Posts Tagged İran

ABD’nin Şara’dan istedikleri

Eski HTŞ terör örgütü lideri Colani’nin geçici Suriye Cumhurbaşkanı Şara ismiyle ABD’de, BM Genel Kurulu’nda boy göstermesi her yönüyle ironiktir.

ABD’nin başına 10 milyon dolar ödül koyduğu Colani, henüz dünyaca meşruiyet kazanmış değil. Nitekim BM Genel Kuruluna katılabilmesi için, 21-25 Eylül tarihlerine özel dört günlük izin ayrıcalığı tanındı.

Şara’nın mesajları

Şara’nın BM Genel Kurulu’nda 25 Eylül günü ne konuşacağı belli. Zaten ABD’de boy gösterdiği etkinliklerde Washington’un istediği mesajları bol bol veriyor.

Örneğin ABD’nin CBS televizyonuna röportaj veren Suriye Cumhurbaşkanı Şara, “İran milislerini ve Hizbullah’ı bölgeden kovduk” dedi. 

Kuşkusuz ne İran milislerini ne de Hizbullah’ı Suriye’den kovan, Şara’ya başlı HTŞ’li teröristler değildi. 

Suriye ordusunun Halep komutanlığında satın almalar yapılarak ordunun direnci kırıldı. İsrail satın alınmışlar aracılığıyla silah depolarını uçurdu, havalanlarını vurdu. Ve İsrail ABD’nin desteğiyle, HTŞ’nin Şam’a ilerlemesi için yol temizliği yaptı. Putin’in ifadesiyle 30 bin kişilik Halep ordusu 300 kişilik HTŞ’nin önünden çekilince, Rusya’nın da yapabileceği pek bir şey kalmamıştı. 

İsrail’le müzakerelerde ileri aşama  

HTŞ terör örgütü lideri Colani, yeni geçici Suriye Cumhurbaşkanı Şara, başına 10 milyon dolar ödül koyan ABD’de, eski CIA Direktörü General David Petraeus’un moderatörlüğünde Concordia Zirvesi’nde gündeme ilişkin soruları da yanıtladı.

Şara orada da Washington’un asıl istediği mesajı verdi: “İsrail ile güvenlik anlaşması konusunda müzakereler sürüyor ve ileri aşamalara gelmiş durumdayız.”

Esad’ın devrilmesinde HTŞ’ye önemli destek veren, devrildiği andan itibaren Suriye’ye girerek Golan’ın üstünü işgal eden, işgal ettiği topraklarda 10 askeri üs kuran ve bunları pazarlık konusu yapmadığını söyleyen İsrail, bir süredir Suriye’yle müzakereler yürütüyor!

Ve Şara da bu müzakerelerde ileri aşamaya geçildiğini müjdeliyor.

Şara’nın durumu

İşte Şara budur!

Bir terör örgütü lideri olarak emperyalizmin desteğiyle rejimin başına oturtuldu, şimdi bedelini ödüyor. Suriye-Lübnan Hizbullah’ı bağını keserek, Suriye-İran bağını keserek, Suriye topraklarını işgal eden İsrail’le normalleşerek bedelini ödüyor.

Ve biliyor ki bedel ödemeye ayak direse, kullanılıp atılacak. Bu nedenle zaman zaman Ankara’nın desteği üzerinden pozisyonunu güçlü tutmaya çalışıyor. 

Direniş Ekseninin hedef alınmasının sonuçları

Dünya bugün Filistin’e kan ağlıyor, ABD destekli İsrail’in durdurulamamasından yakınıyor. 

Çünkü ABD ve onun Ortadoğu’daki ileri karakolu İsrail, uzun yıllar boyunca Filistin için direnenleri yokederek ve İran’ın oluşturduğu direniş eksenini zayıfltarak bunları yapabildi, yapabiliyor.

Saddam Hüseyin’in ve Muammer Kaddafi’nin öldürülmelerinin, ardından Irak ve Libya’nın Filistin’e desteğinin kesilmesinin bugünlerin yaşanmasında payı var. 

İran, Irak, Suriye ve Lübnan üzerinde oluşan Direniş Ekseni’nin medyada şeytanlaştırılmasının bugünlerin yaşanmasında payı var. Direniş Ekseni’nin Filistin’i desteklediği gerçeğini perdelediler. 

İran ile Filistin arasındaki Irak, Suriye ve Lübnan bağlarının zayıflaması ABD’ye ve İsrail’e yarıyor, Filistinlilere ölüm oluyor…

ABD o eksen tamamen ortadan kalksın diye Lübnan’da Hizbullah’ın silahlarına el konulmasını zorluyor, Suriye’de Şara’nın İsrail’e taviz vererek tanımasını sağlamaya çalışıyor.

Ağır maliyetleri olacak

Bölgemizde değil günlük veya aylık, bazen yıllık projeksiyon tutarak siyaset yapmak bile yetersizdir. Zira emperyalizm uzun yılları hedefleyen stratejiler yapıyor. 

15 yıldır bölgede yürütülen Esad karşıtlığına itiraz etmemiz bu nedenleydi. 

Bölge liderlerinin, Saddam Hüseyin’in, Muammer Kaddafi’nin, Beşar Esad’ın sıra sıra tasfiye edilmesinin komşularına değil ABD ve İsrail’e yarayacağını uzun yıllardır anlatmaya çalışmamız bundandı. 

Esad karşıtlığının ağır maliyetleri Türkiye ve bölge için daha yeni başlıyor ne yazık ki!

Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
23 Eylül 2025

, , , , , ,

Yorum bırakın

Trump koridoru

Azerbaycan ve Ermenistan liderlerinin Beyaz Saray’da, Donald Trump’ın huzurunda imzaladıkları “barış için yol haritası”, iki ülkenin barış anlaşmasından çok, ABD’yi Kafkaslara sokmanın yol haritasıdır. 

ABD, Azerbaycan ve Ermenistan liderlerinin imzaladığı 7 maddelik metnin 3. maddesine göre Zengezur koridorunun Trump koridoruna dönüşmesi, Güney Kafkasya için kama, Azerbaycan ve Ermenistan için kelepçe anlamına gelmektedir. Aliyev ve Peşinyan’ın bu kama ve kelepçe için Trump’ı Nobel Barış Ödülü’ne aday göstermesi ise tarihsel bir ayıp olarak şimdiden kayıtlara geçmiştir.

Astana ve 3+3 platformlarına sabotaj

1) Dar anlamda Azerbaycan’ı Nahçıvan’a, geniş anlamda Çin’den başlayarak Orta Asya ve Kafkasya’yı Türkiye’ye bağlayan Zengezur koridorunun Trump koridoruna dönüşmesi, 3+3 Platformu’na sabotajdır.

Bölge sorunlarını Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan üçlüsü ile Türkiye, İran ve Rusya üçlüsünün birarada çözmesi esasına dayalı platform, 90’larda Tahran, yeni dönemde Ankara tarafından önerilmiş ve hayata geçmesi için de ilk adımlar atılmıştı.

2) Türkiye, İran ve Rusya üçlüsünün oluşturduğu Astana Platformu, ne yazık ki ABD-İsrail ikilisinin Esad’ı devirip Şara’yı iktidar yapma operasyonuna AKP’nin destek vermesi ile ciddi yara almıştı. ABD, başından beri rahatsızlığını ilan ettiği bu platformu, Trump koridoru ile rafa kaldırmak istiyor. 

Oysa Astana Platformu, Suriye’de işbirliği yapmanın ötesinde, Azerbaycan’ın 30 yıl sonra işgal altındaki topraklarına kavuşabilmesini kolaylaştırması bakımından da kritik önemdeydi.

Kuşak ve Yol’a Amerikan düğümü

3) ABD, Ermenistan topraklarından geçecek bu koridoru 100 yıllığına işletme hakkını alarak, Kafkasya’nın Kuzey-Güney hattına kama sokmuş oldu. Washington bu koridorla Rusya ve İran arasına girmiş oldu. 

4) ABD sadece Rusya-İran hattını değil, daha geniş planda, Avrasya stratejisi gereği Çin, Rusya, İran işbirliğini hedef almaktadır. Zengezur koridoru Orta Koridor’u birleştirecek, Orta Koridor da Çin’in liderlik ettiği Kuşak ve Yol’un parçası olacaktı. ABD Zengezur’u Trump koridoru yaparak Kuşak ve Yol’a Kafkasya’da düğüm atmak istiyor.

Amaç: Türkiye-Azerbaycan-İsrail ittifakı

5) ABD Büyükelçisi Barrack, Trump’ın güncellenmiş BOP’u anlamına gelen Ortadoğu haritasını ülke ülke sayarken, Azerbaycan ve Ermenistan’ı da dahil etmişti. Dolayısıyla Trump koridoru, Trump BOP’unun gereğidir. 

Trump’ın BOP’u ise İsrail hegemonyasında yeni bir Ortadoğu düzeni içindir. ABD, bu düzende Türkiye ile İsrail’in birlikte hareket etmesini istemektedir. İsrail-Azerbaycan ilişkilerinin stratejik düzeye çıkarılması, bu amacı kolaylaştırmak içindir. 

Peki ABD bölgede neden Türkiye-İsrail-Azerbaycan ittifakı istemektedir? Cumhur İttifakı bu süreçte neden Safevilere karşı Yavuz-Kürt İdris ittifakını anımsatmaktadır? Bu süreçte neden “Türkiye’yi Kürtlerle genişletme” planı yeniden raftan indirilmiştir? 

Çünkü Trump’ın BOP’unun hedefi İran’dır.

Emperyalist barışın köprüsü

6) SSCB yıkıldığında, ABD, Türkiye’yi Orta Asya’ya açılan kapı görmüştü. Türkiye’nin NATO’cu kanadı FETÖ okullarıyla Orta Asya’yı ABD’ye açmaya çalışıyor, ulusalcı kanadı ise kapatmaya çalışıyordu. O mücadele sürüyor. 

ABD’nin yeni Ortadoğu düzeninden pay almak isteyen, o düzenle uyumlu olarak iktidarını sürdürmek isteyen AKP-MHP ittifakı, Trump koridoru’ndan memnun. Atlantik’e bağlanarak Türk milliyetçiliğini ülkücülüğe dönüştürenler için Trump koridoru elbette “Orta Asya’ya uzanan Amerikan Turancılığı” diye kabul görecektir!

7) Aliyev’in Washington’da ifade ettiği üzere Trump koridori aynı zamanda bir enerji koridorudur ve sadece Azeri petrol ve gazı için değil, Hazar bölgesi petrol ve gazı için de köprü görevi görecektir. 

Anlaşmaları yapılmaktadır: Azerbaycan ve Hazar enerjisi bir yandan Karadeniz üzerinden Ukrayna’ya, diğer yandan da Türkiye üzerinden Suriye’ye akacaktır. Hatta Suriye’ye akış başladı. Sonrası için asıl merkez İsrail’dir. Çünkü ABD İsrail’i Körfez, Kafkasya ve Doğu Akdeniz’in enerji merkezi yapmak istemektedir.

Kısacası Trump koridoru, “emperyalist barışın” köprüsüdür ve asıl büyük savaş için kurulmaktadır!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
11 Ağustos 2025

, , , , , , , , , , , , ,

1 Yorum

Gazze‘yi Filistinsizleştirme planı

İsrail Güvenlik Kabinesi, günlerdir süren tartışmaların ardından Gazze’nin tamamının işgali planına onay verdi. 

Plan tartışıldı çünkü İsrail ordusu plana karşıydı. Gazze’nin tamamının işgali hem askeri riskler taşıyordu ama hem de rehineleri kurtarma olanağını zayıflatıyordu. 

Netanyahu’nun planı

İsrail zaten Gazze’nin yüzde 75’ini işgal etmiş durumda. Buna rağmen İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu neden Gazze’nin tamamını işgal etmek istiyor? Mesele ileri sürüldüğü gibi Hamas’ı silahsızlandırmak mı? Mesele rehineleri kurtarmak mı? 

Planın Netanyahu tarafından açıklanan hedefleri, asıl amaca işaret ediyor. Buna göre: 

– İsrail Gazze’nin tamamını işgal edecek.

– Yönetimi Filistin / Batı Şeria hükümetine değil geçici olarak bir Arap gücüne bırakacak.

– Gazze’nin genel güvenliğinden İsrail ordusu sorumlu olacak. 

Bu hedefler, Netanyahu’nun asıl amacını ortaya koyuyor: Gazze’yi Filistinlisizleştirmek!

İsrail’e merkezi rol

Plan bu ve ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze planıyla da uyumlu. İkili Gazze’nin geleceğini, İsrail’i bölgesinde merkezileştirme planına göre tasarlıyorlar. ABD yeni Ortadoğu düzeni kurmaya çalışıyor ve o düzende İsrail’e merkezi rol oynatmak istiyor. O rol için:

1) İsrail’in Filistin’de, Lübnan’da, Suriye’de ve hatta zamanla Ürdün’de genişlemesi hedefi var. 

2) İsrail’in ABD’yle birlikte İran’a basınç oluşturmak amacıyla Kafkasya’da aktif oyuncu yapılması planı var. (Zengezur koridorunun 100 yıllığına ABD’li bir şirkete verilmesi, Türkiye’nin Esad’ı devirme yanlışından sonra ikinci büyük bölgesel yanlışı olacak ne yazık ki.)

3) İsrail’in enerji merkezi yapılması: Körfez, Doğu Akdeniz ve Kafkasya petrol ve gazlarının önemli bölümünün İsrail’de toplanması. 

4) İsrail’in Hindistan-Körfez ile Kıbrıs-Avrupa hatlarının kesişimi yapılmasına çalışılıyor. 

ABD’nin İsrail işleri

İsrail’in bu misyona kavuşabilmesi için;

– ABD, Arap ülkelerinin İsrail’le İbrahim Anlaşmaları imzalamasını istiyor.

– ABD, Türkiye’nin yeni Ortadoğu düzeninde İran’a karşı İsrail’le birlikte hareket etmesini istiyor. Washington, İran-Ermenistan ilişkilerini bozmayı, Rusya’yla İran’ın arasına kama gibi girmeyi ve Kafkasya’da İsrail-Türkiye-Azerbaycan üçgeni kurabilmeyi amaçlıyor. (Açılımın eş zamanlı başlaması da bu nedenle.)

– İsrail’in tüm bu işler için Filistin topraklarında rahat edebilmesi, bunun için de Gazze’nin Filistinsizleştirilmesi isteniyor. ABD’nin Lübnan’da Hizbullah’ı silahsızlandırmak istemesi de bu nedenle.

Geciken tanıma kararı

Yakın zamanda G7’nin dört ülkesi, İngiltere, Fransa, Almanya ve Kanada Eylül’de Filistin devletini tanıyacaklarını açıkladılar. Netanyahu’nun insanlık dışı yeni Gazze planı hayata geçerse, bu ülkelerin tanıyacakları gerçek bir Filistin devleti kalmayacak!

Bugüne kadar Filistin’i tanımayan, dahası İsrail’e bugüne kadar silah satan ve siyasi destek veren bu devletlerin fikir değiştirmesi, elbette doğru şeyi yapma arzularından kaynaklanmıyor. İki nedeni var:

1) Bu ülkelerde İsrail’e karşı ve haliyle İsrail’e destek veren hükümetlerine karşı kamuoyu tepkisi olağanüstü yükselmiş durumda. 

2) Trump yönetmiyle ticaret savaşı yaşayan bu “müttefik” ülkeler, Filistin’i tanıma kartı üzerinden ABD’yle mücadele etmeye çalışıyorlar.

Tarih not ediyor

Kısacası, ABD Başkanı’nın ifadesiyle “ileri karakol” olarak kullandıkları, Alman Başbakanı’nın ifadesiyle “kötü işlerini yaptırdıkları” İsrail, çağımızın en büyük soykırımını, dünyanın gözleri önünde yapmayı sürdürüyor. 

“Amerikancılık yaparak İsrail’e karşı olmaya” çalışanların, sahada değil belagatta İsrail’e karşı sertleşenlerin, “Gazze’de çocuklar ölüyor” diye ağıt yakıp yeni silah anlaşması yapanların, zar zor İsrail’le ticareti kesenlerin bu soykırımda küçüklü büyüklü paylarını tarih not ediyor… 

Ve btirirken önemle belirtelim: Plan uygulamaya girdiğinde, Netanyahu beklemediği iç ve dış gelişmelerle karşılaşabilir!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
9 Ağustos 2025

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

Öcalan’ın Misakı Milli’si

Biri 21 Nisan, diğeri 30 Mayıs tarihli iki İmralı Notu sızdırıldı. Bunu hangi kesimin ne amaçla sızdırdığı ayrıca üzerinde durulması gereken bir konu. Çünkü Öcalan, DEM heyeti ve devlet yetkililerinin yaptığı bu görüşmelerin “düzeltilmemiş” ham hali, en azından görüşmede adı geçen kimi iç ve dış aktörler nezdinde sorun çıkaracak cinsten. 

İşin o boyutunu uzmanlarına bırakarak, İmralı Notlarındaki “Misakı Milli” konusunu ele alacağım.

Açılımın zokası

Biliyorsunuz, daha öncekiler de dahil her açılımda “Türkiye’yi Kürtlerle genişletme” denildi. Bu son açılım da aynı hedefle, Misakı Milli denilerek yürütülüyor.

Kuşkusuz “Türkiye’yi Kürtlerle genişletme” konusu bir hayaldir, ama kurulmaktadır. Cumhur İttifakı’nın Suriye’de “nüfuz bölgesi” elde etme amacından tutun, Halep’e, Musul’a, Kerkük’e plaka dağıtmalarına kadar pek çok politikaları bu amaçladır. 

Ama “Türkiye’yi Kürtlerle genişletme” hedefi, aynı zamanda Türk ve Kürt milliyetçilerini projeye kaydetmenin zokasıdır. Türkiye’nin genişlemesi Türk milliyetçileri için, Kürt bölgesinin büyüyecek olması da Kürt milliyetçileri için zokadır.

Öcalan önce Suriye’yi işaret etti

Peki Öcalan bu konuda ne diyor? Aynen şöyle diyor 21 Nisan’da: “Misakı Milli, Türk-Kürt ittifakının özüdür. Bu ittifak birinci planda Suriye’de yürüyecek. Birinci plan bu. Türkiye’ye Türkiye katar bu. Suriye eşittir Türkiye kadar değerdir.”

Misakı Milli açısından birinci plan Suriye. Ya ikinci plan? Onun da Irak olduğunu biliyoruz.

Öcalan’ın Misakı Milli formülü; ABD Büyükelçisi Barrack’ın “Osmanlı millet sistemi” önerisini, Erdoğan’ın “Türk-Kürt-Arap ümmeti” çıkışını ve elbette Bahçeli’nin Halep’e, Musul’a, Kerkük’e plaka dağıtmasını bütünlüyor. 

Misakı Millicilik, bugün Osmanlıcılıktır

Misakı Millicilik elbette bazılarının kulağına hoş gelebilir. Ama Öcalan’ın, Barrack’ın, Erdoğan’ın ve Bahçeli’nin bugün savunduğu Misakı Millicilik, Türkiye’cilik değildir; Osmanlıcılık ve İslamcılıktır!

Osmanlı imparatorluğunun dağıldığı süreçte, dağılmayı önleyebilmek için Osmanlıcılık denendi, İslamcılık denendi, olmadı, olamazdı. En sonunda Türkçülük denendi. 

Misakı Milli bu son sürecin direnme sınırıydı. Harbiye Nezareti ve Almanlar örneğin Mustafa Kemal’i dinleyip, I. Dünya Savaşı sırasında orduyu Halep-Cerablus hattına çekseydi; henüz daha diri durumdaki ordu düşmanı o hat üzerinde durdurabilirdi. Dolayısıyla sonrasında Misakı Milli ilan etmeye bile gerek kalmayacaktı. Ama Mustafa Kemal’i dinlemediler. 

Tarih, keşkeyle, şöyle olsaydıyla, böyle olsaydıyla ilerlemiyor ve elbette tarih geriye de gitmiyor. O günün koşullarında, belirlenen Misakı Milli sınırları içinde elde tutulabilecek azami topraklar elde tutuldu. Daha ilerisi için, Musul için savaşacak güç kalmamıştı. Parmak arası terlikle 28 gün askerlik yapanların bugün bol keseden atmasına benzemiyor işler. Düşünün firar eden asker sayısının fazlalığı nedeniyle, Sakarya savaşı tarihe subay savaşı diye geçti!

Bugün Misakı Millicilik, Türkiyecilik değildir 

Halep alınamadı, Musul alınamadı. Doğru, alınabilseydi Kürt sorunu üzerine yaşanılanlar belki de hiç yaşanmayacaktı. Ama o günün koşullarında mümkün değildi ve genç Türkiye biraz güçlenince, son sınır düzeltmesini Hatay ile yapıp, sınır konusunu kapattı. 

Bugün haritaları yeniden tartışma konusu yapmanın, Misakı Milli üzerinden toprak talep etmenin Türklere de Kürtlere de bir yararı yoktur. Tersine Türklere de Kürtlere de komşularıyla uzun yıllar sürecek kaçınılmaz kan davası demektir bu. Dahası, sorunları harita değişikliğiyle çözme eğilimi, sonrasında Türklerle Kürtleri de karşı karşıya getirecektir.

O nedenle bugün Misakı Millicilik yapmak Türkiyecilik değildir.

Türklerin de Kürtlerin de (ve diğer halkların da) çıkarı, Türkiye, Irak, Suriye ve İran gibi bölge ülkelerinin “Batı Asya Birliği” kurmasındadır. Dört ülke içindeki tüm ortak halklar için de en demokratik çözümdür bu.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
7 Ağustos 2025

, , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

BOP-KYG çatışması

Önceki yazımızda güncellenen BOP’a, Trump’ın BOP’una işaret etmiştim. Önceki BOP, ABD’nin belirlediği Büyük Ortadoğu coğrafyasında “sınır ve rejim” değiştirme hedefliydi, “yeni ulus inşa etmeyi” amaçlıyordu. 

Trump’ın BOP’unda, “yeni ulus inşası” yok. Daha doğrusu, önceki gibi bir ulus inşası programı yok, doğrudan ABD’nin üstlendiği bir ulus inşası yok. Ne var peki? Federasyonlar var, konfederasyonlar var, Büyük İsrail var, ABD’nin “esas düşmanlarına” karşı bölgesel (federatif) işbirlikleri var, ittifaklar var. Ve bunların sonuçları olarak elbette yine dolaylı olarak yeni ulus inşası var.

ABD’nin hedefi: Çin-Rusya-İran

ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın sıraladığı o ülkeleri anımsayalım: İsrail, Türkiye, Irak, Suriye, Ürdün, Lübnan, Körfez ülkeleri, Azerbaycan, Ermenistan… 

Dikkat ederseniz İran (ve de Mısır) yok. Çünkü İran hedef. Dahası listeyi oluşturan coğrafyadan, İran ile birlikte Rusya’nın da hedef alındığı anlaşılıyor. 

Kimi ABD belgelerinden biliyoruz ki ABD’nin “büyük stratejisi”, Çin-Rusya-İran işbirliğini hedef alıyor.

İşte meselenin esası da budur: 

– Trump’ın BOP’u Çin-Rusya-İran’ı hedef alıyor. 

– Trump’ın BOP’u, Çin’in liderlik ettiği Kuşak ve Yol Girişimi’ni (KYG) ve onun sonucu olacak Büyük Avrasya Ortaklığını hedef alıyor. 

– Trump’ın BOP’u, KYG’yi Büyük Ortadoğu coğrafyasında durdurmaya çalışıyor.

Nasıl mı? Madde madde anlatayım:

Enerji-politik tablo

1) ABD, KYG’ye karşı IMEC’i, yani Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Koridoru’nu hayata geçirmek istemişti. Aksa Tufanı, o projeyi rafa kaldırmıştı. Trump “Gazze Planı” ile raftan indirmeye çalışıyor.

2) İsrail, doğusundaki Hindistan-Körfez ve batısındaki Kıbrıs-Avrupa hatlarının merkezi yapılmaya çalışılıyor. 

3) Katar gazının hem Suriye’ye hem de İsrail’e ulaştırılması projesi hazırlanıyor.

4) ABD, Irak Kürdistanı bölgesi ile 110 milyar dolarlık enerji anlaşması imzaladı. (Bağdat anlaşmaya karşı çıktı.) ABD Suriye’nin kuzeydoğusundaki petrol alanları için de benzer hazırlığı yapıyor.

5) İsrail, Doğu Akdeniz’de İsrail-Kıbrıs-Yunanistan hattı inşa ediyor. (İsrail medyasında son dönemde KKTC’yi ve adadaki Türk askerini hedef alan haber analizlere ve tehditlere dikkat.)

ABD’nin Zengezur müdahalesi

6) Güçlendirilmiş Azeri gazının bir yandan Suriye ve İsrail’e, diğer yandan da Karadeniz üzerinden LNG gemileriyle Ukrayna’ya ulaştırılması anlaşmaları yapıldı.

7) ABD, Zengezur Koridoru’nu işleterek Kafkasya’ya girmenin peşinde. ABD Büyükelçisi Tom Barrack koridorun ABD’li şirket tarafından 100 yıllığına işletilmesini talep etti. Tarafların ne yazık ki bu talebi uygun gördüğü anlaşılıyor. ABD böylece hem Rusya ile İran’ın arasına hem de Kuşak ve Yol’la entegrasyonu kritik önemde olan Orta Koridora yerleşmiş oluyor.

Paranın akış yönü

Bu tür çok boyutlu meselelerin analizindeki en önemli veriler; boru hatlarının yönü, gemilerin rotası, ticaret koridorlarının konumu ve paranın akış şeklidir. 

Esasa gelirsem: Emperyalist ABD ve ileri karakolu siyonist İsrail, çıkarlarını gözetiyor. Ülkelere demokrasi, toplumlara barış, halklara özgürlük elbette ve gerçekten umurlarında değil. Tersine bu kavramlar, emperyalist ABD’yi bölgeden atarak hayata geçirilebilir. Bu coğrafyada bu kavramların kör-topal kalmış olmasının asıl sorumlusudur emperyalist saldırılar, işgaller, sömürüler… 

Son 150 yıl, Britanya İmparatorluğunun, Çarlık Rusya’sının ve emperyalist ABD’nin çıkarları için bölge halklarını kullanmasının tarihidir aynı zamanda. Tarihi doğru okumak, bugün dünden daha da kritik önemde.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
4 Ağustos 2025

, , , , , , , , , ,

2 Yorum

Trump’ın BOP’u

Açılım’la beraber, o denklemler yeniden raftan indi. “Musul ve Kerkük’ü almazsak, Diyarbakır’ı veririz” denmeye, “Türkiye büyümezse küçülür” denmeye başlandı yine… 

Oysa…

1960’lar: Irak-İran Kürtleri

ABD’nin federasyon planıydı bu aslında. Senato Üyesi Sadi Koçaş 1977’de yazdığı anılarında anlatmıştı: “ABD AP’yi ve Demirel’i 1965’te iktidara getirdiğinde, ‘Irak-İran ve Türkiye Kürtlerini Federe bir Cumhuriyet haline getirelim, bunu Türkiye’ye bağlayalım’ isteğinde bulundu.” Amiral Vedii Bilget 24 Şubat 1987’de Cumhuriyet’te doğruladı bunu: ABD, 1965 yılında, Türkiye’ye bağlanacak bir “Federe Kürt Cumhuriyeti” için Başbakan Süleyman Demirel’in ağzını aramıştı. 

Evet, 60’larda Irak-İran Kürtleri Türkiye’ye bağlanmak istenmişti ABD tarafından. 

Sonra… 

1990-2010: Irak Kürtleri

1986 yılında Türkiye’ye gelen ABD Savunma Bakan Yardımcısı William Taft, konuyu “Türkiye himayesinde Kürdistan” planı olarak yeniden Ankara’ya dayattı. Kenan Evren ve Turgut Özal kabul etti, Genelkurmay Başkanı Necdet Üruğ karşı çıktı. ABD’nin Irak’a 1991’de saldırısı sırasında, Turgut Özal bu projeyi “bir koyup üç alacağız” diyerek Türk Ordusu’na yutturmaya çalıştı. Danışmanı Cengiz Çandar “Türkiye büyümezse küçülür” diyerek ABD adına sopa salladı.

Sonra ABD’nin 2003 Irak işgali geldi ve plan, bu kez ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) merkezi konularından biri oldu. BOP Eşbaşkanı Erdoğan, “Diyarbakır’ı ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi içinde bir merkez yapacağız” dedi. Henri Barkey, ABD’nin “Güneydoğu ve Kuzey Irak’ı kapsayan bir Nitelikli Sanayi Bölgesi’nin kurulmasını önereceğini” açıkladı. Bir kaç ay sonra, ABD’nin Ankara Büyükelçisi Robert Pearson ilan etti: “Anadolu’nun güneyini, doğusunu ve Kuzey Irak’ı alırsanız, tek bir ekonomik bölge olduğunu görürsünüz.”

ABD bunları açıklarken, “our boys”u Kenan Evren, 2007’de sahneye çıkıyor ve “Türkiye ileride eyalet sistemine geçebilir” diyordu. Erdoğan daha 1990’larda eyalet sistemini savunuyordu zaten ve 12 Eylül 2010 referandumunun akşamında yaptığı konuşmada, “Federal meclis, federal konsey”e işaret etti!

2025: Irak ve Suriye Kürtleri

Görüldüğü üzere ABD, İran’ı hedef alırken Türkiye’yi Irak ve İran Kürtlerine hamilik ettirmek istedi. Irak’a saldırdığı 90’larda ve 2000’lerde ise Irak Kürdistan’ını Türkiye’ye bağlamayı hedefledi. 

Suriye’de Beşar Esad yönetimi devrildi ve proje bu kez Irak ve Suriye Kürtlerini kapsayarak yeniden Türkiye’nin önüne konuldu. İşte yeni açılım budur. 

Devlet Bahçeli’nin Halep, Musul ve Kerkük’e plaka dağıtması, Ahmet Türk’ün “Irak ve Suriye Kürtleri tıpkı Osmanlı’daki gibi Türklerle birlikte yaşamak istiyor” demesi, ABD Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın “Osmanlı millet sistemi” önerisi, Erdoğan’ın “Türk-Kürt-Arap” ittifakı ile ümmete işaret etmesi… 

Sorun şu ki “Türkiye büyümezse küçülür” sopasına taktıkları “Türkiye’yi Irak ve Suriye Kürtleriyle genişletme” oltası, aslında ve son tahlilde “Türkiye’yi büyüterek küçültme” projesidir.

Güncellenen BOP

ABD Büyükelçisi Barrack, bir diplomat değil, işadamı ve her şeyi açık açık anlatıyor. HaberTürk televizyonunda Trump’ın “çok sayıda ülke ve farklı planlar arasında yaşanan karmaşayı” nasıl ayırmak ve ilerletmek istediğini açıkladı: “Düşünün, Abraham Anlaşmaları’nı, bölgenin güçlü oyuncularından Türkiye’yi birleştirdiğinizi. Ama sadece Türkiye değil; Arap olmayan nüfusu Müslüman ağırlıklı bir ülke olarak Türkiye, İsrail, Körfez, Suriye, Lübnan, Irak, Ürdün, kuzeye çıkın Azerbaycan, Ermenistan… Bunları birleştirdiğinizde dünyanın en güçlü bölgesi ortaya çıkar.”

Güncellenen BOP’tur bu, Trump’ın BOP’u…

Kürt meselesi, demokratikleşme, Büyük Türkiye vb diyerek, ABD’nin “yeni Ortadoğu düzeni”ne uyum sağlama peşindeler. ABD’nin yeni düzenine uyarak, iktidarlarını sürdürebilmenin derdindeler.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
2 Ağustos 2025

, , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

İsrail’in hedef listesi

İsrail’in geçen yüzyılın başından beri Filistin topraklarını adım adım işgal ederek genişlemesi, artık yeni bir aşamada. İsrail bu yüzyılda, diğer çevre ülkelere doğru genişleme stratejisi izleyecek. Bir yandan Lübnan ve Suriye topraklarında, fırsat bulunca da Ürdün ve Mısır topraklarında genişlemeye çalışacak İsrail.

Kuşkusuz İsrail’in genişleme stratejisinin arkasında ABD var ve bu nedenle mesele “Ortadoğu’nun İsrail sorunu” olmaktan çok, “Ortadoğu’nun ABD sorunu”dur.

ABD, yeni dönemde, “İsrail hegemonyasında yeni bir Ortadoğu” dizayn etmeye çalışıyor. İsrail, ABD emperyalizminin ileri karakoludur ve eski ABD Başkanı Joe Biden’ın ifadesiyle, İsrail olmasaydı, ABD çıkarlarını savunmak için bir İsrail kurmak isteyecekti!

İsrail’in genişleme stratejisi

İsrail, Beşar Esad’ın devrilmesini fırsata çevirip 1967 savaşından sonra işgal ettiği Golan Tepelerini genişletmeye çalışıyor şu anda. En son ABD’nin Suriye valisi rolündeki Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın ifadesiyle, bu topraklar 400 kilometrekareydi. 

Soykırımcıı Netanyahu yönetimi bu toprakları elde tutmak ve adım adım daha da genişletmek üzere sürekli askeri üs inşa ediyor Suriye topraklarında. İsrail’in üs sayısı 10’u buldu ve bunlardan biri Suriye’nin başkenti Şam’a sadece 40 km yakınlıkta. 

İsrail diğer yandan Suriye’nin güneybatısındaki Dürzi bölgesini önce askersizleştirmek, ardından özerkleştirmek istiyor. Böylece Dürzi bölgesini Suriye ile arasında tamponlaştırmayı hedefliyor. İsrail aynı zamanda buradan, SDG’nin (Omurgasını PYD/YPG’nin oluşturduğu örgüt) kontrolündeki kuzeydoğu bölgesine bir koridor açmaya uğraşıyor. Bu koridoru öncelikle SDG bölgesine hamilik yapmakta ama ardından da Irak-Türkiye hattında “savunma basıncı” oluşturmakta kullanmak istiyor. 

İsrail, sadece Suriye’deki Dürzi bölgesine değil, Lübnan topraklarındaki Dürzi bölgesine de hamilik yapma niyetinde. Dahası burada da ABD’nin desteğiyle Hizbullah’ı geriletip, tampon bölge kurmak, bazı bölgeleri de işgalle ele geçirmek niyetinde.

Sıra Mısır’da mı?

Tam da bu süreçte, özellikle ABD’de “yeni muhafazakâr” (Neo-Con) çevrelerde, “İsrail’in yeni hedefinin Mısır” olabileceği tartışılıyor. İsrail’in ABD’yle birlikte yürüttüğü Gazze Planı’nın başarısının Mısır’ı geriletmekten ve Gazze’deki Filistinlileri Mısır’da ele geçirilecek topraklara sürmekten geçtiği hesaplanıyor.

ABD ve İsrail için “Filistinlisizleştirilmiş yeni Gazze”, İsrail’in “Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Koridoru”nda (IMEC) merkezi rol alması demek. Bu koridor ise emperyalist ABD’nin Çin’in liderliğindeki Kuşak ve Yol’u bölgede kesebilmesinin yolu… 

Yine Filistin’de “tam hakimiyet” için, Filistinlileri yerleştireceği Ürdün topraklarında da gözü var İsrail’in.

Barrack: Güçlü ulus-devletler İsrail için tehdit

ABD Başkanı Donald Trump açık açık söyledi: Beyaz Saray’daki masasını gazetecilere gösterip, masanın Ortadoğu olduğunu ve cebinden kalemini çıkarıp, kaleminin de İsrail olduğunu belirtti. 

Yani “Ortadoğu büyük ama İsrail küçüktü” Trump’a göre ve dolayısıyla İsrail’in de yeni toprakları olmalıydı!

Nitekim ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi (ve Ankara Büyükelçisi) Tom Barrack’ın sözleri de Trump’ın hedef gösterdiği genişlemeye işaret ediyor. Barrack, “Güçlü ulus devletler bir tehdittir. Özellikle Arap devletleri, İsrail için bir tehdit olarak görülür” dedi (AA, 21.7.2025).

Barrack’ın kastettiği güçlü ulus devletler hangileri? Bölgedeki en güçlü Arap ulus devleti, Mısır’dır, bu da Neo-Con’ların “sıradaki İsrail hedefi: Mısır” yaklaşımına uymaktadır.

Esad’ın kritik rolü

İsrail’in bu yayılmacılığına çeyrek yüzyıldır barikat kuran bölgedeki esas güç İran’dı. İran, direniş ekseni ile İsrail üzerinde basınç uygulayarak onun “çevre genişlemesine” engel oluyordu. Irak, Suriye, Lübnan hattı üzerinden yapılan bu basınç, ABD’nin operatörlüğünde etkisizleştirilmeye çalışıyor.

Burada kritik önemdeki ülke Suriye’ydi. Beşar Esad’ın rolü tarihiydi. Esad’ın devrilmesi İsrail için altın fırsat oldu. Şimdi “Suriye’deki İran’ı temizlemeye” çalışıyor; böylece İran-Lübnan ve İran-Filistin bağını kesmeye uğraşıyor. 

İsrail, Lübnan ve Suriye’deki genişleme stratejisini önleyemesin diye İran’ı da ABD’nin desteğiyle askeri basınç altında tutmak istiyor.

Batı Asya Birliği

Görüleceği üzere emperyalist ABD ile siyonist İsrail, Ortadoğu’yu yeniden dizayn etmek istiyor. Barrack’ın yüzyıl önceki anlaşmaların “yanlış harita” çizdiğine atıfla “yeni haritaya” işaret etmesi ve bölge için “Osmanlı millet sistemi” önermesi, bu amaçladır. İşte Dürzi meselesi de Kürt meselesi de ABD ve İsrail için bu hedefin içindeki yeri değerindedir.

Ortadoğu ya da daha doğru bir coğrafi isimlendirmeyle, Batı Asya ne yapmalıdır? Asıl mesele budur. 

ABD’nin planlarından fırsat umanlar da günün sonunda aslında ABD’nin hedefidir. Mesele asıl bu ülkelerin doğru konumlanabilmesidir öncelikle.  

Süreç, inişli çıkışlı ilerliyor. ABD ve İsrail’in bu atağı, ne Ortadoğu’daki ne de dünyadaki asıl ilerleme yönüne işaret ediyor. Dolayısıyla bu stratejik saptamaya uygun olarak, bölge ülkelerinin “Küresel Güneyci” bir perspektifle, bölgesel işbirliği amaçlaması, Batı Asya Birliği’ni hedeflemesi gerekiyor.

Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
22 Temmuz 202
5

, , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

Yeni Ortadoğu için yeni PKK

Türkiye ve komşularında, Ortadoğu’nun geleceğini etkileyecek önemde görüşmelerin yapıldığı zorlu bir hafta yaşanıyor: Suriye’de ABD ve Fransa’nın gözetiminde Şam ile SDG/YPG görüşmesi, Lübnan’da ABD Büyükelçisi Barrack’ın Hizbullah’ı silahsızlandırma görüşmeleri, Türkiye’de Öcalan’ın mesajı ve açılım görüşmeleri, Irak’ın kuzeyinde PKK’nin silah bırakma töreni…

Dört ülkede yaşanan bu gelişmelerin hepsi birbiriyle ilgili, ABD’nin yürütücülüğünde ilerliyor ve aslında merkezinde İsrail var.

ABD ve Fransa var, Türkiye yok

ABD, 10 Mart’ta Suriye Cumhurbaşkanı Ahmet eş-Şara ile SDG/YPG Komutanı Mazlum Abdi’yi masaya oturtmuş ve bir anlaşma imzalatmıştı. 26 Nisan’da ise PKK’nin Suriye kolu PYD/YPG ile Barzanilerin Suriye kolu ENKS “Kürt Ulusal Konferansı”nı toplamış ve birlikte “ademi merkeziyetçi bir bölge” hedefi belirlemişlerdi.

İşte bu gelişmenin ardından Şam ile SDG yeniden masaya oturdu dün: Suriye Cumhurbaşkanı Şara başkanlığındaki heyetin karşısında, SDG/YPG Komutanı Mazlum Abdi dışında, örgütün Dışilişkiler Eş başkanı İlham Ahmed, Kuzey ve Doğu Suriye Temsilciliği Eş Sözcüleri Foza Yusif ve Abid Hamid Mihbaş yer aldı.

Taraflar arasındaki müzakere, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile Fransa’nın Suriye Özel Temsilcisi Jean-Baptiste Febvre gözetiminde yapıldı.

Peki taraflar Suriye’de 2. perdeye neden ihtiyaç duydular? Çünkü SDG 10 Mart anlaşmasının bazı maddelerinde değişiklik istedi, ABD de o değişiklikleri onayladı.

Öcalan’ın mesajı ve silah bırakma

Suriye’de bu görüşme olurken, aynı gün Öcalan’ın yedi dakikalık görüntülü mesajı servis edildi. PKK’ye yine silah bırakma talimatı veren Öcalan “Son günlerde bölgede yaşanan gelişmeler, attığımız bu tarihi adımın önemini ve aciliyetini açıkça teyit ediyor” dedi. 

Öcalan’ın bu açıklamasının servis edilmesinden önce DEM heyeti önce Öcalan’la, ardından da Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmüştü. 

Türkiye’de bu görüşmeler yapılırken, Irak’ın kuzeyinde de PKK’nin silah bırakma töreni için hazırlık yapılıyordu. DEM Parti, 11 Temmuz’da Süleymaniye’de bir grup PKK’linin silah bırakacağını açıkladı.

Burada kritik konu, bizzat Öcalan’ın talimatıyla, PKK’nin zaten ana gövdesinin parça parça Irak’tan Suriye’ye geçtiği gerçeğidir.

Barrack’ın Hizbullah’ı silahsızlandırma planı

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi sıfatıyla Şam’daki Şara-Abdi görüşmesinde gözetmenlik yapmadan önce, Lübnan’ın başkenti Beyrut’taydı. Barrack Beyrut’a, “Hizbullah’ı silahlansızlandırma planı”yla gitmişti.

Lübnan basınına bakılırsa, Barrack temaslarından bir sonuç alamamış görünüyor. Zira Lübnanlı yetkililer kendisine özetle “İsrail‘in geri çekilmesi ve silahın devletin tekelinde toplanması adımları eşzamanlı olmalı” mesajı verdiler.

İsrail hegemonyasında yeni Ortadoğu

Görüleceği üzere bölgedeki tüm bu gelişmeler birbiriyle bağlantılıdır ve yürütücüsü de ABD’dir.

ABD, “İsrail hegemonyasında yeni bir Ortadoğu” dizayn etmeye çalışıyor. Washington’a göre İran bu projenin önündeki engel. Bu nedenle bölgede İran’a karşı bir Türk-Kürt-Arap ittifakı oluşturmaya çalışıyor. 

Arka planda ise daha küresel bir strateji var: ABD, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’ne karşı Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Koridoru’nu (IMEC) hayata geçirmeye çalışıyor. İsrail, bu koridorda merkezi bir rol oynuyor. Trump, “Gazze Planı” üzerinden İsrail’in rolünü daha da yükseltmeye çalışıyor.

ABD açısından İran’ın etkisizleştirilmesi, Çin’in önünün kesebilmesinin ve IMEC’in hayata geçirebilmesinin kolaylaştırıcısı durumunda….

Kısacası ABD barış diyerek savaşı örgütlüyor, silah bırakma adı altında “silahlıları” yeni cepheye transfer ediyor. Yani PKK, ABD için artık SDG’dir.

Ankara ise bu gelişmeler karşısında “ikili bir yol” izlemeye çalışıyor. “Planın içinde kalarak planı çıkarlara uyarlayabilmek” diye özetlenecek bir taktik bakış bu…  

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
10 Temmuz 2025

, , , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

Savaşın 7 sonucu

ABD’nin İsrail’den 9 gün sonra 22 Haziran’da İran’a saldırmasını, 22 Haziran akşamı Tele1’de, 23 Haziran’da Sputnik’te, 24 Haziran’da CGTN Türk’te ve kişisel youtube kanalımda, “ABD İsrail’e ’çıkış kapısı’ açtı” diye yorumladım.

Çünkü İsrail 9 gün boyunca hedefine ulaşamamış, tersine İran füzeleri İsrail kentlerinde büyük yıkım yaratmıştı. Sonucu olarak Trump bir ABD saldırısıyla İsrail’e çıkış kapısı açmak istemişti.

Kuşkusuz aslında Trump kendisine de çıkış kapısı açmak istiyordu; zira Trump yönetimi ile kurulu düzen arasındaki çatışma derinleşirken, Trump ile Trump yönetimi arasındaki çelişkiler de belirmeye başlamıştı. (Bu ve başka etkenler nedeniyle mevcut ateşkes hem kırılgandır hem de barışın garantisi değildir.)

Sonucu İran füzeleri belirledi

1) 12 günün sonunda ABD’nin ateşkes çağrısı yapmasına neden olan en belirleyici etken, İran’ın füzeleriydi. Atlantik propaganda aygıtları günlerdir ”havai fişek” muamelesi yapsa da İran füzeleri İsrail kentlerinde büyük yıkım yarattı. Üstelik bu köşede 16 Haziran’da ”İsrail’in doğrudan ve dolaylı müttefikleri” başlığı altında incelediğim gibi, İran füzeleri, Atlantik’in üç hat üzerinde kurduğu ABD, İngiltere ve Fransa savunmalarını geçerek her gece İsrail’i vuruyordu.

2) İran füzeleri, Atlantik’in propaganda aygıtlarını da vurdu: İsrail nokta atışla İranlı generalleri vurabilirken, “İran’ın soba borusundan attığı havai fişeklerin yere bile düşmediği” propagandası Türkiye’de de, Ortadoğu’da da ne yazık ki etkili oldu. Ama propagandayla gerçekleri tamamen gizleyebilmek elbette mümkün değildi. Türkiye’de pek çok yorumcu gazete ve televizyonlarda İran’ın nasıl mahvolduğunu anlatırken, İsrail’in en büyük ticaret kentinin belediye başkanı İran füzelerinin getirdiği yıkım karşısında ateşkes istemek zorunda kalıyordu. 

Rejim ve iç cephe meselesi

3) İsrail’in ve bazı ABD’li yetkililerin ilk günlerde dile getirdiği “İran’da rejim değişikliği” hedefi elbette gerçekçi değildi. Ne yazık ki bu propagandanın en iyi müşterileri “sünni mezhepçiler” oldu. Oysa İran’ı, İran halkının dayanıklılığını ve en önemlisi İran toplumunun bir savaş karşısındaki “iç cephe bütünlüğü” oluşturma dayanışmacılığını tanımıyorlardı. Önemle altını çizdim defalarca: Hamaney’in değil, tersine Netanyahu ile Trump’ın siyasi kırılganlıkları vardı; zira ülkelerinin yarısıyla kavgalılar.

4) Bölgemizin en önemli sorunu İsrail siyonizmi değil, ABD emperyalizmidir. Zira ABD emperyalizmi olmasa, eski ABD Başkanı Biden’ın “ileri karakol” dediği, Almanya Başbakanı Merz’in “pis işlerimizi yapıyor” dediği İsrail’in değil İran’a, Gazze’ye bile saldırması mümkün olmayacak. ABD İsrail’e sadece silah, istihbarat ve para vermiyor, daha önemlisi onu BM başta pekçok uluslararası platformda koruyor.

Amerikancılık ve mezhepçilik sorunu

5) ABD emperyalizmiyle işbirlikleri nedeniyle, Ortadoğu’daki pek çok ülke, kendisini dolaylı olarak İsrail cephesinde buldu. Topraklarındaki ABD üslerinden kalkan füzeler ve uçaklar, İsrail’in İran’a saldırganlığını kolaylaştırdı, İran’ın İsrail’e yanıtına savunma yaptı. Kısacası, Amerikancılık yaparak İsrail’e karşı gerçekten konumlanmak olası değildir.

6) Dincilik ve mezhepçiliğin, bölgemizdeki bu tür cepheleşmelerde işe yaramadığı da bir kez daha görülmüş oldu. Sünni mezhepçiliğin Şii alerjisi, Türkiye’den Suudi Arabistan’a pek çok kesimi ne acı ki İsrail siyonizminin yanına konumlandırdı; İsrail füzelerine sevindiler, İran füzelerini küçümsediler. Arap-İslam rejimlerinin ABD’yle işbirlikleri nedeniyle İsrail’in safına düşmeleri dışında, İhvan gibi Türkiye de dahil pek çok ülkenin bölge siyasetinin merkezine koyduğu İslamcı örgütlerde çatlak oluştu. İhvan’ın merkezi İran’ı desteklerken, Suriye kolu bu tutuma karşı çıktı ve “hem İsrail’e hem İran’a karşı çıktıklarını” ilan etti.

Türkiye’nin çıkarması gereken ders

7) Ve en önemli sonuç: ABD İsrail hegemonyasında yeni bir Ortadoğu haritası çizmeye çalışıyor. Bu fiilen 1990’da başlamış stratejik bir hedeftir. ABD ve İsrail bugün İran’a saldırabildi, çünkü öncesinde Suriye’deki Esad yönetimi engelini aşabildiler. ABD ve İsrail 15 yıl boyunca Suriye’ye saldırabildi, çünkü öncesinde 20 yıl boyunca Irak’ı vurabildiler.

Türkiye başta tüm bölge ülkeleri bu denklemleri iyi okumalıdır. Ve Türkiye başta tüm bölge ülkeleri, ABD-İsrail’in adım adım yürüttüğü bu stratejiyi kısmen Irak’ta ve esas olarak Suriye’de kolaylaştırma yanlışına bir daha düşmemelidir.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
26 Haziran 2025

, , , ,

Yorum bırakın

Beyaz Saray’da Pakistanlı komutan

Yakın zamanda bölgemizde Hindistan-Pakistan savaşı vardı. Şimdi de İsrail-İran savaşı sürüyor. Hindistan’ın İsrail’le çok özel ilişkileri var, Pakistan da İran’a açıktan destek açıkladı. 

Öte yandan Pakistan, SSCB’ye karşı Afganistan savaşında ABD’nin çok özel bir müttefikiydi. Ama geride kalan yıllar içinde Pakistan’ın Çin’le çok derin bir ilişkisi oluştu. ABD’yi fazlasıyla rahatsız edecek düzeyde stratejik bir ilişki bu.

Bu girişi neden mi yaptım? Çünkü Beyaz Saray’da çok ilginç bir görüşme vardı.

Trump’ın özel misafiri

ABD Başkanı Donald Trump, Pakistan Kara Kuvvetleri Komutanı Asım Münir ile Beyaz Saray’da görüştü.

Bu görüşme pek çok yanıyla ilginç. Zira ABD Devlet Başkanı, bir başka ülkenin siyasi lideriyle değil, askeri lideriyle görüşüyor. Üstelik o asker Genelkurmay Başkanı değil. 

Görüşmede Trump’a iki isim eşlik etti: ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Beyaz Saray Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff. 

Pakistan Kara Kuvvetleri Komutanı Asım Münir’e ise bir isim eşlik etti: Pakistan İstihbarat Servisi (ISI) Başkanı Korgeneral Asım Malik. Malik aynı zamanda Pakistan Ulusal Güvenlik Danışmanı.

İlginç konular

Katılımcılar kadar konuşulan konular da ilginç. 

Pakistan Silahlı Kuvvetleri Halkla İlişkiler Servisi’nin yaptığı açıklamaya göre Trump ile Münir şu konuları ele almış: “İran-İsrail çatışması, Pakistan-Hindistan gerilimi, Pakistan-ABD ilişkileri, terörle mücadelede işbirliği.”

Tamam, bir devlet başkanının, bir başka ülkenin kara kuvvetleri komutanıyla görüşüyor olması tek başına yeterince ilginç ama yine de bu işaret edilen konular elbette şu süreçte konuşulması “normal” konular, denilebilir. Ancak ya şunlar? 

Pakistan Silahlı Kuvvetleri Halkla İlişkiler Servisi’nin açıklamasında Trump ile Münir’in şu konuları da ele aldığı belirtiliyor: “Ticaret, ekonomik kalkınma, maden ve mineraller, yapay zeka, enerji, kripto para birimleri ve yeni teknolojiler” (AA, 19.6.2025)

Bir devlet başkanı, bir başka ülkenin kara kuvvetleri komutanı ile neden ekonomi konuşur, neden ticaret konuşur, neden maden konuşur, hatta neden kripto para konuşur? Bunda bir tuhaflık yok mu? 

Ziya ül-Hak’ın darbesi

Pakistan Kara Kuvvetleri Komutanı Asım Münir’in ABD ziyareti ve Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump’la görüşmesi, bana Ziya ül-Hak’ı anımsattı. “İslamcı general” denilen Pakistan Genelkurmay Başkanı Ziya ül-Hak, 5 Temmuz 1977’de darbe yaparak Zülfikar Ali Butto’yu devirmiş ve Pakistan’ı iki yıl sonra Afganistan’da SSCB’ye karşı ABD’nin özel operasyon üssüne dönüştürmüştü. 

Bu süreçte CIA, Pakistan İstihbarat Servisi ISI ile özel bir işbirliği yürütmüş, Suudi Arabistan’dan Mısır’a, pek çok ülkeden mücahit getirerek onları birlikte Pakistan’da eğitip Afganistan’a sevketmişlerdi.

Uzun dört yıl

Züya ül-Hak’ın bir darbeyle ülkesini ABD stratejisine eklemlemesi, coğrafyamızın çok özel bir kesitinde ve tarihin çok önemli bir anında olmuştu. 

Öyle ki bu kesiti “uzun dört yıl” diye isimlendirebiliriz: Pakistan’da darbe (1977), SSCB’nin Afganistan’ı işgali (1979), İran’da Humeyni’nin Şah’ı yıkması (1979), Türkiye’de darbe (1980), İran-Irak savaşı (1981).

Bu uzun dört yıl, sonucu günümüze kadar uzanan derin değişimler doğurmuştu. 

ABD askerlerle daha kolay çalışıyor

Elbette doğrudan Ziya ül-Hak – Asım Münir benzetmesi yapmıyorum. Zira Pakistan İsrail’e karşı İran’ı destekliyor ve Münir de Beyaz Saray’daki görüşme öncesinde ülkesinin bu tutumunu açıklamasında sergiledi.

Ama yine de ABD Başkanı’nın Beyaz Saray’da Pakistan Kara Kuvvetleri Komutanı ile görüşmesi, üstelik ancak bir devlet başkanıyla görüşülecek türden konuları görüşmüş olması, elbette ilginç ve dikkat çekicidir. Dahası dikkatle izlenmelidir.

Çünkü ABD açısından Pakistan’ın pozisyonu kritik önemde. Pakistan’ın Çin, İran ve Hindistan ilişkileri, hatta Azerbaycan ve Türkiye ilişkileri ABD açısından çok boyutlu önemde. 

Unutulmamalı: Pakistan Başbakanı İmran Han “kendisine Amerikancı bir darbe yapıldığını” savunmuştu ama yerine gelen Şahbaz Şerif de Çin’le iyi ilişkileri sürdürdü, sürdürüyor. Görünen o ki hangi parti seçimle gelirse gelsin, Çin’le işbirliğini sürdürecek. 

ABD, işte böyle zamanlarda özellikle askerlerle çalışmak ister!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
21 Haziran 2025

, , , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın