Posts Tagged Rusya
Trump’ın ana stratejisi ne?
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 18/11/2024
Dünya, Donald Trump’ın yeni döneminde hangi politikaları izleyeceğini tartışıyor.
Trump ve ekibi seçim kampanyası sırasında ilan ettiği gibi Ukrayna savaşına son vermeye çalışacak mı, yoksa ABD’nin “uzun savaş” stratejisi sürecek mi? İsrail yanlısı isimlerin ağırlıkta olacağı bir kabine inşa etmekte olan Trump İsrail-Filistin meselesinde ne yapacak? Asıl önemlisi, Çin’le rekabeti nasıl yürütecek?
Dünya basınında yanıtları aranan bu soruları tartışalım:
Çin’den Biden/Trump’a üç uyarı
Asya Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesinde ABD Başkanı Joe Biden ile görüşen Çin Devlet Başkanı Xi Jinping üç mesaj verdi:
1) “Tukidides Tuzağı” tarihsel olarak kaçınılmaz değil.
2) Yeni bir “Soğuk Savaş” yapılmamalı çünkü kazanılamaz.
3) Çin’i çevrelemek akılsızcadır, kabul edilemez ve başarısızlığa mahkumdur.
Kuşkusuz bu üç mesaj, “topal ördek” Biden’dan çok, 20 Ocak 2025’te Beyaz Saray’a oturacak Donald Trump’aydı.
Trump Asya-Pasifik’e odaklanmak istiyor
Başkanlığının ilk döneminde Çin’e “ticaret savaşı” açan Trump’ın yeni dönemde de “Çin’le mücadele” stratejisini izleyeceği öngörülüyor. Ama bu mücadelenin nasıl olacağı, rekabetle sınırlı mı kalacağı, Biden’ın sürdürdüğü ticaret savaşının çıtasının yükseltilip yükseltilmeyeceği, Çin’i çevrelemek üzere ikili, üçlü, dörtlü müttefikler kurma stratejisinin artarak devam edip etmeyeceği tartışılıyor. Bunu Trump’ın koltuğa oturduktan sonra ilan edeceği ulusal güvenlik stratejisiyle daha net anlayacağız.
Ancak hem Trump’ın ilk dönemine bakarak, hem seçim sürecinde söylediklerini dikkate alarak ve hem de Washington’un NATO belgelerine dahil ettiği ifadeleri anımsayarak şunu söyleyebiliriz: Trump döneminde ABD, Asya-Pasifik’e daha fazla odaklanacak. Bunun için de diğer iki konuyu hafifletmesi gerekiyor: Rusya-Ukrayna savaşı ve İsrail’in Filistin soykırımı…
Ortadoğu’da iki konu
Trump’ın Ortadoğu’daki mevcut durumu, ilk döneminde başlattığı “İbrahim anlaşmalarını” yeniden canlandırmakta kullanacağı anlaşılıyor.
1) Trump’ın Filistin sorununa “iki devletli çözüm” yerine Arap-İsrail normalleşmesi zemininde çözüm dayatacağını söyleyebiliriz.
2) Trump’ın geçen dönemden farklı olarak bu kez İran’ı “sistem içine çekme” yolu arayabileceği ihtimal dahilinde.
Elon Musk’ın güçlü ilişkileri nedeniyle Çin, Rusya ve İran konularında Trump’a “özel elçilik” yapacağı anlaşılıyor.
Ukrayna’da barış masası hazırlığı mı?
Trump, Çin ve Asya-Pasifik’e odaklanabilmek için Rusya-Ukrayna meselesini çözmek istiyor. Nitekim seçim süreci boyunca, kazanması halinde bu savaşa son vereceğini söylemişti. Bunu yapabilmek için, öncelikle bu savaştan nemalanan askeri endüstri ve enerji şirketleri ile “çarpışması” gerekiyor; bu da Biden’ın inşa ettiği “uzun savaş” stratejisinin çöpe atılması demek.
Trump ve ekibi, Çin-Rusya işbirliğini derinleştiren zemini ortadan kaldırmayı ve Çin’i yalnızlaştırmayı savunuyor.
Savaşın bir an önce bitmesini isteyen bir başka merkez ise Alman sermayesi. Alman ekonomisinin küçülmesi Berlin’de yeni hükümet formülünü ya da erken seçimi dayatmış durumda. Almanya Başbakanı Olaf Scholz’un iki yıl aradan sonra Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i telefonla araması bu nedenle. Avrupa’da pek çok ülke artık Ukrayna’da barış masasının kurulmasının zamanının geldiğini düşünüyor.
Tam bu süreçte ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin’in yeni döneme işaret eder nitelikteki şu mesajını not etmeliyiz: “Ortadoğu’da gerilimi azaltmamız ve Ukrayna’da geçişe giden yolu bulmamız gerekiyor. Bu çatışma bir noktada bir tür müzakereyle sona erecek.”
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
18 Kasım 2024
BRICS’in kurumlaşma zirvesi
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 26/10/2024
BRICS’in Rusya-Kazan’daki 16. liderler zirvesi, esas olarak örgütleşme, kurumlaşma zirvesi oldu.
Haklı olarak “BRICS daha önce örgüt ya da kurum değil miydi” diye sorabilirsiniz. Elbette örgüttü, tabii ki kurumdu. Ancak örgüt de kurum da dinamik bir yapıdır. 16. zirve ile kurumlaşma derinleşti, gelişti ve BRICS’in ana hedeflerine ulaşabilme potansiyelini ortaya koyan bir yapı haline geldi.
BRICS’in üç hedefi
BRICS en başından itiabren üç sütun üzerinde yükselmeye çalışıyor: 1) Siyasi ve güvenlik sütunu. 2) Ekonomik ve finansal sütun. 3) Kültürel ve halklararası işbirliği sütunu.
Bu üç sütun üzerinde yükselerek; 1) üyeleri arasında işbirliğini geliştirmeyi, 2) daha temsili ve adil bir uluslararası düzen inşa etmeyi ve 3) yeniden yapılandırılmış çok taraflı bir sistem oluşturmayı hedeflemektedir.
İşte 16. zirve, bu hedeflere yaklaşabilecek bir yapıyı oluşturmanın zirvesi olarak tarihe geçecektir. Nitekim Kazan’daki zirvenin teması da şuydu: “Adil Küresel Kalkınma ve Güvenlik İçin Çok Taraflılığın Güçlendirilmesi.”
Yeniden yapılandırılmış güçlü BM
134 maddeli sonuç bildirgesi incelendiğinde, BRICS’in kurumlaşmayı derinleştirdiği görülecektir. Bu köşenin sınırları içinde inceleyecek olursak:
Bildirinin “Daha Adil ve Demokratik Bir Dünya Düzeni İçin Çok Taraflılığın Güçlendirilmesi” ana başlığı altında işaret edilen konulardan şu ikisi öne çıkıyor:
İlki, BRICS’in, BM’nin, Güvenlik Konseyi de dahil reformu desteklediği vurgusu. 15. zirvede de yer alan bu amaç, daha da vurgulanmış görünüyor. Özetle BRICS ülkeleri daha güçlü bir BM istiyor ve bunun Batı‘nın BM’deki hakimiyetinin zayıflatılmasıyla mümkün olacağını öngörüyor.
İkinci önemli konu ise BRICS ülkelerinin, küresel işbirliğinin en önemli aracı olarak G20’yi işaret etmesidir. Küresel Güney ülkelerinin ağırlığının arttığı G20, aynı zamanda ABD’nin tek hakim olduğu G7’yi sınırlandırma işlevine sahip.
Yeni Kalkınma Bankası güçlendiriliyor
”Küresel ve Bölgesel İstikrar ve Güvenlik İçin İşbirliğinin Artırılması” ana başlığı altında öne çıkan konulardan biri ise BRICS Terörle Mücadele Çalışma Grubu’na dair olandır. Zirvede, çalışma grubunun altında, terörle mücadele stratejisine ve eylem planını dayalı, beş alt grup ile Terörle Mücadele Çalışma Grubu Pozisyon Belgesi kabul edildi.
“Adil Küresel Kalkınma İçin Ekonomik ve Finansal İşbirliğinin Teşviki” ana başlığı altında ise şu konular öne çıktı: BRICS Yeni Kalkınma Bankası’nı güçlendirmek üzere bir yatırım platformu oluşturulması kararlaştırıldı. BRICS Bankalararası İşbirliği Mekanizması, yerel para birimlerinde kabul edilebilir bir finansman mekanizması üzerinde çalışmakla görevlendirildi. BRICS Tahıl Borsası’nın hayata geçirilmesi tasarlandı.
Ve BRICS ülkeleri, İsrail’in saldırıları, Suriye, Ukrayna başta küredeki hemen tüm sorunlar için de görüş ve tutum açıkladı.
Ortaklık mekanizması
Çok kısaca özetlediğimiz bu mekanizmalar, platformlar, alt gruplar, başta belirttiğimiz “kurumlaşmanın” çapına işaret etmektedir.
Ve asıl önemlisi, BRICS+ da, yeni tip bir ortaklık mekanizmasıyla daha da kurumlaşmaktadır. Önümüzdeki günlerde BRICS’in ortakları olarak 10’un üzerinde ülke resmi olarak açıklanacaktır.
Öte yandan Rusya ve Putin’i tecrit etmeye çalışan ABD ve müttefikleri için de Kazan Zirvesi tam bir yanıt oldu. 30’dan fazla devlet ve hükümet yetkilisi Kazan’daydı ve Putin’le ikili görüşmeler yaptı. Nitekim Putin’in liderliğinde yapılan BRICS+ etkinliğinin mottosu da şöyleydi: “BRICS ve Küresel Güney: Birlikte Daha İyi Bir Dünya İnşa Ediyoruz.”
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
26 Ekim 2024
Zelenski’nin Ukrayna’yı mahvetme planı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 21/10/2024
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski de, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu da yaklaşan ABD seçiminden azami yararlanma hamleleri sergiliyorlar.
Zelenski bu amaçla bir “zafer planı” açıkladı. Beş maddeden oluşan ve üç gizli eki olan plan, içeriği itibariyle, bir zafer planı değil fakat Ukrayna’yı mahvetme planıdır.
Barış girişimlerini baskılama planı
Zelenski’nin planını açıklaması elbette sadece yaklaşan ABD seçiminden yararlanmak amaçlı değil, bir önemli nedeni de Avrupa’da yükselen “artık barış masası kurulmalı” sesleridir.
O sesler yükselirken, Zelenski “zafer planı” açıklayarak ABD-İngiltere’nin “son Ukraynalı kalana kadar uzun savaş” stratejisini sürdüreceğini ortaya koyuyor ve böylece barış seslerini boşa düşürmeyi amaçlıyor.
Beş maddeli o plan
Zelenski’nin zafer planı şu beş maddeden oluşuyor:
1) NATO üyeliği: Ukrayna’nın NATO’ya şartsız davet edilmesi.
2) Savunma: Savaşı Moskova kapılarına kadar götürebilmek için daha fazla silah sağlanması ve verilen silahların kullanımına dair tüm kısıtlamaların kaldırılması. Müttefiklerle ortak savunma anlaşmaları yapılması.
3) Caydırıcılık: Ukrayna’da nükleer olmayan bir stratejik caydırıcılık paketi oluşturulması.
4) Stratejik ekonomik potansiyel: Lityum, titanyum gibi kritik Ukrayna madenlerinin ABD ve AB ile ortak kullanımı ve enerji üretimi konusunda özel anlaşmalar yapılması.
5) Savaş sonrası dönem: Ukrayna savaş sonrasında Avrupa’nın güvenliğinde kritik rol üstlenecek. Ukrayna savaşa her an hazır bir ordu ile Avrupa’yı koruyacak. Avrupa’daki bazı ABD güçlerinin yerini Ukrayna birlikleri alabilecek.
Zelenski ülkesini peşkeş çekiyor
Maddelerden de görüleceği üzere bu plan bir zafer planı değil, savaşı uzatma planıdır, NATO’yu Rusya ile doğrudan çatışmaya itme planıdır, Ukrayna halkını felakete götürme ve Ukrayna’yı mahvetme planıdır.
Dahası, Zelenski aynı zamanda bu plan ile Ukrayna’yı doğrudan ABD ve AB’ye peşkeş çekmektedir; Ukrayna’nın değerli madenlerini, doğal kaynaklarını Washington ve Brüksel’e pazarlamaktadır, hatta basına yansıyan gizli eklere göre pazarlamaktan öte yönetim ve mülkiyetini Batılılara vermektedir; Ukraynalıları zengin Avrupa’nın jandarması ve bekçisi yapmak istemektedir.
Zelenski’nin nükleer şantajı
Zelenski’nin NATO’yu doğrudan Rusya’yla savaşa iten tutumu elbette Avrupa’da NATO üyesi Macaristan başta bir çok ülkeden onay alamayacaktır. Ancak iç politikada sıkışan Macron yönetimi için, üzerinde iç politikaya ayar verecek bir dış politika alanı oluşturmaktadır.
Nitekim Fransa’nın Avrupa İşlerinden Sorumlu Bakanı Benjamin Haddad, Parisien gazetesine verdiği demeçte, Ukrayna’nın NATO’ya davet edilebilmesi için Fransa’nın ortaklarını ikna etmeye çalıştığını söyledi.
Asıl vahimi ise Zelenski’nin Avrupalılara şantaja da yönelmiş olması. Zelenski NATO üyelerine seslenerek, Ukrayna’nın NATO’ya kabul edilmemesi halinde nükleer silah geliştireceklerini söyledi.
Ülkelerini mahveden liderler listesi
Sonuç olarak bu plan uygulanırsa, bir devlet başkanının emperyalist ülkelerin çıkarları uğruna halkını ve ülkesini nasıl mahvettiğinin 21. yüzyıldaki örneği olarak tarihe geçecektir.
Ancak bir halkın da 20. yüzyıldaki örneklerden hiç ders çıkarmadığının göstergesi olacaktır aynı zamanda…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
21 Ekim 2024
Küresel düzen savaşsız değişir mi?
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 26/09/2024
Haklı olarak soruluyor: Mevcut küresel düzen II. Dünya Savaşı’yla oluştu, savaşsız değişir mi?
Tarihte bu tür değişikliklerin büyük oranda savaşla olduğu bir gerçek. Çağımızdaki son değişim ise bir istisna: İngiltere liderliğini ABD’ye savaşsız teslim etti, daha doğrusu iki savaşla güçten düştüğü için savaşsız teslim etmek zorunda kaldı.
Peki ABD savaşmadan liderliğini bırakır mı?
Savaşsız çözüm yolları
Küresel Güney şu üç yolla savaşsız çözüm arıyor:
1) Kolektivizm: Çin başta Küresel Güney ülkelerinin ekonomi ve siyasi ağırlıkları oranında uluslararası örgüt ve kurumlarda temsiliyet istedikleri ortada. Ama bu Çin’in bir dünya liderliği devri istediği anlamına gelmiyor. Zaten çok kutupluluk, demokratik bir küresel yönetişimi gerektiriyor. Uluslararası düzenin demokratikliği de ülkelerin adil temsiliyetine dayanacaktır.
Kısacası ABD’nin “tek” liderliğine karşı, çok merkezli bir düzen. İşte bu kolektivizm anlayışı, ABD’yi savaşsız çözüme zorlamaktadır.
2) BM’nin rolü: Küresel Güney ülkeleri, uluslararası düzenin adil ve demokratik dönüşümünde BM’nin merkezi bir koordinasyon rolüne işaret ediyorlar. Bu da ABD’yi savaşsız çözüme zorlayacaktır.
3) Zamana yayma: Bu büyük küresel dönüşümün savaşsız olması için Çin’in izlediği ağır, zamana yayan, kontrollü ve dengeli yol da önemli bir faktör elbette…
Artık 193 üye var
BM’de reform çağrıları işte bu şartlarda gelişiyor. 79. BM Genel Kurulu, liderlerin reform çağrılarına sahne oldu.
Çünkü 1945 düzeni artık çalışmıyor, Soğuk Savaş bitti, ABD’nin kısa süreli tek kutuplu dünya hakimiyeti dönemi de bitti. Artık çok kutuplu dünya döneminin başındayız. BM’nin de buna göre dönüşmesi gerekiyor.
Daha somut söylersek: BM, 1945’te 50 ülkenin bulunduğu bir dünyada ve II. Dünya Savaşı’nın galiplerinin BM Güvenlik Konseyi’nin veto kartlı 5 daimi üyesini oluşturduğu şartlarda kuruldu.
Ancak bugün BM’de 193 ülke var!
Reform ama nasıl?
ABD, “reformun şart olduğu” gerçeğini görüyor ve mecbur kalacağı değişimin kontrolünde olmasını, veto gücünü sürdürebilmeyi hedefliyor. O nedenle de BM Güvenlik Konseyi’nin genişlemesinde; birincisi istediği yeni ülkelerin bulunmasını, ikincisi de yeni üyelerin veto hakkının olmamasını savunuyor.
Evet, BM’de reform şart ama nasıl? Artık asıl mesele bu…
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD’nin bu “kontrollü reform” çabasına karşı uyarıyor; BM Güvenlik Konseyi’ndeki reformun “suni bir şekilde hızlandırılmaya çalışıldığına” dikkat çekiyor ve “Çin’le birlikte sürecin tehlikeli oyunlara dönüştürülmesine izin vermeyeceklerini” belirtiyor (Sputnik, 25.9.2024)
Lavrov, daha önemlisi, BM’nin bölünmesi yerine ortak mutabakat sağlanmasına çabaladıklarını vurguluyor.
Reformda iki temel yol
Sonuç olarak çok kutupluluk şartlarında BM Güvenlik Konseyi’nde reform yapılması artık kaçınılmaz. Küresel Güney ülkeleri, ağırlıklarını elbette temsiliyetlerine yansıtacaklar.
Reformun önünde iki temel yol var: Kolektif Batı’nın BM Güvenlik Konseyi’ndeki konumunu korumaya çalışan yolu ve Küresel Güney’in BM düzenini demokratikleştirmek yani adil temsiliyeti sağlamak isteyen yolu.
Bu ikinci yol, BM Genel Kurulu’nun yetkisinin genişletilmesine, kararlarda BM Genel Kurulu ile BM Güvenlik Konseyi arasında sıkı bir ilişki olmasına, vetoda nitelikli çoğunluk aranmasına, azınlık vetolarının işlerliğinin ancak BM Genel Kurulu’nda nitelikli çoğunluk tarafından kabulüne dayanmalıdır.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
26 Eylül 2024
Askeri Komite’de görüş birliği yok
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 16/09/2024
ABD ve İngiltere, “uzun savaş” gereği, Ukrayna’da savaşın düzeyini yükseltmeye çalışıyor. Kursk saldırısı bunun gereğiydi. Şimdi de Ukrayna’ya yüksek hassasiyetli uzun menzilli füzeler vermeye çalışıyorlar.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, bu çabanın “NATO’nun savaşa doğrudan taraf olması anlamına geldiğini” belirterek, Washington ve Londra’yı uyardı. Bu tür silahlarla saldırıya uğradığında, Moskova, bunu Ukrayna’nın değil, NATO’nun saldırısı olarak değerlendirecek ve ona göre hareket edecek.
Putin bunun neden NATO saldırısı sayılacağını da açıkça ortaya koydu:
1) Ukrayna’nın elinde bu silahları yönlendirecek uydu yok. Ukrayna bu füzeleri ancak Batı uydularının yardımıyla kullanabilecek.
2) Askeri personel desteği verilmeden, Ukrayna’nın bu tür silahları kullanabilmesi olası değil.
NATO’da birlik sağlanamadı
ABD Başkanı Joe Biden’ın Beyaz Saray’da İngiltere Başbakanı Keir Starmer ile yaptığı görüşmenin ana konusu da Ukrayna’ya desteğin sürdürülebilmesiydi.
NATO Askeri Komitesi de önceki gün yine bu gündemle Prag’da toplandı. Toplantı sonrası basına konuşan NATO Askeri Komitesi Başkanı Oramiral Rob Bauer, iki konuya işaret etti:
1) Rus topraklarını hedef alacak uzun menzilli silahlar kullanmak Ukrayna’nın hakkı. Ancak ABD buna henüz onay vermedi.
2) NATO ülkeleri, Ukrayna’ya gönderdikleri silahlara sınırlama getirme konusunda egemenlik hakkına sahiptir.
Bu iki açıklama şu anlama geliyor: Ukrayna’ya verilen füzelerle Rus topraklarının vurulabilmesi konusunda NATO’da birlik sağlanamadı, itiraz eden ülkeler var. ABD bu nedenle onay veremiyor.
Harris aynı stratejiyi sürdürecek mi?
Peki Biden yönetimi, üç aylık ömrü kalmasına rağmen, neden dünyayı ateşe atacak böylesi bir kararı zorluyor?
1) Çünkü Donald Trump seçimi kazanırsa, Ukrayna savaşını 24 saatte bitireceğini belirtiyor. Trump’ın yardımcı adayı James David Vance, seçimi kazanınca Rusya’yla masaya oturacaklarını, mevcut sınırı tescil ettireceklerini, ihtilaflı bölgelerin silahtan arındırılacağını, Ukrayna’nın NATO üyesi yapılmayacağını, daimi tarafsız statü verileceğini söylüyor.
Bu, Rusya’nın Ukrayna’da savaş çıkmaması için Aralık 2021’de ABD ve NATO’ya sunduğu anlaşmanın zeminiydi aslında. Ancak Rusya’nın bu saatten sonra, bunu yine bir anlaşmanın zemini olarak kabul edip etmeyeceği ise artık şüpheli…
2) Çünkü Kamala Harris’in seçimi kazanması durumunda, Biden yönetiminin mevcut Ukrayna stratejisini tamamen sürdürüp sürdürmeyeceği kesin değil. Harris’in başkan seçildiğinde Ukrayna politikalarını gözden geçirebileceği belirtiliyor.
ABD mali sermaye sınıfı da işte bu riskler nedeniyle Ukrayna’da “uzun savaş” stratejisinden geri dönüş yapılamamasını sağlayacak kadar ileri gidebilmeye çalışıyor. Biden yönetiminin kalan son haftaları, bu amaçla değerlendirilmeye çalışılıyor. Kursk saldırısının istenilen sonucu getirmemesi nedeniyle, şimdi yeni bir yol daha denemek istiyorlar.
Türkiye ne yapmalı?
Ancak bu yol çok riskli. Rusya Devlet Başkanı Putin’in “açık uyarısı”, herkesin üzerinde uzun uzun düşünmesini gerektiriyor. Zira NATO’nun yeni kışkırtıcılığı nükleer riski artıracaktır. Bundan en fazla zarar görecek ülkelerin başında da ne yazık ki ülkemiz geliyor.
Türkiye bu nedenle ABD’nin NATO’daki o çabalarına engel olmaya çalışan Macaristan ve Slovakya gibi ülkelerle birlikte çalışmalı ve güç birliği yapmalıdır.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
16 Eylül 2024
CIA-MI6’nın ortak mesajı kimlere?
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 12/09/2024
Eski ABD Başkanı Donald Trump, ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris ile seçim yarışında yaptığı canlı yayın tartışmasında tekrarladı: “Seçildiğimde 24 saat içerisinde Ukrayna’daki savaşı durduracağım.”
Trump’ın bunu gerçekleştirebilmesi için Amerikan mali sermaye sınıfını hem seçimde hem de seçim sonrasındaki iç mücadelede yenebilmesi gerekiyor. Zira Ukrayna’da son Ukraynalı kalana kadar “uzun savaş” isteyen asıl kesim mali sermayedir, finans kapitaldir…
Burns ve Moore’un ortak mesajı
CIA-MI6 şeflerinin ortak deklarasyonu da aslında bir yönüyle Trump’a ve onu destekleyen sermaye kesimlerine, bir yönüyle de Avrupa’ya mesajdır.
CIA Direktörü William J. Burns ile MI6 Başkanı Richard Moore’un ortak kaleme aldıkları ve 7 Eylül’de Financial Times’ta yayınlanan makale, üç temel mesaj veriyor:
1) Artık çekişmeli bir uluslararası sistem var ve CIA ile MI6 birlikte direniyor ama bu işbirliğini özel sektörle olan ortaklık ağıyla güçlendirmeliyiz.
2) ABD ve İngiltere, Ukrayna’yı savunmaktan vazgeçemez.
3) CIA ve MI6 için asıl zorluk Çin’dir; buna göre hazırlanıyoruz. Çin’i Rusya, Ortadoğu ve ekonomi alanındaki mücadele izliyor.
Scholz’un çıkışı
Ukrayna’nın Kursk saldırısı 5 Kasım seçimi öncesinde ABD’yi “uzun savaş” stratejisinde tutmak için CIA ve Pentagon tarafından planlanmış bir saldırıydı. Ukrayna Batı’nın büyük desteğiyle bin kilometrekarelik alanı köprü başı yapmaya çalışırken, Rusya bu süreçte Donetsk’in batısında bunun bir kaç katı alanı ele geçirdi.
Kurks’teki durum, ABD mali sermaye sınıfını memnun edemese de, Alman sanayi sınıfı için yeni bir hamle yapma fırsatı doğurdu muhtemelen. Alman Şansölyesi Olaf Scholz’un şu çıkışı buna işaret olmalı: “Ukrayna’da barışla ilgili yeni bir konferans daha yapılmalı. Üstelik Rusya da müzakere masasında olmalı. Bu görevi şimdi yerine getirmeliyiz.”
Amerikan mali sermayesi, askeri endüstrisi, enerji şirketleri Ukrayna’da savaşın uzamasından memnun ama savaş uzadıkça bu Alman sanayisini zayıflatıyor. Geçen yıl binlerce şirket iflas etmişti, bu yıl sayı daha da arttı: Almanya’daki iflas eden şirket sayısı, bu yılın ilk yarısında, geçen yıla göre yüzde 24,9 artarak, 10 bin 702 şirketin iflasına ulaştı.
Draghi’nin raporu
Ukrayna krizi sadece Almana’yı değil, Avrupa’yı tümden olumsuz etkiledi. ABD’nin Avrupa’yı Rusya’ya karşı yaptırımlara zorlaması, Rusya-Avrupa ucuz enerji işbirliğini kesmesi Avrupa ülkelerinin ekonomilerini çok olumsuz etkiledi.
İşte Avrupa Komisyonu bu amaçla Eski Avrupa Merkez Bankası Başkanı ve Eski İtalya Başbakanı Mario Draghi’den “Avrupa sanayisi için yeni bir çıkış/çare stratejisi” hazırlamasını istemişti. Draghi raporunu bu hafta sundu. Özetle rapor AB’nin yılda ek 800 milyar avro yatırıma ihtiyacı olduğuna işaret ediyor! Rapor ayrıca “kamu desteği olmadan özel sektör finansmanının yetmeyeceğini” saptıyor ve AB düzeyinde yeni vergi çağrısı yapıyor.
İşin daha önemli yanı ise Draghi’nin Avrupa Parlamentosu üyelerine ve daha sonra üye ülke diplomatlarına yaptığı sunumlarda, hem Çin’den ama hem de ABD’den, “Avrupa’nın ekonomik rakipleri” diye bahsetmesi oldu.
Final değil başlangıç
Kısacası ABD’de Donald Trump ile mali sermaye, Avrupa’da stratejik özerkçilerle transatlantikçiler, Almanya içinde “iki Almanya” çarpışıyor.
5 Kasım ise final değil, yeni bir başlangıç olacak.
Peki Türkiye bu tablodan nasıl etkilenecek, bu çelişmelerden yararlanabilecek mi? Bizim için ise asıl mesele bu elbette…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
12 Eylül 2024
ABD suçu Zalujni’ye yıkmaya çalışıyor
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 27/08/2024
Mayıs 2022’de bir avuç Ukraynalı subay ve işadamı, Rus işgalini durdurma başarısını kutlamak için bir toplantı yapıyor. Alkol ve vatanseverlik coşkusuyla birileri radikal bir sonraki adımı öneriyor: Kuzey Akım’ı yok etmek.
Sonra operasyon “kamu-özel sektör ortaklığı” ile uygulanmaya başlıyor. Operasyonu doğrudan Ukrayna Genel Kurmay Başkanı Zalujni’ye rapor verecek bir deneyimli general üstleniyor.
Ancak Hollanda askeri istihbarat örgütü MIVD planı öğreniyor ve CIA’yı uyarıyor. ABD’li yetkililer de derhal Almanya’yı bilgilendiriyor. CIA, operasyonu durdurması için Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’nin ofisini uyarıyor. Zelenski’de Zalujni’ye operasyonu durdurmasını emrediyor.
Ancak Zalujni emri görmezden geliyor. Bir subay, dört derin deniz dalgıcı ve bir kaptandan oluşan altı kişilik ekip küçük bir tekneyle yola çıkarak operasyona devam ediyor; Kuzey Akım 1 ve 2’yi patlatıyor. Zalujni Zelenski’ye “ekip bir kez gönderilince iletişimsiz kaldı” diyor.
WSJ’nin operasyon haberi
Bu okuduğunuz ABD mali sermaye sınıfının sözcüsü Wall Street Journall (WSJ) gazetesinin özel haberiydi. WSJ bu özel operasyon haberiyle Kuzey Akım sabotaj suçunu doğrudan eski Ukrayna Genelkurmay Başkanı Zalujni’ye atıyor.
Peki neden? Zelenski’yi koruyarak Zalujni’yi haracayan bu haberin amacı ne?
Ya da soruyu şöyle soralım: Kuzey Akım 1 ve 2 sabotajı sadece Ukraynalıların işi miydi?
Gerçi WSJ’nin haberiyle aynı günlerde bir başka iddia da gündeme gelmişti. Eski Almanya Federal Haber Alma Servisi (BND) Direktörü August Hanning, Kuzey Akım 1-2 sabotajında Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenski ile Polonya Cumhurbaşkanı Andrej Duda’nın işbirliği yaptığını söyledi.
Elbette sabotajda Ukrayna ile birlikte Polonya’nın da rolü ve sorumluluğu olabilir ama ya ABD? Hanning’in Die Welt gazetesine verdiği röportajda ABD yoktu…
ABD’nin rolünü perdeleme operasyonu
Olan şu: WSJ, bu özel operasyonla Kuzey Akım sabotajındaki ABD rolönü perdelemeye çalışıyor.
Almanya’daki soruşturmanın çıktıları her ne kadar kamuoyuna eksik ve bükülmüş şekilde yansıtılsa da, bazı önemli ipuçlarına işaret ettiği anlaşılıyor. Rus yetkililer de bu nedenle Almanya’dan soruşturmanın sonuçlarını şeffaf bir şekilde açıklamasını istiyor.
Almanya içindeki Atlantikçi Almanya ile CIA ise, soruşturmadaki bazı notları, “suçu Zalujni’ye atacak şekilde” kurgulayarak WSJ üzerinden dünyaya servis ediyor.
Böylece kolay ilk çıtadan atlayanların ikinci çıtayı pas geçmesi sağlanmaya çalışılıyor. “Suçlu Rusya değil meğer Ukrayna’ymış” basit verisine takılanların, “Asıl fail ABD” verisini görmemeleri sağlanmaya çalışılıyor.
Washington’un kurbanları
WSJ’nin inşa etmeye çalıştığı sahne eksiklerle ve çelişkilerle dolu…
ABD’nin Kuzey Akım sabotajındaki rolünü perdelemek için Zalujni’nin fail ilan edilmesi, Washington’un kolunun bu işte hangi derinliğe indiğine işaret ediyor aslında…
Zira Zalujni fail ilan edilebilmeye en uygun aday ABD için.
Anımsayın: Zalujni, zaten “Pentagon’un gönderdiği askeri danışmanları dinlemediği, kendi taktiklerini uyguladığı” için ABD tarafından Zelenski’ye tasfiye ettirilmişti.
Dolayısıyla Ukrayna’daki aktörleri açısından asıl mesele şu: Bakalım ABD suçtan korunmak için başka kimleri kurban verecek önümüzdeki günlerde?
Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
27 Ağustos 2024
Avrasya’da koridor savaşları
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 24/08/2024
Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile Bakü’de yaptığı zirve, sadece iki ülkeyi değil, bölgeyi ve Avrasya’yı ilgilendiren sonuçlar doğurdu.
En önemli sonuç, elbette Kuzey-Güney Koridoru anlaşmasıydı. Hindistan, İran, Azerbaycan, Hazar Denizi, Rusya rotalı bu koridor, ABD’nin Rus enerji-politiğini çevreleme hamlesine karşı yeni bir hava koridoru özelliği taşıyor.
Zira Kuzey-Güney Koridoru, aynı zamanda Rus gazının Azerbaycan’a taşınmasını amaçlıyor. Bu da Moskova’nın Avrupa’ya dolaylı yoldan gaz ihraç edebilmesinde yeni bir yol demek. Elbette mevcut TAP ve TANAP’ın hacmi yetersiz ancak şöyle bir formül gündemde: Yaklaşık 50 milyar metreküp doğalgaz üreten ve bunun yarısını içeride kullanan Azerbaycan, Rusya’dan alacağı gazı içeride kullanıp, kendi ürettiğini Avrupa’ya satacak: kazan-kazan!
Kuzey-Güney Koridoru anlaşmasının parçası olarak iki ülke, birlikte ortak gemi üretimi de yapacak. Modern petrol tankeri ve sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) gemileri inşa edecek iki ülke hem Karadeniz’de, hem de Volga-Don kanalı üzerinden Hazar-Azak rotasında ticareti artıracak.
Kalkınma Yolu ve Zengezur Koridoru
Peki Putin ile Aliyev’in Kuzey-Güney Koridoru, Türkiye’yi nasıl etkileyecek? Türkiye’nin Irak’la Kalkınma Yolu projesi ve Azerbaycan’la Zengezur Koridoru projesi var.
Ancak Zengezur Koridoru beklemeye alınmış görünüyor. Zira Bakü ve Erivan, yakın zamanda bu konuyu barış antlaşması taslağından çıkarma kararı aldılar. Erivan egemenlik hakkının korunmasını istiyor ve koridorun Rus muhafızların kontrolünde olmasına karşı çıkıyor. İran da Ermenistan ile sınırının ortadan kalkmasına karşı olduğu için projeye sıcak bakmıyor.
Anlaşılan Aliyev ve Putin, Zengezur’un Batı’nın iştahını kabartacak şekilde bir bölgesel soruna dönüşmemesi ve çözüm zemininin olgunlaşması için konuyu beklemeye aldılar.
ABD’nin Orta Asya-Kafkasya Koridoru planı
Kuzey-Güney Koridoru’nun önemli özelliklerinden biri, Hindistan’ı bölge projesinin içinde tutmasıdır. Zira ABD Hindistan’ı kendi projelerine eklemleyebilmek için olağanüstü çaba harcıyor. Örneğin Hindistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Suudi Arabistan, Ürdün, İsrail, Doğu Akdeniz, Avrupa rotalı Hindistan – Ortadoğu – Avrupa Koridoru ABD sponsorluydu. 7 Ekim Aksa Tufanı ile birlikte rafa kalktı.
ABD demişken… Ufuk Ötesi okurları anımsayacaktır. Bu köşede yakın zamanda ABD’nin Orta Asya – Kafkasya / Karadeniz – Avrupa Koridoru planına dikkat çekmiştik. ABD Ticaret Temsilcisi Kathleen Tai Kazakistan ve Özbekistan’a “alternatif orta koridor” teklif etmiş, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı James O’Brien, Senato oturumunda yaptığı konuşmada Orta Asya’dan başlayıp, Ermenistan ve Azerbaycan toprakları üzerinden ilerleyip, Avrupa’ya ulaşacak ticaret koridorunu anlatmıştı.
Kuşak ve Yol çatısı
Küresel güç mücadelesi açısından asıl konu şudur: ABD, Çin’in liderlik ettiği Asya’yı Avrupa ve Afrika’ya bağlayan Kuşak ve Yol İnisiyatifi’ni, küresel liderliğinin önündeki en önemli engel olarak görüyor. Washington bu nedenle Kuşak ve Yol’u çeşitli düğüm noktalarından kesmek ve alternatifler üreterek gelişmesini durdurmak istiyor. İşte ABD’nin Orta Asya – Kafkasya / Karadeniz – Avrupa Koridoru hedefi bu stratejinin gereğidir.
Haliyle genel tablo da şöyledir: Avrasya (Avrupa + Asya) coğrafyasında iki temel “yol” savaşı yaşanmaktadır: Asya’yı birbirine ve Avrupa’ya bağlayan yollar ile buna karşı ABD’nin geliştirmeye çalıştığı alternatifler.
Dolayısıyla yukarıda işaret ettiğimiz Kuzey-Güney Koridoru, Zengezur Koridoru, Türkiye-Irak Kalkınma Yolu, Türkiye’nin Kuşak ve Yol’la entegrasyonunu önerdiği Orta Koridor vb koridorlar / yollar taktik düzlemde birbirleriyle çelişiyorsa da, stratejik düzlemde hepsi bölgenin projesidir ve kazan-kazan ilkesiyle tüm coğrafyanın birlikte yararlanabilmesine açıktır.
Tüm koridorları Kuşak ve Yol çatısına bağlayarak birleştirmek, Asya ve Avrupa ülkeleri için büyük kazanç olacaktır.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
24 Ağustos 2024
ABD’nin Karadeniz-Kafkasya planı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 20/07/2024
Washington’da yapılan son NATO Liderler Zirvesi’nin sonuç bildirisindeki bir madde, AK-Medya tarafından AKP’nin başarısı olarak nitelendi. Zira bildirinin 31. maddesinde 1936 tarihli Montrö Sözleşmesine atıf vardı.
Doğru, vardı ama çarpıcı bir detayla…
“Karadeniz’in güvenliği, emniyeti, istikrarı” denilirken araya “seyrüsefer özgürlüğü” kavramı da eklenmişti!
ABD’nin ‘seyrüsefer özgürlüğü’ kurnazlığı
Oysa Montrö Sözleşmesi, tam da Karadeniz’in güvenliği için savaş gemilerine “seyrüsefer özgürlüğünü” sınırlamanın sözleşmesidir. Karadeniz’de savaş gemileri için “seyrüsefer özgürlüğü” yok, “seyrüsefer kısıtlılığı” var.
Elbette bunu en iyi bilen de “özgür/açık Karadeniz” isteyen ABD’dir. ABD, 75 yıldır Karadeniz’e “sınırsızca” girebilmek için “açık kapılar” bulma peşindedir.
Dahası ABD için Karadeniz stratejik bir hedeftir; Arktik Okyanusu’ndan Doğu Akdeniz’e indirdiği “yeni demir perde”de Karadeniz kritik önemdedir.
Öyle olduğu için de ABD, daha Ukrayna savaşı bile ortada yokken, bu hedefini ince ince o zamanki NATO bildirisine işaretlemişti.
NATO bildirisindeki Karadeniz hedefleri
Bugünü anlamanın önemli kılavuz metinlerden biri NATO’nun 14 Haziran 2021 tarihli bildirisidir.
ABD NATO bildirisine iki kritik madde eklemişti:
1) NATO üyeleri, üyelikleri gerçekleşene kadar Ukrayna ve Gürcistan’la ikili ilişkilerini, özellikle de askeri ilişkilerini geliştirmelidir.
2) NATO, Karadeniz bölgesinde bir bütün olarak, karada, denizde ve havada daha çok varlık bulundurmalıdır.
Ermenistan’da Pentagon temsilcisi
ABD Ukrayna üzerinden Rusya’ya açtığı Batı cephesine ek olarak bir de Kafkasya’da Güney cephesi açmaya uğraşıyor ama bunda bir türlü başarılı olamadı. Saakaşvili’nin Ukrayna’dan dönerek ayaklanma başlatmaya çalışması Tiflis’in kararlı duruşuyla boşa çıkarıldı. Gürcistan hükümeti devamını önlemek için “Yabancı Acente Yasası”nı çıkardı.
ABD şimdilerde bir de Ermenistan kartı oynamaya çalışıyor. Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan Washington’daki NATO Zirvesi’nin etkinliklerine davet edildi. Ardından ABD ordusunun Ermenistan Savunma Bakanlığı’nda temsilci bulunduracağı gündeme geldi. ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Uzra Zeya haberi doğruladı ve ABD ile Ermenistan arasında “yeni bir stratejik aşamanın başladığını” söyledi.
İki bölgesel adım ihtiyacı
ABD bu hamlesiyle ikili bir hedefi sağlamaya çalışıyor:
1) Rusya’ya karşı Güney cephesi açmaya uğraşıyor.
2) Astana üçgeni (Türkiye-Rusya-İran) arasına kama gibi girmeye çalışıyor.
Tam da bu zamanda, Astana üçgeninin en önemli gündemi olan Ankara-Şam normalleşmesi konusunda ABD’nin tutum açıklaması da önemli. ABD Dışişleri Bakanlığı “Türkiye ile Suriye arasındaki normalleşme çabalarını desteklemediğini” açıkça ilan etti.
Bu durumda yapılacaklar ortada ve net:
1) Ankara-Şam normalleşmesini başlatmak, hızlandırmak.
2) 3+3 platformunu (Türkiye – Rusya – İran) + (Azerbaycan – Gürcistan – Ermenistan) hayata geçirmek.
Görüldüğü üzere Türkiye’nin NATO üyeliği, NATO’nun Türkiye’yi hedef almasını önlemiyor! Çare içinde değil, NATO’nun dışında olmakta…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
20 Temmuz 2024