Posts Tagged İngiltere
ABD ‘dostluğunun’ maliyeti
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 11/09/2025
Türkiye’de planlı yazı yazmak ne mümkün!
Önceki yazımı, “Çin’in Xinjiang-Uygur Özerk Bölgesine yaptığımız geziyle ilgili izlenimlerime devam edeceğim”, diye bitirmiştim. Çin’den döner dönmez, CHP’ye polis ablukası nedeniyle, kendimi Tele1’de 5 saatlik canlı yayında buldum.
İsrail’in Katar’da Hamas’ı vurması, ABD’nin Venezuela’ya saldırmaya hazırlanması başta birçok önemli dış konu da var. O nedenle hepsini birden yorumlamaya çalışacağım.
ABD-İsrail tuzağı
İsrail, Katar’da Hamas heyetini vurdu. Ama asıl büyük alçaklık, ABD-İsrail işbirliğiyle kurulan tuzaktı!
Trump’ın son ateşkes önerisini konuşmak üzere Hamas Siyasi Bürosu yetkilileri Katar’ın başkenti Doha’ya davet ediliyor. Haberli İsrail, Doha’da Hamas yöneticilerini vuruyor. ABD ise Katar savunmasını engelleyerek İsrail’in saldırısını kolaylaştırıyor.
Böylece ABD ve İsrail ikilisi, dünyanın görüp görebileceği en ahlaksız, en alçak ikilisi konumuna iyice yerleşmiş oluyor!
Patriot’la savunma olmaz
Bu alçaklığın bizi ilgilendiren kısmı ise şu:
Biliyorsunuz, ABD’nin Katar-Doha’daki askeri varlığı oldukça büyük. Patriot füze savunma sistemleri de var, uçaklar da, binlerce asker de…
Ama İsrail’in bu saldırısı sırasında hiçbiri Katar topraklarını savunmadı, tersine Katar’ın savunma yapabilmesini önledi. Benzer durumu ABD’nin her an her “müttefiki” yaşayabilir.
Örneğin Türkiye parasıyla Patriot almış olsa, ABD, istemediği takdirde onların harekete geçmesi mümkün değil. İşte S-400 bu nedenle önemliydi. Dahası, ilk ihale iptal edilmese ve Çin’in füze savunma sistemi alınmış olsaydı, teknoloji transferi de alınmış olacaktı. Böylece Türkiye kendi savunma sistemini daha kolay yoldan yapabilecekti. Çünkü son tahlilde Türkiye’nin en iyi savunması, ulusal savunma sistemleriyle yapılabilir.
Gerçi Kissinger’in 1968’de Nixon’un başkan seçilmesinin ardından, ülkesi ABD’nin Vietnam’daki rolüne dair bir göndermeydi şu sözü ama çok şey anlatır: “ABD’nin düşmanı olmak tehlikeli olabilir ama dostu olmak ölümcüldür.”
ABD’nin Venezuela yalanı
İşte “dostluğunun” maliyeti böylesine yüksek olan ABD, şimdilerde çok önemli bir isimlendirme değişikliğine gitti. Trump yönetimi Savunma Bakanlığı’nın ismini Savaş Bakanlığı diye değiştirdi. Elbette ABD açısından Savaş Bakanlığı, Savunma Bakanlığına göre daha gerçekçi ama en doğrusu “Saldırı Bakanlığı”dır!
Emperyalist ABD, bugünlerde Venezuela’ya saldırı hazırlığında. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, bölgeye gönderilen ABD deniz piyadelerine şöyle seslendi: “Karayiplere eğitime değil, cephe hattına gidiyorsunuz.”
Emperyalist ABD’nin Venezuela’ya saldırı gerekçesi ise sözde uyuşturucuyla mücadele! Oysa dünyanın en büyük uyuşturucu mafyası CIA’dır; uyuşturucu baronları CIA’nın kontrolündedir.
Ama son olarak Doha’da “alçaklık” yapan bu emperyalist güç için yalan söylemek, sıradan bir durumdur. Irak’ı “Iraklılara demokrasi getirmek” yalanıyla işgal etmedi mi? Saddam Hüseyin’in kitle imha silahları olduğu yalanını söylemedi mi?
ABD-İngiltere’nin Uygur yalanları
Uygur yalanları da ABD imalatıdır. ABD-İngiltere ikilisi Uygurların dilini konuşamadığını dünyaya servis eder, ibadetlerini yapamadığını propaganda eder. Uygur Türklerinin Çin’den ayrılmasını ister ama Rumlardan ayrılmış Kıbrıslı Türklerin Rumlarla birlikte yaşamasını zorlar. Çünkü derdi Türklerin durumu değildir, emperyalist çıkarlarıdır. Doğu Akdeniz’deki çıkarı Kıbrıs Türklerinin Rumlarla yaşamasıdır ama Asya’daki çıkarı Uygur Türklerinin Çin’den kopmasıdır.
Nedeni için haritaya bakmanız yeterli: Uygur bölgesi ve Kaşgar, Çin’in Batı kapısıdır. Ortadoğu Körfezinden çıkan Çin petrol gemileri, Körfezin hemen ağzındaki Pakistan’ın Gwadar Limanına petrolü boşaltmaktadır. Petrol, boru hattıyla Gwadar’dan doğrudan Kaşgar’a çıkmaktadır. Böylece ABD’nin Hint Okyanusunda kurduğu çeşitli barikatlar gereksiz hale gelmektedir.
ABD, bu başta birkaç nedenle, Uygur ayrılıkçılığı kışkırtmaya çalışmakta, Çin’i bu yolla zayıflatmak istemektedir. Nafile! Atlantik’in kırk yalanı, Xinjiang-Uygur Özerk Bölgesindeki tek gerçeğin üstünü örtemez!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
11 Eylül 2025
İngiliz anahtarı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 23/08/2025
Macaristan Başbakanı Viktor Orban mektubunda şöyle diyordu: “Beş gün önce, Alaska‘da Trump ve Putin arasındaki tarihi görüşmeden hemen önce, Ukrayna, Rusya’daki Drujba petrol boru hattına İHA saldırıları düzenledi. Bu boru hattı, ham petrol ithal etmek için başka bir yolu bulunmayan Macaristan ve Slovakya’ya petrol tedarik ediyor.”
Trump’ın Orban’a yanıtı şöyle oldu: “Viktor, bunu duymak hoşuma gitmedi. Bundan dolayı çok kızgınım. Slovakya’ya da söyle. Sen benim büyük dostumsun.” (Sputnik, 22.8.2025)
Ukrayna’ya asker gönderme çatışması
Trump’ın Putin’le görüşmesinden hemen önce, Zelenski’nin bir nevi son çırpınışıydı bu sabotaj. Ukrayna’nın İHA’lar ile Drujba petrol boru hattına düzenlediği saldırı, kuşkusuz, ne sürecin gidişatını değiştirebilir ne de adı geçen ülkelerin tutumunu…
Macaristan da Slovakya da başından beri bu meselede AB içinde daha dengeli tutum izleyen ülkelerdi. O nedenle bu sabotaj, Ukrayna’nın iki ülkeyi kızdırmasından öteye gitmeyecektir.
Peki o zaman neden yapıldı? Bu soruya doğru yanıtı bulabilmek, sabotajın arkasındaki asıl kuvveti çözümlemeye bağlı.
Daha önceki sabotajlarda, Kuzey Akım’a saldırılarda asıl fail ABD’ydi. Bu kez İngiltere görünüyor. Zira “Rusya’ya karşı Ukrayna savaşını sürdürebilme” çizgisinin sahibi Londra. Londra’nın bu sabotajla maksadı ise daha çok AB içindeki “Ukrayna’ya asker gönderme” tartışmasıyla ilgili.
Londra’nın Gönüllüler Koalisyonu
Anımsayacaksınız, Trump’ın başkan seçilmesinin ve Ukrayna-Rusya savaşında farklı pozisyon alacağını ilan etmesinin hemen ardından İngiltere öne çıkmış ve ABD’nin yeni tutumuna karşı, “Geniş Avrupa’dan” Gönüllüler Koalisyonu oluşturmuştu. Ve Londra, Ankara’yı da bu koalisyona dahil etmişti.
Ankara’nın önüne konulan havuç ise Türkiye’nin Avrupa Güvenlik Mimarisinin bir parçası olmasıydı. İktidar buna dünden hazırdı ve Erdoğan, “Türkiye olmadan Avrupa’nın güvenliği sağlanamaz” iddiasını savunuyordu.
Oysa bu Türkiye’ye tuzaktı ve tuzağa düşüldüğünde, AB’ye jandarmalık anlamına gelecekti. Çünkü Türkiye AB üyesi olmayacaktı ama Avrupa’nın güvenliğini sağlayacaktı!
Macron-Erdoğan görüşmesi
Tuzak sürüyor. Şimdi Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron üzerinden çağrı geldi; Türkiye’den “Ukrayna’ya asker göndermesi” istendi.
İngiltere ve AB, Ukrayna’yı Rusya’ya karşı savunma hattı ilan ediyor, AB’nin bazı ülkeleri asker göndermiyor ama AB üyesi olmayan Türkiye, Ukrayna’ya asker göndermek istiyor!
Evet, istiyor ne yazık ki… Milli Savunma Bakanlığı, bu tartışmalar ilk başladığında, yaptığı “önce kapsamı bir belli olsun” özetli açıklamasıyla, Ukrayna’ya asker göndermeye yeşil ışık yakmıştı zaten.
Işık hakikaten de yeşildi. Karşılığında Türkiye’ye uçak satışına izin verilmesi türünden ön anlaşmalar vardı. Türkiye’nin gayriresmi AB toplantılarına davet edilmesi türünden “ıslak diplomasi” vardı.
İngiltere’nin sabotajcısı
Yeniden sabotaja dönersek, Zelenski, Alaska Zirvesinden hemen önce Macaristan ve Slovakya boru hatlarını vurarak, Ukrayna’ya güvenlik garantisinin nasıl sağlanacağı konusunda çatışmaya “İngiliz anahtarı” sokmuş oluyor.
Konu bazı AB ülkelerinin Ukrayna’ya kesinlikle asker göndermeyeceğini söylemesiyle sınırlı değil sadece. İngiliz basınının yazdığına göre masada dört ayrı seçenek var. Dört seçenek de İngiltere’nin asli rolüne işaret ediyor öncelikle. Ama aynı zamanda bu türden sabotajlara başvurmaları, dört seçenekle de bir sonuç alamayacaklarını gösteriyor.
ABD olmadan, İngiltere ve AB’li ortaklarının Ukrayna’da savaşı sürdürebilme şansı yok. Zelenski boynundaki ipin ucunu Washington’dan Londra’ya vererek ne kaybettiklerini geri alabilir artık, ne de kendisine sağlam bir siyasi gelecek çizebilir.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
23 Ağustos 2025
Ukrayna için en sağlam güvenlik garantisi
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 21/08/2025
ABD Başkanı Donald Trump, Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı Alaska Zirvesi’nin ardından, Ukrayna Devlet Başkanı Vlodimir Zelenski ve Avrupalı liderler ile NATO ve AB şeflerini Beyaz Saray’da topladı.
Fotoğraflara bakınca “topladı” kelimesi hafif kalıyor. Çünkü görüşmeler daha çok Atlantik şefinin, vasal muamelesi yaptığı müttefiklerine “neler yapılacağını dikte etmesi” havasında geçti.
Rusya’nın Ukrayna’nın ne kadarını işgal ettiğini gösteren haritanın Oval Ofis’te sergilenmesi bile tek başına olanları ve olacakları anlatmaya yetiyor aslında.
Barışın üç başlığı
Trump ve Putin’in üzerinde uzlaştığı ve Trump’ın şimdi Avrupalılara dayattığı “barış anlaşması” temelde üç başlıktan oluşuyor..
Bu başlıklar 1) toprak tavizi, 2) savaşın ana nedeninin ortadan kaldırılması ve 3) güvenlik garantileri şeklinde…
1) Toprak tavizi:
a) Ukrayna Kırım iddiasından vazgeçecek. Avrupa da bunu kabullenecek.
b) Ukrayna, büyük kısmı Rusların egemenliğine geçen Donbas’ı bırakacak.
2) Savaşın ana nedeninin ortadan kaldırılması:
a) Ukrayna NATO’ya girmeyecek. (Trump’ın, ABD, NATO ve SSCB anlaşmalarına atıfla bunu ifade etmesi kritik önemde.)
b) Ukrayna zamanla AB’ye girebilir. (Rusya başından beri Ukrayna’nın AB üyeliğine değil NATO üyeliğine karşı çıkıyordu zaten.)
Güvenlik garantileri meselesi
3) Güvenlik garantileri:
a) ABD Ukrayna’ya güvenlik garantisi olarak uçak ve hava savunma sistemi ağırlıklı 90 milyar dolarlık silah satacak.
b) Ukrayna’nın güvenlik garantisi olarak alacağı bu silahların finansmanını Avruplılar karşılayacak.
c) İngiltere, Almanya ve Fransa güvenlik garantisi kapsamında Ukrayna’ya asker gönderecek. (ABD Ukrayna’ya kesinlikle asker göndermeyecek.)
Avrupa’nın ABD’siz yapabileceği bir şey yok
Avrupalılar açısından gerçek şu ki ABD’nin olmadığı bir Ukrayna savaşını sürdürebilmeleri mümkün değil. Dolayısıyla ABD askerlerinin olmadığı şartlarda İngiltere, Almanya ve Fransa askerlerinin varlığı, Rusya açısından büyük sorun anlamına gelmiyor. Kuşkusuz Rusya onların da varlığını kolay kolay kabul etmeyecektir.
Avrupalı liderler de bunun farkında ve o nedenle NATO’nun 5. maddesine benzer, ABD’nin de desteğini alacak bir güvenlik garantisi peşindeler. Bu nedenle İngiltere’nin öncülüğünde kurulan Gönüllüler Koalisyonunu sürece aktif katmak istiyorlar. (Bu Türkiye’nin de kısmen sorumluluk alması anlamına geliyor.)
Ukrayna’nın vasallığı sorunu
Ukrayna için en sağlam güvenlik garantisi, Ukrayna’nın NATO üyesi olmayacağının garanti edilmesidir. Savaşın ana nedeninin ortadan kalkması, Ukrayna için en büyük güvenlik garantisidir.
Avrupalıların Ukrayna’daki askeri varlığı, Ukrayna için güvenlik garantisi anlamına gelmeyecektir, tersine Ukrayna’yı Avrupa’nın sömürgesi haline getirecektir.
ABD iki yıl boyunca Ukrayna’ya verdiği yardımların karşılığında nasıl “nadir element” anlaşması yaparak bu ülkenin madenlerine kısmen el koyduysa, Avrupalı ülkeler de zamanla finansmanını sağladıkları silahların karşılığını Ukrayna’dan çıkaracaktır.
Avrupa Ukrayna’yı tampon olarak görüyor, AB liderleri açık açık “Ukrayna ordusu Avrupa’nın ilk savunma hattıdır” diyor. Bu anlayış Ukrayna’nın güvenliğini garanti etmez, tersine Ukrayna’yı vasallaştırır.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
21 Ağustos 2025
İsrail’in doğrudan ve dolaylı müttefikleri
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 16/06/2025
Gazete ve televizyonlardaki “İsrail İran’ı rezil etti”, “İran kağıttan kaplanmış” türünde yorumları gördükçe Yalçın Küçük’ü anımsıyorum. Hep şöyle derdi: “Türkiye’deki İsrail, İsrail’deki İsrail’den daha güçlüdür.”
Kuşkusuz çok abartılı bir değerlendirme ama kısmi bir doğruluğu var ne yazık ki. Üstelik Türkiye’deki İsrailcilik tek bir kesime değil, bir çok kesime nüfuz etmiş durumda. Örneğin mezhepci dincisi, “İsrail ‘Şii İran’ı’ rezil ediyor” diye, seküler Batıcısı da “İsrail ‘kadın düşmanı İran’a’ dersini veriyor” diye keyifli. (Elbette Türkiye’deki İsrailciliği, Türkiye’deki Amerikancılıktan ayıramayız son tahlilde.)
Atlantik’in İran’a karşı üç hatlı savunması
Oysa gerçek şu: İran kağıttan kaplan değil ve Batı’nın 40 yıllık baskısına ve ambargosuna karşı, her türlü açık ve örtülü saldırıya insanıyla, silahıyla gayet başarılı bir şekilde direniyor.
İran’ın başarısını ortaya koyan askeri bilgi olarak belirteyim. İran, saldırgan İsrail’e yanıt hakkı olarak füze fırlattığında, İsrail ve müttefikleri o füzeyi tam üç hat üzerinden durdurmaya çalışıyor:
1. Hat: İran füzeleri ateşlendiğinde, onları engellemek üzere önce a) Irak’taki ABD füze savunma sistemleri ve savaş uçakları, b) Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki Fransız savaş uçakları ve c) Bölgede bulunan ABD-USS Carl Vinson uçak gemisi ve ona eşlik eden füze imha gemileri harekete geçiyor.
2. Hat: İran füzeleri ilk hattı aştığında, bu kez onları engellemek üzere a) Doğu Akdeniz’deki ABD savaş gemileri, b) Ürdün’deki ABD savaş uçakları ve füze savunma sistemleri, c) Ürdün Hava Kuvvetleri ve d) Kıbrıs üslerindeki İngiliz savaş uçakları harekete geçiyor.
3. Hat: İran füzeleri ikinci hattı da aştığında, bu kez onları engellemek üzere a) 2000 km menzilli İsrail Arrow 3’ler devreye giriyor, b) ardından 1500 km’den başlayıp 500 km’ye kadar Arrow 2’ler İran füzesini engellemeye çalışıyor, c) düşüremezse 300 km’den başlayıp 40 km’ye kadar Davut Sapanı savunma sistemi devreye giriyor ve orası da aşılırsa d) 70 km’den 4 km’ye kadar olan mesafede Demir Kubbe İran füzesini yakalamaya çalışıyor.
İsrail Kürecik’ten nasıl yararlanıyor?
Görüldüğü üzere İsrail demir kubbesini aşarak Tel Aviv’i vurabilen İran füzeleri, sadece İsrail savunmasını değil, ABD, İngiliz, Fransız ve Ürdün savunmasını delerek hedefine ulaşıyor aslında. İsrail’in İran’a kadar ulaşmasında ise tersine bu ülkeler kolaylaştırıcı rol oynuyor.
Tüm bunları görmeden “İran kağıttan kaplanmış” demek, sadece gerçeği ıskalamak değil, ötesinde koyu bir Atlantik propagandasına aldanmaktır.
Öte yandan İsrail’in İran karşısındaki müttefiklerinin ABD, İngiltere, Fransa ve Ürdün’le sınırlı olmadığını da hesaba katalım. Zira ABD ve NATO müttefikleri de dolaylı bir şekilde İsrail’in yanında yer almış oluyorlar:
Örneğin ABD üsleri bulunan Körfez ülkeleri de dolaylı olarak İsrail’in yanında saf tutmuş oluyorlar.
Örneğin Şara’nın Suriyesi… İsrail uçakları Suriye hava sahasında yakıt ikmali yaptılar, Esad zamanında bu mümkün değildi. Ve soralım: Acaba hangi üsten kalkan tanker uçaklar yakıt ikmali yaptı İsrail uçaklarına?
Örneğin her ne kadar Ankara “Kürecik Radarındaki veriler sadece NATO müttefikleriyle paylaşılır” diyerek yalanlasa da Kürecik’ten İsrail’e istihbarat akışı sağlanmaktadır. 23 Nisan 2024’te, bu köşede “İsrail Kürecik’ten nasıl yararlandı?” başlığı altında anlatmıştım: “Kürecik Radarı, ABD tarafından kurulup NATO üssüne dönüştürüldü. Üsteki AN/TPY-2 radarı ABD ordusuna ait. Dolayısıyla bölgedeki üslerini İsrail’e kullandıran, İsrail’e silah veren ABD, elbette AB/TPY-2’deki istihbarat bilgilerini de İsrail’e veriyor!”
Kaldı ki ABD’nin Akdeniz’deki savaş gemilerine de istihbarat/veri akışı Kürecik’ten sağlanıyor ve ABD o bilgileri İsrai’le paylaşıyor.
NATO irtibatı
Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin “Kürecik Radarındaki veriler sadece NATO müttefikleriyle paylaşılır” açıklaması, aslında bir dezenformasyondur. Çünkü İsrail ve Ürdün, NATO’yla da irtibatlıdır.
İsrail’in İran’a saldırdığı 12 Haziran gecesinden saatler önce, NATO ile Ürdün, Amman’da “NATO’nun diplomatik irtibat bürosunun açılması” için imza attılar. Ve o Ürdün, İsrail uçakları İran’a saldırırken değil ama İran İsrail’e yanıt hakkını kullanırken “hava sahasını kapatmaya” geçti; Ürdün Hava Kuvvetleri birkaç İran füzesi ve İHA’sı düşürdü.
İsrail’in NATO irtibatını da anımsayalım: İsrail, 2016’da, Ankara’nın onayıyla NATO merkezinde daimi ofis sahibi olmuştu!
Özetle tüm bu müttefik ağına rağmen 2 bin km’den Tel Aviv’i vurabilen İran, iddia edildiği gibi kağıttan kaplan değildir, tersine 40 yıllık Batı ambargosuna rağmen ulusal silahlanma başarısı sağlayabilen örnek durumundaki bir ülkedir.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
16 Haziran 2025
İngiltere ve Almanya’nın Asya-Pasifik hesapları
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 03/06/2025
Eski ABD yönetimi Avrupalı liderleri zorla Ukrayna savaşına itti, önce direndiler ama sonra ABD’nin stratejisine eklemlendiler. Sonuç? Ucuz Rus enerjisinden mahrum ekonomileri perişan durumda. Şimdi yeni ABD yönetimi Ukrayna’da barış arıyor ama Avrupa liderleri bu kez barışa direnip, “savaşa devam” diyor!
Bitmedi..
Yeni ABD yönetimi Avrupalı liderlere, “siz bölgenizle ilgilenin, Asya-Pasifik’te Çin’i sıkıştırmak bizim işimiz” diyor özetle ama Avrupalı liderler kabul etmiyor, “Çin asıl bizim düşmanımız, düşmanımıza karşı Asya-Pasifik’te çıkarlarımızı savunmak için asker bulunduracağız” diyor!
Şimdi bu tabloyu nasıl açıklayabiliriz? Avrupalı liderlerin bu politikalarını akılla açıklamak mümkün mü? Politik genlerindeki sömürgecilik mi depreşiyor yoksa?
Alman ordusu neden Asya-Pasifik’te?
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, “Avrupa kendi bölgesine odaklanmalı ki biz de Çin’den gelen tehditleri ele almaya odaklanabilelim” dedi.
Ama Almanya ve İngiltere, ABD’nin bu “Asya-Pasifik’te Çin’le mücadeleyi bize bırakın” tutumuna karşı.
Singapur’daki Shangri-La Diyalog Konferasında konuşan Almanya Savunma Bakanı Casten Reuer, ABD’nin bu çağrısına rağmen, “Alman ordusu Asya-Pasifik güvenliğinde rol almaya devam edecek” dedi.
Böylece 2021’de ABD’nin zoruyla bölgeye savaş gemisi gönderin Almanya, ABD’nin “artık gerek yok” demesine rağmen Asya-Pasifik’te olmak istiyor.
Peki Çin karasularına yakın denizlerde savaş gemisi bulundurmak, Almanya’nın hangi çıkarının gereği? Tersine Çin, Batı yarımküredeki denizlerde, bu ülkelerin karasularına yakın denizlerde sürekli savaş gemisi dolaştırsa ne olur?
Alman profesörün “çöküş” uyarısı
Almanya bir yandan Rusya’ya karşı Ukrayna’yı daha fazla destekleyerek kendisini neredeyse doğrudan savaşa eklemliyor, bir yandan da Çin’e karşı Asya-Pasifik’te savaş gemisi dolaştırıyor!
Oysa ABD’nin bu politikaları Alman ekonomisini geriletti. Hatta ünlü Alman Prof. Max Otte’ye göre Alman ekonomisi bir gerileme değil, çöküş yaşıyor.
Max Otte, Almanya’nın sistematik olarak sanayisizleştiğini, egemenliğini yitirdiğini ve ABD’nin çıkarlarına hizmet eden politikalar izlediğini vurgulayarak, Rus gazına ve nükleer enerjiye dönüş olmadan toparlanmanın on yıllar alacağını belirtti (Harici, 2.6.2025).
Evet, Almanya ABD’nin çıkarlarına zorlandı, Rusya’dan ucuz gaz temin etme ayrıcalığını kaybetti, bu durum Alman sanayisinin avantajlarını yok etti, ABD’nin zorlamasıyla Rusya’ya yaptırım uygulayıp ekonomisine zarar verdi ama Almanya şimdi bu yanlıştan dönme şansı varken, tersine yanlışı daha da derinleştirme peşinde…
İngiliz savunma raporundaki Amerikancılık
Politik sömürgeci genleri daha baskın olan İngiltere de Çin düşmanlığının tonunu artırıyor.
İngiltere, yeni yayımlanan savunma değerlendirme raporunda Çin’i “karmaşık ve kalıcı bir tehdit” olarak nitelendiriyor.
İngiliz hükümetinin resmi sitesinde yayımlanan belgede şu ifadeler yer alıyor: “Çin, karmaşık ve sürekli bir meydan okumadır. Beijing, Hint-Pasifik bölgesinde hakimiyet kurmak, ABD’nin etkisini zayıflatmak ve uluslararası düzene baskı uygulamak amacıyla ekonomik, teknolojik ve askeri kapasitesini giderek daha aktif biçimde kullanmaktadır” (Sputnik, 3.6.2025).
Ne denilebilir ki! Amerika’dan çok Amerikancılık yapmak, tam da budur! Şöyle ki, ABD’de iki ABD var artık. Bu Londra ve Berlin’e de sirayet ediyor…
Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
3 Haziran 2025
Emperyalizmin iki karakolu
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 27/05/2025
Emperyalizmin siyasi sözcüleri bazen öyle net konuşurlar ki, bir kitapta anlatacağınız konu, çırıl çıplak ortaya seriliverir.
İngiliz Muhafazakar Parti lideri Kemi Badenoch’un sözleri de öyle oldu. Badenoch, Hamas tartışmalarına değindiği konuşmasında aynen şöyle dedi: “Tıpkı Ukrayna‘nın Batı adına Rusya’yla savaşması gibi İsrail de İngiltere adına savaşıyor” (Odatv, 25 Mayıs 2025).
İngiltere’nin ileri karakolu olarak Ukrayna
Bir grup gazeteci olarak birlikte yazdığımız Ukrayna: Tarih Yapan Savaş (Kırmızı Kedi, 2022) kitabında işte tam olarak bunu anlatmaya çalıştık: Öyle iddia edildiği ve medyada işlendiği gibi diktatör bir Rus liderin komşusuna sebepsiz saldırısı değildi bu, ABD’nin NATO’yu genişletme planının artık Moskova’ya dayanmasıydı, emperyalizmin stratejistlerinin ifadeleriyle Rusları Asya içlerine doğru çekilmeye mecbur etme stratejisiydi. Putin, Rusya’yı kuşatan bu çevrelemeye karşı, zorunlu bir “yarma harekatı” yapmıştı. Öncesinde Batı’ya ortak güvenlik mimarisi ve güvenlik garantileri anlaşması gibi seçenekleri sunmuş ama yanıtsız kalmıştı.
Bu gerçek, kimi sol kesimlerde bile anlaşılmadı. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Rusya’nın kapitalist modelde örgütlenmesinden hareketle, bu ülkeyi emperyalist ilan ederek, olayı Batı’nın penceresinden bile okuyanlar oldu.
İşte İngiliz Muhafazakar Parti lideri Badenoch, gerçeği çırılçıplak ortaya koyuyor, “Ukrayna, bizim adımıza Rusya’yla savaşıyor” diyor. Böylece Ukrayna’nın Atlantik cephesinin Rusya’ya karşı “ileri karakolu” olduğunu belirtmiş oluyor.
İsrail karakol ülke olarak tasarlandı
İngiliz lider, aynı şekilde İsrail’in de İngiltere adına savaştığını belirtiyor.
Evet, İsrail önce İngiliz emperyalizminin, ardından da ABD emperyalizminin Ortadoğu’daki ileri karakolluğunu yaptı. Bu ülke, en başından itibaren, emperyalizmin Ortadoğu’daki çıkarları için tasarlandı.
İsrail’in “kurucu babası” Theodor Herzl, daha yola çıkarken Yahudi devletinin misyonunu “ileri karakol” olarak ilan etmişti. Ünlü Der Judenstaat (Yahudi Devleti) kitabında aynen şöyle diyordu: “Avrupa için biz, orada (Filistin) Asya’ya karşı korunma duvarının bir parçası, barbarlığa karşı uygarlığın ileri karakolu olabiliriz.” (Walter Hollstein, Filistin Sorunu, Yücel Yayınları, 1975, s. 69)
İşte İngiliz Muhafazakar Parti lideri Badenoch tam olarak Herzl’i doğrulamış oldu. İsrail, emperyalizm adına, Batı adına, sözde uygarlık adına barbar gördükleri Asya’ya karşı bir ileri karakoldur.
ABD için İsrail’in anlamı
Önceki ABD başkanı Joe Biden’ın sözleri de gerçeği çırılçıplak ortaya koyan türdendi.
Başkanlığı sırasında İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun Gazze’de Filistinli soykırımına tam destek veren Biden, Senatörken 1986’da aynen şöyle demişti:
“Eğer İsrail olmasaydı, ABD bölgede kendi çıkarlarını korumak için bir İsrail yaratmak zorunda kalacaktı. Tekrar söylüyorum, ABD, bölgede bir İsrail üretmek zorunda kalacaktı!”
Evet, Ortadoğu’yu İngilizlerden devraldıktan sonra ABD, ileri karakolu olan İsrail üzerinden bölgedeki çıkarlarını geliştirmeye çalıştı hep…
Emperyalist gözlükten görünen
Görüleceği üzere Ukrayna Doğu Avrupa’da Ruslara karşı, İsrail Ortadoğu’da Asya’ya karşı Atlantik cephesinin, ABD’nin, İngiltere’nin “ileri karakolu” durumundadır.
Batı, Ukrayna ve İsrail’e kendi adlarına rakipleriyle çarpışarak onları zayıflatsın, kendi çıkarlarını uygulayacakları alan açsın diye yatırım yapıyor.
Bu olguyu atlayarak yapılacak analizler, hem gerçeği ıskalar hem siyaseten yanlış pozisyon alınmasını sağlar ama hem de ABD-İngiltere gözlüğüyle Rusya ve İran karşılığına yol açar.
Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
27 Mayıs 2025
Fidan’ın İngiltere’yle ortaklık formülü
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 12/04/2025
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan bugünlerde yoğun. Bir yandan uluslararası ajanslara röportajlar veriyor, bir yandan da Türkiye’deki televizyonlara…
İsrail’le “çatışmasızlık mekanizması” kurulması için yapılan teknik müzakerelerden ABD-İran müzakerelerine, Trump’ın gümrük vergilerini artırmasından Ukrayna’da barış masası aranmasına kadar hemen konu Fidan’ın gündeminde var. Hatta CHP ve Saraçhane eylemleri bile…
İki konu hariç: Kazakistan, Özbekistan ve Türkmenistan’ın Güney Kıbrıs’a büyükelçi ataması ile Katar’ın İsrail’le ortak tatbikat yapması!
Fidan’ın kırmızı çizgisi!
Hakan Fidan, CNN Türk’teki canlı yayında CHP ve Saraçhane eylemlerine değindi. Anımsayacaksınız, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, iktidardan kendilerine yapılan “Amerikancı, İngiltereci” suçlamaları karşısında, “asıl sizsiniz mandacı” demişti. Fidan da sosyal medyadan Özgür Özel’e “haddini bil” diye başlayan bir yanıt vermişti.
Konu hakkında yeniden konuşan Fidan, ilginç bir yaklaşım sergiledi. “Mandacı” gibi sıfatların siyasetin konusu olmaması gerektiğini savunan Fidan, “Bazı konular kullanılmaz, bazı ifadeler kırmızı çizgidir” dedi.
Fidan normalde haklı ama iktidarın bakanı olarak haksız. Zira iktidarın herkese her şeyi söylediği, muhalefete sürekli “vatan haini” dediği, hatta kendisine oy vermeyen seçmeni “terörist” ilan ettiği şartlarda, Fidan’ın “ama manda kırmızı çizgidir” demesi, diplomatik bile değil!
‘İngiltere-Türkiye çekim merkezi’
Gelelim asıl konumuza…
Fidan’ın TV100’deki canlı yayın söyleşisinde önümüzdeki dönemi ilgilendiren çok dikkat çekici bir yaklaşımı vardı. Konu, Avrupa’nın güvenlik mimarisi. Avrupa’nın, “ABD’nin olmadığı yeni bir güvenliklik mimarisi geliştirdiğini” belirten Dışişleri Bakanı Fidan, bunun Türkiye için fırsat olduğunu, “Türkiye’nin rolünün parametrelerinin ve çarpan katsayısının değiştiğini” söyledi.
Bu, AKP hükümetinin bir süredir izlediği yeni bir çizgi zaten. Ufuk Ötesi’nde, Erdoğan’ın “Türkiye’siz Avrupa güvenliği mümkün değil” sözlerinden hareketle incelemiştik.
Fidan, yeni argümanlarla, bu girdikleri hattı biraz daha netleştirmiş. Örneğin “Türkiye AB’ye alınsaydı, İngiltere AB’den çıkmazdı” diyor! “Türkiye ve İngiltere AB’de olsaydı, AB dış politika ve güvenlik mimarisini daha erken oluştururdu” diyor!
Ve asıl önemlisi, Fidan “İngiltere ve Türkiye ile bazı Avrupa ülkelerinin birlikte bölgede kendi çekim merkezini oluşturacağını” savunuyor.
İngiltere’nin güvenlik koalisyonu girişimi
Fidan açıkça İngiltere’yle yeni türden bir ortaklık formülü ortaya koyuyor. Ama bu formülün patentinin Ankara olmadığını belirtelim.
Bu aslında Londra merkezli bir girişimdir ve Ukrayna için “güvenlik koalisyonu” oluşturmak üzere İngiltere Başbakanı Keir Starmer tarafından ortaya atılmıştır. Bu konuda çeşitli düzeylerde sivil ve askeri toplantılar da yapıldı, yapılıyor.
İktidar, İngiltere’nin bu çabasını fırsat görüyor, İngiltere’yle ortaklık rolünü, etkisini içeriye de taşıyabileceği, bir dış politika dayanağı olarak hesaplıyor.
Sonra da muhalefete “Amerikancı, İngiltereci” diyor!
Türkiye’ye iki tuzak
Oysa konu Türkiye açısından kritik önemde ve tuzaklarla dolu.
Birinci tuzak şu: Gerek İngiltere’yle ortaklık formülü gerekse Fransa’nın savunduğu AB üyesi olmayan Avrupalıları da dahil ederek inşa edilecek yeni güvenlik mimarisi, Rusya’yı hedef alıyor. Yani İngiltere’nin güvenlik koalisyonu da AB güvenlik mimarisi de Türkiye’yi Rusya’yla karşı karşıya getiriyor.
İkinci tuzak da Karadeniz: “Avrupa’nın savunması Karadeniz’deki güç dengesi dikkate alınmadan düşünülemez” diyen Fransa Savunma Bakanı Sebastien Lecornu’nun bakışı Washington ve Londra’nın bakışıyla da örtüşmektedir. Bu bakış, Karadeniz’i uluslararası deniz yapmayı ve ABD ile Avrupalı ülkelere sınırsızca açabilmeyi hedeflemektedir. Bu ise her şeyden önemlisi, Montrö Sözleşmesinin delinmesi demektir.
Sonuç olarak Karadeniz’in statükosunu bozacak ve Türkiye’yi Rusya’yla karşı karşıya getirecek bir güvenlik ortaklığı girişimi, yeni bir Türk dış politikası olarak savunulamaz ve ulusal çıkarlar nedeniyle kabul edilemez niteliktedir.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
12 Nisan 2025
Amerikan mandası
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 06/03/2025
ABD Başkanı Donald Trump Kongre konuşmasında açıkladı: Zelenski kendisine bir mektup göndermişti.
Trump’ın kürsüden bir kısmını okuduğu mektuba göre Zelenski iki geri adım attı: 1) Rusya’yla barış için müzakere masasına oturmayı ve 2) ABD ile nadir elementler için anlaşma imzalamayı kabul ediyordu.
Üç günde değişen bu durum nedeniyle mektubu “Zelenski’nin Trump’a teslimiyeti mektubu” olarak niteleyebiliriz.
Sorun şu ki Zelenski şimdi öncekinden de ağır bir anlaşma imzalamak zorunda kalacak ve bir piyon olarak ülkesini “Amerikan mandası” haline getirecek.
Zelenski’ye darbe tehdidi
Zelenski’nin bu kadar hızlı teslim olmasını sağlayan iki temel faktör var: Darbe sopası ve İngiltere’nin rolü.
Önce darbe sopasına bakalım: 1) Ukrayna Parlamentosu, resmi bir açıklama yaparak, ABD’nin barış girişimini ve nadir element anlaşmasını kabul ettiklerini ilan etti. Böylece Zelenski’nin tutumunun aksine bir pozisyon belirlemiş oldu. 2) Bazı Ukrayna milletvekilleri, ABD’nin desteğini kaybettiği için Zelenski’nin azlini (görevden alınmasını) istedi. 3) Emperyalist ABD’nin görevlisi Elon Musk, barışı kabul etmesi şartıyla Zelenski’ye üçüncü bir ülkede af/sürgün/sığınma teklif etti. 3) ABD liderliği Zelenski’yi seçim yapmadığı için meşru olmamakla, mali yardımları harcama şekli nedeniyle yolsuzlukla ve yüzde 4’e düşen oyuna rağmen diktatörlükle suçladı.
İngiltere’nin ise daha “inceltilmiş” yöntemlerle konuyu ele aldığı anlaşılıyor. The Times’a konuşan üst düzey bir İngiliz yetkilisine göre Londra Zelenski’den 1) Kurallara göre oynamasını, 2) Trump’a saygı göstermesini ve 3) müzakere masasına oturmasını istedi.
Sonuç olarak Zelenski üç gün önce reddettiği iki talebi de yerine getireceğine söz verdiği bir teslimiyet mektubu yazdı. Kuşkusuz sonucu ne acı ki artık Ukrayna halkı için daha ağır olacak.
Trump’ın saldırganlığı
Trump, Kongre’deki uzun konuşmasında Zelenski’nin teslimiyet mektubu nedeniyle keyifliydi. Emperyalist ABD’yi haraç toplayarak ve zorla sınırlarını genişleterek büyüteceğini açık açık ortaya koydu konuşmasında.
Trump, Grönland‘a hem ABD’nin ulusal güvenliği nedeniyle hem de uluslararası güvenlik nedeniyle ihtiyaçları olduğunu iddia ederek, “öyle ya da böyle Grönland’ı bir şekilde alacağız” dedi. Kızılderilileri katlederek topraklarına el koyanların torunları, emperyalist iştahlarıyla aynı kötülükleri sergileme peşindeler yani.
Grönland Başbakanı Mute Bourup Egede ise Trump’ın sözlerine yine tepki gösterdi ve “biz satılık değiliz” dedi.
Trump ayrıca “Geçmişte biz yapmıştık, o nedenle Panama Kanalı’nı geri alacağız” diyerek Güney Amerika’ya saldırganlığını sürdürdü. Kuzeyindeki Kanada’yı ise zaten 51. eyaleti sayıyor ve Kanada Başbakanı Trudeau’ya ABD’nin valisi muamelesi yapıyor.
İngiltere’nin çabası
Trump konuşmasından önce Çin, Kanada ve Meksika’ya tarife arttırarak, ticaret savaşını da yükseltmişti. Üç ülke de aynı şekilde ABD’ye yanıt verecek.
Trump’ın, ABD’nin en önemli müttefiklerini Çin’le yan yana getiren bu uygulamalarının Avrupa’ya da sıçramış olması, İngiltere’yi harekete geçmeye zorlamış görünüyor.
Yukarıda özetlediğimiz İngiltere’nin girişiminin Zelenski’yi “ikna” etmekle sınırlı olmadığı, Londra’nın Atlantik sistemini kurtarmak için çaba sarfettiği, bu amaçla Washington ile Brüksel arasında arabuluculuk yaptığı anlaşılıyor.
Trump ile Avrupa sağının bir tarafta, ABD’nin diğer yarısı ile Avrupa’nın büyük kısmının diğer tarafta cepheleştiği bu tablo hem her iki kıtayı kendi içinde bölüyor hem de iki kıtayı karşı karşıya getiriyor.
Küresel Güney için memnuniyet verici bir durum elbette…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
6 Mart 2025
İngiltere’nin sistemi kurtarma rolü
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 05/03/2025
Beyaz Saray’dan kovulan Zelenski, ”ya darbe ya teslimiyet” seçeneğiyle karşı karşıya kaldı.
Güvenlik garantisi verilmediği için Trump’ın “madenlere çökme” anlaşmasını imzalamayan ve bu nedenle basın önünde ABD başkanı ve yardımcısı tarafından azarlanan Zelenski, koltuğunu korumak için teslimiyeti seçti.
Ukrayna Parlamentosu’ndan Trump’a çağrı
Ukrayna Parlamentosu, resmi sitesinden bir açıklama yayınlayarak Trump’tan fiilen özür diledi ve Kiev’in pozisyonunu açıkladı: “Ukrayna Parlamentosu, Başkan Donald Trump’ın barışı güvence altına almayı amaçlayan bir müzakere sürecini başlatma girişimlerini memnuniyetle karşılıyor. Ukrayna Parlamentosu, özellikle kritik minerallerin keşfi alanında ABD ile stratejik ortaklığın daha da geliştirilmesi gerektiğinin altını çiziyor.”
Bu iki konu Zelenski’ye darbe anlamına geliyordu:
1) Zelenski ABD’nin Rusya’yla yürüttüğü ve AB’yi masa dışında tuttuğu müzakereye karşıydı o nedenle Riyad’daki görüşmelere Ukrayna heyeti katılmadı.
2) Zelenski, kritik minerallerle ilgili anlaşmayı güvenlik garantisine bağlamaya çalışıyordu.
Ukrayna Parlamentosu bu iki konuda Zelenski’den farklı bir tutum alarak ABD’ye açıkça “bizi bırakma” mesajı vermiş oldu.
Zelenski’nin görevden alınması istendi
Ukrayna Parlamentosu’nda daha ileri gidenler de oldu. Muhalefet milletvekillerinden Aleksandr Dubinski, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’nin görevden alınmasını (azledilmesini) talep etti.
Dubinski, Zelenski’nin Beyaz Saray’daki başarısızlığının ABD’nin koşulsuz desteğini kaybetmesine neden olduğunu, bu nedenle görevden alınması gerektiğini savundu.
Musk’tan Zelenski için sürgün teklifi
Dünyanın en zengini ve ABD Hükümet Verimliliği Bakanlığı sorumlusu Elon Musk ise Zelenski’ye sürgün teklif etti. Musk, Ukrayna’da “barışçıl bir demokrasiye geçiş” karşılığında Zelenski’ye tarafsız bir ülkede af teklifinde bulundu!
Böylece emperyalist ABD, açık açık Rusya’ya karşı kullandığı aletini, Rusya’yla yeni dönemin şartları gereği gözden çıkardığını ortaya koymuş oldu.
Zelenski teslim oldu, geri adım attı
Gerçi Zelenski ABD’nin muamelesi karşısında AB’nin desteğini aldı ama o destek, açık ki Ukrayna’nın “uzun savaş” yürütmesine yetmeyecekti. ABD’nin olmadığı bir savaşı, AB’nin Rusya’ya karşı sürdürebilmesi olası değil.
Avrupalı liderlerin Londra’da toplanarak Zelenski’ye ve Ukrayna’nın savaşı sürdürmesine destek vermelerini Zelenski savaş cephesinden çok, içeride konumunu koruyacak bir kalkan olarak görüyordu ama Ukrayna Parlamentosu’nun açıklaması, pozisyonunun çok kaygan bir zeminde olduğu gerçeğini kendisine gösterdi.
Zelenski bu nedenle geri adım attı ve “Ben ve ekibim, kalıcı bir barış için Başkan Trump’ın güçlü liderliği altında çalışmaya hazırız” dedi.
Daha önce Riyad’a “ABD – Rusya görüşmesine meşruiyet kazandırmamak için” gitmediğini açıklayan Zelenski, bu kez “Ukrayna, kalıcı barış için en kısa zamanda müzakere masasına oturmaya hazırdır” dedi.
Oysa Zelenski Washington dönüşü Londra’ya giderken, Trump’tan özür dilemeyeceğini ve Beyaz Saray’da yaşanan tartışmadan pişman olmadığını söylemişti.
Erdoğan: “Türkiye’siz Avrupa güvenliği düşünülemez”
Trump yönetiminin Rusya’yla müzakere yapmaya yönelmesi, Atlantik’in iki yakasını karşı karşıya getirdi. Öyle ki ABD içinde NATO’dan, hatta BM’den ayrılma seslerinin yükseldiği bu süreçte, Brüksel, gelecekte başının çaresine bakmak zorunda kalabileceğini düşünüyor.
Hatta Erdoğan yönetimi “ABD’nin askeri gücünü Avrupa topraklarından çekme” olasılığını Türkiye için bir fırsat görerek, “AB’nin savunmasını Türkiye kurtarır” ve “Türkiye’siz bir Avrupa güvenliği düşünülemez” açıklamaları yapıyor sık sık…
Elbette ABD, Rusya’yı Çin’den koparma stratejisini izlediği için bu gelişmeler yaşanıyor ama bu ABD’nin AB’den vazgeçeceği ya da AB’nin en azından bu haliyle ABD’siz yapabileceği anlamına gelmiyor.
İngiltere’nin arabuluculuk rolü
Nitekim İngiltere de bu amaçla özel bir rol oynuyor. Londra, ABD-Avrupa saflaşmasında her ne kadar Washington’la karşı karşıya geldiyse de esas olarak Atlantik sistemini kurtarmaya çalıştığı anlaşılıyor.
Cumhuriyet’teki 3 Mart tarihli “Transatlantik yarılma” başlıklı makalemde, Londra’nın politikasını “İngiltere arabuluculuk çizgisi izliyor” diye yorumlamıştım.
Nitekim The Times’a konuşan üst düzey bir İngiliz yetkili de Londra’nın Zelenski’den ABD ile ilişkileri düzeltmesini istediğini açıkladı. İngiliz yetkili, Zelenski’nin yapması gereken üç şey olduğunu açıkladı: Zelenski 1) kurallara göre oynamalı, 2) ABD Başkanı Donald Trump’a saygı göstermeli ve 3) müzakere masasına oturmalı.
Trump’ın stratejisinin zayıflığı
Tüm bu yaşananlar emperyalizmin piyonlarını nasıl kullanıp atabildiğini, o piyonlara inanan halkların nasıl büyük acılar yaşayabildiğini ve en önemlisi de herşey biterken nasıl da ülkelerin sömürgeleştirildiğini ortaya koyması bakımından derslerle doludur.
Biden yönetiminin savaşa kışkırttığı Ukrayna, Trump yönetimi tarafından adım adım “Amerikan mandası” yapılıyor.
ABD, Rusya’yı Çin’den koparabilmek için gerekirse AB’yi de karşısına aldı. Ama bu bir yarılma da olsa, kopmaya dönme olasılığı zayıf. Çünkü 1945 düzeni, Avrupa’yı ABD’ye bağımlı hale getirdi. Avrupa küresel güç mücadelesinde ABD’ye sırtını dönüp kendi başına hareket edecek kadar güçlü değil, ABD de Avrupa’dan vazgeçecek kadar güçlü değil.
Ama Trump’ın stratejisinin asıl dayanaksız yanı şu: Çin ve Rusya ilişkilerini zayıflatabilmesi pek olası görünmüyor.
Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
5 Mart 2025