Mehmet Ali Güller
This user hasn't shared any biographical information
Homepage: https://mehmetaliguller.wordpress.com
DERSHANE SAVAŞININ PERDE ARKASI
Posted in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 16/11/2013
Atılan şu başlıkların tamamı doğrudur: “AKP ile Cemaat arasında kılıçlar çekildi”, “AKP-Cemaat kavgasında yeni boyut: Dershaneler”, “Medyada AKP-Cemaat savaşı patladı” vs…
Ama bu gerçekten daha önemli ve siyaseten çok değerli bir başka gerçek daha var. O gerçeğe geleceğiz ama önce savaşın bu seferki muharebesine göz atalım.
ERDOĞAN’A FİRAVUN BENZETMESİ
AKP ile Cemaat arasında, daha doğrusu Erdoğancılarla Gülenciler arasında büyük bir savaş var. Bu savaş Gülencilerin Erdoğan’a kadar uzanabilecek MİT’e operasyonuyla şiddetlendi, ardından Erdoğancıların Gülencileri Emniyet ve Yargı’da tırpanlamaya başlamasıyla yeni cephelere uzandı.
Savaşın yeni cephesi artık dershaneler. Bu cephe, Cemaat açısından o kadar kıymetli bir cephe ki, var güçleriyle savunuyorlar. Hatta AKP içindeki güçlerini de kullanıyorlar.
Örneğin AKP Milletvekili İdris Bal’ın açıklamaları, hem savaşın hangi boyutta olduğunu göstermesi bakımından hem de hangi tür silahların çekilmiş olduğunu resmetmesi bakımından önemli. Bal, “dershaneler kapatılamaz, yer altına iner ve varlığını sürdürür” diyerek pes etmeyeceklerini belirtiyor. Hatta Bal, dershanelerin kapatılmasının teröre hizmet edeceğini bile söylemekten çekinmiyor.
Benzer ağırlıkta suçlamaları Erdoğancılar da yapıyor.
Ama en ağırını bizzat Fethullah Gülen dile getirdi ve Erdoğan için firavun, karun, tiran benzetmeleri yaptı!
ALTIN NESİL, KİNDAR NESİL KAVGASI
Peki dershaneler neden bu kadar değerli?
Kuşkusuz işin parasal boyutu var. Hatta Cemaatçilere istihdam sağlaması boyutu da var. Ama daha önemlisi dershanelerin Cemaat için karargâh olmasıdır, örgüt olmasıdır, altın nesil yetiştirme merkezi olmasıdır.
Cemaat için dershaneler, emniyete, mülkiyeye, yargıya, yani devlete girme ve yerleşme merkezleridir.
Erdoğan ise “paralel devlet” dediği Cemaat’in bu imkânını artık elinden almak istiyor.
Yani ortada aslında devlete egemen olma mücadelesi var: Gülen’in altın nesli mi, Erdoğan’ın kindar nesli mi?
EĞİTİMİN KARŞI-DEVRİMDEKİ ROLÜ
11 yıllık AKP iktidarında en çok değişen bakan, Milli Eğitim Bakanıydı. Ayrıca en çok bu bakanlığın programı değişti. Sınav sistemleri defalarca değişti. Okula başlama yaşları bile değişti.
Peki neden? Yukarıdan baskıyla toplum muhafazakârlaştırılırken, aşağıdan da “kindar nesil” yetiştirmek için.
Tamam, Kemalist Devrim bir karşı devrimle bastırıldı, Cumhuriyet 2007’de yıkıldı, kurumlar teker teker ele geçirildi ve dönüştürüldü. Peki ya toplum, halk, millet?
İktidar, yıktığı Cumhuriyet’in üzerine yeni bir rejim inşa ederken, aynı zamanda toplumu da dönüştürmeyi sağlayamazsa, kesin başarı elde edemez; muharebeleri kazanır ama savaşı kaybeder!
ANITKABİR’DE GÖRÜLEN İKTİDAR SEÇENEĞİ
İşte başta söylediğimiz siyaseten daha değerli olan asıl gerçeğe gelmiş bulunuyoruz.
Tamam, AKP ile Cemaat savaşıyor, tamam bir mevziyi ele geçirmek için kılıçları çekmiş durumdalar. Ama asıl önemli olan en son 10 Kasım’da, Anıtkabir’de ortaya çıkan iktidar seçeneğidir.
O seçenek belirdikçe, Cumhuriyet karşıtı koalisyon dağılmaktadır. O seçeneğin gücü sergilendikçe koalisyon ortakları birbirine düşmektedir.
Cumhuriyet’in yeniden inşası sürecinde, Türkiye açısından asıl önemli olan bu gerçektir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Kasım 2013
HERKES ERDOĞAN’A DÜŞMAN!
Posted in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 13/11/2013
Başbakan Erdoğan dün isim vermeden Bülent Arınç’ı eleştirdi ve şöyle dedi: “Aramızdaki meseleleri kendi aramızda konuşacak ve çözüm yoluna koyarız. Pusuda bekleyenlere asla fırsat tanımayacağız. Ellerini ovuşturanlara fırsat vermeyeceğiz. Heveslerini kursaklarında bırakacağız. Her bir arkadaşımın böyle bir mesuliyetle hareket edeceğine, düşman sevindirmeyeceğine yürekten inanıyorum.” (12 Kasım tarihli ajanslar).
Erdoğan’a göre Arınç’ın kendisine tepki göstermesine sevinenler, bunu yazanlar, bunu konuşanlar, bunu siyaseten olumlu bulanlar, herkes düşman kategorisindedir!
ERDOĞAN’IN PSİKOLOJİSİ
11 yıllık iktidarı artık sevenleri tarafından da reddedilemeyecek şu gerçeği ortaya koymuştur: Erdoğan’a göre insanlar iki türlüdür; Kendisini sevenler ve sevmeyenler, kendisine biat edenler ve etmeyenler… Kendisini sevmeyenler ve biat etmeyenler, haliyle düşmandır!
Kuşkusuz bu durumu psikolojik olarak değerlendirecek yetkinlikte değiliz ama sağlıksız olduğunu net bir şekilde söyleyebiliriz.
Erdoğan’a, 23 Nisan törenlerinde koltuğuna oturttuğu çocuğa “artık başbakan sensin, ister asar, ister kesersin” demeyi sağlayan kültürel iklimin ne olduğu, sertliğinden bahsettiği babasıyla ilişkisinin boyutu bizi ilgilendirmiyor ama yansımaları milletimizin canını yakıyor!
DÖRT AYAKLI MASA DEVRİLİYOR
Erdoğan’ın düşünce dünyası, hem Nazi dünyasıyla hem de Neo-Con anlayışla maalesef paralellik taşıyor.
Her üçünün siyaset anlayışı da, dost ve düşman şeklindedir. Naziler de, Neo-Conlar da, Erdoğan da kendisine biat edenleri dost, etmeyenleri düşman olarak görmektedir.
Bu nedenle zaman hep aleyhlerinedir. Zira en küçük çelişmede, karşısındakini dost kategorisinden hızla düşman kategorisine oturturlar.
Zaman AKP’nin de aleyhine işliyor. Örneğin AKP 2001’de dört sütun üzerine inşa edilmişti. Sütunların temsilcileri sırasıyla Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Bülent Arınç ve Abdüllatif Şener’di. Yani AKP dört ayaklı bir masaydı.
Önce Şener terk etti Erdoğan’ı. Adından Gül’le yolları ayrıldı. Şimdi de Arınç gemiden iniyor…
Nitekim Arınç dün Başbakan Erdoğan’ın konuştuğu grup toplantısına katılmadı ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nı ziyaret etti!
ANITKABİR’DE ORTAYA ÇIKAN İKTİDAR FORMÜLÜ
Erdoğan dün ayrıca vatandaşa “gavat” diyen Valisine de sahip çıktı. Hatta İçişleri Bakanına “usulen” inceleme yapmasını söylediğini, çünkü Valisini yedirtmeyeceğini belirtti!
Bu örnek de Erdoğan’ın siyaseti dost-düşman bağlamında yaptığının göstergesidir. Kendisine biat eden Vali, halka küfür de etse, koltuğunu korur!
Diğer yandan bu “yedirtmem” lafları, Erdoğan’ın yalnızlaşmaya doğru giden konumuyla da ilgilidir. Erdoğan önce “Dışişleri Bakanımı yedirtmem” dedi, ardından “MİT Müsteşarımı yedirtmem” ve son olarak da “Valimi yedirtmem” dedi!
Erdoğan birini “yedirtirse” bunun çığ etkisi yaratacağını ve inişe geçen gücünü koruyamayacağını düşünüyor. Haklıdır.
Haklıdır ama 10 Kasım’da Ata’sına koşan milyonlar daha da haklıdır. Erdoğan’ın düşman gördüğü milyonlar sadece Erdoğan’ın Atatürk ve Cumhuriyet karşıtlığına bir yanıt vermiş olmuyor, aynı zamanda “nasıl iktidar” olunacağını da gösteriyor!
Anıtkabir’de 1 milyon 89 bin yurttaşın kırdığı rekor, bir iktidar olma formülüdür. O formül bugün Cumhuriyet’i, Atatürk’ü, Altı Ok programını esas alan örgütlerin önündedir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
13 Kasım 2013