Archive for category Politika Yazıları

ÇİN’DEN ABD’YE: HAREKETLERİNE DİKKAT ET

ABD’nin “2,5 savaş konseptini” iptal ettiği yeni stratejisini daha önce bu köşede incelemiştik. Obama, yeni straejiyi ilan ettiği konuşmasında, ABD’nin 10 yıldır devam eden savaş dönemini kapadığını ve yeni bir sayfa açtığını, “uzun dönemli askeri operasyonlarla ulus inşası” yaklaşımına son verdiklerini ve artık “daha küçük, konvansiyonel kara güçlerine dayalı” bir ulusal güvenlik stratejisi izleyeceklerini belirtmişti.

BOP’ta iflas eden ABD’nin bu stratejiyle nihai hedefine yani Çin’e, doğrudan yönelme kararı aldığını ancak bu değişikliğin saldırı değil savunma maksatlı olduğunu belirtmiştik.

YENİ DÖNEMİN GERÇEKLERİ

Araya iç politika girdi, Çin’in ABD’nin yeni stratejisine sert tepkisini yazamadık. Bugün inceleyelim:

Çin Savunma Bakanlığı sözcüsü Geng Yansheng, ABD’nin yeni stratejisinin Asya-Pasifik ve küresel ölçekteki etkilerini çok yakından izlediklerini söyledi ve ABD’den hareketlerine dikkat etmesini istedi: “Umarız ABD yeni dönemin gerçeklerinin farkına varır, Çin ve Çin ordusuyla objekif ve akla uygun ilişkiler oluşturur. Sözlerine ve hareketlerine dikkat edip, iki ülke ve ordu arasındaki ilişkilerin geliştirilmesinin sağlayacağı faydaların farkına varır.”

Pekin sadace Savunma Bakanlığı üzerinden değil, Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla da Washignton’u uyardı. Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Liu Weimin, stratejik amaçlarının belirgin, açık ve saffaf olduğunu belirtip, hiçbir ülkeye karşı tehdit oluşturmadıklarını belirtti. Liu, Pekin’in savunma modernizasyonunun bölgesel barış ve güvenliğin devamı için etkin rol oynadığını vurguladı.

UZUN MENZİLLİ FÜZE TALEBİ

Çin medyası da ABD’nin yeni stratejisine tepki gösterdi.

Çin’in resmi haber ajansı Xinhua, yeni bir soğuk savaş zihniyetinin istenmediğini belirttirken, milliyetçi çizgideki Çin gazetesi Global Times, Pekin hükümetine çağrıda bulunarak, Çin ordusunun uzun menzilli hedefleri vurma kapasitesinin güçlendirilmesini talep etti.

ÇİN, ABD’YLE SAVAŞA HAZIRLANIYOR

ABD, Çin’le gücünün doruğuna ulaşmadan hesaplaşmaya yeltenecek mi, bilinmez… Ancak Pekin yönetimi, bu küçük ihtimali göz önünde bulundurarak, askeri yığınak yapıyor.

15 Aralık 2011 günü bu köşede “Çin ABD’yle savaşa hazırlanıyor” demiş ve Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Hu Jintao’nun, 6 Aralık günü ülkenin en yüksek siyasi ve askeri liderleriyle çok kritik bir toplantı yaptığını ve orada “Deniz kuvvetleri başta olmak üzere tüm askeri kuvvetleri savaşa hazır olmaya” çağırdığına dikkat çekmiştik.

AKTİF SAVUNMA DÖNEMİ

Çin, 2011 yılında çok önemli askeri gelişmelere imza attı: İlk uçak gemisini tamamladı. Radara yakalanmayan ilk hayalet bombardıman uçağı J-20’yi üretti ve başarıyla denedi. İlk insansız helikopteri V750’yi üretti, başarıyla denedi, şimdi de seri üretime geçiyor.

ABD’nin F-15 ve F-16 jetleriyle aynı klasmanda olan J-11B jetlerini üreten Çin, daha gelişmiş olan JF-17 jeti de envanterine dahil etti.

Çin, geçen aylarda “hareketli hedefleri” vurma kapasitesine sahip yeni kuşak uzun menzilli füzelerini başarıyla denedi. Başka hiçbir askeri gücün envanterinde bulunmayan bu füzelerin doğrudan Amerikan uçak gemilerine karşı geliştirildiği yorumları yapılıyor.

Nitekim Pekin yönetimi, “Çin Savunması” isimli son Beyaz Kitap’ta, aktif savunma dönemine girildiğini belirtmişti.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
13 Ocak 2011

, ,

1 Yorum

TUTUKLATTIRAN GAZETECİLER

Bir “çalışan gazeteciler günü” daha geride kaldı…

Elimde, çalışmalarına kelepçe vurulmuş gazetecilerin çıkardığı “tutuklu gazete” var…

Öğretmenim Turan Özlü şöyle haykırmış “tutuklu gazete”de: “Silivri bozkırında toplama kampındayız. Hâlâ bilmeyenler varsa öğrensin! Silivri’de bir yargılama yapılmıyor. Hapishane içinde numaralı Özel Görevli Mahkemeler var. Ama hukuk yok.”

Bir diğer öğretmenim Hikmet Çiçek de tokat gibi yanıt vermiş “neyle suçlandıklarını bile bilmiyorlar” diyenlere: “’Suçumuzu’ biliyoruz: AKP’nin temsil ettiği faşist diktatörlüğe karşı olmak. Gerisi teferuattır.

SİSTEMİN SONU GÖZÜKÜYOR

Değerli arkadaşım Deniz Yıldırım ise en önemli gerçeği göstermiş görmeyen gözlere: “Haber yazmanın kahramanlık sayıldığı bir dönemden geçiyoruz. Bu gazetecilerden çok, sistem için bir kriz durumudur. Çünkü gerçekler hakim sınıfların düşmanı haline geldiyse, o sistemin sonu gözükmüş demektir.

Hasan Yalçın’ın en iyi öğrencilerinden değerli meslektaşımız Soner Yalçın, bize bir sırrını vermiş ve dünyanın en güzel hapishanesini bizlerle paylaşmış, sonra da eklemiş: “Memleketimde mapuslukta geçer aydın olmanın yolu...”

Doğan Yurdakul ağabey ise iddianameleri okumamızı, dokunanı yakan sözcükleri yazı işleri duvarına asmamızı öğütlemiş.

Mustafa Balbay, “Medyanın susturulması doğada oksijenin bitmesi demektir. Böyle bir ortamda en güçlü canlı bile ayakta duramaz” uyarısı yapmış.

Tuncay Özkan, üyesi olmaktan tam dört yıldır tutuklu olduğu örgütü arıyor, soruyor hepimize…

Değerli arkadaşım Barış Pehlivan, 100 yıl sonraki meslektaşına tarihi bir mektup bırakmış.

Yine değerli arkadaşım Barış Terkoğlu da, önemli bir gerçeğe parmak basmış: “Tarih göseriyor ki, yazarın ısrarı sürdükçe her karanlık tünelin sonun gelmesi kaçınılmaz.”

Yalçın Küçük’ten Ragıp Zarakoğlu’na, Müyesser Yıldız’dan Nedim Şener’e… Tutuklu gazetecilerin, tutuklu gazetesi…

Biliyorum, “başlık yanlış”, “Tutuklattıran gazeteciler demişsin ama tutuklu gazetecileri yazmışsın” diyeceksiniz…

Tutuklattıranlardan da örnek vereceğim çünkü, bir “çalışan gazeteciler günü”nü daha geride bırakırken.

ÇİFT MESLEKLİLER

Örneğin Star’dan Ahmet Kekeç, Genelkurmay Karagahı’nda Hıfzı Çubuklu’yu ziyaret edenlerin izini sürmüş dün. Kekeç, Çubuklu’yu ziyaret eden E. Anayasa Mahkemesi Üyesi Abdullah Nemci Özler ile Cumhuriyet Savcısı Ömer Faruk Eminağaoğlu’nun yargılanmasını istemiş! Kekeç, AKP kapatma davasını açan E. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın da yargılanmasını talep etmiş!

Gazeteciyi savcı yapmışlar, o da Genelkurmay Karagâhı’nı ziyaret etmeyi suç saymış!

Yeni Şafak’tan Salih Tuna da savcılık yapanlardan… Ömer Çavuşoğlu’na açılan soruşturmayı gereksiz bulup, soruşturma açan meslektaşına mesaj yollamış. “Sempatik deli” bulduğu  Çavuşoğlu’nun yerine Rıdvan Dilmen’in yargılanmasını istemiş, sırf Bakan Erdoğan Bayraktar’ı istifaya çağırdığı için…

Genelkurmay Karargâhı’nı ziyaret etmek suç ama Bakan Bayraktar’ın “Trabzonspor’umuzun kupasını almak için çok ince ayar bir çalışma yapıyoruz” demesi düşünce özgürlüğü…

Akşam’dan Nagehan Alçı ise “çalışan gazeteciler günü” olmasından herhalde, yargılama ya da tutuklama talebi yerine uyarıyla yetinmiş. Alçı, Hanifi Avcı’nın tutuklanmasından sonra Ergenekon davasına karşı farklı tutum aldığı ve şimdi de Em. Org. İlker Başbuğ’un tutuklu yargılanmasına karşı çıktığı için meslektaşı Mustafa Akyol’u uyarmış!

DIŞARIDA OLMANIN AĞIRLIĞI

Bir “çalışan gazeteciler günü” daha geride kalırken aklımda tek düşünce vardı… İçeride olanların bizden daha özgür olduğunu biliyordum ama dışarıda kalmayı hakedecek ne gibi bir eksikliğim olabilirdi acaba? Yurdumun ve halkımın çıkarlarını savunurken, neyi eksik bırakmıştım?

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Ocak 2012

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

1 Yorum

ERDOĞAN’IN ABD ASKERİ AŞKI

Irak Başbakanı Nuri El Maliki’nin ülkesinin siyasal birliği için yaptığı hamleler, Başbakan Erdoğan’ı oldukça rahatsız etmişe benziyor. Erdoğan, Norveç Başbakanı ile ortak basın toplantısında Irak’taki gelişmelere değindi ve şu tarihe geçecek sözleri sarfetti:
“Bütün bu süreç ABD’nin Irak’tan çıkması ile birlikte beklenen bir süreçti. ABD Irak’tan çıktı, hemen arefesinde ne yazık ki bu süreç başladı. Bunu ben Sayın Biden’e de söyledim. Daha önce Sayın Obama’ya da söyledim. Burada demokratik sistem oturuncaya kadar kalmanızda fayda var demiştim. Ama çıktıkları anda işte mevcut yapının ne kadar demokratik olduğu ortaya çıktı. Çünkü bunların demokrasiyi anlaması, bunların demokratik parlamenter sistemi anlaması veya bunu yaşamaya başlaması herhalde daha uzun yıllar alacak. Öyle görünüyor.” (Sabah, 10 Ocak 2011)
ERDOĞAN’IN IRAK MESAJI
Başbakan Erdoğan iki önemli mesaj veriyor:
1. Erdoğan, işgalci ABD askerinin Irak’tan çıkmasını istememiş!
2. Erdoğan, Iraklıların demokrasiden anlamadığını ve kendi kendilerini yönetemeyeceğini idda ediyor!
Kuşkusuz bu talihsiz açıklama bizleri şaşırtmadı. Çünkü Erdoğan, ABD askerlerinin Irak’a saldırısı sırasında da tarihe kara bir leke olarak geçen şu sözleri söylemişti: “Kahraman çocuklarınızın anavatana en az kayıpla dönmesini umuyor ve dua ediyoruz.” (The Wall Street Journal, 31 Mart 2003)
Erdoğan, ABD askerlerinin Irak’tan çkilmemesini de, geçen yıllar içinde, her vesileyle dile getirmişti.
Peki Erdoğan’daki bu ABD askeri sevgisi nereden gelmektedir?
ARKADAKİ GÜÇ: ABD SÜNGÜSÜ
Erdoğan tam kırk yerde ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanı olduğunu söyledi. Haliyle eşbaşkanı olduğu projenin yürütücüsü de ABD askeridir! Daha da önemlisi, ABD askeri, Erdoğan’ın arkasındaki güçtür, onun siyasal dayanağıdır!
Erdoğan TSK’ye, arkasına ABD süngüsünü alarak savaş açmıştı!
Erdoğan’ın 1 Mart 2003’te 80 bin ABD askerini bir tezkereyle İskenderun’dan Hakkari’ye kadar yerleştirme arzusu da bu siyasal bağ nedeniyledir. Keza, Erdoğan’ın ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesine 2009’dan beri şiddetle itiraz etmesinin nedeni de budur!
İLK İŞARETLER
ABD askerlerinin Irak’tan çekilmek zorunda kalması, en çok Erdoğan’ı rahatsız etti. Zira Erdoğan, 10 yıllık iktidarını, 10 yıllık ABD süngüsüne borçlu! Sandık, oy, demokrasi sözleri… Geçiniz!
Erdoğan’ı sandığa ABD koymuş ve çıkarmıştır!
ABD askerlerinin 18 Aralık 2011 itibariyle Irak’ı terketmesi, kuşkusuz Erdoğan’ın iktidarını da sarsacaktır. Erdoğan ile Gül arasındaki cumubaşkanlığı yarışının fazlasıyla gürültü çıkarması, cemat ile Erdoğan arasındaki çelişmenin derinleşmesi, cemaat yazarlarının Erdoğan’ı sert üslupla hedef alması, MİT’e dair iddialar ve hatta Erdoğan’ın rahatsızlığı dahi, yeni dönemin ilk işaretleridir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
11 Ocak 2011

, ,

1 Yorum

İRAN’IN LATİN AMERİKA ÇIKARTMASI

Washington ile Tahran arasında bir yandan gizli görüşme süreci ilerliyor ama bir yandan da Hürmüz Boğazı’na ilişkin gerilim tırmanıyor… ABD Savunma Bakanı Leon Panetta’nın Hürmüz Boğazı geçişlerini kırmızı çizgi ilan etmesi yeni bir aşamaya işaret ediyor.
İran’ın geçişleri kapatma uyarısının ardından Batı’nın bulduğu yeni kanal açma projesi ise uygulanamaz görünüyor. Bloomberg’in haberine göre, Birleşik Arap Emirlikleri toprakları üzerinden açılması planlanan kanalın önünde pek çok engel mevcut. 3,3 milyar dolarlık projenin Nisan ayına kadar yetişmeyeceği belirtiliyor.
ASIL AMBARG DOLARA UYGULANIYOR
Öte yandan AB’nin İran petrollerine karşı aldığı ambargo kararı da Batı’nın toplam tutumu bakımından önem kazanıyor. Ancak AB içinde bu karara önemli itirazlar olduğu da belli, çünkü ambargo kararı var ama ambargonun ne zaman uygulanacağına yönelik bir tarih belirlenemedi.
Batı’nın İran petrollerine ambargo uygulayabilme ihtimalinden daha somut olan gelişme ise Doğu’nun ABD dolarına uyguladığı ambargodur. Son olarak Asya’nın üçüncü büyük devi Hindistan da, İran’la ticaretinde dolar kullanmaktan vazgeçti. Hindistan, artık İran’dan aldığı petrolün karşılığını kendi milli parası olan Rupi ile ödeyecek.
Kuşkusuz bu kararda etkisi olan ise AKP’nin Halkbank tutumudur. Çünkü Hisndistan, daha önce İran’a ödemeyi Halkbank üzerinden yapıyordu. AKP, Batı’dan daha hızlı ambargocu kesilip, Halkbank ödemelerini iptal ettirdi.
AKP, bir yandan Tahran karşıtı bu tür uygulamalara imza atarken, bir yandan da İran’ı Batı ile müzakere masasına oturtabilmek için uğraşıyor. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, BM Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesi ABD, Çin, Rusya, İngiltere ve Fransa ile Almanya’dan oluşan P5+1 ülkeleri ile İran arasındaki nükleer müzakerelerin devamı konusunda mutabakat sağlandığını ve görüşmelerin Türkiye’de olacağını açıklamıştı.
ABD AHMEDİNEJAD’IN ZİYARETİNDEN RAHATSIZ
İşte tüm bu yeni gelişmelerin ortasında İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad Latin Amerika ülkelerine davet edildi. Ahmedinejad, Venezuella’dan başlayarak Nikaragua, Küba ve Ekvador’da temaslarda bulunacak.
Ahmedinejad’a yönelik bu 5 günlük davet, ambargonun ABD ve bazı AB ülkeleriyle sınırlı kalacağının da işareti olarak görünüyor.
Kaldı ki, Tahran bu bölgeye ilişkin son yıllarda önemli bir diplomatik atak seferberliği başlatmış ve Klombiya, Nikaragua, Şili, Ekvador, Uruguay ve Bolivya’da büyükelçilikler açmıştı. İran’ın daha önce açtığı Küba, Arjantin, Meksika ve Venezuella büyükelçilikleri ile birlikte düşünüldüğünde, toplam olarak İran’ın Latin Amerika’da oldukça etkin olduğu ve bölgesel işbirliği geliştirdiği görülecektir. Tek başına Ahmedinejad ve Hugo Chavez’in karşılıklı ziyaret sayıları bile bu gerçeği göstermektedir. Yine İran ile Brezilya arasındaki kapsamlı işbirliği de, yeni dönemin resmidir.
Ahmedinejad, işte bu yeni dönem resmi içinde Latin Amerika’ya bir çıkartma yaparak, ABD ve bazı AB ülkelerinin ülkesine yönelik ambargo kararını tecrit etmeye çalışmaktadır.
ABD’nin bu çıkartmadan rahatsız olduğu da ortada. Nitekim ABD, Venezuella’nın Miami Başkonsolosu Livia Acosta Noguera’yı açıklanmayan bir nedenle istenmeyen kişi ilan etmiş ve ülkeyi terketmesi için kendisine 10 Ocak’a kadar süre tanımıştı.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Ocak 2012

, , ,

Yorum bırakın

ABD HAVLU ATTI

Yoğun gündem bazı gelişmeleri değerlendirmemizi erteletti; en başta da ABD’nin yeni savunma stratejisini…
ABD Başkanı Barrack Obama ile ABD Savunma Bakanı Leon Panetta, düzenledikleri basın toplantısında, Washington’un yeni savunma stratejisini açıkladı.
PENTAGON BAYRAĞI İNDİRDİ
Obama, ABD’nin havlu attığını ilan ettiği açıklamalarında 4 önemli vurgu yaptı:
1. Obama, ABD’nin 10 yıldır devam eden savaş dönemini kapadığını ve yeni bir sayfa açtığını söyledi.
2. Obama, ABD’nin dünyadaki temel gücünün kaynağının ülke içindeki ekonomik güç olduğunu belirtip, bunu yenilemeye yöneleceklerini söyledi. Obama, “buna mali durumumuza bir çekidüzen vermek de dâhil” dedi.
3. Obama, yeni ABD stratejisinin, “uzun dönemli askeri operasyonlarla ulus inşası” yaklaşımına son vereceğini ilan etti.
4. Obama, Pentagon’un artık “daha küçük, konvansiyonel kara güçlerine dayalı” bir ulusal güvenlik stratejisi izleyeceğini belirtti.
BOP İFLAS ETTİ
Bizce, önümüzdeki 10 yılda 450 milyar dolarlık kesintiye gitmesi zorunlu olan Pentagon’un bu yeni stratejisinin anlamı şudur: ABD, 2,5 savaş konseptini tamamen kaldırdı.
Aslında ABD’nin 2010 tarihli “Yeni Strateji”sinde, bu konseptin rafa kalktığı ortadaydı. Nitekim biz de 2010 Şubat’ında, Odatv’de, “ABD’nin 2,5 savaş konsepti tarihe gömüldü” demiş ve yeni belgede yer alan şu cümleye dikkat çekmiştik: “Artık bölgesel çatışmaları ABD güçlerinin boyutlandırılması, şekillendirmesi veya değerlendirilmesinde tek ve hatta ana şablon olduğunu söylemek uygun olmaz.”
2.5 konsepti, ABD’nin iki ülkede konvansiyonel savaş ve bir ülkede askeri varlık bulundurması üzerine kuruluydu. ABD, Irak’tan çekildi, Kosova’dan da 2 ay içinde çekileceğini açıkladı. Taliban’la müzakerelere hazırlanan ABD, Afganistan’dan geri çekilme takvimini ilan etti.
Kısacası ABD, Fas’tan Endonezya’ya kadar 24 ülkenin sınır ya da rejimini değiştirmek anlamına gelen Büyük Ortadoğu Projesi’ni gerçekleştiremedi! 20 günde Irak’ı işgal eden ABD, öngörmediği bir direnişle karşılaştı ve sonraki hedeflerine bu nedenle yönelemedi.
ABD, PASİFİK’E YÖNELİYOR
BOP’ta iflas eden ABD, nihai hedefine doğrudan yönelme kararı almışa benziyor.
Pentagon’a yakınlığıyla bilinen düşünce kuruluşlarındaki çeşitli analizlerde, takvimin Pekin lehine işlediği, zaman geçtikçe Çin’in ABD’yle boy ölçüşecek noktaya ilerlediği, ABD Ortadoğu bataklığındayken, Çin’in hızla askeri gelişmeler kaydettiği belirtiliyor…
Yani ABD, Büyük Ortadoğu’da zaman kaybetmektense, Çin’i Pasifik’te kuşatmayı önüne yeni görev olarak koyuyor…
ABD’nin Avustralya’ya 2500 asker çıkarma kararı da, bu kuşatma hamlesinin bir işareti olarak değerlendiriliyor.
Ancak, ABD’nin bu yeni stratejisi de başarısızlığa mahkûm. Çünkü her şeyden önce Çin’i kuşatmak diye önüne koyduğu görev, bir saldırı hamlesi değil, tersine savunma hamlesi…
Çünkü Çin, Pasifikte önemli hamleler yapıyor: Hong Kong’u anavatana katarak başlatılan “tek Çin” süreci Pekin’in ustalık dolu politikalarıyla ilerliyor; Tayvan sorunu ABD’nin elinden çıkmaya başladı bile… Çin, kapitalist dünyanın ikinci büyük ekonomisi olan Japonya’yla yakınlaşıyor. Pekin yönetimi, ABD işgali altındaki Afganistan’da büyük yatırımlar yapıyor; Pasifikteki ülkelerle imzaladığı ticaret anlaşmalarını, Washington’a karşı politik avantaja dönüştürüyor.
Kısacası, hamle yapan Çin, savunma yapan ABD’dir artık!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Ocak 2011

, , , , ,

1 Yorum

HEPİMİZ TERÖRİSTİZ!

Türk Ordusu, internet sitesi üzerinden hükümeti karalamakla ve onu yıkmaya çalışmakla suçlanıyor! TSK, bu suçu işleyebilmek için, aynı zamanda millete karşı psikolojik savaş uyguluyormuş!
Bu saçmalığın ciddiyet kazanması, tam da tersinden psikolojik savaşın uygulandığının resmidir: Türkiye, ıslak imza tartışması üzerinden, “bölücülüğe ve irticaya karşı mücadelenin” suç olduğuna inandırıldı, alıştırıldı!
Geçtik CHP’yi, Kemalist olduğunu iddia edenlerin bile lügatından düştü “bölücülüğe ve irticaya karşı mücadele” etme görevi.
Evet, görev diyoruz, çünkü bu, Kemalist Devrimin verdiği bir görevdir!
İNTERNETTEN TSK’YE PSİKOLOJİK SAVAŞ
TSK, AKP’yi internet üzerinden karalıyormuş! 40 yılın gazetecileri bile böyle yazıyor…
İlker Başbuğ daha Genelkurmay Başkanı olmadan, onunla ilgili internetten yapılan yalan ve karalama dolu yayınları uzaylılar mı üretti?
Komutanları gizlice dinleyip, konuşmalarını makaslayıp, farklı cümleleri birbirine monte edip, internete servis edenler Tanzanyalı mıydı?
Yaşar Büyükanıt’ın Yahudi olduğu yalanını internete servis ederek, Genelkurmay Başkanlığını engellemek isteyenler, demokrasi kelebeği miydi?
MİT, HERKESİ DİNLEMEK İSTİYOR
Yoğun gündemde kaynadı gitti, üzerinde durulmadı, bugün biz dikkat çekelim:
MİT Müsteşarı Hakan Fidan, bildiğiniz gibi uygun gördüğü gazete ve tv’lerin yetkililerini Yenimahalle’de ağırladı. Onlar da karşılığında, ertesi gün Hakan Fidan’dan ne kadar etkilendiklerini yazdılar.
Ancak ertesi günkü yazılarında, arada kaynayan, pek dikkat çekmeyen, şöyle bir cümle de vardı: “Türkiye’de dinlemelerin mahkeme kararıyla olduğunu da aktaran Fidan, Avrupa’da birçok ülkede ve ABD’de istihbarat birimlerinin daha geniş yetkilere sahip olduğunu hatırlattı.” (Zaman, 6 Ocak 2012)
Yani, Genelkurmay Elektronik Sistemler Başkanlığı’nı da bünyesine alan MİT, artık mahkeme kararı olmadan, istediği herkesi dinleyebilme yetkisi istiyor!
NEREDE KUVVETLER AYRILIĞI?
Em. Org. İlker Başbuğ’un, silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmekle suçlanıp, tutuklanmasıyla ilgili açıklama yapan hükümet temsilcisi Beşir Atalay’ın açıklamasında ilginç bir ayrıntı vardı, bilmem dikkatinizi çekti mi?
Başbakan Yardımcısı Atalay şöyle diyor: “Başbuğ’u biz atadık. Ayrıntıları ve dosyanın içinde neler var, bilmiyorum. Çok uzun zaman birlikte çalıştık. Adalet sistemi doğru yorumlanırsa doğru yanlış ayrılır. Yargının iyi işlemesini beklemek gerek. Türkiye’de çok büyük normalleşme var. Algılama çok değişti. Bakışlar çok farklı, yanlışsa yanlış. Biz yeri gelince yargı, yasama, yürütmenin ayrımına varıyoruz. Bu ayrım çok önemli. Yargının gecikmesi sorunu var. Yargılamanın gecikmesinden yargı da şikâyetçi…” (Vatan, 7 Ocak 2012)
Tekrar altını çizelim. Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay diyor ki, “Biz yeri gelince yargı, yasama, yürütmenin ayrımına varıyoruz.”
Yargı, yasama ve yürütmenin ayrılığı, yani kuvvetlerin ayrılığı, demokratik devlet yönetimini düzenler… Türkiye’nin yönetim yapısı bu esasa dayanır; Anayasal düzen dedikleri, tam da budur. Ancak AKP Hükümeti, bu ayrıma “yeri gelince” varıyormuş!
SUÇ VE SUÇLU
Aslında suç da belli, suçlu da…
Türk Ordusu, “silahlı terör örgütü” olmakla suçlanıyor!
İnanırsak, hepimiz terörist olacağız!
Ki zaten TSK terör örgütüyse, hepimiz teröristiz!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
8 Ocak 2011

, , ,

Yorum bırakın

HEDEFTE 5 GENELKURMAY BAŞKANI VAR

PKK’nin tanık, TSK’nin de sanık yapıldığı Ergenekon soruşturması süreci, aşağıdan yukarıya tırmandırılarak Genelkurmay Başkanı’na kadar vardırıldı.

Em. Org. İlker Başbuğ‘un tutuklanması, Ergenekon’da bir Genelkurmay Başkanı’nın ilk defa tutuklanmasından daha çok, onun şahsında TSK’nin tümden terör örgütü diye suçlanması bakımından önemli…

Bu ilk olma durumunun, tersinden de bir ilk oluşturmasını ve Türk Ordusu’nun “hukuka saygı” diyerek ABD tertibine direnilemeyeceğini öğrenmiş olmasını arzuluyoruz. Zira ABD, operasyonu Başbuğ‘da durdurmayacak!

AYDINLIK UYARMIŞTI

Aydınlık arşivini açalım:

Tarih, 31 Ağustos 2008. 1102 sayılı Aydınlık dergisinin kapağı şöyle: “5 Genelkurmay Başkanı Ergenekon’la suçlanıyor.

Devam edelim… Tarih, 5 Temmuz 2009. 1146 sayılı Aydınlık dergisinin kapağı günümüze ışık tutuyor: “Fethullahçı Gladyo’nun ‘8. darbe’ senaryosu sahnede! Hedef Org. Başbuğ.

Kısacası, saldırı açık açık geliyor ama Türk Ordusu, “hukuka saygı”da mevzileniyordu.

GENELKURMAY BAŞKANLARI NEDEN HEDEF?

ABD’nin hedef aldığı Genelkurmay Başkanları Org. NecipTorumtay, Org. İsmail Hakkı Karadayı, Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu, Org. Yaşar Büyükanıt ve Org. İlker Başbuğ‘du…

Birincisi yaşamını yitirdi; ABD, beşincisinden başladı.

Peki bu komutanlar neden ABD’nin hedefiydi?

Org. Necip Torumtay, Cumhurbaşkanı Özal‘dan gelen Irak’a girme emrini uygulamamak için istifa etmişti.

Org. İsmail Kakkı Karadayı döneminde Türk Ordusu, Kuzey Irak’a, yani ABD’nin egemenlik alanına 35 bin askerle girdi ve kukla devleti büyük oranda dağıttı! Harekatın düzenlendiği Mart 1995 tarihi, aynı zamanda TSK’nin ABD’ye silahla direnmeye başladığı tarihtir.

Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu, Ocak 2002’de dost-düşman tarifi yapmıştı: “Bir taraftan soğuk savaşın eski düşman ülkeleri ortak çıkarlar için işbirliği yaparken, diğer yanda yıllarca dost ve müttefik olduğumuz ülkeler, Türk ulusunun bekaasına yönelik terörizme destek verdiği görülebilmektedir.

Org. Yaşar Büyükanıt ise ABD’nin terördeki rolüne dikkat çekmişti: “ABD Kuzey Irak’a konuşlanırsa, terörü de beraberinde getirebilir.”

Org. İlker Başbuğ, Irak’ın kuzeyinden gelen tehdide karşı İran’la işbirliği konusunda şunları söylemişti: “İran’la koordineli vurduk, gerekirse yine yaparız. İran’la istihbarat paylaşıyoruz. Onlar harekata başladığında, biz de yapıyoruz. Bilgi de paylaşıyoruz. Sınırın İran tarafından onlar, Türkiye tarafından biz operasyon düzenliyoruz.”

Beş Genelkurmay Başkanı, toplamda tehdidin kaynağını saptamış ve tehdide karşı bölgesel işbirliği içine girmişti. Kısacası, beşinin toplamı, ABD’ye karşı İran’la ve diğer komşularla ittifakı temsil ediyordu.

KURMAY ZAAFI

Ancak son iki Genelkurmay Başkanı döneminde ciddi zaaflar oluştuğunu da söylemeliyiz. Bu dönemde TSK, PKK’ye karşı ABD’yle “ittifak” çizgisine girdi, anlık istihbarat paylaşımı adı altında terörizmle mücadelenin en kilit unsurunu “müttefikine” teslim etti! Dahası, ABD’nin Avrasyacı subaylara karşı başlattığı tertibi, “hukuka saygı” diyerek izledi.

Em. Org. İlker Başbuğ‘un mahkemedeki savunmasında hâlâ “ben hep kanunların çizgisinde oldum” demesi, kurmay zaafının sürdüğünün göstergesidir.

Teğmenini teslim eden Genelkurmay Başkanı’nın generalini de koruyamadığı bir sürece dönüşen bu soruşturma, gelip en sonunda TSK’nin komutanını da esir aldı.

Esir diyoruz, çünkü bunun bir Türk-Amerikan savaşı olduğunu ve Türk subaylarının teker teker savaş dışı bırakıldığını görüyoruz. O savaş bugün Kuzey Irak cephesinde yoğunlaşmıştır; Suriye, Ermeni meselesi ve Kıbrıs cephelerinden de desteklenmektedir. Türkiye, bölünme anayasasıyla, milli devlet olmaktan çıkarılmak istenmektedir.

Türk Ordusu şu gerçeği unutmamalı: Milli devletler, orduları direndikçe vardır. SSCB, Rus Ordusu direnmediği için dağıldı!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Ocak 2012

, , , ,

1 Yorum

ORG. ÖZEL’DE ÖNEMLİ AYRINTILAR

İki ay öncesine dönelim bugün…

Önce Neçirvan Barzani, ardından da Mesud Barzani Türkiye’ye davet edilmiş ve en üst düzeyde ağırlanmışlardı. AKP Hükümeti’nden gazetelere servis edilen haberler, manşetleri süslüyordu. “Barzani, Türkiye’yi PKK’den kurtarmaya geldi” diyenden, “Barzani’yle PKK’ye karşı ortak operasyon dönemi” diyene kadar, özel manşetler, özel haberlerdi bunlar…

Mesud Barzani, Türk kamuoyuna kurtarıcı gibi sunulmuştu adeta…

BARZANİ’DEN HİÇ YARDIM YOK

Ve düne gelelim.

Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel, Milliyet‘ten Fikret Bila‘ya önemli açıklamalar yaptı. Org. Özel diyor ki: “Bugüne kadar, Irak Merkezi Hükümeti ve IKYY’den henüz somut bir destek alabilmiş değiliz.

İki ay önceki manşetleri yalanlayan Org. Özel, Barzani‘den, değil ortak operasyon, istihbarat katkısı bile gelmediğini belirtmiş oluyor.

Bu arada Org. Necdet Özel‘in IKYY olarak kısalttığı kavramın, “Irak Kürdistanı Yerel Yönetimi” değil de, “Irak’ın Kuzeyindeki Yerel Yönetim” olduğunu varsayıyoruz…

Org. Necdet Özel‘in PKK’yle mücadele konusunda söyledikleri arasında dikkat çeken bir diğer önemli ayrıntı da, TSK’nin PKK’lilere “terörist demeyi arzulamadıklarını” belirtmesidir.

Bu önemli ve olumlu değişikliğe karşın, Org. Özel‘in belirttiği, TSK’nin “terörle mücadeleden”, salt “teröristle mücadeleye” indirgenmiş görev tanımı, Türkiye için olumsuzdur!

AKP’NİN KIRMIZI ÇİZGİSİ OLMAMIŞ

Yine iki ay öncesine dönelim.

Füze Kalkanı konusu bütün ağırlığıyla gündeme geldiğinde Ahmet Davutoğlu yönetimindeki Dışişleri Bakanlığı beş adet kırmızı çizgi çekmişti anımsayacağınız gibi.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Tayyip Erdoğan da bizzat güvence vermişti: “Komuta merkezinde bir Türk general yetkili olacak” diye, “bizden habersiz füze kullanılmayacak” diye, “butona biz basacağız” diye…

Yine düne dönelim ve Genelkurmay Başkanı’nın bu konudaki açıklamasına bakalım: “Füze savunması komuta ve kontrolünde Almanya’daki merkezde görev alacak bir subayın general düzeyinde olmasına yönelik faaliyetlerimiz NATO içinde yoğun bir şekilde devam etmektedir.”

Demek, AKP’nin “komuta merkezinde bir Türk general olacak” kırmızı çizgisi, aslında hiç olmamış!

TSK’NİN SURİYE DEĞERLENDİRMESİ

Öte yandan Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel‘in açıklamalarında dikkatimizi çeken başka ayrıntılar da oldu. Örneğin Org. Özel‘in Suriye açıklamaları, genel gidişata aykırı gibi duruyor.

Başbakan Erdoğan‘ın bile söz değiştirip, daha önce söylediğinin tersine, bu ülkedeki gelişmeleri Suriye’nin iç meselesi olarak gördüğünü açıkladığı şu günlerde, Org. Özel‘in şu sözleri manidar geldi:

“Suriye’de yaşanabilecek olumsuzluklar nedeniyle, sınır komşusu olan ülkemize gelen sığınmacıların sayısında artış olabileceği değerlendirilmiş ve gereken tüm önlemler alınmıştır.”

Suriye’de henüz hiçbirşey yokken, AKP hükümeti de benzer değerlendirmeyi yapmış ve Hatay’a çadırkent kurmuştu anımsayacağınız gibi. Sonra toplam 15 bin Suriyeli bu kampa gelmiş ama kısa zamanda geri dönüşler başlamıştı, kamp yarı yarıya boşalmıştı…

TSK’nin yeni sığınmacı geleceğini değerlendirmesi, umarız, sadece hatalı bir değerlendirme ya da başarısız bir öngörüdür! Aksi, akıllara başka değerlendirmeler de getirecektir çünkü…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Ocak 2011

, , , , ,

Yorum bırakın

SÜNNİ KARTI, BAŞARISIZLIĞA MAHKÛM

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun dış politikada artık Sünni kartını açık bir araç olarak kullanacağını yazmıştık dün…

Peki, “komşularla sıfır sorun”da sıfır başarı elde eden Davutoğlu’nun, Sünni kartla bir başarı elde etmesi mümkün mü?

AKP için başarının ölçütü, daha doğrusu Sünni kartla hedeflenen; Şii karşıtlığı temelinde Sünni kuvvetlere liderlik yapmaktır.

Mümkün müdür? Saptamadan önce olguları sıralayalım:

SÜNNİ KARTIN ASIL SAHİBİ ABD

1.)  İran’a karşı mevzilenmenin aracı olan Sünni kartı bölgenin ya da Türkiye’nin değil, ABD’nin kartıdır. Bölgede ABD adına “Ilımlı İslamcılık” yapmakla suçlanan AKP’nin, Sünni liderlik oluşturması gerçekçi değildir.

2.) Her kart, kartı destekleyen kuvvetin büyüklüğüne göre değerlenir. Irak’ta 160 bin Amerikan süngüsü varken gerçekleştirilemeyen hedefler, süngüsüz hiç gerçekleştirilemez!

Sünni kartın uygulanacağı Irak’ta, Başbakan Nuri El Maliki, Sünni grupları da kapsayan çok geniş bir ittifak oluşturmuş ve bunu, Irak’ın milli birliği temelinde değerlendirmeye başlamıştır.

3.) Türkiye ile İran nesnel olarak müttefiktir.

4.) İran’a karşı mevzilenmenin aracı olan Sünni kartı, geçerli bir araç değildir. Zira İran Şiilik temelinde değil, ulusal ve bölgesel çıkarları temelinde politika geliştiriyor ve bu doğrultuda Sünni Hamas’a da destek veriyor!

5.) Türkiye, Sünni kartını destekleyecek siyasal bir merciye sahip değildir. Mekke ve Medine, Selefi Suudi Arabistan için siyasal bir mercidir. El Ezher Üniversitesi, Mısır için siyasal bir mercidir. Kum, Şii İran için bir siyasal mercidir. Laik Türkiye’de böylesi bir siyasal merci yoktur.

İNİSİYATİF İRAN’DA

6.) Bölgede inisiyatif İran’dadır. İran, eline geçirdiği siyasal üstünlüğü iyi kullanmaktadır. Tahran’ın son 15 günde ABD’ye Hürmüz Boğazı resti çekmesi, Basra’da büyük bir askeri tatbikat yapması, uzun menzilli füze denemesi ve Basra’dan geçen hafta çıkan ABD uçak gemisinin bir daha gelmemesini istemesi anlamlıdır, önemlidir.

Nükleer çubuğun üretilmesi ise başlı başına bir gelişmedir. Zira ABD-İsrail yıllardır, nükleer çubuğu üretemeden İran’a saldırabilmenin peşindeydi…

Afganistan’da Taliban’la müzakere yolları arayan Washington’un, Tahran’la da diplomatik ilişki peşinde olduğu artık sır değildir.

7.) AKP, içeride güç kaybı eğilimine girdi.

AKP’de Erdoğan sonrasının kavgaları başladı. Erdoğan’ın Cemaatle arası açılıyor. Üstelik parti önüne koyduğu en önemli hedef olan “Yeni Anayasa” konusunda ciddi bir ilerleme sağlayamadı.

Ekonomik gidişat, enflasyonun çift hanelere dönmesi, AKP ekonomisinin panzehiri olan sıcak para ve döviz sıkışıklığı gibi faktörler de Erdoğan-Davutoğlu ikilisini zorluyor.

BÖLÜNME DEĞİL, BİRLEŞME EĞİLİMİ VAR

8.) Bölgede artık en geniş ve diri ittifaklar, Amerikan karşıtlığı temelinde olacaktır.

9.)  “AKP için başarının ölçütü; Şii karşıtlığı temelinde Sünni kuvvetlere liderlik yapmaktır” demiştik. Ancak bu hedefin, sonuç olarak, bölge için bölücü bir hedef olduğu ortadadır. Oysa bölgede, hâkim gidişat bölünme değil, birleşme yönündedir.

SONUÇ

Tüm bu olgular bizi tek bir saptamaya götürüyor: AKP hükümetinin Sünni bir kartla bölgede ABD adına başarılı olması mümkün değildir.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
5 Ocak 2011

, ,

Yorum bırakın

DAVUTOĞLU’NUN SÜNNİ KARTI

Yılın son haftası yapılan dördüncü büyükelçiler toplantısı, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu‘nun Ortadoğu konusunda artık açık oynayacağı karta işaret etti: Sünni kartına…

Bülent Arınç, Ali Babacan ve Bekir Bozdağ‘dan başlayarak kabinenin neredeyse tüm bakanlarının konuşma yaptığı toplantılarda, büyükelçilere hitap eden en sıradışı kişi ise Diyanet İşleri Başkanı Prof. Mehmet Görmez‘di.

DIŞ POLİTİKADA YENİ ARAÇ

Prof. Görmez‘in neler söylediğine geleceğiz ancak Diyanet İşleri Başkanı’nın büyükelçilere hitap etmesinin, öncelikle dinin, dış politikada açık araç olarak kullanılacağı anlamına geldiğinin altını çizelim.

Zaten Mehmet Görmez de, uluslararası ilişkilerde dinin öneminin arttığını söyleyip, “katı” laik uygulamalardan yakınmış. Görmez, dinin dış politikadaki gerekliliğine örnek olarak da Vatikan’ın önemini ve AB Anayasası tartışmalarını göstermiş.

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Görmez, ardından da konuyu bölgedeki mezhep tartışmalarına bağlamış ve açıkça İran’ı uyarmış: “Körfez’de Şia, İslam’ın geleneksel Doğu-Batı gerilimindeki rolünde hamilik üstlenmektedir.” (Zaman, 3 Ocak 2011)

‘S. ARABİSTAN DEĞİL, TÜRKİYE’

Ortadoğu’da Şii’lik üzerinden İran’a karşı çıkan Prof. Görmez, Selefilik üzerinden de Suudi Arabistan’a dokunduruyor: “Modern zamanların ürünü olarak öne çıkan dini metinleri hayatın gerçeklerinden kopararak kanun metni haline getiren Selefiliğin yer yer ekstrem çıkışları da Şia karşısında İslam’ın Sünni temsiline aday görünmektedir. Şia’nın Batı karşısında İslam’ın temsiline soyunması, Selefi Vehhabiliğin de farklı versiyonları üzerinden Şia karşıtı Sünni hegemonik bir güce dönüşme arzusu asla ihmal edilmemesi gereken politik bir alan üretmektedir.”

Aslında Prof. Görmez, Selefi Suudi Arabistan’ın değil, Sünni Türkiye’nin Şii İran karşısında durması gerektiğini söylüyor; Türkiye’nin Sünni kimlikle, Ortadoğu’ya liderlik yapması gerektiğini belirtiyor.

REKTÖR’ÜN ÇIKIŞI

Diyanet İşleri Başkanı’nın büyükelçilere yaptığı bu konuşmadan hemen sonra, AKP’ye yakınlığıyla bilinen bir rektörün Şia karşıtı sözlerinin gündeme gelmesi, anlamlı.

AKP’nin dış politikasına uygun ortadoğu analizleriyle tanınan  Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sedat Laçiner, TRT‘de dikkat çeken sözler sarfetti: “Sadece Irak da değil bakın, Körfez’de de Şii’ler var. Suudi Arabistan ve Kuveyt için, Ürdün için, Mısır için bir insanın Şii olması Hıristiyan olmasından kötü. Çünkü Hıristiyan nihayetinde ehli kitaptır; üç dinden bir tanesindendir; Allah onu dilerse selamete de erdirebilir, cennete de koyabilir. Şii ise, sapkınlık var orada, dini bozmaya çalışmak var… Irak’ta Şiiler ve Sünniler özellikle işgalden sonra birbirlerine olan nefretlerini daha bir açığa çıkardılar.”

Şİİ – SÜNNİ AYRIMI KİME YARAR?

Anlaşılıyor ki, İran’a karşı mevzilenen AKP iktidarı şimdi de Şii – Sünni ayrımı temelinde İran karşıtlığı yapacak. Bakalım AKP,  ABD’nin bölgeyi karşıt kamplara bölme hedefli bu politikasına taşeron olmayı muhafazakar tabanına nasıl yutturacak?

Çünkü Başbakan Erdoğan‘ın daha önce Suriye’de “Alevi – Sünni çatışması” işareti vermesi, AKP’de kırılma yaşatmıştı.

Mehmet Ali Güller

Aydınlık Gazetesi

4 Aralık 2011

, ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın