Archive for category Cumhuriyet Gazetesi
Küçük Trump
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 13/02/2025
Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Yeni Yol TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’yi devralmasına karşı çıkarak “Türkiye’ye bağlanmasını” savundu. Davutoğlu grup konuşmasını sosyal medya hesabından “madem öyle, Gazze Türkiye’ye bağlansın” diyerek de paylaştı.
Kendince “tarihi ve meşru” bir gerekçe de bulmuş Davutoğlu. “Gazzelilerin son meşru devleti Osmanlı’ydı” diyor, “Türkiye Cumhuriyeti de Osmanlı’nın devamı” olduğuna göre “Gazzeliler vatandaşımızmış gibi referandum yapıp Türkiye’ye bağlanabilir” diyor!
Elbette bu sözlerin sahibi eski başbakan, eski dışişleri bakanı olmasaydı gülüp geçebilirdik…
Davutoğlu’nun neo-Osmanlıcığı
Davutoğlu “Gazze Türkiye’ye bağlansın” görüşünü her ne kadar Trump’a yanıt gibi sunsa da, gerçekte her ikisi de aynı anlayışa sahip: İki devletli çözümü, Filistin devletini değil, “Gazze’ye sahip olmayı” içeriyor!
Dolayısıyla Davutoğlu’nun Gazze hevesi, Trump’ın hevesinin küçüğüdür. Haliyle Davutoğlu da “Küçük Trump” olmuş olur.
Küçük demişken…
Davutoğlu’nun “stratejik derinlik” dediği de gerçekte “Küçük Amerika düzeni”nin inşasının stratejisiydi zaten. Bunu açıkça dile getirmiş ve misyonunu ilan etmişti, “Amerika’nın küresel düzeninin altında, bir alt bölgesel düzen” kuracaktı. Suriye’yle, Lübnan’la, Ürdün’le bir Ortadoğu Birliği oluşturacaktı. Çünkü bugün Gazze için söylediği gibi, aslında oraları da Osmanlı’dan bakiye Türkiye Cumhuriyeti toprağı görüyordu.
O nedenle Davutoğlu’nun politikaları bölgede haklı olarak komşular tarafından “Neo-Osmanlıcılık” diye görüldü. Her ne kadar niyetini yaldızlayıp “komşularla sıfır sorun” diye sunduysa da sonuç “sıfır komşu”ya dönüştü, bunu da “değerli yalnızlık” diye savunmaya kalktılar.
Mısır direniyor
Küçük Trump’ın sözlerinin bir ederi yok ama büyüğünün sözleri, emperyalist ABD’yi yönettiği için önemli.
Trump’ın ”Gazze’yi yeniden inşa edebilmek için boşaltma” diye başladığı, ardından “Filistinlileri Gazze’den çıkarma” diye sunduğu, sonra “Gazze’yi devralma”, “Gazze’yi işletme”, “Gazze’ye sahip olma” diye adım adım isimlendirdiği konu, son tahlilde Trump’ın “Amerikan topraklarını Ortadoğu’ya genişletme” konusudur.
Ekonomik faktörler üzerinden Ürdün ve Mısır’a “Filistinlileri al” baskısı uygulayan Trump bu amaçla gerekirse İsrail’i Batı Şeria’da silah olarak kullanabileceğinin de sinyallerini veriyor.
Ürdün Kralı Abdullah bu ağır baskı nedeniyle ikili görüşmede Trump’a net karşı duramadı, “Mısırlıların görüşlerini ortaya koymalarını bekleyelim” diyerek topu Mısır’a attı. Mısır Dışişleri Bakanlığı ise yaptığı bir açıklamayla Trump’ın Gazze planına karşı olduklarını ortaya koydu ve “Filistinlilerin topraklarında kalması” üzerinden bir “yeniden inşa” planı hazırlayacaklarını duyurdu.
Trump’a karşı Arapların planı
Davutoğlu’nun “Gazze’yi Trump devralmasın, biz alalım” çiğliğindeki açıklaması elbette soruna bir “çözüm” değildir ama Arapların üzerinde çalıştıkları plan bir çözüm olabilir, olmalıdır.
Riyad’da görüşülecek olan planın Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah Sisi’nin ortak inisiyatifinde geliştirildiği anlaşılıyor.
Suudi Arabistan’ın ABD’nin tüm baskısına rağmen İsrail’le normalleşmeye karşı koyduğu “Filistin devletinin kurulması ve tanınması” şartı, Gazze’yi Trump’ın “devralma planından” korumak için önemli bir zemin. Kahire başta diğer başkentlerin Riyad’ın bu tutumunu güçlendirecek destek verebilmeleri kritik önemde.
Evet, Trump’ın “yayılmacı devralma” planına karşı Arapların birliği öncelikle önemli ama bölgenin iki büyük gücü Türkiye ile İran’ın da mutlaka devreye girmesi lazım. Çünkü bölge açısından Trump’ın büyüğü heybede!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
13 Şubat 2025
Haydut devlet
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 08/02/2025
Haydut devlet, emperyalist ABD’nin hedef aldığı ülkeleri şeytanlaştırmak amacıyla kullandığı bir kavramdır. ABD’nin resmi belgelerinde İran, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti (Kuzey Kore) ve Venezuela (daha önce Irak, Libya ve Suriye) haydut devlet kategorisindedir.
ABD bu devletleri “haydut” ilan etmiştir çünkü bu devletler ABD’nin çıkarlarına direnmiş, direnmektedir. Asıl haydut devletler ise ABD’nin kendisi ile Ortadoğu’daki ileri karakolu İsrail’dir.
ABD’nin haydutlukları
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Dominik Cumhuriyeti ziyareti sırasında, Washington bu ülkedeki Venezuela uçağına el koydu. ABD daha önce de İran’ın Venezuela’ya sattığı bir kargo uçağına Arjantin’de el koymuştu.
Haydut ABD; Venezuela’nın petrol yüklü tankerlerine de el koymuştu, ortağı İngiltere ile birlikte altınlarına da çökmüştü; dünyanın en büyük petrol rezervine sahip bu ülkenin petrol üretip zenginleşmemesi için ve halkı yoksulluk nedeniyle hükümete isyan etsin diye petrol rafinerisine sabotaj düzenlemeye bile kalkmıştı. Devlet başkanları Hugo Chavez ve Nicolas Maduro’yu hedef alan başarısız darbe girişimlerinin sayısını unuttum bile…
ABD’nin yaptırımları da haydutluk örneğidir. Emperyalist ABD, kurallarını kendi yazdığı uluslararası ticarete aykırı bir şekilde hem hasım gördüğü Çin, Rusya ve İran başta pek çok ülkeye hem de müttefiki olan Kanada, Meksika ve AB ülkelerine yaptırım uyguluyor.
Trump’ın Kanada için “ABD’nin 51. eyaleti” muamelesi yapması, Meksika Körfezi’nin adını Amerikan Körfezi ilan etmesi, Panama Kanalı’na el koymaya kalkması ve Grönland’ı satılmaya zorlaması karşısında haydutluk kavramı bile masum kalır.
İsrail’in haydutlukları
İsrail’in Filistinlilerin evlerine, topraklarına adım adım el koymasından sonra Gazze’de işi bir soykırıma vardırması ise elbette haydutluk kavramıyla açıklanamaz. Bu insanlık suçununu nitelemeye yetecek kavram yok.
Şimdi ABD ve İsrail, bu soykırıma bir de sürgün eklemeye çalışıyor. Donald Trump ve Benjamin Netanyahu ikilisi, Filistinlileri Gazze’den kovmayı ve ABD’nin Gazze’yi devralmasını planlıyorlar.
Ve bu konuda öyle küstahlar ki…
Örneğin Trump’ın Filistinlileri Gazze’den sürgün planına destek veren İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz adres gösteriyor: “İsrail’i suçlayan İspanya, İrlanda, Norveç ve diğerleri, Gazzelileri kendi topraklarına alsın.”
İsrail’in soykırım hükümlüsü başbakanı Netanyahu, “Suudi Arabistan Filistin devleti istiyorsa kendi topraklarında kursun, geniş toprakları var” diyor.
Dün Avrupa’dan gelip Filistinlilerin yurduna çökenlerin, bugün Filistinlileri kendi geldikleri Avrupa’ya kovmaya çalışmaları, en hafifinden, bir tarafı ahlaksızlık diğer tarafı alçaklık olan insanlıkdışı bir durumdur.
Bu arada Trump’ın, İsrail Başbakanı Netanyahu için yakalama kararı çıkaran Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) yaptırım öngören başkanlık kararnamesi imzaladığını da belirtelim.
Hedefleri İran
ABD ve İsrail’in şu anda asıl hedefi İran’dır. İsrail Başbakanı Netanyahu’nun ABD Başkanı Trump ve ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’le görüşmelerinde İran’a karşı yol haritası oluşturuldu.
Trump “İran’a azami baskı” kararnamesi imzaladı. Pentagon, Hegseth-Netanyahu görüşmesine dair yaptığı açıklamada, “ABD İsrail’in güvenliğine yüzde yüz bağlılığını sürdürüyor. İkili, İran’ın bölgesel güvenlik için tehdit oluşturduğu konusunda mutabık. İran’a karşı işbirliği yapılacak” dedi. Ve Washington İsrail’e yeni silahlar sevketme kararı aldı.
Bizi asıl ilgilendiren durum ise şu: Türkiye’deki açılım ile ABD’nin Suriye’deki varlığı konusu da bir yanıyla ABD-İsrail’in İran ajandasını ilgilendiriyor. Bunu da ayrıca inceleyeceğiz.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
8 Şubat 2025
Gazze’yi alan, California’yı verir
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 06/02/2025
ABD Başkanı Donald Trump el yükseltti: Daha önce Filistinlileri Gazze’den sürme niyetini açıklayan Trump, İsrail Başbakanı Netanyahu’yla ortak basın toplantısında “ABD Gazze’yi devralacak, oraya sahip olacağız” dedi.
Ama baştan belirtelim: Gazze’yi almaya kalkan, California’yı verir! Çünkü:
Yayılmacı Trump
Evet, Trump “Filistinlileri Gazze’den Mısır ve Ürdün’e sürme” hedefini ilan etti; Netanyahu “Ortadoğu’da Trump’la yeni harita çizeceklerini” söyledi; Trump Netanyahu’ya hak verdi, “masası Ortadoğu büyüklüğünde ise kaleminin İsrail küçüklüğünde olduğunu” belirtti; ardından Trump “ABD’nin Gazze’ye sahip olacağını” açıkladı; Netanyahu bunun “tarihi değiştirecek” önemde bulduğunu belirtti.
Böylece Trump “Amerika’yı yeniden büyük yapma” programının yayılmacı içeriğine Grönland, Kanada ve Panama Kanalı’ndan sonra Gazze’yi de ekledi. Yayılmacı Trump’ın söylemesiyle Google Harita, Meksika Körfezinin adını Amerika Körfezi diye değiştirdi bile…
USAID’ı yayılmacı programa uyarlama
Trump koltuğa oturmasının üzerinden daha 15 gün geçmeden, ABD’yi dört uluslararası organizasyondan çekti: Çin ve Küresel Güney’e tepki nedeniyle Dünya Sağlık Örgütü ve Paris İklim Anlaşması’ndan; Filistin’e destek verdiği için BM İnsan Hakları Konseyi ile BM Yakındoğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındılık Ajansı’ndan (UNRWA) çekildi.
Trump ayrıca “İran’a azami baskı” politikası için bir başkanlık kararnamesi imzaladı.
Trump ve Devlet Verimlilik Dairesi’nin (DOGE) başına atadığı Elon Musk’ın ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı‘na (USAID) karşı yaptığı hamleler ise kirli geçmişe sahip bu örgütü yok etmek için değil, bu örgütü daha kirli bir şekilde kullanabilmek içindir.
Evet, emperyalist ABD’nin yumuşak güç aygıtlarından USAİD özellikle 90’larda Doğu Avrupa’daki antikomünist dönüşümde, sonrasında çeşitli renkli darbelerde görev aldıysa da, son yıllarda daha çok kültürel konularda çalışmaktaydı. Bunu yetersiz göre Trump ve Musk’a göre USAID bütçesinin hakkını vermiyor, ağırlıkla LGBT’lileri destekliyor!
Sonuç olarak Trump ve ekibi, USAID’i Dışişleri Bakanlığı’na bağlayıp (belki adı dahil) yeniden dönüştürerek, yayılmacı programa uygun bir şekilde kullanmak istiyor. Musk’ın USAID’i -öyle olmadığı halde- “ABD’den nefret eden radikal solcu Marksistlerden oluşan bir yılan yuvası” diye nitelemesi ise işte bu dönüşüm için gerekli olan neo-McCarthy’ciliktir.
Dijital/tekno-neoliberalizm
Trump ve ekibi, esas olarak neoliberal programdan daha ötesini temsil ediyor. Trump’ın orkestra şefliğindeki yeni iktidar, ağırlıkla sosyal medya devleri, yeni teknoloji şirketleri, kripto paracılar, yeni finans kapital şirketlerinin doğrudan ya da dolaylı temsilcilerinden oluşuyor. (Bu sermaye ve programı için yeni bir kavramsallaştırma şart; örneğin Yanis Varoufakis’in “tekno feodalizm”i dar kalıyor bu “dijital/tekno-neoliberalizm” için.)
Son 20 yılda adım adım semirerek ABD’nin en büyük sermaye grubu haline gelen ve bugün Trump’ın arkasına dizilen bu kesim, Amerikan devlet aygıtını kendi çıkarlarına göre yeniden biçimlendirmeye çalışıyor. Trump-Musk sağcılığı üzerinde şekillenen bu girişim ise kaçınılmaz olarak ABD içindeki güç mücadelesini sertleştirecektir.
Bu mücadelenin sertleşmesi ise hem bazı eyaletlerin (aslında devletlerin) Amerika Birleşik Devletleri’nden ayrılma eğilimini hem de iç savaş riskini artıracaktır. O nedenle Gazze’yi almaya kalkan, California’yı vermek zorunda kalacaktır.
15 gün içinde Grönland nedeniyle müttefiki AB ile ve Gazze nedeniyle müttefiki Körfez ile gerilen ABD, asıl içeride gerilecek sorunlara gebedir.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
6 Şubat 2025
Amerikan kâbusu: Dolarsızlaşma
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 01/02/2025
ABD Başkanı Donald Trump, BRICS ülkelerini tehdit ederek, “Dolara karşı yeni bir para birimi yaratmanız ya da doların yerini alacak bir para birimini desteklemeniz halinde, size yüzde 100 vergi uygulayacağım” dedi.
BRICS’in gündeminde yeni bir para birimi yaratma konusu (henüz) yok, BRICS üç ayaklı bir para politikası belirlemiş durumda:
1) Ulusal paraların rolünün artırılması.
2) Ortak ödeme sisteminin oluşturulması.
3) BRICS Yeni Kalkınma Bankası rezervlerinin geliştirilmesi.
Yani BRICS ülkeleri, esas olarak ticarette ulusal paraların kullanılmasınının artırılmasına odaklanmış durumda. İşte bu bile ABD finans kapitalinin ürkmesine yetiyor. Çünkü:
Doların saltanatı
Amerikan hegemonyası, iki temel sütuna dayanıyor: Askeri güç ve dolar gücü.
ABD, II. Dünya Savaşı’nın sonuna doğru 1944’te, Bretton Woods anlaşması ile Avrupalılara doları altına bağlı tek para birimi olarak kabul ettirdi. Böylece hem yeni bir finans sistemi kurmuş oldu hem de o finans sistemi üzerinden kendi egemenliğinde bir “kapitalist Batı dünyası” inşa etti.
Emperyalist ABD güçlendikçe, doların altına bağlı olmasını da devreden çıkardı. Böylece ABD açısından dolar, sadece kağıt maliyeti olan bir konuya dönüştü. Bu ABD’ye borçlanma sorunu yaşamadan istediği kadar dolar basabilme ve istediği kadar ithalat yapabilme ve bu yolla da içeride refah sağlama olanağı sağladı. Daha önemlisi de ABD bu avantajıyla dünyanın dört bir tarafında üs kurabildi, asker bulundurabildi, savaş gemisi dolaştırabildi.
Tek para sistemi yıkılıyor
Ancak ABD’nin Irak ve Afganistan işgallerinin başarıszlığı ile onu izleyen kapitalizmin 2008 krizi, bu “dolar saltanatına” dayanan “Amerikan rüyasını”nın sonunu getirmeye başladı. O tarihten bu yana ABD’nin hegemonyası zayıflayarak azalıyor.
Artık “tek para, tek sistem, tek egemen” esaslı dünya yerine, “çok para birimli, çok kutuplu/merkezli” dünya var.
Doların hem rezerv para olma oranı hem de ticaretteki kullanılma oranı azalıyor. Doları zayıflatan bu sürecin ana motoru ise BRICS’tir. Çünkü:
1) BRICS ülkeleri hızla büyüyor; BRICS ve BRICS+ ülkelerinin küresel ekonomideki payı yüzde 30’u geçmiş durumda.
2) BRICS ülkeleri kendi aralarındaki ticareti ulusal paralarıyla yapmaya başladı ve bu oran her yıl artıyor.
3) BRICS ülkeleri rezervlerindeki dolar oranını düşürmeye başladı.
4) BRICS ülkeleri, ticaret yaptıkları Küresel Güney ülkeleriyle de ulusal paralara dayanan bir ticareti öncelik haline getirmeye başladı.
Vergi sopası işe yaramayacak
Uluslararası ticarette ulusal paraların kullanılma eğiliminin artışı, hele de petrol ve doğalgaz ticaretinde dolar dışı paraların kullanımının artmaya başlaması, Amerikan kapitalizmi için büyük tehlike anlamına geliyor.
Örneğin ABD Hazine Bakanlığı’nın eski müsteşarlarından Monica Crowley, “Suudi Arabistan gibi OPEC ülkelerinin de başka para birimlerinde petrol satmaya karar vermesi, ABD ekonomik sisteminin çökmesi ve büyük bir felaket anlamına gelir” (AA, 6.4.2023) diyordu.
İşte Donald Trump, “ABD ekonomik sisteminin çökmesini” önlemek için BRCIS ülkelerine “vergi sopası” sallamaya çalışıyor.
Peki işe yarar mı? Yaramayacak. Trump ilk başkanlık döneminde işe yarayacağını hesaplayarak Çin’e ticaret savaşı açmıştı; tamam Çin bundan zarar gördü ama ABD de hasar aldı.
350 milyonluk ABD pazarı elbette alım gücünün yüksekliği nedeniyle önemli ama BRICS dünyası çok daha büyük bir pazar ve üstelik alım gücü yükselen bir pazar…
Kısacası sonuç değişmeyecek: “Amerikan rüyası” dedikleri, gerçekte doların küresel saltanatının ABD’ye sağladığı avantajlardı. Trump’ın önünü kesemeyeceği dolarsızlaşma eğilimi ile “Amerikan rüyası”nın yerini “Amerikan kâbusu” alacak.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
1 Şubat 2025
Trump’ın Gazze planı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 27/01/2025
Başlığı elbette “ABD’nin Gazze planı” diye de okuyabilirsiniz. Birincisi ABD başkanları Donald Trump ile Joe Biden’ın İsrail’e destek politikaları zaten birbirini tamamladığı için, ikincisi de ABD’yi kim yönetirse yönetsin, İsrail’e desteği sürdüreceği için…
Çünkü İsrail ABD’nin Ortadoğu’daki ileri karakoludur ve bu karakolun tahkimatı, ABD başkanlarının en temel görevlerinin başında gelmektedir.
Öte yandan Biden yönetiminin Gazze’de soykırım yapması için İsrail’e tam destek veren politikası, pratikte Trump’ın ilk dönemindeki Abraham Anlaşmaları ve “Kudüs’ü başkent ilan etme” hamlesini tamamlamış oldu.
Gazze’yi Filistinsizleştirme amacı
Şimdi de Trump ikinci döneminde Biden’ın “soykırım sponsorluğunu” tamamlayacak hamlelerin peşinde: Koltuğa oturur oturmaz, ”Gazze’yi Filistinlisizleştirilme planı”nın düğmesine bastı.
Trump, “Gazze’nin temizlenmesi için Ürdün, Mısır ve diğer Arap ülkelerinden daha fazla Filistinli mülteci almasını” istedi (AA, 26.1.2025).
“Yaklaşık 1.5 milyon kişiden söz ediyoruz ve orayı (Gazze) tamamen temizleyip ‘bitti’ demeliyiz” ifadelerini kullanan Trump, “Bazı Arap ülkeleriyle biraraya gelip, Filistinlilerin barış içinde yaşabilecekleri başka bir yerde konutlar inşa etmeyi tercih ederim” dedi.
Sürgün ve vatansızlaştırma planı açıklayan Trump, açık açık insanlık suçu işlemektedir!
Mısır ve Ürdün karşı çıkmıştı
Gazze’yi Filistinlisizleştirme, Washington’un bölge stratejisi içinde bir politik hedeftir. Açalım:
Donald Trump hafta başında yaptığı bir konuşmada Gazze’nin “deniz ve hava açısından olağanüstü konuma sahip olduğunu” belirtmişti. İlk dönemindeki İsrail politikalarının uygulayıcılarından damadı Jared Kushner de, geçen sene yaptığı bir konuşmada Gazze’nin sahil mülkünün değerine dikkat çekmiş ve İsrail’e “Filistinlileri Gazze’den çıkarıp burayı temizlemesini” önermişti!
Nitekim İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu da “Gazze’nin Filistin’den arındırılması” niyetini ortaya koymuş, Kahire buna karşın “İsrail-Mısır ilişkilerini bozar” uyarısını yaparken, Ürdün Kralı Abdullah da “bunu kırmızı çizgi” ilan etmişti.
ABD’nin Kıbrıs-İsrail hattı
Gazze, ABD’nin Kıbrıs-İsrail hattına dayanan bölge stratejisi nedeniyle önemli. Washington Doğu Akdeniz’de “Kıbrıs-İsrail hattı” inşa etmeye çalışıyor. Bu hattı, Girit ve Yunan anakarası üzerinden Avrupa’ya, Körfez üzerinden Hindistan’a bağlamaya çalışıyor.
Bu plan, ABD sponsorlu “Hindistan- Ortadoğu- Avrupa Ekonomi Koridoru” olarak 7 ülke tarafından mutabakat zaptı imzalanarak hayata geçirilmeye çalışılmış ama Hamas’ın Aksa Tufanı ile rafa kalkmıştı.
Hindistan- Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)- Suudi Arabistan- Ürdün- İsrail- Kıbrıs- Yunanistan yolu, ABD’nin hem Çin’in Kuşak ve Yolu’na karşı düşündüğü, hem Hindistan’ı Çin’e karşı yanına çekmeyi amaçladığı, hem de İsrail’i Ortadoğu-Doğu Akdeniz’de bir merkez yaparak güvenliğini garantiye almaya çalıştığı bir projeydi.
İki devletli çözüm
Sonuç olarak Biden ya da Trump, Demokratlar ya da Cumhuriyetçiler, hangisi emperyalist ABD’yi yönetirse yönetsin, Beyaz Saray’a oturduğu anda İsrail’in güvenliğini esas alan politikalar izleyecektir.
Farkları şudur: ABD Başkanı’yken İsrail’in Filistin soykırımına her türlü desteği veren Biden, görevi bitince “iki devletli çözüm” demeye başladı. Dün “İsrail’i Gazze’de ileriye gitmemekle” uyaran Trump ve ekibi, göreve başlayınca “iki devletli çözüm diye bir çözüm yok” demeye başladı.
Dolayısıyla Arapların, bölge ülkelerinin ve Küresel Güney ülkelerinin Filistin konusundaki temel politikası, bu yıl “iki devletli çözüm” konferanslarını sonuca götürecek şekilde düzenlemek olmalıdır.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
27 Ocak 2025
Trump aslında kime meydan okuyor?
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 25/01/2025
Türkiye, siyasal iklimindeki kutuplaşma nedeniyle, Trump konusunda bile bölünmüş durumda. Trump’a demokrat olmadığı gerekçesiyle karşı çıkanlar olduğu gibi Trump’ı “küresel efendilere meydan okuyan” kişi diye destekleyenler bile var.
Oysa Biden ya da Trump, farketmez, hangisi yönetirse yönetsin, ABD emperyalisttir ve başkanların aralarındaki renk tonu farkı bu gerçeği değiştirmez.
Trump’ın “küresel efendilere meydan okuduğu” tezi, üzerinde durulmayı gerektiriyor. Dünyanın sayılı zenginlerinden biri olan Trump, gerçekten de kendi sınıfı olan küresel efendilere mi yoksa aslında Küresel Güney’e mi meydan okuyor, bakalım…
Trump Çin-Güney Amerika işbirliğini hedef alıyor
Trump’ın 20 Ocak’taki yemin töreninde yaptığı konuşmada verdiği mesajlara ve 24 saat içerisindeki ilk uygulamalarına bakarak, başlıktaki sorumuzu önemli ölçüde yanıtlayabiliriz:
1) Trump “Panama Kanalı’nı Çin’e vermedik, o nedenle geri alacağız” diyor. Burada hedef Panama’dan çok Çin’dir.
Çünkü emperyalist ABD, arka bahçesi gördüğü Güney Amerika’da, Çin’in kazan-kazan temelinde geliştirdiği işbirliği modeline karşı.
Ve Trump, “Meksika Körfezi’ni Amerikan Körfezi” yapacağını söylerken de Küba’yı “teröre destek veren ülkeler” listesine alırken de esas olarak Çin-Güney Amerika ilişkilerini hedef alıyor. Nitekim Trump’ın Grönland’ı satın alma hamlesi de Arktik bölgesinde Çin-Rusya işbirliğine karşı alan kazanma mücadelesidir.
2) Trump’ın konuşmasında Amerikan otomotiv endüstrisini kurtarmak için ek tarife uygulayacağını açıklaması da öncelikle Çin’i hedef alan bir açıklamadır.
Trump Çin’le pazarlık masası kuruyor
3) Trump’ın TikTok kararı tamamen işadamlarına özgü bir pazarlık masası kurma hamlesidir.
Çinli ByteDance şirketinin sahibi olduğu TikTok’un, bir ABD şirketine satılmaması halinde ABD’de yasaklanmasını öngören yasa 19 Ocak’ta yürürlüğe girdi. Trump yemin töreninin ardından bu yasayı 75 günlüğüne askıya aldı ve TikTok’un yüzde 50’sinin bir ABD şirketine satılmaması halinde 75 gün sonra yasayı uygulayacağını söyledi.
Yani Trump TikTok’un tamamı olmayınca, yarısını Çin’den almak üzerine bir pazarlık masası kurmuş durumda!
4) Yine seçildikten sonra Çin’e uygulayacağını açıkladığı yüzde 10 ek tarifeyi 1 Şubat’a ertelemesi de Trump’ın Çin’le pazarlığı içindir.
Trump’ın Fauci-Milley sendromu
Trump ilk uygulama olarak hem Paris İklim Anlaşması’ndan hem de Dünya Sağlık Örgütü’nden (DSÖ) çekildi. Çin, Trump’ın bu iki kararına da tepki gösterdi.
Trump, “Covid-19 virüsü Çin imalatıdır” suçlamasını kabul etmeyen DSÖ’yü zaten hedef alıyordu. Ayrıca Trump, Çin’i bu konuda suçlamayan ABD Alerji ve Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü Başkanı Dr. Fuaci’yi de suçluyordu. Çünkü Dr. Fauci virüsün laboratuvardan çıkmadığını ortaya koymuştu. Trump’ın şimdi Dr. Fauci’yi hedef alabileceği olasılığıyla Biden, başkanlığı bırakmasına saatler kala “soruşturma olmayan kişiler hakkında önleyici af yetkisini” kullandı.
Biden’ın bu yetkisini kullandığı bir diğer isim de eski ABD Genelkurmay Başkanı Mark Milley’di. Trump, Çin Genelkurmay Başkanı’yla görüştüğü için Milley’i “arkasından iş çevirmekle” ve “Çin’i ABD başkanı’nın düşünceleri hakkında bilgilendirmekle” suçlamış ve “eskiden bunun cezasının ölüm olduğunu” söylemişti.
Hedef küresel liderliği sürdürebilmek
Görüldüğü gibi Trump’ın ilk uygulamaları da açıkladığı politik amaçlar da öncelikle Çin’i hedef alıyor; küresel efendileri değil…
Özetle Trump’ın “önce Amerika” stratejisini küreselleşme karşıtı ve içe kapanmacı diye değerlendirmek hatadır. Çünkü Trump küreselleşme karşıtı değildir, bu zaten sınıfsal olarak da mümkün değildir. Trump, ABD’nin ağırlıkla mali sermaye sınıfının çıkarları gereği küresel hegemonya mücadelesi veren bir kapitalisttir ve emperyalist ABD’nin küresel liderliğini sürdürebilmek için Çin’le mücadele etmeye çalışmaktadır.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
25 Ocak 2025
Yeni Anayasa saflaşması
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 23/01/2025
CHP’li Esenyurt ve Beşiktaş belediye başkanlarının tutuklanmasının ardından CHP Gençlik Kolları Genel Başkanı Cem Aydın da gözaltına alındı, yurtdışına çıkış yasağı ve adli kontrol koşuluyla bırakıldı. Bu operasyonu eleştiren İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında bir saatte soruşturma açıldı. Sonra Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’a “Cumhurbaşkanı’na hakaret”ten soruşturma açıldı, yemek yediği lokantadan gözaltına alındı. Özdağ yolda soruşturmaya eklenen “halkı kin ve düşmanlığa tahrik”ten tutuklandı.
Bunlar iktidarın “silkeleme” kodlu operasyonlarıdır. Amaç “Açılım zeminli yeni anayasa” süreci için muhalefeti etkisizleştirmek.
Rejimin karakteri
Öncelikle tek adam rejimi de denilen bu rejimin bazı karakteristik özelliklerini netleştirelim:
1) AKP Genel Başkanı, muhalif partilerin genel başkanlarını en ağır şekilde eleştirebilir, hatta eleştirinin dışına çıkan kavramları da kullanabilir ama o genel başkanlar AKP Genel Başkanını daha hafif sözlerle bile eleştiremez. Çünkü AKP Genel Başkanı aynı zamanda Cumhurbaşkanı’dır ve Cumhurbaşkanı özel yasalarla ve “yeni yargı” sistemiyle korunmaktadır. Eleştiren, soruşturmaya ve kovuşturmaya uğrar.
2) AKP Genel Başkanının müttefiki durumundaki partilerin genel başkanları, muhalif partilerin genel başkanlarını en ağır şekilde eleştirebilir, hatta eleştirinin dışına çıkan kavramları da kullanabilir ama Cumhurbaşkanının müttefikleri olmaktan kaynaklanan koruma kalkanları sayesinde hiçbir soruşturmaya uğramazlar.
3) İktidarın diğer temsilcileri, muhaliflere istediklerini söyleyebilirler, örneğin “X” diyebilirler ama muhalifler o temsilcilere “sensin X” deyince soruşturmaya uğrarlar.
Yeni açılım için yeni Ergenekon kumpası
Rejimin bu karakter özelliklerini yansıtan hukuk dışı uygulamaları, elbette ilk değil. Benzerlerini FETÖ’yle işbirliği yaptığı dönemde de uyguladı.
İşte meselenin esasını da bu benzerlik oluşturuyor. Açılım ile kumpas paraleldir. İktidar o gün açılımı yürütebilmek için Ergenekon kumpaslarını devreye sokmuştu. Dikkat ediniz; bugün yeni açılım başladı ve ona paralel yürüyen Ergenekon kumpaslarını andıran operasyonları izliyoruz.
Daha önceki yazılarımda ayrıntılı işledim, bu yeni açılımın iç ve dış boyutu var: Dış boyutu “Türkiye’yi Irak ve Suriye Kürtleriyle genişletmeyi”, iç boyutu “Erdoğan’a sınırsız başkanlık yolu açacak yeni anayasa yapmayı” içeriyor.
Operasyonların üç hedefi
Dolayısıyla muhalefeti hedef alan bu operasyonları “yeni anayasa operasyonları”, hedef alan ve hedef alınan kesimler bakımından da siyasi saflaşmayı, “yeni anayasa saflaşması” olarak niteleyebiliriz. İktidar bu operasyonlar üzerinden üç amacı gerçekleştirmeye çalışıyor:
1) “Öcalan umut hakkından yararlansın, gelsin TBMM’de konuşsun” denilerek başlatılan yeni açılım sürecini yürütebilmek.
2) Yeni açılım sürecini engelleyebilecek kuvvetleri “yeni Ergenekon kumpasları” ile sindirmek.
3) Yeni anayasa için gerekli sandalye sayısına; a) yeni açılım üzerinden DEM Partisi milletvekillerini, b) iç operasyonlar ile İYİ Parti başta Gelecek ve DEVA Partisi milletvekillerini ekleyerek, ulaşmak.
Yeni-Sultanlık rejimiyle mücadele
Yukarıda karakteristik özelliklerine dikkat çektiğimiz bu rejim, siyaset bilimcilerin ifadesiyle “neo-patrimonyal sultanizm”dir; modernite dönemi sultanlığıdır, tek adam saltanatıdır, yeni-sultanlıktır.
Yeni-sultanlıkla mücadele, normal zeminde yürütülebilecek bir mücadele değildir. Muhalefet rejimin yeni-sultanlık rejimi olduğu gerçeğine göre bir “topyekun savunma stratejisi” belirlemelidir. Bu strateji, dış halkalardan merkeze doğru ilerleyen “silkeleme” operasyonlarına karşı, öncelikle “alan hakimiyetini” esas alan bir cephe inşasına dayanmalıdır.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
23 Ocak 2025