Posts Tagged Çin
ABD TAHTTAN DÜŞTÜ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 16/09/2013
5-6 Eylül 2013 tarihli son G-20 zirvesi, tarihe sadece Suriye’ye karşı savaş yerine diplomatik çözümün bulunduğu zirve olarak değil, Batı’nın tahttan indiğinin resmileştiği zirve olarak da geçecek.
Bu köşenin okurları sık sık yeni bir dünyanın kurulmakta olduğunu yazdığımızı bilir. İşte son G-20 Zirvesi, o yeni dünyanın da kurulduğunun ilanıdır artık.
G-20 Zirvesi’nde dünyanın en büyük ekonomik gücü olan 20 ülke ikiye bölünmüş, fakat inisiyatifi Rusya ve Çin’in liderlik ettiği Doğu ülkeleri almıştır: Hindistan, Brezilya, Güney Afrika, Arjantin, Güney Afrika, Meksika ve Almanya Moskova-Pekin ortaklığına destek vererek ABD’nin Suriye’ye saldırmasına karşı çıktılar.
ABD’nin liderlik ettiği kampta ise İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Avustralya, Suudi Arabistan, Güney Kore ve Türkiye yer aldı. Yalnız tüm bu devletlerin savaş yanlısı olduğunu söyleyemeyiz. Nitekim bazıları önceliğin savaşsız çözüm olduğunu ısrarla belirtiyorlar.
Bu kamplaşmada en dikkat çeken ülke ise Almanya’dır. Almanya dünyanın en hayati sorunlarında artık Batı kampıyla değil, Doğu kampıyla birlikte hareket etmektedir.
G-8’E KARŞI BRICS
Batı’nın hükmettiği dünya son 15 yılda Doğu tarafından dengelendi ve son G-20 Zirvesi’yle birlikte inisiyatif Doğu’ya geçti. Denge yıllarının en önemli kurumsal değişimi, 1999 yılında G-8’in yerini artık G-20’nin alması ve Zenginler Kulübü’ne Doğu’nun da ortak olmasıydı.
Doğu dengeden inisiyatif alma sürecine geçerken başka önemli adımlar da attı. Örneğin BRICS’i kurdu. Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’nın baş harflerinden oluşan BRICS kulübü, aslında bir anlamda Doğu’nun G-8’iydi… Nitekim Batı’nın Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu IMF ile 60 yıl boyunca hükmetmesinin karşısına kendi bankaları ve para fonlarıyla dikildiler! Bu beş ülke 50 milyar dolar sermayeli kalkınma bankasının ve 100 milyar dolar bütçeli bir para fonunun kurulmasının adımını attılar. (Hindistan ekonomik olarak dünyanın Kuzey ve Güney şeklinde bölünmesine istinaden, bankaya Güney ismini önerdi.)
ABD’nin dünya egemenliğindeki en önemli avantajı olan Dolar’ın etkisi de bu süreçte azaldı. Zira Dolar’ın karşısına önce son 20 yılda Avro gibi bir engel çıktı, ardından da BRICS ülkelerinin karşılıklı ticaretlerinde kendi milli para birimlerine yönelme kararı…
NATO’YA KARŞI ŞİÖ
Batı’nın egemenliğinin kaynağı ekonomik olarak Dünya Bankası ve IMF iken, askeri kaynağı da NATO’ydu. Doğu ise Batı’nın NATO’sunun karşısına, kendi güvenlik örgütünü çıkardı: Şanghay İşbirliği Örgütü ŞİÖ.
Gerçi kurucu üyeler ŞİÖ’yü NATO’nun bir karşılığı gibi değerlendirmiyorlar. Çünkü ŞİÖ sadece bir güvenlik örgütü değil, onu aşan bir yapı…
Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan tarafından kurulan örgüt daha sonra Özbekistan’ın da katılımıyla bir Asya Kalesi oldu. Örgüt daha sonra genişledi ve İran, Hindistan, Pakistan, Afganistan ve Moğolistan’ı gözlemci üye, Sri Lanka ve Belarus’u da diyalog ortağı olarak kabul etti. (Türkiye’nin de diyalog ortaklığı gündemde.)
Dünya nüfusunun ve coğrafyasının yarısından büyük olan örgüt, son yıllarda çok büyük kapsamlı askeri tatbikatlara imza atarak, açıkça NATO’ya “dur” diyecek gücü olduğunu gösterdi!
ASYA YÜZYILI
Irak’ın 2004’te ABD’ye direnişe geçmesi, Hizbullah’ın 2006’da İsrail’i yenmesi, Rusya’nın 2008’de Gürcistan’ı vurması, kapitalizmin 2008’de derin bir krize girmesi ve Suriye’nin 2013’te Batı saldırısını göğüslemesi, Doğu’nun inisiyatif almasını sağlayan en önemli etkenlerdendir.
Tüm bu etkenler birleştiğinde ortaya şu sonuç çıkmıştır: Batı’nın G-8’ine karşı BRICS’i, NATO’suna karşı ŞİÖ’yü ortaya çıkaran Doğu, Atlantik merkezli dönen dünyayı artık Asya-Pasifik merkezli döndürmeye başlamıştır. 21. Yüzyıl Amerikan Yüzyılı değil, şimdiden Asya Yüzyılı olmuştur!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Eylül 2013
ÇİN’İN ORTADOĞU’DA AKTİF DÖNEME GİRİYOR
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 07/05/2013
ABD Devlet Başkanı Barrack Obama, bildiğiniz gibi “Ortadoğu barışı” hedefiyle Mart’ta İsrail’i ziyaret etti. Ancak bu ziyaretten barış yerine İsrail ile Türkiye’nin Suriye hedefinde birleştirilmesi sonucu çıktı.
ABD Devlet Başkanı Barrack Obama’nın ardından bu kez Çin Halk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Şi Cinpin konuya el attı.
Şi Cinpin, bölgeye gitmek yerine, 5-7 Mayıs tarihlerinde Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ı ve 6-10 Mayıs tarihlerinde de İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu ülkesine davet etti.
ÇİN, BAĞIMSIZ FİLİSTİN DEVLETİ İSTİYOR
Dün Mahmud Abbas’la görüşen Şi Cinpin, Ortadoğu barışı için masaya dört maddelik bir plan koydu:
1. Kudüs başkentli, 1967 sınırlarına sahip bağımsız bir Filistin devletinin kurulması ve Filistin ile İsrail’in barış içinde bir arada yaşamasının desteklenmesi.
2. Filistin ve İsrail arasında barış sağlanmasının tek yolu olan diyalogda ısrar edilmesi.
3. “Toprak karşılığında barış” ilkesinin kararlılıkla izlenmesi.
4. Uluslararası toplumun barış sürecini ilerletmek için güvence sağlaması.
FİLİSTİN: ÇİN İSRAİL’İN YAYILMASINI DURDURMALI
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas da “dünyadaki yükselen pozisyonundan büyük memnuniyet duyduğunu” belirttiği Çin’den şu iki talepte bulundu:
1. İsrail, uluslararası anlaşmalara uyarak yerleşim merkezleri inşasını durdursun.
2. Tel Aviv, barış görüşmelerinin yeniden başlayabilmesinin koşullarını yaratsın.
Şi Cinpin ile Abbas’ın görüşmesinden sonra iki liderin tanıklığında hükümetler arasında ekonomik, teknolojik, kültür ve eğitim işbirliği belgeleri imzalandı.
Böylece Çin ile Filistin, devletlerarası ilişki düzlemini yükseltmiş oldu!
NETANYAHU’NUN İKİ KEZ İPTAL ETTİĞİ ZİYARET
Mahmud Abbas’dan hemen sonra İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun da Çin’e gelmesi, Pekin’in Ortadoğu barışı için ağırlığını koyduğunu gösteriyor.
Netenyahu’nun Şangay’da başlayıp Pekin’de sona erecek 5 günlük bir programının olması, hele de 2007’den sonra iki kez planlı Çin ziyaretini iptal ettiği dikkate alınırsa, daha da anlamlı hale geliyor.
Netenyahu’nun yola çıkmasından hemen önce AFP Haber Ajansı’na açıklama yapan İsrail hükümet sözcüsü Mark Regev, “Hem Çin’in hem de İsrail’in, iki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesinden elde edeceği büyük faydalar var. Amacımız bu gelişmeyi sağlayabilmek.” diyerek, Tel Aviv’in bu ziyarete büyük anlam yüklediğini göstermiş oldu.
ABD ÇIKIYOR, ÇİN GİRİYOR
İsrail’in son üç günde iki kez Suriye’yi vurduğu, İsrail-İran geriliminin yükseldiği, Ortadoğu’da haritaların yeniden çizilmesine yönelik cephelerin oluştuğu bir süreçte Çin’in pasif tutumdan aktif tutuma geçmesi ve Ortadoğu barışı için hamle yapması, kuşkusuz çok önemli.
Şi Cinpin’in Netenyahu’yla görüşmesinden sonra konuyu daha da detaylı değerlendirebiliriz, ancak şimdilik şu kadarını söyleyebiliriz: ABD’nin çekilmesi ve Çin’in o boşluğa yerleşmeye soyunması, bölgenin yararınadır. Çünkü emperyalist ABD, bölge için negatif kuvvettir; işgaldir, savaştır… Çin ise bölge için pozitif kuvvettir; işbirliğidir, ekonomik kalkınmadır.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Mayıs 2013
ABD-ÇİN ARASINDA ‘YENİ DENGE’
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 25/04/2013
ABD Genelkurmay Başkanı Org. Martin Dempsey’in Çin gezisi dünya basınında oldukça yoğun ilgi gördü. Zira bu ziyaret Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin ABD’yi “nükleer silahla” tehdit ettiği şartlarda gerçekleşti.
Kısaca anımsatırsak: Kore DHC, Asya-Pasifik’i merkez alan yeni savunma stratejisiyle Çin’i kuşatmaya başlayan ABD’ye karşı nükleer silah göstererek bölgeyi savunmuştu. ABD önce bu hamleye yüksek perdeden yanıt verdi. Ancak Washington, Kore DHC’nin ne kadar ileri gidebileceğini kestiremediği için sonunda geri adım attı.
ABD Dışişleri Bakanı John Kerry Çin’e giderek hem Pekin’le anlaşma yolu aradı hem de Kore DHC’ye “altılı görüşmeleri yeniden başlatma” çağrısı yaptı.
İşte Martin Dempsey bu koşullarda Çin’i ziyaret etti…
‘YENİ TİP ASKERİ İLİŞKİ’
Ziyaret Türk basınında genel olarak “ABD ile Çin arasında yeni tip askeri ilişki dönemi başladı” şeklinde yorumlandı.
Zira Çin Genelkurmay Başkanı Org. Fang Fenghui ile ABD Genelkurmay Başkanı Org. Martin Dempsey, iki ülkenin “eşitlik, karşılıklı yarar, işbirliği ve ortak kazanç” ilkeleri temelinde “yeni tip askeri ilişki” kurmaya hazır olduklarını açıklamışlardı. Nitekim görüşme sonunda iki ülke, bu yıl insani afet yardımı tatbikatı ile Aden Körfezi’nde deniz korsanlarına karşı mücadele tatbikatı yapacağını açıkladı.
Görüşme sonrası yapılan basın toplantısında Martin Dempsey’in söyledikleri de bu “yeni tip askeri ilişkiye” vurgu yapıyordu. Dempsey, ülkesinin ulusal çıkarlarının Asya-pasifik bölgesinin ekonomik gelişmesi, demografik yapısı ve güvenlik durumuyla sıkı bağı olduğunu belirtiyor ve buna “yeni denge” diyordu.
Dempsey’e göre yeni dengenin özü sayılarla değil, “üç daha fazla” ile ilgiliydi: “Daha fazla ilgi, daha fazla katılım, insan ve donanım açısından daha fazla yatırım.”
ÇİN: ABD’NİN YARATTIĞI ÜÇ ENGEL
“Yeni dengenin” ne olduğunu anlamamızı sağlayacak verilere bakalım şimdi de…
Çin Askeri Bilimler Akademisi Çin-ABD Savunma İlişkileri Araştırma Merkezi Başkanı Yao Yunzhu, Dempsey’in ziyareti sırasında iki ülke ordusu arasında, “ABD’nin yarattığı üç engel” olduğunu ilan etti:
1. Tayvan sorunu. Çin ABD’nin Tayvan’ı silahlandırmasını öncelikli sorun olarak görüyor.
2. ABD’nin Çin’i kuşatma hamleleri. Çin, ABD’nin düşmanca davranarak çevresinde ve kendisine bağlı ekonomik bölgelerde hava ve deniz gözetimi yapmasını ve çeşitli eylemlerde bulunmasını “ikinci engel” görüyor.
3. ABD Kongresi’nin çıkardığı kanunlar. Çin, ABD Kongresi’nin çıkardığı bazı kanunlarla iki ordunun temaslarına sınırlama getirmesini ve hangi konularda temas kurulacağını belirleyerek, iki ordu ilişkilerinde eşitsizlik yaratmasını “üçüncü engel” olarak görüyor.
KARŞILIK VERİRİZ!
Çin ayrıca Martin Dempsey’in ziyaretinden hemen önce Çin ordusunun stratejik hedefleri ve faaliyetlerini anlatan “Beyaz Kitap”ı da yayımladı: “Yeni yüzyılla birlikte hegemonizm ve neo-müdahalecilik arttı. Asya-Pasifik bölgesi önem kazandı. ABD bu bölgedeki güvenlik stratejisini yeniden düzenlemeye gitti. Ancak Asya-Pasifik’te askeri varlığın artması bölgedeki durumu daha da derinleştirdi.”
Çin’in asıl mesajı ise ordusunun temel felsefesini belirttiği cümledeydi: “Saldırı olmadıkça saldırmayız, ama saldırı olursa da mutlaka karşılık veririz.”
İLK MURAREBE TAMAMLANDI
Dolayısıyla artık “yeni tip askeri ilişkiyi” ve “yeni dengeyi” yorumlayabiliriz:
ABD, Asya-Pasifik savunma stratejisiyle Çin’i kuşatmayı hedef aldı. Washington iki yıldır bu stratejiye uygun olarak konumlanıyor. Çin’i kuşatacak şekilde bölgedeki ülkelerle ilişki geliştiriyor.
Ancak Çin bu hamlelere hem yanıt verdi hem de kuşatılmayı engelleyecek şekilde ikili ilişkiler geliştirerek hilal örülmesini engelledi.
Böylece “büyük savaş” öncesindeki ilk büyük muharebe, ABD’nin kazanamamasıyla sonuçlanmış oldu.
ABD, bu ilk muharebenin ardından daha fazla ileriye gitmeyi “şimdilik” erteledi ve ikinci muharebeye hazırlık için “mola” verdi; yani “yeni denge” sürecini başlattı.
Ancak “yeni denge” Washington açısından yeni bir çıkmaza işaret ediyor. Zira “yeni dengeyi” etkileyecek zaman parametresi Pekin’in lehine…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Nisan 2013
FRANSA MALİ’YE NEDEN SALDIRDI?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 20/01/2013
Mali’nin kuzeyindeki isyancılar, radikal İslamcılar, Mali’nin bölünmesini engellemek, demokrasi… Tıpkı ABD’nin Irak ya da Afganistan’a saldırmadan önce piyasaya sürdüğü “meşruiyet” sağlamaya dönük kavramlar gibi…
Ancak bugünün dünyasında artık pek inandırıcı değil!
Fransa’nın neden Mali’ye saldırdığını saptamak, yeni dönemi ve güç mücadelesinin nasıl cereyan edeceğini anlamak bakımından önemli…
En sonda söyleyeceğimizi şimdi belirtelim: Gücün ağırlık merkezi, Batı’dan Doğu’ya geçti ve yaşananlar Batı’nın bu gidişata ayak sürümesidir! Kazançlarını kolayca teslim etmeyecek olan Batı, kuşkusuz bu süreci bir oranda kanla boyayacaktır!
ABD ÇİN’LE ÖNCE AFRİKA’DA HESAPLAŞMAYA BAŞLADI
Artık Fransa’nın neden Mali’ye girdiğini incelemeye başlayabiliriz:
1. Afrika, özellikle son 10 yılda Çin ağırlıklı yatırımlara sahne oldu. Çin’in dışında Brezilya, Hindistan ve Rusya da Afrika’ya yatırımlara ağırlık verdi. 1960’lara kadar Batı’nın sömürgesi olan kara kıta, Doğu’nun yatırımlarıyla “sömürülmeden” gelişmeye başladı.
Öyle ki, özellikle Çin pek çok kritik kaynağı Afrika’dan sağlar oldu. Batı’nın etkinliği azalırken, Doğu’nun etkinliğinin artmaya başlaması, Atlantik kampını Afrika’da hamleye zorladı.
Libya ve sonrasında Mali’ye saldırı, Batı’nın, Doğu’yla Afrika’da hesaplaşmaya soyunmasıdır.
Özetle ABD, İngiltere ve Fransa üçlüsü, Afrika’yı Çin’e kaptırmak istemiyor!
2. Ortadoğu’daki ilgi alanlarını müttefiklerine bırakarak çekilen ve Asya-Pasifik merkezli bir strateji geliştiren ABD, son süreçte Afrika’yı da Çin’le hesaplaşma alanı olarak belirledi.
ABD bu nedenle İngiltere ve Fransa’yı Afrika’da operasyonel hamleler yapması için teşvik ediyor, cesaretlendiriyor!
MALİ’DE ASKERİ ÜS ARAYIŞI
3. Almanya’nın Doğu’ya genişleme tutumu ve Berlin’in ekonomik krize karşı Pekin ve Moskova’yla yakınlaşması, Fransa’yı Akdeniz ve Afrika eksenli bir genişlemeye itti. Paris Afrika kaynaklarını, küresel krize karşı bir panzehir olarak görüyor.
Ayrıca Paris, eski bir Fransız sömürgesi olan Mali üzerinden nüfuz alanı yaratmak istiyor. Burada elde edeceği bir askeri üs, Paris’i Mali’nin komşularına yönelik hedeflere ilerletecek.
4. Örneğin Mali’nin kuzeyindeki Nijer’e…
Elektrik üretiminin yüzde 70’ini nükleer santrallerle sağlayan Fransa, uranyum kaynakları peşinde; Nijer ise geniş uranyum kaynaklarına sahip!
Nijer dışındaki Mali’nin komşuları olan Burkina Faso, Cezayir ve Moritanya da, uranyum, altın, fosfat ve petrol yatakları nedeniyle Paris’in ilgi alanında.
Fransa ve İngiltere’nin bir diğer ilgi alanı ise Sahra Çölü’nün altında varlığı tespit edilen ve yerüstünün 100 katı büyüklükte olduğu söylenen tatlı su kaynaklarıdır.
Sahra Çölü aynı zamanda güneş enerjisi deposu olarak düşünülüyor. Nitekim son yıllarda çölde dev güneş panelleriyle çeşitli deneyler yapılmaya başlanmıştı.
ÖNCE PARİS SUİKASTI, SONRA TUAREGLER
Öte yandan Fransa’nın Mali’ye girmesi, Paris’te 3 PKK’linin öldürülmesinin ardından Ankara ile Paris’i ikinci kez karşı karşıya getirmiş oldu.
Paris suikastı ve Mali’ye operasyonun birkaç gün öncesinde Afrika ziyaretine çıkan Erdoğan, Senegal’deki bir heykeli “ucube” olarak değerlendirmiş ve yetkililerden heykeli Fransa’ya iade etmesini istemişti!
Daha da ilginci, Erdoğan’ın Nijer’deyken Tuareglerle görüşmesi ve Tuareglerin kendisine deve hediye etmesiydi.
Fransa’nın Mali’ye saldırma gerekçesi ise Tuareglerin Mali’nin kuzeyini ele geçirmesiydi!
Bakalım bu durum Suriye sorununa nasıl yansıyacak?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Ocak 2012
ABD’YE KARŞI ÇİN-RUSYA ORTAKLIĞI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 12/01/2013
2005 yılında başlayan Çin-Rusya Stratejik Güvenlik İşbirliği görüşmelerinin hafta içinde yapılan sekizincisi, iki büyük gücün, ABD’nin füze kalkanına karşı birlikte mücadele etme kararıyla sonuçlandı.
Çin’i Devlet Konseyi üyesi Dai Bingguo’nun, Rusya’yı da Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Nikolay Patruşev’in temsil ettiği toplantıdan böyle bir karar çıkması, sadece Pasifik açısından değil, dünyanın bütünü açısından kritik önemdedir.
Karar her şeyden önemlisi, Pekin ve Moskova’nın, ABD’nin 2009 yılında ilan ettiği Asya-Pasifik Merkezli yeni savunma stratejisine karşı, “harekete geçmesi” demektir!
ASYA FÜZE KALKANI
Nitekim Rus Ria Novosti ajansına kararı değerlendiren Rusya Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Nikolay Patruşev’in sözleri, iki ülkenin ABD’ye karşı aktif tutum alma dönemine girdiği anlamına gelmektedir.
Patruşev, Pekin’deki toplantıda alına kararı şu sözlerle açıklıyor: “ABD’nin Asya Pasifik bölgesini de içine alacak biçimde küresel bir füze kalkanı sistemi kurma planları konusunda endişeliyiz. Çinli ortaklarımız da bizim kaygılarımızı paylaşıyorlar ve bu yöndeki çabalarımızı birleştirmeye karar verdik.”
Çin ve Rusya’yı bu adımı atmaya iten ise stratejik savunmadaki ABD’nin şu taktik hamleleridir:
1. ABD ve Japonya, geçen Eylül ayında Güney Japonya’da “X band” erken füze uyarı sistemi kurma kararı aldı.
2. Çin’in saptamasına göre ABD, aynı sistemi Filipinler’de de kuracak.
3. ABD, Pasifik’teki uluslararası sularda Aegis füzesi yüklü savaş gemileriyle devriye gezmeye başladı.
4. Asya-Pasifik’te bunlar yaşanırken, ABD Batı Asya’da da (Türkiye’de) Kürecik Radarı kurdu, NATO Patriotları yerleştirdi!
‘ABD’YE DENK KARŞILIK VERİLMELİ’
Peki, Çin ve Rusya ABD’nin Asya Füze Kalkanı’na karşı neler yapmalı?
Yanıtı Rusya’nın Sesi Radyosu’na konuşan Rusya Politik Araştırmalar ve Tahminler Merkezi Başkanı Andrey Vonogradov veriyor.
Vonogradov, ABD’nin eylemlerine denk karşılık verilmesi gerektiğini vurguluyor: “Mesele yalnızca ne zaman ve ne biçimde bir füze savunma sisteminin geliştirileceği değildir. En önemlisi, bu eylemlere ne gibi bir karşılık verilecek? Rusya ve Çin artık oluşturulan füze savunma sistemine karşılık olarak her hangi ortak eylemlerin gerçekleştirilmesi üstüne mutabakata varılırsa bu mutabakat, iki ülke arasındaki güvenin derinliğinin ciddi bir göstergesi ve bölgede durumun gelişme perspektifinin belirtisi olarak nitelendirilebilecektir.”
Vonogradov, topraklarına ABD füzesi kabul eden Japonya, Güney Kore ve Avustralya’nın Pekin ve Moskova tarafından uyarılacağını söylüyor ve bu ülke yöneticilerinin Polonya, Çekya ve Romanya deneyimini hesaba katmasında yarar olduğunu belirtiyor!
ÇOK KUTUPLU YENİDÜNYA
Çin ve Rusya’nın ABD’ye karşı birlikte mücadele etme kararı alması, Amerikan stratejisinin Çin’e karşı Rusya’dan medet umması hedefini de sakatlıyor. Neden?
Çünkü: ABD’nin Asya-Pasifik Merkezli yeni stratejisi, Çin’i hedef alıyor. Ancak ABD, Çin’le baş etmenin tek yolunu, “daha geniş Batı” inşa etmekte görüyor. “Daha geniş Batı” ise ABD’nin Rusya ve Türkiye’yle birlikte hareket etmesi demek…
Bu köşede daha önce Zbigniev Brzezinski’nin bu tezlerini incelemiştik.
Öte yandan Çin ise “çift kutuplu değil, çok kutuplu dünya” diyor ve ABD’ye karşı birden çok güçlü merkez inşa edilmesini istiyor. Dolayısıyla Çin, aslında ABD’ye karşı dünyayla ittifak kurmuş oluyor!
Kararı Rusya’nın Sesi Radyosu’na değerlendiren Rusya Dışişleri Bakanlığı Diplomasi Akademisi Rektörü Yevgeniy Bajanov da bu çok kutupluluk meselesine dikkat çekenlerden: “En önemli mesele şu: Devletlerarası ilişkileri kim yönetmeli, üstün bir güç mü yönetmeli? Yoksa çok kutuplu bir dünya sistemi mi olmalı? Rusya ve Çin de ABD’nin ve bir bütün olarak Batı’nın dünyada üstün rol oynamasına karşı çıkıyor. Rusya ve Çin dünya düzeninin çok kutuplu olmasından yana. Uluslararası sorunlarda BM’nin belirleyici olmasını ve devletlerarası ilişkilerin hak eşitliği temelinde gerçekleştirilmesini savunuyor? İşte bu ortak tutumları Rusya ve Çin arasındaki yakınlaşmayı arttırıyor.”
Çin ve Rusya’nın birlikte mücadele etme kararı, kuşkusuz Ortadoğu’daki dinamiklere de yansıyacaktır. Göreceğiz…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Ocak 2013
ÇİN’İN ORTADOĞU POLİTİKASI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 31/12/2012
BİLGESAM heyetinin Çin ziyaretiyle ilgili raporunu dün incelemeye başlamıştık. Bugün Çin’in Ortadoğu politikasını ve tek tek ülkelerle ilişkisinin ne boyutta olduğunu inceleyeceğiz.
BİLGESAM heyetine bu konuda bilgi veren isim ise aynı zamanda Çin’in Medeniyetler İttifakı’ndaki temsilcisi olan Prof. Dr. Pan Guang.
SURİYE KRİZİ TİCARETİ VURDU
Porf. Pan ülkesinin Ortadoğu ülkeleriyle ilişkilerinin genel olarak çok iyi olduğunu ancak son gelişmelerin Çin’in bölge ülkeleriyle yürüttüğü ticareti olumsuz etkilediğini belirtiyor. Prof. Pan, bölgedeki istikrarsızlığın riskleri, dolayısıyla ulaşım ve sigorta maliyetlerini artırdığına dikkat çekiyor. Örneğin sigorta şirketleri şu anda Suriye’ye gönderilecek malları sigorta etmiyor ve Çin bu nedenle Ortadoğu ile ticaretini Dubai merkezli yürütmek zorunda kalıyor.
Tek tek Ortadoğu ülkeleri ile Çin’in ilişkisine göz atacak olursak:
LİBYA
Pekin, Libya’daki kriz başlayınca bu ülkede çalışan 36 bin Çinli işçiyi tahliye etmiş. Libya şimdi bu işçilerin yeniden gönderilmesini talep ediyor ancak Pekin’in önceliği Libya’da kalan parasını kurtarmak.
IRAK
Prof. Pan Guang, Çin’in Irak’la, özelikle de kuzeydeki Bölgesel Kürt Yönetimi ile ilişkilerinin çok iyi olduğunu belirtiyor. Prof. Pan, Cumhurbaşkanı Talabani ile bir sorunlarının olmadığını vurguluyor.
İRAN
Prof. Pan Guang Pekin’in İran konusunda üç ilke doğrultusunda hareket etiğini belirtiyor:
Çin’in birinci ilkesi, İran’ın nükleer silah sahibi olmaması… Pekin bunu kabul edemeyeceğini ilan etti.
Çin’in ikinci ilkesi, İran’a karşı her türlü askeri harekâta karşı olması… Pekin bu ilke doğrultusunda İran nükleer krizinin askeri seçenekle çözülemeyeceğini savunuyor. Prof. Pan, İran’ın nükleer tesislerini imha etmeye dönük bir askeri harekâtın tüm Ortadoğu’yu çatışmaya sürükleyeceğine dikkat çekiyor ve böylesi bir saldırının İran’daki reform çabalarına zarar vereceğini belirtiyor.
Çin’in üçüncü ilkesi ise bu ülkedeki menfaatlerinin korunması… Prof. Guang ülkenin İran’da yatırımları bulunduğunu, İran’dan petrol ithal ettiğini, finansal ilişkiler yürüttüğünü belirtiyor ve bu nedenle ABD’nin tek taraflı yaptırımlarına destek vermediklerini ancak BM yaptırımlarına uyduklarını söylüyor.
SURİYE
Prof. Pan Guang, Suriye konusunda Pekin’in yaklaşımının Moskova’dan farklı olduğunu, çünkü Rusya’nın bu ülkede askeri üssü bulunduğunu ve iki ülke arasında silah satış anlaşmaları olduğunu belirtiyor. Pan, Çin’in böyle bir ilişkisi olmadığını ancak Suriye’ye yabancı askeri müdahaleye karşı olduklarını söylüyor.
Muhalefetle bir sorunları olmadığını, Esad yönetimi ile de iyi ilişkileri bulunduğunu ve bu iktidarı Suriye’nin merkezi yönetimi olarak tanımaya devam edeceklerini kaydeden Pan, ülkesinin Annan ve İbrahimi planlarına destek verdiğini belirtiyor.
Pekin, Suriye krizinin geldiği bu aşamada her şeyden önce ateşkesi gerekli görüyor.
FİLİSTİN-İSRAİL
Çin Filistin’in kendi devleti olmasını savunuyor ve bu nedenle Filistin’in BM üyeliğini destekliyor. Pan Guang bununla birlikte Pekin açısından İsrail’in güvenliğinin önemli olduğunu ve Hamas’ın roket saldırılarını durdurması gerektiğini savunuyor.
Çin iki tarafı da müzakerelere ve anlaşmaya teşvik ediyor. Prof. Pan Guang ihtilafın çözümünde ABD ve AB’nin de gayret göstermesi gerektiğine dikkat çekiyor.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
31 Aralık 2012
ÇİN’DE TÜRKLERE ZULÜM VAR MI?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 04/11/2012
Çin’in Sinciar-Uygur Özerk bölgesindeki ayrılıkçı örgüt üyelerinin El Kaide lideri Ayman El Zevahiri’nin çağrısıyla Beşar Esad’a karşı savaşmak üzere Suriye’ye gitmesi üzerine yazdığımız makale, bazı Türkçü kesimlerle düzeyli ve yararlı tartışmalara vesile oldu.
Kuşkusuz MHP üyesi olduğunu belirten ve beni sosyalist olmamdan ötürü Çin yanlısı gören okurlar da oldu. Yanıtladık, tartıştık…
Hakaret içermeyen her türlü eleştiriye açığız. Bu nedenle “biri” hariç “Çin maşası” gibi sıfatlar kullanan okurlardan hiçbirine yanıt vermedik.
Çin’in Doğu Türkistan’da zulüm yaptığını söyleyen okurlarımızdan ellerindeki somut kanıtları paylaşmalarını özellikle istedik. Özerk bir yapı olan Sincian-Uygur’da yaşayan Türklerin dillerini kullanmak ya da dini vecibelerini yerine getirmek konusunda ne gibi sıkıntılar yaşadıklarını sorduk. Doğrusu genel geçer ifadeler dışında somut bir veri sunan da olmadı. Her neyse…
MHP HEYETİNİN SİNCİAN ZİYARETİ
Bugün özellikle MHP üyesi olan okurlarımıza partilerinin 2011 yılında yaptığı Sincian-Uygur gezisiyle ilgili değerlendirmesini anımsatacağız.
MHP Genel Başkan Yardımcısı Tuğrul Türkeş’in başkanlık ettiği ve milletvekilleri Tunca Toskay, Mehmet Gürel, Mustafa Erdem, Ruhsar Demirel, Enver Erdem, Sinan Ogan, Atilla Kaya ve Hasan Hüseyin Türkoğlu’ndan oluşan bir parti heyeti, 2011 yılında, Çin Komünist Partisi ÇKP’nin davetlisi olarak bu ülkeye 11 günlük bir ziyaret gerçekleştirdi.
Heyet Çin’in Sincian-Uygur Özerk Bölgesi’ndeki Urumçi, Turfan ve Kaşgar’da çeşitli temaslarda bulundu.
MHP heyetinin değerlendirmelerini aktaracağız ama gelin önce Çin’in ne dediğine bakalım.
ÇİN: MHP MEMNUN AYRILDI
ÇKP Merkez Komitesi Dış İrtibat Başkanlığı Ortadoğu İlişkiler Daire başkan Yardımcısı Guo Yamin, önceki gün Çin Uluslararası Radyosu’na, ÇKP’nin Türk partileriyle temasları hakkında bir değerlendirmede bulundu.
Guo Yamin, özellikle AKP, CHP ve MHP ile çok yakın ve yoğun temaslar sürdürdüklerini açıkladı. Ayrıntılara girmeyeceğiz ancak konumuzla doğrudan ilgili olduğu için ÇKP yetkilisinin şu sözlerine dikkatinizi çekiyoruz:
“2011 yılının ocak ayında MHP, ÇKP’nin daveti üzerine Çin’e bir inceleme heyeti gönderdi. Bu heyet, Sincian-Uygur Özerk Bölgesi’ne gelip inceleme yaptı. Sincian’ın gelişmesini öğrendi ve azınlık etnik gruplara mensup halkın evlerine misafir oldu. Heyet, farklı etnik gruplara mensup şirketleri ziyaret etti. Ziyaretten sonra heyet üyeleri söyledi ki, Çin’in farklı etnik gruplara mensup vatandaşlar dayanışma içinde yaşıyor, Çin’de farklı dinler uyum içinde bulunuyor. Sincian bölgesinin ekonomik gelişmesinin başarılı olduğunu kendi gözleriyle gördüler. Bu ziyaretle Çin’in etnik ve dini politikalarını, uygulamalarını somut olarak öğrendiklerini söylediler. Gerçekten Çin’in başarılarını gördüler. Bu ziyaretten sonra, ÇKP ile ilişkisini geliştirme arzusu daha da güçlü oldu.”
Denilebilir ki, bu açıklama Pekin’indir ve yanlıdır. O zaman arşivleri açalım ve MHP heyetinin kendi değerlendirmelerini okurlarımıza sunalım:
MHP: ÇİN’İN KENDİ SORUNU
Çin dönüşü değerlendirme yapan MHP heyetinin açıklamaları Milliyet’te yayınlandı. Tunca Toskay’ın Çin’in Sincian-Uygur’a yaptığı olağanüstü yatırımlara övgü düzdüğü, Atilla Kaya’nın Turfan’da Uygur çocuklara bozkurt işareti yapmayı öğrettiği, Çin heyetine “Doğu Perinçek’i tanıyor musunuz” diye sorup, “tanıyoruz” yanıtını aldığı, Türkeş’in “Her iki kesim farklılıklarını biliyor. Diyaloglar bu saygı çerçevesinde oluyor. Kimsenin karşı tarafı kendi tarafına çekmesi söz konusu değil” yorumunu yaptığı gezi notları, haliyle bazı Türkçü kesimleri memnun etmedi.
Öyle ki, MHP heyetinin “Çin’i kızdırmamak için yuvarlak konuştuğu” bile iddia edildi. Oysa “Uygur bölgesindeki rahatsızlıklar bizi de rahatsız eder” diyen Tuğrul Türkeş, net bir şey söylüyordu: “Ancak her ülkenin konuyu kendi içinde çözmesi gerektiğine dikkat çektik.”
MHP üyesi okurlarımız, hâlâ “milletvekillerimiz Çin’den korkmuş, o yüzden asimilasyondan, zulümden bahsetmiyorlar” diyorlarsa, bizim söyleyecek bir lafımız kalmaz elbette… Herkes istediğine inanmakta özgürdür!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Kasım 2012