Archive for category Cumhuriyet Gazetesi
Amerikan mandası
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 06/03/2025
ABD Başkanı Donald Trump Kongre konuşmasında açıkladı: Zelenski kendisine bir mektup göndermişti.
Trump’ın kürsüden bir kısmını okuduğu mektuba göre Zelenski iki geri adım attı: 1) Rusya’yla barış için müzakere masasına oturmayı ve 2) ABD ile nadir elementler için anlaşma imzalamayı kabul ediyordu.
Üç günde değişen bu durum nedeniyle mektubu “Zelenski’nin Trump’a teslimiyeti mektubu” olarak niteleyebiliriz.
Sorun şu ki Zelenski şimdi öncekinden de ağır bir anlaşma imzalamak zorunda kalacak ve bir piyon olarak ülkesini “Amerikan mandası” haline getirecek.
Zelenski’ye darbe tehdidi
Zelenski’nin bu kadar hızlı teslim olmasını sağlayan iki temel faktör var: Darbe sopası ve İngiltere’nin rolü.
Önce darbe sopasına bakalım: 1) Ukrayna Parlamentosu, resmi bir açıklama yaparak, ABD’nin barış girişimini ve nadir element anlaşmasını kabul ettiklerini ilan etti. Böylece Zelenski’nin tutumunun aksine bir pozisyon belirlemiş oldu. 2) Bazı Ukrayna milletvekilleri, ABD’nin desteğini kaybettiği için Zelenski’nin azlini (görevden alınmasını) istedi. 3) Emperyalist ABD’nin görevlisi Elon Musk, barışı kabul etmesi şartıyla Zelenski’ye üçüncü bir ülkede af/sürgün/sığınma teklif etti. 3) ABD liderliği Zelenski’yi seçim yapmadığı için meşru olmamakla, mali yardımları harcama şekli nedeniyle yolsuzlukla ve yüzde 4’e düşen oyuna rağmen diktatörlükle suçladı.
İngiltere’nin ise daha “inceltilmiş” yöntemlerle konuyu ele aldığı anlaşılıyor. The Times’a konuşan üst düzey bir İngiliz yetkilisine göre Londra Zelenski’den 1) Kurallara göre oynamasını, 2) Trump’a saygı göstermesini ve 3) müzakere masasına oturmasını istedi.
Sonuç olarak Zelenski üç gün önce reddettiği iki talebi de yerine getireceğine söz verdiği bir teslimiyet mektubu yazdı. Kuşkusuz sonucu ne acı ki artık Ukrayna halkı için daha ağır olacak.
Trump’ın saldırganlığı
Trump, Kongre’deki uzun konuşmasında Zelenski’nin teslimiyet mektubu nedeniyle keyifliydi. Emperyalist ABD’yi haraç toplayarak ve zorla sınırlarını genişleterek büyüteceğini açık açık ortaya koydu konuşmasında.
Trump, Grönland‘a hem ABD’nin ulusal güvenliği nedeniyle hem de uluslararası güvenlik nedeniyle ihtiyaçları olduğunu iddia ederek, “öyle ya da böyle Grönland’ı bir şekilde alacağız” dedi. Kızılderilileri katlederek topraklarına el koyanların torunları, emperyalist iştahlarıyla aynı kötülükleri sergileme peşindeler yani.
Grönland Başbakanı Mute Bourup Egede ise Trump’ın sözlerine yine tepki gösterdi ve “biz satılık değiliz” dedi.
Trump ayrıca “Geçmişte biz yapmıştık, o nedenle Panama Kanalı’nı geri alacağız” diyerek Güney Amerika’ya saldırganlığını sürdürdü. Kuzeyindeki Kanada’yı ise zaten 51. eyaleti sayıyor ve Kanada Başbakanı Trudeau’ya ABD’nin valisi muamelesi yapıyor.
İngiltere’nin çabası
Trump konuşmasından önce Çin, Kanada ve Meksika’ya tarife arttırarak, ticaret savaşını da yükseltmişti. Üç ülke de aynı şekilde ABD’ye yanıt verecek.
Trump’ın, ABD’nin en önemli müttefiklerini Çin’le yan yana getiren bu uygulamalarının Avrupa’ya da sıçramış olması, İngiltere’yi harekete geçmeye zorlamış görünüyor.
Yukarıda özetlediğimiz İngiltere’nin girişiminin Zelenski’yi “ikna” etmekle sınırlı olmadığı, Londra’nın Atlantik sistemini kurtarmak için çaba sarfettiği, bu amaçla Washington ile Brüksel arasında arabuluculuk yaptığı anlaşılıyor.
Trump ile Avrupa sağının bir tarafta, ABD’nin diğer yarısı ile Avrupa’nın büyük kısmının diğer tarafta cepheleştiği bu tablo hem her iki kıtayı kendi içinde bölüyor hem de iki kıtayı karşı karşıya getiriyor.
Küresel Güney için memnuniyet verici bir durum elbette…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
6 Mart 2025
İngiltere’nin sistemi kurtarma rolü
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 05/03/2025
Beyaz Saray’dan kovulan Zelenski, ”ya darbe ya teslimiyet” seçeneğiyle karşı karşıya kaldı.
Güvenlik garantisi verilmediği için Trump’ın “madenlere çökme” anlaşmasını imzalamayan ve bu nedenle basın önünde ABD başkanı ve yardımcısı tarafından azarlanan Zelenski, koltuğunu korumak için teslimiyeti seçti.
Ukrayna Parlamentosu’ndan Trump’a çağrı
Ukrayna Parlamentosu, resmi sitesinden bir açıklama yayınlayarak Trump’tan fiilen özür diledi ve Kiev’in pozisyonunu açıkladı: “Ukrayna Parlamentosu, Başkan Donald Trump’ın barışı güvence altına almayı amaçlayan bir müzakere sürecini başlatma girişimlerini memnuniyetle karşılıyor. Ukrayna Parlamentosu, özellikle kritik minerallerin keşfi alanında ABD ile stratejik ortaklığın daha da geliştirilmesi gerektiğinin altını çiziyor.”
Bu iki konu Zelenski’ye darbe anlamına geliyordu:
1) Zelenski ABD’nin Rusya’yla yürüttüğü ve AB’yi masa dışında tuttuğu müzakereye karşıydı o nedenle Riyad’daki görüşmelere Ukrayna heyeti katılmadı.
2) Zelenski, kritik minerallerle ilgili anlaşmayı güvenlik garantisine bağlamaya çalışıyordu.
Ukrayna Parlamentosu bu iki konuda Zelenski’den farklı bir tutum alarak ABD’ye açıkça “bizi bırakma” mesajı vermiş oldu.
Zelenski’nin görevden alınması istendi
Ukrayna Parlamentosu’nda daha ileri gidenler de oldu. Muhalefet milletvekillerinden Aleksandr Dubinski, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’nin görevden alınmasını (azledilmesini) talep etti.
Dubinski, Zelenski’nin Beyaz Saray’daki başarısızlığının ABD’nin koşulsuz desteğini kaybetmesine neden olduğunu, bu nedenle görevden alınması gerektiğini savundu.
Musk’tan Zelenski için sürgün teklifi
Dünyanın en zengini ve ABD Hükümet Verimliliği Bakanlığı sorumlusu Elon Musk ise Zelenski’ye sürgün teklif etti. Musk, Ukrayna’da “barışçıl bir demokrasiye geçiş” karşılığında Zelenski’ye tarafsız bir ülkede af teklifinde bulundu!
Böylece emperyalist ABD, açık açık Rusya’ya karşı kullandığı aletini, Rusya’yla yeni dönemin şartları gereği gözden çıkardığını ortaya koymuş oldu.
Zelenski teslim oldu, geri adım attı
Gerçi Zelenski ABD’nin muamelesi karşısında AB’nin desteğini aldı ama o destek, açık ki Ukrayna’nın “uzun savaş” yürütmesine yetmeyecekti. ABD’nin olmadığı bir savaşı, AB’nin Rusya’ya karşı sürdürebilmesi olası değil.
Avrupalı liderlerin Londra’da toplanarak Zelenski’ye ve Ukrayna’nın savaşı sürdürmesine destek vermelerini Zelenski savaş cephesinden çok, içeride konumunu koruyacak bir kalkan olarak görüyordu ama Ukrayna Parlamentosu’nun açıklaması, pozisyonunun çok kaygan bir zeminde olduğu gerçeğini kendisine gösterdi.
Zelenski bu nedenle geri adım attı ve “Ben ve ekibim, kalıcı bir barış için Başkan Trump’ın güçlü liderliği altında çalışmaya hazırız” dedi.
Daha önce Riyad’a “ABD – Rusya görüşmesine meşruiyet kazandırmamak için” gitmediğini açıklayan Zelenski, bu kez “Ukrayna, kalıcı barış için en kısa zamanda müzakere masasına oturmaya hazırdır” dedi.
Oysa Zelenski Washington dönüşü Londra’ya giderken, Trump’tan özür dilemeyeceğini ve Beyaz Saray’da yaşanan tartışmadan pişman olmadığını söylemişti.
Erdoğan: “Türkiye’siz Avrupa güvenliği düşünülemez”
Trump yönetiminin Rusya’yla müzakere yapmaya yönelmesi, Atlantik’in iki yakasını karşı karşıya getirdi. Öyle ki ABD içinde NATO’dan, hatta BM’den ayrılma seslerinin yükseldiği bu süreçte, Brüksel, gelecekte başının çaresine bakmak zorunda kalabileceğini düşünüyor.
Hatta Erdoğan yönetimi “ABD’nin askeri gücünü Avrupa topraklarından çekme” olasılığını Türkiye için bir fırsat görerek, “AB’nin savunmasını Türkiye kurtarır” ve “Türkiye’siz bir Avrupa güvenliği düşünülemez” açıklamaları yapıyor sık sık…
Elbette ABD, Rusya’yı Çin’den koparma stratejisini izlediği için bu gelişmeler yaşanıyor ama bu ABD’nin AB’den vazgeçeceği ya da AB’nin en azından bu haliyle ABD’siz yapabileceği anlamına gelmiyor.
İngiltere’nin arabuluculuk rolü
Nitekim İngiltere de bu amaçla özel bir rol oynuyor. Londra, ABD-Avrupa saflaşmasında her ne kadar Washington’la karşı karşıya geldiyse de esas olarak Atlantik sistemini kurtarmaya çalıştığı anlaşılıyor.
Cumhuriyet’teki 3 Mart tarihli “Transatlantik yarılma” başlıklı makalemde, Londra’nın politikasını “İngiltere arabuluculuk çizgisi izliyor” diye yorumlamıştım.
Nitekim The Times’a konuşan üst düzey bir İngiliz yetkili de Londra’nın Zelenski’den ABD ile ilişkileri düzeltmesini istediğini açıkladı. İngiliz yetkili, Zelenski’nin yapması gereken üç şey olduğunu açıkladı: Zelenski 1) kurallara göre oynamalı, 2) ABD Başkanı Donald Trump’a saygı göstermeli ve 3) müzakere masasına oturmalı.
Trump’ın stratejisinin zayıflığı
Tüm bu yaşananlar emperyalizmin piyonlarını nasıl kullanıp atabildiğini, o piyonlara inanan halkların nasıl büyük acılar yaşayabildiğini ve en önemlisi de herşey biterken nasıl da ülkelerin sömürgeleştirildiğini ortaya koyması bakımından derslerle doludur.
Biden yönetiminin savaşa kışkırttığı Ukrayna, Trump yönetimi tarafından adım adım “Amerikan mandası” yapılıyor.
ABD, Rusya’yı Çin’den koparabilmek için gerekirse AB’yi de karşısına aldı. Ama bu bir yarılma da olsa, kopmaya dönme olasılığı zayıf. Çünkü 1945 düzeni, Avrupa’yı ABD’ye bağımlı hale getirdi. Avrupa küresel güç mücadelesinde ABD’ye sırtını dönüp kendi başına hareket edecek kadar güçlü değil, ABD de Avrupa’dan vazgeçecek kadar güçlü değil.
Ama Trump’ın stratejisinin asıl dayanaksız yanı şu: Çin ve Rusya ilişkilerini zayıflatabilmesi pek olası görünmüyor.
Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
5 Mart 2025
Transatlantik yarılma
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 03/03/2025
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’nin Beyaz Saray’da uğradığı muamele, hem ABD ile Ukrayna arasındaki vasallık ilişkisini ortaya koydu ama hem de Transatlantik cephesindeki yarılmayı resmetti.
İlkini uzun uzun konuşmaya gerek yok: ABD parası ve silahıyla, aslında ABD’nin olan bir savaşa girmenin faturası özetle. Emperyalist devlet, kullandığı aletine, “350 milyar dolar harcadım, 500 milyar dolar geri almak için madenlerini sömüreceğim” diyor.
Ama ikincisi, yani Transatlantik cephedeki yarılma, Türkiye ve dünya açısından kritik önemde.
ABD ve AB BM’de karşı karşıya
Transatlantik yarılmayı ortaya koyan gelişmeleri özetleyelim önce:
– ABD ve AB, önce Münih Güvenlik Konferansı’nda ağır bir tartışmayla karşı karşıya geldi. ABD liderliğinin AB’deki aşırı sağcı partilerle ilişkisi ve ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in AB’yi “demokrasiniz zayıflıyor” diye suçlaması, yarılmanın su yüzüne çıkışı olarak değerlendirilebilir.
– Trump’ın Putin’le uzun telefon görüşmesi yapması ve Ukrayna’daki savaşı bitirme kararı alması, ABD ve Rusya heyetlerinin bu amaçla Riyad’da görüşmelere başlaması, Washington’un bu süreçte AB’yi masa dışında tutması, yarılmanın derinliğine işaret ediyordu.
– Ardından ABD ve AB BM’de karşı karşıya geldi. AB ülkelerinin hazırladığı ve Rusya’yı suçlayan, Ukrayna’yı destekleyen tasarıya ABD BM Genel Kurulu’nda “hayır” dedi! Öyle ki Çin ve İran bile tasarıya “çekimser” kalmıştı. Ardından ABD bir başka tasarı hazırladı ama içeriği AB ülkelerinin önergeleriyle tamamen değişti. ABD bu tasarıya Çin ve İran ile birlikte “çekimser” kaldı. ABD üçüncü olarak BM Güvenlik Konseyi’nde oylanmak üzere “Rusya’yı rahatsız etmeyecek” bir tasarı hazırladı; 10 ülke “evet” dedi, 5 ülke “çekimser” kaldı. ABD bu oylamada da yine BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri İngiltere ve Fransa’yla karşı karşıya kaldı.
”ABD BM’den çekilmeli” tasarısı
– Cumhuriyetçilerin ABD Kongresi’ne sunduğu “Başkan ABD’nin BM üyeliğini tamamen sona erdirmeli” çağrılı tasarı ise ABD içindeki büyük çelişkiye işaret ediyordu.
– ABD ve AB, “en zengin kapitalistler” kulübü olan G7’de de karşı karşıya geldi. ABD, Rusya’yı saldırgan diye tanımlayan bildiriye karşı çıktı.
– İngiltere ise bu süreçte arabuluculuk çizgisi izliyor görüntüsü veriyor. Beyaz Saray’dan kovulan Zelenski’yi Londra’ya davet eden İngiltere Başbakanı Starmer, Ukrayna’ya “uzun savaş” stratejisini sürdürebilmesi için siyasi, ekonomik ve askeri destek açıkladı. Londra’nın Trump’ı Biden’ın “uzun savaş” stratejisine yeniden dönmeye ve Zelenski’yi de Trump’tan ”özür diletmeye” çalıştığı anlaşılıyor.
Yeni dünya düzeni sancıları
Bu tablo, aslında“yeni dünya düzeninin” inşa sancılarıdır. ABD, uzun zamandır küresel liderliğini nasıl sürdüreceğinin mücadelesini veriyor. Trump’ın iktidarı ile “büyük savaşsız çözüm” arayışının öne çıktığı anlaşılıyor.
Hatta Trump cephesi içinde “ABD’nin dünyayı Çin’le paylaşması gerektiği” görüşü de bir eğilim olarak belirmiş durumda. ABD’nin Atlantik ve Pasifik Okyanusu arasındaki tüm bölgeyi nüfuz alanı olarak gördüğünü ve diğer bölgelerdeki yeni durumu kabul edilebileceğini ortaya koyduğu bir görüş bu…
ABD içindeki farklı eğilimlerin nereye evrilebileceğini kestirmek güç. Zira Trump kabinesi aslında bir koalisyondur ve bu nedenle Trump’ın II. dönemi, JD Vance’in I. dönemi olarak da okunabilir.
ABD-AB yarılması dünyanın yararına
Özetle Trump-Vance-Musk koalisyonu, Rusya’yı Çin’den koparma stratejisi izliyor. Ancak ABD’nin Çin-Rusya stratejik işbirliğini zayıflatabilmesi çok olası görünmüyor, tersine bu çizginin ABD-AB işbirliğini zayıflatması daha olası. Yani ABD Rusya’yı Çin’den kopartayım derken, AB’yi kaybedebilir.
Bu süreci iyi değerlendirebilirse, AB de buradan kazançla çıkar. AB’nin stratejik özerklik başlatıp, adım adım ABD’ye bağımlılıktan kurtulması, Brüksel’i çok kutuplu yeni dünyada önemli bir güç merkezi haline getirir.
En önemli boyutuyla bitirelim: Bu yarılma Türkiye’yi, bölgemizi, Küresel Güney’i nasıl etkiler? Transatlantik yarılma ve ABD-AB müttefikliğinin bozulması, elbette dünyanın büyük çoğunluğunun yararınadır.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
3 Mart 2025
PKK’nin PYD’leşerek devletleşmesi
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 01/03/2025
İki koldan yürüyen müzakerelerin ardından Öcalan çağrısını yaptı: “PKK kongre toplayıp kendisini feshetmeli.“
Öcalan’ın çağrısından pek çok aktör memnun: İçeride Erdoğan memnun, Bahçeli memnun, Özel memnun, Babacan memnun, Davutoğlu memnun, hatta sürece karşı olan Perinçek bile memnun. Kürt aktörler memnun; Mesut Barzani memnun, PYD Eş Başkanı Salih Müslim memnun, YPG Komutanı Mazlum Abdi memnun. Dış faktörler memnun: Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü Brian Hughes “sorunlu bölgeye barış getirecek“ dedi, Washington memnun; Almanya Dışişleri Bakanlığı “tarihi fırsat” dedi, Berlin memnun; İngiltere Dışişleri Bakanlığı destek açıkladı, Londra memnun.
Terör örgütünün elindeki silahı bırakmasından ve kendisini lağvetmesinden birbirine karşıt kuvvetlerin memnun olması ender bir durum. Bu da gazeteci olarak bize, arka planını sorgulamayı yüklüyor.
Öcalan’ın çok boyutlu kullanımı
Kürt kökenli bir Türk gazeteci olarak “Kürt sorunu” hep ilgi alanım oldu. Özellikle konuyu bölgesel ve uluslararası boyutlarıyla analiz ederek kitaplar (Büyük Kürdistan, Hükümet-PKK Görüşmeleri, Amerikan Koridoru) yazdım. O nedenle konuya güncelden ve taktik düzlemden çok, geniş tarih aralığından ve stratejik düzlemden bakmaya çalışacağım.
Önce şu saptamayla başlayalım. Öcalan’ın çağrısında PKK’nin ömrünü tamamlamasına gerekçe yaptığı “reelsosyalizmin 90’larda çökmesi” konusu kritik bir perdelemedir. Zira PKK gerçekte hiçbir zaman sosyalist olmadı, dahası 1980 öncesinde Türkiye’nin doğu ve güneydoğusunda “sosyalist örgütleri temizleme” amacı izlediği için hem Gladyo’nun işine geldi hem de sistem tarafından görmezlikten gelindi.
Bu, birincisi dış faktör olarak PKK’nin daha sonra ABD’yle kuracağı işbirliğinin zeminini anlamak açısından, ikincisi de iç faktör olarak Öcalan’ın siyasette kullanılması bakımından önemlidir.
Erdoğan’ın Öcalan kartı
AKP hükümetinin rejimi ve sistemi erozyona uğratıp devletleşmesiyle, bu süreçlerde Öcalan’ı kullanması arasında önemli bir ilişki vardır. Birkaç örnekle anımsatalım:
– Öcalan Ergenekon operasyonlarında kullanıldı. TSK ve ulusalcılara karşı Kürt hareketinin siyasi desteği alındı.
– Öcalan, Gezi’de “darbe gördüğü” için Taksim’e çıkmayan Kürt siyasi partisine ayar vermekte kullanıldı. Öcalan’ın “Taksim’i ulusalcılara bırakmayın” mesajıyla Gezi’nin ruhu hedef alındı, Taksim’deki PKK flamalarıyla geniş kitlenin Gezi’ye soğuması sağlandı.
– Öcalan seçimlerde kullanıldı. Örneğin iktidar, İmamoğlu’nun İstanbul seçimini kazanmaması için Öcalan’ı devreye soktu, Kürtlerin oyunu İmamoğlu’na vermemesi istendi.
– Kürt siyasi hareketi içindeki AKP’yi etkileyen çelişmelerde Öcalan kullanıldı. Erdoğan’ın “Edirne’deki (Demirtaş) İmralı’ya hesap verecek” sözü o ilişkinin tipik göstergesidir.
Öcalan’ın anahtarı hangi kapıları açacak?
Daha belirleyici olan ise stratejik düzlemde yaşananlardır. ABD, PKK üzerinden önce Irak Kürdistanı’nı kurdu, şimdi de Suriye Kürdistanı’nı kurmaya çalışıyor. Nasıl mı?
ABD Irak’taki büyük oyunuyla, Türk devletinin PKK’yle mücadele karşılığında Barzanistan’ı tanımasını sağlamış oldu! ABD benzer yöntemle Türk devletini PYD özerkliğini kabul etmeye zorluyor; PKK’nin silah bırakması, kendini lağvetmesi ve Suriye’deki yapının tanınması… (Nitekim YPG Komutanı Mazlum Abdi “Öcalan’ın çağrısı bize değil, PKK’ye” diyor)
Öyle ki PKK’nin feshi “sihirli bir açacak” niteliği kazanmış durumda. Çünkü PKK çok boyutlu ilişkilerde tıkaç niteliği taşıyor; AKP-ABD ilişkilerinin önünde bir tıkaç, Türkiye’nin PYD özerkliğini kabul etmesinin önünde bir tıkaç, hatta Kürt siyasi hareketinin daha geniş zemin kazanmasının önünde bir tıkaç olarak duruyor. İşte Öcalan bu tıkacı çekerek ABD’yi, AKP’yi, PYD’yi, DEM’i, Barzani’yi rahatlatmış oluyor. Artık her aktör “PKK’nin feshi” anahtarıyla kendi yeni kapısını açabilir!
Erdoğan’ın yeni kapısı da Kürtlerin desteğiyle “sınırsız başkanlık” sağlayan yeni anayasanın kabulü ve seçim desteği…
Demokrasi tramvayından inen siyasal İslamcılıkla Türkiye’nin demokratikleşmesinin mümkün olmadığı, artık daha ağır bir faturayla görülecek.
Asıl mesele ise şudur: PKK zaten PYD’ye dönüştü, konu PKK’nin feshi değil, PYD’leşerek devletleşmesidir.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
1 Mart 2025
Erdoğan’ın şemsiyesi
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 27/02/2025
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’nin Ankara ziyareti sırasında, siyasal sembol olarak yorumlanan bir görüntü vardı. Erdoğan, ıslanmasın diye Zelenski’ye şemsiye tutuyordu.
O kare siyasi yorumlara yol açtı. Çoğunlukla “Ukrayna’ya Türk şemsiyesi” dediler, “ABD’nin sırtını döndüğü Zelenski’yi Erdoğan kanatlarının altına alıyordu” yani.
Bugün biz de Erdoğan’ın şemsiyesi üzerinden, hızlı kaymalar yaşanan Transatlantik ilişkiler düzlemindeki Türkiye’nin yerini tartışacağız.
Riyad ve Ankara farkı
Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’nin Ankara ziyaretinin zamanlaması kritikti. Washington, Ukrayna-Rusya savaşını bitirmek amacıyla Riyad’da yapılacak görüşmeye Zelenski’yi de davet etmişti. Zelenski Riyad’a değil, Ankara’ya geldi.
Riyad’da ABD ve Rusya Dışişleri Bakanları barış masasının kurulması gerektiğini konuşuyordu. Washington ve Moskova, savaşın ana nedeninin Ukrayna’nın NATO üyeliği olduğu gerçeğinden hareketle savaşa son vermeye çalışıyordu. Ancak Ankara’da Erdoğan tersine Kiev’in NATO üyeliğine destek veriyordu.
Zelenski’nin Erdoğan’dan asker talebi
Daha önce de bir çok kez “Ukrayna NATO üyeliğini hak etti” diyen Erdoğan’ın desteğinin bu kez yeni boyutlar taşıdığı anlaşılıyordu. Zira Zelenski’nin şu sözleri Ankara açısından bir yenilik taşıyordu: “Herkes Putin’in savaşa dönmeyeceğine eminse, madem savaşı bitiriyorsak, neden biz Ukrayna’ya kuvvetlerin yerleşmesinden çekinelim. Bu nedenle güçlü ordulara sahip güçlü ülkelerin, Türkiye de dahil, güvenlik garantilerinin bu boyutunu da Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan ile konuştuk” (Hürriyet, 19.2.2025).
Bu sözler bir ölçüde Zelenski’nin Erdoğan’dan asker talebi anlamına geliyordu. Nitekim gazeteci Deniz Berktay da Kiev’deki basın toplantısında konuyu Zelenski’ye sordu ve yanıtını yorumladı: “Bana Ankara’nın şu anda nasıl bir rolünün olacağını bilemediğini ancak Türkiye’yi, Avrupa’da en kalabalık ordulardan birine sahip olarak Ukrayna’da garantör ülke olarak görmek istediğini söyledi. Yani ‘Türkiye, buraya asker göndersin” diyor” (Cumhuriyet, 25.2.2025).
Avrupa’ya jandarma olma dilekçesi
Türk askerinin Ukrayna’da güvenlik garantörü olması konusunun bir başka boyutu da Erdoğan’ın “AB’yi kurtarma” misyonu açıklamasıydı: “AB’yi ekonomiden savunmaya, siyasetten uluslararası itibara, içine düştüğü çıkmazdan sadece Türkiye kurtarabilir” (AA, 24.2.2025).
Avrupa’da “ABD bize sırtını dönüyor, kendi savunmamızı düşünmeliyiz” yorumlarının yükseldiği şartlarda Erdoğan’ın “AB savunmasını” kurtarmaya soyunması, “Avrupa’ya jandarma olma” dilekçesidir ve Türk halkının kabul edemeyeceği niteliktedir.
Atlantik sistemi için Kore’ye asker gönderebilme yanlışı geçen yüzyılda kaldı. Türk ordusunun Transatlantik ilişkiler için yeniden “kullanılması” artık mümkün olmayacaktır.
Kısmi dengeden dengesizliğe
Bu mesajlardan anlaşıldığı kadarıyla Erdoğan, ABD-AB çatlağından yararlanabileceğini umuyor ama tersine 5-27 Kasım 2024 öncesindeki “kısmi denge” avantajını bile kaybediyor. Trump’ın seçildiği 5 Kasım’dan ve HTŞ’nin Şam’a karşı harekete geçtiği 27 Kasım’dan önce Asya’yla, Rusya’yla, İran’la belli oranda denge yürüten Erdoğan, ABD-AB çelişmesinden yararlanayım derken, o ilişkileri erozyona uğratmış oluyor.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, konuğu Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile Ankara’da görüşürken, Erdoğan’ın Kırım Zirvesi’ne gönderdiği Ukrayna’ya destek mesajının işaret ettiği asıl gerçek şu: Erdoğan’ın şemsiyesi, bırakın başkasını ıslanmaktan korumayı, sağnak ve rüzgâr nedeniyle kendisini bile koruyamayabilir…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
27 Şubat 2025
Petrol, silah, özerklik
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 24/02/2025
ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye politikası, daha doğrusu Suriye’den ABD askeri çekip çekmeyeceği konusu hâlâ belirsizliğini koruyor. Trump‘ın söylediklerine bakılırsa ABD askerleri çekilebilir ama Trump’ın İsrail’in güvenliğini esas alan Ortadoğu politikası buna ne oranda geçit verir, tartışmalı…
Zira Tel Aviv, İsrail’in güvenliği konusunu jeopolitik düzlemde, diğer faktörlere ek olarak, Suriye’de Kürt ve Dürzi özerk bölgelerin kurulmasına da dayandırıyor. Dolayısıyla ABD ve İsrail açısından Ortadoğu’da “Kürt özerk bölgeleri” oluşturulması hâlâ stratejik hedef olarak duruyor.
HTŞ’nin boyunu aşan problem
Ankara’nın ABD’den beklentisi Suriye’den çekilmesi ve PYD’ye desteğini kesmesi, HTŞ’den beklentisi ise PYD’yi silahsızlandırması…
Evet, HTŞ bu yönde bazı müzakere girişimlerde bulundu ama sorunu çözebilecek dayanakları zayıf. Çünkü:
1) ABD HTŞ ile PYD’nin uzlaşmasını istiyor. Washington bunu sağlamak için de “yaptırımları aşamalı olarak kaldırma” taktiğini kullanıyor. Ahmet eş-Şara’nın Suriye’yi yönetebilmesi ve geçici yönetimini kalıcı hale getirebilmesi, yaptırımların kalkmasına ve alacağı ekonomik desteğe bağlı. Bu da eş-Şara’yı Ankara ile Washington’un talepleri arasında bir denge gözetmeye zorluyor.
2) HTŞ’nin PYD’yi zor yoluyla teslim alabilmesi askeri uzmanlara göre pek olası görünmüyor. Çünkü Suriye ordusunun askeri kapasitesi, HTŞ’nin Şam’a yürüyebilmesini kolaylaştırması için bizzat İsrail tarafından tahrip edilmişti. Yani HTŞ’nin ve yeni Suriye ordusunun elinde ABD tarafından eğitilip donatılmış 80 bin kişilik PYD gücünü yenebilecek kuvvet yok. Türkiye’nin açık desteği ise Ankara’nın “Trump’la beyaz sayfa” beklentisini torpilleme olasılığı taşıyor.
3) ABD’nin Gazze planı baskısı altındaki Arapların ise Suriye’deki PYD özerkliğine karşı konumlanabilmesi çok etkili olabilecek gibi görünmüyor.
Şam ve Özerk Yönetim’in petrol anlaşması
Tersine, bölgede PYD’nin lehine önemli gelişmeler yaşanıyor. Bunların başında da petrol anlaşması geliyor.
Suriye Petrol Bakanlığı Sözcüsü Ahmet Süleyman, PYD ile petrol satışı anlaşması yaptıklarını duyurdu: “Özerk Yönetim ile Suriye hükümeti arasında petrol konusunda bir anlaşma sağlandı. Suriye hükümeti, Özerk Yönetim’den günlük 15 bin varil petrol alacak. Petrol, Haseke ve Deyrezor bölgelerinden tankerlerle Humus ve Banyas rafinelerine taşınacak” (Rudaw, 22.2.2025).
Şam’ın “Özerk Yönetim” ile bir petrol anlaşması yapmış olması, en azından şu aşamada HTŞ’nin PYD özerkliğini fiilen kabul ettiği anlamına gelmektedir.
Fiili özerklik durumu
ABD’nin Irak’ta özerk bir Kürt bölgesi oluşturması yöntemi ile Suriye’de özerk bir Kürt bölgesi oluşturmaya çalışması yöntemi arasındaki önemli bir paralellik olan petrol konusu, özerkliğin çok önemli bir dayanağı durumunda.
Bir diğer dayanak ise ABD silahlarıdır elbette.
Ankara HTŞ’den PYD’nin elindeki silahları toplamasını istiyor. O silahlar her ne kadar sanki çoğunluğu Rus silahıymış gibi Türkiye’de propaganda edilse de esas olarak ABD silahlarıdır ve ABD, kendi silahlarının toplanarak Suriye ordusunun envanterine konulmasını özerklik konusunda taviz koparmadan kabul edecek gibi görünmüyor.
Silahlı ordusu olan ve petrolü merkezi hükümete satan bir kuvvet, zaten fiilen özerktir. Konu artık bu fiili durumun anayasallık kazanıp kazanmayacağı noktasındadır.
İktidarın oyun planı
Kısacası Ankara açısından sorunun çözümü sadece zor kullanmaya dayanmaktadır ve bu da ABD’yle ipleri koparma kararlılığı gerektirmektedir. Ne yazık ki Ankara zoru Rusya ve İran’la işbirliği temelinde daha kolay bir şekilde kullanabilme şansını, HTŞ’nin Esad’ı devirmesine destek vererek kaçırmış oldu.
İktidar bu nedenle, Trump’ın çok boyutlu yeni politikalarında kolaylaştırıcı bir rol oynama üzerinden ve açılımı da kullanarak yeni çözümler aramaktadır. Ancak bu da Türkiye’nin ulusal çıkarlarından büyük taviz olasılığı taşımaktadır.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
24 Şubat 2025
ABD, Çin-Rusya ortaklığını bozabilir mi?
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 22/02/2025
Küresel ölçekte, Avrupa güvenlik mimarisinde ve Transatlantik ilişkilerde çok hızlı gelişmeler yaşıyoruz. Bu baş döndürücü trafik, özellikle Avrupa açısından önem kazanıyor.
Avrupalı liderlerin temel endişesi, II. Dünya Savaşı ile birlikte kotarılmış Transatlantik düzen ve ilişkilerin, ABD Başkanı Donald Trump’ın politikaları nedeniyle zayıflamakta olduğudur.
Avrupa’nın üç endişesi
Trump-Musk merkezli Silikon Vadisi iktidarının üç uygulaması Avrupa’da bu endişeleri artırmış durumda:
1) ABD hükümetinin Avrupalı sağ partilerle ilişkisi ile Brüksel’e dönük demokrasi ve ifade özgürlüğü eleştirisi.
2) ABD’nin Avrupa’yı pek dikkate almadan Rusya’yla Ukrayna savaşını bitirmek üzere müzakerelere başlaması.
3) ABD hükümetinin Avrupa ülkelerini daha da olumsuz etkileyecek ek vergi hazırlığı.
Trump ve Putin “ittifak” mı kuruyor?
Avrupalı liderlerin çoğunluğu, Trump-Putin telefon görüşmesiyle başlayan yeni süreci kabaca “ABD’nin AB’ye sırtını dönmesi” olarak yorumluyorlar. Bundan daha önemlisi ise bir kısmının olanları “Trump-Putin ittifakı” inşası diye yorumlamasıdır.
Önceki yazımda da işaret etmiştim, Fransa Başbakanı François Bayrou bu görüşü en net şekilde ortaya koydu: “Putin ve Trump arasında düşünülemez bir ittifaka tanık oluyoruz, bu da Avrupa’yı kendi topraklarında marjinalleştiriyor. AB’nin bu konuda ne kadar zayıf olduğunu görmek korkunç” (Sputnik, 19.2.2025).
Burada temel soru şudur: Paris’in ve AB’nin çoğunluğunun endişe ettiği “Trump-Putin ittifakı”, “ABD-Rusya ittifakı”na dönüşür mü?
Rusya’ya Batı kapısı açma hamlesi
Trump’ın Ukrayna merkezli politikalarını daha önce bu köşede “Kissinger’ın dönüşü” metaforu ile incelemiştim. ABD’li ünlü stratejist Henry Kissinger, ölmeden önce yaptığı pek çok konuşmada, Ukrayna‘yı NATO üyesi yapma çabası üzerinden ABD’nin Rusya’yla karşı karşıya gelmesinin ”Rusya’yı Çin’in Avrupa’daki ileri karakolu” yapacağını, bunun da ABD’nin çıkarlarına aykırı olduğunu belirtiyordu. Kissinger, özetle, 50 yıl önce ABD nasıl SSCB’yi yalnızlaştırmak için Çin açılımı yaptıysa, 50 yıl sonra bu kez Çin’i yalnızlaştırmak için Rusya açılımı yapması gerektiğini savunuyordu.
İşte Trump’ın yapmaya çalıştığı budur. Trump tıpkı Kissinger gibi Ukrayna’nın NATO üyeliği konusunun bu savaşın ana nedeni olduğunu söylüyor, “Rusya G7’ye dönmeli” diyerek tıpkı Kissinger’ın işaret ettiği gibi Rusya’ya Batı kapısı açmaya çalışıyor.
Peki bu politikalar sonuç alabilir mi? Yani ABD, Çin-Rusya ortaklığını bozabilir mi?
Putin Yeltsin değil
Bu soruyu ”Rusya, Yeltsin dönemindeki gibi Putin döneminde de aynı tuzağa yeniden düşer mi?” diye sorabilir ve yanıta şu iki ilişki düzlemine bakarak ulaşabiliriz:
1) Rusya, bir Atlantik ekonomi saldırısı altında, esas yaslanacağı adresin Çin ve Asya olduğunu çok iyi deneyimledi. Biden hükümeti yaptırımları başlattığında Rusya ekonomisinin çökeceğini, bunun da Putin yönetiminin yıkılmasına yol açacağını hesaplıyordu. Çin’in Rusya’yla yürüttüğü petrol ve doğalgaz merkezli ticaret, ABD’nin hesabının tutmamasını kolaylaştırdı.
2) Xi Jinping ile Putin’in derinleştirdiği çok boyutlu işbirliği, hem Pekin’de hem de Moskova’da Mao ile Stalin’in kurduğu stratejik ortaklığı aşan bir işbirliği olarak nitelendiriliyor. Çünkü iki ülkenin işbirliği 1+1‘in 2’den fazla etmesi ölçeğindedir. İki ülkenin işbirliği, ŞİÖ ve BRICS platformlarının etkisini artırarak, çok kutuplu dünya inşasını sağlamaktadır.
Elbette bu iki temel ilişki düzlemine başka düzlemler de ekleyebiliriz ve bu, şu sonucu daha da pekiştirir: Trump’ın Rusya-Çin ortaklığını bozabilme olasılığı yok ama Putin’in Trump’ın hamlesinden yararlanma olasılığı çok.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
22 Şubat 2025
Amerikan piyonluğunun sonu
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 20/02/2025
Üç başkentte üç zirve…
Riyad’da, Trump ve Putin’in uzun telefon görüşmesinin ardından ABD ve Rusya heyetleri bir araya gelerek, Ukrayna savaşını sona erdirme görüşmelerini başlattı.
Paris’te Avrupalı liderler toplanarak ABD’nin Ukrayna barış masasından Avrupa’yı dışlamasına tepki gösterdiler.
Ankara’da Erdoğan ve Zelenski ise buluşup dışlanmaya tepki gösterdiler.
Zelenski üç yıldır neredeydi?
Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski, Ankara’da, Erdoğan’la ortak basın toplantısında konuştu: “Suudi Arabistan’a gitmeyi erteledim, arkamızdan bir şeylere karar verilmesi doğru değil.”
Reuters’e bilgi veren Ukraynalı resmi kaynaklar, “Zelenski’nin ABD-Rusya görüşmesine meşruiyet kazandırmamak amacıyla görüşmeye katılmadığını” kaydettiler.
Trump’ın Zelenski’ye tepkisi ise sert oldu: “Bugün duydum ki ‘biz davet edilmedik’ diyorlarmış. Üç yıldır oradaydınız, üç yıl önce bunu bitirmeliydiniz. Hiç başlamamalıydınız. Daha önce bir anlaşma yapabilirdiniz” (AA, 19.2.2025)
Trump haksız mı? Hakikaten neredeydi üç yıldır? Oysa daha savaş henüz başladığında Belarus sınırındaki görüşmelerde bir anlaşmaya varılmış ama CIA-MI6 talebiyle masadan kalkmıştı Zelenski… Sonra İstanbul’da bir anlaşmaya varmıştı heyetler ama Boris Johnson – Antony Blinken talimatıyla anlaşmayı kabul etmemişti Zelenski…
Neden İstanbul yerine Riyad?
Trump ile Putin’in Ukrayna barış görüşmelerinin ilkinin Riyad’da yapılmasından rahatsız olan Erdoğan, Zelenski’yle ortak basın toplantısında taraflara seslendi: “Önümüzdeki dönemde gerçekleştirilmesi muhtemel görüşmeler için ülkemiz ideal bir ev sahibi olacaktır” (cumhuriyet.com.tr, 18.2.2025).
İstanbul yerine Riyad’ın seçilmesinde, ABD’nin İsrail nedeniyle Suudi Arabistan’la arayı iyi tutma isteği, hatta Türkiye’nin Suriye’deki rolü nedeniyle Rusya’nın memnuniyetsizliği neden olmuş olabilir.
Ama Ankara’nın şu aşamada bile tarafsız olmaması asıl neden gibi görünüyor. Zira ABD yönetiminin bile Ukrayna’nın taviz vermesi gerektiğini düşündüğü şartlarda Erdoğan’ın “Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü“ neredeyse Türkiye’nin kırmızı çizgisi ilan etmesi ve Kırımlılardan çok Kırımcılık yapması, İstanbul’un ev sahibi olma şansını esas azaltan faktör görünüyor.
Avrupa’nın ABD-Rusya ittifakı endişesi
Trump ile Putin’in savaşı ikili görüşme ile sona erdirme hamlesinden en rahatsız olan ise Brüksel. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in Münih Güvenlik Konferansı’nda AB’yi “azarlamasının” ardından ABD’nin Ukrayna ve Rusya Özel Temsilcisi Keith Kellogg’un da “Rusya-Ukrayna barış görüşmelerinde Avrupa yer almayacak” demesi (AA, 15.2.2025) Avrupalı liderleri endişeye sevk etti. Macron’un çağrısıyla Riyad’a karşı Paris’te zirve yapan Avrupalı liderlerin buluşmasından, elbette hiçbir somut sonuç çıkmadı.
Avrupa’nın durumunu en iyi anlatan ise sanırım Fransa Başbakanı François Bayrou oldu: “Putin ve Trump arasında düşünülemez bir ittifaka tanık oluyoruz, bu da Avrupa’yı kendi topraklarında marjinalleştiriyor. Avrupa Birliği’nin bu konuda ne kadar zayıf olduğunu görmek korkunç” (Sputnik, 19.2.2025).
Trump’ın Ukrayna’yı vasallaştırma planı
Ne üzücü… ABD’li bağımsız yorumculardan Max Blumental, durumu şu sözlerle yorumluyor: “Zelenski hizmetçilerin ziyafete davet edilmediğini anladı” (TASS, 19.2.2025).
Zelenski‘nin ülkesini düşürdüğü acı durum ve piyonluğunun sonu. Trump açık açık tehdit ediyor; “Ukrayna’da seçim yapılmadı, Zelenski’nin oyu yüzde 4” diyerek meşru olmamakla, “Verilen paralar nerede, hiç hesap görmedim” diyerek yolsuzlukla suçluyor.
Trump Zelenski’yi şimdi Ukrayna’yı “vasallaştırmakta” kullanacak çünkü. Açık açık “350 milyar dolar verdik, 500 milyar dolarlık nadir element alacağız” diyor…
Bir Amerikan piyonun sonu…
Emperyalizme güvenerek onun stratejisine eklemlenenler, kullanılır, atılır; acısını halk çeker, toprakları sömürüye açılır.
Herkese ders ola…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
20 Şubat 2025
Beyaz Saray’ın sopası: Rutte
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 17/02/2025
NATO’nun bir eşitler kulübü olmadığını, bir ABD örgütü olduğunu, ABD’ye rağmen NATO’da kararlar alınamayacağını, Avrupalı NATO Genel Sekreterlerinin aslında Brüksel’in değil Washington’un adamı olduğunu yıllardır yazarım, anlatırım.
Ama bir NATO Genel Sekreteri’nin kendisini bu kadar açık şekilde “Beyaz Saray’ın sopası” olarak sunduğunu ilk kez görüyorum!
Washington Avrupalıların ensesinde olacak
ABD-AB çelişkilerine sahne olan 61. Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşan NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Avrupalı NATO üyelerinden savunma harcamalarını artırmalarını isteyen bir konuşma yaptı. Rutte, yeni harcama oranının, mevcut yüzde 2 hedefinin “çok üzerine çıkacağını” söyledi.
Konuşmasının asıl çarpıcı kısmı ise Avrupalıların taahhütlerinin ABD tarafından izleneceğine dair olan kısmıydı: “Attığınız adımlar, takip edilip izlenecektir. Telefonun karşı tarafında olacağım ve eğer beni dinlemezseniz, taahhüdünüzü yerine getirmediğinizde eminim Washington’da çok iyi bir adam sizi arayacaktır.” (AA, 15.2.2025).
Böylece eski Hollanda başbakanı olan yeni NATO Genel Sekreteri, parçası olduğu AB’nin liderlerini doğrudan Trump ile tehdit etmiş oldu! (Bu arada görevi Rutte’ye devreden Norveçli eski NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ise Münih Güvenlik Konferansı’nın başına geçti.)
Batı’daki demokrasi erozyonu
Aslında Rutte’nin sözleri bile 61. Münih Güvenlik Konferansı’nın ruhunu anlamamıza yetiyor. Konferanstan önce yayınladıkları “Çok Kutupluluk” başlıklı 151 sayfalık rapora uygun olarak, konuşmalar, ABD ile AB arasındaki çelişmelerin derinleştiğine işaret ediyor. (Bu geniş raporu 11 Şubat’ta cgtnturk.com sitesinde “Putin Münih’e Döndü” başlığıyla geniş bir şekilde inceledim.)
AB liderleri, ABD’nin vergi baskısını yanıtsız bırakmayacaklarını vurgularken, ABD adına konuşan Başkan Yardımcısı DJ Vance ise muhataplarını resmen azarladı. Vance özetle Avrupa’da demokrasinin ve ifade özgürlüğünün zayıfladığını söyledi.
Kuşkusuz kimin söylediğine bakmaksızın değerlendirirseniz, özellikle Ukrayna savaşıyla birlikte Avrupa’da ifade özgürlüğü ile demokrasinin erozyona uğradığı bir gerçek. Rusya karşıtlığının Tolstoy ve Dostoyevski sansürüne kadar gittiği, sosyal medya mesajlarının gözaltılara dönüştüğü, Filistin’e desteğin kimi üniversitelerde antisiyonizm olarak değerlendirilip yasaklandığı bir süreç yaşandı, yaşanıyor. Bu durum elbette sadece Avrupa’yla sınırlı değil, alası ABD’de yaşandı, yaşanıyor.
Avrupa’nın asıl sorunu
ABD ile AB arasında yaşanan ve Münih Güvenlik Konferansı’nda iyice gün yüzüne çıkan çelişmeler, örneğin Ukrayna için barış masasında AB’nin olup olmayacağı, örneğin NATO üyelerinin savunma harcama oranlarının artırılması, örneğin ABD’nin vergi tarifeleri, son tahlilde gelip Çin’i ilgilendirmektedir.
Esasında ABD ile AB arasındaki bu tartışma, bir bakıma AB’nin stratejik özerk olup olmayacağı konusu ve yeni Transatlantik ilişkilerin nasıl olacağı sorunudur ama son tahlilde ABD’nin Çin’le rekabetine dairdir. Burada ilginç olan Avrupalı siyasetçilerin Trump’a karşı çıkarken aslında “eski tür Amerikancılık” yapmaya devam etmeleridir ve Rusya’yla barış isteyen Avrupa sanayi burjuvazisi ile bu siyasetçilerin çıkarlarının çelişmesidir.
Çin’den ABD’ye “karşılığını alırsın” yanıtı
Bu nedenle 61. Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşan Çin Halk Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Wang Yi’nin mesajları kritik önemdedir. ABD’ye büyük güç rekabetinden kaçınması gerektiği mesajını veren Wang Yi, özetle Washington hangi yola seçerse Çin’in o yola uygun konumlanacağı uyarısını yaptı.
ABD’ye “zorbalık uygulamaya ve çevrelemeye kalkarsan karşılığını alırsın” diye seslenen Wang Yi, şu deyişle hem Çin’in “büyük sabrına” işaret etti hem de Çin’in ABD’yi kağıttan kaplan gördüğüne: “Çincede bir deyiş vardır. Bırak güçlü olan yapacağını yapsın, tepelerde esen hafif yel gibi kayıtsız ol. Onlar ne kadar haşin olursa olsun, nehri aydınlatan parlak ay gibi yerinde kal. Rüzgar ne yönde eserse essin, hep sakin ve sarsılmaz ol.” (AA, 14.2.2025)
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
17 Şubat 2025
Kissinger’ın dönüşü
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 15/02/2025
ABD Başkanı Donald Trump’ın Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı “uzun telefon” görüşmesini, Amerikan devlet aygıtının Kissinger stratejisine dönüşünün başlangıcı olarak niteleyebiliriz.
ABD’nin Soğuk Savaş dönemi stratejilerinde belirleyici bir isim olan ve sonrasında da Amerikan hükümetlerine akıl hocalığı yapan Henry Kissinger, ölmeden önce Joe Biden’ın Ukrayna politikalarına eleştiriler yapmış ve ABD’nin ne yapması gerektiğini söylemişti.
İşte Trump “uzun telefon” ile Kissinger’ın işaret ettiği hamleleri yapmaya başlıyor.
Kissinger’ın ABD’ye uyarıları
Kissinger’ın 2022’de yaptığı o saptamalarını, uyarılarını ve önerilerini anımsayalım önce:
– Kissinger, savaşın ana nedenini doğru saptamış ve açıkça ortaya koymuştu: “Kiev, NATO üyeliği peşinde koşarak bugünkü çatışmaların taşlarını döşedi.” Kuşkusuz Kiev’i o yanlışa yönlendiren de ABD yönetimleriydi.
– Kissinger’ın şu uyarısı özellikle Avrupalı siyasetçiler açısından önemliydi: “Batı, Rusya’yı ezici bir yenilgiye uğratma çalışması peşinde koşmamalı. Rusya’nın 400 yıldır Avrupa’nın ana parçalarından biri olduğu hatırlanmalı.”
– Kissinger konunun artık toprak tavizini zorunlu kıldığının da kabul edilmesi gerektiğini vurguluyordu: “Ukrayna, savaşın sona ermesi ve barış anlaşmasına varılması için Rusya’ya toprak vermeli.”
Tabi asıl önemlisi şuydu: Kissinger bunları ABD’nin “ana stratejisinin” gereği olarak savunuyordu. Açalım:
Kissinger’a göre Rusya Çin’den koparılmalı
Kissinger’ın ABD-AB-Rusya üçgeninde dile getirdikleri aslında Çin’le ilgiliydi. Rusya’ya neden taviz verilmesi gerektiğini şu sözlerle açıklıyordu Davos’ta: “Aksi taktirde Rusya Avrupa’dan tümüyle kopup Çin’in kalıcı müttefiki haline gelecek.”
Bu ABD’nin ana stratejisi açısından o kadar önemliydi ki Kissinger Davos’tan sonra da bu uyarılarını sürdürdü: “Artık soru, bu savaşın nasıl sona erdirileceği olacak. Sonunda hem Ukrayna hem de Rusya için birer yer bulunmalı, eğer ki, Rusya’nın Çin’in Avrupa’daki ileri karakolu olmasını istemiyorsak” (Times, 11.6.2022).
Kissinger ve başka pek çok ABD’li siyaset bilimci, uluslararası ilişkiler uzmanı ve analist önemle belirtiyordu: ABD’nin asıl rakibi Çin’di. Ve ABD, hızla büyüyen Çin’e karşı, a) mevcut müttefiklerini (AB) sağlamlaştırmalı, b) yeni müttefikler (Hindistan) bulmalı ve c) Çin’i (Rusya’yı Bayı’ya çekerek) yalnızlaştırmalıydı. Hatta Brzezinski bunu “daha büyük Batı” inşası diye formüle etmişti.
Trump Kissinger’ı izliyor
İşte Trump bu stratejiye uygun adımlar atıyor.
– Trump savaşın ana nedenini tıpkı Kissinger gibi belirliyor: “Ukrayna’nın NATO’ya girme ihtimali, savaşın ana nedeniydi.”
– Trump, tıpkı Kissinger’ın önerdiği gibi Rusya’ya Batı kapısı açıyor: “Rusya G7’ye geri dönemli.”
– Trump tıpkı Kissinger’ın işaret ettiği gibi esas olarak Çin’e odaklanmak istiyor.
Transatlantik ilişkilerin revizyonu
Trump’ın bu adımları Avrupa’da bir kaç türlü endişeye yol açmış görünüyor. Bazıları Putin’e taviz verilmesinin yol açacağı sorunlara dikkat çekiyor, bazıları ABD’nin Avrupa’yı yüzüstü bıraktığını düşünüyor, bazıları da geleneksel Transatlantik ilişkinin zarar göreceğini belirtiyor.
ABD’nin diğer konuları tavizle de olsa çözerek sadece Çin’e odaklanması, Transatlantik ilişkilere sırtını döneceği anlamına gelmiyor kanaatimce. Ana stratejisine dayalı bu politikaların, Transatlantik ilişkileri de bir revizyona zorlayacağını düşünüyorum.
Zira Rusya’nın yerinin neresi olduğu konusu, Avrupa Güvenlik Mimarisi’nin nasıl olacağını da belirleyecektir.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
15 Şubat 2025