Archive for category Cumhuriyet Gazetesi

Stratejik saflaşmanın ana ölçütü

İster Kuzey-Güney isterse Batı-Doğu, ister gelişmiş-gelişen devletler isterse ezen-ezilen uluslar çelişmesi temelinde bakılsın; küresel düzeyde ve stratejik düzlemde saflaşmanın esas ölçütü Çin-Rusya işbirliğine karşı tutumdur. 21. yüzyılın birinci yarısının turnusol kâğıdı budur.

İşte Fransa’nın cumhurbaşkanı adayı Le Pen’in sözleri: “Gelecekte güvenliğimizin başına gelebilecek en kötü şey Çin ve Rusya’nın yarı-birleşmesi, bu iki ülke arasında parasal, ekonomik ve askeri olabilecek bir bloğun oluşturulmasıdır. Bu belki de 21. yüzyılda Fransa ve Avrupa’nın güvenliğine yönelik en büyük tehdit olacak.”

Le Pen’in sözleri şu bakımdan önemli: Çin-Rusya işbirliği, Rusya’nın Ukrayna harekâtından sonra artık bir varsayım olmaktan çıktı, 1945 dünyasının tabutuna çiviler çakan bir gerçekliğe dönüştü. Dolayısıyla şimdi Çin-Rusya işbirliğine karşı tutum, nasıl bir dünya arzu edildiğini belirliyor.

Anti-Putin’cilik, Le Pen’cilik

Batı açısından asıl tehlike olarak Çin-Rusya işbirliğini gören anlayış, sadece Le Pen’in değil, Amerikan hakim sınıfının Trump’ın da içinde olduğu kanadı başta olmak üzere Batı’daki pek çok siyasetçinin esas görüşü. Hatta sadece siyasetçilerin değil, devletlerin de egemen görüşü. Biden yönetimi de Ukrayna savaşı boyunca Çin’in Rusya’ya desteğini ve Çin-Rusya işbirliğini kesmeye ağırlık verdi. Çin’i yaptırımlara zorlamak, bunun somut ifadesidir.

Zira en iyi emperyalist devletler bilmektedir; Çin-Rusya işbirliği ekonomi, siyaset, güvenlik ve uluslararası hukuk alanlarında adım adım yeni bir dünya düzeni inşa etmeye çalışıyor.

Stratejik düzlemdeki bu ana saflaşmayı esas almayan bir tür solculuk, nasıl Putin’in ve Rusya’nın kapitalist olmasından hareketle Ukrayna’da yanlış çizgiye düştüyse, diğer tür bir solculuk da NATO karşıtı sözleri üzerinden Le Pen’ciliğe savruldu. (Oysa Fransa’da NATO karşıtlığı zaten yükselen değer, nitekim Macron’un “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” sözleri de o değerin siyasete yansımasıydı zaten.)

Ukrayna savaşının iki sonucu

Batı basını üzerinden “Putin tuzağa düştü, Putin yanlış Ukrayna hamlesiyle ABD ile AB’yi birleştirdi, NATO ülkelerini işbirliğine itti” şeklinde propagandalar ne kadar yapılırsa yapılsın, emperyalist merkez şu gerçeğin farkında: Ukrayna krizi; 1) Çin-Rusya işbirliğini kesemedi, tersine Çin-Rusya-Hindistan işbirliğini geliştirdi, 2) Transatlantik ilişkileri restore edemedi, tersine Avrupa’yı böldü.

Almanya ve Fransa liderliğindeki Batı Avrupa’nın ABD’den bağımsız Asya ile yürütmek istediği ilişkinin ABD tarafından bu denli kabul edilemez görülmesinin arkasında işte bu küresel saflaşma var. O nedenle Avrupalı ülkelerin siyasetçilerinin Çin-Rusya işbirliğine karşı nasıl tutum aldıkları, diğer tüm siyasetlerinin üstünde ve belirleyici olandır.

Aynı durum ülkemiz için de geçerlidir.

AKP’nin manevrası

Ukrayna krizini ABD’yle işbirliğinde fırsata çevirme hesabı yapan iktidar, yeni pozisyonlar almaya başladı:

– Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, “Suriye’ye asker taşıyan Rus uçaklarına hava sahasını kapattıklarını” duyurdu!

Çavuşoğlu, “ABD, Türkiye’nin S-400’ü Ukrayna’ya vermesini önermedi. Bizim taleplerimiz ortada zaten, onların bize teklif ile gelmesi lazım” diyor.

– AKP Sözcüsü Ömer Çelik, “Türkiye’nin sınırları NATO’nun, AB’nin sınırları anlamına geliyor. (…) Bazıları hadlerini aşarak Türkiye’nin NATO üyeliğini tartışmaya çalıştı” diyor. Ki yakın zamanda Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim KalınNATO’ya kayıtsız şartsız bağlıyız” demiş, ÇavuşoğluNATO’nun birliğini, Türkiye’nin savunması öneminde gördüğünü” açıklamış, Milli Savunma Bakanı Hulusi AkarNATO’nun güvenliğinin tam merkezindeyiz” demişti.

Bitirirken önemle belirtelim: NATO’culuk, yukarıda özetlediğimiz stratejik düzeydeki küresel saflaşmada, son örneği Macaristan’da görüldüğü üzere iç siyasetlerde de kaybediyor!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
25 Nisan 2022

1 Yorum

Yeni küresel güvenlik inisiyatifi

Ukrayna savaşı, eski küresel güvenlik düzeninin yerini yeni küresel güvenlik düzeninin de almaya başlamasının miladıdır.

Avrupa güvenlik mimarisini Rusya’nın güvenliğini tehdit ederek inşa eden ABD, Yugoslavya’yı sekize parçalayarak başlatmış, Baltık-Doğu Avrupa-Karadeniz hattında derinleştirmişti. İşte Rusya, ABD’nin bu güvenlik inşa çabasına Ukrayna’da müdahale ederek yeni bir süreç başlatmış oldu.

Avrupa’da ABD ile Almanya-Fransa karşı karşıya

Avrupa’nın güvenliği konusunda iki temel yaklaşım var.

İlki, bir süredir Almanya ile Fransa’nın liderliğini yaptığı ve ABD’den “stratejik özerklik” kazanmayı hedefleyen yaklaşımdır. Bu çizgi, Rusya’yla ve Çin’le ABD’den bağımsız ve ayrı ilişki kurmayı hedefliyor. Bu durum haliyle, Avrupa’nın güvenliğini sağlamada Rusya’ya da rol veriyor. Krizin şu aşamasında bile Paris’in “Rusya’sız Avrupa barışı mümkün değil” mesajı vermesi önemli…

Avrupa güvenliği konusundaki ikinci yaklaşım ise ABD’nin Avrupa hegemonyasını sürdürebilmeyi hedefleyen yaklaşımıdır. Bu yaklaşım birincisi Almanya ve Fransa ile Rusya’nın işbirliğini kesmeyi, ikincisi de Avrupa içinde Batı Avrupa’ya karşı dengeleyici ve Batı Avrupa’yı ABD hegemonyasını kabule zorlayıcı bir merkez inşa etmeyi hedefliyor.

Bunun pratikteki uygulaması şöyle: 24 Şubat’tan önce inşa edilen ve adına “Küçük Avrupa İttifakı” denilen İngiltere-Polonya-Ukrayna ittifakını, Baltık (hatta mümkünse İskandinav), Doğu Avrupa ve Karadeniz ülkeleriyle genişletmek. ABD bu stratejide, askeri gücü nedeniyle Türkiye’ye de önem veriyor. Hatta İngiltere-Türkiye ikilisini, bu ittifakın ana dinamosu yapmak istiyor.

Şi Cinping’in beş önerisi

Çin, yeni dünya düzeni inşasının başladığı bu süreçte, önceki gün, dünyanın önüne bir barış projesi koydu. Asya’nın Davos’u diye bilinen Boao Asya Yıllık Konferansı’nda konuşan Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Şi Cinping, ülkesinin “küresel güvenlik inisiyatifi”ni ilan etti.

Maddeler halinde özetleyecek olursak, Çin’in “küresel güvenlik inisiyatifi” önerisi şöyle:

1. Güvenlik, işbirliği içinde ortak savunulmalı.

2. Egemenliğe ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmeli: İçişlerine müdahaleler son bulmalı ve ülkelerin toplumsal sistem tercihine saygı gösterilmeli.

3. Güvenliğin bölünmezliği prensibi esas alınmalı: Kendi güvenliğini başkalarının güvensizliği üzerine inşa etmeme yaklaşımı temel prensip olmalı.

4. Krizlere barışçıl çözüm aranmalı ve tek taraflı yaptırımlar kaldırılmalı.

5. Terör ve iklim gibi küresel sorunlar, birlikte göğüslenmeli.

ABD’yi savaşsız çözüme zorlamak

Çin, önerdiği bu “küresel güvenlik inisiyatifi” ile pratikte üç amacı hedefliyor görünüyor:

1. Ukrayna’da Rusya’nın güvenliğini esas alan bir barış sağlanması.

2. NATO’nun sadece Avrupa’da değil, AUKUS gibi alt modellerle Asya-Pasifik’te de genişlemesinin önlenmesi.

3. Rusya ve Çin başta pek çok ülkeye uygulanan ABD yaptırımlarının kaldırılması.

Sonuç olarak, Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesiyle son verilen 1945 düzeninin yerini artık yeni bir düzen almaya başlıyor. Bu düzenin siyasi, ekonomik, güvenlik, hukuki boyutları 21. yüzyılın ikinci çeyreği boyunca adım adım inşa edilecek.

Böylece ABD, Çin, AB, Rusya ve Hindistan’ın güç mücadelesi yürüttüğü beş merkezli dünya şekillenecek. Çin bu süreçte, Rusya’yla işbirliği yaparak ve Hindistan ile AB’yi de “Büyük Avrasya Ortaklığı”na dahil ederek, emperyalist ABD’yi “savaşsız” çözümü kabule zorlayan bir strateji izliyor.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
23 Nisan 2022

1 Yorum

AKP’nin İsrail’e 6 mesajı

Aytunç Erkin 19 Nisan’da Sözcü’de bahsedince öğrendim; Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Murat Mercan, İsrail’in Moşe Dayan Ortadoğu ve Afrika Araştırmaları Merkezi’ne Türkiye-İsrail ilişkilerine dair bir makale yazmıştı.

Mercan’ın İsrail yönetimine mesajları şöyle:

Yeniden BOP!

1. Türkiye ve İsrail, “bölgedeki kötü niyetli aktörlere karşı” işbirliği yapmalı.

2. Türkiye ve İsrail ortaklığı, “Daha geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika”daki istikrarsızlaştırıcı hamleleri frenlemeli.

3. Türkiye-İsrail ortaklığının “Daha geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika”daki işbirliği, Kafkaslar, Orta Asya ve Sahra Altı Afrika bölgelerine kadar uzanabilir.

4. Türkiye ve İsrail, Trans-Atlantik çıkarları güçlendirecek işbirliği alanları potansiyeline sahip. ABD bu nedenle canlanan Türkiye-İsrail işbirliğini teşvik etmeli. Bu ilişki, yeni bir uluslararası sistemin şekillendirilmesine öncülük edebilir.

5. Türkiye-İsrail uzlaşısı, başta doğalgaz olmak üzere hidrokarbonların araştırılması, üretilmesi, taşınması ve pazarlanmasına yeni bir ivme kazandırır.

6. Filistin meselesi gibi görüş ayrılıkları olan konuları bir kenara bırakalım.

Washington ve Tel Aviv ortak büyükelçisi

İsrail’e bu mesajları veren Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Murat Mercan, anlaşılan New York’ta görüştüğü Haham Rabbi Mark Schneier’in tavsiyesini uyguluyordu.

Schneier, 11 Mart 2022’de Times of Israel’e anlatmıştı: Murat Mercan, Washington Büyükelçiliğine atandıktan kısa bir süre sonra (Nisan 2021) Haham Schneier ile görüşmüş ve ona “Erdoğan beni Türkiye ile Amerikan Yahudi Cemaati ilişkilerini düzeltmekle yetkilendirdi” demişti. Schneier de bu sözler üzerine Mercan’a şu tavsiyede bulunmuştu: “Eğer Türkiye’nin Amerikan Yahudileri, Kongre, yönetim vb. ile ilişkilerini düzeltmek istiyorsanız, bunun yolu İsrail’den geçiyor.

Böylece AKP kurucusu Murat Mercan’ın, sadece Washington Büyükelçisi değil, aynı zamanda fiili Tel Aviv Büyükelçisi yapıldığını da öğrenmiş bulunuyoruz!

Mercan’ın faaliyetleri

Mercan, 15 Mart 2021’de Washington Büyükelçisi olarak atandı. (Ancak ilk kez bir yılı aşkın süre sonra, NATO Günü olan 4 Nisan 2022’de Biden tarafından Beyaz Saray’da kabul edildi.)

Mercan, Nisan 2021’de Haham Rabbi Mark Schneier’den başlayarak Yahudi cemaatinin önemli isimleriyle görüştü.

Tele1’in Washington Temsilcisi Yılmaz Polat, Mercan’ın Kasım ve Aralık 2021’deki bazı temaslarını, fotoğraflarıyla birlikte haber yapmıştı. Bir çok Yahudi etkinliğine katılan Murat Mercan, buralarda IMF Başkanı Kristalina Georgieva, Dünya Bankası Grup Başkanı David Malpass ve çeşitli Yahudi finans kurumları yöneticileriyle görüşmeler yapmıştı.

Mercan öncesinde “Türkiye ile ABD Arasında Uzlaşma Zamanı Geldi” başlıklı bir makaleyle Washington’a öneride bulunmuştu: “Ortadoğu, Kuzey Afrika, Karadeniz Havzası ve Asya’da çıkarlarımız ortak. Avrasya bilmecesinin sularında istikrarlı ve güvenli bir şekilde gezinmek için transatlantik topluluğun rol modellere ihtiyacı var. Türk askeri varlığı Büyük Avrasya’daki güç dengesinin Trans-Atlantik topluluğu lehine çevrilmesine yardımcı oldu. Türkiye ve ABD birlikte çalışmalıdır” (Defense One, 17.10.2021).

Koçbaşı olma teklifi

Özetle, AKP’nin ABD ve İsrail’le ilişkileri düzeltmekten sorumlu diplomatı Murat Mercan, Washington’a Trans-Atlantik dünya adına Avrasya’da “koçbaşı” olmayı teklif ediyor.

Mercan bu görevin gereği olarak da “Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika”dan başlayarak Kafkaslar ve Orta Asya’ya kadar etkisi olacak bir Türkiye-İsrail işbirliği öneriyor.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
21 Nisan 2022

2 Yorum

ABD’nin sponsorluğunda AKP-İsrail-Barzani enerji üçgeni

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 15 Nisan’da Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başbakanı Mesrur Barzani ile görüştü. Dolmabahçe’deki görüşmeye, Erdoğan’ın yanında MİT Başkanı Hakan Fidan, Barzani’nin yanında da IKBY Dış İlişkiler Ofisi Sorumlusu Sefin Dizayi katıldı.

AKP yönetimi, son üç aydır Barzanilerle görüşmeleri sıklaştırdı. Neden mi? İnceleyelim:

Barzanilerin Türkiye trafiği

Erdoğan, 2 Şubat’ta Ankara’da IKBY Başkanı Neçirvan Barzani ile görüştü. Erdoğan Barzani ile ne konuştuğunu, Ukrayna dönüşünde gazetecilere şu sözlerle açıkladı: “Neçirvan Barzani, Irak’ın kuzeyinde de olsa biz onunla Irak’ın merkezini de konuşabiliriz ve konuştuk. Neçirvan Barzani’yle olan dostluğumuz bizim çok çok farklıdır ve aramızdaki hukuk ileri derecededir. O da bu konuda elinden geleni yapacağını, döner dönmez merkezi yönetimle olsun, ilgililerle olsun konuyu görüşeceğini söyledi. İnşallah Irak doğalgazıyla ilgili de anlaşmalarımızı yapıp oradan kazan-kazan esasına göre hem onlar kazanacak hem de biz kazanmış olacağız.”

Erdoğan, Neçirvan Barzani’yle bir süre sonra 12 Mart’ta, Antalya Diplomasi Forumu vesilesiyle yine görüştü. O görüşmeye saray tam kadro katılmış, Erdoğan’a Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun ve MİT Başkanı Hakan Fidan ile AKP Sözcüsü Ömer Çelik eşlik etmişti.

Erdoğan’ın bu görüşmelerinin arasında, bir de Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın Barzanilerle buluşması vardı. Akar, Münih Güvenlik Konferansı’nı fırsata çevirmiş, 18 Şubat’ta hem IKBY Başkanı Neçirvan Barzani ile hem de IKBY Başbakanı Mesrur Barzani ile ayrı ayrı görüşmüştü.

Hedef: Avrupa’ya gaz ihracı

AKP yönetiminin Barzanilerle görüşme trafiğinin merkezinde enerji var. İki taraf da, Ukrayna krizini fırsata çevirerek Avrupa’ya doğalgaz transferinde işbirliği yapmak istiyor. Nitekim IKBY Başbakanı Mesrur Barzani, 28 Mart’ta yaptığı bir açıklamada “yakında Türkiye üzerinden Avrupa’ya gaz ihraç etmeye başlayacağız” müjdesi vermişti.

Bu görüşmeler hakkında yapılan kısıtlı açıklamalarda altı çizilmesi gereken cümle, Erdoğan’ın Barzani’yle “Irak’ın merkezini de konuştuk” demesiydi. Zira Irak’ın merkezi, Barzanilerin Kuzey Irak petrol ve gazını merkeze rağmen satış operasyonlarıyla uzun süredir mücadele ediyor. Çünkü Irak anayasasına göre petrol tüm Iraklıların. Yani Barzaniler, sattığı petrolün parasını Bağdat’a aktarmak zorunda. Bağdat da, tüm petrol gelirinin yüzde 17’sini Kürt bölgesine daha sonra ödemek durumunda.

Ancak Barzaniler geçmişte AKP ile anlaşarak, Irak anayasasına aykırı hareket etmişti. O dönem IKBY Başbakanı olan Neçirvan Barzani, AKP iktidarıyla 50 yıllık anlaşma imzaladıklarını, daha da uzatabileceklerini belirtmişti. Bu anlaşmanın ardından Irak’ın petrolü uluslararası pazarda satılmaya çalışılmış, Irak Başbakanı Maliki, konuyu BM’ye kadar taşımıştı. Dahası Irak Petrol Bakanlığı, Barzaniler tarafından “çalınan” petrollerinin, Türkiye üzerinden İsrail rafinerisine ulaştırıldığına dair belgeler olduğunu açıklamıştı.

Şimdi aynı risk yeniden belirdi: Irak Yüksek Federal Mahkemesi, 2 Şubat’taki Erdoğan-Barzani görüşmesinin ardından, 15 Şubat’ta IKBY gaz ve petrol yasasının “Irak anayasasına aykırı olduğuna ve ihraç gelirlerinin Bağdat’a teslim edilmesi gerektiğine” dair karar açıkladı.

Sponsor: ABD

AKP yönetimi, Barzanilerle yoğunlaştırdığı bu görüşmeleri, İsrail ile de sürdürüyor. İsrail’le normalleşmenin merkezinde de yine Avrupa’ya gaz transferi var.

AKP’nin İsrail ve Barzani gazına talip olmasının arkasında ise doğrudan ABD’nin sponsorluğu var. ABD, Türkiye’yi dışlayan Doğu Akdeniz Boru Hattı’na (EastMed) desteğini birkaç ay önce çekmiş ve bu kez tersine, tarafları Türkiye’nin de dahil edileceği yeni bir anlaşmaya yöneltmişti. Son olarak 7 Nisan’da ABD Dışişleri Bakanı Yardımcısı Nuland, “EastMed’i bekleyemeyiz. Gazı şimdi Avrupa’ya getirmeliyiz. Türkiye, Yunanistan, Mısır, İsrail ve Güney Kıbrıs Rum kesimi geniş perspektifli bir işbirliği içerisinde olmalı” demişti.

Türkiye-İsrail-Irak Kürt Bölgesi üçgenindeki bu yeni enerji merkezli işbirliği, haliyle Türkiye’nin dış politikasını etkileyecek niteliktedir. Sadece Bağdat’la değil, Moskova’dan Tahran’a bazı bölge ülkesiyle ilişkileri de olumsuz etkileme potansiyeline sahiptir. O nedenle enerji-politik mücadeleyi doğru bir strateji içinde yürütmek gerekir. Salt taktik düzeyde ve hele de ABD’nin sponsorluğunda yürütmek, Türkiye’yi enerji hatlarının iyi gelir getiren merkezi terminali yapmak yerine, Batı’ya transferin ucuz koridoru haline düşürür!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
18 Nisan 2022

1 Yorum

Avrupa’nın güvenlik sorunu: NATO’nun genişlemesi

İsveç ve Finlandiya’nın haziranda NATO’ya üye olacağı haberleri yoğunluk kazandı. Nitekim Finlandiya Başbakanı Sanna Marin, “NATO üyeliğine başvurup başvurmama kararı, birkaç hafta içinde parlamentoda görüşülecek” dedi (12.4.2022). Oysa 15 gün önce, 31 Mart’ta NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, Finlandiya’nın NATO üyeliğine başvurduğunu açıklamıştı! Kaldı ki Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö, kısa bir süre önce, 20 Mart’ta, “NATO’ya katılmamız, Avrupa’daki güvenlik durumunu olumsuz etkiler” demişti.

Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesi ile yoğunlaşan ABD baskısı günlerinde, İsveç de benzer tutumu almıştı. İsveç Başbakanı Magdalena Andersson; 25 Şubat’ta “NATO üyeliği düşünmüyoruz”, 7 Mart’ta “NATO üyeliği için referanduma gidilmesinde tereddütlerim var”, 8 Mart’ta “NATO’ya başvurumuz, Avrupa’yı daha da istikrarsızlaştıracak” demişti. Hatta İsveç Savunma Bakanı Peter Hultqvist, 10 Mart’ta, “Görevde olduğum sürece NATO’ya katılmayacağız” demişti.

ABD’nin küresel NATO hedefi

Sadece şu açıklamalar bile gösteriyor ki, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya girmesi değil, NATO’nun İsveç ve Finlandiya’ya girmesi söz konusu! Öyle ki 4 Mart’ta NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, “İki ülkenin istemesi halinde, çok hızlı bir şekilde NATO’ya katılabileceklerini” ilan etmişti! Çünkü ABD’nin acelesi var!

SSCB dağıldığında ve Varşova Paktı feshedildiğinde, NATO 16 üyeden oluşuyordu. Ancak ABD, Moskova’ya “kazık atarak”, 1999’dan itibaren NATO’yu Rusya’ya doğru genişletme kararı aldı. Böylece Soğuk Savaş boyunca SSCB’yi çevrelemesini daha da ilerleterek, Rusya’yı “daraltılmış kuşak” ile boğmaya başladı.

ABD birinci dalgada, 12 Mart 1999’da Çekya, Macaristan ve Polonya’yı; ikinci dalgada 29 Mart 2004’te Bulgaristan, Estonya, Letonya, Litvanya, Romanya, Slovakya ve Slovenya’yı; üçüncü dalgada 1 Nisan 2009’da Arnavutluk ve Hırvatistan’ı, dördüncü dalgada 5 Haziran 2017’de Karadağ’ı ve beşinci dalgada 20 Mart 2020’de Kuzey Makedonya’yı NATO’ya üye yaptı.

ABD 2008’den beri de, 30 üyeli NATO’yu, Ukrayna ve Gürcistan ile, şartlar elverdiğinde de Moldovya, Bosna-Hersek, Finlandiya ve İsveç ile 36 üyeli bir savaş makinesi haline getirme amacındaydı.

Avrupa barışında iki farklı yaklaşım

ABD’nin NATO’yu genişletmesinin Avrupa’nın güvenliğini sağlamakla ilgili olmadığı ortada. Nitekim yukarıda da belirttiğimiz gibi hem Finlandiya Cumhurbaşkanı, hem de İsveç Başbakanı, ülkelerinin NATO üyeliğinin Avrupa’nın güvenliğini olumsuz etkileyeceğini belirtiyorlar.

Sadece İsveç ve Finlandiya değil, Avrupa’nın iki lider ülkesi Almanya ve Fransa da bunun farkında. Son olarak Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, “Avrupa’nın Rusya ve Türkiye ile ilişkilerini yeniden düşünmesi gerektiğini, aksi takdirde Avrupa’nın barış içinde yaşayamayacağını” söyledi (13.4.2022).

Stratejik düzlemde mesele şu: AB, ABD’den “stratejik özerk/bağımsız” olmak ve yükselen Asya-Pasifik bölgesiyle ayrı işbirliği yürütmek istiyor. ABD ise Avrupa üzerindeki hegemonyasını sürdürebilme peşinde ve bunun aracı olarak da NATO’yu kullanıyor.

Dolayısıyla “Avrupa güvenlik mimarisi”, çarpışmanın yaşandığı asıl konu olarak önümüzde duruyor. Rusya, temel olarak “bölünmez güvenlik” anlayışı içerisinde Avrupa ve Asya’nın oluşturduğu Avrasya’nın güvenliğinin birlikte ele alınmasını savunuyor. Almanya ve Fransa da, Rusya’ya rağmen bir Avrupa güvenliğinin inşa edilemeyeceğini görüyor. Bu yaklaşımdaki ortaklık, ABD’yi saha dışına itiyor.

ABD ise karşılığında, Baltık-Akdeniz hattında, İngiltere’nin (hatta Türkiye ile birlikte) liderlik ettiği Doğu Avrupa inşa etmeye çalışıyor: İngiltere, Polonya ve Ukrayna üçlüsünün kurduğu “Küçük Avrupa İttifakı”nı, Baltık ve Karadeniz ülkeleri ile genişletmeye çalışıyor. Böylece Avrupalıların Avrupa güvenliğini inşa etmesine engel olmaya çalışıyor.

ABD’nin Rusya’nın istediği güvenlik garantilerini vermemesi, Ukrayna’yı ateşe sürmesi, Rusya-Ukrayna müzakerelerini baltalaması, savaşı uzatacak şekilde silah ve yabancı asker transferi yapması ve NATO’yu genişletmeye çalışması bu nedenle…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
16 Nisan 2022

1 Yorum

ABD, Asya’daki dörtgene kama sokma peşinde

Türkiye gibi Hindistan da Rusya’dan S-400 aldı. Ancak ABD Türkiye’ye “ABD Hasımları ile Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası (CAATSA)” kapsamında yaptırımlar uygularken, Hindistan konusunda (henüz) yaptırım uygulama kararı vermedi. Hatta ABD Kongresi’nin etkili senatörleri, Hindistan’ın yaptırımlardan muaf tutulması için tasarı bile hazırladı (2.11.2021).

Diğer yandan Hindistan Rusya’ya yaptırımlara katılmadı, hatta yeni enerji anlaşmaları yaptı. Konu Beyaz Saray Sözcüsüne sorulduğunda, Psaki’nin yanıtı şu oldu: “Hindistan’ın petrol satın alması, Rusya’ya uygulanan yaptırımların delinmesi anlamına gelmiyor. Ama Başkan Biden yine de Rusya’dan petrol alımını artırmanın Hindistan’ın çıkarına olmayacağını dile getirdi” (11.4.2022).

Senatörün işaret ettiği stratejik ihtiyaç

Peki S-400 konusunda ABD’nin Hindistan’ı Türkiye’den farklı olarak yaptırıma tabi tutmamasının nedeni ne? Türkiye’nin NATO üyesi olması ama Hindistan’ın olmaması mı? Değil.

Sorumun yanıtı, yukarıda bahsettiği senatörlerin tasarısında var aslında. Tasarının tanıtımında konuşan Cumhuriyetçi Senatör Ted Cruz şöyle diyordu: “Hindistan, Çin’e karşı birleşen güvenlik mimarisinin kritik bir parçası. Çin’in saldırgan davranışlarına karşı koymak için Asya ve ötesinde kabiliyetli ortaklar gerekiyor ve ABD-Hindistan ilişkisi bu konuda çok taraflı çabalarımızın temel taşı haline geldi. (…) yaptırımları uygulamak, Hindistan’ı Rusya’ya bağımlı olmaya zorlamak gibi ortak güvenlik hedeflerimizi baltalamaktan başka bir işe yaramaz.”

Yani özetle ABD’li Senatör, bu köşede de sık sık altını çizdiğimiz Washington’un şu stratejisine işaret ediyor: ABD’nin Çin’e, hele de Çin-Rusya ikilisine karşı kesinlikle Hindistan’a ihtiyacı var.

Çin, ABD-Hindistan görüşmesini nasıl değerlendirdi?

Peki tablo ne? Hafta başında ABD Başkanı Joe Biden ile Hindistan Başbakanı Nadendra Modi arasındaki görüşme ve ardından savunma ve dışişleri bakanlarıyla yapılan “2+2” toplantılarından ne çıktı?

Benim gözlemim şöyle: Görüşme boyunca Biden, Modi’ye Rusya’ya yaptırımlara dahil olması çağrısı yaptı, Modi ise görüşme boyunca bu çağrıyı geçiştirdi.

Peki, bu görüşmenin en çok ilgilendirdiği ülke olan Çin nasıl değerlendirdi Biden-Modi buluşmasını? Çin yönetiminin resmi görüşlerini yansıtan Global Times’ın analizi şöyle: “Hindistan da dâhil olmak üzere BRICS ülkeleri Rusya’ya yaptırımlara katılmayı reddetti. Hindistan, Rusya ile ticareti askıya almamakla kalmadı, aynı zamanda Rusya’dan enerji ithalatını da önemli ölçüde artırdı. Hindistan, ABD’nin liderliğini takip etmiyor ve ABD’yi utandırdı. Bu durum aynı zamanda Washington’un yeteneklerinin giderek stratejik amaçlarından uzaklaştığını ve kontrol edebileceği kapsamın sınırlı olduğunu gösteriyor. Uluslararası durum artık Washington’un sopasıyla gelişmeyecek ve gelişmemelidir. (…) Washington yönetimi Dörtlü Güvenlik Diyaloğu’nun (QUAD) beklentileri ile Çin’i kuşatmak için özenle düzenlediği ‘Hint-Pasifik Stratejisi’ mekanizmalarını baltalamak istemiyor. ABD’nin Hindistan’ı cezbedecek hiçbir şeyi yokken Hindistan’a karşı ‘zorlama’ taktiğini kullanması (kendisi açısından) uygun değil.”

ABD’nin hedefi Hindistan ile Çin karşıtlığı

Çin’in değerlendirmesi önemli. Ancak ABD’nin elbette hâlâ devreye sokabileceği taktik kartları var. Pakistan’da İmran Han’ın darbeyi önledikten sonra bile Anayasa Mahkemesi’nin Cumhurbaşkanı’nın fesih kararını geçersiz sayarak muhalefetin parlamentoda Şahbaz Şerif’i başbakan seçebilmesi örneğin…

Dolayısıyla ABD, Çin-Pakistan-Rusya-Hindistan dörtgeninde birtakım sabotajlara yönelebilir. ABD örneğin Çin-Pakistan işbirliğini bozamaz, örneğin Rusya-Hindistan ticaretini sıfırlayamaz; ancak Hindistan ile Pakistan arasında kışkırtıcılık yaparak, Hindistan-Pakistan çatışmasını Çin ile Hindistan arasında bir gerilime dönüştürmeye çalışabilir.

Son tahlilde ABD buradan da stratejik düzeyde bir sonuç elde edemez ama yine de Hindistan-Pakistan ilişkisi, Asya’nın bütünü açısından kritik bir konu haline gelmiş durumda…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
14 Nisan 2022

4 Yorum

Stratejik kıskaç: Kod 4 Nisan

Önceki yazımda Türkiye’nin Rusyasız ama Polonyalı Karadeniz toplantısının, ABD-İngiltere ikilisinin Polonya merkezli “Küçük Avrupa İttifakı” planıyla uyumuna dikkat çekmiştim.

O toplantının ardından Türkiye bu kez İtalya ve İngiltere savunma bakanlarıyla üçlü görüşme yaptı; Ukrayna’yı ve Akdeniz’i konuştu!

4 Nisan’da Stratejik Mekanizma

4 Nisan’da Türk-Amerikan Stratejik Mekanizması kuruldu. Neden 4 Nisan? Aynı zamanda kuruluş tarihi olduğundan “NATO günü” de olan 4 Nisan, belli ki özellikle seçilmiş. Nitekim NATO günü vesilesiyle hem iktidar NATO’ya bağlılığını teyit eden açıklamalar yaptı, hem de bir kısım muhalefet ABD’ye “biz iktidardan daha NATO’cuyuz” mesajı verdi.

Peki ne yapacak bu Stratejik Mekanizma? ABD’nin teröre desteğine son verecek ve mevcut diğer sorunları mı çözecek? Elbette hayır, Stratejik Mekanizma’nın tek amacı var; ABD Dışişleri Bakanı Blinken’in 9 Haziran 2021’de ilan ettiği iki hedefi sağlamak: 1. “Türkiye Batı’ya çapalanmış şekilde kalmalı.” 2. “Türkiye’nin, bazı kritik meselelerde ABD ile aynı safta olması sağlanmalı.”

Bu iki hedef, Stratejik Mekanizmanı’nın “stratejik kıskaç” olduğunu resmetmektedir.

4 Nisan’da Büyükelçi Beyaz Saray’da

ABD’nin Türkiye’yi “stratejik kıskaca” almak için 4 Nisan’ı özel olarak seçtiği anlaşılıyor. 15 Mart 2021’de Türkiye’nin Washington Büyükelçisi olarak göreve başlayan Murat Mercan, bir yıldan biraz fazla süre sonra, 4 Nisan 2022 günü ABD Başkanı Biden tarafından ilk kez Beyaz Saray’da kabul edildi!

Aynı zamanda AKP kurucusu da olan Mercan, bir süredir “ABD ile ilişkileri düzeltmenin yolu olarak İsrail ile normalleşme”nin çalışmasını yürütüyordu. Mercan bu süreçte pek çok Yahudi etkinliğine katılarak buralarda hem finans dünyasının hem de Yahudi cemaatinin önemli isimleriyle bir araya gelmişti. Nitekim bu süreçte AKP hükümeti hem İsrail ile normalleşmeye başladı hem de ABD, Doğu Akdeniz’de sponsorluğunu yaptığı EastMed projesine desteğini çekerek, “Türkiyeli çözüme” yöneldi; İsrail ve Yunanistan’ı da bu çözüme yöneltti.

Stratejik Mekanizma toplantısı için Türkiye’ye gelen ABD Dışişleri Müsteşarı Nuland, iki gün sonra Yunan gazetesi Kathimerini’ye verdiği röportajda şöyle diyordu: “10 yıl beklememize ve bu şeylere (EastMed boru hattı) milyarlarca dolar harcamamıza gerek yok. Gazı şimdi getirmeliyiz. LNG yoluyla gaz taşınması için Türkiye, Yunanistan, Mısır, İsrail ve Güney Kıbrıs Rum kesiminin geniş perspektifli bir işbirliği içerisinde olması gerekiyor.”

Nuland’ın 4 Nisan’daki Stratejik Mekanizma kuruluşu ve ilk toplantısının ardından 5 Nisan’da ABD Ticaret Bakanlığı Müsteşarı Marisa Lago başkanlığındaki heyetle yapılan görüşmede, masada “enerji işbirliği” vardı. Toplantının ardından açıklama yayınlayan ABD Büyükelçiliği, “ABD’li şirketlerin Türkiye’yi bölgesel bir merkez olarak gördüğünü” propaganda etti.

4 Nisan haftasında servis edilen mektup

Tam da Stratejik Mekanizma kurulduktan hemen sonra, aslında üç hafta önce ABD Kongresi’ne yazıldığı anlaşılan ABD Dışişleri mektubu basına servis edildi. ABD Dışişleri Bakanlığı Yasama-Kongre İlişkilerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Naz Durakoğlu’nun imzasını taşıyan 17 Mart tarihli mektupla ABD yönetimi Kongre’ye özetle, “Türkiye’ye F-16 satmalıyız” diyordu. Neden mi? Mektupta şöyle gerekçelendirilmiş:

1. “Türkiye, F-35 programından çıkartılarak S-400 konusunda gereken bedeli ödedi. F-16 satışı, ABD’nin ulusal güvenlik çıkarlarıyla uyumlu ve NATO’nun uzun vadeli birliğine hizmet edecek.”

2. “F-16 satışıyla, Türkiye’nin Ukrayna’ya desteği ve savunma bağları, ‘bölgede kötü niyetli nüfuza karşı önemli bir caydırıcılık’ olacak.”

ABD’nin Avrupa hegemonyası hedefi

Özetle tablo şudur: ABD, Avrupa hegemonyasını sürdürebilmek üzere bir süredir İngiltere, Baltık ve Doğu Avrupa ülkeleri işbirliği üzerinden yürüttüğü “Avrupa güvenlik mimarisini inşa” çabasına, Türkiye’yi de dahil etmeye çalışıyor.

ABD, “stratejik özerklik” isteyen, “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” diyen Fransa-Almaya eksenine karşı hareket ediyor; Ukrayna krizini bu hedef için de kullanıyor.

İşin kötüsü, Ankara’da bunu “ABD’yle restorasyon” fırsatı olarak gören ve pozisyon alanlar var!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
11 Nisan 2022

1 Yorum

Akar’ın Rusyasız Karadeniz girişimi

Önceki gün tuhaf bir altılı toplantı vardı. Telekonferans yöntemiyle yapılan toplantıya altı ülkenin savunma bakanları katıldı ve Karadeniz’i görüştü.

Karadeniz’e kıyısı olan altı ülke bulunduğundan yanlış bir çağrışım yapabilir; altılı toplantıda altı Karadeniz ülkesi yoktu, beş Karadeniz ülkesi vardı: Türkiye, Ukrayna, Gürcistan, Bulgaristan ve Romanya.

Ya altıncı ülke? Karadeniz’le ilgisi olmayan Polonya!

Akar’ın mayın toplantısı

Hulusi Akar’ın Milli Savunma Bakanlığı’nın internet sitesindeki açıklamasına göre bu altılı toplantı, Türkiye’nin davetiyle ve koordinasyonunda yapılmıştı.

Yine Akar’ın açıklamasına göre Ukrayna’da acil ateşkes ihtiyacı, sivillerin tahliyesi ve diplomatik çözüm çabaları konuşulmuş ve esasa geçilmiş: “Görüşmede, mayınla mücadele dâhil Karadeniz’de barış, sükûnet ve istikrarın korunması için işbirliğinin önemi bir kez daha dile getirilmiştir.”

Türkiye neden böyle bir toplantıya ev sahipliği yaptı? Rusya’sız altılı Karadeniz toplantısı ne anlama geliyor? Sorgulayalım:

Rusyasız ama Polonyalı Karadeniz işbirliği!

1. Öncelikle Akar’ın bu toplantısı, Ankara’nın Ukrayna ile Rusya arasında yürüttüğü diplomatik çözüm çabalarını gölgeler nitelikte. Zira toplantıda taraflardan biri var ama diğer yok. Dolayısıyla taraflara tarafsız davranılmamış oldu.

2. Türkiye kıyılarına da vuran mayın konusu, açıklığa kavuşmuş değil. Ukrayna Rusya’yı, Rusya Ukrayna’yı suçluyor. Konunun uzmanlarına göre mayınların Ukrayna’ya ait olma olasılığı yüksek, zira Rusya kendi gemilerini gönderdiği yere neden mayın döşesin? Akar, bu altılı mayın toplantısıyla pratikte Ukrayna’nın tezine yaslanmış oldu.

3. Konu Karadeniz’de işbirliği ise neden Rusya yok? Rusya savaş nedeniyle çağrılmadıysa, Ukrayna neden çağrıldı? Bu haliyle toplantı Karadeniz’de işbirliği ama “Rusya’ya karşı işbirliği” mesajı vermiş oluyor.

4. Akar’ın Karadeniz toplantısında Karadeniz ülkesi Rusya yokken, Karadeniz’le ilgisi olmayan Polonya neden var?

Bu soru, bizi bu toplantının ana sponsoruna götürecek türden bir sorudur. Şundan:

Polonya ve Küçük Avrupa İttifakı

Rusya, ABD ve NATO’dan güvenlik garantileri talep ederek bir anlaşma yapmak istediği süreçte, Avrupa’da bir “Küçük İttifak” oluşturuldu: İngiltere, Polonya ve Ukrayna.

Bu “Küçük Avrupa İttifakı”, Almanya ve Fransa’nın ABD-İngiltere ikilisini Ukrayna konusunda frenleme çabasına karşı ortaya çıktı. Berlin-Paris ekseni, NATO’nun Ukrayna cephesine sürülerek Avrupa’nın yangın yerine dönüşmesine itiraz ediyordu. Nitekim bu eksen, ABD’nin Rusya’ya yaptırımlarına da direndi, örneğin enerji yaptırımlarına katılmadı.

Bu süreçte, Polonya’ya NATO silahları taşınmasından yabancı asker transferi geçiş sahası olmasına kadar pek çok görev dayatıldı. (Bu durum, Varşova yönetimi içinde kırılmalar yarattıysa da, Polonya esas olarak ABD-İngiltere stratejisine eklemlendi.)

Özetle, Rusya’yı kuşatmak adına Ukrayna’yı ateşe atan ABD-İngiltere, Baltık bölgesinden Karadeniz’e inen hat boyunca Polonya’yı hedeflediği “uzun savaşın” cephesi yapmaya çalışıyor. ABD bu nedenle müzakereleri baltalıyor, bu nedenle savaşı bitirmenin değil uzatmanın taktiklerini uyguluyor.

ABD-İngiltere stratejisiyle uyumlu

Bu durum haliyle Avrupa güvenliğinin şekillenmesinde iki ana strateji doğuruyor: Bir tarafta ABD’nin Doğu Avrupa’ya yerleşerek Rusya ile Batı Avrupa’yı ayırması, diğer tarafta da coğrafyanın gereği olarak Avrupa ile Asya’nın “bölünmez ve ortak güvenliği.”

Meseleye bu büyük stratejik hedefler düzleminde bakılınca, Akar’ın Rusyasız altılı Karadeniz toplantısı, ABD-İngiltere stratejisiyle uyumlu görünüyor. Almanya-Fransa eksenli Batı Avrupa’ya karşı İngiltere, Polonya ve Ukrayna’dan oluşan “Küçük Avrupa İttifakı”na, Türkiye’nin ve Karadeniz ülkelerinin eklemlenmek istendiği görülüyor. Böylece Karadeniz ve Doğu Avrupa ile Batı Avrupa’yı ABD adına dengeleyerek Büyük Avrasya Ortaklığı’nın önlenmesi hedefleniyor.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
9 Nisan 2022

1 Yorum

Tunus, İhvan, Macaristan, NATO

İki meclis feshi yaşandı bu hafta: Biri Pakistan’da, diğeri Tunus’ta.

Pakistan’da başbakanın çağrısıyla cumhurbaşkanının meclisi feshetmesini hafta başında yazmıştık. Pakistan yönetimi bu hamlesiyle ABD’nin darbe girişimini -şimdilik- püskürtmüştü.

Diğer meclis feshi ise Tunus’taydı. Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said’in bu son kararı, özü itibariyle İhvan’a (Müslüman Kardeşler) karşı yürüttüğü ve 25 Temmuz’da hükümeti feshederek başlattığı mücadeleyi sürdürmek.

Yani Pakistan’da ABD darbe girişimine karşı, Tunus’ta ise İhvan’a karşı bir siyasal tutum var.

Tunus’la İhvan krizi

Bir süredir mezhep ve İhvan temelli dış politikayı terk ettiği savunulan AKP hükümeti için, bu iki gelişme bir turnusol kâğıdı görevi gördü.

Erdoğan, Tunus’ta cumhurbaşkanının meclisi feshetmesine sert tepki gösterdi ve darbe olarak niteledi! Tunus devleti de Erdoğan’ın açıklamasına sert tepki gösterdi. Tunus Dışişleri Bakanlığı, açıklamayı “içişlerine kabul edilemez bir müdahale” olarak değerlendirdi. Ayrıca Tunus Dışişleri Bakanı Othman Jerandi, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ile telefonda görüştüğünü ve Erdoğan’ın yorumlarını reddetmek üzere Türk büyükelçisini çağırdıklarını açıkladı.

Özetle, Erdoğan yine İhvan için bir ülkeyle daha kriz yarattı!

Dahası, yine İhvan nedeniyle ilişkilerin bozulduğu Mısır’la normalleşme aranan şu süreçte, İhvan nedeniyle Tunus’la kriz yaşamak, kaçınılmaz olarak Kahire-Ankara adımlarını baltalayacaktır.

İktidar ve muhalefet NATO’culuk yarışında

Neyse ki Erdoğan, Pakistan’daki meclis feshi konusunda bir açıklama yapmadı!

4 Nisan kuruluş tarihi vesilesiyle NATO’culuk propagandalarının zirve yaptığı, ABD’yle ilişkileri düzeltmek için Ukrayna krizinin fırsata dönüştürülmeye çalışıldığı ve Türk-Amerikan Stratejik Mekanizması’nın kurulduğu şu günlerde, Pakistan’daki Amerikancı darbe girişimini boşa düşüren meclis feshine itiraz, Ankara’nın Moskova ve Tahran’dan başlayarak Pekin’e kadar uzanan siyasetlerini sıkıntıya sokabilirdi zira…

Bu arada önemli bir not: İktidarın Amerikancılık/NATO’culuk gazına bastığı şu günlerde, CHP dahil altılı muhalefetin bazı bileşenlerinin de benzer şekilde Amerikancılık/NATO’culuk gazına basması, muhalefetin Washington’a “biz iktidardan daha çok NATO’ya bağlıyız” özetli mesajlar vermesi, iki kere tuhaf.

Birinci tuhaflık şurada: Amerikan düzeni değişiyor. ABD Genelkurmay Başkanı Milley’in de son olarak önemle belirttiği gibi, “Çin ve Rusya yeni bir dünya düzeni inşa etmeye çalışıyor.”

İkinci tuhaflık da şurada: Türk halkı da anketlerde bu eğilimi yansıtan turumlar sergiliyor. Örneğin Ukrayna krizinde ABD/NATO’nun sorumlu olduğunu belirtenler, Rusya’nın sorumlu olduğunu belirtenlerden iki kat fazla. Kısacası Amerikancılık Türkiye’de kaybediyor.

Ancak iktidar da ve daha tuhaf şekilde muhalefet de, NATO’culuk yarışında!

Macaristan’da NATO’culuk kaybetti

Macaristan seçimleri ile Türkiye’de yapılacak seçimleri “tek adama karşı 6 partili muhalefet bloğu” üzerinden benzerlik kurarak yorumlanmasına genel olarak karşıyım. Zira iki ülke arasında en başta ekonomi düzleminde büyük fark var.

Ama ille de bir karşılaştırma yapılacaksa, muhalefetin çıkarması gereken ders üzerinden bir değerlendirme yapılabilir.

Orban Macaristan’da 6’lı muhalefete karşı yine kazandı çünkü:

1) Orban iktidarı Ukrayna krizinde, Rusya’ya yaptırımlarda, NATO’nun Ukrayna’da frenlenmesinde olumlu bir rol oynadı. Tersine Macaristan 6’lı muhalefeti ise NATO’culuk yaptı!

2) Macaristan’ın 6’lısı, Orban’ın karşısına eski bir Orban’cıyı çıkardı!

Buradan hareketle bir Macaristan-Türkiye karşılaştırması yaparsak, Türkiye’deki muhalefetin başarısı NATO karşıtı pozisyon almasında (en azından NATO’culuk yapmamasında) ve Erdoğan’ın karşısına eski Erdoğancı bir ismi ya da Erdoğan’ın pek çok seçimde eskittiği bir ismi sürmemesindedir.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
7 Nisan 2022

2 Yorum

Pakistan’da darbe, Kazakistan’da suikast girişimi

Ukrayna meselesini, ABD’nin Rusya’yı NATO aracılığıyla kuşatma/boğma girişimine karşı bir “yarma harekâtı” olarak değil de, egemen bir devlete yönelik işgal girişimi olarak yorumlayan kesimler için uyarıcı nitelikte iki olay oldu.

O iki olay ile Ukrayna arasında bir bağ kurabilmek için ABD’nin Rusya’yı batısından ve güneyinden hangi hatlar ile kuşatmaya çalıştığını anımsatmalıyım: Baltık bölgesinden başlayan, Doğu Avrupa’dan Batı Karadeniz’e inen, oradan Karadeniz boyunca Gürcistan üzerinden Kafkaslara uzanan ve şartlar oluştuğunda Kazakistan’a ve Orta Asya’ya ulaştırılmaya çalışılan hat. Ki ABD’nin Çin stratejisi de, Orta Asya, Pakistan ve Hindistan ile Hint Okyanusu’na inen, oradan da Japonya’ya kadar uzanan geniş bir yay ile Çin’i kuşatmak şeklinde.

Artık bahsettiğimiz o iki olaya geçebiliriz:

ABD’nin İmran Han rahatsızlığı

ABD yönetimi 8 Mart’ta, Pakistan’ın Washington Büyükelçisine verdiği bir mektupla darbe girişiminin düğmesine bastı. Mektupta özetle “İmran Han giderse Pakistan affedilecek, aksi halde sonuçları olacak” mesajı vardı. Peki ABD neden Pakistan Başbakanı İmran Han’dan memnun değildi? Sıralayalım:

1. Pakistan, tıpkı Hindistan gibi, BM’deki Rusya karşıtı oylamada çekimser kaldı.

2. İmran Han, Rusya’nın yalnızlaştırılmaya çalışıldığı bu süreçte Moskova’yı ziyaret etti. (Ki ABD’li yetkililer mektupta İmran Han’ın ordu ve dışişlerine rağmen Rusya’yı ziyaret ettiğini iddia ediyordu.)

3. Pakistan, ABD’nin Afganistan sonrası için stediği üsse izin vermedi. Hatta İmran Han, ABD’nin Afganistan savaşına destek verilmesinin büyük hata olduğunu bile söyledi.

4. Pakistan, Rusya’ya karşı başlatılan ABD yaptırımlarına katılmadığı gibi, benzer tavrı gösteren Hindistan’ı da övdü.

5. İmran Han, Rusya’yla ilişkileri bozması için Batılı diplomatların kendisine yazdığı mektuba tepki gösterdi ve “Bu zamana kadar kimseye boyun eğmedim, ulusumun da eğmesine izin vermeyeceğim” yanıtını verdi.

Pakistan bu kez darbeyi önledi

ABD’nin “tehdit mektubu” üzerine, İmran Han’ın başbakanlığını yaptığı koalisyon hükümetini destekleyen toplam 12 vekile sahip üç parti, koalisyondan ayrıldığını ve muhalefet bloğuna geçtiğini ilan etti. 178 üyeli koalisyon böylece 166 üyeye düştü. Meclis çoğunluğu için gereken sandalye sayısı ise 172’ydi. 28 Mart’ta Mecliste “güvensizlik oylaması” önergesi 161 oyla kabul edildi ve 3 Nisan’da hükümetin düşürülmesi kararlaştırıldı.

İmran Han, ABD’nin darbe girişimine karşı destekçilerini alanlara çağırdı. Pakistan Kara Kuvvetleri Komutanı Kamar Cavid Bacva, “ABD ile iyi ilişkiler istediklerini ancak bunun diğer ülkelerle ikili ilişkileri riske atma uğruna olamayacağını” belirtti. Diğer yandan İmran Han, ABD darbesi girişimini boşa düşürmek için, Pakistan Cumhurbaşkanı Arif Alvi’ye çağrı yaparak Meclisi feshetmesini ve erken seçime götürmesini istedi.

3 Nisan günü Pakistan Meclis Başkan Yardımcısı Kasım Suri, Anayasa’nın 5. maddesine dayanarak güvensizlik oylamasını reddetti. Ardından da Cumhurbaşkanı Arvi Meclisi feshetti.

Kazakistan’da suikast planı çökertildi

Kazakistan’da biliyorsunuz 2022’nin ilk günlerinde, işçilerin grevlerini ve haklı eylemlerini kullanıp yönünü saptırarak, ABD destekli bir turuncu darbe yapılmaya çalışılmıştı.

Ancak sponsorun o başarısızlığın ardından boş durmadığı anlaşılıyor: Kazakistan Milli Güvenlik Komitesi’nin açıklamasına göre, Kazakistan Cumhurbaşkanı’nı hedef alan ve yabancı bir istihbarat servisine çalıştığı ortaya çıkarılan bir suikastçı yakalandı.

ABD baskısına rağmen Rusya’yla ilişkilerini bozmayan Belarus Cumhurbaşkanı Lukaşenko ile benzer pozisyonda olan Kazakistan Cumhurbaşkanı Tokayev’in son iki yılda birer kez turuncu darbe girişimine, birer kez de suikast girişimine uğraması tesadüf değil elbette.

İşte Rusya’nın Ukrayna üzerinden ABD kuşatmasına müdahale etmesini tüm bu gelişmeleri birlikte değerlendirerek ve ABD/NATO’nun kuşatma stratejisi içinde yorumlamak gerekir. Aksi halde içeriksiz ve apolitik bir “savaş karşıtlığı” tuzağına düşülür.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
4 Nisan 2022

2 Yorum

%d blogcu bunu beğendi: