Posts Tagged Suriye
TERÖR EKSENİ: AKP-PKK-MK
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 19/08/2013
AKP Hükümeti’nin dış politikası, Türkiye’yi PKK ve Müslüman Kardeşler’le ortaklığa mahkûm etti! Artık ne bir dost komşumuz, ne de bölgede yan yana durabildiğimiz bir ülke var…
SURİYE
Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ı ve Şam rejimini yıkmak için savaş ilan eden ve 2,5 yıldır Esad’a karşı savaşan terörist grupları destekleyen AKP Hükümeti, sonunda bu ülkede PKK ile müttefik oldu. ABD’nin uyarısı sonrası desteklediği El Kaide örgütleriyle arasında “şimdilik” bir mesafe koyan Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin bu ülkedeki yeni ortağı, artık PKK-PYD’dir.
Esad’ı yıkamayan ama Türkiye’nin 910 kilometrelik sınırını “güvensiz” hale getiren AKP Hükümeti’nin dış politikası, sınır bölgemizi uluslararası terörizmin yeni üssü yaptı.
LÜBNAN
Atlantik adına Hizbullah karşıtlığına soyunan AKP Hükümeti, artık Lübnan’da da istenmiyor. Öyle ki iki pilotumuz hâlâ bu ülkede esir ve Dışişleri Bakanlığı Türk vatandaşlarına bu ülkeye gitmemeyi tavsiye etti. AKP, Lübnan’daki askerlerimizin bir bölümünü geri çekme kararı almak zorunda kaldı.
IRAK
Irak başbakanı Nuri Maliki’ye karşı Allawi-Haşimi’ye dayanarak açıktan darbeye soyunan fakat başaramayan AKP Hükümeti, diğer yandan Bağdat’ı devre dışı bırakarak Erbil’le ittifaka ve petrol anlaşmaları yapmaya soyundu.
Ancak Kuzey Irak’ı Irak’tan koparmaya yönelik bu hamleler, Maliki’nin Barzani’ye silah göstermesi nedeniyle rafa kalktı.
İRAN
AKP, ABD adına Tahran’ı masada tutmak için çok çabaladı ancak Suriye sorunu Ankara ile Tahran’ı tamamen karşı karşıya getirdi. Bu sonuç, hem AKP’nin İslamcı tabanı açısından, hem de İran’a doğalgaz bağımlılığı nedeniyle Erdoğan’ı zor durumda bırakıyor.
MISIR
30 milyon Mısırlının iradesini yok sayarak Muhammed Mursi’nin devrilmesine “darbe” diyen ve ilk günden itibaren Müslüman Kardeşler’i meydanlarda direnmeye çağıran Erdoğan, Ankara’nın Kahire’yle ilişkilerini de bitirmiş oldu.
Hem diplomatik ilişkilerin seviyesi düştü, hem de Ankara Kahire tarafından “içişlerine müdahale etmekle” suçlandı!
SUUDİ ARABİSTAN
Suudi Arabistan sıcak para açısından AKP’nin şu ana kadar en önemli müttefikiydi. Öyle ki, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, o sıcak para aşkına, Kral Abdullah’la görüşmesini, Kralın Ankara’da kaldığı otelde yapmak zorunda bile kalmıştı!
Üstelik Suudi Arabistan, AKP’nin Suriye’de Esad’ı yıkma politikasının da finansörüydü. Hem parayı hem de teröristi bulan ülkeydi. Ancak Erdoğan’ın Müslüman Kardeşler aşkı, AKP ile Suud ailesinin arasını da açtı.
İSRAL-YUNANİSTAN-GÜNEY KIBRIS
Hüseyin Çelik’in deyimiyle Erdoğan’ın içeride milletin gazını alan İsrail politikası, Doğu Akdeniz’deki Türk egemenliğini dinamitledi. İsrail, Güney Kıbrıs ve Yunanistan’la petrol ve doğalgaz anlaşmasından tutun, üç ülkeyi kapsayan su ve elektrik hattı çekilmesine kadar bir dizi anlaşma yaptı.
Türkiye karşıtı bu gelişmelere rağmen AKP, ABD’nin zoruyla İsrail’i koruyan Kürecik radarını inşa etti, Suriye’yi vurması için İsrail’e hava sahasını açtı ve hatta uçaklarının İncirlik’te üslenmesine göz yumdu!
SONUÇLAR
Tüm bu gelişmeler bölgede ve uluslararası alanda şu sonuçları doğurdu:
1. Devletlerle değil, terör örgütleriyle müttefik olan AKP, kendi meşruiyetini tartışmalı hale getirdi.
2. AKP, komşularının teröristlerine yardım ederek, “terör hamisi” sıfatını elde etti.
3. Komşularını bölecek hamleler yaparak, “düşman” sıfatını kazandı.
4. Türkiye’yi tüm komşularıyla sorunlu hale getiren AKP Hükümeti, bölgede yalnızlaştı.
5. AKP, bölgede “güvenlik sorunu” haline geldi.
6. 1 Mart 2003 tezkeresinin reddedilmesi sonrasında bölgedeki itibarı tavan yapan Türkiye’nin, AKP’nin 10 yıllık dış politikası neticesinde tüm itibarı sıfırlandı!
7. AKP, bu “düşmanlık” içeren dış politikaları yürütebilmek için de, içeride faşizan bir rejim kurmak durumunda kaldı.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Ağustos 2013
SURİYE’Yİ SANDIKLA BÖLMEK!
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 25/07/2013
Türk milletinin Haziran’da “direnme hakkını” kullandığı günlerde sandık ve demokrasi ilişkisi gündeme gelmişti. AKP faşizmine “demokrasi” maskesi takmaya çalışanlara ve Erdoğan hükümetinin sandıktan çıktığını söyleyenlere anımsatılmıştı: “Demokrasi sandıktan ibaret değildir.”
Bu önemli saptama, haliyle en çok Erdoğan’ı rahatsız etmişti. Zira “sandığa ne konulursa, sandıktan onun çıktığını” en iyi kendisi biliyordu! Bu nedenle hemen her gün ekranlardan “sandık namustur” demeye başlamıştı.
Neden mi anımsattık bunları? Geleceğiz…
SURİYE’DE AK-KÜRDİSTAN HAMLESİ
Geçen hafta Türkiye-Suriye sınırının hemen 100 metre altında PKK ile El Kaide çatışmış ve özerklik diyen PKK bayrak asmıştı! Bu tablo üzerine hem Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, hem de Başbakan Erdoğan’ın siyasi başdanışmanı Yalçın Akdoğan esip gürlemişti: “Suriye Özerk Kürt bölgesine kesinlikle göz yumulmayacak.”
Bu sözler üzerine üç noktaya dikkat çekmiştik:
1. PKK’nin özerklik için, El Kaide’nin de şeriat devleti için mücadele eder hale gelmesinin baş sorumlusu kendileriydi… Beşar Esad’ı devirme çabalarının sonucu Suriye’nin kuzeyinde bir boşluk yaratmış, PKK ile El Kaide de o boşluğu doldurmak için egemenlik mücadelesine girmişti.
2. ABD, El Kaide gibi unsurların temizlenmesi halinde Özgür Suriye Ordusu’na silah vereceğini belirtmiş; misyonu sona eren El Kaide’yi temizleme işine ise PKK soyunmuştu!
3. AKP Bağdat’a karşı Irak Kürtleriyle ittifak yaparken ve Türkiye’de PKK ile işbirliği yapıp ABD’nin BOP’unu “Türklerin Kürtlerle Ortadoğu’da büyümesi” diye güncellerken, Suriye’deki Kürtlerin kazanımlarına karşı çıkması hiç inandırıcı değildir!
AKP’NİN BÖLÜCÜ SANDIĞI
Nitekim esip gürleyenlerden Yalçın Akdoğan, ilk üç gün için aldığı gazın yeterli olduğunu düşünmüş olmalı ki, gerçek niyetini dillendirmeye başladı. Şu sözleri BOP’çulukta sınır tanımadıklarının bir kanıtıdır:
“Diyelim ki yarın Suriye’de halk toplandı referandumda üçe bölünmeyi kararlaştırdı, Türkiye ne yapacak, silah zoruyla Suriye halkını birlikte yaşamaya mı zorlayacak? Türkiye’nin bu konudaki tezi bellidir. Türkiye, farklı tüm grupların eşitlik temelinde bir arada yaşadığı bir ve bütün bir Suriye’den yanadır. Bunun için her alanda da çaba gösteriyor, katkıda bulunmaya çalışıyor. Bölgede Kürtlerin, Arapların, Sünnilerin, Türkmenlerin veya Nusayrilerin iradesine ipotek koymak hiçbir ülkenin hakkı olmadığı gibi buna güç yetirebileceği bir mesele de değildir. Kuzey Irak’taki veya Suriye’deki Türkmenlerin tutum ve davranışlarını biz belirleyebiliyor muyuz?” (Yasin Doğan, Yeni Şafak, 24 Temmuz 2013)
Neresinden tutsanız, elinizde kalacak ve Türkiye adına her yurttaşı utandıran sözler… Birkaç noktasına değinelim:
SANDIK HER ŞEY DEĞİLDİR!
1. Suriye’de sandığa itiraz eden kim? Sandıktan çıkan Esad yönetimini devirmek isteyen kim? Suriye’de sandıktan çıkmayacak bir Müslüman Kardeşler iktidarını silahtan çıkarmaya çalışan kim? ABD adına AKP!
2. Hangi ciddi ülke, parçalanmayı ve bölünmeyi referanduma götürür? Çekoslovakya demeyin, hem koşulları farklıydı hem de iki ayrı halk iki ayrı coğrafyada yaşıyordu…
3. 11 yıldır Irak’taki Türkmenlere sırt dönmeyi, hatta Türkmenleri Kürtler lehine etkisizleştirmeyi demokrasi diye yutturmaya kalkmak ancak AKP’ye yakışırdı! Kerkük’ün Kürtleştirilmesinin sorumlusu olan bir hükümetin bugün demokrasi gereği “Türkmenlerin tutum ve davranışlarını biz belirlemiyoruz” demesi utanç belgesidir!
4. Suriye’de halkın sandık sonucuyla üçe bölünmesine itiraz edemeyeceğini söyleyen AKP sözcüsü Yalçın Akdoğan, benzer bir referandumun Türkiye’de yapılmasına ne der?
Sandık her şey midir?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Temmuz 2013
PKK KİMİN KARTI?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 23/07/2013
PKK’nin kimin kartı olduğunu doğru saptamak, Batı-Ortadoğu ilişkilerini doğru okuyabilmenin altın anahtarıdır. O nedenle ısrarla yazıyoruz, yazacağız…
Nitekim bu gerçeği bilen Atlantik Cephesi de ısrarla manşetlerden “PKK Esad’ın kartı” iddiasını işlemektedir ki, mesele doğru okunamasın!
Bir kuvvetin bir kuvvetin kartı olabilmesi iki temel özelliğe bağlıdır:
1. Kart, her zaman küçük kuvvettir ve iki kuvvet arasında orantısız büyüklük vardır.
2. Büyük kuvvet, kartını, gerektiğinde kartın aleyhine durumlarda da kullanabilendir.
Şimdi gelelim bu iki temel özellikten hareketle PKK’nin kimin kartı olduğunu incelemeye…
AKP BAŞARISIZLIĞINA PKK’Yİ MASKE YAPIYOR
PKK’nin Esad’ın kartı olduğunu iddia edenlerden birinci kesim AKP’dir ve bu yalana şu iki nedenle sarılmaktadır:
1. AKP bu iddiayla Suriye politikasına bir ölçüde meşruiyet arıyor, “madem PKK Esad’ın kartı, o zaman Esad Türkiye’nin düşmanıdır” algısı yaratmaya çalışıyor.
Ancak bu basit algı yönetmeye karşın, yine de “Hükümetin Öcalan’la müzakeresine rağmen, PKK nasıl oluyor da Esad’ın kartı olabiliyor” soruları yükseliyor.
2. AKP Suriye politikasının ortaya çıkan kötü sonuçlarını, bu propagandaya dayanarak gizlemeye çalışıyor. Zira PYD’nin Suriye’nin kuzeyinde otorite boşluğu olması nedeniyle “özerklik” adımları attığı ve o otorite boşluğunun kaynağının AKP’nin Esad düşmanı politikaları olduğu artık daha net görülüyor.
SURİYE’Yİ BÖLEN, SURİYE’NİN KARTI OLAMAZ
PKK’ni Esad’ın kartı olduğunu iddia edenlerden ikinci kesim ise AKP dışı çevrelerdir. Bu çevrelerden bazıları PKK’nin “üçüncü yol” yalanına inandığı için, bir bölümü geçmişin Suriye-PKK ilişkilerine takılıp kaldığı için fakat bir bölümü de konjonktürü hatalı yorumladığı için PKK’nin Esad’ın kartı olduğunu düşünmektedir.
1. Üçüncü yol, bir aldatmacadır ve sonuçları itibariyle taraflardan büyüğünden yana olmak demektir. Örneğin ABD’nin Irak’ı işgali öncesinde “Ne Sam ne Saddam” diyerek üçüncü yolu izlemek, sonuçları itibariyle, Irak’ın değil, ABD’nin yanına düşmek demektir!
2. Doğru, PKK bir dönem Suriye’nin denetimindeydi. Ancak ABD’nin bölgeye gelmesi ile durum değişti ve PKK 1991-1999 yılları arasında çift denetimli bir döneme girdi. 1999’dan itibaren ise PKK artık tamamen ABD’nin denetimindedir. Bu nedenle de 20 yıldır bölgedeki tüm çelişmelerde bölgenin karşısında olmuştur!
3. Gelelim konjonktürün yanlış yorumlanmasına…
Kuşkusuz Esad, Emevi Camisi’nde namaz kılacağını söyleyerek açık açık ülkesini işgal edeceğini belirten Erdoğan’ın Şam’a gelememesi için, kuzeyde başının belada olmasını elbette ister. Erdoğan’ı oyalayacak gelişmelere zemin de sağlar.
Ancak bu gerçeklik, o zeminde rol alacak kuvveti, Esad’ın kartı yapmaz! Zira yukarıda da belirttiğimiz gibi kart, her koşulda, aleyhine durumda da büyük kuvvetin istediğini zorunlu yapandır. Oysa PKK, Atlantik Cephesi taarruzdayken Esad’a karşı konumlanıyordu.
Kaldı ki Suriye’nin bağımsızlığını değil de, Suriye’den koparılacak bir parçada egemen olmayı hedefleyen bir kuvvet, zaten pratikte de Suriye’nin kartı olamaz!
PKK-ELKAİDE SAVAŞINI ABD İSTİYOR
Öte yandan konjonktür tek boyutlu okunamayacak kadar çok bileşenlidir. Örneğin mesele PKK ile Esad karşıtı muhalefetin çatışması değil, PKK ile El Nusra’nın alan hâkimiyetidir. Şu iki bilgiyle birlikte değerlendirildiğinde anlam kazanır:
1. 18 Temmuz’da The Daily Star’a konuşan ÖSO Komutan Yardımcısı Malik El Kürdi’nin belirttiğine göre radikal gruplarla savaşmayı kabul etmezlerse Batı’dan ÖSO’ya silah gelmeyecek! (Ergin Yıldızoğlu, Cumhuriyet, 22 Temmuz 2013)
2. “ÖSO, PKK-El Kaide savaşından memnun. Silah için ABD’ye gitmeye hazırlanan ÖSO komutanı Selim İdris’in önündeki tek şart Kaidecilerin temizlenmesi. Bunu da şu an Kürtler (PYD-PKK) yapıyor.” (Fehim Taştekin, Radikal, 22 Temmuz 2013)
Tek başına bu iki bilgi bile PKK’nin Esad’ın değil, ABD’nin kartı olduğunu ve Washington’un bu kartı “çok maksatlı” kullandığını açık seçik gösteriyor!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Temmuz 2013
SURİYE’DE AK-KÜRDİSTAN TEZGÂHI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 21/07/2013
Hem Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, hem de Başbakan Erdoğan’ın siyasi başdanışmanı Yalçın Akdoğan, “Suriye Özerk Kürt bölgesine kesinlikle göz yumulmayacak” diyor. Güzel. Peki, nasıl göz yummayacaksınız?
Suriye’nin kuzeyinde oluşan bir devletçiğe göz yummamanın yöntemleri şunlardır:
1. Esad’ın ülkesinin kuzeyine egemen olmasının önündeki engelleri kaldırmak.
2. TSK’yi Kuzey Suriye’ye sokmak.
3. PKK’ye üstünlük kurabilmesi için ÖSO’ya desteği artırmak.
Dördüncü bir yöntem yok! Son iki yöntemin de “çözüm” olmadığı ortada!
Türk devleti, Irak’ın kuzeyindeki gibi bir yapının ortaya çıkmaması için Esad yönetimiyle işbirliği yapmaya mecbur!
ESAD DÜŞMANLIĞI, PKK’YE ALAN AÇTI
Gelin meseleyi basit soru ve yanıtlarla aydınlatalım:
1. Suriye ile varılan 20 Ekim1998 tarihli Adana Mutabakatı’ndan, AKP Hükümeti’nin Esad’ı yıkmayı açık açık ilan ettiği son iki yıla kadar geçen sürede, Şam’dan Ankara’ya yönelen bir PKK tehdidi oldu mu?
Hayır olmadı. Tersine Şam yönetimi o mutabakat gereği yakaladığı Türkiye nüfusuna kayıtlı PKK’lileri iade etti, kendi nüfusuna kayıtlı olanları da yargılayıp cezalandırdı.
2. Peki son iki yılda neden Suriye’nin kuzeyinde bir PKK tehdidi oluştu? Bu tehdidin kaynağı Esad mı?
Hayır. Esad en başından beri kendisinin zayıflatılmasının kuzeyde otorite boşluğu dolduracağını ve bu boşluğun ileride Türkiye’yi de hedef alacak PKK tarafından doldurulacağını belirtti, Ankara’yı uyardı.
PKK, ESAD’IN DEĞİL ERDOĞAN’IN KARTI
3. PKK, AKP çevrelerinin ilan ettiği gibi Esad’ın bir kartı mı?
Hayır. PKK ABD’nin kartıdır, Esad’ın değil. Dahası PKK, AKP’nin müzakere ortağıdır. Öcalan’la işbirliği yapan, “Türklerle Kürtler Ortadoğu’da birlikte büyüyecek” diyen, ABD adına Türk-Kürt ittifakı kurarak bölgenin dizaynına soyunan AKP’dir! Dolayısıyla Öcalan ve PKK, Esad’ın değil Erdoğan’ın kartıdır.
Öyle ki, AKP ile PKK’nin anlaştığı “çözüm” de bir yanıyla PKK’nin Suriye’ye sokulması anlaşmasıdır. Erdoğan’ın şu cümlesi PKK’nin pratikte kimin kartı olduğunun itirafıdır: “Türkiye’den Suriyeli olan PKK’lilerin bir kısmı Suriye’deki gelişmeler arttıkça geçmişlerdi.” (Hürriyet, 11 Nisan 2013)
4. Öcalan’ın AKP ile müzakere ederek ortaya çıkardığı yeni PKK stratejisi nedir?
Kendi ağızlarından dinleyelim:
a. Öcalan: “Çekilirsek gerilla biter görüşüne katılmıyorum. Suriye var, İran var. Şu an Suriye’de 50 bin, Kandil’de 10 bin, İran’da 40 bin var.” (Milliyet, 28 Şubat 2013)
b. Aysel Tuğluk: “En az önümüzdeki çeyrek asır boyunca Kürtlerin var olduğu her yerde PKK de çeşitli biçimlerde olacak. Suriye’de bir süre daha silahlı; İran’da yakın gelecekte tekrar silahlı; Avrupa’da kurumsal vs. PKK, Türkiye’de de çeşitli biçimlerde olacak.” (Radikal, 11 Nisan 2013)
c. PKK 9. Genel Kongre: PKK, Suriye’de “üçüncü yol” çizgisini geliştirecek ve “Kürt mahalli idaresini” inşa düzeyine ulaştıracak!
5. PKK’nin Suriye’nin kuzeyinde “ilan ettiği” özerklik AKP için sürpriz mi?
Değil. Açıklamaları, mektupları, siyasetleri MİT’in kontrolünde ve yönlendirmesi altında olan Öcalan, Erdoğan’ın bilgisi dâhilinde Suriye stratejisi belirlemişti:
a. Öcalan’ın PKK-PYD’ye mesajı: “Diğer oluşumları tasfiye edin. Diğer grupları tasfiye etmek için gerekirse şiddet kullanın. Bunlara vereceğiniz enerjiyi, Araplara verin.” (Yeni Şafak, 9 Ocak 2013)
b. Öcalan’ın PKK-PYD’ye mektupla iletilen mesajı: “6 ili ele geçirmekle sorun çözülmez, hedefiniz demokratik özerklik olsun.” (Hürriyet, 18 Kasım 2012)
AKP ve AK-KÜRDİSTAN YIKILACAK
Birlikte müzakere yürüttüğünüz, işbirliği yaptığınız hatta Haziran Halk Hareketi’nde “grev kırıcılığı” yapsın diye medet umduğunuz Öcalan, sizin bilginiz dâhilinde 7 ay önce PYD’ye “Suriye’de özerklik ilan edin” diyor fakat siz bugün sanki sürpriz bir gelişme olmuş gibi ekranlara fırlayıp “Suriye Özerk Kürt bölgesine kesinlikle göz yumulmayacak” diyorsunuz!
Göz yuman sizsiniz! Bugün Suriye’nin kuzeyinde ilan edilen devletçik, AK-Kürdistan’dır, sizin himayenizdedir!
Suriye’deki özerk Kürt bölgesini siz kurdunuz!
Biz, sizinle birlikte yıkacağız!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Temmuz 2013
PKK-EL KAİDE ÇATIŞMASININ ANLAMI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 20/07/2013
Türk sınırının hemen yanında PKK mi yoksa El Kaide mi egemen olacak diye üç gündür süren bir çatışma var! Kazanan PKK olursa “özerklik” ilan edecek, El Kaide olursa “şeriat devleti” kuracak!
Hiç lafı dolandıramadan belirtelim: Bu rezil tablonun bir numaralı sorumlusu Tayyip Erdoğan’dır!
BAĞDAT-ŞAM ZAYIFLARSA, ERBİL-KAMIŞLI GÜÇLENİR
Suriye’nin kuzeyindeki gelişmelerin nereye uzanabileceği, bu politika değiştirilmezse sürecin nasıl ilerleyeceği, Irak’ın son 20 yılına bakarak bile anlaşılabilir. O yirmi yılın özeti şudur: Bağdat zayıfladıkça, Erbil güçlendi! Saddam zayıfladıkça Barzani güçlendi! BAAS zayıfladıkça PKK güçlendi!
Türkiye’nin komşusunun merkezini zayıflatan politikalar üretmesi ya da emperyalizmin komşusunu hedef alan planlarına alet olması, komşunun kenar kuşağını önce istikrarsız hale getirdi, sonra da merkezden fiilen kopardı!
Şimdi aynı süreç Suriye’de yaşanıyor. Irak’ta Saddam Hüseyin’i hedef alan ABD emperyalizmi, 2,5 yıldır fiilen Beşar Esad’ı hedef alıyor. Üstelik bu kez düne göre ABD’nin planlarına tam uyumlu bir Türkiye başbakanı var! Esad’a meydan okuyan, onu yıkacağını belirten, 15 gün süre tanıyan, “Emevi Camisi’nde namaz kılacağım” diyerek açıkça işgale soyunduğunu gösteren bir başbakanımız var!
2,5 yıllık sonuç? Şam zayıfladıkça, Kamışlı güçleniyor!
AKP’NİN DESTEĞİNDE ÖZERKLİK
Kuşkusuz bu tablo Aydınlık okurları için hiç sürpriz değil. En başından beri uyarıyoruz. ABD’nin Kürt Koridoru planını, Irak’ın kuzeyini Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açma projesini, Diyarbakır başkentli olarak Büyük Kürdistan’a dönüştürme hedefini sık sık yazıyoruz.
ABD’nin Kürt Koridoru ve Büyük Kürdistan planının Irak, İran, Suriye ve Türkiye’yi hedef aldığını, planın gerçekleşmesi için bu dört ülkenin parçalanması gerektiğini hep vurguluyoruz.
Üstelik bu dört ülke içinde en çok Türkiye’nin tehditle karşı karşıya olduğunu belirtiyoruz. Çünkü diğer üç ülke bu plana karşı konumlanabiliyor ama Türkiye maalesef yöneticilerinin aynı zamanda planın taşeronu olması nedeniyle süreci çaresizce izliyor!
Bu çaresizlik içinde şunlar yaşandı:
1. Sınır kontrolü: Türkiye Suriye sınırını Nusra’ya (El Kaide) teslim etti. Böylece sınırdan Suriye’ye terör ihraç edilebildi. Sadece El Kaide militanları değil, İhvan’a bağlı örgütler, selefi gruplar, CIA eğitimli Çeçen ve Boşnak örgütler, Kaddafi’ye karşı kullanılan Libyalılar, hatta Pakistan Talibanı bile Türkiye üzerinden Suriye’ye girdi.
2. Alan kontrolü: Bu gruplar çoğaldıkça, Batı tarafından silahlandırıldıkça, CIA tarafından eğitildikçe ve Türkiye’nin himayesinde terör estirdikçe Suriye’nin kuzeyi Şam’ın kontrolünden adım adım çıktı. Şam’ın otoritesi zayıfladıkça, bölgede başka otoriteler oluşmaya başladı. PKK Kürt ağırlıklı bölgelerde hâkimiyet kurmaya başladı.
ANKARA KURTARILACAK, ABD PLANI BOZULACAK
Ancak bu tablo değişecek, değişmeye de başladı. Esad yönetimi Şam’ın dış mahallelerine kadar gelen terörü adım adım merkezden kenara doğru itmeye başladı. Önce Halep ve çevresi terörden arındırıldı, şimdi de Humus ve çevresi temizleniyor…
Esad’a karşı aynı cepheye sürülmüş kuvvetler, şimdi Türkiye’nin desteğinde Suriye’nin kuzeyinde kendi denetiminde bölgeler oluşturmaya çalışarak Şam’a karşı mevzileniyorlar. Ve sürecin aleyhlerine geliştiğini gördükçe, acele ediyorlar!
İki gündür süren çatışmalar işte bu gerçekler ışığında yaşandı!
Bu somut gelişmeler bile izlenecek dış politikayı çırılçıplak ortaya koyuyor. Türkiye, Irak ve Suriye üçgeninde Diyarbakır-Erbil-Kamışlı eksenli bir tehdit varsa, açık ki o tehdide karşı Ankara-Bağdat-Şam ekseni kurulmalı. İçerideki üçgenin dışarıdaki üçgeni parçalaması ancak böyle önlenir!
Madem Bağdat zayıfladıkça Erbil güçleniyor, madem Şam zayıfladıkça Kamışlı güçleniyor o zaman Ankara, Bağdat ve Şam’ı hedef almaktan vazgeçecek! Çünkü Erbil ve Kamışlı’nın güçlenmesi demek, aynı zamanda Ankara’nın zayıflaması demek!
Ancak her şey gelip Ankara’yı kimin yöneteceği sorusunda düğümleniyor!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Temmuz 2013
ABD’NİN TAŞERONLARI BÖLÜNDÜ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 08/07/2013
ABD’nin 2011’de Ortadoğu halk hareketlerinin karşısına barikat diktiği cephe Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar üçlüsüydü. İstanbul’daki 14 Mart 2011 tarihli “Değişim Liderleri Zirvesi”nde Erdoğan ile Davutoğlu’nun “Ortadoğu’daki değişimi istediğimiz istikamete yönlendiremezsek, gelişmelerden en olumsuz etkilenen biz oluruz” sözleri, bu cephenin programıdır!
Ardından bu cephe Libya’ya haçlı koalisyonuna katıldı, Suriye’de Esad’ı devirmekle görevlendirildi ve Mısır’da Riyad’ın çekincelerine rağmen Müslüman Kardeşler’i iktidar yapmaya soyundu.
Peki, geçen iki yılda sonuç ne? ABD’nin kurduğu bu üçlü cephe hem Suriye’de hem de Mısır’da büyük yenilgi aldı. Üstelik Mısır’da ayrıca bölündüler!
Pratikte de son durum şudur: Esad ayakta; Mısır’ın Mursi’si yıkıldı, Katar’ın El Tani’si çekilmek zorunda kaldı, Suudi Arabistan’da taht kavgası var ve Türkiye’de Erdoğan’ın iktidarı sallanıyor.
SURİYE CEPHESİ
Suriye’de Esad’ı deviremeyen, üstelik son altı ayda ciddi kayıplar vererek mevzi kaybeden Atlantik cephesi, beklenildiği gibi dağılan kuvvetler girdabına girdi. Zararın tahsilatı adına var olan Suriye muhalefeti üzerinde ciddi bir nüfuz mücadelesi başlattılar.
ABD’nin ilan ettiği sürgündeki hükümetin başına getirilen Hasan Hitto ismi Suudi Arabistan ile Katar ve Türkiye’yi karşı karşıya getirdi. Zira Kürt kökenli bir Amerikalı olan Hasan Hitto, aynı zamanda İhvan (Müslüman Kardeşler) üyesiydi!
Riyad ve Doha, SUK’un yapısının belirlenmesinde de karşı karşıya geldi. Örneğin Suudi Arabistan, SUK’u 20 üyeyle daha büyütmek istiyor fakat Katar buna direniyordu. Çarpışma öyle bir hal aldı ki, 43 üyeli SUK, 114 üyeli SUKO haline geldi! Ancak SUKO Başkanı El Hatip, bir süre sonra istifa etti ve uzlaşma sağlanamadığı için örgüt başsız kaldı! (ABD’nin zorlamasıyla ancak dün SUKO’nun başına Ahmet El Cabra seçilebildi!)
Suriye’nin direnişi ve Esad’ın mevzi kazanması cephe içi çatışmaları sürekli büyüttü. Üstelik finans desteğin ve cihatçı seferber etmenin sorumluları olan Suudi Arabistan ve Katar bir ölçüde işini yapıyor ama Esad’ı devirmenin kuvvet adresi olan AKP sınıfta kalıyordu. İçerideki muhalefet nedeniyle Suriye’de zorlanan AKP, ABD’yi Ortadoğu’ya çağırıyordu. Oysa Irak ve Afganistan yenilgileri üzerine bölgeden adım adım çekilen ve Asya-Pasifik merkezli bir strateji belirleyen Washington, Ortadoğu’daki işlerini zaten model ortağına devretmişti!
MISIR CEPHESİ
Suudi Arabistan, Mısır’da İhvan’ın iktidar yapılmasına aslında karşıydı. Zira Riyad, Müslüman Kardeşler 1954’te Mısır’da Nasır’a karşı başarısız suikast düzenlediğinde, 1982’de Suriye’de Hafız Esad’a karşı başarısız bir ayaklanmaya kalkıştığında, bu örgüte kucak açmıştı. Ama son tahlilde Riyad, güçlenen İhvan’ın kendisine tehdit oluşturduğunu hep hesapta tutuyordu.
Ancak ABD’nin oluşturduğu üçlü cephenin diğer iki ayağı, Katar ve Türkiye İhvan’ın Mısır’da iktidar olmasını istiyordu. Sonunda ABD ve cephesi, 2011 devriminden korkan Mısır bürokrasisiyle de uzlaşarak Mursi’yi 2012’de iktidara taşıdı. Katar 8 milyar dolar, Türkiye ise 2 milyar dolar yardımla Mursi’ye yatırım yaptı. Kaldı ki, Erdoğan da zaten 70’lerde İhvan’ın gençlik yapılanması olan Dünya Müslüman Gençlik Birliği’nin üyesiydi.
Ancak geride kalan bir yılın sonunda Mısır halkı, 2006’dan beri sürdürdüğü halk hareketini yeniden yükseltti ve Ordu’yu da yanına çekerek Mursi’yi devirdi!
Suudi Arabistan İhvan devrildiği için sonuçtan memnun oldu, Türkiye ve Katar ise “darbe” diyerek karşı çıktı. ABD ise “kazananın yanında olma zorunluluğu” nedeniyle “çok kaygılıyız” diyerek ara bir yol oluşturdu. Öte yandan Ankara ve Doha, sert söylemlerine rağmen, Washington’un tutumu nedeniyle Mursi sonrası kurulan mevcut yönetimi “yok” sayamadı!
HALK HAREKETİNİN SONUÇLARI
Tüm bu süreçte üç ülkenin içinde neler oldu peki?
Suudi Arabistan: 22 yıl boyunca Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçiliği’ni yapan ve 19 Temmuz 2012’te istihbaratın başına geçirilen Prens Bendar Sultan, bir hafta sonra, 26 Temmuz 2012’de bir suikasta uğradı. Ölüp ölmediği netlik kazanmayan Prens’le ilgili tek gerçek, artık ortalarda olmadığıdır. Prens’in suikastının gerekçesi olarak en çok dillendirilen iddia ise ABD adına Suriye’deki faaliyetleri nedeniyle Tahran-Şam ekseninin hedefi olduğuydu.
Bir diğer iddia ise taht kavgasının da gerekçesi olan Riyad’ın İran politikasıyla ilgiliydi. Prens Bendar ABD’nin İran’a saldırmasını istiyor fakat Prens Türki ise bölgeyi istikrarsızlaştıracak bu operasyona karşı çıkıyordu.
Katar: Katar Emiri El Tani, 26 Haziran 2013’te ani bir kararla görevden çekildi ve koltuğunu oğluna bıraktı! El Tani’nin babası 1971’de bir saray darbesiyle başa geçmiş, kendisi de babasını 1995’de yine bir saray darbesiyle devirmişti.
Türkiye: 27 Mayıs 2013’te başlayan ve 1 Haziran’dan itibaren çok güçlü bir halk hareketine dönüşen eylemler, Erdoğan’ın koltuğunu sarstı. 5 Temmuz’da Mısır’ın Refah kapısından Gazze’ye girerek gövde gösterisi yapmaya ve içerideki konumunu bu görüntüyle güçlendirmeye hazırlanan Erdoğan, Mursi’nin yıkılmasıyla ikinci bir yenildi daha aldı!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
8 Temmuz 2013