Posts Tagged Suriye

ABD NEDEN AKP’Yİ ORTADA BIRAKTI?

ABD, son bir ayda yayın yoluyla Ankara’yı üçüncü kez açığa düşürdü. Önce Wall Street Journal gazetesinden “Uludere’de istihabratı biz verdik” dediler, ardından New York Times gazetesinden,   Esad karşıtlarının Türk toprakları üzerinden silahlandırıldığını deşifre ettiler, şimdi de yine New York Times gazetesinden Suriye’de düşürülen Türk uçağının “casusluk görevi” yaptığından kuşku duyduklarını açıkladılar.

AÇIĞA DÜŞÜRME EYLEMİ

Aslında Beyaz Saray sözcüsü Jay Carney‘in “Erdoğan’ın açıklamalarını ölçülü bulduk, Türkiye’nin tutumunu taktir ettik” şeklindeki ilk resmi açıklaması da, Washington’un AKP hükümetini ortada bırakacağına işaret ediyordu.

Keza, uluslararası havacılık sitesinde bir NATO pilotuna atfen söyletilen “Türkiye Suriye hava savunma sistemlerinin savaşa hazırlık kapasitesini test etmek için hava sahasını kasten işgal etmiş olabilir” sözleri de önemli bir işaretti.

Ancak New York Times gazetesinin “ABD ve NATO yetkilileri Suriye tarafından düşürülen F4 tipi Türk uçağının ‘casusluk görevi’ olabileceği konusunda kuşkulu” şeklinde haber yapması, tipik bir “açığa düşürme” eylemidir!

AKP’NİN SUÇU NE?

ABD bu haber üzerinden Ankara’ya, daha doğrusu AKP hükümetine iki mesaj veriyor:

Birinci olarak; Washington, AKP hükümeti Türkiye’yi sahaya süremezse, onu açığa düşüreceğini, ortada bırakacağın, deliğe süpüreceğini göstermiş oluyor.
İkinci olarak; Washington, Ankara’yı Moskova’ya yem yapmakla, Rusya’nın önüne atmakla tehdit ediyor.

Peki ABD neden böyle bir yol seçti? Washington neden Ankara’yı böyle zor durumda hem de üç kez bıraktı?

Kuşkusuz tek nedeni var: AKP hükümeti Esad’ı deviremedi, Türkiye’yi Suriye’ye sokamadı! Yani Türkiye, ABD’nin “Büyük Kürdistan” projesinin acil ihtiyaçlarını tam olarak sağlayamadı!

AKP AYAKTA KALAMAZ

Tam bir yıldır dile getirdiğimiz “AKP Suriye’ye savaş açsa da, açmasa da yıkılacaktır” formülü, artık daha somuttur!

ABD adına Türkiye’yi Suriye’ye sokacak bir AKP hükümeti ertesi gün yıkılacaktır ama bu görevi yerine getiremeyecek bir AKP hükümeti de ayakta kalamayacaktır! İşaretleri başlamıştır.

Ancak ABD’nin Türkiye’yi açığa düşürmesinden ders çıkarması gereken ilk kuvvet Türk Silahlı Kuvvetleri’dir!

ABD’nin; Türk Muavenet zırhlısını vurması, Jandarma genel Komutanı Org. Eşref Bitlis‘in uçağını düşürmesi, seçme askerleri taşıyan CASA uçağını patlatması, Binyılın Meydan Okuması tatbikatında Türkiye’yi hedef alması, Kuzey Irak’ta TSK ve MİT personelini CIA-MOSSAD operasyonu ile öldürmesi, Süleymaniye’de 11 Türk subayının başına çuval geçirmesi, CIA’nın Türkiye uzmanı Henri Barkey‘in ifadesiyle Ergenekon operasyonları üzerinden Türk Ordusu’nu kafeslemesi, Uludere’de yanlış istihbarat vererek Türk subayına kendi yurttaşını bombalatması gözünüzü açmadıysa, bari Türk uçağı NATO yemi yapıldıktan sonra ABD’nin utanmadan “uçak casusluk yapıyordu” demesi gözlerinizi açsın!

NATO’culuk hücrelerinize bu denli nüfuz edememiştir diye düşünmek istiyoruz!

NATOTÜRKÇÜLÜK
2 pilotumuzu şehit verdik, tesellimiz bu olayın turnusol kağıdı işlevi gördüğü gerçeği… Dikkatinizi çekmiştir, “ulusalcı” kılığıyla caka satanlar, poz verenler bu olay sonrasında  “Türkiye Suriye’ye savaş açmalı” korosunun en çok bağıranları olmuştur. İşte NATOTürkçülük dediğimiz tam da budur  ve en tehlikeli Türkiye karşıtlığıdır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
29 Haziran 2012

,

Yorum bırakın

ATLANTİK – ASYA SAVAŞI

Türk savaş uçağının düşürülmesi, Suriye topraklarında yaşanan Atlantik-Asya savaşını yeni bir aşamaya taşıdı. Atlantik’in kuvvet kaybettiğini, Asya’nın kuvvet kazandığını söyleyebiliriz. İnceleyelim:

ATLANTİK CEPHESİ

ABD: ABD’nin Suriye’ye açtığı savaş 14 ayı doldurdu. Bu süre içerisinde Washington’un hedefine yaklaşamadığını kesin olarak saptayabiliriz. ABD, bu hedef için rol dayattığı Türkiye’yi de istediği oranda sahaya süremedi.

ABD birinci olarak derin ekonomik krizi nedeniyle sonuç alıcı hamle yapamıyor, ikinci olarak da müttefiklerini tam olarak yanında tutamıyor. Atlantik ittifakındaki çatırdamanın esas kaynağı, ABD’nin bu bağı koruyacak ekonomik olanaklara artık sahip olmamasıdır: Marshall yardımı yoksa, Atlantik ittifakı da yoktur!

NATO: NATO’nun “sizi destekliyoruz ama bizden bir şey beklemeyin” anlamına gelen toplantısı, ABD’nin çaresizliğinin bir diğer göstergesi oldu. NATO, yem yaptığı Türkiye’nin arkasında duramadı!

AB: Almanya merkezli Avrupa, ilk günden itibaren “savaş çıkmasına karşı” bir görüntü çizdi. Hollande‘ın yönettiği Fransa, Sarkozy döneminden farklı olarak ABD’ye bağımlı davranmayacağının işaretlerini gün geçtikçe artırıyor. İngiltere’nin Erdoğan hükümetine “arkanızdayız” mesajı vermesi ise kuru gürültüden öteye gidemiyor.

KÖRFEZ ÜLKELERİ: ABD’nin Suriye savaşında Türkiye’nin yanına yerleştirdiği Suudi Arabistan ve Katar ise uçak düştüğü günden bu yana sessiz! Esad‘ın devrilmesi için Türkiye’ye gaz ve para veren ikili, sadece gelişmeleri izliyor.

TÜRKİYE: ABD’nin verdiği Esad‘ı devirme görevini 14 aydır yerine getiremeyen AKP hükümeti, bu süre içinde bölgede gün geçtikçe yalnızlaştı. Son olay ise AKP koalisyonu içinde çatlaklar oluşturmaya başladı. Yeni Şafak‘ın temsil ettiği etkili kesimin “tuzak” uyarısı yapması, tartışmanın daha da büyüyeceğine işaret ediyor. Komşularla sıfır sorun yerine sıfır komşulu bir Türkiye gerçeğinin ortaya çıkması, önümüzdeki süreçte zorunlu siyasal değişikliklere yol açacaktır.

ASYA CEPHESİ

ÇİN: Rusya’yla birlikte BM Güvenlik Konseyi içinde Atlantik’in Suriye saldırısına barikat oluşturan Çin, 2012 Mart’ında ikinci aşamaya geçmiş ve Annan Planı ile inisiyatifi Asya lehine geliştirmişti. İki devlet, Atlantik’in Türkiye üzerinden kotardığı “Suriye’nin dostları” toplantılarını önce etkisizleştirmiş, sonra da Batı’nın önüne Esad‘ın davet edileceği, İran’ın katılacağı türden Cenevre toplantıları getirmiştir. Çin, ABD’nin inişe geçtiği ve kendisinin yükseldiği yeni dünyada büyük sorumluluk alabileceğini de, Suriye örneği üzerinden dünyaya ilan etmiş oldu.

RUSYA: Rusya, Atlantik’e karşı savunduğu Suriye cephesine, askeri olanaklarını da seferber etti. Zaman zaman uçak gemisini, savaş gemilerini Doğu Akdeniz’e getirerek ABD’nin müdahale girişimine sessiz kalmayacağının işaretlerini veren Moskova, bir hava saldırısına karşı da Suriye’de savunma kalkanı inşa etti.

İRAN: Suriye’ye saldırıyı kendisine yapılmış bir saldırı olarak değerlendirdiğini ilk günden dünyaya ilan eden Tahran, emyeryalist bir müdahaleye komşularıyla birlikte geçit vermeyeceğini pratikte gösterdi. Tahran’ın Şam ve Bağdat’la kurduğu ittifak bölge açısından ilktir ve tarihidir. Bu ittifaka Lübnan’ı da katan Tahran, diğer yandan Bahreyn gibi ülkeler üzerinden emperyalizme karşı mücadele veriyor; Mısır’ın İsrail karşıtı kampa dahil edilmesi için siyasal gücünü kullanıyor ve en önemlisi Türkiye’yi AKP hükümetine rağmen, İran-Irak-Suriye ittifakına davet ediyor!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
28 Haziran 2012

, ,

Yorum bırakın

F4, SURİYE’DE UÇUKSAVARLA VURULDU

Başbakan Erdoğan dün tüm bölgenin merakla beklediği konuşmasında yine Türk uçağının uluslararası kara sularında vurulduğunu belirtti: “Altını çizerek söylüyorum. Suriye kara sularında uçağımız vurulmamıştır, uluslararası sularda vurulmuştur. Bunun bilinmesi lazım, bunun saptırma gayreti içinde olan içerde ve dışarıdakiler var.”

Diyelim ki Başbakan haklı ve uçağımız uluslararası sularda, yani 12.6 milde (20.3 kilometre) vuruldu. O zaman uçağımız mutlaka füzeyle vurulmuştur, çünkü bu menzile erişecek uçaksavar mermisi dünyada yok! Ve “uçağınız 100 metre yükseklikte alçak uçuş yaparken ve kıyılarımıza 2.5 km mesafedeyken uçaksavar mermisiyle vuruldu” diyen Suriye de yalan söylüyordur.

UÇAK VE RADAR FÜZE TESPİT ETMEDİ

Hürriyet‘ten Okan Konuralp çok önemli bir habere imza attı: BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, Başbakan Erdoğan‘a soruyor: “Füze ateşlendiğinde, uçaktaki sistemin pilotu uyarması gerekmiyor mu? Bu uyarı doğrultusunda pilotların uçaktan ayrılması gerekmiyor mu?”

Başbakan Erdoğan‘ın yanıtı çok önemli bir gerçeği ortaya koyuyor: “Füzenin fırlatıldığı anı tespit edemedik. Ne uçağımız ne de kara radarlarımız bu yönde bir tespitte bulundu. Uçağın vurulmuş olabileceğini de irtibat kesildikten sonra anladık.”

Ne uçak ne de radarlarımız bu füzeyi tespit edemediğine göre demek ki ortada Suriye’den ateşlenen bir füze yok! Bu durumda da “uçaksavar mermisiyle vurduk” diyen Suriye haklıdır.

3. ÜLKE OLASILIĞI YOK

Bu çelişkiyi farkeden Erdoğan, Demirtaş‘a yanıtına şu sözleri de ekliyor: “Farklı bir füze donanımı olduğunu tahmin ediyoruz. Mobil bir rampa olduğunu tahmin ediyoruz.”

Bu durumda ortada Türkiye’nin, NATO’nun ve ABD’nin teknolojisinin çok ilerisinde geliştirilmiş korkunç bir füzeyle karşı karşıyayız! Haliyle bu teknolojinin Suriye’ye ait olamadığını düşünen Demirtaş yeniden soruyor Başbakan’a: “3. bir ülkenin uçağı düşürmesi ya da elektronik karartma yaparak düşürülmesine yol açması söz konusu mu?”

Erdoğan ve görüşmede yer alan asker ve sivil ekibi şu karşılığı veriyor: “O olasılığa da baktık. Böyle bir ihtimal görünmüyor. Füzenin ateşlenmesi ve sonrasında ön işaret alınmamış.”

Üzerinden beş gün geçmesine rağmen uçağımızın hangi silahla düşürüldüğü üstelik NATO teknolojisi ile hâlâ saptanamıyorsa, ortada artık iki seçenek vardır: Ya AKP hükümeti yalan söylüyor ya da Rusya – Çin teknolojisi almış başını gitmiş!

Aslında gerçek artık ortadadır: Uçağımız füzeyle düşürülmediğine göre uçaksavarla vuruldu. Uçamsavarla vurulabildiğine göre de uluslararası sularda değil, Suriye sınırları içinde vuruldu!

AKP TUZAĞI OKUYABİLECEK Mİ?

Sanki AKP hükümeti de “tuzağa düşürüldüğünü” anlamaya başlamış gibi görünüyor ancak iktidarının dayanağı olan ABD ile imzaladığı hizmet sözleşmeleri ve 10 yıldır girilen angajmanlar, onları çaresiz bırakmış durumda…

ABD istiyor diye Şam’a şahin kesilen, yüksek perdeden Beşar Esad‘a “istifa et” diyen, Şam karşıtlarını örgütleyen ve silahlandıran AKP hükümeti, şimdi “gerçek” durum kapıya dayanınca ortada kalmış oldu!

AKP hükümeti sözcüsü Bülent Arınç “savaş istemiyoruz” diyor, AKP sözcüsü Hüseyin Çelik “Bizim tabanımız ‘ordu Şam’a’ demez” diyor…

Hükümetin kalemşorları New York Times‘in uçağımızın düşürülmesinden bir gün önce yayınladığı “CIA Beşşar’a karşı Türkiye’de üslendi” şeklindeki haberin amacını anlamaya çalışıyor. Hatta bazıları bugüne kadar AKP’ye akıl hocalığı yapan Cengiz Çandar gibi isimlerin son dönemde neden kendilerini “ABD’nin Ortadoğu’daki taşeronu” diye suçladığını anlamaya çalışıyor.

Türkiye’nin bir tuzağa düşürüldüğü gerçeğini tam olarak anlamalarını ve Suriye’ye savaş açılmasına karşı çıkmalarını temenni ediyoruz. Geçmiş 10 yılı affettirmez belki ama en azından daha da kirlenmemiş olurlar!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
27 Haziran 2012

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

DAVUTOĞLU’NUN YANITLAYAMADIĞI SORULAR

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun açıklamaları, Ankara’nın aleyhine olan sorulara yanıt vermediği gibi soruları daha da derinleştirdi! Üzerinde durulması gereken sorular ve çelişkiler şunlardır:
5 DAKİKALIK SINRI İHLALİ
1. Davutoğlu, uçağımızın yanlışlıkla Suriye hava sahasına girdiğini, kendi uyarımızla da çıktığını söylüyor. Oysa Davutoğlu’nun gösterdiği grafiklerde, uçağımız 11:42’de Suriye hava sahasına giriyor ve 11:47’de Suriye hava sahasından çıkıyor. Saatte 900 km hızla gittiği belirtilen F4, bu durumda en az Suriye hava sahasını 75 km. boyunca ihlal etmiş oluyor.
5 dakika boyunca 75 km. kat edilen güzergâh, keşif ve gözetleme için yeterli değil midir?
UÇAK NEYLE VURULDU?
2. Davutoğlu, uçağımızın saat 11:58’de, 13. milde vurulduğunu ancak 5 mil sürüklenerek 8 mile, yani Suriye karasularına düştüğünü belirtiyor.
Milliyet’ten Kadri Gürsel çok önemli bir ayrıntıya dikkat çekti dün. Uçağı 13. milde vuracak dünyada bir uçaksavar topu yok. 13. milde vurulduysa ancak füzeyle vurulmuştur. Füzeyle vurulan uçak ise 5 mil sürüklenmez!
UÇAK NEDEN GERİ DÖNDÜ?
3. “Suriye misyonu olmadığı” söylenen uçağın saat saat rotası şöyle: Uçak 10:30’da Malatya’dan Kıbrıs istikametine gidiyor. Sonra Kıbrıs’tan Türkiye istikametine dönüyor ve 11:37’de Suriye’nin liman kenti Lazkiye açıklarında uçuyor. Oradan kuzey doğu istikametine yönelip 11:42’de Suriye hava sahasına giriyor. Suriye hava sahası boyunca kuzeye ilerleyip, 11:47’de Türk hava sahasına giriyor. 11:52’de Hatay-Samandağ mevkiine varıyor. Sonra tekrar ters dönüp, Suriye hava sahasına paralel olarak güney istikametinde uçuyor. Ve 11:58’de Lazkiye’nin kuzey batısında vuruluyor!
Yanlışlıkla Suriye hava sahasına giren, 5 dakika kalıp çıkan ve Türk hava sahasına ulaşan uçağımız, neden yeniden geri dönüp Suriye istikametine doğru uçtu? Hangi eğitim, böylesi kritik bir güzergâhta böylesi bir rotayı gerektirdi?
4. Davutoğlu, uçağımızın “Suriye’ye karşı bir misyonunun olmadığını”, “test ve eğitim” için o bölgede uçtuğunu söyledi. O bölge eğitim için uçmaya uygun bir yer midir? Suriye’de bir yıldır “savaş” yaşandığının propagandasını en fazla yapan kişi Davutoğlu değil midir?
Gerçek elbette başkadır. Uçağın Hatay – Amanoslar’daki NATO üssünün radarını test ettiği anlaşılmıştır. O radarın da “Suriye misyonu” vardır! Dahası NATO görevi verilen Türk uçağı, Atlantik hesaplarına kurban verilmiştir!

NATO KAFA!
En az bu dört soru kadar önemli bir diğer durum da Genelkurmay’ın zihniyetidir!
Hadi Genelkurmay, Ergenekon operasyonuyla Türk Ordusu’nun hedef alındığını saptayamadı! Hadi Genelkurmay, CIA’nın Türkiye uzmanı Henri Barkey’in “AKP’yle birlikte Türk Ordusu’nu kafesledik” demesini de analiz edemedi. Hadi Genelkurmay, Uludere’de kendi yurttaşını bombalama tuzağına nasıl düşürüldüğünü de anlayamadı!
Ama Genelkurmay, Türkiye’nin Suriye’ye savaş açabilmesi için bir Türk uçağının NATO yemi yapıldığını da mı görmüyor, göremiyor?
Tüm bunlara kör olan Genelkurmay, başka hesaplar peşinde…
Başbakan Erdoğan, biliyorsunuz kendisine eşlik eden Genelkurmay 2. Başkanı Org. Hulusi Akar ile birlikte, sırasıyla CHP, MHP ve BDP heyetleriyle görüştü.
Resmi Anadolu Ajansı AA üzerinden tüm dünyaya servis edilen fotoğraflarda ilginç bir ayrıntı vardı. Org. Akar CHP’yle yapılan görüşmede Başbakan’ın solunda var. Org. Akar MHP’yle yapılan görüşmede Başbakan’ın solunda var. Ancak AA’ya servis edilen BDP görüşmesinde Başbakan ve BDP’liler var; Org. Akar yok. Çünkü fotoğraf, onu almayan bir açıdan çekilmiş!
Neymiş? TSK, PKK’nin siyasi uzantısı gördüğü BDP’yle bir araya gelmemeye, geldiyse de birlikte görünmemeye özen gösteriyormuş!
Stratejik düşmanının tuzaklarına sessiz kalan, stratejik düşmanının baş piyonuyla “şiir gibi” çalışan Genelkurmay, nedense stratejik düşmanının daha değersiz bir piyonuyla görünmekten utanıyor!
Bu kafayla ancak Bekir Coşkun’dan hesap sormaya kalkarlar elbette!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Haziran 2012

, ,

Yorum bırakın

F4’ÜN NATO GÖREVİ NETLEŞTİ

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Suriye’nin düşürdüğü uçağımızla ilgili yaptığı resmi açıklama iki temel sorunumuzun ipuçlarını verdi.
Birincisi uçağımızın Suriye hava sahasını ihlal edip etmediği; ikincisi de uçağın görevinin ne olduğu…
HAVA SAHASI İHLALİ VAR
Davutoğlu uçağın Suriye hava sahasını, vurulma anından 15 dakika önce ihlal ettiğini belirtiyor ve ekliyor: “Uçağımız uluslararası hava sahasında vuruldu. Suriye hava sahası 12 mil. Pilotun kontrolü kaybettiği anda uçak kıyıdan 13 mil uzaktaydı. Daha sonra kıyıdan 8 mil açıkta Suriye karasularına düştü.”
Ancak Davutoğlu, aslında Şam’ın iddiasını doğrulamış oluyor. 15 dakika önce “yanlışlıkla” Suriye hava sahasına giren bir uçak, dışarı yönelmişken ve 13 mile, yani 12 milin dışına, yani uluslararası hava sahasına çıkmışken vurulduysa, nasıl olup da yeniden içeri yönelip düşüyor?
RADAR TESTİ
Ancak daha önemlisi uçağın görevine dair söylenendi…
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Suriye’nin düşürdüğü uçağımızla ilgili şu resmi bilgiyi veriyor: “Uçağımızın görev tanımı, çok net olarak söylüyorum, ulusal radar sistemimizin test edilmesi uçuşudur. Herhangi bir Suriye misyonu yoktur.”
Acaba “radar sistemimiz” nedir, nerededir? Zira bu soru, dün bu köşede “Türk uçağına NATO görevi mi verildi?” diye sormamıza da resmi yanıt içermektedir.
Gerçi Aydınlık dünkü manşetinde böyle bir görev verildiğini ortaya koydu. Ancak Davutoğlu “radar” diyerek meseleyi somut ve resmi hale getirmiş oldu!
En somut bilgiye ise Sabah’tan Okan Müderrisoğlu ulaşmış: “Uçak, Hatay’ın Amanoslar Dağı Zirvesi’nde konuşlu NATO üssü konumundaki Kisecik Radar İstasyonu ile bağlantılı olarak, alçak ve yüksek irtifa ‘elektronik muhabere’ tatbikatı yapıyordu.”
‘KENDİ KADERİNİ TAYİN HAKKI’ İTİRAFI
Davutoğlu, TRT’den yaptığı bu resmi açıklamasında bundan sonra yapacaklarına ilişkin de şu dikkat çekici sözleri sarf etti: “İran ve Rusya ile olayın arka planını açıkladık. Kararsızlıktan itidal içinde değiliz, kararlılığımız bunu gerektiriyor. Biz tavrımızı nerede nasıl sergileyeceğimizi biliriz, kararı da bize aittir. Belli bir kriz yönetimi mantığı içinde, zihnimizdeki Ortadoğu resmine zarar vermeyecek biçimde sürdüreceğiz. Karşılıklı ekonomik etkileşim, yoğun kültürel iletişim, siyasi diyalog içinde barış havzasına dönüşen bir Ortadoğu. Ortadoğu halklarına kendi kaderlerini tayin etme hakkı verilse bu hemen gerçekleştir.”
Dünya dün Ahmet Davutoğlu’nun ne söyleyeceğine kilitlenmişti. Savaş isteyenler de, diplomasi diyenler de dün Ankara’nın bu resmi açıklamalarına odaklanmıştı.
Bu şartlar altında Davutoğlu’nun konuyu getirip “Ortadoğu halklarının kendi kaderlerini tayin etme hakkının verilmesine” bağlaması, Suriye meselesinin aslında bir Kürt ve Türk meselesi olduğunun da itirafıydı!
Irak’ın kuzeyindeki yapının Türkiye tarafından himaye edilip, kuzey Suriye üzerinden Akdeniz’e bağlanması meselesi, bütün meselelerin üstündedir ve ana meseledir!
Mehmet Ali Güler
Aydınlık Gazetesi
25 Haziran 2012

, ,

Yorum bırakın

İSRAİL SURİYE’Yİ HATAY’DAN VURMUŞTU!

ABD’nin Türkiye’yi Suriye’ye müdahaleye zorladığı koşullarda bir Türk savaş uçağının Suriye tarafından düşürülmesi, tam anlamıyla bir kışkırtmadır. Ortada bir “sınır ihlali” de olsa, Suriye’nin bir Türk savaş uçağı düşürmesi kabul edilemez. Suriye’nin bu tutumu savaş isteyenlere koz vermiştir.

Suriye Savunma Bakanlığı’nın “hedef vurulduktan sonra Türk savaş uçağı olduğu anlaşılmıştır” demesi ise ikna edici değildir.

KEŞİF UÇAĞI RUS GEMİSİ Mİ ARIYORDU?

Ancak Türkiye’nin bu olaydaki sorumluluğu büyüktür. Çünkü bir Suriye savaş uçağının sınırlarımıza girmesi ve örneğin Diyarbakır üzerinde alçak uçuş yaparak istihbarat maksatlı fotoğraf çekmesi, kuşkusuz bir savaş nedeni olacaktı.

Bu nedenle Malatya’daki 7. Ana Jet Üssü’nden havalanan Türk keşif uçağının Suriye hava sahasını neden ihlal ettiğinin saptanması önemlidir. Uçağımızın, Lazkiye gibi daha önce birkaç kez rejim muhaliflerinin hedef aldığı ve denizden birkaç kez bombalanan bir kentin üzerinde alçak uçuş yapması ise olayı büsbütün önemli ve gizemli kılmaktadır.

Düşürülen F4 Phantom keşif uçağının bağlı olduğu 173. Şafak Filosu’nun görevlerinin keşif ve istihbarat amaçlı fotoğraflama olduğu belirtiliyor. Türkiye Suriye üzerinde hangi istihbaratın peşindedir?

Rusya’ya ait savaş gemilerinin Suriye’nin Akdeniz kıyılarındaki hareketliliği mi izleniyordu? Rusya’nın Suriye’nin kuzeyine yerleştirildiği söylenen radar üssü mü gözetleniyordu? Yani aslında Türk Hava Kuvvetleri’ne bir NATO “görevi” mi verilmişti?

Şüphesiz görevi verenler, Türk uçağının Suriye hava sahasını ihlal edip, istihbarat amaçlı keşif uçuşu yapmasını Şam’ın sessizce izleyeceğini düşünmüyordu…Çünkü hiçbir devlet buna müsaade etmezdi! Buna rağmen neden hem de alçak uçuşla keşif görevi yapıldı?

Yoksa Türk Ordusu ikinci Uludere tuzağına mı düşürüldü?

SURİYE’NİN İSRAİL ENDİŞESİ

Suriye iki nedenle hava sahası ihlali konusunda zaten büyük endişe içindeydi:

1. Bir gün önce Suriyeli bir yüzbaşı eğitim amacıyla kaldırdığı bir MG21 uçağını kaçırmış ve Ürdün’e inmişti. Suriye bu olay nedeniyle hava sahasını zaten kapatmıştı. Bunun Türk makamlarınca bilinmemesi mümkün değil. Peki, bu bilgiye rağmen, neden göstere göstere Suriye hava sahasına girildi?

2. Türk savaş uçağının kullandığı rota, 2007 yılında İsrail tarafından Suriye’ye saldırı amaçlı kullanılmıştı. Anımsayalım. İsrail savaş uçakları Akdeniz üzerinden kuzeye yönelmiş, ardından Türk hava sahasını kullanarak güneye dönüp, Suriye hedeflerini vurmuştu. Olay, İsrail uçaklarına ait iki yakıt deposunun Hatay-Gaziantep sınırına düşmesi ve çobanlar tarafından bulunması sonucu ortaya çıkmıştı.

İSRAİL UÇAĞI DA VAR MIYDI?

Esad karşıtı açıklamalarını göz önünde bulundurursak, Başbakan Erdoğan’ın olayla ilgili yaklaşımının oldukça serinkanlı olduğunu söyleyebiliriz.

Sınırdaki çatışmada seken kurşunun bir polisimizi şehit etmesi karşısında NATO’yu göreve çağıran, Suriye’ye savaş borusu çalan Erdoğan, nedense bu olay karşısında savaşçı bir dil kullanmadı.

Bu garip durum nedeniyle Hürriyet, Ankara kulislerinde konuşulan şu iddiayı internet sitesine taşıdı: “Türk uçağıyla birlikte başka bir uçağın daha olduğu ve bu uçağın bölgeden kaçmayı başardığı yönünde. İkinci bir uçak var mıydı, varsa kime aitti, iddia edildiği gibi İsrail uçağı mıydı?”

Ya da o ikinci uçak, acaba bir ABD/NATO uçağı mıydı?

Bu sorulara yanıt bulunması, özellikle de Türk savaş uçağının neden sınır ihlali yaptığının anlaşılması, bölgede yangın çıkarmaya çalışanlara karşı panzehirimiz olacaktır.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
24 Haziran 2012

, , ,

Yorum bırakın

SURİYE’DE POZİSYONUNU KİM DEĞŞTİRDİ?

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun CNNTürk’te “teröre karşı ABD ve Barzani ile işbirliği” yapıyoruz dediği saatlerde, Türk dış politikasını, Russia Today televizyonuna konuşan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov savunuyordu!

Lavrov, Suriye üzerinden “Kürt sorunu” uyarısı yapıyordu: “Suriye çok uluslu ve çok dinli bir ülke. Kürtlerin sorunu olabilir, Kürtler Suriye, Türkiye, Irak ve diğer ülkelerde de yaşıyor. Bu dengenin bozulması faciaya yol açar.” (Sabah, 22 Haziran 2012)

Lavrov, Suriye’nin siyasal birliğinin ve toprak bütünlüğünün, Türkiye’nin de siyasal birliği ve toprak bütünlüğünün garantisi olduğunu açıkça saptıyor; Davutoğlu ise terörün kaynağı olan ABD ve Barzani’yle teröre karşı işbirliği yapıyor!

ABD, SURİYE’DE RUSYA’YA MECBUR!

Lavrov’a, bu kritik uyarıyı yaptığı röportajında ABD ve İngiltere’nin iddialarının doğru olup olmadığı, yani Moskova’nın Suriye’deki pozisyonunu değiştirip değiştirmediği de soruldu. Lavrov’un yanıtı netti: “Biz pozisyonumuzun dışarıda müdahale ile rejim değişikliğine izin verilmemesi yönünde olduğunu açıkladık. Bizim pozisyonumuz hep bu şekilde. Biz Suriye’de tüm tarafların masaya oturmasını ve diyalogla sorunlarını çözmelerini istiyoruz. İngiltere Başbakanı Cameron’un Putin’in pozisyonunu değiştirdiği yönündeki açıklaması doğru değil.”

Peki, o zaman bu “pozisyon değişti” meselesi nereden çıktı? Aslında Batı, Meksika’daki G20 zirvesinden çok önce bu propagandaya sarıldı. Washington ile Moskova’nın Yemen modelinde anlaştığı, Moskova’nın artık Esad isminde ısrarcı olmadığı servis edildi medyaya…

Obama-Putin zirvesi öncesi tipik bir psikolojik savaş malzemesi olarak uygulanan bu balonlar, tabi kısa sürede patladı.

Zira Obama-Putin zirvesinden çıkan asıl sonuç, Suriye’de Rusya’ya rağmen bir “çözüm” olamayacağı gerçeğiydi… Nitekim ABD, artık “Esad’lı çözüm planı”na geldi! Aydınlık, ABD ve İngiltere’nin Cenevre’deki Suriye konferansına Beşar Esad’ın da Cumhurbaşkanı olarak davet edilmesini kabul ettiğini duyurdu. (Aydınlık, 22 Haziran 2012)

TÜRKİYE “İNCE AYAR” YAPIYOR

Bu durum haliyle en çok AKP hükümetini ortada bıraktı. Zira hükümet, ABD’nin Suriye planında görev almış ve önce Esad’a 15 gün süre tanıyarak görevi bırakmasını istemiş, ardından da Esad’ı devirmek için rejim karşıtlarını örgütlemiş, dahası kimi yayınlara göre rejim karşıtlarını Şam’a karşı silahlandırmıştır!

Sami Kohen’in verdiği bilgi burada önem kazanıyor: “Meksika’da gerçekleşen Erdoğan-Putin görüşmesinde, Türk ve Rus görüşleri arasında bir yakınlaşma sağlanmaya çalışıldı. Gelen sinyaller, bazı temel görüş farklılıklarına rağmen Türkiye’nin de Suriye politikasında bu yönde bir ‘ince ayar’ yapmakta olduğunu gösteriyor.” (Milliyet, 22 Haziran 2012)

DAVUTOĞLU TERSTEN HAKLI ÇIKTI!

Davutoğlu’yla başladık, onunla bitirelim. Anımsarsınız, Davutoğlu sık sık Rusya ve Çin’in Suriye konusunda aslında kendileriyle aynı pozisyonda olduğunu söylerdi. Hayır, “iki ülkeyi aslında başka, görünüşte başka” diye nitelemenin devletlerarası ilişkilerdeki yeri konusuna girmeyeceğiz. Sadece şunu söyleyeceğiz:

Davutoğlu tersinden haklı çıktı! Rusya ve Çin, AKP’nin pozisyonuna gelmedi ama kendileri Rusya ve Çin’in pozisyonuna gelmeye mecburdur!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Haziran 2012

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

RUSYA MÜDAHALEYE Mİ HAZIRLANIYOR?

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Cinton’un, “Suriye Rusya’dan helikopter aldı” demesi, bildiğiniz gibi koca bir yalan çıktı. Clinton’un “Rus gemileriyle geldi” dediği helikopterler zaten Suriye’nindi ve birkaç ay önce bakım için Rusya’ya gönderilmişti.

ABD’nin rejim muhaliflerini silahlandırdığı, Suudi Arabistan ve Katar’a büyük hacimli silah sattığı bir durumda, Rusya’nın da Suriye’ye silah satabilmesi, kuşkusuz normaldir ve hakkıdır!

Ancak Washington’un olmayan bir helikopter satışı yalanına sarılması ABD Dışişleri Bakanları’nın dünyaya yalan söylemesinin olağanlaşmasının ötesinde, çaresizliğin işaretidir. Çünkü Clinton’un yalanı operasyoneldi, Rusya’nın Suriye ve Ortadoğu hamlelerine yanıt arayışıydı.

DIŞPOLİTİK YALANLAR

Eş zamanlı bir diğer operasyonel gelişme de Fransa Dışişleri Bakanı Laurent Fabius’un Moskova’nın Esad’dan uzaklaşmaya başladığı ve Rusya’yla artık Esad sonrası dönemi konuştuklarını söylemesiydi. Fabius, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov tarafından anında yalanlandı.

Clinton ve Fabius’un yalanlar üzerine dış politika inşa etmeye çalışmaları, dış politikada yeni bir tarz mı acaba? Bu tarzın bir diğer versiyonu da dayanaksız iddialarda bulunmak mı?

Çünkü geçen aylarda Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, ikide bir Rusya ve Çin’in, Suriye konusunda kendileri gibi düşündüğünü iddia ediyordu!

PUTİN’İN HAZIRLIK EMRİ

ORSAM’ın Avrasya danışmanı Doç. Dr. İlyas Kamalov Moskova’dan sıcak ve önemli bir bilgi veriyor: “Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya Silahlı Kuvvetleri’ne Rus askeri birliklerinin Rusya dışında görevlendirilmesi ile ilgili hazırlıkların yapılması emrini verdi. Nezavisimaya Gazeta’da yayımlan bir habere göre, Rus birliklerinin görev yapacağı ülkelerden biri de Suriye olup, planın ayrıntıları hem Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü hem de Şanghay İşbirliği Örgütü ile görüşülmektedir.”

Kamalov, Rusya’nın Pskov şehrinde bulunan 76. Kara Kuvvetleri Saldırı Birlikleri’nin eğitimlerine dikkat çekiyor. Zira bu birlikler, Kosova, Çeçenistan ve Rusya – Gürcistan savaşları sırasında görev almıştı.

Kamalov’a göre üç senaryo var: 1. Bu birlikler Suriye’de istikrarın sağlanması için kullanılacak. 2. Moskova bu birlikleri Batı’nın müdahalesi karşısında devreye sokacak. 3. Rusya, ön müdahalede bulunacak.

Öte yandan Rusya, Fransız Le Figaro’ya göre Suriye’nin kuzeyinde Kesap bölgesinde bir radar üssü kurdu. Gazeteye göre Moskova bu üsten ABD ve NATO üsleri ile Türk sınırları içindeki Suriye karşıtı faaliyetleri izleyecek.

İNİSİYATİF RUSYA’DA

Bu üçü ya da başka senaryolar… Neticede hepsi senaryo ancak ortada tek bir gerçek var. Suriye konusunda inisiyatif Rusya’dadır ve ABD Moskova’nın hamlelerine yanıt aramaktadır!

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile Fransa Dışişleri Bakanı Laurent Fabius’un aynı gün ortaya çıkacak dayanaksız yalanlara sarılması, Moskova’nın inisiyatifi karşısında yapılan çaresiz savunma hamleleridir.

Suriye konusunda “bataklığa girme görevi” verilen AKP, Rusya’nın ve bölgenin artan inisiyatifini göz önünde bulundurmalıdır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Haziran 2012

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

AKP’NİN GÖREVİ: BATAKLIĞA GİRMEK

Ankara’nın Ankara’dan yönetilmediğini ortaya koyan olgulardan birini de ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton sergiledi: “Suriye Halep çevresinde yığınak yapıyor, bu Türkiye’nin kırmızıçizgisidir.” (14 Haziran tarihli gazeteler)

Böylece Clinton, Türkiye’nin ulusal çıkarlarını ve güvenliğini(!) saptamada, AKP, TSK, MGK gibi yapılara gerek kalmadığını göstermiş oldu!

Hillary Clinton’un Türkiye için saptadığı kırmızıçizginin, Türkiye’nin çıkarının tam karşısında bir ABD çıkarı olduğu gerçeği ise durumu Ankara açısından daha da vahim hale getirmektedir.

‘ABD BATAKLIĞA GİRMESİN’

Hillary Clinton bu açıklamayı, kuşkusuz ABD’nin siyasi, ekonomik ve askeri durumunu göz önünde bulundurarak Asya-Pasifik merkezli bir strateji belirlediği ve Ortadoğu’daki kimi işlerini Türkiye’ye havale ettiği koşullarda yapmaktadır.

Ünlü NeoCon Daniel Pipes’ın bile ABD’ye “Suriye bataklığına girme” dediği bir süreçteyiz. Pipes, National Review’daki “Suriye bataklığından uzak durun” başlıklı makalesinde, ABD’ye “Suriye’ye Türkler ve Araplar müdahale etsin, siz bu bataklığa girmeyin” diyor. (National Review, Stay Out of the Syrian Morass, 13 June 2012)

Pipes “Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar gibi Sünni hükümetler, Alevilere karşı Sünnilerin lehine müdahaleyi seçerlerse, bu onların hakkıdır ama Batılı devletlerin bu savaşla hiçbir ilgileri yok.” diyor.

CIA’nın önceki Ortadoğu Bölge Şefi Robert Bear de, ABD’ye benzer mesajı veriyordu. Bear, “Yeni Süper Güç – İran” isimli kitabında “Ön Asya ile Ortadoğu’da niye Amerikalılar ölsün ki! Müslümanları Şii – Sünni diye ayrıştıralım ve bırakalım onlar birbirini öldürsün.” diyordu.

Bear’ın Ortadoğu stratejisi, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın en ufak bir işaret dahi yokken, neden “Suriye’de Alevi Sünni çatışmasından endişe ettiğini” de açıklıyor aslında… Bunun bir endişe mi, yoksa temenni mi olduğu, AKP’nin Suriye karşıtlığından anlaşılmaktadır!

EZEN – EZİLEN SAFLAŞMASI

ABD’nin bölgede “Sünni – Şii eksenli bir saflaşma” üzerinden politika yapması ile AKP yandaşı basının Sünni – Şii eksenli bir ayrım ve savaştan bahsetmesi, kuşkusuz uyumludur, ancak gerçek değildir!

Zira saflaşma şöyledir: Bir tarafta ABD, İsrail, Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar; diğer tarafta ise Çin, Rusya, İran, Irak ve Suriye var.

İçinde ABD ve İsrail ile Çin ve Rusya’nın olduğu bir saflaşma haliyle Şii – Sünni eksenli değildir, fakat Doğu – Batı eksenlidir, Kuzey – Güney eksenlidir, ezen – ezilen millet eksenlidir!

Şiilik ve Sünnilik ise bir CIA taktiğidir! Bölgedeki saflaşmanın kaynağı değil, fakat aracıdır! Bölge ülkelerini karşı karşıya getirmenin yoludur.

AKP, SURİYE CEPHESİNDE ÇÖZÜLÜYOR!

Batı’da “Suriye bataklığına ABD değil, Türkiye girsin” denildiği günlerde, MİT’in Suriye’ye silah sevkiyatı yaptığı şeklindeki haberlerin sıklaşması, AKP’ye verilen bataklığa girme rolüyle ilgilidir!

AKP hükümeti, deliğe süpürülmekle bataklığa girmek seçenekleri arasında sıkışmıştır. Kuşkusuz bataklığa girmenin de girmemenin de deliğe süpürülmeyle sonuçlanacağını bilmektedirler. Kendilerinin çaresizliği, destekçilerinin ise “AKP çözülüyor” demesi bundandır!

Ekonomi ve Dış Politikalar Araştırma Merkezi’nin yaptığı araştırmaya göre, Beşar Esad’a karşı doğrudan askeri müdahalede bulunulmasını isteyenlerin oranı Türkiye’de sadece yüzde 11’dir! (Bunun bile fazla olduğu yorumları var.)

Bu sonuç, AKP’nin yalnızca deliğe süpürülmekle bataklığa girmek arasında değil, ABD ile Türk milleti arasında da sıkıştığını göstermektedir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
15 Haziran 2012

, , , , ,

Yorum bırakın

ABD’NİN SURİYE’YE MÜDAHALE GÜCÜ YOK

Amerikan devlet aygıtının ünlü politika yapıcılarından eski Dışişleri Bakanı Henry Kissinger Washington Post’a “Suriye’ye müdahale küresel düzeni çökertme riski taşıyor” başlıklı bir makale yazdı. (Henry Kissinger, Syrian intervention risks upsetting global order, Washignton Post, 2 June 2012)

Kissinger, makalesinde Suriye’ye müdahale risklerine dikkat çekiyor ve ülkesini uyarıyor.

ABD’NİN MÜTTEFİK SORUNU

Henry Kissinger’ın öncelikle ortaya attığı şu soru anlamlı: “ABD, uluslararası sistemi ayakta tutmak için şimdiye kadar önemi sayılanlar dâhil, demokratik olmayan herhangi bir hükümete karşı her halk ayaklanmasına destek vermeye kendisini mecbur mu hissediyor? Örneğin Suudi Arabistan, yalnızca topraklarında halk ayaklanması başlayana kadar mı müttefiktir?”

Kisisnger’ın, yanıtı içinde barındıran bu sorusu, aslında Suriye’yi değil, Mısır’ı ilgilendiriyor. Ve Kissinger’ın, Mübarek’i koruyamayan ABD’yi eleştirdiği anlaşılıyor.

Henry Kissinger’ın, Suriye’ye müdahalenin sonuçlarını tartıştığı yazısında, ikinci bir eleştirisi daha dikkat çekiyor: “Müdahale sonucu, insani durumu ve güvenlik durumunu iyileştirecek mi? Yoksa Sovyet işgalcisiyle savaşsın diye ABD tarafından silahlandırılan ama sonra bize karşı bir güvenlik sorununa dönen Taliban’la yaşadığımız deneyimi yineleme riskine mi düşüyoruz?”

Bu uyarı, özellikle ABD Kongresi’nde de yoğun olarak paylaşılıyor. Kongre üyeleri, Suriye’de rejim muhaliflerine dağıtılacak silahların, bir gün ABD’ye çevrileceğinden endişeli.

ÇİN VE RUSYA DİRENCİ

Henry Kissinger’ın üçüncü olarak dile getirdiği uyarı ise Suriye’ye müdahalenin yeni Amerikan stratejisiyle çelişecek olması: “ABD, Irak ve Afganistan’daki askeri müdahalelerden çekilişi hızlandırırken, aynı bölgede yeni bir askeri müdahalesi, nasıl haklı görülebilir? Diplomatik ve ahlaki meselelere daha bir odaklı, stratejik ve askeri niteliği daha az belirgin bu yeni yaklaşım, Irak’taki ya da Afganistan’daki geri çekilmeyle ve bölünmüş bir ABD’yle neticelenen ikilemleri çözer mi?”

Kissinger’ın dikkat çektiği dördüncü uyarı ise ABD’nin Suriye’ye müdahalesinin Suriye’yle sınırlı kalmayacağı gerçeği: “… ki bunun da benzer meydan okumalarla yüz yüze gelmesi ihtimali var.”

Henry Kissinger, beşinci olarak Suriye’ye müdahale konusunda uluslararası bir oybirliği bulunmadığına ve Çin ile Rusya’nın direncine dikkat çekmektedir.

ABD’NİN ÇARESİZLİĞİ

Altıncı olarak, Kissinger’a göre askeri müdahalenin iki ön şartı vardır: “Birincisi, statükonun devrilmesinden sonraki yönetim üzerinde oybirliği sağlanması can alıcıdır. Şayet amaç, bir yöneticinin indirilmesiyse, sonuçta ortaya çıkacak olan boşlukta yeni bir iç savaş patlak verecektir. Zira silahlı gruplar başa geçmek için yarışa girecek ve diğer ülkeler farklı tarafları tercih edecektir. İkincisi, siyasi amaç açık ve dayanılır bir sürede ulaşılabilir olmalıdır.”

Yedinci ve son olarak Kissinger, en önemli saptamasını yapıyor ve ABD’nin gücünün bu işe yetmeyeceğini vurguluyor: “Suriye meselesinin bu kriterleri karşıladığından şüphe ediyorum. Gittikçe mezhepçi bir karaktere bürünen bir çatışmada tanımlanmamış bir askeri müdahalenin içinde çareden çareye koşuşturmaya gücümüz yetmez.”

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
5 Haziran 2012

, , ,

Yorum bırakın

WordPress.com'da ücretsiz olarak kendi web sitenizi oluşturun.Kendi web sitenizi oluşturun
Ücretsiz başlayın