Posts Tagged Suriye
AKP’NİN SURİYE’DE KESİN YENİLGİSİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 11/09/2013
ABD Başkanı Barack Obama’nın “tercihim diplomasi” diyerek “savaşsız çözümün” kapısını zorunlu olarak araladığı saatlerde, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Haber Türk’te “savaşsız çözüme” karşı olduklarını ilan ediyordu. Bu ilan aynı zamanda AKP’nin 2,5 yıllık Suriye’ye düşmanlık politikasının da kesin yenilgisidir.
Bu kesin yenilgi durumu, program boyunca Davutoğlu’nu dayanaksız ve kolayca yalanlanabilecek tezler ortaya atmaya götürdü. Örneğin ABD Başkanı’nın “Suriye’ye müdahale için” Kongre’ye başvurmasını tüm dünya “Obama topu Kongre’ye attı” diyerek yorumlarken, Davutoğlu özetle şu tezi savundu: “Ancak kendisine çok güvenen biri, yetkisi olduğu halde Kongre’ye gidebilirdi.”
İnsan bu sözleri okuyunca, neden dış politikamızın sıfır çektiğini kuşkusuz daha iyi anlıyor.
DAVATOĞLU, DAVUTOĞLU’NU YALANLADI
Davutoğlu son tahlilde “savaşsız çözüm” durumuna da mecbur kalacaklarının işaretlerini verdi. Örneğin Suriye için “savaş çığırtkanı” olmadıklarını iddia etti. Hükümetinin “bir karıncanın bile incinmesini istemeyecek” bir yapıda olduğunu anlattı. Davutoğlu, “uçağımız düşürüldüğünde Suriye’yle savaşalım diye çok provokatif yayınlar yapıldığını ama kendilerinin Suriye’ye savaş açılmasına en başından beri karşı olduklarını” iddia etti. Öyle ki tüm bunları anlatırken hızını alamadı ve “zamanında, ABD Irak’a saldırmadan mesele çözülsün diye çok uğraştıklarını” ileri sürdü!
Kuşkusuz “yalan” kelimesini bile hayretler içinde bırakan bu sözler, yukarıda altını çizdiğimiz “kesin yenilgi” hâlinin yansımalarıydı. Bu hâl, sunucunun “Esad’ın gidişi için bir takvim verebilir misiniz” sorusuna yanıtta da kendini gösterdi. Davutoğlu özetle, “geçmişte de Esad’ın gidişi için bir takvim açıklamadığını, 15 gün süre konusunun çarpıtıldığını, bugün de herhangi bir takvim açıklamayacağını” belirtti!
Davutoğlu’nun bu kadar çabuk çürütülecek bir iddiaya mecbur kalması, önemlidir ve hükümetinin ömrüyle ilgilidir!
KOMŞULARIMIZ SAVAŞA KARŞI
Öte yandan Davutoğlu “savaşsız çözüme” karşı çıkarken, ABD Senatosu da oylamayı ertelediğini ilan ediyordu. Karşı oyların şimdiden 200’ü aştığını belirten gözlemcilere göre ise Temsilciler Meclisi’nde hiç oylamaya başvurulmayabilirdi.
Yani Obama Suriye’ye karşı savaşı göze alamadığı için topu Kongre’ye atıyor, fakat Kongre de bu intihar kararının altına girmek istemeyerek, topu iade ediyordu. İmdada Moskova yetişiyor ve Şam ile Washington arasında arabuluculuğa soyunuyordu!
Peki, ABD’de bunlar yaşanırken ve Davutoğlu “savaşsız çözüme” karşı çıkarken, Türkiye’nin komşuları ne yapıyordu?
İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif ile Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari, ikili görüşmelerinin ardından yaptıkları ortak basın toplantısında, ülkelerinin ABD’nin Suriye’ye müdahalesine karşı olduğunu ilan ediyordu. Cevad Zarif, öncesinde Irak Başbakanı Nuri El Maliki’yle görüşmesinde de aynı taahhüttü alıyordu. Öyle ki bu temaslar, Washington’da “Irak’ı kaybetmenin kesinleşmesi” olarak, Erbil’de ise “Irak için önce İran, sonra ABD” şeklinde yorumlanıyordu.
Mısır’da, Tahrir meydanına toplanan yüzbinler, Nasır posterleriyle ABD’nin Kahire Büyükelçiliğine yürüdü ve Suriye’ye müdahaleye karşı çıktı. Göstericiler hükümetten, ABD Büyükelçiliğini kapatmasını talep etti. Bu arada Mısır Dışişleri Bakanı Nebil Fehmi, Suriye’ye müdahaleye karşı olduklarını yeniden ilan etti.
Bakın bu gelişmeler, hem Mısır’daki 30 Haziran devriminin anlamını, hem de Erdoğan’ın Mursi’nin arkasından neden ağıt yaktığını ortaya koyuyor. 30 Haziran’dan önce Mursi’nin Mısır’ı Suriye’yle diplomatik ilişkileri keserken ve Suriye’ye cihat ilan ederken, ikinci devrim sonrasının Mısır’ı hem Suriye’yle diplomatik ilişkileri yeniden başlatıyor hem de Suriye’ye dış müdahaleye karşı çıkıyordu!
Diğer yandan Azerbaycan’ın Suriye’ye müdahaleye karşı çıkması, hatta KKTC’nin “ada Suriye’ye saldırıya ev sahipliği yapmayacak” çıkışı yapması, AKP’yi bölgede iyice tecrit ediyordu!
ÇÖZÜM CENEVRE-2’DE
Tüm bunlar ne anlama mı geliyor?
Başbakan Erdoğan iddia ettiği gibi Şam’daki Emevi Camisi’nde namaz kılamayacak. Hatta bir süre sonra Ankara’da da namaz kılamayacak. Erdoğan namazını İstanbul Üsküdar’daki evine yakın camilerde kılabilecek!
Diğer yandan Cenevre-2 Konferansı toplanacak ve dünya Rusya-Çin-İran üçlüsünün çözümüne razı olacak!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
11 Eylül 2013
ABD’NİN ÜÇ KÜRT AÇILIMI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 10/09/2013
PKK lideri Cemil Bayık’ın “Geri çekilmeyi durduruyoruz” sözleri AKP-PKK işbirliğinin ve “Kürt Açılımının” bittiği şeklinde yorumlandı. Ardından PKK liderlerinden Remzi Kartal’ın, “Açılımdan biz kârlı çıktık” demesi, biten bir sürecin muhasebesi gibi algılandı.
Peki, öyle mi? Bugün bu soruya yanıt arayacağız.
Öncelikle belirtelim. Remzi Kartal’ın “Açılımdan biz kârlı çıktık” demesi bir doğruya, ama eksik bir doğruya işaret etmektedir. PKK’nin AKP’ye göre Açılımdan daha kârlı çıktığı doğrudur ama ABD’nin hem AKP’den, hem de PKK’den daha kârlı olduğu en doğrusudur. Çünkü alt yüklenicilerin kârlarının toplamı ana yükleyicinin hanesine yazılacaktır ve her halükarda ABD, enstrümanlarından daha kârlıdır.
Bu gerçek, bir başka gerçeğe daha işaret eder. Açılımı AKP ya da PKK başlatmadığı için AKP ya da PKK bitiremez. Kim bitirebilir? Açılımın ana yüklenicisi olan ABD; zira açılımı o başlatmıştır.
Peki, ABD Açılımı ne zaman başlattı? İnceleyelim:
ABD’NİN IRAK ÜZERİNDEN 1. AÇILIMI
Bu Açılım, 1986 yılında Pentagon’un iki numarası olan William Taft’ın “Kürt dosyasını” Turgut Özal’a getirmesiyle başlar. Özal dosyayı kabul eder ama dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Üruğ, Taft’la görüşmeyerek dosyayı Türk Ordusu adına reddeder.
ABD bu ilk Açılımda atılımı, Irak’a saldırarak yaptı. Sonuçları ise Irak’ın kuzeyinde, 1991’de bir kukla devletçiğin filizlenmesidir.
Çekiç Güç’ün 17 Nisan 1991’de Irak’ın kuzeyine girmesiyle kurulan devletçik, 1992’de parlamentoya kavuştu ve 1996 yılına kadar iyice serpildi. TSK’nin Türk hükümetlerine rağmen bu devletçiğe yaptığı Çelik Harekâtı gibi müdahaleler ise devletçiğin resmiyet kazanmasını engelledi.
ABD’NİN IRAK ÜZERİNDEN 2. AÇILIMI
Bu Açılım, aslında 1998 Washington sürecinde Barzani’nin TSK denetiminden çıkarılmasıyla başladı ve 1999’da Türkiye’ye dayatılan ABD’nin Yeni Kürt Planı ile uygulamaya geçti. Plan Pentagon tarafından Alan Makovsky başkanlığındaki bir ekibe hazırlatıldı, ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright’ın onayı ve ABD Başkanı Bill Clinton’un parafı ile yürürlüğe girdi.
ABD bu ikinci Açılımda atılımı, 2003’te Irak’ı işgal ederek yaptı. Bu süreçte Irak fiilen üçe bölündü ve Washington, Erbil merkezli Kürt Devleti’ni adım adım Bağdat’tan kopardı.
Ancak Irak’ın 2004’te ABD’ye direnmeye başlaması, 2006’da Hizbullah’ın İsrail’i yenmesi, 2008’de Rusya’nın Gürcistan’a saldırması ve 2008’de ekonomik krizin patlaması ABD’yi planlarını tamamlamaktan alıkoydu. Washington adım adım Ortadoğu’dan çekildi ve kalan işlerini taşeronlarına bıraktı.
ABD’NİN SURİYE ÜZERİNDEN 3. AÇILIMI
Bu Açılım, 2009’da Abdullah Gül’ün “çok güzel şeyler olacak” demesiyle başlatıldı. Ankara, Bağdat, Şam ve Beyrut’la bir Ortadoğu Birliği kurarak, Büyük Kürt devletinin yollarını döşeyecekti.
Ancak Ortadoğu’da halk hareketleri başladı ve plan değiştirilmek zorunda kaldı. Suriye, Büyük Kürdistan’a silahla mecbur bırakılacaktı.
2011’de başlatılan Atlantik saldırısının merkezinde ABD’nin Kürt Koridoru planı vardı. ABD, Irak’ın kuzeyindeki devletçiğini Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açmaya çalışacaktı. Bu planın aktörleri Erdoğan ve Öcalan’dı. Paranın kaynağı ise Katar ve Suudi Arabistan…
İşte AKP’nin Türkiye’de bir “Kürt Açılımı” başlatması ve Öcalan’la Suriye merkezli bir ortaklığa soyunmasının sebebi bu üçüncü Açılımdır. Öcalan’ın PKK’ye İran, Irak ve Suriye’de yeni görev alanları çizmesi bu nedenledir.
ABD’NİN TÜRKİYE ÜZERİNDEN 4. AÇILIMI
Kısaca özetlediğimiz gibi Açılımların sahibi ABD’dir ve AKP ile PKK Açılımın alt yüklenicileridir. Dolayısıyla ABD’ye rağmen süreci bitirmeleri mümkün değildir.
Ancak ABD’nin Açılımını Türkiye’nin, hele de komşularıyla birleşen Türkiye’nin bitirebileceğini özellikle vurgulayalım. Hatta bitirmek zorunda olduğunun da altını çizelim.
Zira ABD’nin dördüncü Açılımı Türkiye üzerinden olacaktır ve Irak’ın kuzeyindeki yapı Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açıldıktan sonra Türkiye’ye doğru genişleyecek ve Diyarbakır merkezli olarak Büyük Kürdistan kurulacaktır!
O nedenle Türkiye’nin ve bölgenin savunma hattı bugün Suriye’dedir.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Eylül 2013
SAVAŞA EN ÇOK ADANALI KARŞI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 08/09/2013
Savaş tehlikesini en çok yaşayan ilimiz Adana’dır. Adanalı o tehlikeyi 1. Körfez Savaşı’nda da 2003 Irak işgalinde de yaşamıştır. Ama en çok 1. Körfez Savaşı’nda…
1990-1991 yılları, liseli bir genç olarak benim de savaş tehlikesini yakından hissettiğim yıllardı. Saddam’ın Scud füzelerine karşı alınan askeri önlemler dışında Adana halkı da, yeterli sığınak olmadığı için, evinde önlemler alıyordu.
Yazılı kuralları vardı: Evin en dipte kalan odası, sığınma odası olarak belirlenecek, o odanın tüm pencere kenarları süngerli bir bantla kapatılacaktı. O odaya bir hafta yetecek kadar erzak konacaktı, su stoklanacaktı. İçinde ilk yardım ilaçlarının olduğu, tornavida ve keser gibi ev aletlerinin olduğu bir çantanız olacaktı. Tabi fener ve bol miktarda pil en önemli ihtiyaçtı. Bir de radyo elbette…
Radyo ne içindi acaba? Türkü dinleyip moral bulmak için mi, yoksa kimyasal saldırı tehlikesinin geçtiğini öğrenmek için mi? Anımsamıyorum…
HAVADA PATLAYAN PATRİOT
Okullarda alarmların anlamları öğretiliyor, öğrencilere okulda ne yapacakları, evde ne yapacakları ayrı ayrı anlatılıyordu. Savaş hali derslere de yansımıştı. Lise 2’deydim ve Milli Güvenlik Dersi’ne gelen öğretmen-subayla bir tartışmamızı anımsıyorum.
Uzatmayayım ve asıl konuya gelmeden önce o günlerden bir anekdot daha anlatayım. ABD Irak’a saldırmaya başladıktan birkaç gün sonra, okulda olduğumuz bir gün yine siren çalmıştı ve koşturmaca başlamıştı. Ancak bir süre sonra herkesi bir sessizlik almıştı. Nefes almadan, gökyüzünde süzülen Patriot füzesine bakıyorduk.
Bir yerlerden mi okumuştuk yoksa anlatılmış mıydı, bilmiyorum, ama Patriot füzelerinin, Saddam Hüseyin’in atacağı Scud füzelerini havada avlamak için İncirlik’e yerleştirildiğini biliyorduk. Ve işte o Patriot füzesi gökyüzünde süzülüyordu. Yoksa Saddam Hüseyin Adana’ya Scud mu atmıştı? Buna inanmak istemiyordum. Zira Saddam Hüseyin Türkiye’ye saldırırsa arkadaşlarıma sürekli anlattığım teorilerim çökecekti!
Bir süre sonra o Patriot havada patladı. Gökyüzünde parçalara ayrılan ve her bir parçası farklı bir tarafa fırlayan füzeyi izlemek istiyorduk ancak öğretmenler ısrarla ve zorla bizi bahçeden uzaklaştırıyordu.
Sonra o füzenin parçalarından birinin tarladaki bir çocuğun üzerine düştüğünü öğrenecektik. Sonra Saddam Hüseyin’in aslında Adana’yı hiç hedef almadığını öğrenecektik. Sonra ABD askerlerinin aslında İsrail’e atılan Scud’u Adana’ya atıldı gibi “görüp” Patriot füzesini ateşlediğini öğrenecektik. Ya da halka açıklanmayan bir başka sebebi vardı…
ABD ADANA’YI BOŞALTIYOR
Tüm bunları neden mi anlattım? Benzer bir savaş tehlikesiyle yine karşı karşıya olduğumuz için elbette. Ve bu tehlikeyi, önce Adana hissettiği için…
Bakın Washington önceki gece resmi bir açıklama yaptı ve vatandaşlarının Adana’ya gitmemesini, Adana’daki vatandaşlarının da hızla Adana’yı terk etmesini istedi. Hatta Washington, ABD Adana Konsolosluğu’ndaki işi aciliyet gerektirmeyen tüm personelinin de Adana’yı terk etmesini istedi. Kısacası ABD Adana’yı boşaltma kararı aldı.
Neden? Suriye’ye saldırdığında vatandaşlarının tehdit altında kalmaması için. Yani ABD, Suriye’ye saldırmadan önce vatandaşlarının güvenliğini düşünüyor.
Ya Adanalılar? ABD’nin Suriye’ye saldırması Adana’daki Amerikalılar için yüksek risk ama Adanalılar için değil!
Nitekim Erdoğan “biz hazırız” derken, Mehmetçik’i ateşe sürmeye hazır olduğunu fakat halkı korumaya hazırlanmadığını aslında dile getirmiş oluyor.
Aslında tek başına bu olay bile çok öğretici. ABD saldıracak, sonra gidecek ve biz komşumuzla, düşman edildiğimiz komşumuzla, baş başa kalacağız!
En iyisi Amerikalılarla birlikte, bizim savaş baronlarımızı da göndermek!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
8 Eylül 2013
ABD NEDEN SALDIRAMADI?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 31/08/2013
afta başında ABD’nin liderlik yapacağı Atlantik kuvvetlerinin Suriye’ye saldıracağı gündemdeydi. Hatta Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu “biz de varız” diye öne fırlıyordu. Ancak bu rüzgâr adım adım sönümlendi ve Atlantik kuvvetleri, Suriye’ye saldıramadı.
Bu sonucun birincisi Batı açısından, ikincisi ve daha önemlisi olarak Doğu açısından nedenleri var. Bugün bu nedenleri inceleyeceğiz.
BATI AÇISINDAN SORUNLAR
1. ABD’nin yeni bir ülke işgaline harcayacak parası yok. Hafta içinde yayımlanan ABD Hazine Bakanı Jack Lew’in “Ekim ortasında para bitiyor” mektubu, bu gerçeğe işaret ediyordu.
Çin Komünist Partisi’nin son genel kongresinde aldığı karar üzerine, gelir makasını daraltmak adına kaynakları içeride değerlendirmek kararı, ABD’nin belini daha da büktü. Çin’den daha fazla borçlanamayan ABD çareyi kendi paralarını ülkeye çağırmakta arıyor. FED’in kararlarını bu kapsamda değerlendirmek lazım. Bu durum ve Çin’in dünya ekonomisindeki ağırlığı, ABD’nin ekonomisini savaşla da düzeltemeyeceğini ortaya koyuyor.
2. Washington, bu ekonomik gerçekliği göz önüne alarak yeni bir savunma stratejisi belirlemiş ve Asya-Pasifik’i esas alan, Ortadoğu’yu taşeronlarına devreden yeni bir dönemi başlatmıştı. ABD bu stratejisini uygulamaya mecbur.
3. ABD’deki iç çarpışma büyüyor ve dış politikaya da yansıyor. Suriye’ye aktif müdahale, temsilciliğini Obama’nın yaptığı kesimlerin değil, karşıtlarının isteği. Obama ise Suriye politikasını Türkiye-Suudi Arabistan-Katar üzerinden yürütmek istiyor. Nitekim bu Türkiye’yi İran’la çarpıştırmak bakımından daha elverişli bir yol.
4. ABD’nin işgalle neticelenmeyecek, dar ve kısıtlı hava müdahalelerinin ilk kurbanı İsrail olacak. Tel Aviv bu nedenle Suriye’ye yönelik 48 saatlik bir hava saldırısından endişe etti. ABD Tomehawk füzelerinin Suriye’ye yönelmesiyle birlikte Filistin’den Hamas, Lübnan’dan Hizbullah İsrail’e saldıracaktı. ABD içindeki etkili kesimler bu gerekçelerle, İsrail’in güvenliğini garanti etmeyen ve hatta riske atan bu saldırıya itiraz ettiler.
5. Fransa ve İngiltere, ABD’yi bile beklemeden Libya’ya saldırabilmişlerdi. Zira Libya’nın ne bu ülkeleri durduracak askeri gücü, ne de büyük müttefikleri vardı. Ancak Paris ve Londra, Suriye’nin Libya olmadığını çok iyi biliyordu. O nedenle bu kez ABD’yi beklemeye mecburdular.
DOĞU AÇISINDAN AVANTAJLAR
1. Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın liderliği ve Şam yönetiminin haklılığı, 2,5 yıldır süren ağır baskıya rağmen Suriye’yi ayakta tuttu. Suriye ordusu, Atlantik destekli terörist grupların saldırısını öncelikle sağlam bir şekilde göğüsledi. Uluslararası koşulları da kollayarak, fırsat buldukça üzerlerine yürüdü ve verdiği mevzileri geri aldı.
2. Suriye’nin Batı’nın denetimine açık olmayan kamucu ekonomisi, Esad’a büyük avantaj sağladı. Silahların dışında finansal krizlerin vuracağı bir Suriye, kuşkusuz çok daha zor savunulurdu.
3. Şam yönetimi, Atlantik baskısını göğüslemeye yarayacak bölgesel ilişkileri çok başarılı bir şekilde yürüttü. BM’de Çin’in desteğini, askeri alanda Rusya ve İran’ın desteğini alan Şam yönetimi böylece direncini artırdı.
4. 1991’den itibaren adım adım yaşam alanına giren ABD’yi nihayet 2008 yılında Gürcistan müdahalesi ile durduran Rusya, koşulları kullanarak tersi yönde ilerlemeye başladı. Moskova, Karadeniz’e bırakmadan, ABD’yi Doğu Akdeniz’de engellemeyi kararlaştırdı. Bu stratejik karar, Moskova’yı Suriye’yi daha agresif savunmaya yöneltti.
5. İran, Suriye kalesi yıkıldığında ilk hedefin kendisi olacağını biliyor. Tahran bu nedenle ülkesinin savunmasının, Suriye’nin savunmasından geçtiğini gördü ve bu gerçeğe göre konumlandı. İran’ın stratejik desteği, Şam yönetiminin terörle mücadelesine büyük katkı sağladı.
ABD’nin Irak’tan çekilmesiyle birlikte Ortadoğu’da önemli bir manevra kabiliyeti kazanan Tahran, bu dönemde Mısır ile Suudi Arabistan’ın bölgesel çelişkilerinden yararlandı ve Katar’ın da olduğu çoklu rakiplerini bazı alanlarda ayrıştırmayı sağladı. Bu durum Esad’a da yaradı.
SURİYE’NİN DEĞERLİ VARLIĞI
Kuşkusuz Batı açısından başka sorunlar ve Doğu açısından başka avantajlar da var. Köşe el verdiğince belli başlılarını incelemiş olduk. Geriye bir tek Türkiye’nin pozisyonu kaldı. Ülkemiz Doğu’da fakat Batı’nın denetiminde olduğu için Suriye krizinden en fazla etkilenen ülke oldu. Bu durumu da bir başka yazımızda inceleyeceğiz.
Son olarak belirtelim: ABD’nin Suriye’ye yönelik planları ve hatta fırsat bulduğunda saldırma hedefi yürürlüktedir. Zira ABD için Suriye; birincisi Kürt koridoru oluşturma, ikincisi de Türkiye ile İran’ı karşı karşıya getirme açısından fazlasıyla değerli bir hedeftir! Washington bu hedeften kolay kolay vazgeçmez.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
31 Ağustos 2013
CENEVRE MASASI ÖNCESİ ÇARPIŞMA
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 29/08/2013
Suriye için savaş boruları çalınıyor. Öyle ki AK Medya, manşetlerden füze reklamları bile yapmaya başladı. Sanırsın ABD silah lobilerinin gönüllü sözcüleri konuşuyor. Yok, Tomehawk füzeleri 5 metre hata payıyla hedefi vuruyormuş, yok bombardıman uçakları havada ikmalle Suriye semalarına rahatlıkla ulaşıyormuş…
Açık söyleyelim: Bu gazetecilik değil, ahlaksız yayıncılıktır! Gazeteci, emperyalist savaş baronlarının sözcüsü olmaz!
ABD: REJİM DEĞİŞTİRMEYE ODAKLANMADIK
Erdoğan’ın savaş ihtiyacına tercüman olmak ve ülkesi ile bölgesine Batı gözlüğüyle bakmak, maalesef Türk medyasının Pentagon bülteni gibi çıkmasına neden oldu. Bu bültenler de doğal olarak “savaş başlamak üzere” iklimi yarattı.
Peki, ABD Suriye’ye saldıracak mı? AK Medya’ya bakılırsa evet. Üstelik şu saatte, şuradan, şu kadar kuvvetle…
Ancak pek öyle görünmüyor. Zira Washington “saldırmamanın” gerekçelerini bulmaya odaklandı:
1. Beyaz Saray Sözcüsü Jay Carney Suriye’ye yönelik değerlendirilen seçeneklerde, odaklarının “rejim değiştirme” değil, “Suriye rejiminin kimyasal silah kullanımına eylemine yanıt verme” olduğunu ifade etti. (Hürriyet, 28 Ağustos 2013)
2. ABD’nin eski Dışişleri Bakan Yardımcısı olan BM Politik İşler Müsteşarı Jeffrey Feltman, Tahran’daydı. Feltman, İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif ile Suriye’de “politik çözümü” tartıştı.
BM sözcüsü Farhan Haq, Feltman’ın temasları için şu açıklamayı yaptı: “Feltman, İran’ın konumu ve bölgedeki nüfuzunu belirterek, Suriye’deki tarafların müzakere masasına oturması adına önemli bir rol oynayabileceklerini ifade etti.” (Gazetevatan.com, 28 Ağustos 2013)
3. Suriye’ye savaşın tartışıldığı saatlerde, ABD Hazine Bakanı Jack Lew’in Kongre’deki parti liderlerine gönderdiği mektup yayımlandı. Mektuba göre ABD yönetimi, finansal yükümlülüklerini yerine getirebilmek için gerekli kaynakları Ekim ayının ortalarına doğru tüketmiş olacak! Ekim ortasında Amerikan Hazinesi’nin harcayacak sadece 50 milyar doları kalacak! (Gazetevatan.com, 28 Ağustos 2013)
“Savaşa para yok” anlamına gelen bu mektup, acaba Washington’daki savaşa karşı kesimler tarafından mı servis edildi?
MASA DEVRİLMEDEN!
Kuşkusuz başka olgular da var. Onları da değerlendiririz. Şimdilik bu üçünün ne anlama geldiğini anlamaya çalışalım:
ABD Suriye’ye saldırmaktan hem stratejik nedenlerle, hem de ekonomik nedenlerle kaçınıyor. ABD’yi Suriye’ye saldırmaktan alıkoyan bir başka önemli etken de, 2,5 yıldır direnen Esad’ın, ülkesine saldıracak devletlere “ağır zarar” verebileceğini göstermiş olmasıdır.
ABD bu nedenlerle, zorunda kalmadıkça Suriye’ye saldırmayacak. Ancak İngiltere, Fransa ve Türkiye’nin baskısını geçiştirmek için göstermelik bir hava saldırısına yönelebilir.
Fakat ABD’nin asıl niyeti, kimyasal komplo ile sağlanmış uluslararası baskı ortamından yararlanıp, Cenevre-2 toplantısına Suriye’yi zayıf oturtmaktır!
Zira Cenevre-2 toplantısı er geç yapılacak ve taraflar masaya güçlü oturmak için öncesinde ellerindeki tüm kozları oynuyorlar: Esad yönetimi masaya oturmadan önce mümkün olduğu kadar kuzeye yönelmek ve teröristlerin elindeki mevzileri geri almak istiyor. ABD ise masaya oturmadan önce, önümüzdeki süreçte Şam’da ikili bir iktidar oluşmasının mevzilerini yaratmaya ve Suriye Ulusal Konseyi’nin etkisini artırmaya çalışıyor.
Artık mesele, bu ön çarpışmaların masayı devirmemesi!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
29 Ağustos 2013
AL ANTİSAR MUAMMASI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 28/08/2013
Japon Sankei Shimbun gazetesinin haberine göre, 2013 yılı başlarında mühimmat yüklü bir gemi Kuzey Kore’den yola çıkar. Gemide 1,400 makineli tüfek, 30,000 mermi ve gaz maskeleri ile kimyasal saldırıdan korunma araçları vardır.
Gemi Kuzey Kore’den çıktığı andan itibaren ABD tarafından adım adım izlenir. Gemi ve mühimmatları konusunda Ankara bilgilendirilir. 3 Nisan’da Çanakkale Boğazı’ndan geçtiği sırada da durdurulur ve kargosuna el konulur.
Mühimmat Kuzey Kore tarafından Esad’a gönderilmektedir. Türkiye bu nedenle kargoyu da gemiyi de bağlar.
Japon Sankei Shimbun gazetesinin kaynağı ABD’dir. Haber, Japonya üzerinden tüm dünyaya servis edilir.
Haberdeki gemi Libya bandıralıdır ve ismi de Al Antisar’dır!
CIA İSKENDERUN’A YÜK BOŞALTTI
Eminim bu gemi ismi size tanıdık gelmiştir. Zira Libya’dan Suriye’ye silah sevkiyatında kullanılan ve İskenderun Limanı’na gelip, cihatçı da indiren Al Antisar gemisini, bu köşede birkaç kez konu etmiştik.
Gelin yukarıdaki haberin muammasını çözebilmek için, önce bazı haberleri anımsayalım:
Hürriyet 25 Nisan 2013’te “Türkiye’den giden binlerce silah son anda yakalandı” diye bir haber yaptı. Buna göre Türkiye’den Libya’ya gönderilmek üzere yola çıkan bir gemide yapılan aramada 990 tüfek ve 410 tabanca ile binlerce mermi ele geçirildi. Al Antisar isimli geminin Libyalı kaptanı ve silahları tedarik eden bir Türk tutuklandı.
Ancak haber eksikti. Çünkü geminin sahibi CIA’ydı ve silahlar da Libya’ya değil, Suriye’ye gidecekti.
Çünkü Al Antisar aslında daha önce İskenderun’a gelmişti. Aydınlık 21 Ağustos 2012’de “İnsani yardım gemisiyle Libya’dan 24 militan getirdiler” diye ayrıntılı vermişti o olayı.
19 Kasım 2012 tarihli Ufuk Ötesi’nde ise Al Antisar’ın sadece militanları değil, Suriye’ye sevk edilecek uçaksavar, RPG ve MANAD tipi füzeleri de getirdiğini yazmıştık. Ancak İskenderun açıklarında demirleyen Al Antisar’ın İHH alıcılı “tıbbi malzeme” görüntülü 400 tonluk yükü, bazı yetkililerin çıkardığı “yasal izin” problemi nedeniyle bir türlü boşaltılamıyordu.
ÖLDÜRÜLEN BÜYÜKELÇİ’NİN OPERASYONDAKİ ROLÜ
Devreye, daha sonra üç diplomatla birlikte öldürülecek olan, yükün sahibi ABD’nin Bingazi Büyükelçisi Chris Stevens girdi. Sonra 2 Eylül’de CIA Başkanı David Petraeus Türkiye’ye geldi ve Al Antisar’daki yük 6 Eylül’de “yasallık” kazandı!
Konu, Chris Stevens’ın ölümü nedeniyle önce ABD Kongresi’ne geldi, ardından da TBMM’de soru önergesi oldu.
İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in verdiği bilgilere göre, Libya bandıralı gemi, 14 Ağustos’ta İskenderun Limanı demir sahasına demirlemiş, 29 Ağustos günü İskenderun Limanı’na yanaşıp Bingazi’den getirdiği 353 ton yükü, İHH Vakfı için boşaltmıştı.
Geminin boş ve yolcusuz olarak 3 Eylül günü Türkiye’den ayrıldığını söyleyen Şahin, 24 Libyalının izni konusunda da topu Dışişleri Bakanlığı’na attı.
KİMYASAL KOMPLONUN İZLERİ
İşte tam da Suriye’de kimyasal komplo yapıldığı şu günlerde, Al Antisar yine gündeme geldi. Güya Kuzey Kore Esad’a silah ve gaz maskesi ile kimyasal saldırıdan korunmak için malzeme gönderiyordu. Kaynak da ABD’ydi.
Üstelik bir de harita yayınlamışlardı. Gemi Kuzey Kore’den kalkıyor, Hint okyanusunu geçiyor, Süveyş Kanalı’ndan geçip Çanakkale Boğazı’nda yakalanıyordu! Kuzey Kore Esad’a malzeme gönderdiyse, geminin Çanakkale’de ne işi vardı? Süveyş’i geçip kuzey doğuya yönelmesi gerekmiyor muydu?
Bu mantıksızlık dışında bir de arşivleri açınca, gerçeklerle karşılaşıyoruz: CIA kaynaklı haber hem esas operasyonu perdelemeye çalışıyor, hem de bunu yaparken Esad’ı zan altında bırakmaya çalışıyor. Gerçekte Al Antisar, Suriye’ye CIA yüklerini sevk ediyor! Gaz maskeleri ve kimyasal saldırılardan korunma malzemeleri ise, kimyasal silah kullanacak olan teröristlerin korunması için!
Şam’ın kenarındaki Doğu Guta bölgesinde Esad’ın yaptığı iddia edilen kimyasal saldırının ve olası yeni saldırıların altından bakalım daha neler çıkacak?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
28 Ağustos 2013
ERDOĞAN’IN SAVAŞ İHTİYACI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 27/08/2013
AK Medya’ya bakılırsa Pentagon Suriye’yi her an vuracak. Gerçi bu beklentileri 2,5 yıldır gerçekleşmedi, ancak bu kez kesin diye umuyorlar…
Çünkü ABD’nin Suriye’yi vurmasına en çok bizim yandaş yorumcuların ihtiyacı var. 2,5 yıldır “ABD ha vurdu ha vuracak” dediler, “Esad ha düştü, ha düşecek” dediler… Aynı lafları aynı adamlar saat 20.00’de NTV’de, 22.00’de CNNTürk’te, 24.00’te Haber Türk’te söylediler…
Dünyanın en çok yanılan yorumcuları oldular… Ama en ufak bir yüz kızarması yaşamadan aynı yalanı 2,5 yıl boyunca sürdürdüler!
O nedenle Pentagon’a en çok onlar ihtiyaç duyuyor; bir parça AK’lanmak için!
ABD, SURİYE’YE SALDIRMAK İSTEMİYOR
Ancak ABD’nin Suriye’yi vur(a)mayacağını ısrarla belirtiyoruz. Washington’un 2010 tarihli savunma stratejisi ortada: Pentagon için öncelik artık Pasifik! Ortadoğu’daki işlerin taşeronu ise AKP Hükümeti olarak belirlendi.
Yani esası “Irak’ın kuzeyini Suriye’nin kuzeyi üzerinden Akdeniz’e bağlamak” olan Suriye sorunu, Erdoğan’a verilen bir görevdi!
Ancak Erdoğan o görevi yerine getiremedi: Ne Esad yönetimi terörist saldırılara pabuç bıraktı ne de AKP Hükümeti, içerideki muhalefeti aşarak açık askeri saldırıya yönelebildi.
Bakın Reuters’in geçtiği “Hatay’dan Suriye’ye 400 ton silah sevkiyatı” haberi bile ABD’nin Suriye’ye saldırmayacağının göstergesidir.
ABD bu haberle Erdoğan’a hem “iç kamuoyunun gazını almak için bile olsa çizgiyi aşan konuşmalar yapma” diye uyarıyor hem de Suriye sorununun sahibinin BOP Eş Başkanlığı olduğunun altını çiziyor!
Ankara ve Tel Aviv’de ise Washington’u göstermelik de olsa kısa bir hava harekâtına razı etme senaryoları konuşuluyor. Fransa’nın Libya’daki gibi öne çıkması ve ABD’nin mecburen destek vermesi türünden bir girişimin şansı hesaplanıyor.
TARİHİ AYIBA TÜRK MİLLETİ İZİN VERMEZ!
Başbakan Erdoğan için günü kurtaracak en önemli seçenek, ABD’nin kısa da olsa bir hava harekâtı yapması ve Türkiye için Suriye’ye saldıracak bir uluslararası meşruiyet yaratılması…
Zira hem sonbahar için hem de açık işaretleri ortaya çıkan ekonomik krizi ötelemek için AKP’nin herkesten çok savaşa ihtiyacı var!
Ancak Erdoğan ne içeride ne de dışarıda, bu savaşa bir meşruiyet yaratamayacak! Zira haksız savaşları, bin yalanla bile kabul ettiremezsiniz.
O nedenle savaş tamtamlarının çaldığı şu günlerde, yine altını ısrarla çizerek belirtelim: Türk Silahlı Kuvvetleri’nin geleneğinde Müslüman komşulara karşı savaşmak yoktur! Turgut Özal’ın Irak’a süremediği Mehmetçik’i, Erdoğan da Suriye’ye süremeyecektir!
Elli tane Ergenekon operasyonu yapsanız, Necdet Özel’i klonlayıp tüm orduların, kolorduların, tümenlerin başına koysanız bile Türk Ordusu’nu komşusuna saldırtamayacaksınız!
Zira bu tarihi ayıba her şeyden önce Türk milleti izin vermeyecektir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
27 Ağustos 2013
KİMYASAL KOMPLO
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 23/08/2013
İddia şu: Esad yönetimi Şam’ın Doğu Guta bölgesinde kimyasal silah kullandı ve çocuklar dâhil 1.300 kişiyi öldürdü.
Büyüklüğüne bakılırsa ve yaratacağı etki hesaplanırsa, tam da Mısır’daki sıkışmayı aşacak nitelikte bir iddia…
Peki, doğru mu? İnceleyelim:
KİMYASAL SİLAH YOK, ULUSLARARSI YALAN VAR!
1. Esad yönetimi neden kimyasal silah kullanmaya ihtiyaç duysun? Zira son üç aydır Şam yönetimi taarruzda ve Atlantik kuvvetlerini kuzeye doğru püskürtüyor…
Hiçbir yönetim, eli bu kadar güçlüyken, kendisini uluslararası kamuoyunda sıkıştıracak bir suçu işlemez!
2. Şam yönetimi, tam da davet ettiği BM denetçileri ülkeye gelmişken, neden kimyasal silah kullansın?
3. Ayrıntılarını sayfalarımızda okuyacağınız Dr. Bessam Abu Abdullah’ın söyledikleri çok önemli: “Saldırı olduğu iddia edilen bölge, benim yaşadığım yere çok uzak değil. Kimyasal silah olsa, bilirsiniz ki diğer mahallelere de, komşu yerlere de etkisi olur.”
4. Şam’ı bilenler belirtiyor: Kimyasal silahların kullanıldığı iddia edilen bölge, askeri lojmanların ve yerleşim bölgelerinin bulunduğu Meze’ye 5 km mesafede. Kimyasal silah kullanılmış olsa, o gaz hava akımlarının etkisiyle, kısa bir sürede Meze’ye ulaşırdı. Ancak ulaşan bir gaz yok!
5. Uzmanlar belirtiyor: Kimyasal silah kullanılan bir bölgeye aynı gün kesinlikle girilemez. Günler sonra ancak girilebilir… Oysa kimyasal silahın kullanıldığı iddia edilen Doğu Guta’dan aynı gün fotoğraflar servis ediliyor, doktorların yaralılara müdahale ettiği belirtiliyor…
Açık ki, ortada bir saldırı varsa bile, bu bir kimyasal silah saldırısı değildir.
6. Öte yandan kimyasal silah saldırısının sonuçları diye servis edilen bazı fotoğrafların eski tarihli, bazılarının da Mısır fotoğrafı olduğu kısa bir sürede ortaya çıktı.
AMAÇ TAARRUZU DURDURMAK
Komplonun sahiplerinin kim olabileceğine geleceğiz ancak önce komplonun sahiplerinin, bu komploya neden ihtiyaç duymuş olabileceğine bir bakalım:
1. Şam yönetiminin özellikle on üç aydır süren büyük taarruzunu durdurabilmek için.
2. Suriye’deki mücadeleyi “Özgür Suriye Ordusu” ve diğer terörist örgütler lehine çevirebilmek için.
3. Suriye’de kimyasal silah kullanılıp kullanılmadığını soruşturan BM denetçilerinin, “temiz” raporunu engellemek için. Şam’ın davetiyle Suriye’ye giden BM denetçilerini uluslararası baskı altında tutmak ve raporlarını manipüle edebilmek için.
4. En başta da belirttiğimiz gibi, Mısır’daki sıkışıklığı açabilmek ve Ortadoğu’da inisiyatif elde edebilmek için.
KOMPLONUN SAHİPLERİ
Bu durumda kimyasal silah komplosunun sahipleri şunlar olabilir:
1. Esad yönetimini devirmek isteyenler.
2. Esad yönetimini devirmek için silahlı yöntemlere başvuranlar, çeşitli terör örgütleri…
3. Terör örgütlerine lojistik destek sağlayanlar, silah verenler, eğitenler, sırtını sıvazlayanlar…
4. Suriye’ye dış müdahale isteyenler.
5. Batı’nın kimi çekincelerini ortadan kaldıracak bir uluslararası baskı ortamı arayanlar.
6. Ortadoğu’daki devrimci gelişmelerden ve Atlantik’in bölgeye etkisinin azalmasından rahatsız olanlar ve dahası kaygı duyanlar.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Ağustos 2013