” olmakla suçlanıyor!
İnanırsak, hepimiz terörist olacağız!
Ki zaten TSK terör örgütüyse, hepimiz teröristiz!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
8 Ocak 2011

, , ,

Yorum bırakın

AKP – CEMAAT KAVGASI

Şike yasasıyla birlikte iyice beliren AKP – cemaat çelişmeleri, 12 Haziran seçimi sürecinde ortaya çıkmaya başlamıştı. Gülen’in Mavi Marmara çıkışı gibi önceki açıklamalarını çelişmelerin ilk belirtisi olarak görebiliriz.

İşte Aydınlık ve Odatv arşivlerinden derlediğimiz çelişmelerin listesi:

1. AKP, Ergenekon soruşturmasının savcısı Zekeriya Öz ile polisi Ali Fuat Yılmazer’i görevden aldı. Zaman karara sert tepki gösterdi. Öyle ki, cemaate yakınlığıyla bilinen Bekir Bozdağ ekranlara çıkarak kararı eleştirdi. Başbakan Erdoğan, kurmayının açıklamasını “yanlış yapmış” diye değerlendirdi.

2. Seçimlerden hemen sonra cemaatin sözcüsü Hüseyin Gülerce, Erdoğan’ın ustalık döneminde iki sınavı olduğunu söyledi. Biri bakanlar kurulunun oluşturulması, diğeri de YAŞ süreciydi. Cemaat AKP’den açıkça Ergenekon ve Balyoz’da adı geçen tüm subayları emekli etmesini istiyordu. AKP bu talebi yerine getiremedi. Org. Koşaner ve komutanlar bu plana fren koydu.

Gülerce, YAŞ sonucunu Habertürk’te şu sözlerle yorumladı: “Bu nasıl ustalık dönemi, anlayabilmiş değilim.” Gülerce, yeni bakanlar kurulu ile ilgili hoşnutsuz olduğunu da ima etti.

3. Erdoğan’ın İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ı terörle mücadeleden sorumlu başbakan yardımcısı ve ikinci adam yapması, cemaatin tepkisini çekti. Emre Uslu ve Mehmet Baransu gibi yazarlar, hemen her konuda Atalay’ı hedef aldılar, istifasını istediler! İkiliye göre Atalay, Ergenekon soruşturmasını sekteye uğratıyordu!

4. Zaman gazetesi Usta’yı açıkça hedef almaya başladı. Ali Ünal, “Ustalık dönemi ile ilgili üç endişe” başlıklı yazısında Erdoğan’ı “kendini beğenmişlikle” suçladı, böyle giderse hezimete uğrayacağını ima etti. Ardından Zaman yazarı Bülent Korucu da yine Erdoğan’ı hedef alan yazılar kaleme aldı.

5. Zaman, uzun tutukluluk sürelerinden rahatsızlığını dile getiren Bülent Arınç’a tepki gösterdi ve Arınç’ın bu türden açıklamalarına sayfalarında yer vermedi. Hatta Arınç’ı hedef alarak, tutukluluk sürelerinin düşürülmemesini savunan AKP milletvekili Şamil Tayyar’a geniş yer verdi.

Mehmet Baransu da, “Usta gemin su almaya başladı” başlıklı yazısıyla açıkça Arınç’ı hedef aldı.

6. Ali Fuat Yılmazer’den sonra İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Tufan Ergüder de, Hakkâri Emniyet Müdürü yapılarak sürgün edildi. İlginçtir, Zaman Ergüder’in sürgünüyle ilgili emniyet müdürleri kararnamesini haber yapmadı!

7. Zaman gazetesi 23 Kasım günü Fethullah Gülen’in Sızıntı’daki bir yazısını yayımladı. Durum dikkat çekiciydi, çünkü yazı 2005 yılına aitti. Yazı bir nevi “hatırlatma” mesajı taşıyordu: “Böyle (kibirli) bir hasta her zaman kendini olağanüstü görmenin yanında çok defa, başkalarını, hususiyle de meslek, meşrep, yol-yöntem açısından kendine/kendilerine rakip saydığı kimseleri küçük görür ve gösterir; onlara karşı sürekli faikiyet hezeyanları yaşar; başkalarına ait fazilet ve meziyetleri duymaya asla tahammül edemez; edemez ve duydukça öfkeden çatlayacak hale gelir.”

Meğer Ali Ünal’ın Erdoğan’ı “kendini beğenmişlikle” suçlaması, Gülen’den önce bir ön uyarıymış!

8. Şamil Tayyar’ın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e yazdığı mektupla ortaya çıkan şike yasası kavgasında, cemaat Gül’den yana tavır aldı; Gül’ün yasayı veto etmesini onayladı.

9. Gülen, son olarak çok dikkat çeken bir konuşmayla kavgaya girdi ve cemaatine “yeni gömlek giyin” mesajı verdi: “Bir kere daha kefeni yırtıp, bir kere daha yeniden gömlek giyip, bir kere daha vira bismillah diyerek meseleyi yeniden ele alma, yeniden anlama ve yeniden tahlil etmeye koyulmamız iktiza ediyor.”

AKP ile cemaat arasında su yüzüne çıkan çelişmeleri anlamamıza yarayacak iki önemli notla bitirelim yazımızı:

Birincisi, Erdoğan’ı bulunduğu makamlara çıkaran isimlerden eski ABD Büyükelçisi Morton Abramowitz’in, Hürriyet’te çıkan, Erdoğan’ı tiranlıkla suçladığı açıklamasıydı.

İkincisi ise Mehmet Eymür’ün, Tansu Çiller’in MOSSAD’la görüştüğünü ifşa ederek aslında gerçek Türkiye Gladyo’sunu açığa düşürmesiydi. Mehmet Eymür’ün gözaltına alınarak, açıklamalarının resmiyete kavuşturulması önemidir. Zira Kâşif Kozinoğlu, Eymür’ün Gülen’in 50 bin dolar maaşlı adamı olduğunu belirtmişti!

Sizce de hem yukarıdaki çelişmeler, hem de bu iki not, Gladyo’nun çatladığını göstermez mi?

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Aralık 2011 

, , , ,

Yorum bırakın

CEMAAT: AKP MODEL OLAMAZ

Gülen cemaatinin her yıl düzenlediği Abant Platformu toplantıları bu yıl Gaziantep’te yapıldı. “Arap Baharı ve Türkiye” başlıklı toplantılara Ortadoğu’dan pek çok gazeteci ve yazar da katıldı.

Toplantılarda neler konuşulduğuna geleceğiz ama platformun, her yıl çağırdığı isimleri özenle seçtiğini lütfen not ediniz önce.

‘KENDİ MODELLERİNİ OLUŞTURSUNLAR’

Toplantının sonuç bildirgesiyle başlayalım. Bildirgede, “Ortadoğu’da bir modeli başka bir bölge ülkesine uygun gören yaklaşımların açıklayıcı olmadığı” vurgulandı. Bildirgede, “Her toplumun kendi özelliklerine göre diğer bazı ülkelerin tecrübelerinden de yararlanarak kendi modellerini oluşturmalarına fırsat verilmelidir” denildi.

Özetlersek, platform, “Türk modeli Araplara model olmaz” diyor. AKP, Ortadoğu’ya model olmayı açıktan savunurken ve bunun için aktif çaba gösterirken, cemaatin toplantısından bu sonucun çıkması dikkat çekici.

Nitekim cemaatin yazarları da aynı fikri savunuyor:

‘OSMANLI EYALETİ OLMAYACAĞIZ’

Örneğin Bülent Korucu “Yalancı bahar korkusu” başlıklı yazısında konukların Osmanlı korkusuna değiniyor ve hak veriyor: “ ‘Türkiye bizim için model değil, yeniden Osmanlı eyaleti olmayacağız’ cümlelerinin altını özenle çizdiler. (…) Burada iğneyi kendimize batıralım; bazılarımız söz konusu havanın oluşmasına fazlasıyla katkı yapıyor. Ne yazık ki Orta Asya’daki hatalarımızı tekrarlıyoruz.”

Abdülhamit Bilici de “Türk modeli çöktü mü?” diye soruyor: “ ‘Türkiye’nin bölgeye vereceği bir şey yok’ görüşü ne kadar doğru olabilir? Ancak özellikle duygusallığın zirvede olduğu bu dönemde Türkiye’nin liderlik, modellik gibi kavramları aklına bile getirmemesi lazım. Üstten bakış yerine ana ilke tevazu olmalı.”

‘SURİYE VE İRAN’LA SAVAŞ NOKTASINA GELDİK’

Toplantılara konuşmacı olarak katılan cemaat yazarı Ali Bulaç ise hükümeti açıktan eleştirdi: “Mesela her kritik dönemde Türkiye Batı’nın yanında yer almak zorunda kalıyor. Batı’dan korktuğu anda güvenliğinin tehdit altına girebileceğini düşünmektedir. Türkiye, İran, Irak, Lübnan ve Suriye ile bölgesel entegrasyondan Suriye ve İran’la savaş noktasına geldi.”

ERDOĞAN SONRASI HESAPLAR

AKP ile cemaatin, Amerikancılık konusunda ayrı düşmeleri elbette mümkün değil, olsa olsa aralarında “daha Amerikancı olma” yarışı olur.

Peki, o zaman platform, “Türk modeli çöktü” fikrini neden öne çıkarıyor? Neden AKP’nin daha doğrusu Erdoğan – Davutoğlu ikilisinin bölge politikalarına itiraz ediyor?

Yanıt, Erdoğan sonrası planlarla ilgili, daha doğrusu Irak’tan çekilen ABD sonrası AKP’nin dizaynıyla ilgili…

Gül’ün İngiltere Kraliçesi tarafından şövalye ilan edilmesi, AKP yasasını veto etmesi; Bülent Arınç’ın “Erdoğan’a biat etmedim” açıklamaları, Suriye konusunu Erdoğan’dan farklı değerlendirmesi, Cumhurbaşkanlığı için “Gül, sümbül, lale” açıklaması yapması; Erdoğan’ın “sır” hastalığı, Erdoğan sonrası için anketler yapılması ve sızdırılması…

ABD askeri gücü Irak’tan çekilirken, arkalarındaki silahlı gücü yitiren kuvvetlerin, ayakta kalabilme hesaplarıdır yapılanlar…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Aralık 2011

, , , ,

Yorum bırakın

AKP’NİN SURİYE ÇIKMAZI

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “Suriye iç meselemizdir” diyerek ABD adına başlattığı Suriye’de rejim değiştirme hamlesi, çıkmaza girdi.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın gelişmeleri “Suriye’nin kendi iç meselesi” olarak değerlendirmesi ve kimi AKP’li yazarların savaş baltalarını yerine koymaya başlaması, çıkmazın en önemli işaretleri.

‘KAZAN KAZAN’DAN ‘YA HEP YA HİÇ’E

Ancak cemaatin yazarı İhsan Dağı’nın da belirttiği gibi bu noktadan sonra geri adım atmak mümkün değil:

“Ok yaydan çıkmış durumda. Suriye ve Türkiye ilişkilerinin Esad gitmeden ‘normalleşmesi’ artık imkânsız. Daha da ötesi, Türkiye’nin son zamanlarda pek gurur duyduğu Ortadoğu’daki ‘yükselen gücü’, Suriye ‘düşmeden’ restore edilemeyecek. Esad’ın Şam’da oturmaya devam ettiği bir senaryo Türkiye’yi bölgesel politikada ‘kağıttan kaplan’a dönüştürecek, ‘düzen kurucu’ rol oynadığı iddiasını gülünç hale getirecek.

“Kısaca, Suriye politikasında Türkiye, ‘kazan kazan’ politikasından ‘ya hep ya hiç’ politikasına savrulmuş görülüyor.

İhsan Dağı, Suriye’de rejim değişikliği hedefinin gerçekleşmemesi halinde AKP’nin “rezil” olacağını belirtiyor.

SURİYE CEPHESİ KUVVET TOPLUYOR

Ulusal çıkarları değil de başka çıkarları kollayarak yapılan dış politikanın sonuçları böyle olur!

Suriye konusunda yalnız kalan AKP hükümetinin son iki haftadır, başka kuvvetlere çağrı yapması bu açmaz nedeniyledir. Ancak çağrı esnasında bile şüpheler vardır. Zira AKP’li yazarların bir bölümü, destek verecek ülkelerin sonradan geri adım atabileceğini, hatta Türkiye’yi Suriye’de işgalci bile ilan edeceklerinden endişeleniyorlar. Haksız değiller.

Peki, bu çıkmazdan Türkiye nasıl kurtulacak?

Önce şu tespiti yapalım. Suriye AKP basınında aktarıldığı gibi tecrit edilmiş yalnız bir ülke değil. Tersine bölgede şöyle bir cephe oluşmuş durumda:

Bir cephede İran, Suriye, Irak ve Rusya var, diğer cephede de ABD, İsrail, Suudi Arabistan ve AKP.

Üstelik ABD Irak’tan çekiliyor. Dolayısıyla bölgedeki askeri kuvveti büyük oranda zayıfladı. Bu gerçek, örneğin Irak’ın ABD’nin yanında değil de Suriye’nin yanında yer almasına neden oldu.

Irak, bırakın Suriye’ye dış müdahaleyi, en küçük yaptırım uygulanmasına bile itiraz ediyor. Tüm çabalara rağmen Kürtlerin Suriye’de rejim karşıtı harekete katılmamasını da lütfen bir kenara not edin.

AKP’DEN KURTULMAK ARTIK DAHA KOLAY

Kuvvet dengesinin AKP’nin aleyhine olduğu bu tablodan Türkiye nasıl çıkacak? AKP’nin, “ya hep ya hiç” politikasının bölgeyi yangın yerine çevirmesi nasıl engellenecek?

Yanıt basit: Türkiye öncelikle AKP’den kurtulmalı!

Artık, yolunu yöntemini tartışmalıyız…

Üstelik AKP’den kurtulmak, sanılanın aksine dünden daha kolay. Çünkü arkasında ABD askeri gücü olmayan bir AKP’nin hükmetmesi kolay değil!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
3 Aralık 2011 

, ,

Yorum bırakın

CHP, TSK KARŞITLIĞINDA ÖNE GEÇTİ

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Asker Açılımı, “Bedelli askerlik gündemimizde yok” diyen Başbakan Erdoğan’ın şak diye bedelli ilan etmesinden daha tehlikeli! TSK’yi vurma konusunda ana muhalefetin iktidara göre bir adım önde olduğunu teslim etmeliyiz.

Bildiğiniz gibi Erdoğan, 30 yaşından büyüklerin askerlik yapmamalarının bedelini 30 bin lira olarak belirledi. Kuşkusuz bu TSK’ye yönelik Ergenekon operasyonunun devamı niteliğindedir. Hedef profesyonel ordu yaratıp TSK’yi küçültmek ve halk ordusunu bitirmektir!

Bu yalın gerçeği görüp de savunmaya geçmesi gereken CHP ise özellikle Kılıçdaroğlu’nun başa geçmesinden itibaren askere daha büyük saldırıya geçti!

Örneğin Kılıçdaroğlu 30 yaşa 30 bin bedelini bir sosyal demokrat olarak “haksızlık” diye değerlendirmiş: “Haliyle parası olan askerlik yapmasın, olan yapsın sonucu çıkıyor. Bu kamu vicdanına sığmaz.”

İşte o vicdanı sözde rahatlatmak adına Kılıçdaroğlu ağzındaki baklayı çıkarıyor: “Meclis aşamasında parası olmayanlar için önerge vereceğiz. Parası olmayanların da yararlanması için değişiklik önereceğiz.

Yani Erdoğan 30 yaşından büyüklere 30 bin lira bedel karşılığında askere gitmeme olanağı sunarken, Kılıçdaroğlu bir adım daha öne çıkıp, parası olmayanın da bundan yaralanmasını istiyor. Askerliği toptan kaldırın, rahatlayın beraberce!

MHP’NİN VATAN BEDELİ: 600 TL

MHP ise daha da ilginç bir öneriyle güya TSK’yi savunuyor. “Haksızlığın” giderilmesi için askerlik yapanlara da 600 lira maaş ödenmesini istiyor! Türkeş milliyetçilerinin literatüründe, bedelli askerliğin alternatifi, para karşılığı askerlik yapmak oluyor! Halk ordusu, vatan sevgisi, şehitlik, hak ve ödev gibi kavramların yerini 600 lira alıyor! Bir nevi profesyonel ordu…

Nitekim MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, daha çok insanın bu kıyaktan yararlanması için bedelin aşağıya çekilmesini istiyor ve yeni bir askerlik sistemi öneriyor!

KILIÇDAROĞLU’NUN ASKER AÇILIMI

Kılıçdaroğlu’nun, Fikret Bila’nın “askerliği nasıl yaptınız” sorusuna yanıtı ibretlik: “Ben kısa dönem yaptım. Tabi kısa dönemde ne kadar askerlik olacak ki?”

Kısa dönem askerliğin askerlik bile olmayacağını tecrübe eden Kılıçdaroğlu, 12 Haziran seçimleri öncesinde ne vaat etmişti, anımsıyor musunuz? İşte o tarihi sözler: “Askerlik süresini dokuz aya indireceğiz, aşamalı olarak altı aya kadar indireceğiz, daha küçük ama daha profesyonel olacak. Çocuğunuz üniversitede okurken yaz tatillerinde gidecek askerliğini yapacak, mezun olunca da askerliği bitmiş olacak.”

Staj kabilinde askerlik öneren Kılıçdaroğlu’nun niyeti, gençlerin askerliğini hızla bitirmesi değil, askerliği bitirmektir. Bunun sayısız kanıtı vardır:

Kemal Kılıçdaroğlu “Bedelli askerliği gündeme getiren biziz.” dedi; “Orduyu terörle mücadelenin dışına çıkaracağız. Ordu kışlasında onurlu görev yapacak.” dedi; TSK İç Hizmet Kanunu’nun 35. Maddesi’nin değiştirilmesini teklif etti; Genelkurmay Başkanı’nın Milli Savunma Bakanı’na bağlanmasını istedi; 27 Mayıs’ı eleştirdi; 28 Şubat’a teslim olduğu için Refahyol hükümetini bile eleştirdi!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Kasım 2011

 

, , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın