Posts Tagged Suriye

SINIRI ASIL KİM İHLAL EDİYOR?

Başbakan Erdoğan, “sınır ihlali var, gereken yapılacak” diyerek açıkça Suriye’yi tehdit ediyor. Peki, neymiş sınır ihlali? Şam yönetiminin, Batı merkezli kalkışmayı bastırmak için yaptığı önceki günkü operasyonda, birkaç merminin sınırımızı geçerek polisimizi yaralaması…

Elbette hiçbir ciddi devlet, komşu bir ülkeden gelen mermilerle polisinin yaralanmasına sessiz kalmaz! Ancak, ABD’nin 11 askerinin başına çuval geçirmesi karşısında bile kamuoyunun tepkisini “ne notası, müzik notası mı” diye geçiştiren bir hükümetin “sınır ihlalini” savaşa dönüştürme hamlesi, “yerel” olamaz!

Irak’ın kuzeyinden kalkıp gelen PKK’lilerin askerimizi, polisimizi öldürmesi karşısında sınır ötesi operasyon izni bile alamayan(!) AKP hükümetinin, Suriye’deki rejimimin halkına kötü davrandığını iddia ederek savaşa soyunması, ancak “dış görev” kavramıyla açıklanabilir!

Şam yönetimine karşı ayaklananlara ev sahipliği yapan, onları Esad karşısında organize eden ve kimi ciddi iddialara göre muhalifleri silahlandıran ve operasyon için sınırından geçiş yaptıran bir hükümetin “sınırımız ihlal edildi” demesi, ancak Batı taşeronluğuyla açıklanabilir!

“Sınır ihlali yapıldı, gereken yapılacak” diyenler, önce İsrail’in sınırımızın dibinde ABD ve Yunanistan’la birlikte yaptığı ve Türkiye’nin düşman ilan edildiği ortak askeri tatbikata dur desinler!

MİSAFİRİN MALİYETİ OLUR MU?

Suriye’ye saldırma bahanesi arayan BOP eşbaşkanlığının attığı demokrasi ve insan hakları nutuklarının ne kadar ciddiyetsiz olduğu, içerideki uygulamalarından da görülüyor.

Ancak daha vahimi, Erdoğan’ın sözde misafir ettiği Suriyelilerin maliyeti üzerinden siyaset yapmasıdır! Erdoğan, üstelik Çin’de yabancı basın mensuplarının da önünde aynen şöyle diyor: “Şu anda 25 bin insan benim ülkeme sığındı. Bunların bize şu andaki maliyeti 150 milyon doları buldu.

YA KAMPTAKİ ÇOCUKLARIN BABALARI?

Erdoğan, Türkiye’ye sığınan ve 150 milyon dolarlık maliyet yaratan 25 bin Suriyeliyi terörist olarak nitelendirenlere de şöyle sesleniyor: “Bu insanları gidip gördüğünüz zaman bunun saf, samimi Suriye halkı olduğunu görüyorsunuz zaten. Çocuk, kadın bunlar. Hâlâ orada oyuncakları ile oynayanlar var. Bunlardan terörist olur mu?”

Elbette kamptaki kadından ve oyuncağıyla oynayan çocuktan terörist olmaz. Peki ya o kadının kocası, ya o çocuğun babası?

Kimse kendini kandırmasın! Türkiye’ye sığınan Suriyelilerin kocaları, babaları Batı adına Suriye rejimine karşı ayaklanan teröristlerdir!

KAMP YANDAŞLARA AÇIK

Bu arada Başbakan’ın “gidip görün bu insanları” demesi de kocaman bir aldatmacadır. O kampa sadece akredite gazetecilerin girebildiğini en iyi Aydınlık muhabirleri bilir!

Peki, o insanları acaba Başbakan Erdoğan’ın kendisi bizzat gidip gördü mü? Yanıtı kendisinden dinleyin: “Benim ertelenmiş bir ziyaretimdi, bunu da yerinde yapacağız.”

MİLLET, VEKİLLERİNE SINIRI BİLDİRMELİ

“Sınır ihlali var, gereken yapılacaktır” diyen Erdoğan, artık sınırı geçmiştir! Üç seçim kazanması, yüzde 49 oy alması ona bölgeyi kan gölüne çevirme yetkisi vermez! Avrupa’yı kana boğan Hitler de, Alman halkının kendisine verdiği oyu meşruiyet belgesi varsaymıştı!

Alman halkının 60 yıldır silemediği bu büyük utancın benzerini Türk milleti yaşamak istemiyorsa, artık vekillerine sınırlarını bildirmelidir!

Türk milleti, 327 AKP milletvekilini, Washington adına komşularına savaş açsın diye seçmedi!

KOMŞUSU BÖLÜNENİN, KENDİSİ DE BÖLÜNÜR!

Suriye rejimine karşı ayaklananlara lojistik destek vermek, Irak’ın tutuklama kararı aldığı kaçak Haşimi’ye ev sahipliği yapmak, Irak başbakanı Maliki’yi “tanımayacağını” söyleyen Barzani’yle entegrasyon ittifakı kurmak, sırf ABD istedi diye komşusu İran’a ambargo uygulamak, Türkiye’yi yönetenlerin görevi değildir!

AKP hükümetinin Suriye, Irak, İran görev ve hedefini müzakere ortağı Selahattin Demirtaş açıklamaktadır: “Iğdır’dan Hatay’a Türkiye’nin güney sınırları resmen Kürdistan olacak.

Komşularını bölmek, Türkiye’yi yönetenlerin görevi değildir!

Ve Türkiye bu görevlilerin yangınına geç olmadan artık “dur” demelidir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
11 Nisan 2012

, , , , ,

Yorum bırakın

ARAP BİRLİĞİ AKP’Yİ DIŞLADI

Bağdat’ta yapılan Arap Birliği Zirvesi, hem Suriye gündemi nedeniyle hem de İstanbul’daki “Suriye’nin düşmanları” toplantısından hemen önce yapılması nedeniyle olağanüstü öneme sahipti.

Zirve hem Irak’taki saflaşmayı, hem de bölgedeki saflaşmayı ortaya koydu. 20 yıl aradan sonra ilk kez Irak’ta toplanan Arap Birliği Zirvesi’ni bu saflaşmalar bakımından inceleyeceğiz:

ARAP BİRLİĞİ’NİN SURİYE DÖNÜŞÜMÜ

1. Arap Birliği Zirvesi’ni önemli kılan ilk etken, Suriye konusundaki iç değişimiydi. Zira Arap Birliği ilk önce Batı – Türkiye ekseni doğrultusunda bir tutum almıştı.

Ancak Rusya – Çin – İran bloğunun Suriye konusunda yaptığı hamleler de Arap Birliği tutum değişikliğine yöneldi. Arap Birliği, Suudi Arabistan’ın başını çektiği Körfez ülkelerinin tüm itirazlarına rağmen, Rusya ile kısmi bir ittifak kurarak, Suriye konusunda Annan Planı sürecini başlattı.

Bu arada Kofi Annan’ın AKP tarafından İstanbul’daki Suriye toplantısına davet edildiğini ancak katılmadığını da not düşelim.

Kofi Annan’ın Rusya’ya ve Çin’e gidip Türkiye’ye gelmemesi, Suriye konusundaki genel saflaşmaya da işaret ediyor.  Ancak Türkiye açısından daha vahimi, Kofi Annan’ın, kendisini bizzat telefonla arayarak davet eden Başbakan Erdoğan’ı, BM’de işleri olduğu gerekçesiyle reddetmesiydi…

2. Bağdat’taki Arap Birliği Zirvesi’ne Suudi Arabistan’ın başını çektiği Körfez ülkeleri alt seviyeden katıldı. 9 ülke devlet başkanı düzeyinde zirvede bulunurken, Suudi Arabistan ve Katar’ın büyükelçi düzeyinde toplantıda yer alması anlamlıydı.

Suudi Arabistan ve Katar’ın AKP’nin bölgedeki en önemli iki müttefiki olduğunu vurgulayalım.

Birlik, Suriye konusundaki tutum farklılığı nedeniyle üçe bölünmüş durumda. Birinci grupta Esad’a dolaylı destek veren ve dış müdahaleye kesinlikle karşı olan ülkeler bulunuyor. İkinci grupta Esad’a karşı olan ama Suriye’ye müdahale edilmemesini isteyen ülkeler var. Üçüncü grupta ise Suriye’ye savaş açılmasını savunan Körfez ülkeleri bulunuyor.

TÜRKİYE BÖLGEDE YALNIZLAŞIYOR

3. Bağdat, Arap Birliği Zirvesi’ne Türkiye’yi davet etmedi.

2007 yılından bu yana Arap Birliği toplantılarına daimi gözlemci olarak katılan Türkiye, Suriye konusundaki tavrı nedeniyle bu yıl ilk kez Zirve’den dışlandı.

Son olarak 2011 yılında Kahire’deki Arap Birliği Zirvesi’ne katılan Türkiye’yi, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu temsil etmişti.

Böylece Rusya ile Annan sürecini başlatan Arap Birliği’nin Körfez ülkeleri dışındaki ana bölümü, açıkça AKP’yi dışarıda tutmuş oldu.

SURİYE’YE MÜDAHALEYE SET ÇEKİLDİ

Arap Birliği, Bağdat Zirvesi sonrası yayınladığı 49 maddelik sonuç bildirgesiyle, Suriye’ye dış müdahaleye şu anda set çekti. Birlik, Suriye’ye 6 maddelik Annan Planı’nı kabul etmeyi tavsiye etti.

Nitekim Beşar Esad Zirve’den önce Annan Planı’nı kabul ettiğini açıklamıştı. İstanbul’daki Suriye Ulusal Konseyi adı altında birleştirilmeye çalışılan rejim muhalifleri ise ayak sürüyor… Çünkü planı kabul ederlerse Şam’la oturup müzakere etmek durumunda kalacaklar. Oysa onlara verilen görev ellerinde silahla Şam’a geri adım attırmak için iç karışıklık çıkartmak!

Bağdat’taki Arap Birliği Zirvesi’nden sonra, yarın da İstanbul’daki “Suriye’nin düşmanları” toplantısını inceleyeceğiz…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Nisan 2012

, , , , , ,

Yorum bırakın

AKP’NİN SURİYE STRATEJİSİ ÇÖKTÜ

Son 6 aydır, ayda en az bir kez, “birkaç gün içinde Türkiye’nin Suriye’ye müdahale edeceğini” iddia edenlere kaşı, “hayır, kısa vadede Suriye’ye dış müdahale yok” yanıtı veriyoruz. Başbakan Erdoğan’ın Ahmet Davutoğlu aracılığıyla Beşar Esad’a 15 gün süre tanıdığı 9 Eylül görüşmesinden beri, böyle sürüyor…

Bu hafta yeniden savaş tamtamları çalınmaya başlandı… Ayağına postal giyen kimi TSK karşıtları, “Suriye’ye ha girdik, ha gireceğiz” demeye başladılar.

Ancak zaman tersine AKP’nin aleyhine işliyor. Mehmet Ali Birand gibi deneyimli gazeteciler gerçeği görmeye başladılar. Birand, Başbakan Erdoğan’ın geçen yıl dile getirdiği “Esad birkaç aydan fazla dayanamaz” sözlerini anımsattığı dünkü yazısına şu başlığı atmıştı: “Esad’a biçilen süre 2 yıla çıktı.”

AKP’yi sahaya sürmeye çalışan ABD bile “Kasım 2012 başkanlık seçimlerinden önce benden bir şey istemeyin” dedi açıkça. Washington’un zorluklarını belirtmek durumunda kalmasından çıkar sağlamaya çalışan AKP, yeni bir propagandaya soyundu. Başbakan Erdoğan’ın medyadaki sözcüsü Yalçın Akdoğan, Obama – Erdoğan görüşmesinden bir şey çıkmamasını “Türkiye’nin Suriye politikasını ABD dayatması olarak görenlere” yanıt gibi sunmaya çalıştı.

AKP, SURİYE MUHALEFETİNİ BİRLEŞTİREMEDİ

ABD’nin Çin – Rusya – İran bloğu nedeniyle Suriye’ye dış müdahaleyi rafa kaldırdığı süreçte, AKP’ye verilen strateji özetle şöyleydi: AKP, Suriye muhalefetini birleştirecek, muhalefet Batı tarafından silahlandırılacak, ele geçirilen bir merkez üzerinden Esad’ın üzerine yürünecek, iç çatışma dolayısıyla Türkiye’ye kaçan mülteciler gerekçe gösterilerek “tampon bölge” oluşturulacak ve Suriye’ye müdahale edilecek!

AKP’nin, stratejinin daha ilk basamağını çıkamadığı görülüyor. Hafta sonu yapılacak “Suriye’nin düşmanları” toplantısı öncesi muhalefeti birleştirmeye soyunan AKP’nin Pendik toplantıları fiyaskoyla sonuçlandı. Batı’nın muhalefeti silahlandırmak için öncelikle birleşmeyi ve “Suriye Ulusal Konseyi” ile “Hür Suriye Ordusu” bağının kurulmasını şart koşması üzerine harekete geçen AKP yoğun bir çalışma yürüttü. Ancak hem Barzani’nin önderlik ettiği “Suriye Kürt Ulusal Konseyi” hem de “Suriye Ulusal Koordinasyon Kurulu” toplantıdan çekildi. Üstelik “Özgür Suriye Ordusu” da toplantıya katılmadı. Böylece muhalefeti birleştirmekle görevli AKP’nin elinde bir tek İhvan kaldı!

OBAMA – ERDOĞAN BULUŞMASINDAN TELSİZ ÇIKTI

Erdoğan’ın Seul’deki Nükleer Güvenlik Zirvesi’nde görüştüğü ABD Başkanı Barrack Obama da, muhalefete sadece haberleşme ve koordinasyon kurulması için telsiz verebileceklerini söyledi.

Tampon bölge kurulması için gereken mülteci çoğunluğu da bir türlü sağlanamadı! AKP’nin kurduğu çadır kentler hâlâ boş… Toplam 17 bin Suriyeli Türkiye’de.

Diğer yandan “rejim muhaliflerini Esad ile müzakereye zorlayanAnnan Planı’nın Şam tarafından kabul edilmesi, AKP’yi iyice çıkmaza soktu. Annan Planı’nın Rus – Arap Birliği ve Çin inisiyatifinin yarattığı iklimde oluştuğunu anımsatalım. AKP’nin Annan Planı’nı Kıbrıs’ta desteklemesi, Suriye de ise kösteklemesi bu nedenledir…

Diğer yandan Bağdat’ta toplanacak Arap Birliği Zirvesi’ de AKP’yi telaşlandırıyor. Zira Arap Birliği Genel Sekreteri Nebil El Arabi, “Bağdat’tan Esad’a git çağrısının çıkmayacağını” zirve öncesinde ilan etti!

TÜRKİYE YALNIZLAŞIYOR!

Tüm bu gelişmeler, AKP’nin “stratejik derinlik”te çıkmaza girdiğini gösteriyor. İran’ın  “NATO’nun Ortadoğu’daki maşası” olarak nitelediği AKP’nin politikaları, Türkiye’yi hem komşuları İran – Irak – Suriye hattıyla, hem de Rusya ve Çin ile gittikçe daha çok karşı karşıya getiriyor.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
29 Mart 2012

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

ÇİN VE RUSYA SAF MI DEĞİŞTİRDİ?

Atlantik’e çıpalı medya haberi şöyle verdi: “Rusya ve Çin saf değiştirdi.” Peki, ne olmuştu da Moskova ve Pekin, Şam’a desteğini çekip saf değiştirmişti: “BM güvenlik Konseyi, Annan’ın Suriye planı üzerinde anlaşmıştı.

Yani Çin ve Rusya, daha önce ABD’nin Suriye karar tasarısını veto ettiğine göre, şimdi başka bir karar tasarısında da anlaştığına göre, illaki saf değiştirmiş olmalıydı!

Öncelikle ortada bir “tasarı” mı vardır, yoksa Rusya’nın açık destek verdiği Annan’ın bir “çalışma programı” mı vardır? Ya da BM güvenlik Konseyi’nin diğer daimi üyeleri olan ABD, Fransa ve İngiltere mi acaba geri adım atmıştır? Üzülerek söyleyelim ki, bu iki soruyu sormadan yukarıdaki başlığı atanların, sadece ikinci mesleği gazeteciliktir!

BMGK BAŞKANLIK AÇIKLAMASI

Gelin şimdi gerçeği beraberce inceleyelim:

Doğrudur, BM Güvenlik Konseyi üyeleri, sorunda Suriye ile ilgili bir metin üzerinde anlaştı. BMGK üyeleri, önceki akşam BM-Arap Birliği’nin Suriye özel temsilcisi Kofi Annan’a tam destek veren başkanlık açıklamasını kabul etti.

Başkanlık açıklamasında, Şam yönetimine ve muhalefete, Annan ile Suriye krizine barışçıl çözüm bulma yolunda iyi niyet içinde işbirliği yapmaları, Annan’ın 6 maddelik teklifini uygulamaları çağrısında bulunuluyor.

İşte o 6 madde:

1. İnsani yardımların ulaştırılması için ilk adım olarak çatışmaların günde 2 saat durdurulması. 2. Rejimin, ağır silahlar kullanmaya son vermesi ve askerlerini geri çekmesi, muhalefetin de ateşkes için işbirliği yapması. 3. Keyfi tutuklanan ve gözaltına alınanların serbest bırakılması. 4. Gazetecilerin serbestçe dolaşmalarının sağlanması. 5. Barışçıl toplanma ve protesto hakkına saygı duyulması. 6. Halkın meşru taleplerine cevap verecek ve herkesi kapsayacak siyasi süreç için Annan ile çalışılması.

Biliyorum, siz de açıklamada “Esad ve karşıtlarına işbirliği” tavsiyesi edilmesini çok önemli buldunuz. BMGK Başkanlık açıklamasının aslında ne anlama geldiğini yorumlayacağız ama gelin önce Moskova’nın daha önce gündeme getirdiği, Suriye’yle ilgili 5 maddelik çözüm planını anımsayalım:

RUSYA’NIN 5 MADDELİK ÇÖZÜM PLANI

Moskova’nın ilan ettiği bu 5 maddelik planın, BM Güvenlik Konseyine sunulacak Rusya – Arap Birliği ortak planı olduğunu da belirtelim:

1. Suriye yönetimi ile muhalifler eşzamanlı silah bırakacak. 2. Suriye’ye silah ve terörist girişini engellemek için BM tarafından sınırlar izlenecek. 3. İnsani yardım için kolaylık sağlanacak. 4. Kofi Annan’ın çabaları desteklenecek. 5. Suriye’ye dış müdahale kabul edilemez.

“Rusya ve Çin’in saf değiştirdi dediği başkanlık açıklamasıyla Rusya’nın 5 maddelik Suriye planı aslında örtüşüyormuş” demeyin hemen, sabredin…

ÇİN’İN 6 MADDELİK ÇÖZÜM PLANI

Gelin bir de Çin’in bu aybaşında ilan ettiği 6 maddelik Suriye planına bir göz atalım:

1. Suriye’deki taraflar (yani Esad yönetimi ve muhalifler) şiddet girişimlerini derhal, kapsamlı ve şartsız olarak durdurmalı. 2. Taraflar, devlet ve halkın uzun vadeli ve temel çıkarlarını koruma ilkesiyle hareket ederek, BM ve Arap Birliği özel elçisinin (Kofi Annan) adil koordinasyonunda derhal diyalogu başlatmalı. 3. Çin, insan hakları bahanesiyle Suriye’nin içişlerine müdahale edilmesine karşı çıkmayı sürdürecektir. 4. Uluslararası toplum, Suriye’nin bağımsızlığına, egemenliğine, birliğine ve toprak bütünlüğüne, aynı zamanda Suriye halkının siyasal sistem ve gelişme yolunu özgürce seçme hakkına saygı göstermeli. 5. Çin, BM ve Arap Birliği özel elçisinin oynayacağı yapıcı rolü desteklemektedir. 6. BM Güvenlik Konseyi’nin üyeleri (yani ABD, İngiltere ve Fransa) BM tüzüğünün amaçları ve ilkeleriyle, uluslararası ilişkilerin temel ilkelerine uymalı.

Sanırım, bu maddeleri okurken de “Rusya ve Çin’in saf değiştirdi dediği başkanlık açıklamasıyla Çin’in 6 maddelik Suriye planı aslında örtüşüyormuş” diyorsunuzdur…

BATI “ONURLU GERİ ADIM” ATTI

Sadece olguları yan yana koyduğumuzda, yani gerçeğe baktığımızda, durumun hiç de Atlantik’e çıpalı basının verdiği gibi olmadığını, siz de görüyorsunuz…

O yüzden biz, BM Güvenlik Konseyi’nin üzerinde anlaştığı son Başkanlık açıklamasını değerlendirmeyeceğiz uzun uzun… Her şey ortada.

Şu saptamayı yaparak bitirelim bugünlük: Suriye konusunda Batı ile Doğu mücadelesini, şu anda Doğu kazandı. Batı “onurlu geri adıma” razı oldu…

Esad karşıtlarını birleştiremeyen, Kürtleri o muhalefete katamayan, tampon bölge ya da insani koridor kuramayan, muhaliflere yeterli silah dağıtamayan Batı, sadece kontrgerilla faaliyetleriyle ve sabotaj yaparak Esad’ı deviremiyor ve Rusya-Çin-İran bloğunu geriletemiyor.

Ve Batı, Nisan başında Türkiye’de yapılacak Suriye karşıtları toplantısından yeni bir hamle çıkaramazsa eğer, Esad,  konumunu daha da sağlamlaştırmış olacaktır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Mart 2012

, , , , ,

Yorum bırakın

SURİYELİ KÜRTLER NE DÜŞÜNÜYOR? – 2

Dün, Suriyeli üç partinin ülkelerindeki gelişmeleri ve özellikle Türkiye’nin tutumunu nasıl değerlendirdiğini aktarmıştık. Bugün diğer partilerle devam edeceğiz.

MUHAMMED, SURİYE’DE ÖZEKLİK İSTİYOR

Suriye Kürt Demokratik Birlik Partisi Kuzey Irak temsilcisi Mahmut Ali Muhammed “Suriye’de Kürtler için özerklik” istiyor.

“Suriye’nin içinde kalarak demokratik, laik, âdemi merkeziyetçi bir siyasi yapı” istediklerini belirten Muhammed, “Her bir ülkedeki Kürtler, yaşadıkları sorunları bu ülkelerin sınırları içinde çözmelidir. Biz de sorunlarımızı Suriye’nin içinde çözmeyi istiyoruz” diyor.

GEDDO: TÜRKİYE GEL GİTLER İÇİNDE

Suriye Kürt Sol Partisi Kuzey Irak temsilcisi Şelal Geddo Suriye’nin “demokratik, federal, laik ve parlamenter bir devlet olmasını” istediklerini belirtiyor.

Geddo, Esad’ın Kürtleri karşısına almamak için Kürt bölgelerindeki ayaklanmalara tank göndermediğini, şimdilik silahla karşılık vermediğini savunuyor.

Geddo, Türkiye’nin tutumunda ise gel gitler olduğunu belirtiyor ve AKP hükümetinin Suriye konusundaki sert sözlerinin “içeriye yönelik bir yatıştırma politikası” olduğunu düşünüyor.

ALİ: KÜRTSÜZ REJİM DEĞİŞMEZ

Suriye Kürt Demokrat İlerici Partisi Kuzey Irak temsilcisi Şemdin Ali “Kürtlerin kendi bölgelerinde, kendilerini yönetmelerini istiyoruz” diyor ancak ekliyor: “Bu Irak’taki gibi bir federal sistem çerçevesinde değil, Suriye’ye özgün ademi merkeziyetçi bir siyasi sistem çerçevesinde olmalıdır.”

Şemdin Ali, “Kürtler olmaksızın Suriye’de bir değişim gerçekleştirilemeyeceğini” belirtiyor ve Arapları eleştiriyor: “Beşar Esad hiçbir zaman uzlaşmayacağız. Fakat tüm muhalefet partileri bir araya gelir ve Esad ile görüşürse, o zaman biz de bu görüşmeye dâhil oluruz. Sürekli olarak toplantılar yaptık ama şu ana kadar Araplar Kürtlerin haklarını kabul etmemişlerdir.”

AKP, KÜRTLERİ BİRLEŞTİRİYOR!

Dünden beri görüşlerini aktardığımız Suriye’deki Kürt partilerinin tamamı, Suriye’de âdemi merkeziyetçi bir yapı içinde özerklik talep ediyorlar.

Ancak bu partilerin çoğunun, Barzani’nin partisinin Suriye kolu olduğunu ve birbirlerinden bölünmelerle çoğaldığını belirtmeliyiz. Üstelik tüm bu Barzanici partilerin toplamının, PKK’ye yakın PYD’nin etkisine ulaşamadığını da söylemeliyiz.

İşte AKP de, bu nedenle Suriye’deki Kürtleri Esad karşıtı muhalefete katmak için Barzani üzerinden bir operasyona yöneldi ve Kürtleri bir konsey içinde birleştirmeye çalıştı.

Dışişleri Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu’nun Kürt konferansından hemen önce Erbil’e gitmesi ve Kamu Güvenliği ve Düzeni Müsteşarı Murat Özçelik’in bu süreçte Erbil’de bulunması, AKP’nin konferansa katkısının işaretleridir.

Kuzey Irak Bölgesel Yönetiminin Washington temsilcisi Kubat Talabani’nin sözleri de AKP’nin rolünü teyit ediyor: “Türkiye ile Suriye’yi konuşuyoruz. Türkiye, Esad rejimine karşı Suriye muhalefetini canlandırmaya çalışıyor. Muhaliflerin başarısı için Kürtlerin katılımının kritik önemde olduğunu biliyorlar. Fakat Suriye Kürtleri üzerinde çok az ya da hiç etkileri olmadığını biliyorlar. Irak Kürdistanı liderlerinin çok daha iyi erişimleri var. Düzenli olarak Suriyeli Kürtler ile konuşuyoruz.”

AKP’nin sırf Esad’a karşı muhalefeti canlandırmak için Suriye’nin Kürtlerini birleştirmeye soyunmasını, tarih en hafifinden “Türkiye’nin kendi ayağına kurşun sıkması” olarak saptayacaktır ileride…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
13 Mart 2012

,

1 Yorum

SURİYELİ KÜRTLER NE DÜŞÜNÜYOR? – 1

AKP ile PKK’nin Suriye tartışmasını dün incelemiştik. Erdoğan’ın danışmanı Yalçın Akdoğan, PKK’yi Esad’ın kontrgerillası diyerek suçlarken, Murat Karayılan da AKP’nin “barajlama hareketi” yaptığını belirtiyordu.

Peki, Suriye’deki Kürt partiler, bu ülkedeki gelişmeler hakkında ne düşünüyor?

Ortadoğu Analiz dergisinin bu ayki sayısında Kürt liderlerle yapılmış röportajlar var. O röportaja dayanarak bu soruya yanıt arayacağız.

Derginin bu röportajları Erbil’deki Suriye Kürt Ulusal Konseyi konferansı sürecinde yaptığını belirtelim öncelikle. Suriye’deki Kürt bölgesi Kamışlı’da 26 Ekim 2011’de kurulan Suriye Kürt Ulusal Konseyi, 11 Kürt partisinden oluşan 256 üyeli bir yapı.

Esad rejimine karşı oluşturulan bu yapıya rağmen, Suriye’deki Kürtlerin Batı’nın istediği oranda ayaklanmaması üzerine, devreye Mesut Barzani sokulmuş ve Erbil’de bu hareketin önüne “özerklik” havucu konulmuştu.

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton Tunus’ta Suriye Ulusal Konseyi Başkanı Burhan Galyun ve Suriye Kürt Ulusal Konseyi Başkanı Abdülhekim Beşar ile görüşmüş ve “birlikte mücadele zemini” aramıştı. Nitekim Galyun, 24 Şubat’ta, Tunus’taki sözde “Suriye’nin dostları” zirvesi sırasında “Kürtlere özerklik” vaat etmişti.

BEŞAR: ÂDEMİ MERKEZİYETÇİ SURİYE

Suriye’de kurulan ilk Kürt partisi olan “Suriye Kürt Demokrat Partisi” Genel Sekreteri Albülhekim Beşar “Suriye’nin âdemi merkeziyetçi bir sisteme sahip olmasını” istiyor.

Suriye Kürt Ulusal Konseyi’nin dönem başkanı da olan Abdülkerim Beşar, Kürt devleti kurmak niyetlerinin ise olmadığını söylüyor: “Ayrıca coğrafya açısından da bakıldığında bu pek mümkün değildir. Çünkü şu anda Suriye’de Kürtlerin yaşadığı yerler üç parçaya bölünmüş durumdadır. Hepsinden de önemlisi, bölgede yeni bir Kürt devletinin kurulması siyasi haritanın değişmesi anlamına gelecektir.”

Suriye Kürt Demokrat Partisi, Türkiye’nin Suriye’deki rolünü ise ağırdan almaya başladığını savunuyor: “Başlangıçta, Suriye halkında Türkiye’nin üstleneceği rol konusunda sıcak bir bakış vardı. Ancak bu beklenti gerçekleşmedi.”

YUSUF: ANAYASA’DA KÜRT KİMLİĞİ TANINSIN

Suriye Kürtlerinin en büyük ikinci partisi olan ve kısaca Yekiti diye bilenen Kürt Birlik Partisi Politbüro üyesi Abdulbaki Yusuf, “Anayasa’da Kürt kimliğinin tanınmasını” istiyor.

Ancak Yusuf, Suriye’yi bölmek gibi bir niyetlerinin olmadığını söylüyor: “Kürtlerin Suriye’yi bölmek istediği korkusu yaratılmak için uğraşılmıştır. Bu nedenle halkın içinde de bize karşı olan düşünceler yeşertildi.”

Yekiti lideri Abdulbaki Yusuf, Türkiye’nin pozisyonunu ise şöyle değerlendiriyor: “Türkiye Suriye’deki meseleyi kendi iç meselesi gibi gördüğünü, halkın öldürülmesine izin vermeyeceğini söylemişti. Ama birkaç gün önce çok sayıda Suriyelinin öldürülmesine rağmen, güçlü bir tepki gelmedi. Bu nedenle Türkiye’nin etkisinin azaldığı söylenebilir.”

RESUL’ÜN UÇUŞA YASAK BÖLGE  TALEBİ

Suriye Kürt Demokrat Partisi’nden ayrılan, Kürt Demokrat Partisi El Parti’nin Kuzey Irak temsilcisi Behçet Beşir Resul ise Suriye’de “uçuşa yasak bölge” ilan edilmesini ancak “bu bölgeye askeri güç getirilmemesini” istiyor.

Resul, Nasreddin İbrahim’in liderliğini yaptığı partilerinin Suriye’deki gelişmelere dair tutumunu şu sözlerle özetliyor: “Biz, komşu ülkeler ve diğer ülkelerden ayaklananlar için bir koruma istiyoruz fakat iç işlerine müdahaleye karşıyız. Çünkü eğer bir askeri müdahale olursa, kurunun yanında yaş da yanacaktır.”

NOT: Yarın Suriye’deki diğer Kürt partilerinin gelişmelere nasıl baktığını aktarmayı sürdüreceğiz.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Mart 2012

,

Yorum bırakın

PKK KİMİN KARTI?

Başbakan Erdoğan’ın medyadaki sözcüsü olan Yalçın Akdoğan, 6 Mart’ta Star’daki köşesinde “yeni denklem, yeni ittifaklar” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Akdoğan yazısında PKK’nin, Suriyeli Kürtleri Erbil’de toplayan Barzani’ye tepki gösterdiğini, Esad’ın da PKK’ye, diğer Kürt grupları baskı altına alma görevi verdiğini ileri sürdü.

AKP Milletvekili Yalçn Akdoğan, Barzani ile PKK’nin, sıraladığı şu nedenlerle gittikçe karşı karşıya geleceğini söylüyordu: 1. ABD Irak’tan çekildiği için, Kürt Bölgesel Yönetimi’nin konumunu koruyabilmeyi artık Türkiye’ye bağlı. 2. Barzani, Suriye – İran konularında ve Irak’taki güç çarpışmalarında Türkiye’den yana. 3. Türkiye’ye yönelik PKK tehdidini Barzani’nin göğüsleyebilmesi artık zor. 4. PKK’nin Suriye ve Kuzey Irak’ta hamle yapması, Barzani’nin nüfuzuna gölge düşürüyor.

KARAYILAN: AKP ‘BARAJLAMA’ YAPIYOR

Yalçın Akdoğan’ın tezlerine PKK’den hemen yanıt geldi. Akdoğan, Karayılan’ın açıklamalarını 9 Mart tarihli yazısında, “Kandil’in Suriye hesapları” bağlığıyla değerlendirdi.

Karayılan  “Suriye’de böyle bir ittifaka girmediklerini, bu iddianın Suriye’nin muhtemel desteğini kesmek için ‘barajlama hareketi’ olduğunu, Esad yönetiminin doğrudan Kürtlere karşı bir yönelim içinde olmadığından istemeden bu görüntünün oluştuğunu, Suriye’de PKK’nin değil, destek verdikleri PYD’nin faaliyet gösterdiğini” söylüyor.

Başbakan’ın danışmanı Akdoğan, Karayılan’ın mesajını üç endişeye dayandırıyor: 1. PKK, ‘Suriye kontrgerillası gibi çalıştığı’ söyleminin Türkiye Kürtleri üzerinde olumsuz etki yapacağını düşünüyor. 2. PKK, Suriye Kürtleri üzerinde verilen inisiyatif mücadelesinin, Barzani’yi kendisine karşı farklı bir tutuma iteceğinden kaygı duyuyor. 3. PKK, Esad rejimine koltuk değneği olmakla, ABD’nin hışmına uğrayabileceğinden endişe ediyor.

PKK’DE “İSRAİLCİ – İRANCI KANAT LAR” İDDİASI

Akdoğan bu kadar mantık hatası ve birbiriyle çelişen iddia içeren tezine açıklık getirebilmek için, haliyle yazısının sonuna yeni bir iddia ekliyor: “Örgütün bir kanadı İsrail’in yaklaşımına uygun olarak İran’a karşı zaman zaman mücadele veriyor, diğer kanadı İran’ın da yıkılmasını istemediği Esad rejimine dolaylı destek veriyor.”

Özetle Akdoğan, PKK’nin biri İsrailci, biri de İrancı olan iki kanadı olduğunu söylüyor!

Kuşkusuz, PKK’de farklı görüşler, farklı kanatlar vardır. Ancak kanatlardan birini İsrailci, diğerini de İrancı ilan etmek, en azından ABD’ye hazsızlık olur! Zira Öcalan’ın Suriye’den çıkartılması sürecine dâhil olup, onu asılmamak karşılığında Türkiye’ye teslim eden ABD, o günden sonra PKK’yi tam denetimine aldı ve 1992 – 1998 tarihleri arasında süren “bölge etkisi – Atlantik etkisi” mücadelesine son verdi.

AKP NASIL KURTULACAK?

Aslında Öcalan’ın ve PKK’nin güçten yana tutum aldığını en iyi Ankara bilmektedir. Yine PKK ve Öcalan’ın bu nedenle Atlantikçi çözümlerde yer aldığını, onunla müzakere masasına oturan ve Atlantik’in bir diğer aracı olan AKP bilir.

AKP’nin, Atlantik’in Suriye planında görev almak ve kamuoyuna bu görevi pazarlamak için “Esad – PKK işbirliği” tezine sarılması, içine düştükleri zorluğun göstergesidir.

Ahmet Davutoğlu’nun Moskova’da Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’la görüşmesi ve önemli bir metne imza atması; Erdoğan’ın Çin’in önümüzdeki sene devlet başkanı olacak iki numaralı yetkilisiyle görüşmesi ve “tek Çin” vurgusu yapması; ayrıca Erdoğan’ın bu ay sonunda İran’a gidecek olması, Suriye’ye tek başına müdahaleye zorlanan AKP’nin, ABD baskısına karşı nefes alma arayışları olarak yorumlanabilir.

AKP’nin bir yandan Rusya – Çin – İran ekseni üzerinden baskılara çare araması, bir yandan da müzakere ettiği ve ikinci açılım paketi vaat ettiği PKK’yi Esad’ın kontrgerillası ilan etmesi, içine düştüğü çıkmazı ve aslında AKP’nin içindeki çarpışmayı işaret etmektedir.

Güce tapan PKK’nin Suriye konusunda nasıl bir tutum alacağı da, haliyle bölgesel ve uluslararası güç mücadelesinin nasıl ilerleyeceğine bağlıdır.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
11 Mart 2012


, , ,

Yorum bırakın

ÇİN’İN SURİYE HAMLESİ

ABD’nin doğrudan bir cephe açmayıp, sahaya Türkiye’yi sürmek istediği Suriye’ye, Asya’dan yeni bir destek hamlesi daha geldi.

Batı’ya, Suriye’ye saldırı meşruiyeti sağlamamak için Rusya’yla birlikte BM Güvenlik Konseyi’nde barikat kuran Çin, altı maddelik bir plan önerdi.

Çin Dışişleri Bakanlığı, “Suriye’de krizin siyasal diyalog yoluyla ve barışçıl şekilde aşılmasında ısrar ettiğini ve bu konuda yorulmadan çaba harcayacağını” belirterek, şu önerileri yaptı:

ÇİN’DEN ABD’YE TÜZÜK ANIMSATMASI!

1. Suriye’deki taraflar (yani Esad yönetimi ve muhalifler) şiddet girişimlerini derhal, kapsamlı ve şartsız olarak durdurmalı.

2. Taraflar, devlet ve halkın uzun vadeli ve temel çıkarlarını koruma ilkesiyle hareket ederek, BM ve Arap Birliği özel elçisinin adil koordinasyonunda derhal diyalogu başlatmalı.

3. Çin, insan hakları bahanesiyle Suriye’nin içişlerine müdahale edilmesine karşı çıkmayı sürdürecektir.

4. Uluslararası toplum, Suriye’nin bağımsızlığına, egemenliğine, birliğine ve toprak bütünlüğüne, aynı zamanda Suriye halkının siyasal sistem ve gelişme yolunu özgürce seçme hakkına saygı göstermeli.

5. Çin, BM ve Arap Birliği özel elçisinin oynayacağı yapıcı rolü desteklemektedir.

6. BM Güvenlik Konseyi’nin üyeleri (yani ABD, İngiltere ve Fransa) BM tüzüğünün amaçları ve ilkeleriyle, uluslararası ilişkilerin temel ilkelerine uymalı.

ASYA AĞIRLIĞINI KOYUYOR

Pekin’in Washington’u uyararak, Suriye’ye müdahaleye izin vermeyeceğini ilan ettiği ve Esad ile muhalifleri diyaloga çağırdığı bu plan, Çin’in meseleye ağırlığını koyacağı anlamını taşıyor.

Batı’ya müdahil olma şansı bırakmadan sorunun içeride halledilmesini savunan bu plan, kuşkusuz toplamda Doğu’nun yani Asya’nın planı olarak değerlendirilmeli.

Önceki gün aktardığımız, İran Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin Ankara’ya sunduğu “Türkiye muhaliflerle, İran da Esad yönetimiyle yakın. Tarafları Ankara – Tahran ekseni masaya oturtsun” önerisini de, bu planın bir parçası olarak görebiliriz.

ESAD’IN ASKERİ BAŞARISI

Suriye konusunda Batı’nın eli zayıflarken, Asya’nın eli güçleniyor. Çin – Rusya – İran hattının sağlam durması kadar, Esad’ın içeride izlediği akıllı askeri strateji de bu denge değişimini olumlu etkiliyor.

Esad, Batı’nın Libya’da uyguladığı, “bir bölgeyi ele geçirip, oradan ilerlemek” stratejisine asla geçit vermedi. Anımsanacağı gibi Batı önce Dera’yı ele geçirmeye çalıştı; Esad bastırdı ve şehri teslim etmedi. Ardından Hama’da ve son olarak da Humus’ta yaşandı bu durum.

Batı’nın “bu kez kesin düşer” diye çok umut beslediği Humus’un alınamaması ve Batı destekli muhalif askeri birliğin çekilmek zorunda kalması, Suriye’ye müdahale arzulayan dış güçlerin endişesini büyüttü!

AKP’YE ASYA’DAN ALTIN FIRSAT

Batı’nın “doğrudan savaş ilanı olamayınca, rejim muhaliflerini silahla donatmak ve iç savaş çıkartmak” hedefinin başarısı, “tampon bölge” ya da “insani koridor” oluşturmaya bağlı.

Batı, bunun Türkiye sınırından yapılmasını istiyor, Ankara ise “koridor Akdeniz’den açılsın” diyerek zaman kazanmaya ve tehlikeyi savuşturmaya çalışıyor.

AKP Suriye’de batmak istemiyorsa, Asya’nın yarattığı bu fırsatı iyi değerlendirmeli!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Mart 2012

, ,

Yorum bırakın

ANKARA – TAHRAN EKSENLİ ÇÖZÜM MODELİ

İran Dışişleri Bakanlığı heyetinin 7 Şubat’ta Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi ORSAM’da yaptığı Suriye konulu toplantıyı değerlendireceğiz bugün…

Jalal Namını, Mustafa Dolatyar, Jalal Kalantarı ve Reza Nacafı’dan oluşan İran Dışişleri Bakanlığı heyeti bir yandan Atlantikçiliği nedeniyle AKP’yi iğneliyor ama bir yandan da Türkiye’ye Asya’da altın fırsatlar olduğu mesajını veriyor.

Tipik Fars diplomasisine işaret eden bu mesajlara geçmeden, öncelikle heyetin Suriye konusundaki saptamalarına dikkat çekelim.

ESAD YIKILIRSA İLK KURBAN TÜRKİYE OLUR

İran Dışişleri Bakanlığı’nın Türkiye bölümü direktörü olan Mustafa Dolatyar, “Asıl büyük sorunların Esad devrildikten sonra ortaya çıkacağını” belirterek Ankara’yı ve bölgeyi uyarıyor.

Jalal Namını, Beşar Esad’ın bir kişi olarak sadece sistemin bir parçası olduğunu belirtiyor ve “eğer sistem yıkılırsa, Suriye’nin Balkanlaşacağını kesin olarak söyleyebiliyoruz” diyor.

Jalal Namını, ORSAM yetkililerine “Diyelim ki yarın Esad devrildi, ne olacak? Türkiye’ye ne olacak? Irak ve bölgenin geri kalanına ne olacak?” diye soruyor ve yanıtı da kendi veriyor: “Eğer yıkılırsa ilk kurban Türkiye olacaktır. İstikrarsızlığın ilk durağı Türkiye olacaktır.”

Ve Jalal Namını, muhataplarına Suriye’nin Balkanlaşması senaryosunun İsrail için en iyi ama Türkiye için en kötü senaryo olduğuna dikkat çekiyor.

‘NEREDE AKP’NİN USTALIK ESERİ?’

Gelelim İran heyetinin AKP’nin uygulamalarına yaptığı eleştirilere…

Jalal Namını, “Türkiye’nin, Batılıların on yıllar boyunca bölgede inşa ettiği oyun alanında oynamaya başladığına “dikkat çekiyor öncelikle ve Erdoğan’ın ustalık dönemini iğneliyor: “Bazen Türkiye dış politikasındaki ustalık eserini nasıl oldu da yok etmeye karar verdi diye merak ediyorum.”

Suriye konusunda birçok boyutun söz konusu olduğunu belirten Mustafa Dolatyar ise AKP’nin meseleye tek boyuttan yaklaşmasını şu sözlerle eleştiriyor: “Ama Başbakan Erdoğan’ın parti grubu konuşmasını dinlerken hikâyenin sadece duygusal boyutuna yönelen bir yaklaşım gördüm. Bu tür bir yaklaşım bizi sorunların çözümüne götürmez.”

‘TÜRKİYE – İRAN – ÇİN – RUSYA İTTİFAKI’ ÖNERİSİ

Peki, İran meselenin nasıl çözüleceğini düşünüyor?

Jalal Namını, AKP’nin oynadığı oyun alanının Batılıların inşa ettiği oyun alanı olduğunu belirtiyor ve “biz kendi bölgesel oyunumuzu kurmalıyız” diye sesleniyor.

Jalal Kalantari soruna bölgesel çözüm gerektiğini savunarak, uyarıyor: “Denizaşırı aktörlere ve onların projelerine fırsat vermemeliyiz. Bence uluslararası çözümde yer almak Türkiye’nin dış politikasının ilkelerine de aykırı olacaktır. Uluslararası çözüm demek ABD’nin çıkarları doğrultusunda bize dayattıkları bir çözüm demektir.”

Jalal Kalantari bu uyarının ardından Asya’daki altın fırsata dikkat çekiyor: “Size komşumuz ve kardeşimiz olarak açık olmak gerekirse, İran ve Türkiye arasında Suriye’de büyük bir işbirliği alanı vardır. Doğal olarak, Çin ve Rusya gibi bazı uluslararası aktörler de Suriye sahnesinde aktif olmaya çalışmaktadır. Bu tür bir durum Türkiye ve İran açısında fırsatlar yaratmaktadır.”

TÜRKİYE MUHALİFLERİ, İRAN DA ESAD’I MASAYA OTURTUR

Peki, komşu Türkiye ve İran’ın Suriye’de nasıl bir işbirliği olabilir?

Bu soruyu da Mustafa Dolatyar şöyle yanıtlıyor: “Türkiye bu konuda avantajlıdır, muhalif gruplarla bağlantısı var. Bizim de Beşar Esad ile bağlantımız mevcut. Bir girişim başlatarak bu iki grubu bir araya getirebiliriz. İran ve Türkiye bu girişimde birbirlerini tamamlarlar.”

Jalal Kalantari, Suriye konusunda “Türkiye ve İran’ın samimi bir şekilde etkileşimi için fırsat olduğunu” belirtiyor ve ekliyor: “Ruslar ve Çinliler de katkı sunabilir. Fakat çözüm yerli bir çözüm olmalıdır. Suriye için bölge çıkışlı bir çözüm gerekmektedir.”

DÖRTLÜ ÇÖZÜM MODELİ

Kısacası Tahran, Ankara’ya Suriye düzleminde Esad ve muhalifleri bir araya getirerek, bölge düzleminde de Çin ve Rusya’ya dayanarak, Batı’yı devre dışı bırakmayı teklif ediyor.

Hem içeride hem de dışarıda dörtlü işbirliği diyebileceğimiz bu modelin, bölgenin kan gölüne dönmesini engelleyecek en somut ve uygulanabilir model olduğu söyleyebiliriz…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Mart 2012

, , , , , , ,

Yorum bırakın

MGK BİLDİRİSİ VE SURİYE’NİN AÇMAZI

Suriye konusunda söylediklerimizin, karşı kampın kıdemlisi Cengiz Çandar tarafından da teyit edilmesi, tezlerimizi güçlendirdi.
Çandar, kendi cephesinin eksiklikleri olarak şöyle özetlemiş o tezleri: Tunus’taki toplantıdan anlamlı bir sonuç çıkmadı, sonuçlar beklenenin altındaydı. İstanbul’daki toplantı da Tunus gibi olacaksa, Türkiye bölge politikasında “patinaj” yapmış olur. Rejim muhaiflerinin dostları arasında uyumsuzluk var. Esad’ı destekleyenler ise uyumlu ve net. ABD, Suriye konusunda kaçak dövüşüyor, muhalif güçlerin silahlandırılmsına bile omuz silkiyor. ABD, Suriye’de bir iç savaşa angaje olmak istemediği gibi bölgesel aktörlerle eşgüdüme de ayak sürüyor. Türkiye ortak bir askeri müdahale dışındaki seçeneklere karşı. Ankara, ne tek başına müdahaleye, ne tampon bölgeye, ne de insani koridorlara tek başına talip değil. Türkiye açmazda. Suriye’nin bölünmesi Kürtlere otonomi sağlar ve hatta Irak Kürtleri ile konfederal bir yapı gündeme gelebilir. Türkiye buna karşı. Suriye rejiminin düşmesi, Irak’ın parçalanması Türkiye’yi endişelendiriyor.
Çandar, Ufuk Ötesi okurlarının yabancısı olmadığı bu tezlere karşı Washington’un sopasını da gösteriyor yazısının sonunda: “Ama, Türkiye’nin Suriye politikası, yakında, Türkiye’nin iç politikasının da yeniden düzenlemesini gerektiren sonuçlar üretirse, buna kimse şaşırmamalı…”
ABD’NİN OLANAKLARININ SINIRI
Son MGK toplantısının sonuç bildirgesinde ifade edilen “Suriye’de devam eden şiddet, yıldırma ve toplu kıyım eylemlerine uluslararası toplumun seyirci kalmaması gerektiği vurgulanmıştır” cümlesi ile snırdaki kışkırtmalar haklı bazı endişelerin oluşmasına neden oldu. “Yoksa Türkiye Suriye’ye saldıracak mı?” sorusu, dünün en çok karşılaştığımız sorusuydu.
Bu konuda fikrimizin değişmesini gerektiren bir gelişme göremiyorum. Kısa vadede ne ABD’nin, ne de yerine Türkiye’nin Suriye’ye saldırması mümkün görünmüyor.
Bir kere ABD’nin, karşısında konumlanan büyük güçleri aşacak olanakları henüz mevcut değil. Çin, Rusya, İran bloğu tavizsiz yerinde duruyor.
MGK’NİN SURİYE KARARININ ANLAMI
MGK’nin aldığı karar, kuşkusuz kabul edilemez! Suriye’ye emperyalist bir müdahalenin parçası olmak, Türk Ordusu’nun görevi değildir.
Önemli olan MGK’de alınan böyle bir kararın pratikte ne anlam taşıdığıdır. TSK’nin ortak görüşü olarak daha önce “Suriye, Suriyelilerin iç meselesidir” diyen bir Genelkurmay Başkanı’nın saf değiştirmesi, bir kere bünyede artık kabul görmeyeceği anlamına gelir. Org. Necdet Özel’in ordusunu karşısına alacağını sanmıyoruz.
İKİLİ OYUN
Diğer yandan, MGK kararıyla eşzamanlı olarak TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in “Suriye konusunda kimse bize gaz vermesin” demesi ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın “Türkiye, Suriye’ye karşı askeri operasyonu düşünmez” sözleri, tipik bir AKP taktiği olarak değerlendirilebilir.
ABD’nin Suriye’ye sürmeye çalıştığı AKP’nin zaman kazanmaya çalıştığı açık. İktidarının dayanağı olan akitleri ile Suriye’ye saldırının iktidar kaybıyla sonuçlanacak maliyeti arasında sıkışan Erdoğan’ın ikili adımlar atması sürpriz değil.
MGK kararı ve sınırdaki kışkırtmalar, büyük hedefe ulaşmanın araçları değil, tersine AKP’nin büyük hedefe ayak sürerkenki taktikleridir.
Elbette bu türden kışkırtmaların yoğunlaşması, müdahale isteyen kuvvetlere “meşruiyet” alanı açabilir, o ayrı bir konu…
MALİYETLERİN BÜYÜKLÜĞÜ
Erdoğan açısından en önemli sıkıntı şu gerçektir: Suriye’ye saldıran bir Erdoğan’ın Türkiye’de iktidarda kalması ve 2014’te “başkan” olması mümkün değildir!
TSK açısından en önemli handikap ise şu gerçekçi denklemdir: Suriye’de rejimin düşmesi ve Irak’ın bölünmesi, Türkiye’nin de parçalanmasıdır.
Sopanın büyüküğüne rağmen maliyetler, Erdoğan’ın boyunu aşmaktadır.
Üstelik “toplam maliyetler” de, hâlâ ABD’nin boyunu aşmaktadır.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Mart 2012

, ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın