Posts Tagged Abdullah Öcalan

ERDOĞAN-BARZANİ BULUŞMASININ SONUÇLARI

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın KDP lideri Mesut Barzani ile BOP nikâhını tazelemesi ve Diyarbakır sözleşmesini yapması, ilk sonuçlarını vermeye başladı.

A) TÜRKİYE’DE KÜRDİSTAN HAMLESİ

1.) Erdoğan’ın Başbakan sıfatıyla Kürdistan kelimesini kullanması bir coğrafi nitelemeden çok, bir siyasi tanımdır ve statünün (devletin) adıdır!

Erdoğan, Irak Kürdistanı diyerek, fiilen Türkiye ve Suriye Kürdistanlarına da yol vermiştir.

2.) Nitekim Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir, hemen iki gün sonra, bir TV programında, Diyarbakır merkezli bölgeyi “Türkiye Kürdistanı” diye nitelemiştir.

Kürdistan’a meşruiyet kazandırma amaçlı bu iki hamle, AKP-PKK ortaklığının vardığı yerdir.

3.) Abdullah Öcalan, “devlet heyetine” sürecin ilerlemesi için üç şart sunduğunu ve yanıtı beklediğini açıkladı. (DİHA, 19 Kasım 2013)

B) IRAK’TA KÜRDİSTAN HAMLESİ

1.) Barzani’nin televizyonu olan Rudaw TV, Diyarbakır sözleşmesi kapsamında, Türkiye’nin imkânlarından yararlanmaya başlamış ve Türksat uydusu üzerinden yayına başlamıştır. (Hürriyet Planet, 19 Kasım 2013)

2.) Ankara ile Erbil, iki yeni sınır kapısının açılması konusunda anlaştı.

3.) Ankara ile Erbil, Barzani’nin petrollerinin Türkiye üzerinden Batı pazarlarına ulaştırılması konusunda anlaştı. İlk hattan gelecek ay petrol akmaya başlayacak. İkinci hat da imzalandı.

Erdoğan böylece Barzanistan’a bir yaşam koridoru armağan etmiş oldu.

C) SURİYE’DE KÜRDİTSAN HAMLESİ

1.) ErdoğanBarzani buluşmasının ardından PYD Türkiye sınırının hemen karşısında, yeniden bayrak dalgalandırmaya başladı. (Taraf, 19 Kasım 2013)

2.) KDP’nin Başkanlık Meclisi Üyesi Ali Avni, “PYD, Barzani’yi dinlese ve Irak Kürdistanı’nın siyasetine önem verip hayata geçirseydi, bir yıla kadar Suriye’de bir federasyon kurulabilirdi” dedi. (DHA, 19 Kasım 2013)

Bu ifade birkaç gündür üzerinde durduğumuz iki saptamayı güçlendirdi:

a.) PKK ile KDP arasında bir çelişme ve rekabet vardır fakat bu durum dönemseldir ve taktik düzlemdedir. Stratejik düzlemde her iki örgüt de aynı cephede olup, bulundukları bölgelerde ABD’nin Büyük Kürdistanı’nı inşa etmek için çalışmaktadırlar.

b.) Erdoğan’ın “Diyarbakır değiştikçe, Irak değişecek, Suriye değişecek” sözleri, pratikte “Önce Türkiye, sonra Irak ve Suriye bölünecek” demektir. KDP yetkilisi Ali Avni’nin Suriye’de federasyona işaret etmesi bu bakımdan önemlidir.

ASIL SAVAŞ ŞİMDİ BAŞLIYOR

Erdoğan ile Barzani’nin Diyarbakır sözleşmesi, ABD’nin Büyük Kürdistan hedefini üç parçada ilerletme hamlesi olarak tarihe geçti. Büyük Kürdistan’ın parçaları, her üç ülkede de önemli kazanımlar elde etmiş oldu.

Büyük Kürdistan cephesinin aktörleri bu sözleşmeyle, artık açık “bölme” eylemlerine geçmiş oldu. Dolayısıyla Büyük Kürdistan eksenli Doğu Batı savaşı asıl şimdi başlıyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Kasım 2013

, , , , ,

Yorum bırakın

ÖCALAN TARİHİ ESERLERİ NE YAPTI?

Tuncay Özkan gerçek bir yaşamdan yola çıkarak Ötekiler isimli bir roman yazdı. Rızgar kod adlı Hüseyin Yanç’ın romanını…

Bir solukta, elinizden bırakmadan, her sayfasını heyecanla çevirerek okuyacağınız bir roman. Yakın tarihin en önemli sorununa bir PKK’linin, bir itirafçının, bir askerin ve bir Ergenekon üyesinin ortak gözünden bakan bir roman.

Aynı zamanda ilk sayfasından son sayfasına kadar özgürlük ile zorunluluk ilişkisinin incelendiği ve sorgulandığı felsefi bir roman.

KİMLİKLER Mİ DEĞİŞİR, KİMLİK DAĞITANLAR MI?

Ötekiler, Dersim’den “solcu” olarak çıkan Hüseyin Yanç’ın hapse düştükten sonra önce “PKK gerillası” olmasını, ardından devlete teslim olup “itirafçı” ve “asker” olmasını ve en sonunda da Ergenekon davasında “terörist” olmasını anlatır.

O nedenle de aynı soruna dört farklı kimlikle fakat ortak gözle bakan birinin romanıdır Ötekiler… Romanın kahramanı yola Rızgar olarak çıkmış ve 20 yıl sonra bu yolculuğu Hüseyin Yanç olarak, şimdilik, tamamlamıştır.

Yanç solcu olarak kalabilse, hapishane koşulları onu PKK’li olmaya mecbur etmese, muhtemelen bu yolculuğu yaşamayacaktı…

Önce TDKP’li, sonra PKK’li, ardından TSK’li ve sonunda Ergenekon üyesi(!) olan Hüseyin Yanç’ın öyküsü, aslında tanıdıktır: Örneğin İlker Başbuğ, önce askerdir ve devlettir fakat en sonunda devletin gözünde teröristtir. Örneğin Abdullah Öcalan, önce teröristtir fakat şimdi devletin gözünde barış elçisidir. Örneğin Parmaksız Zeki kod adlı Şemdin Sakık, önce teröristtir ama sonunda devleti yönetenlere hizmet için Ergenekon davasında tanıktır!

Tuncay Özkan’ın Kırmızı Kedi Yayınevi’nden çıkan Ötekiler isimli romanını size anlatmayacağım fakat aynı zamanda bir tarih belgeseli de olduğu için o belgeselden bir gazeteciye yansıyan iki notu sizlere aktaracağım.

BAŞBUĞ’LA ÖCALAN’IN YER DEĞİŞTİĞİ DEVLET

Kitabın en dikkat çeken sahnelerinden biri Silivri’de yaşanıyor. Abdullah Öcalan’ın hevalıyken (arkadaş) kendini Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ’un suç ortağı olarak bulan Hüseyin Yanç, ansızın ekranda Parmaksız Zeki kod adlı Şemdin Sakık’ı görür.

Evet Sakık, Ergenekon davasında, tanıktır!

Salonda bir zamanlar PKK’nin iki numarası olan Şemdin Sakık’la çarpışan, hatta onu Kuzey Irak’tan alıp Türkiye’ye getiren askerler vardır ve fakat teröristtirler!

Hüseyin Yanç da, Rızgar’ken Şemdin Sakık’la birlikte, şu anda suç ortağı olduğu İlker Başbuğ’un komutasındaki askerlere karşı savaşmıştır!

Sakık’ın ekrana yansıyan yüzünü gören Yanç, tüm bu saçmalıkları düşünür ve olayı kıyamet alameti olarak niteler. Bağırmamak için dudaklarını ısırır; ağlar, ağlar…

BÜYÜK ULUS OLMA SORUNU

Ötekiler’den bir gazeteciye yansıyan ikinci not şöyle:

Cudi Dağı’nda Rızgar’ı karşılayan Abdullah Öcalan’ın yeğeni Fırat bir sohbet sırasında şöyle diyor: “Partinin kesin talimatı var. Tarihi eserler doğruca Başkan’a gönderiliyor. Biriktiriliyormuş. Devrimde müzeye konacak.” (s.71)

Acaba Öcalan, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan çıkarılan ve kendisine gönderilen bu tarihi eserleri ne yaptı? Müze için bir yerde depoladı mı yoksa “PKK’nin ihtiyacı var” deyip silaha karşılık sattı mı? Yanıtı merak ediyorum.

Urartuların, Ermenilerin, Kürtlerin, Türklerin tarihini ve eserlerini Şam’a, Kandil’e ve oradan da Batı’nın müzelerine taşıyanlar, acaba hangi kimliğin mücadelesini vermiş oluyor!

Yanıtı Rızgar’ın en etkili sözlerinden biriyle verelim: “Bence cezaevleri ile tımarhanelerinde vicdan olan uluslar büyüktür. Gerisi laf.” (s.51)

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
14 Kasım 2013

, , ,

Yorum bırakın

İRAN’IN KÜRT POLİTİKASI

Suriye PKK’si PYD’nin lideri Salih Müslim, bölgede mekik dokuyor. Müslim ikinci kez Türkiye’ye geldi. Yakın zamanda Türkiye’ye gelen, hemen ardından da İran’a giden Müslim’in ziyaretleri ve temasları, bölgedeki gelişmeleri doğru okuyabilmek açısından oldukça önemli görünüyor.

Bu ziyaretlerde gündeme gelen konular üzerinden, bölge ülkelerinin ulusal olmaktan çıkan ve bölgeselleşen Kürt sorununa karşı tutumlarını da anlayabiliriz. Bugün İran’ı inceleyeceğiz:

İRAN, SURİYE’DE KÜRT BİRLİĞİ İSTİYOR

PYD lideri Salih Müslim, İran’daki temaslarına dair bazı ayrıntıları Londra’dan yayın yapan El-Hayat gazetesine açıkladı. Müslim’in belirttiğine göre İran, Suriye’de El Kaide’ye karşı Kürtlerin birleşmesini istedi.

Kuşkusuz önemli bir iddia ve ilk bakışta şu soruyu akıllara getiriyor: Kendisi de Kürt ayrılıkçılığıyla tehdit edilen İran, neden Kürtlerin birliğini ister?

Geleceğiz, ama önce Müslim’in açıklamalarına biraz daha göz atalım. Şöyle anlatıyor PYD lideri: “Onlara Nusra ve diğer aşırı grupların Kürt köylerine yaptığı saldırıları anlattım. İranlı yetkililer de başta el-Parti ile bizim partimiz olmak üzere tüm Kürt grupların birlikte hareket etmemiz gerektiğini söyledi.”

El-Parti denilen örgüt, Barzani’nin KDP’sinin Suriye versiyonu… Bu örgütün lideri Abdulhakim Beşşar’ın da Salih Müslim’le eşzamanlı olarak İran’da bulunduğunu ve İran’ın ikiliyi görüştürdüğünü yine Müslim’in açıklamalarından öğreniyoruz: “Ben İran’ı terk etmeden önce yaklaşık bir saat el-Parti lideri Dr. Abdulhakim Beşşar ile görüştüm. El-Parti ile aramızdaki tüm sorunların çözülebilecek nitelikte olduğuna inanıyorum. Sürekli diyalog içerisinde olarak sorunlarımızı çözebiliriz.”

İlginçtir, Salih Müslim’in bu açıklamaları yaptığı saatlerde Barzani’nin partisi, yani Irak KDP’sinin sözcüsü Cafer İminki Şarku’l Evsat gazetesine konuşuyor ve “Suriye Kürtleri açısından bir ölüm kalım meselesinin söz konusu olduğunu” belirterek “PYD ile kapsamlı bir işbirliği yapmaktan kaçınmayacaklarını” ilan ediyordu.

Tüm bu “ılımlı açıklamaların” 24 Ağustos’ta Erbil’de yapılması planlanan Ulusal Kürt Kongresi’nden önce gelmesi de ayrıca anlamlı. Zira Abdullah Öcalan’ın yapılmasını istediği bu kongre, dört ülkedeki Kürtlerin birliğini hedefliyor ve Kongre de pratikte o birliğin parlamentosu olacak!

PKK: İRAN KÜRTLERİ YANINA ALMAK İSTİYOR

İran’ın neden Suriye’de Kürtlerin birliğini istediği sorusuna yanıt mıdır henüz bilmiyoruz ama Mithat Sancar’ın Milliyet için hazırladığı dizi söyleşiye konuşan PKK’nin yeni iki numarası Cemil Bayık bazı tezler atıyor ortaya:

“İran Ortadoğu’da hegemonik güç olmak istiyor. Bunun için Suriye’deki savaşı kazanması şart. Zaten ambargolar dolayısıyla çok sıkıştı, içeride de sorunları var. Yani İran ciddi tehlikelerle karşı karşıya. Suriye’deki savaşı kazanırsa, bunları aşabileceğini hesaplıyor. İran’ın geleceği, Suriye’deki bu savaşın gelişimine bağlıdır. Burada kaybederse, bırakın hegemon güç olmayı, şu anki varlığını bile sürdüremez. Bu nedenle Suriye’deki savaştan kazançlı çıkmak için, her yöntemi deniyor. En başta da bütün Kürtleri yanına almaya çalışıyor. Kürtleri yanına alamazsa kazanamayacağını biliyor. Bütün çabası bunun içindir.”

TERSİNDEN KESİŞEN TAKTİKLER

İran’dan bu açıklamalara, özellikle Salih Müslim’in ifadelerine bir yalanlama gelmedi. Tersine İran’ın kimi yayın organları Müslim’in açıklamalarını haber yaptı. Dolayısıyla “İran, Suriye’de Kütlerin birliğini istiyor” iddiası doğru gözüküyor.

Anlaşılan İran yeni bir taktik deniyor. Peki, bu taktik ABD’nin stratejisini bozar mı?

Somutlaştıralım: Suriye meselesinin esası Irak’ın kuzeyindeki yapıyı Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açmaktır, Kürt Koridoru kurmaktır. Koridor, bölge ülkelerinden koparılmış topraklardır aynı zamanda… Yani ABD Kürt kartını kullanarak bölgedeki ülkeleri bölmeyi hedeflemektedir.

Hem Suriye’deki Kürtleri birleştirmek ve hem de Irak ile Suriye Kürtlerini birleştirmek, bu nedenle ABD’nin stratejisi içindedir.

Bu durumda artık soru şudur: ABD’nin Suriye’yi bölmek için birleştirmek istediği Kürtleri, İran Suriye’yi böldürmemek adına birleştirebilir mi? Bu teknik olarak mümkün mü?

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
14 Ağustos 2013

, , , , , , ,

Yorum bırakın

PKK’DEKİ DEĞİŞİKLİK ERDOĞAN’IN BİLGİSİ DÂHİLİNDE

PKK 9. Genel Kurulu örgütün Öcalan’dan sonraki iki numarası olan Murat Karayılan’ı HPG’nin başına, Cemil Bayık’ı da Karayılan’ın yerine seçti.

Değişiklik genel olarak PKK’nin şahinleşmesi diye yorumlandı. Çünkü genel kanaate göre Öcalan’ın çizgisini savunan Karayılan güvercin, Açılım’a mesafeli olan Cemil Bayık ise şahindi.

Peki, öyle mi? İnceleyeceğiz fakat gelin soruna önce bir başka pencereden bakalım:

PKK GENEL KURULU’NA ERDOĞAN’IN ETKİSİ

Değişikliğin ardından PKK’ye yakın ANF ajansına konuşan Murat Karayılan ve Cemil Bayık, 9. Genel Kurul ile KCK’nin yapısında değişikliğe gidilmesinin, eş başkanlık sistemine geçilmesinin ve buna bağlı olarak yapılan görev değişikliklerinin Öcalan’ın sorumluluğunda olduğunu belirtiyor (Bayık, Karayılan ve Hozat ANF’ye konuştu, ANF, 11 Temmuz 2013).

Yani Murat Karayılan’ın yerine Cemil Bayık’ın getirilmesi, bir Öcalan kararı!

Peki, İmralı’da bir odada yalnız kalan Abdullah Öcalan bu kararı Kandil’de toplanan Genel Kurul’a nasıl aldırttı?

Mektuplarla! Gerek BDP heyeti üzerinden, gerekse MİT üzerinden gönderilen mektuplarla…

Kuşkusuz Öcalan BDP’ye vereceği mektubu da önce MİT’e vermektedir. Bunu daha önce kamuoyuna yansıyan bir konuşmasından biliyoruz. Öcalan MİT’e güvenini bu yöntemle gösteriyor.

Kaldı ki, daha farklı bir yol izlemesi de, yani MİT’i aşarak örgüte talimat yollaması da mümkün değil. Fakat MİT’in Öcalan’ı ve BDP’yi aşarak Kandil’i yönlendirmesi mümkün!

Her neyse, zira daha önemli bir sorunla karşı karşıyayız. O da şu:

Eğer PKK’deki Karayılan-Bayık değişikliği Öcalan’ın kararıysa ve MİT bundan haberdarsa, kuşkusuz Müsteşar Hakan Fidan aynı zamanda özel temsilcisi olduğu için, Başbakan Erdoğan da bundan haberdardır!

Üstelik mesele, haberdar olmanın, bilgi sahibi olmanın da ötesinde olabilir!

Son olarak Öcalan’ın “Taksim’i ulusalcılara bırakmayın” diyerek Erdoğan’a attığı can simidine bakılırsa, Karayılan-Bayık değişikliği bir Erdoğan-Öcalan işbirliği de olabilir!

KANDİL’İN İRADESİ GÜÇLENDİRİLDİ

Peki, Karayılan-Bayık değişikliği ne anlama geliyor?

Karayılan değişikliği şu sözlerle özetlemiş: “Kongre Gel Genel Kurulu Genel Başkanlık Konseyi’ne süreci takip etme inisiyatifini verdi. Anlık gelişmeleri yorumlayıp ona göre karar alma yetkisini verdi. Kongra Gel Genel Kurulu Önderliğin başlattığı süreci onayladı ve hem Genel Başkanlık Konseyi’ne, hem de KCK Yürütme Konseyi’ne devlet ve hükümetin tutumunu göz önünde bulundurarak pratik kararlar alma inisiyatifini verdi.” (Bayık, Karayılan ve Hozat ANF’ye konuştu, ANF, 11 Temmuz 2013).

Açıklamalara bakılırsa, bu son değişiklikle AKP-PKK müzakeresinde Kandil’in iradesi güçlendirilmiş oldu! Peki, Erdoğan ve MİT’in bilgisi dâhilindeki böyle bir değişikliğe neden engel olunmadı?

Şu aşamada somut bir yanıt vermemiz mümkün değil ancak bizi yanıta götürebilecek şu sorulara ve olgulara dikkatinizi çekmeliyim:

PKK GENÇLEŞTİ

1. Haziran Ayaklanması, yeni ve devrimci bir Türkiye yarattı; AKP iktidarının temellerini yerinden oynattı. PKK önümüzdeki süreçte kiminle müzakere yürütecek? PKK Erdoğan yıkılmadan önce, alabileceği en fazla ödünü almak için bastırıyor. “Hükümet adım at” kampanyasına bu nedenle başladılar.

2. Haziran Ayaklanması’nı “Açılıma yanıt” diye okuyan Erdoğan, Türk Bayrağı’na “sarıldı” ve PKK’nin yüzde 15’inin çekildiğini belirterek ikinci aşamaya geçemeyeceklerini ilan etti. Zira bu süreçte PKK ile yeni aşamalara geçmesi, yıkılışını hızlandıracaktır!

3. Ortadoğu’daki değişim, yani Esad’ın güçlenmesi ve Mursi’nin koltuğunu kaybetmesi, Asya-Pasifik’in yükselmesi ve Atlantik’in zayıflaması demektir. Atlantik cephesinde yer alan PKK şimdi ne yapacak? AKP ve PKK çevrelerinin “Araplara karşı Türk-Kürt ittifakı” diye isimlendirdikleri strateji ne olacak? Esad güçlenince Suriye’de “üçüncü yol” çizgisine sarılan PKK, Mısır için de aynı tutumu alıyor. Yeni iki numara Cemil Bayık özetle “ne Mursi, ne darbe” diyor! (Bayık, Karayılan ve Hozat ANF’ye konuştu, ANF, 11 Temmuz 2013).

4. Murat Çelik’in istihbarat raporlarına dayandırdığı çok önemli bir saptaması var. Çelik’e göre PKK, Açılım’dan yararlanarak yaşlı kadrolarını çekiyor ve örgütünü yeni katılımlarla gençleştiriyor! (Murat Çelik, PKK çekiliyor mu güçleniyor mu? Vatan, 11 Temmuz 2013)

5. Cizre’den sonra Diyarbakır’da da ortaya çıkan PKK’nin “Asayiş teşkilatı”, meselenin merkezi bir karar olduğunu gösteriyor. Nitekim Karayılan HPG’nin başına geçtikten sonra yaptığı ilk açıklamada “halkın öz savunması güçlendirilmeli” dedi!

Şimdilik bu kadar ama bu meseleyi önümüzdeki günlerde de sorgulamayı sürdüreceğiz.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Temmuz 2013

, , , , , ,

Yorum bırakın

AKP VE PKK’NİN BÖLGESEL ORTAKLIĞI

17 Şubat günü görüşen ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ile Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un “Suriye’de bütün tarafların şiddeti durdurmaları ve hükümet ile muhalifler arasında diyalog başlatılması üzerinde fikir birliğine vardıkları” açıklandı. Yani Rusya’nın zoru ABD’nin zorunu yendi ve ortaya Lavrov-Kerry mutabakatı çıktı.

Kerry bir mutabakata razı olduklarının işareti geçen zaten hafta vermiş ve “diplomatik çözümden umutlu” olduğunu açıklamıştı.

Lavrov-Kerry mutabakatı ilk sonuçlarını da hemen vermeye başladı:

1. BM, Suriye’yle ilgili hazırladığı raporunda iki tarafı da suçladı!

2. Suriye Ulusal Koalisyonu SUKO Başkanı Muaz El Hatip’in önümüzdeki günlerde hem Washington’a hem de Moskova’ya gideceği açıklandı.

AKP’NİN KÜRDİSTAN BEKÇİLİĞİ

Tam bu süreçte PKK’nin Suriye kolu olan PYD ile Ahmet Davutoğlu’nun koordine ettiği Özgür Suriye Ordusu ÖSO arasında 11 maddelik bir anlaşmaya varılması ise dikkat çekici…

Zira AKP Hükümeti PYD’yi Esad’ın kartı olmakla suçluyor ve Esad-PKK bağı üzerinden Türk kamuoyu nezdinde Suriye politikası için meşruiyet arıyordu. Üstelik PYD ile ÖSO bir süredir başta Resulayn olmak üzere birkaç yerleşim merkezinde şiddetli çatışma da yaşadı. PYD bu süreçte ÖSO içindeki kimi grupların AKP yönlendirmesiyle kendisine saldırdığını açıkladı.

PYD ile ÖSO’nun tüm bunları bırakarak anlaşması ve iki yapının birlikte Kürt bölgesini savunmaya karar vermesi önemli. Anlaşma sonrası Aslı Aydıntaşbaş’a konuşan PYD lideri Salih Müslim iki kritik mesaj veriyor: 1. Kürt bölgesini artık ortak savunacağız. 2. Türkiye ile diyaloga hazırız. (Milliyet, 19 Şubat 2013)

PYD-ÖSO ANLAŞMASININ MİMARI ÖCALAN

Kuşkusuz bu sürecin esas mimarı Abdullah Öcalan’dır. Öcalan bu köşede daha önce de dikkat çektiğimiz şu mesajlarıyla, Suriye’de Erdoğan’a işbirliği önermişti:

Abdülkadir Selvi’nin belirttiğine göre Öcalan, PYD’ye şu mesajı gönderdi: “Diğer oluşumları tasfiye edin. Diğer grupları tasfiye etmek için gerekirse şiddet kullanın. Bunlara vereceğiniz (Esad) enerjiyi, Araplara verin.” (Yeni Şafak, 9 Ocak 2013)

Zaten Öcalan, kardeşi Mehmet Öcalan’a teslim ettiği “açlık grevlerini bitirin” talimatını içeren mektupta da PYD’ye mesaj göndermişti. Öcalan, “6 ili ele geçirmekle sorun çözülmez, hedefiniz demokratik özerklik olsun” demişti! (Hürriyet, 18 Kasım 2012)

PKK’NİN YAKIN KORUMASI: AKP

ABD’nin bir dış müdahaleyi olanaklı bulmadığı, Moskova’nın çözümüne mecbur kaldığı ve bu nedenle “diplomatik çözüm” konusunun fiiliyata geçtiği bir aşamada PKK ile ÖSO’nun “Kürt bölgelerini birlikte koruma” anlaşmasına varması, kuşkusuz bölge karşıtı bir gelişmedir.

Abdullah Öcalan’ın önceki gün görüştüğü kardeşi Mehmet Öcalan’la ilettiği yeni mesajı bu nedenle önemlidir: “Kürtlere, tüm Suriye’de yaşayan halklara söylüyorum, Kürtlerin yaşadığı yerlerde, ekmekten, sudan, yemekten önce, önümüzdeki günlerde olacak büyük şeyler için bunun önüne büyük bentler oluştursunlar. Bunun için büyük güçlerini bu bentlerde kursunlar, uyanık olsunlar. Suriye Kürtlerinin büyük bir zahmetle yaptığı serhıldanı, hürmet ve saygı ile selamlıyorum.” (ANF, 19 Şubat 2013)

Bu mesajdan ne anlamalıyız? Öcalan PYD’ye şu talimatı vermektedir aslında: “Şartlar Şam yönetiminin lehine gelişiyor. Esad yakında kuzeye doğru harekete geçecektir. 2 yıllık boşluktan yararlanarak hâkim hale geldiğiniz yerleşim merkezlerini ve kuzey Suriye’yi savunmaya hazır olun. Bu bölgeyi savunmak için Esad karşıtı tüm güçlerle birlikte hareket edin.”

Yani içeride “Diyarbakır’ı merkez yapma” ortaklığına soyunan AKP ile PKK, Suriye’nin kuzeyinde de artık açık işbirliğine geçmiştir.

Toplamda ilişkilerini şu şekilde tarif edebiliriz: Öcalan ve Barzani, kuzey Irak petrollerinin karşılığında AKP’yi “koruma” olarak tutmuştur!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Şubat 2013

, , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

AKP TARZI SİYASET

Abdullah Öcalan’la görüşen kardeşi Mehmet Öcalan televizyon meselesini şöyle açıklıyor: “Televizyon kendi talebi değildi. Cezaevi müdürünün iknası sonucu televizyonu kabul etti.”

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ise şöyle açıklıyor: “İmralı’da idari ve gözlem kurulu var. Bu kurul Abdullah Öcalan’a çeşitli disiplin cezaları vermiş. 2011’de bu cezalar sona ermiş. Bir yıl kendisi gözlenmiş. Sonuç olarak uyumsuz davranışlarının olmadığı gözlemlenmiş ve televizyon verilmesine karar verilmiş. Buna ceza infaz kurumu karar veriyor.”

Gelin en iyisi birkaç gün öncesine dönelim ve Başbakan Erdoğan’ın Senegal’deki şu açıklamasını anımsayalım: “Öcalan 12 metrekarelik yerde kalıyor, karyolası, her şeyi var. Radyosu vardı, şimdi o radyoyu televizyon ile değiştirecekler. Ben talimatı verdim belki de değiştirmişlerdir bile. Talimatı vereli epey oldu. Bir televizyonu oraya koyun dedim.

Başbakan ile Başbakan Yardımcısı’nın 3 gün arayla yaptığı bu açıklamalara bakılırsa ya “AKP tarzı siyasete uygun olarak yine millete yalan söylüyorlar” diyeceğiz ya da “Erdoğan, İmralı idari ve gözlem kurulu başkanı olmuş” diyeceğiz!

Siz tercih edin!

ERDOĞAN’A GÖRE ÖCALAN TERÖRİST DEĞİL

Başbakan Erdoğan, birkaç kez dile getirdiği şu sözleri, son süreçte de kullandı: “Bölücü terör örgütüyle mücadele ederiz, siyasi uzantısıyla da müzakere ederiz. Terör örgütüyle bir şey müzakere etmedik.”

Hatta Erdoğan bir konuşmasında, müzakereyle görüşmelerin farklı şeyler olduğunu kaydederek, “Görüşmeleri yaparsınız. Görüşme esnasındaki gelişmelere göre de adımınızı atarsınız.” diye konuştu.

Peki, o zaman bugün yapılan ne? Yine Erdoğan’ın ağzından açıklayalım: “Eğer müzakere edilen başlıklara sadık kalırlarsa süreç devam eder. Ama kalmazlarsa bunu devam ettirmeyiz.”

Farkındayım, Erdoğan’ın sözleri birbirini tutmuyor ve her konuşması bir öncekini tekzip ediyor. İşte bu AKP tarzı siyasettir. Ve tıpkı televizyon meselesinde olduğu gibi “AKP, sürekli millete yalan söylüyor” demeyeceksek, “terör örgütüyle müzakere etmedik” diyen Erdoğan’ın artık Öcalan’ı terörist olarak görmediğini kabul edeceğiz!

YENİ KAVRAMLARLA PSİKOLOJİK SAVAŞ

Bu aslında müzakere sürecini beslemek ve kamuoyunu hedefe yönlendirmek üzere yapılan, ABD ürünü bir psikolojik savaş yöntemidir. PKK ile Öcalan’ı uygun bir üslupla birbirinden ayırmak ve aşama aşama onun bir terörist olmadığını satır aralarında işlemek, bu sürecin önemli bir parçasıdır.

Nitekim bu yöntem, 15 gündür sıklıkla uygulanmaktadır. İşte örnekler:

Taraflar “ateşkes” yerine “çatışmasızlık ortamı” gibi daha yumuşak kavramlar kullanıyorlar. “Demokratik özerklik” yerine bu aşamada “yerel yönetim” veya “güçlendirilmiş yerel yönetim” diyorlar. “Müzakere” yerine “diyalog”, “Öcalan” yerine “İmralı”, “PKK” yerine “Kandil” isimlerini kullanıyorlar. Hatta “devlet” yerine de “ünite” demeye başladılar!

AKP medyası da süreci bu yeni terminolojiyi kullanarak şöyle tarif ediyor: “MİT, Kandil’i “silah bırakmaya” ikna etmek için İmralı’yla diyalog kurdu. Kandil, yerel yönetimlerin güçlendirilmesini ve demokratik bir ünite oluşturulmasını istiyor.

Oysa yeni kavramlarla yumuşatılan cümle, aslında tam olarak şu demektir: “Erdoğan, PKK’yle pazarlık yapmak için Öcalan’la müzakereye başladı. PKK’nin şartı, devletin bölünmesi sonucunu doğuracak olan demokratik özerkliktir.

DEVLETİN HİZMETİNDEN, DEVLETLE PAZARLIĞA

Kategorik olarak devletin Öcalan’la görüşmesine karşı değilim. Ancak kimin, ne amaçla görüştüğü kritik önemdedir!

Örneğin Albay Atilla Uğur’un Öcalan’ı sorgulaması ve Türk Ordusu’nun Öcalan’la görüşmesi, PKK’nın sınır dışına çekildiği ve terörün sıfırlandığı bir beş yıllık dönem yaratmıştır. 2004 yılına kadar süren bu süreç, Öcalan’ın ifade ettiği tarzıyla “devletimin hizmetindeyim” dönemidir!

Ancak AKP’nin ABD adına yürüttüğü türden müzakereler, Öcalan’ı devletin hizmetinden çıkarmış ve onu devletle pazarlık yapan bir otorite haline getirmiştir. Bu tip süreçler, 2009’da da olduğu gibi “barışı” getirmez, PKK’nin daha da güçlenmesini sağlar!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Ocak 2013

, , , , , ,

Yorum bırakın

ÖCALAN ERDOĞAN’A SURİYE’DE İŞBİRLİĞİ ÖNERDİ

AKP Hükümeti PKK’nin silah bırakması için Abdullah Öcalan’la müzakere yürütüyor ama hem Başbakan Erdoğan’ın hem de sözcülerinin açıklamalarına bakılırsa Öcalan karşılığında hiçbir şey istemiyor!

PKK silah bırakacak ama karşılığında genel af yok, Öcalan’a ev hapsi yok… Hatta Öcalan, Hakan Fidan’a, bırakın ayrı devleti, demokratik özerklik bile istemediğinin sözünü veriyor! (Yeni Şafak, 9 Ocak 2013)

Tüm bu yazılanlar ya kamuoyunu esasa hazırlama faaliyetinin bir parçasıdır ya da Öcalan AKP Hükümeti’yle fena halde kafa bulmaktadır!

Hakan Fidan ile Abdullah Öcalan görüşmesine dair ayrıntılı bilgilerin tek kaynağının MİT olduğunu da belirtelim. Zira BDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş önceki gün yaptığı grup konuşmasında “müzakere yok, diyalog var” demiş, kendilerine ulaştırılmış bir yol haritası bulunmadığını da belirtmişti!

Ancak MİT’in bazı özel gazetecilere servis ettiği geniş içerikli bir yol haritası var, yaza yaza bitiremiyorlar! Üstelik parça parça verilen o yol haritası birleştirildiğinde ve farklı bir okuma yapıldığında, ortaya yok denilenlerin de olduğu, asıl müzakere konuları çıkmaktadır:

1. AF VE PKK’YE SİYASET YOLU

a. Türkiye’deki PKK’liler, Barış Gücü gözetiminde Kuzey Irak’a çekilecek.

b. 4. yargı paketi ya da gerekirse başka bir ek yasal düzenlemeyle, terör suçlarına “şiddet” kriteri getirilerek KCK tutukluları serbest bırakılacak.

c. Tutuklu PKK’liler, denetimli serbestlik uygulamasıyla, cezasının bir bölümünü tamamladığı için açık cezaevine alınacak, bir yıl sonra da serbest bırakılacak.

d. Eyleme katılmayan PKK’lilerin hızla dağdan inmesinin yasal olanağı sağlanacak.

e. Eyleme katılan PKK’lilerin ülkeye dönüp siyaset yapmasına olanak verecek bir düzenleme yapılacak. Ancak Öcalan, “pişmanlık” ya da “af” gibi kavramları özellikle kabul etmiyor.

f. AKP Hükümeti, 50 üst düzey PKK yöneticisinin başka bir ülkeye yerleştirilmesini istiyor.

g. Öcalan yeniden yargılanarak, serbest bırakılacak!

2. YENİ ANAYASA ORTAKLIĞI

a. Yeni Anayasa’da PKK’yi memnun edecek bir vatandaşlık tanımı yer alacak.

b. Yeni Anayasa’dan “Türklük” çıkarılacak.

3. ANADİLDE EĞİTİM

a. Anadilde savunma hakkı sağlanacak. TBMM’ye sevk edilen AKP taslağındaki eksiklikler giderilecek.

b. Kürtçe seçmeli dersi ve Kürtçe eğitimi, zamanla tüm derslerin Kürtçe verilmesine dönüştürülecek.

4. DEMOKRATİK ÖZERKLİK

a. Yeni Anayasa’da yerel yönetimlere geniş yetkiler tanınacak.

b. Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndaki şerhler kaldırılarak, onaylanacak. Son MGK’de bu konuda bir mutabakat sağlandığı belirtiliyor.

c. AKP’nin çıkardığı Bütünşehir Yasası, Valilerin seçimle belirlenmesi gibi yeni düzenlemelerle güçlendirilecek.

d. Seçim Yasası değişecek.

5. SURİYE’DE İŞBİRLİĞİ

Öcalan, Erdoğan’a Suriye’de işbirliği öneriyor. Yeni Şafak’ın Ankara Temsilcisi Abdülkadir Selvi’nin belirttiğine göre Öcalan, teklifini ete kemiğe büründürmek için PYD’ye şu mesajı gönderiyor: “Diğer oluşumları tasfiye edin. Diğer grupları tasfiye etmek için gerekirse şiddet kullanın. Bunlara vereceğiniz (Esad) enerjiyi, Araplara verin.” (Yeni Şafak, 9 Ocak 2013)

Zaten Öcalan, kardeşi Mehmet Öcalan’a teslim ettiği “açlık grevlerini bitirin” talimatını içeren mektupta da PYD’ye mesaj göndermişti. Öcalan, “6 ili ele geçirmekle sorun çözülmez, hedefiniz demokratik özerklik olsun” demişti! (Hürriyet, 18 Kasım 2012)

KÜRT KORİDORU AÇILIMI

Yol haritasındaki tüm bu maddeler ve özellikle Suriye’de işbirliği önerisi, en başından beri dile getirdiğimiz gerçeği doğrulamaktadır: 2009’daki Kürt Açılımı, Kuzey Irak açılımıydı. Şimdi ki açılım da, devamı olarak, Kürt Koridoru Açılımı’dır.

Erdoğan-Öcalan müzakeresi, Irak’ın kuzeyindeki yapıyı Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açmak ve Basra’dan Akdeniz’e bir Kürt Koridoru kurmak göreviyle ilgilidir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Ocak 2013

, , , , , ,

Yorum bırakın

PKK SİLAH BIRAKIR MI?

Hürriyet’ten Okan Konuralp, Başbakan Erdoğan’ın varlığını açıkladığı Öcalan’la görüşmelerin sonuncusunun 24 Aralık 2012’de gerçekleştiğini yazdı. (Hürriyet, 31 Aralık 2012)

Konuralp’i bilgilendirenlere göre MİT yöneticileri ile Öcalan’ın 4 saatlik pazarlığında devlet “PKK’nin silah bırakmasını” istemiş, Öcalan da karşılığında şu talebi masaya sürmüş: “Örgütle doğrudan temas kurmam sağlanmalı, infaz koşullarım iyileştirilmeli. Bu durumda silah bıraktırmaya paralel olarak PKK’nin ve Kürt halkının PKK’yi destekleyen kesiminin ‘çözüme’ psikolojik ve siyasal olarak ikna olması kolaylaşır.”

Hürriyet’in haber kaynağı oldukça iddialı… Pazarlık bu kez bir takvime endekslenmiş ve taraflar, “2013 yılının ilk aylarında kamuoyunun karşısına sorunun çözümüne ilişkin bir bildirimle çıkılmasını” kararlaştırmış.

Bu kez süreçten o denli eminler ki, örneğin Öcalan’ın kardeşi Mehmet Öcalan da Erdoğan’ın Urfa’da PKK’ye “silahları bırakın” çağrısı yapmasından sonra şu müjdeyi şimdi açıklama gereği görüyor: “Açlık grevleri sürecinde görüştüğümde ağabeyim, 1-2 ay içinde sorunun çözümü konusunda bazı adımların atılabileceğini söylemişti.” (Hürriyet, 31 Aralık 2012)

AKP: DİYALOG BİZİ NEREYE GÖTÜRÜR, BİLMİYORUZ

10 yıldır iktidarda olan bir partinin Öcalan’ı ikna ederek PKK’ye silah bıraktıracağını sanması ya çapsızlıktır ya da başka hesaplar vardır. AKP’nin konuyla ilgili uzmanlarının açıklamalarına bakılırsa, her iki seçenek de yan yana ilerliyor…

Örneğin Başbakan Erdoğan’ın danışmanı da olan AKP milletvekili Yalçın Akdoğan, NTV’de konuyla ilgili soruları yanıtlarken şöyle diyor: “Bu diyalog bizi nereye götürür, bilmiyoruz…” (NTV, 31 Aralık 2012)

Meseleye en hâkim olduğu söylenen Yalçın Akdoğan’ın NTV’deki söyleşisinden önce Star’daki köşesinde yazdığı şu satırlar daha da aydınlatıcıdır: “BDP, PKK’den daha şahin.” (Star, 29 Aralık 2012)

Yakında silahların masumiyeti üzerine teori bile yapabileceğinin işaretini veren Akdoğan, zaten bir süredir PKK ile BDP’yi ayrıştırmak amaçlı olsa gerek, PKK’ye daha yakın duruyordu. Son yazısındaki şu ifadeler de o bakışın eseri: “AK Parti, BDP’nin emir eri değildir. Siz bozacaksınız hükümet yapacak, siz yıkacaksınız hükümet tamir edecek, siz sabote edeceksiniz hükümet çözmek için uğraşacak… Hükümet sizin partinizin ve örgütünüzün kölesi mi?”

TARAFLARI MASAYA SOPA OTURTTU

Normalde “ikna yöntemiyle” PKK’ye silah bıraktıramayacağını en iyi AKP’nin biliyor olması gerek. Zira PKK’yle masaya örgütün silahlı gücü nedeniyle oturmak zorunda kaldıklarını biliyorlar.

AKP’ye oy veren yurttaşlarımızın şu soruyu sorması yararlıdır: “PKK silahlı olmasa, terör estirmese, hiç AKP PKK’yi muhatap alır mı?”

Sorunun yanıtı kesindir ve PKK de şundan emindir: “Silaha dayanan gücümüz olmasa, AKP bizi muhatap almaz.”

AKP ile PKK’yi aynı masaya oturtan silahtır, sopadır! Esas olarak da Obama’nın beyzbol sopasıdır!

PKK’DE BÖLÜNME OLASILIĞI

“Madem durum bu, taraflar neyin peşinde” diye soruyor olabilirsiniz. Anlayabildiğimiz kadarıyla Öcalan İmralı’dan kurtulmanın ve eve çıkmanın, Erdoğan da başkanlık öncesi ayağına dolanacak konuları “geçiştirmenin” peşinde…

Ancak artık mesele çok boyutludur ve inisiyatif ABD yerine bölge kuvvetlerindedir. Irak ve Suriye’deki Kürt eksenli gelişmeler ve İran’ın ABD’nin “Kürt Koridoruna” karşı sert mücadelesi tüm aktörleri etkilemektedir.

ABD’nin gerilemesi kuşkusuz merkezkaç kuvvetine bağlı olarak PKK’yi de etkileyecektir. ABD’nin bölgedeki askeri varlığına bağlı olarak sıçramalı büyüyen PKK için şartlar tersine dönmüştür; Washington’un geri çekilmesi ve bölge ülkelerinin inisiyatif kazanması, PKK’ye zemin kaybettirmektedir.

Bu doğal olarak örgütte “emperyalizm” eksenli kırılmaları tetikleyecektir.

Zira kartlar güçlü eli sever!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Ocak 2012

, , , , , , ,

Yorum bırakın

PKK’NİN 4 KIRMIZI ÇİZGİSİ

Tüm gelişmeler gösteriyor ki, Abdullah Öcalan’ın hazırladığı ve üzerinde anlaşılan “ikişer sayfalık üç protokol” artık hayata geçiriliyor.

Bu protokollerde yer alan en önemli dört şart şu: 1. Kürt kimliğinin anayasal güvenceye alınması. 2. Anadilde eğitim. 3. Kürtlerin özyönetimi. 4. Öcalan’ın tutukluluk şartları.

Bu şartlar, aynı zamanda PKK’nin AKP’ye sunduğu kırmızı çizgilerdir.

ERDOĞAN İLE ÖCALAN YÜZDE 95 ANLAŞTI

2006’dan beri süren AKP-PKK görüşmelerinde parça parça ele alınan bu şartlar üzerinde bir anlaşma olduğunu biliyoruz. Zira Başbakan Erdoğan’ın özel temsilcisi olarak Oslo’da hükümeti temsil eden Hakan Fidan, muhatapları olan Mustafa Karasu, Sabri Ok ve Zübeyr Aydar’a “Erdoğan ile Öcalan’ın yüzde 95 anlaştığını” söylüyordu!

Ancak tıpkı Başbakan Erdoğan’ın geçen yıl New York’ta buluştuğu Celal Talabani’ye “kamuoyu hazır değil” dediği türden zorluklar yaşanıyordu. Adım adım gidilmeliydi. Başbakan Erdoğan, nasıl bir yöntem izleyeceğini 2009 yılında ABD Princeton Üniversitesi’nde verdiği bir konferansa açıklıyordu: “Hazmettire hazmettire bu süreci devam ettirmemiz lazım.

ÖCALAN’IN PROTOKOLLERİ UYGULANIYOR

Gelin bugün PKK’nin “Öcalan protokollerinde” yer alan 4 kırmızı çizgisinde nasıl ilerlendiğini inceleyelim. AKP’nin ve hatta CHP ile MHP’nin bu kırmızı çizgilerin gerçekleşmesine ne tür katkılar yaptıklarına bakalım:

1. Kürt kimliğinin anayasal güvenceye alınması.

Protokoldeki bu şart, pratikte “Anayasa’dan Türk kimliğinin çıkarılması” şeklinde uygulanıyor.

Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda yer alan parti taslaklarına bakılırsa, bu konuda AKP, CHP ve BDP arasında bir ölçüde uzlaşma sağlanmış görünüyor.

2. Anadilde eğitim.

Kürtçe yayın yapan devlet televizyonundan sonra, Kürtçe seçmeli ders olarak Milli Eğitim müfredatına girdi.

Kürtçe savunma yapma hakkı da elde edildi. Aynı zamanda “açlık grevlerini” bitirme şartı olan bu konunun AKP kurmaylarınca “biz açlık grevleri öncesinde bu hazırlığa başlamıştık” diyerek savunulması, aslında Öcalan protokollerinin kabul edildiğinin çarpıcı bir itirafıdır.

Son olarak Kürtçenin resmi dairelerde kullanılması için hazırlıklara başlandı!

3. Kürtlerin özyönetimi.

Protokolde “Kürtlerin özyönetimi” denilen şart, BDP’nin 19-20 Haziran 2010’da Diyarbakır’da tartıştığı yerel yönetim modeli toplantısında “demokratik özerklik” olarak bildiride yer aldı ve partinin önüne görev olarak kondu. Ardından Demokratik Toplum Kongresi DTK, 14 Temmuz 2011’de Diyarbakır merkezli demokratik özerklik ilan etti!

Sırada AKP’nin katkıları vardı: Bütünşehir yasası ile “Kürt özerk bölgesinin” temelleri atıldı. Son tuğlayı da “valileri halk seçmeli” diyen Başbakan Erdoğan yerleştirdi!

OPERASYONA MGK’DE KARAR VERİLDİ

4. Öcalan’ın tutukluluk şartları.

“Açlık grevlerini bitiren adam” ilan edilen Öcalan’ın, “bir sözüyle savaşa da son verebileceğinin” topluma enjekte edilmesi, özel bir operasyondur. Operasyona “Öcalan’ın tecrit edildiği 1,5 yıldaki terör olayları ile Öcalan’la diyalogun olduğu sürecin masaya yatırıldığı” son MGK toplantısında karar verildi.

Erdoğan ile Öcalan’ın Türk siyasi hayatının en önemli iki aktörü olduğu şeklindeki yazılar, Öcalan’ı İmralı’dan çıkarma operasyonu hazırlığıdır.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
27 Kasım 2012

, , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

İSTİHBARATIN SEFALETİ

Uludere’de yanlış istihbarat vardı… Suriye’de düşen uçağımızda hâlâ soru işaretleri var…  Şemdinli’ye günlerce süren sızma engellenmediğine göre bilinmiyordu, ya da bilenler duyurmuyordu…

Kimi Erdoğancı köşe yazarları, bu durumla ilgili olarak cemaati suçluyor. Onlara göre MİT PKK’ye her seviyede sızmıştı ama KCK davasının savcıları MİT Müsteşarı Hakan Fidan dâhil önemli isimleri soruşturmaya kalkınca, bu istihbarat çalışması deşifre olmuştu. Hatta PKK’nin “7 Şubat Olayı” sonrası içindeki MİT’çileri öldürdüğünü de yazdılar.

Bu iddiaların gerçek olup olmadığı zamanla ortaya çıkar.

Ancak dün basına servis edilen bir rapor, istihbarat zafiyetinin yapısal olduğunu ortaya koydu.

‘PKK ÖCALAN’I TASFİYE EDİYOR’

Haber şöyle: Abdullah Öcalan ve Murat Karayılan PKK’den tasfiye edilecekmiş!

Durun daha bitmedi. Duran Kalkan ve Mustafa Karasu da tasfiye olacakmış!

Dahası da var. Cemil Bayık ve Rıza Altun gibi isimler de bu süreçten olumsuz etkilenecekmiş!

Hatta durumu anlayan Karayılan, Kalkan ve Karasu, Kandil’den kaçmak için İskandinav ülkelerinden pasaport bile almışlar!

İstihbarat birimlerinin aldığı ve basına servis ettiği bu bilginin kaynağı ise İran uyruklu bir erkek ile Ağrılı bir kadın militanın anlattıklarıymış.

Nitekim “istihbarat birimimiz” son dönemde İran ve Suriyeli Kürtlerin PKK’de etkin pozisyonlara yükseldiğini saptamış! Beşar Esad, Bahoz Erdal ve Nureddin Sofi isimli Suriyeli Kürtler üzerinden PKK’de etkinlik kuruyormuş. Yine Tahran da, İran uyruklu Kürtler üzerinden PKK’de nüfuzunu artırmaya başlamış!

Okurda şu duyguyu yaratmaya çalışmışlar anlaşılan: “Bizim Türkiyeli Kürtler nasıl olur da PKK’yi İranlı ve Suriyeli Kürtlere kaptırır! Yazıklar olsun!”

AKP, PKK’Yİ ESAD’A KAPTIRMAMALI!

Yukarıdaki raporu, bu köşenin bir şakası sananlar varsa içinizde, rapordaki şu saptamayı da aktaralım: Son dönemde örgüte katılan her beş kişiden üçü Suriye uyruklu, biri İran uyrukluymuş!

Gazetelerde yok ama böyle bir raporun değerlendirme bölümünde mutlaka şu tavsiye olmalı: “Türk hükümeti, PKK’nin İranlı ve Suriyeli Kürtlere kaptırılmaması için, Türkiye’den PKK’ye katılımların artırılması yönünde acil tedbirler almalı!”

PYD, ÖSO İLE ANLAŞTI

İstihbarat birimi bu raporu hazırlarken, Suriye’nin kuzeyinde PYD(PKK)  ile Özgür Suriye Ordusu ÖSO arasında bir silah anlaşması yapılıyor.

Kuzey Irak’tan yayın yapan Rudaw gazetesi yazıyor: “PYD, Özgür Suriye Ordusu’na adamlarını kaçırması için yardım ediyor. Ayrıca iki grup arasında bir anlaşma da var. Silah nakliyatları PYD tarafından yürütülüyor.”

PYD kim? İstihbarat biriminin raporlarına ve AKP Hükümetine göre PYD, Esad’ın bir kartıdır! Hatta Hükümet, Şemdinli saldırısının arkasındaki adres olarak açıkça Şam’ı işaret etti.

Peki, ÖSO kim? ÖSO da, AKP Hükümeti’nin Esad’ı devirmesi için desteklediği rejim karşıtları…

En ilkel mantık yürütme yöntemine göre bile, iddialardan en az biri yalandır!

İNİSİYATİF PKK’DE

Tüm bu çapsız istihbaratları, istihbaratçıların çapsızlığıyla açıklayamayız elbette.

AKP’nin Suriye politikası çöktükçe, kurumlar duruma uygun rapor üretmeye çalışıyorlar!

PKK’yle mücadelede İran’ı ve Suriye’yi geçen dönem yanında gören Türkiye, bu iki ülkeye ABD adına “savaş açınca” yalnız kalmış oldu. Tahran ve Şam, PKK’ye karşı en azından bir şey yapmamaya yöneldiler.

AKP ise kamuoyunda İran ve Suriye karşıtlığı oluşturabilmek için, bu iki ülkenin PKK’yi ele geçirdiğini propaganda etmeye çalışıyor.

Yani ABD, Türkiye’yi İran ve Suriye’ye karşı sürüyor, oluşan boşluktan en çok PKK yararlanıyor!

PKK’ye inisiyatifi kaptıranlar, şimdi acz içinde gelişmeleri izliyorlar!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
15 Ağustos 2012

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

%d blogcu bunu beğendi: