Posts Tagged Çin
ABD HAVLU ATTI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 09/01/2012
Yoğun gündem bazı gelişmeleri değerlendirmemizi erteletti; en başta da ABD’nin yeni savunma stratejisini…
ABD Başkanı Barrack Obama ile ABD Savunma Bakanı Leon Panetta, düzenledikleri basın toplantısında, Washington’un yeni savunma stratejisini açıkladı.
PENTAGON BAYRAĞI İNDİRDİ
Obama, ABD’nin havlu attığını ilan ettiği açıklamalarında 4 önemli vurgu yaptı:
1. Obama, ABD’nin 10 yıldır devam eden savaş dönemini kapadığını ve yeni bir sayfa açtığını söyledi.
2. Obama, ABD’nin dünyadaki temel gücünün kaynağının ülke içindeki ekonomik güç olduğunu belirtip, bunu yenilemeye yöneleceklerini söyledi. Obama, “buna mali durumumuza bir çekidüzen vermek de dâhil” dedi.
3. Obama, yeni ABD stratejisinin, “uzun dönemli askeri operasyonlarla ulus inşası” yaklaşımına son vereceğini ilan etti.
4. Obama, Pentagon’un artık “daha küçük, konvansiyonel kara güçlerine dayalı” bir ulusal güvenlik stratejisi izleyeceğini belirtti.
BOP İFLAS ETTİ
Bizce, önümüzdeki 10 yılda 450 milyar dolarlık kesintiye gitmesi zorunlu olan Pentagon’un bu yeni stratejisinin anlamı şudur: ABD, 2,5 savaş konseptini tamamen kaldırdı.
Aslında ABD’nin 2010 tarihli “Yeni Strateji”sinde, bu konseptin rafa kalktığı ortadaydı. Nitekim biz de 2010 Şubat’ında, Odatv’de, “ABD’nin 2,5 savaş konsepti tarihe gömüldü” demiş ve yeni belgede yer alan şu cümleye dikkat çekmiştik: “Artık bölgesel çatışmaları ABD güçlerinin boyutlandırılması, şekillendirmesi veya değerlendirilmesinde tek ve hatta ana şablon olduğunu söylemek uygun olmaz.”
2.5 konsepti, ABD’nin iki ülkede konvansiyonel savaş ve bir ülkede askeri varlık bulundurması üzerine kuruluydu. ABD, Irak’tan çekildi, Kosova’dan da 2 ay içinde çekileceğini açıkladı. Taliban’la müzakerelere hazırlanan ABD, Afganistan’dan geri çekilme takvimini ilan etti.
Kısacası ABD, Fas’tan Endonezya’ya kadar 24 ülkenin sınır ya da rejimini değiştirmek anlamına gelen Büyük Ortadoğu Projesi’ni gerçekleştiremedi! 20 günde Irak’ı işgal eden ABD, öngörmediği bir direnişle karşılaştı ve sonraki hedeflerine bu nedenle yönelemedi.
ABD, PASİFİK’E YÖNELİYOR
BOP’ta iflas eden ABD, nihai hedefine doğrudan yönelme kararı almışa benziyor.
Pentagon’a yakınlığıyla bilinen düşünce kuruluşlarındaki çeşitli analizlerde, takvimin Pekin lehine işlediği, zaman geçtikçe Çin’in ABD’yle boy ölçüşecek noktaya ilerlediği, ABD Ortadoğu bataklığındayken, Çin’in hızla askeri gelişmeler kaydettiği belirtiliyor…
Yani ABD, Büyük Ortadoğu’da zaman kaybetmektense, Çin’i Pasifik’te kuşatmayı önüne yeni görev olarak koyuyor…
ABD’nin Avustralya’ya 2500 asker çıkarma kararı da, bu kuşatma hamlesinin bir işareti olarak değerlendiriliyor.
Ancak, ABD’nin bu yeni stratejisi de başarısızlığa mahkûm. Çünkü her şeyden önce Çin’i kuşatmak diye önüne koyduğu görev, bir saldırı hamlesi değil, tersine savunma hamlesi…
Çünkü Çin, Pasifikte önemli hamleler yapıyor: Hong Kong’u anavatana katarak başlatılan “tek Çin” süreci Pekin’in ustalık dolu politikalarıyla ilerliyor; Tayvan sorunu ABD’nin elinden çıkmaya başladı bile… Çin, kapitalist dünyanın ikinci büyük ekonomisi olan Japonya’yla yakınlaşıyor. Pekin yönetimi, ABD işgali altındaki Afganistan’da büyük yatırımlar yapıyor; Pasifikteki ülkelerle imzaladığı ticaret anlaşmalarını, Washington’a karşı politik avantaja dönüştürüyor.
Kısacası, hamle yapan Çin, savunma yapan ABD’dir artık!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Ocak 2011
ÇOK KUTUPLU YENİ DÜNYA
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 01/01/2012
Yeni yılın ilk gününde, yeni dünyamızı inceleyelim. Çünkü 2011 yılında oluşmaya başlayan bu yeni dünya 2012 yılında daha da pekişecek ve Türkiye de yeni dünyadaki yerini alacak…
2003 yılındaki tek kutuplu dünya görüntüsü, sadece 8 yıl sürdü. ABD, 2011 yılında yeni dünyanın kurulmasını çaresizlik içinde izledi.
Artık dünya tek bir kutuptan değil, birkaç kutuptan oluşuyor:
1. KUTUP: ABD
ABD, kuzey komşusu Kanada ile birlikte Kuzey Amerika kutbunu oluşturuyor. Bu kutbun en önemli iki müttefiki Avrupa’daki İngiltere ile Ortadoğu’daki İsrail’dir.
ABD’nin Ortadoğu’daki en önemli taşeronu ise AKP hükümetidir. ABD, AKP üzerinden İran ve Suriye konusunda hâlâ hamleler yapabilmektedir.
Irak’tan çekilen ABD, Afganistan’da da siyasal yenilgi içindedir. ABD, Afganistan politikasını güçlendirmek için önemli bir araç gördüğü Pakistan’ı da 2011’de kaybetti.
ABD’nin Pasifik’teki müttefikleri ise Japonya, Güney Kore ve Avustralya’dır. Ancak büyük bir ekonomik güç olan Japonya da son dönemde Çin’e yanaşmaktadır. İki ülkenin ticarette dolar yerine kendi ulusal paralarını kullanmaya yönelmesi, ABD için küresel bir darbe daha olacaktır. Öte yandan Pekin ve Tokyo’nun Kore yarımadasının güvenliği için işbirliğine yöneleceği işareti de ABD’nin Pasifik’e müdahale zeminini daha kaygan hale getirecektir.
2. KUTUP: LATİN AMERİKA
ABD ve Kanada’yı dışarıda bırakan Amerika kıta ülkeleri, CELAC isimli bir yeni yapı kurdular. Son 10 yıldır teker teker Bolivarcı devrimlere sahne olan Latin Amerika ülkeleri, ABD’ye karşı birlik oluşturdular.
Brezilya ve Venezüella liderliğindeki birlik, ABD’yi güneyden kuşatırken, Ortadoğu’da bile aktif tutumlar sergiledi.
3. KUTUP: ALMANYA MERKEZLİ AB
ABD’nin İngiltere üzerinden müdahale edebildiği AB, 2011 yılında Almanya merkezli AB’ye dönüştü.
2000’lerde başlattığı Doğu’yla işbirliğinin avantajlarından yararlanan Almanya, Avrupa kıtasını etkisi altına alan ekonomik krizden en az etkilenen ülke oldu. Avro krizi ve avro bölge tartışmaları sırasında kıta politikalarına ağırlığını koyan Berlin, Londra’yı devre dışı tuttu.
4. KUTUP: İRAN MERKEZLİ ORTADOĞU
2011 yılı İran ve Ortadoğu için çok önemli bir dönüm noktası oldu. Irak işgalinin ilk gününden beri ağır bir ABD baskısı altında olan İran, yüzyıllara dayanan devlet geleneğinin de avantajlarını kullanarak, süreci çok az kayıpla atlattı ve 2011 yılında atağa geçti.
Tahran, Tunus ve Mısır’da başlayan halk hareketlerinin, bölgenin çıkarlarına hizmet etmesini sağlayacak politik hamleler yaptı. ABD, İran’ın bu hamlelerine Libya ve Suriye’de karışıklık çıkararak yanıt verdi. Yemen ve Bahreyn gibi ülkelerde tüm askeri baskılara rağmen dinmeyen halk hareketleri, Washington’un bölgesel çıkarlarını tehdit etmeyi sürdürüyor.
İran, Irak ve Suriye ile de çok önemli bir siyasal ittifak oluşturdu 2011’de…
2006’da Hizbullah’ın İsrail’i yenmesiyle başlayan ve 2011’de Hamas’ın FKÖ’ye katılmasıyla devam eden yeni dönem, Tahran’ın başarısı olarak değerlendiriliyor.
5. KUTUP: RUSYA
Putin ve Medvedev ikilisinin ayağa kaldırdığı Rusya, 2011’de ABD’ye karşı askeri hamleler de yapmaya başladı. Bu hamlelerin en önemlisi kuşkusuz uçak gemisini Akdeniz’e, Suriye’ye desteğe göndermesiydi.
Rusya, 2011’de Kazakistan ve Belarus’la birlikte Avrasya Birliği’ni başlattı. Birlik, 2012’de önüne kurumsallaşma ve yeni üyelerle genişleme görevi koydu.
Moskova, enerji hamleleriyle ABD’nin bölgedeki çıkarlarını zayıflattı. 2011’de imzalanan Mavi Akım ve Güney Akım projeleri, ABD’nin desteklediği Nabucco Projesi’nin çökmesine neden oldu.
6. KUTUP: ÇİN
Çin, kesintisiz büyüme sürecinin bu aşamasında, yani 2011’de çok önemli siyasal ataklar yaptı. ABD’nin emperyalist müdahalelerde bulunduğu bölgelere, ekonomisiyle nüfuz edip, Washington’un altını oydu. Batısında Afganistan ve Pakistan’la, doğrusunda da Japonya ile yakın işbirliği dönemi başlatan Çin, Asya kıtasının en geniş ölçeğinde etkin bir hale geldi. Pekin’in Latin Amerika’da başlattığı yatırım dönemi, Ortadoğu ve Afrika’da sürüyor.
Çin, 2011’de ABD’yi çok rahatsız eden bir silahlanma atağına da başladı. İlk uçak gemisini tamamlayan Pekin, uzayda Washington’la yarışa girdi.
Öte yandan Hindistan ve Brezilya gibi tek başına kutup olabilme potansiyeli taşıyan ülkeler de, 2011’de önemli hamleler yaptı. Her iki ülke de Rusya ve Çin’le yakın işbirliği dönemleri içine girdi.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Ocak 2012
AFGANİSTAN’DA ABD-ÇİN FARKI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 28/12/2011
Çin’in uluslararası ilişkilerine karşıt olan kesimlerin kullandığı en önemli argüman, bu ülkenin de ABD gibi emperyalist olduğu iddiasıdır. Hatta bazıları, Çin’i ABD’den daha tehlikeli bir emperyalist devlet olmakla suçlarlar.
Bu iddiaların ortaya çıkmasının en önemli nedeni, “sosyalist piyasa ekonomisi” uygulayan Pekin yönetiminin son yıllarda Latin Amerika’dan Afrika’ya, Ortadoğu’dan Avrupa’ya kadar hemen her yerde yatırım yapması ve ticari anlaşmalar imzalamasıdır.
Kapitalist emperyalizmi bir ekonomi-politik kavramdan ziyade salt ekonomik bir kavram olarak ele alanlar, başta Çin olmak üzere uluslararası yatırım yapan her devleti “emperyalist” olarak adlandırıyorlar.
Büyük kapitalist devletleri geçtik, İran ve Türkiye gibi ülkeler bile Ortadoğu’da emperyalist olmakla suçlanıyor. Kavramı, kapitalizm çağındaki anlamıyla değil de imparatorluklar çağındaki anlamıyla kullanıyorlar.
Oysa emperyalizm kavramının çağımızdaki anlamı, “silahlı güç” kullanımı dahil, her yöntemi kullanarak hedef ülkeyi kendi pazarına eklemlemektir.
Peki, bu teorik temel bağlamında, Çin’in Afganistan’la yaptığı petrol anlaşması emperyalist bir ilişki olarak değerlendirilebilir mi? İnceleyelim:
KÂRIN YÜZDE 70’İ AFGANİSTAN’A
Afganistan-Çin petrol anlaşması bugün imzalıyor. Çin’in devlete ait Ulusal Petrol Kuruluşu, bu anlaşmayla Afganistan’da petrol üreten ilk yabancı firma olacak.
Afganistan Maden Bakanlığı, Çin kuruluşunun Afganistan’ın kuzeydoğusundaki Sari Pul ve Faryab bölgelerinde faaliyet göstereceğini açıkladı. Amuderya nehri havzası olarak bilinen bölgede ilk hesaplara göre 87 milyon varil petrol rezervi var.
Tabi Çin ile Afganistan arasındaki anlaşmanın en önemli özelliği, Pekin’in, kârın yüzde 70’ini Kabil’e bırakıyor oluşu!
ABD, AFGANİSTAN’I KAYBETTİ
Çin, NATO işgali altındaki Afganistan’da pek çok açıdan ilk sırada bulunuyor.
Örneğin Çin, 2007 yılında dünyanın en büyük ikinci bakır madeni olan Afganistan-Aynak sahasının işletme hakkını aldı. Çin, bu maden projesine ilk iki yılda tam 4 milyar dolarlık yatırım yaptı. Çin, madenin elektrik ihtiyacını karşılamak için de 400 megavatlık enerji santrali kurdu; ki bu santral başkent Kabil’in enerji ihtiyacının çoğunluğunu karşılıyor!
Çin Metalurji Şirketi, 2009 yılında da Aynak sahasına 3 milyar dolarlık “ek yatırım” yaptı. Yatırımın önemi, Afganistan’ın gayrisafi milli hasılasının 7.5 milyar dolar olduğu göz önönüne alınırsa, daha iyi anlaşılır.
Dönemin Afganistan Maden Bakanı Muhammed İbrahim Adil, 5 yıl içerisinde bu projeden sadece vergi geliri olarak 2 milyar dolar elde edeceklerini belirtmişti.
Çin, 2009’da, Afganistan’ın digital telefon hatları projesini de aldı. Santrallerin kontrolü ve işletmesi de Çinli mühendisler tarafından yapılıyor. Böylece Pekin, NATO işgali altındaki Afganistan’ın telekomünikasyon güvenliğini kontrol altına almış oldu.
NYT: KAYMAĞI ÇİN YİYOR
Çin’in ABD’ye karşı başarısı, örneğin New York Times da, Robert Kaplan tarafından “Bölgeye kan ve para dökenler Amerikalılar, ama işin kaymağını Çinliler yiyor” şeklinde analiz edilse de meseleye Afgan halkının çıkarları açısından bakmak gerekiyor.
Ve yatırımın büyüklüğü ile kârın çoğunluğunun Afganistan devletine bırakılması, Çin ile ABD’nin yatırım anlayışının farkını ortaya koyuyor.
ABD kanla kâr elde etme peşindedir, Çin ise karşılıklı yarar gözetmektedir. Yani “kazan-kazan” demektedir.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
28 Aralık 2011
MUSTAFA KEMAL ve RUSYA’YLA İTTİFAK
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 20/12/2011
Prof. Dr. Anıl Çeçen’in “Rusya ve Çin emperyalisttir, ittifak yapılmaz” tezine itirazımıza çok sayıda olumlu tepki geldi. Ancak gelen değerlendirmeler arasında, az da olsa, Prof. Dr. Çeçen’in tezine destek verenler de vardı. Özetle, Rusların ve Çinlilerin tarihsel olarak Türk düşmanı olduğunu savunuyorlar…
İlginçtir. Geçmişte, Rusya ve Çin’e itiraz edenlerin dayanağı her iki ülkenin de komünist oluşuydu… Çünkü dönemin Atlantik bakış açısı öyleydi.
Ama şimdilerde, Rusya ve Çin’e itiraz edenlerin dayanağı, her iki ülkenin de “Türk düşmanı” olduğu iddiasıdır. Ki bu da aslında şimdinin Atlantik bakışıdır.
(Çin’de Uygur Türklerini ayrılıkçılığa kışkırtanların, Kıbrıs’ta Türkleri Rumlarla birleşmeye zorlaması anlamlıdır.)
MUSTAFA KEMAL, EN BAŞTA İTTİFAKÇIDIR!
Türkiye ve İran’ın ABD emperyalizmine karşı Rusya ve Çin’le ittifak yapması gerektiği görüşümüze itiraz edenler, her iki ülkenin de tarihsel olarak Türk düşmanı olduğunu savunuyorlar. Bunu söyleyenlerin kendisini “Kemalist” olarak nitelemesi konuyu daha da ilginç kılıyor.
Zira “Kemalist” kimlikle Rusya’ya itiraz edenler, ya Mustafa Kemal’i bilmiyorlar, ya da aslında Kemalist değiller. Çünkü Mustafa Kemal, Rusya’yla ittifakın bizzat eylemcisidir!
Gerek Prof. Dr. Anıl Çeçen’in gerekse ona destek verenlerin büyük yanılgısı işte buradadır. Çünkü Mustafa Kemal, emperyalizme karşı kurtuluş savaşında, SSCB (Rusya) ile ittifak kurarak başarının yolunu açmıştır. Mustafa Kemal, kurtuluş savaşından sonra da, ülkeyi kalkındırmak için SSCB ile ittifakı sürdürmüştür. Ve Mustafa Kemal, SSCB’yle dostluğu vasiyet bırakmıştır!
TAKSİM ANITI’NIN ÖĞRETTİĞİ
Prof. Dr. Anıl Çeçen ve ona destek veren “Kemalistler”, tüm bu gerçeklere gözlerini kapasalar bile, en azından gidip Taksim Meydanı’ndaki anıtı incelesinler.
1928’de yerine yerleştirilen anıtta Mustafa Kemal, yanına İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak ile iki Rus generalini, Kliment Vefremoviç Voroşilov ile Mihail Vesilyeviç Frunze’yi almıştır.
Ki bu tablo, bir bakıma kurtuluş savaşının da özet tablosudur, büyük ittifakın sembolüdür!
İTTİFAKLARIN KAYNAĞI, ORTAK ÇIKARLADIR
Kimi “Kemalistler” Mustafa Kemal’in SSCB ile ittifakını, “o günün şartlarının zorunluluğu” olarak görüp, “politika” diye değerlendiriyorlar.
İttifakı olumsuzlamak adına savunulan bu görüş, aslında tam da gerçeği işaret etmektedir. Çünkü ittifakların kaynağı bu tarihsel zorunluluklardır; güncel ortak tehditlerdir, ortak düşmanlardır, güncel çıkar birliktelikleridir…
Zira Mustafa Kemal, geçmişin Osmanlı – Rus savaşlarına saplanıp kalarak bu ittifakı inşa edemezdi.
Aynı durum şimdi de söz konusudur. Geçmişin Türk – Rus ve Türk – Çin savaşlarına bakarak, geleceği inşa edemeyiz.
ÖNEMLİ UYARI
Okurlarımızdan Bahri Karakuş’un önemli bir uyarısıyla bitirelim: “Prof. Dr. Çeçen’in objektif olarak Amerikancı olduğunu tespit etikten sonra, onun artık Kemalist sıfatını yitireceği tartışmasızdır. Tespitinizde iradeniz dışında sanki Kemalistlerle Sosyalistler arasında antiemperyalizm konusunda köklü bir sorun varmış gibi gözüküyor. Oysa Kemalistlerle Sosyalistlerin en çok buluştuğu noktadır. Yani esas Kemalist fikirleri siz temsil ettiniz. Tabiî ki, aynı zamanda Sosyalist fikirleri de…”
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Aralık 2011
YENİ DÖNEM
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 17/12/2011
Ve ABD’nin Irak’ta bayrağı indirmesiyle bir dönem kapanmış oldu. Aylardır dile getirdiğimiz ama pek çok kesimi inandıramadığımız “ABD Irak’tan çekiliyor” gerçeği de, böylece ete kemiğe bürünmüş oldu.
ABD, IRAK’TA VE AGFANİSTAN’DA YENİLDİ
ABD sadece Irak’ta geri çekilmiyor! Her ne kadar Afganistan’dan 2014 yılında çekileceğini ilan etmişse de, siyasi anlamda geri çekilmeye başladı bile.
ABD, 10 yıl önce Afganistan’a saldıracağını ilan ettiğinde, önüne Taliban’ı yıkma hedefi koymuştu.
Peki, şimdi durum nedir?
TALİBAN’LA RESMİ GÖRÜŞME DÖNEMİ
ABD’nin el altından Taliban ile gizli müzakereler yürüttüğünü yazmıştık. ABD artık resmi görüşmelere geçmek istiyor: “ABD yönetimi, Taliban’la bu yılın sonuna kadar resmi barış görüşmelerine başlanabilmesi için Katar’da bir büro açılmasını istiyor.”
ABD’nin Taliban’ın yerine getirdiği Afganistan yönetimi ise Washington’a itiraz ediyor. Öyle ki, Devlet Başkanı Karzai’nin bürosundan yapılan açıklamaya göre, Afganistan, Taliban’ın Katar’da büro açması görüşmelerinin dışında bırakıldığı için, durumu protesto etti ve Katar’daki büyükelçisini geri çekti.
İlginçtir; Taliban’ın Katar’da büro açması pazarlıkları ABD ve Almanya üzerinden yürütülüyor.
Karzai ile toplanan Afgan liderlerin ise büronun Türkiye ya da Suudi Arabistan’da açılmasını istediği belirtiliyor.
Katar ya da başka bir yer… Önemli olan ABD’nin yıkmak için yola çıktığı düşmanıyla müzakere noktasına gelmiş olmasıdır.
Bu ABD için bir yenilgidir; askeri yenilginin bir sonucu olarak, siyasal bir yenilgidir!
BEŞ MERKEZ
ABD’nin hem Irak’ta hem de Afganistan’da yenilmesi, kuşkusuz yeni dönemin de başlangıcıdır. Ve yeni dönemde, ABD’nin karşısında yeni bloklar, yeni merkezler olacaktır:
1.) Almanya merkezli yeni AB.
2.) Çin’in ABD’ye meydan okuyarak “savaşa hazırız” demesi.
3.) Putin’in Avrasya Birliği.
4.) Latin Amerika ülkelerinin CELAC ile ABD karşısında blok oluşturması.
5.) İran’ın Ortadoğu’daki ABD karşıtı inisiyatifi.
RUSYA, AB’YE DESTEK OLUYOR
Öyle çok yeni dönem işareti var ki.
Daha 10-15 yıl önce Rusya’yı dünya piyasalarına entegre etmek için baskılar yapan AB, borç veren IMF ne durumda şimdi?
Rusya, avro krizindeki AB’nin desteklenmesi için IMF’ye en az 10 milyar dolar kredi vereceğini ilan etti. Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev’in ekonomi danışmanı Arkadi Dvorkoviç, Brüksel’deki Rusya-AB zirvesi öncesinde ilan etti bu kararı.
Medvedev de zirvenin açılışında yaptığı konuşmada AB’ye destek verdi: “Rusya AB ve avro bölgesi ülkelerindeki istikrarın sağlanmasına yardımcı olmak için mali açıdan gerekli yatırımları yapacaktır.”
TÜRKİYE’DE YENİ DÖNEM
Dünyadaki bu yeni dönem işaretleri, karanlık görüntüye rağmen, ülkemizde de mevcut…
Türkiye, Atlantik rejimini yıkacak yeni bir devrime gebe…
En önemli işaret ise bunun bir tarihsel zorunluluk olduğu gerçeği!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Aralık 2011
ÇİN ABD’YLE SAVAŞA HAZIRLANIYOR
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 15/12/2011
Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Hu Jintao, 6 Aralık günü ülkenin en yüksek siyasi ve askeri liderleriyle çok kritik bir toplantı yaptı. Hu Jintao, toplantıda “Deniz kuvvetleri başta olmak üzere tüm askeri kuvvetleri savaşa hazır olmaya” çağırdı. (Sergei Balmasov, Chinese Navy ready for war, Pravda, 9 Aralık 2011)
Çin Devlet Başkanı Hu Jintao, ABD’nin savaş gerilimini tırmandırdığı şartlarda, donanmanın Çin’i savunmak üzere savaşa hazır duruma gelmesini istedi. (Hu Jintao tells China navy: Prepare for warfare, BBC News, 7 Aralık 2011)
Çin’in resmi haber ajansı Xinhua, Hu Jintao’nun çağrısını “genişletilmiş savaş hazırlıkları” şeklinde yorumladı.
ABD’NİN ALTTAN TEPKİSİ
ABD, Çin’den gelen bu mesajı alttan aldı.
Pentagon sözcüsü George Little, Çin’in savaş hazırlığını “Çin de bizim gibi askeri yeteneklerini geliştirmek ve planlamak hakkına sahiptir” sözleriyle değerlendirdi.
Bir başka Pentagon sözcüsü Amiral John Kirby de, “elbet başka uluslar da deniz kuvvetlerini savaşa hazır olmaya çağırabilecektir” dedi.
ABD’nin geçen ay Avustralya’yla askeri anlaşma imzalamasından sonra konuşan Çin Halk Cumhuriyeti Başbakanı Wen Jiabao da, bölgeye yönelik dış güç girişimine karşı orduyu uyarmıştı!
DONANMANIN ÖNEMİ
Peki, neden özellikle deniz kuvvetlerine vurgu yapılıyor?
Yanıtı Pentagon’un 2011 tarihli Çin raporundan verelim:
Çin Ordusu dünyanın en büyük kara ordusudur ancak Pekin, küresel iddialarıyla doğru orantılı olarak donanmasını da büyütüyor!
ÇİN – ABD: KAÇINILMAZ SAVAŞ
Hu Jintao’nun donanmayı savaşa hazır olmaya çağırması Amerikan medyasında geniş yer buldu.
Genel kanaat, Çin ile ABD’nin “kaçınılmaz olarak savaşacağı” şeklinde…
Bazı medya organları ise “3. dünya savaşının” ayak seslerinin geldiğini belirtiyorlar…
İRAN’IN YORUMU
Öte yandan İran’ın resmi haber ajansı olan Fars Haber Ajansı, önceki gün “Çin: İran’a saldırı olursa, doğrudan savaşa gireriz” başlıklı bir haber yayımladı.
Ajans’ın Amerikan Savunma Bakanlığı dergisinden aktardığına göre, Çin Devlet Başkanı Hu Jinatao, “Batı’nın İran’a yönelik saldırısını durdurmanın tek yolunun misilleme ve doğrudan savaşa müdahale etmek olduğunu” belirtiyormuş.
Çin Deniz Kuvvetleri’nin de alarma geçmesinin bu çerçevede olduğunu belirten dergi, Çin Devlet Başkanı Hu Jintao’nun 6 Aralık’taki üst düzey komutanlarla toplantısında, “3. dünya savaşı pahasına olsa bile İran’ı desteklemekten asla vazgeçmeyeceklerini” söylediği ifade edildi.
Geçen hafta Rusya Genelkurmay Başkanı Nikolay Makarov da dünyayı uyarmış ve “yerel ve bölgesel silahlı sorunların daha büyük boyutlara sıçramasını engelleyemeyeceklerini” söylemişti!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
15 Aralık 2011
ABD PAKİSTAN’I NEDEN VURDU?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 30/11/2011
NATO daha doğrusu ABD, Pakistan’ın Afganistan sınırındaki iki karakoluna, iki saat boyunca saldırarak, 26 Pakistan askerini öldürdü!
ABD PAKİSTAN’I KAYBETTİ
Peki, ABD’nin Afganistan operasyonları kapsamında müttefiki olan Pakistan’la ilişkisi nasıl bu noktaya geldi? 28 Eylül günü bu köşede “ABD Pakistan’ı kaybediyor” demiş ve şu olguları sıralamıştık:
1.) Usame Bin Ladin operasyonu iki ülke arasındaki kırılma noktasıdır. Zira ABD, Pakistan Cumhurbaşkanı Zerdari’nin “11 Eylül’den üç ay sonra yakalayıp, ABD’ye teslim ettik. Ama onlar bıraktılar” dediği Bin Ladin’i, “miadı dolduğu” için ortadan kaldırmıştı.
2.) Pakistan Savunma Bakanı Ahmet Muhtar, 1 Temmuz’da, ABD’nin ülkenin güneybatısında bulunan Şemsi hava üssünü artık kullanamayacağını ilan etti.
3.) ABD Pakistan’a yıllık yaptığı 2,7 milyar dolarlık askeri yardımın üçte birini askıya aldı. ABD Genelkurmay Başkanı Org. Mike Mullen, iki ülke askeri ilişkilerinin zor şartlar altında olduğunu açıkladı.
4.) ABD Genelkurmay Başkanı Org. Mike Mullen, 13 Eylül’de ülkesinin Kabil Büyükelçiliği’ne düzenlenen saldırıdan Pakistan Askeri istihbaratını sorumlu tuttu.
5.) Pakistan suçlamaya sert yanıt verdi: Pakistan İçişleri Bakanı Rahman Malik, 22 Eylül’de, ABD askerlerinin terörle mücadelede Pakistan topraklarında konuşlanmasına artık izin vermeyeceklerini açıkladı.
Tüm bu olgular, ABD’nin Pakistan’ı kaybedişinin olgularıydı… 26 Pakistan askerinin öldürülmesi ise Pakistan’ı kaybetmiş ABD’nin “yanıt” arayışıydı!
Açıklayalım:
ÇİN KALKANI
ABD’nin Pakistan’la ilişkisinin bu noktaya gelmesinin en önemli nedeni, İslamabad yönetiminin Çin ile ilişkisidir. Çünkü Pakistan, Çin ile ittifak kurarak Washington’dan bölgeye yönelik tehditlere, Obama’nın “AfPak” projelerine direnebilmiştir.
1.) Pakistan devleti, son tahlilde ABD’nin hedefi olacağını gördüğünden, Çin üzerinden silahlanmayı hızlandırdı: İki ülke arasında son bir yıl içerisinde çok önemli askeri işbirliği anlaşmaları imzalandı. Pakistan, Çin’den JF-17 savaş uçakları, F-22P savaş gemileri ve orta menzilli füzeler almaktadır. Pakistan son bir yıl içerisinde Çin’den J-10 savaş uçakları alımı için de 250 adet sipariş verdi.
2.) Pakistan, 2 adet Nükleer Reaktör yapılması için Çin’le anlaşma imzaladı. Pekin ile İslamabad arasında ayrıca demiryolları, askeri ve sivil amaçlı limanlar yapılması konusunda da bir işbirliği imzalandı.
3.) Pakistan, Usame Bin Ladin’e operasyon sırasında düşen ABD’nin yeni tip görünmez helikopterinin enkazını Çin’e incelettirdi.
4.) ABD’nin Pakistan’a yönelik tehditlerine karşı Pekin yönetimi kırmızıçizgi çekti: “Pakistan’a müdahaleyi Çin’e müdahale sayarız.”
5.) Çin, 24 Kasım’da, Pakistan’la ortak tatbikata başladı. Bir hafta sürecek tatbikatta iki ülkenin en seçkin birlikleri görev yapıyor. Tatbikatla birlikte iki ülke ilişkilerinin “askeri ittifak” düzeyine ulaştığı belirtiliyor.
ÇİN’DEN HAMLE, ABD’DEN YANIT ARAYIŞI
İşte ABD’nin Pakistan saldırısı, Pekin – İslamabad ilişkisine verilmeye çalışılan bir yanıttır. Daha doğrusu ABD’nin Çin’e yanıtıdır.
Tıpkı, ABD’nin Avustralya’ya 250 asker yerleştirmesi gibi, bu gelişme de Washington’un Pekin’in hamlelerine yanıtıdır.
Hamle yapan Çin, hamlelere yanıt peşinde olan ABD’dir artık!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazete
30 Kasım 2011
ABD PAKİSTAN’I KAYBEDİYOR
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 28/09/2011
Barrack Obama’nın ABD Başkanı olmasıyla Washington’un dış politikasında görülmeye başlayan en önemli değişiklik, Afganistan konusunu Pakistan’a dayanarak çözme kararıydı. Orta Asya’daki bu yeni dış politika, resmi olarak “Af-Pak” diye adlandırıldı ve güncellenmiş BOP’un ağırlık merkezi ilan edildi.
Ancak Afganistan’da bataklığa saplanan ABD’nin Pakistan’a dayanarak bile o bataklıktan çıkamayacağı ilk yıl içinde ortaya çıktı. Dahası, ABD Afganistan’da başarı elde edemediği gibi adım adım müttefiki olan Pakistan’ı da yitirdi.
ABD BİN LADİN’İ BIRAKTI MI?
ABD – Pakistan ilişkilerinde dönüm noktası, Washington’un Usame Bin Ladin’i öldürmesiydi. Ancak ABD’nin Ladin’in
cesedini denize atması, ölümünü kuşkulu kıldı. Üstelik Taliban yönetiminin 11 Eylül 2001 saldırılarından önce ABD’ye, El Kaide lideri Usame Bin Ladin’in yargılanmasını önerdiği ancak Washington’un bunu reddettiği ortaya çıkmıştı. Bu haber, aslında Pakistan Cumhurbaşkanı Zerdari’nin iki yıl önce açıkladığı, “11 Eylül’den üç ay sonra Ladin’i yakalayıp, ABD’ye teslim ettik. Ama onlar bıraktılar” bilgisini de teyit ediyordu.
PAKİSTAN’DAN ABD’TE ÜS YASAĞI
Usame Bin Ladin’in 2 Mayıs’ta öldürülmesiyle başlayan bu yeni süreçte iki ülke arasındaki ilişkiler kopma noktasına geldi. Gelişmeleri kısaca anımsayalım:
Pakistan Savunma Bakanı Ahmet Muhtar, 1 Temmuz’da yaptığı açıklamayla, ABD’nin ülkenin güneybatısında bulunan Şemsi hava üssünü artık kullanamayacağını ilan etti.
ABD Pakistan’a yıllık olarak yaptığı 2,7 milyar dolarlık askeri yardımın üçte birini askıya aldı. ABD Genelkurmay Başkanı Org. Mike Mullen, iki ülke askeri ilişkilerinin zor şartlar altında olduğunu açıkladı.
ABD PAKİSTAN İSTİHBARATINI SUÇLADI
Washington yaz boyunca ilişkileri onarmaya çalıştı. Ancak 13 Eylül’de ABD’nin Kabil Büyükelçiliği’ne yapılan saldırı, Washington
ile İslamabad’ı yeniden karşı karşıya getirdi.
ABD Genelkurmay Başkanı Org. Mike Mullen, Senato alt komitesinde, Pakistan askeri istihbarat örgütü ISI’nın başta Hakkani örgütü olmak üzere birçok terör örgütüyle bağlantısı olduğunu iddia ederek İslamabad’ı suçladı. Org. Mullen’e ilk yanıt 22 Eylül’de Pakistan İçişleri Bakanı Rahman Malik’den geldi. Malik, ABD askerlerinin terörle mücadelede Pakistan topraklarında konuşlanmasına artık izin vermeyeceklerini açıkladı.
Beyaz Saray sözcüsü Jay Carney ise gerilimi daha da tırmandırdı. Carney, Hakkani örgütünün Kabil’deki ABD büyükelçiliğine saldırının sorumlusu olduğunu belirtip, örgütün Pakistan’dan yönetildiğini iddia etti.
Pakistan Dışişleri Bakanı Hena Rabbai Khar ise Washington’un “ne Pakistan devleti ne de halkıyla arasını açmakta hiçbir fayda kazanamayacağını, eğer böyle bir girişimi gerçekleştirmeyi seçerlerse, bunun kendilerine pahalıya mal olacağını” söyledi. Pakistan Dışişleri Bakanı Khar ABD’nin suçlamaları sürdürmesi halinde, İslamabad’ı bir müttefik olarak kaybedeceği uyarısında da bulundu.
ÇİN KALKANI
Pakistan’ı ABD karşısında başı dik politika izlemeye iten en önemli etken, kurduğu bölgesel ittifaklardır. İslamabad’ın en önemli
dayanağı Pekin’dir. Pekin’in “Pakistan’a müdahaleyi Çin’e müdahale sayarız” demesi, İslamabad’a büyük güvence oluşturdu.
İki ülke arasında son bir yıl içerisinde çok önemli askeri işbirliği anlaşmaları imzalandı. Pakistan, Çin’den JF-17 savaş uçakları,
F-22P savaş gemileri ve orta menzilli füzeler almaktadır. Son bir yıl içerisinde Çin’den J-10 savaş uçakları alımı için 250 adet sipariş veren Pakistan, ayrıca 2 adet Nükleer Reaktör yapılması için de anlaşma imzaladı. Pekin ile İslamabad arasında ayrıca demiryolları, askeri ve sivil amaçlı limanlar yapılması konusunda da bir işbirliği imzalandı.
Tüm bu askeri gelişmeler dışında Washington’u endişelendiren bir başka konu da, Pakistan’ın Usame Bin Ladin’e operasyon sırasında düşen ABD’nin yeni tip görünmez helikopterinin enkazını Çin’e incelettirdiği kuşkusuydu…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
28 Eylül 2011
Rus gazı, iki Kore’yi birleştirdi
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 26/08/2011
Sibirya’daki askeri bir üste biraraya gelen Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev ile Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti KDHC lideri Kim Jong İl, Rus gazının Kore yarımadasına taşınması konusunda anlaştı.
Rusya, KDHC topraklarından geçerek Güney Kore’ye ulaşacak doğalgaz boru hattı için Pyongyang’a yıllık 100 milyon dolar kira
ödeyecek.
2009 yılında Rusya enerji şirketi Gazprom ile Güney Kore enerji şirketi Kogas arasında Rus gazının ihracı konusunda yapılan anlaşmanın devamı olarak bu ay içinde biraraaya gelen Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile KDHC Dışişleri Bakanı Kim Son Khvan konuyu müzakere etmişti.
Anlaşmanın ABD kaynaklı “Seul bu anlaşmayla enerji denetimini Pyongyang’a teslim eder” şeklindeki endişeye rağmen sonuçlanması, Moskova’nın başarısını gösteriyor.
KDH nükleer görüşmelere hazır
İki Kore’yi stratejik bir enerji programında birleştirmek, Rusya’yı “nükleer görüşmeleri” yeniden başlatma konusunda da inisiyatif almaya götürdü.
Kim Jong İl’in 10 günlük Rusya ziyareti öncesinde, Pyongyang’ın altılı görüşmelere “yumuşak” bir şekilde yeniden başlanması için Moskova’dan Güney Kore, ABD ve Japonya’ya baskı yapmasını istediği gündeme gelmişti.
Anımsanacağı gibi KDHC, iki Kore ile Rusya, Çin, Japonya ve ABD’nin de dahil olduğu “altılı görüşmelerden” 2008 yılında çekilmişti.
Ancak Pyongyang, Pasifik’te değişen konkonktürün de avantajından faydalanarak, kendisine uygulanan uluslararası yaptırımları kaldırtabilmek için görüşmelere yeniden başlamak istiyordu.
İşte Kim Jong İl – Medvedev zirvesinden önce bu konuda da bir mutabakat zemini doğmuş olma ki, Kremlin’den yapılan yazılı açıklamada “ziyaret sırasında Kore Yarımadası’ndaki nükleer sorunun çözümünü sağlamayı amaçlayan altılı görüşmelerin mümkün olan en kısa sürede nasıl yeniden başlatılacağı konusuna ağırlık verilecek” deniliyordu.
Nitekim Rusya Devlet Başkanlığı Sözcüsü Natalya Timakova “görüşmede, KDHC tarafı nükleer maddelerin üretimi ve testler konusunda bir moratoryum sunmaya hazır olduklarını iletti” diyerek, Kim ve Medvedev’in anlaştığını ilan ediyordu.
Moskova – Pyongyang dayanışması
Toplam 10 gün sürecek ziyaret sırasında Kim Jong İl’in çözmeyi planladığı bir başka konu da KDHC’nin Rusya’ya SSCB döneminden kalan 11 milyar dolarlık borcuydu.
Rus Ria Novosti ajansı, “bu sorunun en üst seviyede çözümü konusunda anlaşma sağlandığını” duyurdu.
Öte yandan Moskova’nın Pyongyang’a 50 bin tonluk gıda yardımı yapacağını açıklaması, iki ülke arasındaki dayanışmaya anlamlı bir katkı sundu.
Pekin’in başarısı
Moskova’nın bu enerji hamlesinin gerisinde aslında Çin’in de payı var.
Pekin, Washington’un Pasifik stratejisini adım adım boğuyordu. Bölgedeki ABD varlığını dengelemek üzere uzun yıllardır ekonomi kartını kullanan Pekin, son yıllarda büyük bir atak yapmış ve Pasifik’teki askeri varlığını geliştirmişti.
İşte Moskova, iki Kore’yi boru hattıyla birleştirmesini, Pekin’in ABD’ye karşı bu başarısının zemininde sağlamış oldu.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Ağustos 2011
ÇİN’DEN ABD’YE: ASKERİ HARCAMALARI KIS!
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Odatv Yazıları, Politika Yazıları on 08/08/2011
ABD’nin A’sının düşmesi, yani kredi notunun AAA’dan AA’ya gerilemesi, ekonomik bir göstergeden ziyade siyasal bir göstergedir! Bu not düşüklüğü Aydınlık’ta ısrarla vurguladığımız, ABD’nin “stratejik savunma” dönemine girmesinin ifadesidir.
Tersinden, ABD-Atlantik cephesi dışındaki dünyanın da atağa geçtiğinin işaretidir. Çeşitli ülke liderlerinin ABD’deki gelişmelere karşı kullandığı yeni üslup bile tek başına bunu ortaya koymaktadır:
ÇİN ABD’DEN BORÇ YAPILANDIRMASI İSTEDİ
Öncelikle belirtmek gerekir ki, ABD’nin notunu Standart&Poors’tan önce Çin kurumu Dagon kırdı! Ve Pekin “ABD’nin borç alışkanlığı dünya ekonomisini tehdit ediyor.” uyarısında bulundu. Daha da önemlisi Pekin, ABD’den acilen borçlarını yapılandırmasını istedi. Bugüne kadar ABD’nin hakim olduğu IMF, diğer ülkelerden borç yapılandırması isterdi.
Çin’in resmi haber ajansı Sinhua’da çıkan analizde de Washington’dan savunma ve sosyal yardım harcamalarında kesinti yapması istendi; kredi notunun düşürülmesine “ABD’deki kısa vadeli görüş açısıyla hareket eden politikacıların kavgalarının sebep olduğu” belirtildi.
Kavga eden politikacılardan kasıt, herhalde ABD zayıfladıkça çelişmeleri artan hakim sınıfların siyasetteki temsilcileridir.
RUSYA ABD’Yİ ASALAK İLAN ETTİ
Moskova da Pekin gibi ABD’nin borçlarına dikkat çekiyor. Rusya Başbakanı Vladimir Putin, daha kredi notu bile düşmeden önce ABD’yi “borçları nedeniyle dünya ekonomisinin asalağı” olarak nitelemişti. Putin, ABD’nin “imkanlarının ötesinde krediyle yaşayan bir ülke” olmasına dikkat çekiyor. Ve daha önemlisi, “ABD’nin borcunun bir kısmını dünya ekonomisinde dinlendirmesine” itiraz ediyor.
Özetle, Rusya artık ABD dolarını tekel konumunda görmek istemediğinin işaretini veriyor.
Putin’den sonra Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev de ABD’ye karşı sertleşti. Medvedev, “Gürcistan toprakları Rusya’nın işgali altındadır” diye karar çıkaran ABD’li senatörlerin girişimini, “Bir avuç moruğun inisiyatifiyle alınan karar bizi bağlamaz” diye yorumladı. Medvedev birkaç gün sonra da açıkça “Gürcistan savaşında ABD’nin rolü olduğunu” ifşa etti.
HİNDİSTAN ABD’DEB GÜVENİLİR MALİ PLAN İSTEDİ
Avrasya’nın üçüncü devi Hindistan da artık ABD’ye yol gösteriyor. Hindistan Başbakanı’nın Ekonomik Danışma Konseyi Başkanı C. Rangarajan, “ABD’nin güvenilir bir mali konsolidasyon planına sahip olduğunu göstermesi gerektiğini” belirtiyor. Keza Maliye Bakanı Pranab Mukharjee, not düşürülmesinin ABD açısından “çok ciddi bir durum oluşturduğuna” dikkat çekiyor.
DOLARIN HAKİMİYET DEVRİ TAMAMLANDI
Dünya, artık ABD’nin dolar avantajını kullamasına katlanmayacağını ortaya koyuyor.
Dolar 1944’de “altına bağlı” değişim aracı ilan edildi. ABD 1972’de, “altına bağlı” olma şartını tek taraflı bozdu ve dolar 39 yıldır Washignton’un en önemli ve etkili silahı oldu.
ABD bu avantajı ikinci dünya savaşını kazanmasıyla sağlamıştı. Şimdi de Afganistan’da, Irak’ta yenilerek, Libya’ya ve Suriye’ye diş geçiremeyerek, İran’a çaresiz kalarak ve herşeyden önemlisi inisiyatifi Çin ile Rusya’ya kaptırarak, kaybediyor!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi / s:6
8 Ağustos 2011