Posts Tagged Salih Tuna

YA ERGENEON OLMASAYDI?

Bugün tarihi bir gün.

Birinci önemi şundan: 2001’de başlayan ve 2007’de uygulanan Ergenekon tertibinde kritik bir dönemece gelindi. Özel Görevli Mahkeme kararını verecek.

İkinci önemi şundan: Türk milleti 5 Ağustos’ta Silivri’de kendi kararını ilan edecek!

Bugün siz bu satırları okurken, Özel Görevli Mahkeme ile Türk milletinin kararı tarih önünde mücadele ediyor olacak! O mücadeleyi daha sonra yazacağız.

Gelin bugün şu soruya dayanarak tersine bir tarih okuması yapalım: “Ya Ergenekon davası olmasaydı, bugün kim nerede olurdu? Bu tertip uygulanmasa Türkiye nerede olurdu?”

ERDOĞAN TORUN BÜYÜTÜRDÜ

1. AKP Hükümeti’nin 11 yılı olmazdı! Bu partiyi Cumhuriyet karşıtı odak ilan edebilen Anayasa Mahkemesi, korkmadan gereğini de yapabilirdi! Kapatılmış ve yöneticileri bu kapatma kararı nedeniyle siyasetten men edilmiş AKP, yeniden iktidar olamazdı.

Abdullah Gül diye bir Cumhurbaşkanı, Cemil Çiçek diye bir Meclis Başkanı olamazdı. Recep Tayyip Erdoğan torun büyütüyor olurdu. Üstelik daha mutlu ve stressiz olurdu; Haziran ateşine düşmez, Eylül sendromu yaşamazdı.

Kemal Kılıçdaroğlu, belki en fazla bir dönem daha CHP’nin grup başkanvekili olur fakat asla genel başkan olamazdı.

MHP Washington icazetli iktidarlara gizli ortak olan Devlet Bahçeli’den kurtulur, ülkücüler kan ağlamazdı.

Baraj düşmüş, Meclis milletin tercihini daha doğru yansıtmış olurdu. Meclis’e girmiş ve grup kurmuş İşçi Partisi özellikle dış politikada Türkiye’nin önüne bölgenin yüzünü güldürecek programlar getirirdi. Doğu Perinçek’li, Ferit İlsever’li, Mehmet Bedri Gültekin’li, Erkan Önsel’li bir meclis, Atatürk’ün meclisi gibi olurdu.

Yalçın Küçük Meclis’e girmez, dışarıdan muhalefet ederdi.

2. Türk Silahlı Kuvvetleri tarihinde Org. Necdet Özel diye bir Genelkurmay Başkanı olmazdı. Korgeneral Salih Zeki Çolak, 2019’da Genelkurmay Başkanı olsun diye orgeneral yapılmazdı. Kuvvet komutanları, ordu komutanları, kolordu komutanları hep farklı isimler olurdu.

Yaşar Büyükanıt askeri lojmanlarda daha rahat dolaşırdı ama Hilmi Özkök için hiçbir şey değişmezdi!

YİĞİT BULUT’A DANIŞAN OLMAZDI

3. Gazeteler el değiştirmez, bugün işsiz kalan pek çok gazeteci işini korurdu. Yiğit Bulut Başbakan danışmanı olamazdı. Mehmet Ocaktan TMSF’nin el koyduğu bir gazeteye Genel Yayın Yönetmeni olamazdı. Rasim Ozan Kütahyalı ve Nagehan Alçı köşe yazarı olamazdı. Emre Uslu ve Mehmet Baransu önüne gelen meslektaşına “artistlik” yapamazdı, haddini bilirdi. Ahmet Kekeç ve Salih Tuna yine yazardı ama edepli yazardı.

Turan Özlü Ulusal Kanal’ın Genel Yayın Yönetmeni, Deniz Yıldırım Aydınlık Genel Yayın Yönetmeni görevlerini sürdürürdü. Yerlerine aşama aşama gelen TGB’nin başkanları Adnan Türkkan ve İlker Yücel, belki de hiç yayıncı olmaz ve tarihe geçecek kitle önderleri olurlardı. Hikmet Çiçek usta gazeteci olarak kimleri kimleri yetiştirirdi. Tuncay Özkan televizyonu elinden çıkarmak zorunda kalmaz, Mustafa Balbay’ın bulunduğu Cumhuriyet daha az savrulurdu. Soner Yalçın pazarları tam sayfa yazmayı sürdürürdü.

4.  Mehmet Haberal uluslararası ününü pekiştirecek ameliyatlara imza atar, Fatih Hilmioğlu YÖK Başkanı olurdu. Mehmet Perinçek Türk tezlerini dünyada en iyi savunan tarihçi olurdu.

Üniversiteler polisin karakolu olamazdı, bilim adamları bilim ölçütlerine göre belirlenirdi, özerk üniversiteler henüz tam kurulamadıysa da yaklaşılmış olurdu. Öğrencilerin üniversitelerde söz hakkı, hatta kim bilir oy hakkı bile olurdu.

Cumhuriyet devrimlerini savunan ve Anayasa’yı uygulayan Rennan Pekünlü’ye değil ceza verilmesi, dava bile açılamazdı. “Kızlı erkekli merdivenlerden iniyorlar” diyen bir il milli eğitim müdürü olamazdı. “Hamilelerin sokakta dolaşması terbiyesizliktir” diyen biri illaki yine olur ama bunu asla ekranlarda söyleyemezdi.

ÖCALAN EŞ BAŞBAKAN OLAMAZDI

5. Hakan Fidan Yenimahalle’nin önünden bile geçemez ve PKK ile Erdoğan adına anlaşmalar yapamazdı. Öcalan “eş başbakan” ya da “başbakan yardımcısı” olamaz, efendi efendi cezasını çekerdi.

PKK Güneydoğu’da otorite olamaz, Barzanistan serpilemez ve yeni bir kukla devletçik Suriye’nin kuzeyinde filizlenemezdi.

6. Hayatımızda Çalık, Sancak, Tamince, Gür isimleri olmazdı. Mücahitler mücahit kalırdı! Sokaklardaki 4×4 görgüsüzlüğü bu denli olmazdı. Zengin daha zengin, fakir daha fakir olmazdı. Milyarder sayımızla övünmezdik.

7. Türk-İş işçi sendikası olmayı sürdürürdü. TMMOB iktidar baskısı altında kalmazdı. “Yetmez ama evetçilik” diye kavram oluşmazdı.

8. Cumhuriyetin bütün kaleleri tek tek zapt edilmezdi ve Cumhuriyet yıkılmazdı.

Siz de bu satırları okuduğunuz şu 5 Ağustos günü Cumhuriyeti yeniden inşa etmek üzere seferber olmazdınız.

Ama oldu! ABD ve AKP tüm bunları dün başardı.

Ama bugün sıra sizde, bizde, hepimizde…

Türkiye’yi yeniden kurmak ve kurtarmak için görev başındayız! 5 Ağustos’ta başladık…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
5 Ağustos 2013

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

ERDOĞAN’IN YOLU

Başbakan Erdoğan’ın Cuma namazı çıkışında kendisine selam veren turiste “I love you” demesi, Davos’taki “one minute” tarzı bir ezikliktir! Biri Başbakan Erdoğan’a İngilizce bilmememin ayıp olmadığını artık söylesin!

Bırakın ayıp olmasını, anaokulu çocuğuna bile sayıların Türkçe değil de İngilizce öğretildiği bir ülkede, İngilizce bilmemek artık bir erdemdir!

YABANCI HAYRANLIĞI

Dün sosyal medyada bu konuda hayli mavra vardı. Kimi “güneyde gördüğü her turiste ‘I love you’ diyen bıçkın tipleri” hatırlatarak Başbakan Erdoğan’ın Kasımpaşalı kimliğine vurgu yapmış, kimi ‘I love you’ demenin, bir haftadır kürtaj ve sezaryen üstünden kadın meselelerine dalan Erdoğan’ın doğal patlaması olduğunu belirtmiş.

Ancak “selam veren turiste ‘I love you’ demenin” çok daha derinlerde başka bir duygunun dışavurumu olduğu belli: Eziklik ve buna bağlı olarak yabancı hayranlığı!

Başbakan Erdoğan’ın Türkçe konuştuğu Davos’ta, sözünün kesilmesini İngilizce’yle engelleye çalışmasından, bir mektubunda Irak’a özgürlük götüren Amerikan askerlerinin sağlığına duacı olduğunu belirtmesine kadar pek çok örnek, bu gerçeği gösteriyor.

TOPLUMU BİÇİMLENDİRME HEDEFİ

“Üniversitelerde türbana karşı çıktığım” için tartıştığım bir liberal, 5 yıl sonra bana hak vermeye başladığını söyledi. Nedeni Erdoğan’ın son olarak girdiği kürtaj meselesi ve AKP’nin aileyi, toplumu biçimlendirmeye, üstelik yasa yoluyla soyunması…

Üniversitelerde türbana neden karşı olduğumu belirtirken bir de şu yöne dikkat çekmiştim. Siyasal İslamcılar, türbanı normalleştirdikleri andan itibaren, artık başı açıkları türban takmaya zorlarlar! Kendi yaşam biçimlerini dayatırlar!

Nitekim 5 yılda geldiğimiz yer, Başbakan Erdoğan’ın artık aileyi de kendi istediği gibi şekillendirmeye hedeflediğini gösteriyor: Anne kürtaj yapmayacak, üç çocuk doğuracak, çocuk 66 aylık olunca 4+4+4 kesintisiz kesintili eğitime başlayacak. Ya İslam dini dersini ya da peygamberin hayatını “zorunlu seçmeli ders” olarak seçecek. Baba kız çocuğunu isterse okuldan alıp, evden okumasını isteyecek!

TEK REFERANS: DİN

Yaşam alanlarımızdan bilimin çıkarılarak, dinsel temelde müdahale edilmesinin vardığı boyutu sanırız en iyi şu haber gösteriyor: Artık hastanelerde ilahiyat mezunu din psikologları görev yapacakmış. Din psikologları hastaya manevi destek verecekmiş!

Cin çıkaran hocaların ameliyata girmesi yakındır!

“Bir de ulemaya soralım” diyerek girilen yolda, artık hemen her meseleye, diyanetin fetvasına uygun olup olmadığına bakılarak girilmektedir.

Erdoğan’ın topluma çizdiği yolda tek referans, artık dindir, daha doğrusu dinciliktir!

TÜRBAN NEYİ ÖRTÜYOR?

Zira Erdoğan’ın yoluyla, toplum dindarlaşmamakta fakat dincileşmektedir! İşadamı dinin gereği değil de, ihaleye girebilmenin gereği olarak karısına türban takmaktadır! Haliyle türbanı kadın değil de aslında kocası takmış olmaktadır!

Ki Serhan Bolluk’un Salih Tuna’ya gösterdiği ama Tuna’nun kör olduğu gerçek ortadadır. Türban en başta gözleri örtmektedir: Trafikteki sayısı artan cipleri, yüzükte büyüyen taşları, bankada artan dövizi, üçe kapatmaları, İsviçre hesaplarını ve kendileriyle birlikte TÜSİAD’çıların da katlanarak büyümesini…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
3 Haziran 2012

, , , ,

Yorum bırakın

TÜRKİYE HİMAYESİNDE KÜRDİSTAN PLANININ YOLU

AKP’nin Kalkınma Ajansları’nın, “Türkiye himayesinde Kürdistan planı”nın bir aracı olarak nasıl değerlendirildiğini anlatmıştık “ayrılma ajansları” başlıklı yazımızda.

Hakkari valisi Muammer Türker’in başkanlık ettiği Doğu Anadolu Kalkınma Ajansı heyetinin kuzey Irak temaslarından söz etmiştik.

NTV’nin bir haberi, “Kalkınma Ajansları aslında ayrılma ajanslarıdır” tezimizi doğruladı.

Haber şöyle: Uludere’de 34 köylünün bombardıman sonucu ölmelerinin ardından, kaçakçılığa alternatif arayan hükümet, Üzümlü ve Derecik’te iki sınır kapısının açılması için harekete geçmiş. Ancak Irak talebe soğuk yaklaşmış. Bunun üzerine Mesut Barzani, Türkiye’ye Bağdat’ı by-pass edecek bir anlaşma önermiş. Barzani, sınır kapılarının, Türkiye’nin Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi ile imzalayacağı bir anlaşmayla açılmasını önermiş.

Barzani, bu teklifi, kendisini ziyarete gelen Hakkâri valisinin başkanlık ettiği Doğu Anadolu Kalkınma Ajansı heyetine iletmiş. Barzani, heyete açıkça “Bağdat yönetiminin devre dışı bırakılabileceğini” söylemiş.

ULUDERE’NİN SIRRI

Washington bizzat eski Ankara Büyükelçisi Robert Pearson’un şu sözleriyle “Türkiye himayesinde Kürdistan planı”nın yolunu çizmişti: “Irak’ın kuzeyi ile Türkiye’nin güneydoğusu tek bir ekonomik bölge olmalı.”

AKP işte o yolu uyguluyor. Kaçakçılığa çözüm adı altında, Barzani’yle, Bağdat’ı devre dışı bırakacak bir anlaşma imzalamak ve sınır kapısı açmak, bu yolun önemli bir dönemeci olacak maalesef.

Bu dönemecin alınabilmesi için Uludere’dere 34 yurttaşımızın bombalanmasını bahane etmek ise akıllara başka soruları getiriyor elbette.

Geçen onca zamana rağmen, köylülerimizin hangi yanlış istihbarat sonucu öldürüldüğü, bir türlü resmi olarak açıklanmıyor. Aydınlık’ın,”istihbaratın kaynağı ABD, ilk bombayı da Predatör attı” şeklindeki haberleri de yalanlanamıyor!

NOT: BASININ SEVİYESİ

Yeni Şafak’tan Salih Tuna eski bir yazımıza önceki gün yanıt vermiş. Tuna, “tennezzülmeselesi yapmayacak, anında ağzının payını verecektim” diyor ama biraz gündemin yoğunluğu biraz da üşenmesi nedeniyle yanıt verememiş bir türlü.

Gerçi bir yanıt da vermiş degil. Bir yanıt vermeye çalışsaydı eğer, üslubundaki seviye de bu kadar göze batmazdı kuşkusuz.

Tuna, 11 Ocak tarihli “Bırakın ne derse desin, mazurdur o” başlıklı makalesinde Rıdvan Dilmen’i yerden yere vurmuş, sonra Trabzonspor’un Ömer Çavuşoğlu hakkında suç duyurusunda bulunduğunu belirtip şöyle demişti:

“Çavuşoğlu’yla ne uğraşıyorsunuz? Sinsi bir şekilde Trabzonspor’un kuyusunu kazmaya çalışanlara baksanıza ya!”

Biz de Rıdvan Dilmen’i işaret eden bu yazısından dolayı Tuna’yı da diğer bazı yandaş kalemlerle birlikte, savcılık yapmakla eleştirmiştik.

Tuna bu somut olguya yanıt veremeyeceği için, konuyu bırakmış, 40 yıllık bir MİT yalanına başvurmuş; Aydınlık’ın solcu ihbar ettiği türünden beş para etmez bir propagandaya sarılmış.

Ne yapalım, basının düştüğü seviye bu…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
27 Ocak 2012

, , , , ,

1 Yorum

TUTUKLATTIRAN GAZETECİLER

Bir “çalışan gazeteciler günü” daha geride kaldı…

Elimde, çalışmalarına kelepçe vurulmuş gazetecilerin çıkardığı “tutuklu gazete” var…

Öğretmenim Turan Özlü şöyle haykırmış “tutuklu gazete”de: “Silivri bozkırında toplama kampındayız. Hâlâ bilmeyenler varsa öğrensin! Silivri’de bir yargılama yapılmıyor. Hapishane içinde numaralı Özel Görevli Mahkemeler var. Ama hukuk yok.”

Bir diğer öğretmenim Hikmet Çiçek de tokat gibi yanıt vermiş “neyle suçlandıklarını bile bilmiyorlar” diyenlere: “’Suçumuzu’ biliyoruz: AKP’nin temsil ettiği faşist diktatörlüğe karşı olmak. Gerisi teferuattır.

SİSTEMİN SONU GÖZÜKÜYOR

Değerli arkadaşım Deniz Yıldırım ise en önemli gerçeği göstermiş görmeyen gözlere: “Haber yazmanın kahramanlık sayıldığı bir dönemden geçiyoruz. Bu gazetecilerden çok, sistem için bir kriz durumudur. Çünkü gerçekler hakim sınıfların düşmanı haline geldiyse, o sistemin sonu gözükmüş demektir.

Hasan Yalçın’ın en iyi öğrencilerinden değerli meslektaşımız Soner Yalçın, bize bir sırrını vermiş ve dünyanın en güzel hapishanesini bizlerle paylaşmış, sonra da eklemiş: “Memleketimde mapuslukta geçer aydın olmanın yolu...”

Doğan Yurdakul ağabey ise iddianameleri okumamızı, dokunanı yakan sözcükleri yazı işleri duvarına asmamızı öğütlemiş.

Mustafa Balbay, “Medyanın susturulması doğada oksijenin bitmesi demektir. Böyle bir ortamda en güçlü canlı bile ayakta duramaz” uyarısı yapmış.

Tuncay Özkan, üyesi olmaktan tam dört yıldır tutuklu olduğu örgütü arıyor, soruyor hepimize…

Değerli arkadaşım Barış Pehlivan, 100 yıl sonraki meslektaşına tarihi bir mektup bırakmış.

Yine değerli arkadaşım Barış Terkoğlu da, önemli bir gerçeğe parmak basmış: “Tarih göseriyor ki, yazarın ısrarı sürdükçe her karanlık tünelin sonun gelmesi kaçınılmaz.”

Yalçın Küçük’ten Ragıp Zarakoğlu’na, Müyesser Yıldız’dan Nedim Şener’e… Tutuklu gazetecilerin, tutuklu gazetesi…

Biliyorum, “başlık yanlış”, “Tutuklattıran gazeteciler demişsin ama tutuklu gazetecileri yazmışsın” diyeceksiniz…

Tutuklattıranlardan da örnek vereceğim çünkü, bir “çalışan gazeteciler günü”nü daha geride bırakırken.

ÇİFT MESLEKLİLER

Örneğin Star’dan Ahmet Kekeç, Genelkurmay Karagahı’nda Hıfzı Çubuklu’yu ziyaret edenlerin izini sürmüş dün. Kekeç, Çubuklu’yu ziyaret eden E. Anayasa Mahkemesi Üyesi Abdullah Nemci Özler ile Cumhuriyet Savcısı Ömer Faruk Eminağaoğlu’nun yargılanmasını istemiş! Kekeç, AKP kapatma davasını açan E. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın da yargılanmasını talep etmiş!

Gazeteciyi savcı yapmışlar, o da Genelkurmay Karagâhı’nı ziyaret etmeyi suç saymış!

Yeni Şafak’tan Salih Tuna da savcılık yapanlardan… Ömer Çavuşoğlu’na açılan soruşturmayı gereksiz bulup, soruşturma açan meslektaşına mesaj yollamış. “Sempatik deli” bulduğu  Çavuşoğlu’nun yerine Rıdvan Dilmen’in yargılanmasını istemiş, sırf Bakan Erdoğan Bayraktar’ı istifaya çağırdığı için…

Genelkurmay Karargâhı’nı ziyaret etmek suç ama Bakan Bayraktar’ın “Trabzonspor’umuzun kupasını almak için çok ince ayar bir çalışma yapıyoruz” demesi düşünce özgürlüğü…

Akşam’dan Nagehan Alçı ise “çalışan gazeteciler günü” olmasından herhalde, yargılama ya da tutuklama talebi yerine uyarıyla yetinmiş. Alçı, Hanifi Avcı’nın tutuklanmasından sonra Ergenekon davasına karşı farklı tutum aldığı ve şimdi de Em. Org. İlker Başbuğ’un tutuklu yargılanmasına karşı çıktığı için meslektaşı Mustafa Akyol’u uyarmış!

DIŞARIDA OLMANIN AĞIRLIĞI

Bir “çalışan gazeteciler günü” daha geride kalırken aklımda tek düşünce vardı… İçeride olanların bizden daha özgür olduğunu biliyordum ama dışarıda kalmayı hakedecek ne gibi bir eksikliğim olabilirdi acaba? Yurdumun ve halkımın çıkarlarını savunurken, neyi eksik bırakmıştım?

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Ocak 2012

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

1 Yorum

ABD’NİN ÇUKURCA’DAKİ BEŞ MESAJI

24 askerimiz neden öldü?

AKP ve akıl hocalarının Çukurca “analizleri”, sorumuzun en önemli ipucudur:

‘ŞAHİN BAYIK, GÜVERCİN KARAYILAN’

Taraf’tan Emre Uslu, PKK’nin şahin kanadının Öcalan’a rağmen savaştığını iddia ediyor. Şahin kanadın Cemil Bayık, Duran Kalkan, Mustafa Karasu ve Bahoz Erdal’dan oluştuğunu söylüyor. Karşılarındaki güvercin ise Murat Karayılan!

‘ÇÖZÜMÜN ADRESİ ÖCALAN’

Zaman’dan Mümtaz’er Türköne de, PKK içindeki bir kanadın, silahlı patronluğa devam etmek için terörü azdırdığını yazıp, Öcalan’ın akan kanı durduracak faktör olduğunu, terörü durdurmak için fırsat ve imkân sağlayacağını belirtiyor. Öcalan’a “göz hapsi” önerisini sürdürüyor.

Yeni Şafak’tan Salih Tuna ise PKK’nin şahin kanadının, terör eylemlerini, Öcalan’ın ev hapsine çıkmasını engellemek için yaptığını savunuyor.

‘AÇILIM SÜRECEK, SİVİL ANAYASA YAPILACAK’

Star’dan Fehmi Koru PKK’nin kafasının karışık olduğunu yazıyor. Ahmet Kekeç de hükümet sözcüsü edasıyla teminat veriyor: Merak etmeyin, açılım da sürecek, sivil anayasa da yapılacak! Ergun Babahan ise “silahlı kuvvetlerin etkin mücadele edemediğini” ileri sürüyor, pası alan Mehmet Altan “keşke gerçek bir ordumuz olsaydı” diyor!

‘PKK İRAN-SURİYE EKSENİNDE’

Sabah’tan Mahmut Övür, PKK’nin amacının Erdoğan’ı Esadlaştırmak olduğunu söylüyor ve İran-Suriye ekseniyle hareket eden PKK’nin yanlış siyasi tercih yaptığını yazıyor.

AKP yandaşlarının mesajları böyle…

Peki, acaba PKK bu saldırıyla ne mesaj vermek istedi? İşte kendi yayın organlarındaki açıklamalarından ortaya çıkanlar:

PKK’NİN AKP’YE BEŞ MESAJI

1.) Barış Grubu’nun AKP-PKK organizasyonuyla Habur’dan girişinin yıldönümünde yapılan bu saldırı, PKK’nin AKP’ye “süreci devam ettir” baskısıdır.

2.) Saldırı ile Hükümete, Öcalan’la yeniden masaya otur baskısı yapılmaktadır.

3.) Hükümetten KCK operasyonlarını durdurması istenmektedir.

4.) Hükümetten TSK’nin operasyonlarına engel olunması istenmektedir.

5.) “Kayıpların sorumlusu asker üniforması giyen Gül’dür” diyen PKK, Gül’e
“başlattığın Kürt Açılımı’nı sürdür” demektedir.

ÇUKURCA’DA SALDIRAN PKK DEĞİL, ABD’DİR

Tüm mesajları birleştirdiğimizde ortaya şu sonuç çıkıyor:

1) TSK’nin etkisizleştirilmesi sürdürülerek 2) Kürt Açılımı karlılıkla ilerletilmeli, 3) AKP ve PKK masaya oturmalı 4) ve Yeni Türkiye’nin bölünme Anayasası’nı kotarmalı! 5) Türkiye bu süreçte İran ve Suriye ile de düşman olmalı ve ABD’nin bölge politikalarına tamamen mecbur kalmalı!

Bu sonuçla ortaya çıkan mesajın adresi Washington’dur.

Dolayısıyla Çukurca’da TSK’ye saldıran PKK değil, aslında ABD’dir.

24 ASKERİMİZ NEDEN ÖLDÜ?

ABD’nin beş mesajı askerlerimizin neden öldüğünü açıkça göstermektedir:

24 askerimiz ABD’nin Büyük Ortadoğu planı için öldü!

24 askerimiz ABD’nin Büyük Kürdistan ve bölünmüş Türkiye planı için öldü!

24 askerimiz, hükümet temsilcileri Oslo’da PKK’ye, “Ordunun şuan yaptığı planlı bir operasyon yoktur” teminatı verdikleri için, yani TSK’nin elini bağladıkları için öldü!

24 askerimiz, TSK’nin seçkin kurmay kadroları Silivri’de, Hasdal’da esir olduğu için öldü!

Ve en önemlisi 24 askerimiz, Genelkurmay Başkanlığı ABD’nin taktığı çuvalı hâlâ çıkaramadığı için öldü!

Askerlerimiz, “bölünme anayasasının” Silivri’de ve Hasdal’da esirleri, Çukurca’da şehitleridir.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Ekim 2011

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın