Posts Tagged Suriye

TERÖR EKSENİ: AKP-PKK-MK

AKP Hükümeti’nin dış politikası, Türkiye’yi PKK ve Müslüman Kardeşler’le ortaklığa mahkûm etti! Artık ne bir dost komşumuz, ne de bölgede yan yana durabildiğimiz bir ülke var…

SURİYE

Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ı ve Şam rejimini yıkmak için savaş ilan eden ve 2,5 yıldır Esad’a karşı savaşan terörist grupları destekleyen AKP Hükümeti, sonunda bu ülkede PKK ile müttefik oldu. ABD’nin uyarısı sonrası desteklediği El Kaide örgütleriyle arasında “şimdilik” bir mesafe koyan Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin bu ülkedeki yeni ortağı, artık PKK-PYD’dir.

Esad’ı yıkamayan ama Türkiye’nin 910 kilometrelik sınırını “güvensiz” hale getiren AKP Hükümeti’nin dış politikası, sınır bölgemizi uluslararası terörizmin yeni üssü yaptı.

LÜBNAN

Atlantik adına Hizbullah karşıtlığına soyunan AKP Hükümeti, artık Lübnan’da da istenmiyor. Öyle ki iki pilotumuz hâlâ bu ülkede esir ve Dışişleri Bakanlığı Türk vatandaşlarına bu ülkeye gitmemeyi tavsiye etti. AKP, Lübnan’daki askerlerimizin bir bölümünü geri çekme kararı almak zorunda kaldı.

IRAK

Irak başbakanı Nuri Maliki’ye karşı Allawi-Haşimi’ye dayanarak açıktan darbeye soyunan fakat başaramayan AKP Hükümeti, diğer yandan Bağdat’ı devre dışı bırakarak Erbil’le ittifaka ve petrol anlaşmaları yapmaya soyundu.

Ancak Kuzey Irak’ı Irak’tan koparmaya yönelik bu hamleler, Maliki’nin Barzani’ye silah göstermesi nedeniyle rafa kalktı.

İRAN

AKP, ABD adına Tahran’ı masada tutmak için çok çabaladı ancak Suriye sorunu Ankara ile Tahran’ı tamamen karşı karşıya getirdi. Bu sonuç, hem AKP’nin İslamcı tabanı açısından, hem de İran’a doğalgaz bağımlılığı nedeniyle Erdoğan’ı zor durumda bırakıyor.

MISIR

30 milyon Mısırlının iradesini yok sayarak Muhammed Mursi’nin devrilmesine “darbe” diyen ve ilk günden itibaren Müslüman Kardeşler’i meydanlarda direnmeye çağıran Erdoğan, Ankara’nın Kahire’yle ilişkilerini de bitirmiş oldu.

Hem diplomatik ilişkilerin seviyesi düştü, hem de Ankara Kahire tarafından “içişlerine müdahale etmekle” suçlandı!

SUUDİ ARABİSTAN

Suudi Arabistan sıcak para açısından AKP’nin şu ana kadar en önemli müttefikiydi. Öyle ki, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, o sıcak para aşkına, Kral Abdullah’la görüşmesini, Kralın Ankara’da kaldığı otelde yapmak zorunda bile kalmıştı!

Üstelik Suudi Arabistan, AKP’nin Suriye’de Esad’ı yıkma politikasının da finansörüydü. Hem parayı hem de teröristi bulan ülkeydi. Ancak Erdoğan’ın Müslüman Kardeşler aşkı, AKP ile Suud ailesinin arasını da açtı.

İSRAL-YUNANİSTAN-GÜNEY KIBRIS

Hüseyin Çelik’in deyimiyle Erdoğan’ın içeride milletin gazını alan İsrail politikası, Doğu Akdeniz’deki Türk egemenliğini dinamitledi. İsrail, Güney Kıbrıs ve Yunanistan’la petrol ve doğalgaz anlaşmasından tutun, üç ülkeyi kapsayan su ve elektrik hattı çekilmesine kadar bir dizi anlaşma yaptı.

Türkiye karşıtı bu gelişmelere rağmen AKP, ABD’nin zoruyla İsrail’i koruyan Kürecik radarını inşa etti, Suriye’yi vurması için İsrail’e hava sahasını açtı ve hatta uçaklarının İncirlik’te üslenmesine göz yumdu!

SONUÇLAR

Tüm bu gelişmeler bölgede ve uluslararası alanda şu sonuçları doğurdu:

1. Devletlerle değil, terör örgütleriyle müttefik olan AKP, kendi meşruiyetini tartışmalı hale getirdi.

2. AKP, komşularının teröristlerine yardım ederek, “terör hamisi” sıfatını elde etti.

3. Komşularını bölecek hamleler yaparak, “düşman” sıfatını kazandı.

4. Türkiye’yi tüm komşularıyla sorunlu hale getiren AKP Hükümeti, bölgede yalnızlaştı.

5. AKP, bölgede “güvenlik sorunu” haline geldi.

6. 1 Mart 2003 tezkeresinin reddedilmesi sonrasında bölgedeki itibarı tavan yapan Türkiye’nin, AKP’nin 10 yıllık dış politikası neticesinde tüm itibarı sıfırlandı!

7. AKP, bu “düşmanlık” içeren dış politikaları yürütebilmek için de, içeride faşizan bir rejim kurmak durumunda kaldı.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Ağustos 2013

, , , , , , ,

Yorum bırakın

İRAN’IN KÜRT POLİTİKASI

Suriye PKK’si PYD’nin lideri Salih Müslim, bölgede mekik dokuyor. Müslim ikinci kez Türkiye’ye geldi. Yakın zamanda Türkiye’ye gelen, hemen ardından da İran’a giden Müslim’in ziyaretleri ve temasları, bölgedeki gelişmeleri doğru okuyabilmek açısından oldukça önemli görünüyor.

Bu ziyaretlerde gündeme gelen konular üzerinden, bölge ülkelerinin ulusal olmaktan çıkan ve bölgeselleşen Kürt sorununa karşı tutumlarını da anlayabiliriz. Bugün İran’ı inceleyeceğiz:

İRAN, SURİYE’DE KÜRT BİRLİĞİ İSTİYOR

PYD lideri Salih Müslim, İran’daki temaslarına dair bazı ayrıntıları Londra’dan yayın yapan El-Hayat gazetesine açıkladı. Müslim’in belirttiğine göre İran, Suriye’de El Kaide’ye karşı Kürtlerin birleşmesini istedi.

Kuşkusuz önemli bir iddia ve ilk bakışta şu soruyu akıllara getiriyor: Kendisi de Kürt ayrılıkçılığıyla tehdit edilen İran, neden Kürtlerin birliğini ister?

Geleceğiz, ama önce Müslim’in açıklamalarına biraz daha göz atalım. Şöyle anlatıyor PYD lideri: “Onlara Nusra ve diğer aşırı grupların Kürt köylerine yaptığı saldırıları anlattım. İranlı yetkililer de başta el-Parti ile bizim partimiz olmak üzere tüm Kürt grupların birlikte hareket etmemiz gerektiğini söyledi.”

El-Parti denilen örgüt, Barzani’nin KDP’sinin Suriye versiyonu… Bu örgütün lideri Abdulhakim Beşşar’ın da Salih Müslim’le eşzamanlı olarak İran’da bulunduğunu ve İran’ın ikiliyi görüştürdüğünü yine Müslim’in açıklamalarından öğreniyoruz: “Ben İran’ı terk etmeden önce yaklaşık bir saat el-Parti lideri Dr. Abdulhakim Beşşar ile görüştüm. El-Parti ile aramızdaki tüm sorunların çözülebilecek nitelikte olduğuna inanıyorum. Sürekli diyalog içerisinde olarak sorunlarımızı çözebiliriz.”

İlginçtir, Salih Müslim’in bu açıklamaları yaptığı saatlerde Barzani’nin partisi, yani Irak KDP’sinin sözcüsü Cafer İminki Şarku’l Evsat gazetesine konuşuyor ve “Suriye Kürtleri açısından bir ölüm kalım meselesinin söz konusu olduğunu” belirterek “PYD ile kapsamlı bir işbirliği yapmaktan kaçınmayacaklarını” ilan ediyordu.

Tüm bu “ılımlı açıklamaların” 24 Ağustos’ta Erbil’de yapılması planlanan Ulusal Kürt Kongresi’nden önce gelmesi de ayrıca anlamlı. Zira Abdullah Öcalan’ın yapılmasını istediği bu kongre, dört ülkedeki Kürtlerin birliğini hedefliyor ve Kongre de pratikte o birliğin parlamentosu olacak!

PKK: İRAN KÜRTLERİ YANINA ALMAK İSTİYOR

İran’ın neden Suriye’de Kürtlerin birliğini istediği sorusuna yanıt mıdır henüz bilmiyoruz ama Mithat Sancar’ın Milliyet için hazırladığı dizi söyleşiye konuşan PKK’nin yeni iki numarası Cemil Bayık bazı tezler atıyor ortaya:

“İran Ortadoğu’da hegemonik güç olmak istiyor. Bunun için Suriye’deki savaşı kazanması şart. Zaten ambargolar dolayısıyla çok sıkıştı, içeride de sorunları var. Yani İran ciddi tehlikelerle karşı karşıya. Suriye’deki savaşı kazanırsa, bunları aşabileceğini hesaplıyor. İran’ın geleceği, Suriye’deki bu savaşın gelişimine bağlıdır. Burada kaybederse, bırakın hegemon güç olmayı, şu anki varlığını bile sürdüremez. Bu nedenle Suriye’deki savaştan kazançlı çıkmak için, her yöntemi deniyor. En başta da bütün Kürtleri yanına almaya çalışıyor. Kürtleri yanına alamazsa kazanamayacağını biliyor. Bütün çabası bunun içindir.”

TERSİNDEN KESİŞEN TAKTİKLER

İran’dan bu açıklamalara, özellikle Salih Müslim’in ifadelerine bir yalanlama gelmedi. Tersine İran’ın kimi yayın organları Müslim’in açıklamalarını haber yaptı. Dolayısıyla “İran, Suriye’de Kütlerin birliğini istiyor” iddiası doğru gözüküyor.

Anlaşılan İran yeni bir taktik deniyor. Peki, bu taktik ABD’nin stratejisini bozar mı?

Somutlaştıralım: Suriye meselesinin esası Irak’ın kuzeyindeki yapıyı Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açmaktır, Kürt Koridoru kurmaktır. Koridor, bölge ülkelerinden koparılmış topraklardır aynı zamanda… Yani ABD Kürt kartını kullanarak bölgedeki ülkeleri bölmeyi hedeflemektedir.

Hem Suriye’deki Kürtleri birleştirmek ve hem de Irak ile Suriye Kürtlerini birleştirmek, bu nedenle ABD’nin stratejisi içindedir.

Bu durumda artık soru şudur: ABD’nin Suriye’yi bölmek için birleştirmek istediği Kürtleri, İran Suriye’yi böldürmemek adına birleştirebilir mi? Bu teknik olarak mümkün mü?

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
14 Ağustos 2013

, , , , , , ,

Yorum bırakın

PKK’DEN ERDOĞAN’A ‘KARŞI-GEZİ’ DESTEĞİ

BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Gezi eylemlerine ve Haziran Halk Hareketine dair şunları söylüyor: “Hükümeti devirecek, darbeye doğru götürecek bir halk hareketini çıkarabilir miyiz anlayışı vardı. Bu kısmına şiddetle karşı çıktık. Gezi’ye mesafe koyduk.” (Star, 1 Ağustos 2013)

Önce şu saptamayı yapalım: Gezi’de ve Haziran ayı boyunca Türkiye çapında süren halk hareketinde, eylemcilerin tek bir “darbe çağrısı” yoktu, zaten olamazdı!

HALK DEĞİL, AKP ‘ORDU GÖREVE’ DEDİ

Ancak Gezi’de AKP hükümetinin “ordu göreve” çağrısı ve halkı dağıtsın diye yer yer askere başvurduğu da oldu. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın “gerekirse ordu da göreve çağrılır” sözleri belleklerdedir! (Vatan, 17 Haziran 2013)

Kuşkusuz Selahattin Demirtaş eylemcilerin “ordu göreve” demediğini, asıl AKP hükümetinin “ordu göreve” dediğini çok iyi bilmektedir.

Peki, bildiği halde neden Gezi eylemlerini “darbecilikle” lekelemeye kalkar? Çok açık: “Çözüm süreci” ortağı olan AKP hükümetine destek olmak için!

Kaldı ki DTK Genel Başkanı Ahmet Türk, Gezi eylemleri nedeniyle Sırrı Süreyya Önder’le yaptığı tartışmada açık açık “Gezi’nin hükümeti yıpratmayı amaçladığını” belirtmiş ve kendilerinin buna dâhil olmayacağını söylemişti!

PKK’YE GÖRE AKP’NİN YIKILMASI GAYRİMEŞRU

PKK’nin Gezi eylemlerindeki rolünü, neden Diyarbakır’da yapılan Gezi eylemlerine katılmadıklarını fakat Öcalan’ın “Taksim’i ulusalcılara bırakmayın” mesajıyla Gezi’ye çıkıp “grev kırıcılığına” soyunduklarını, BDP Başkanvekili İdris Baluken’in “kesinlikle Gezi’de yer almayacağız” ilanını ve Başbakan Vekili olarak Bülent Arınç’ın BDP’ye özellikle teşekkür ettiğini bu köşede birkaç vurguladık.

Her şey ortadadır ve Selahattin Demirtaş’ın son açıklamaları olanı biteni teyit etmiştir.

Nitekim Demirtaş, dün bu konulardaki görüşlerini sosyal medyada açıklamayı sürdürdü. Örneğin şu bozuk cümleli tweet’i attı: “Hükümet, halk devrim yaparak devirirse meşrudur, asker el koyarak devirirse gayrimeşrudur.”

Kim bilir bu “saptama” Türkiye’de AKP kurmaylarını, Mısır da Müslüman Kardeşler’i dün ne kadar da sevindirmiştir! Biz açıklamasına üzülenler adına Demirtaş’a örneğin Karanfil Devrimi’ne nasıl baktığını soralım? Demirtaş bu müthiş tanımı gereği Portekiz’de halk-ordu birlikteliğiyle Salazar diktatörlüğünün yıkılmasını gayrimeşru mu görüyor yani?

Açık ki, aslında Demirtaş birlikte “çözümü” ilerlettikleri AKP hükümetinin her koşulda yıkılmasını gayrimeşru görmektedir!

PKK: EMPERYALİST MÜDAHALE DEVRİMDİR!

Başka örneklerle uzatmayalım fakat Demirtaş’a “peki devrim nedir” diye soralım ve yanıtını dün attığı şu tweet’ten öğrenelim: “Devrimi de halk yapar, penguen izlemekten gözünü alamayanlar değil. Örnek: Rojava devrimi.”

Selahattin Demirtaş Rojava, yani Batı Kürdistan, yani Kuzey Suriye’de PYD’nin “otorite” olmasını ve AKP’nin Salih Müslim’in “otoritesini” tanımasını “devrim” diye ilan ediyor! Gezi’de AKP’ye payanda olanların emperyalizmin bir ülkeye müdahalesinin sonuçlarını “devrim” diye okuması gayet normaldir fakat büyük ayıptır!

Her BDP’linin ve tüm Kürt yurttaşlarımızın BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın bu açıklamasından sonra şu soruları kendisine sorması ve samimiyetle yanıt vermesi gerekir:

1. ABD ve taşeronu AKP Hükümeti’nin Suriye’ye açık savaş ilan etmesi, bu ülkeye terör ihraç etmesi, Esad’ı yıkmak için operasyonlar düzenlemesi meşru mudur? Bir solcu, bir devrimci emperyalizmin bir ülkeye müdahalesine “evet” der mi?

2. Emperyalizmin açık müdahalesi, PYD’nin önünü açmış mıdır? (Emperyalizmin Irak’ı işgali, PKK ve Barzani’nin önünü açmış mıdır?)

3. Emperyalistler işgal ettikleri ülkede devrim mi yapar, yoksa o ülkeyi tam bağımlı yapmak için parçalar mı?

4. Emperyalizmin müdahalesiyle bir ülkenin bölünmesi ve bölünen bir parçasında bir halka otorite ve statü verilmesi, o halkı gerçekte özgürleştirir mi, son tahlilde köleleştirir mi? Yüksek kârsız mal satmayan emperyalizm, bedelsiz “bağımsızlık” verir mi?

5. Sırf bir halka “statü” verecek diye ABD emperyalizminin saldırısına destek vermek ve o saldırının içinde yer almak insani midir, vicdani midir, ahlaki midir?

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Ağustos 2013

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

SURİYE’Yİ SANDIKLA BÖLMEK!

Türk milletinin Haziran’da “direnme hakkını” kullandığı günlerde sandık ve demokrasi ilişkisi gündeme gelmişti. AKP faşizmine “demokrasi” maskesi takmaya çalışanlara ve Erdoğan hükümetinin sandıktan çıktığını söyleyenlere anımsatılmıştı: “Demokrasi sandıktan ibaret değildir.”

Bu önemli saptama, haliyle en çok Erdoğan’ı rahatsız etmişti. Zira “sandığa ne konulursa, sandıktan onun çıktığını” en iyi kendisi biliyordu! Bu nedenle hemen her gün ekranlardan “sandık namustur” demeye başlamıştı.

Neden mi anımsattık bunları? Geleceğiz…

SURİYE’DE AK-KÜRDİSTAN HAMLESİ

Geçen hafta Türkiye-Suriye sınırının hemen 100 metre altında PKK ile El Kaide çatışmış ve özerklik diyen PKK bayrak asmıştı! Bu tablo üzerine hem Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, hem de Başbakan Erdoğan’ın siyasi başdanışmanı Yalçın Akdoğan esip gürlemişti: “Suriye Özerk Kürt bölgesine kesinlikle göz yumulmayacak.”

Bu sözler üzerine üç noktaya dikkat çekmiştik:

1. PKK’nin özerklik için, El Kaide’nin de şeriat devleti için mücadele eder hale gelmesinin baş sorumlusu kendileriydi… Beşar Esad’ı devirme çabalarının sonucu Suriye’nin kuzeyinde bir boşluk yaratmış, PKK ile El Kaide de o boşluğu doldurmak için egemenlik mücadelesine girmişti.

2. ABD, El Kaide gibi unsurların temizlenmesi halinde Özgür Suriye Ordusu’na silah vereceğini belirtmiş; misyonu sona eren El Kaide’yi temizleme işine ise PKK soyunmuştu!

3. AKP Bağdat’a karşı Irak Kürtleriyle ittifak yaparken ve Türkiye’de PKK ile işbirliği yapıp ABD’nin BOP’unu “Türklerin Kürtlerle Ortadoğu’da büyümesi” diye güncellerken, Suriye’deki Kürtlerin kazanımlarına karşı çıkması hiç inandırıcı değildir!

AKP’NİN BÖLÜCÜ SANDIĞI

Nitekim esip gürleyenlerden Yalçın Akdoğan, ilk üç gün için aldığı gazın yeterli olduğunu düşünmüş olmalı ki, gerçek niyetini dillendirmeye başladı. Şu sözleri BOP’çulukta sınır tanımadıklarının bir kanıtıdır:

“Diyelim ki yarın Suriye’de halk toplandı referandumda üçe bölünmeyi kararlaştırdı, Türkiye ne yapacak, silah zoruyla Suriye halkını birlikte yaşamaya mı zorlayacak? Türkiye’nin bu konudaki tezi bellidir. Türkiye, farklı tüm grupların eşitlik temelinde bir arada yaşadığı bir ve bütün bir Suriye’den yanadır. Bunun için her alanda da çaba gösteriyor, katkıda bulunmaya çalışıyor. Bölgede Kürtlerin, Arapların, Sünnilerin, Türkmenlerin veya Nusayrilerin iradesine ipotek koymak hiçbir ülkenin hakkı olmadığı gibi buna güç yetirebileceği bir mesele de değildir. Kuzey Irak’taki veya Suriye’deki Türkmenlerin tutum ve davranışlarını biz belirleyebiliyor muyuz?” (Yasin Doğan, Yeni Şafak, 24 Temmuz 2013)

Neresinden tutsanız, elinizde kalacak ve Türkiye adına her yurttaşı utandıran sözler… Birkaç noktasına değinelim:

SANDIK HER ŞEY DEĞİLDİR!

1. Suriye’de sandığa itiraz eden kim? Sandıktan çıkan Esad yönetimini devirmek isteyen kim? Suriye’de sandıktan çıkmayacak bir Müslüman Kardeşler iktidarını silahtan çıkarmaya çalışan kim? ABD adına AKP!

2. Hangi ciddi ülke, parçalanmayı ve bölünmeyi referanduma götürür? Çekoslovakya demeyin, hem koşulları farklıydı hem de iki ayrı halk iki ayrı coğrafyada yaşıyordu…

3. 11 yıldır Irak’taki Türkmenlere sırt dönmeyi, hatta Türkmenleri Kürtler lehine etkisizleştirmeyi demokrasi diye yutturmaya kalkmak ancak AKP’ye yakışırdı! Kerkük’ün Kürtleştirilmesinin sorumlusu olan bir hükümetin bugün demokrasi gereği “Türkmenlerin tutum ve davranışlarını biz belirlemiyoruz” demesi utanç belgesidir!

4. Suriye’de halkın sandık sonucuyla üçe bölünmesine itiraz edemeyeceğini söyleyen AKP sözcüsü Yalçın Akdoğan, benzer bir referandumun Türkiye’de yapılmasına ne der?

Sandık her şey midir?

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Temmuz 2013

, , , , , ,

Yorum bırakın

PKK KİMİN KARTI?

PKK’nin kimin kartı olduğunu doğru saptamak, Batı-Ortadoğu ilişkilerini doğru okuyabilmenin altın anahtarıdır. O nedenle ısrarla yazıyoruz, yazacağız…

Nitekim bu gerçeği bilen Atlantik Cephesi de ısrarla manşetlerden “PKK Esad’ın kartı” iddiasını işlemektedir ki, mesele doğru okunamasın!

Bir kuvvetin bir kuvvetin kartı olabilmesi iki temel özelliğe bağlıdır:

1. Kart, her zaman küçük kuvvettir ve iki kuvvet arasında orantısız büyüklük vardır.

2. Büyük kuvvet, kartını, gerektiğinde kartın aleyhine durumlarda da kullanabilendir.

Şimdi gelelim bu iki temel özellikten hareketle PKK’nin kimin kartı olduğunu incelemeye…

AKP BAŞARISIZLIĞINA PKK’Yİ MASKE YAPIYOR

PKK’nin Esad’ın kartı olduğunu iddia edenlerden birinci kesim AKP’dir ve bu yalana şu iki nedenle sarılmaktadır:

1. AKP bu iddiayla Suriye politikasına bir ölçüde meşruiyet arıyor, “madem PKK Esad’ın kartı, o zaman Esad Türkiye’nin düşmanıdır” algısı yaratmaya çalışıyor.

Ancak bu basit algı yönetmeye karşın, yine de “Hükümetin Öcalan’la müzakeresine rağmen, PKK nasıl oluyor da Esad’ın kartı olabiliyor” soruları yükseliyor.

2. AKP Suriye politikasının ortaya çıkan kötü sonuçlarını, bu propagandaya dayanarak gizlemeye çalışıyor. Zira PYD’nin Suriye’nin kuzeyinde otorite boşluğu olması nedeniyle “özerklik” adımları attığı ve o otorite boşluğunun kaynağının AKP’nin Esad düşmanı politikaları olduğu artık daha net görülüyor.

SURİYE’Yİ BÖLEN, SURİYE’NİN KARTI OLAMAZ

PKK’ni Esad’ın kartı olduğunu iddia edenlerden ikinci kesim ise AKP dışı çevrelerdir. Bu çevrelerden bazıları PKK’nin “üçüncü yol” yalanına inandığı için, bir bölümü geçmişin Suriye-PKK ilişkilerine takılıp kaldığı için fakat bir bölümü de konjonktürü hatalı yorumladığı için PKK’nin Esad’ın kartı olduğunu düşünmektedir.

1. Üçüncü yol, bir aldatmacadır ve sonuçları itibariyle taraflardan büyüğünden yana olmak demektir. Örneğin ABD’nin Irak’ı işgali öncesinde “Ne Sam ne Saddam” diyerek üçüncü yolu izlemek, sonuçları itibariyle, Irak’ın değil, ABD’nin yanına düşmek demektir!

2. Doğru, PKK bir dönem Suriye’nin denetimindeydi. Ancak ABD’nin bölgeye gelmesi ile durum değişti ve PKK 1991-1999 yılları arasında çift denetimli bir döneme girdi. 1999’dan itibaren ise PKK artık tamamen ABD’nin denetimindedir. Bu nedenle de 20 yıldır bölgedeki tüm çelişmelerde bölgenin karşısında olmuştur!

3. Gelelim konjonktürün yanlış yorumlanmasına…

Kuşkusuz Esad, Emevi Camisi’nde namaz kılacağını söyleyerek açık açık ülkesini işgal edeceğini belirten Erdoğan’ın Şam’a gelememesi için, kuzeyde başının belada olmasını elbette ister. Erdoğan’ı oyalayacak gelişmelere zemin de sağlar.

Ancak bu gerçeklik, o zeminde rol alacak kuvveti, Esad’ın kartı yapmaz! Zira yukarıda da belirttiğimiz gibi kart, her koşulda, aleyhine durumda da büyük kuvvetin istediğini zorunlu yapandır. Oysa PKK, Atlantik Cephesi taarruzdayken Esad’a karşı konumlanıyordu.

Kaldı ki Suriye’nin bağımsızlığını değil de, Suriye’den koparılacak bir parçada egemen olmayı hedefleyen bir kuvvet, zaten pratikte de Suriye’nin kartı olamaz!

PKK-ELKAİDE SAVAŞINI ABD İSTİYOR

Öte yandan konjonktür tek boyutlu okunamayacak kadar çok bileşenlidir. Örneğin mesele PKK ile Esad karşıtı muhalefetin çatışması değil, PKK ile El Nusra’nın alan hâkimiyetidir. Şu iki bilgiyle birlikte değerlendirildiğinde anlam kazanır:

1. 18 Temmuz’da The Daily Star’a konuşan ÖSO Komutan Yardımcısı Malik El Kürdi’nin belirttiğine göre radikal gruplarla savaşmayı kabul etmezlerse Batı’dan ÖSO’ya silah gelmeyecek! (Ergin Yıldızoğlu, Cumhuriyet, 22 Temmuz 2013)

2. “ÖSO, PKK-El Kaide savaşından memnun. Silah için ABD’ye gitmeye hazırlanan ÖSO komutanı Selim İdris’in önündeki tek şart Kaidecilerin temizlenmesi. Bunu da şu an Kürtler (PYD-PKK) yapıyor.” (Fehim Taştekin, Radikal, 22 Temmuz 2013)

Tek başına bu iki bilgi bile PKK’nin Esad’ın değil, ABD’nin kartı olduğunu ve Washington’un bu kartı “çok maksatlı” kullandığını açık seçik gösteriyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Temmuz 2013

, , , , ,

Yorum bırakın

SURİYE’DE AK-KÜRDİSTAN TEZGÂHI

Hem Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, hem de Başbakan Erdoğan’ın siyasi başdanışmanı Yalçın Akdoğan, “Suriye Özerk Kürt bölgesine kesinlikle göz yumulmayacak” diyor. Güzel. Peki, nasıl göz yummayacaksınız?

Suriye’nin kuzeyinde oluşan bir devletçiğe göz yummamanın yöntemleri şunlardır:

1. Esad’ın ülkesinin kuzeyine egemen olmasının önündeki engelleri kaldırmak.

2. TSK’yi Kuzey Suriye’ye sokmak.

3. PKK’ye üstünlük kurabilmesi için ÖSO’ya desteği artırmak.

Dördüncü bir yöntem yok! Son iki yöntemin de “çözüm” olmadığı ortada!

Türk devleti, Irak’ın kuzeyindeki gibi bir yapının ortaya çıkmaması için Esad yönetimiyle işbirliği yapmaya mecbur!

ESAD DÜŞMANLIĞI, PKK’YE ALAN AÇTI

Gelin meseleyi basit soru ve yanıtlarla aydınlatalım:

1. Suriye ile varılan 20 Ekim1998 tarihli Adana Mutabakatı’ndan, AKP Hükümeti’nin Esad’ı yıkmayı açık açık ilan ettiği son iki yıla kadar geçen sürede, Şam’dan Ankara’ya yönelen bir PKK tehdidi oldu mu?

Hayır olmadı. Tersine Şam yönetimi o mutabakat gereği yakaladığı Türkiye nüfusuna kayıtlı PKK’lileri iade etti, kendi nüfusuna kayıtlı olanları da yargılayıp cezalandırdı.

2. Peki son iki yılda neden Suriye’nin kuzeyinde bir PKK tehdidi oluştu? Bu tehdidin kaynağı Esad mı?

Hayır. Esad en başından beri kendisinin zayıflatılmasının kuzeyde otorite boşluğu dolduracağını ve bu boşluğun ileride Türkiye’yi de hedef alacak PKK tarafından doldurulacağını belirtti, Ankara’yı uyardı.

PKK, ESAD’IN DEĞİL ERDOĞAN’IN KARTI

3. PKK, AKP çevrelerinin ilan ettiği gibi Esad’ın bir kartı mı?

Hayır. PKK ABD’nin kartıdır, Esad’ın değil. Dahası PKK, AKP’nin müzakere ortağıdır. Öcalan’la işbirliği yapan, “Türklerle Kürtler Ortadoğu’da birlikte büyüyecek” diyen, ABD adına Türk-Kürt ittifakı kurarak bölgenin dizaynına soyunan AKP’dir! Dolayısıyla Öcalan ve PKK, Esad’ın değil Erdoğan’ın kartıdır.

Öyle ki, AKP ile PKK’nin anlaştığı “çözüm” de bir yanıyla PKK’nin Suriye’ye sokulması anlaşmasıdır. Erdoğan’ın şu cümlesi PKK’nin pratikte kimin kartı olduğunun itirafıdır: “Türkiye’den Suriyeli olan PKK’lilerin bir kısmı Suriye’deki gelişmeler arttıkça geçmişlerdi.” (Hürriyet, 11 Nisan 2013)

4. Öcalan’ın AKP ile müzakere ederek ortaya çıkardığı yeni PKK stratejisi nedir?

Kendi ağızlarından dinleyelim:

a. Öcalan: “Çekilirsek gerilla biter görüşüne katılmıyorum. Suriye var, İran var. Şu an Suriye’de 50 bin, Kandil’de 10 bin, İran’da 40 bin var.” (Milliyet, 28 Şubat 2013)

b. Aysel Tuğluk: “En az önümüzdeki çeyrek asır boyunca Kürtlerin var olduğu her yerde PKK de çeşitli biçimlerde olacak. Suriye’de bir süre daha silahlı; İran’da yakın gelecekte tekrar silahlı; Avrupa’da kurumsal vs. PKK, Türkiye’de de çeşitli biçimlerde olacak.” (Radikal, 11 Nisan 2013)

c. PKK 9. Genel Kongre: PKK, Suriye’de “üçüncü yol” çizgisini geliştirecek ve “Kürt mahalli idaresini” inşa düzeyine ulaştıracak!

5. PKK’nin Suriye’nin kuzeyinde “ilan ettiği” özerklik AKP için sürpriz mi?

Değil. Açıklamaları, mektupları, siyasetleri MİT’in kontrolünde ve yönlendirmesi altında olan Öcalan, Erdoğan’ın bilgisi dâhilinde Suriye stratejisi belirlemişti:

a. Öcalan’ın PKK-PYD’ye mesajı: “Diğer oluşumları tasfiye edin. Diğer grupları tasfiye etmek için gerekirse şiddet kullanın. Bunlara vereceğiniz enerjiyi, Araplara verin.” (Yeni Şafak, 9 Ocak 2013)

b. Öcalan’ın PKK-PYD’ye mektupla iletilen mesajı: “6 ili ele geçirmekle sorun çözülmez, hedefiniz demokratik özerklik olsun.” (Hürriyet, 18 Kasım 2012)

AKP ve AK-KÜRDİSTAN YIKILACAK

Birlikte müzakere yürüttüğünüz, işbirliği yaptığınız hatta Haziran Halk Hareketi’nde “grev kırıcılığı” yapsın diye medet umduğunuz Öcalan, sizin bilginiz dâhilinde 7 ay önce PYD’ye “Suriye’de özerklik ilan edin” diyor fakat siz bugün sanki sürpriz bir gelişme olmuş gibi ekranlara fırlayıp “Suriye Özerk Kürt bölgesine kesinlikle göz yumulmayacak” diyorsunuz!

Göz yuman sizsiniz! Bugün Suriye’nin kuzeyinde ilan edilen devletçik, AK-Kürdistan’dır, sizin himayenizdedir!

Suriye’deki özerk Kürt bölgesini siz kurdunuz!

Biz, sizinle birlikte yıkacağız!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Temmuz 2013

, , , , , , ,

Yorum bırakın

PKK-EL KAİDE ÇATIŞMASININ ANLAMI

Türk sınırının hemen yanında PKK mi yoksa El Kaide mi egemen olacak diye üç gündür süren bir çatışma var! Kazanan PKK olursa “özerklik” ilan edecek, El Kaide olursa “şeriat devleti” kuracak!

Hiç lafı dolandıramadan belirtelim: Bu rezil tablonun bir numaralı sorumlusu Tayyip Erdoğan’dır!

BAĞDAT-ŞAM ZAYIFLARSA, ERBİL-KAMIŞLI GÜÇLENİR

Suriye’nin kuzeyindeki gelişmelerin nereye uzanabileceği, bu politika değiştirilmezse sürecin nasıl ilerleyeceği, Irak’ın son 20 yılına bakarak bile anlaşılabilir. O yirmi yılın özeti şudur: Bağdat zayıfladıkça, Erbil güçlendi! Saddam zayıfladıkça Barzani güçlendi! BAAS zayıfladıkça PKK güçlendi!

Türkiye’nin komşusunun merkezini zayıflatan politikalar üretmesi ya da emperyalizmin komşusunu hedef alan planlarına alet olması, komşunun kenar kuşağını önce istikrarsız hale getirdi, sonra da merkezden fiilen kopardı!

Şimdi aynı süreç Suriye’de yaşanıyor. Irak’ta Saddam Hüseyin’i hedef alan ABD emperyalizmi, 2,5 yıldır fiilen Beşar Esad’ı hedef alıyor. Üstelik bu kez düne göre ABD’nin planlarına tam uyumlu bir Türkiye başbakanı var! Esad’a meydan okuyan, onu yıkacağını belirten, 15 gün süre tanıyan, “Emevi Camisi’nde namaz kılacağım” diyerek açıkça işgale soyunduğunu gösteren bir başbakanımız var!

2,5 yıllık sonuç? Şam zayıfladıkça, Kamışlı güçleniyor!

AKP’NİN DESTEĞİNDE ÖZERKLİK

Kuşkusuz bu tablo Aydınlık okurları için hiç sürpriz değil. En başından beri uyarıyoruz. ABD’nin Kürt Koridoru planını, Irak’ın kuzeyini Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açma projesini, Diyarbakır başkentli olarak Büyük Kürdistan’a dönüştürme hedefini sık sık yazıyoruz.

ABD’nin Kürt Koridoru ve Büyük Kürdistan planının Irak, İran, Suriye ve Türkiye’yi hedef aldığını, planın gerçekleşmesi için bu dört ülkenin parçalanması gerektiğini hep vurguluyoruz.

Üstelik bu dört ülke içinde en çok Türkiye’nin tehditle karşı karşıya olduğunu belirtiyoruz. Çünkü diğer üç ülke bu plana karşı konumlanabiliyor ama Türkiye maalesef yöneticilerinin aynı zamanda planın taşeronu olması nedeniyle süreci çaresizce izliyor!

Bu çaresizlik içinde şunlar yaşandı:

1. Sınır kontrolü: Türkiye Suriye sınırını Nusra’ya (El Kaide) teslim etti. Böylece sınırdan Suriye’ye terör ihraç edilebildi. Sadece El Kaide militanları değil, İhvan’a bağlı örgütler, selefi gruplar, CIA eğitimli Çeçen ve Boşnak örgütler, Kaddafi’ye karşı kullanılan Libyalılar, hatta Pakistan Talibanı bile Türkiye üzerinden Suriye’ye girdi.

2. Alan kontrolü: Bu gruplar çoğaldıkça, Batı tarafından silahlandırıldıkça, CIA tarafından eğitildikçe ve Türkiye’nin himayesinde terör estirdikçe Suriye’nin kuzeyi Şam’ın kontrolünden adım adım çıktı. Şam’ın otoritesi zayıfladıkça, bölgede başka otoriteler oluşmaya başladı. PKK Kürt ağırlıklı bölgelerde hâkimiyet kurmaya başladı.

ANKARA KURTARILACAK, ABD PLANI BOZULACAK

Ancak bu tablo değişecek, değişmeye de başladı. Esad yönetimi Şam’ın dış mahallelerine kadar gelen terörü adım adım merkezden kenara doğru itmeye başladı. Önce Halep ve çevresi terörden arındırıldı, şimdi de Humus ve çevresi temizleniyor…

Esad’a karşı aynı cepheye sürülmüş kuvvetler, şimdi Türkiye’nin desteğinde Suriye’nin kuzeyinde kendi denetiminde bölgeler oluşturmaya çalışarak Şam’a karşı mevzileniyorlar. Ve sürecin aleyhlerine geliştiğini gördükçe, acele ediyorlar!

İki gündür süren çatışmalar işte bu gerçekler ışığında yaşandı!

Bu somut gelişmeler bile izlenecek dış politikayı çırılçıplak ortaya koyuyor. Türkiye, Irak ve Suriye üçgeninde Diyarbakır-Erbil-Kamışlı eksenli bir tehdit varsa, açık ki o tehdide karşı Ankara-Bağdat-Şam ekseni kurulmalı. İçerideki üçgenin dışarıdaki üçgeni parçalaması ancak böyle önlenir!

Madem Bağdat zayıfladıkça Erbil güçleniyor, madem Şam zayıfladıkça Kamışlı güçleniyor o zaman Ankara, Bağdat ve Şam’ı hedef almaktan vazgeçecek! Çünkü Erbil ve Kamışlı’nın güçlenmesi demek, aynı zamanda Ankara’nın zayıflaması demek!

Ancak her şey gelip Ankara’yı kimin yöneteceği sorusunda düğümleniyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Temmuz 2013

, , , ,

Yorum bırakın

ABD’NİN TAŞERONLARI BÖLÜNDÜ

ABD’nin 2011’de Ortadoğu halk hareketlerinin karşısına barikat diktiği cephe Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar üçlüsüydü. İstanbul’daki 14 Mart 2011 tarihli “Değişim Liderleri Zirvesi”nde Erdoğan ile Davutoğlu’nun “Ortadoğu’daki değişimi istediğimiz istikamete yönlendiremezsek, gelişmelerden en olumsuz etkilenen biz oluruz” sözleri, bu cephenin programıdır!

Ardından bu cephe Libya’ya haçlı koalisyonuna katıldı, Suriye’de Esad’ı devirmekle görevlendirildi ve Mısır’da Riyad’ın çekincelerine rağmen Müslüman Kardeşler’i iktidar yapmaya soyundu.

Peki, geçen iki yılda sonuç ne? ABD’nin kurduğu bu üçlü cephe hem Suriye’de hem de Mısır’da büyük yenilgi aldı. Üstelik Mısır’da ayrıca bölündüler!

Pratikte de son durum şudur: Esad ayakta; Mısır’ın Mursi’si yıkıldı, Katar’ın El Tani’si çekilmek zorunda kaldı, Suudi Arabistan’da taht kavgası var ve Türkiye’de Erdoğan’ın iktidarı sallanıyor.

SURİYE CEPHESİ

Suriye’de Esad’ı deviremeyen, üstelik son altı ayda ciddi kayıplar vererek mevzi kaybeden Atlantik cephesi, beklenildiği gibi dağılan kuvvetler girdabına girdi. Zararın tahsilatı adına var olan Suriye muhalefeti üzerinde ciddi bir nüfuz mücadelesi başlattılar.

ABD’nin ilan ettiği sürgündeki hükümetin başına getirilen Hasan Hitto ismi Suudi Arabistan ile Katar ve Türkiye’yi karşı karşıya getirdi. Zira Kürt kökenli bir Amerikalı olan Hasan Hitto, aynı zamanda İhvan (Müslüman Kardeşler) üyesiydi!

Riyad ve Doha, SUK’un yapısının belirlenmesinde de karşı karşıya geldi. Örneğin Suudi Arabistan, SUK’u 20 üyeyle daha büyütmek istiyor fakat Katar buna direniyordu. Çarpışma öyle bir hal aldı ki, 43 üyeli SUK, 114 üyeli SUKO haline geldi! Ancak SUKO Başkanı El Hatip, bir süre sonra istifa etti ve uzlaşma sağlanamadığı için örgüt başsız kaldı! (ABD’nin zorlamasıyla ancak dün SUKO’nun başına Ahmet El Cabra seçilebildi!)

Suriye’nin direnişi ve Esad’ın mevzi kazanması cephe içi çatışmaları sürekli büyüttü. Üstelik finans desteğin ve cihatçı seferber etmenin sorumluları olan Suudi Arabistan ve Katar bir ölçüde işini yapıyor ama Esad’ı devirmenin kuvvet adresi olan AKP sınıfta kalıyordu. İçerideki muhalefet nedeniyle Suriye’de zorlanan AKP, ABD’yi Ortadoğu’ya çağırıyordu. Oysa Irak ve Afganistan yenilgileri üzerine bölgeden adım adım çekilen ve Asya-Pasifik merkezli bir strateji belirleyen Washington, Ortadoğu’daki işlerini zaten model ortağına devretmişti!

MISIR CEPHESİ

Suudi Arabistan, Mısır’da İhvan’ın iktidar yapılmasına aslında karşıydı. Zira Riyad, Müslüman Kardeşler 1954’te Mısır’da Nasır’a karşı başarısız suikast düzenlediğinde, 1982’de Suriye’de Hafız Esad’a karşı başarısız bir ayaklanmaya kalkıştığında, bu örgüte kucak açmıştı. Ama son tahlilde Riyad, güçlenen İhvan’ın kendisine tehdit oluşturduğunu hep hesapta tutuyordu.

Ancak ABD’nin oluşturduğu üçlü cephenin diğer iki ayağı, Katar ve Türkiye İhvan’ın Mısır’da iktidar olmasını istiyordu. Sonunda ABD ve cephesi, 2011 devriminden korkan Mısır bürokrasisiyle de uzlaşarak Mursi’yi 2012’de iktidara taşıdı. Katar 8 milyar dolar, Türkiye ise 2 milyar dolar yardımla Mursi’ye yatırım yaptı. Kaldı ki, Erdoğan da zaten 70’lerde İhvan’ın gençlik yapılanması olan Dünya Müslüman Gençlik Birliği’nin üyesiydi.

Ancak geride kalan bir yılın sonunda Mısır halkı, 2006’dan beri sürdürdüğü halk hareketini yeniden yükseltti ve Ordu’yu da yanına çekerek Mursi’yi devirdi!

Suudi Arabistan İhvan devrildiği için sonuçtan memnun oldu, Türkiye ve Katar ise “darbe” diyerek karşı çıktı. ABD ise “kazananın yanında olma zorunluluğu” nedeniyle “çok kaygılıyız” diyerek ara bir yol oluşturdu. Öte yandan Ankara ve Doha, sert söylemlerine rağmen, Washington’un tutumu nedeniyle Mursi sonrası kurulan mevcut yönetimi “yok” sayamadı!

HALK HAREKETİNİN SONUÇLARI

Tüm bu süreçte üç ülkenin içinde neler oldu peki?

Suudi Arabistan: 22 yıl boyunca Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçiliği’ni yapan ve 19 Temmuz 2012’te istihbaratın başına geçirilen Prens Bendar Sultan, bir hafta sonra, 26 Temmuz 2012’de bir suikasta uğradı. Ölüp ölmediği netlik kazanmayan Prens’le ilgili tek gerçek, artık ortalarda olmadığıdır. Prens’in suikastının gerekçesi olarak en çok dillendirilen iddia ise ABD adına Suriye’deki faaliyetleri nedeniyle Tahran-Şam ekseninin hedefi olduğuydu.

Bir diğer iddia ise taht kavgasının da gerekçesi olan Riyad’ın İran politikasıyla ilgiliydi. Prens Bendar ABD’nin İran’a saldırmasını istiyor fakat Prens Türki ise bölgeyi istikrarsızlaştıracak bu operasyona karşı çıkıyordu.

Katar: Katar Emiri El Tani, 26 Haziran 2013’te ani bir kararla görevden çekildi ve koltuğunu oğluna bıraktı! El Tani’nin babası 1971’de bir saray darbesiyle başa geçmiş, kendisi de babasını 1995’de yine bir saray darbesiyle devirmişti.

Türkiye: 27 Mayıs 2013’te başlayan ve 1 Haziran’dan itibaren çok güçlü bir halk hareketine dönüşen eylemler, Erdoğan’ın koltuğunu sarstı. 5 Temmuz’da Mısır’ın Refah kapısından Gazze’ye girerek gövde gösterisi yapmaya ve içerideki konumunu bu görüntüyle güçlendirmeye hazırlanan Erdoğan, Mursi’nin yıkılmasıyla ikinci bir yenildi daha aldı!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
8 Temmuz 2013

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

HİZBULLAH ŞEYTANSA, İSRAİL NE?

İslam dünyasındaki yaygın benzetmeye göre İsrail şeytan, ABD de büyük şeytandır. Ancak AKP Hükümeti, tersine, İsrail’e karşı savaşan Hizbullah’ı şeytan ilan etti! Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Esad’ın firavun, Hizbullah’ın da şeytan olduğunu kaydetti.

Bu durumda başlıktaki sorumuz yerindedir: Hizbullah şeytansa, İsrail ne?

HİZBULLAH: ESAD KAYBEDERSE, FİLİSTİN’İ KAYBEDERİZ

Bekir Bozdağ’ı hem AKP’yi hem de İslam dünyasını karıştıracak bu sözlere sevk eden, hükümetinin Suriye politikasının iflasıdır.

AKP Hükümeti Esad’ı deviremediği için, koordine ettiği Suriyeli terörist gruplar başarı elde edemediği için ve Suriye’de baraj kuran bölge ülkelerini aşamadığı için ayarı kaçırmış durumda.

Yoksa sıradan bir AKP’li bile İsrail’e karşı uzun yıllardır etkili mücadele veren Hizbullah’ı şeytan ilan etmenin nasıl bir siyasi intihar olduğunu görebilir.

Üstelik Hizbullah lideri Seyyid Hasan Nasrallah, neden mevziiye girdiklerini şu somutlukta açıklamışken: “Esad kaybederse, Filistin’i de, Kudüs’ü de kaybederiz.”

ESAD KAYBEDERSE, İSRAİL VE PKK KAZANIR

Mesele bu kadar basittir: Esad kaybederse; Suriye kaybeder, Filistin kaybeder, Lübnan kaybeder, Irak kaybeder, İran kaybeder, Türkiye kaybeder, Ortadoğu kaybeder, İslam dünyası kaybeder.

Esad kaybederse; ABD kazanır, İsrail kazanır, AKP hükümeti kazanır, Öcalan ve Barzani kazanır!

Bu gerçeği gören Hizbullah, o nedenle emperyalizmin Suriye’ye açtığı savaşa artık müdahil olmuştur.

Peki, neden 25 ay sonra? Çünkü ABD İsrail’i Suriye cephesine sürünce, Hizbullah da bu gelişmeye göre konumlanma gereği duymuştur!

AKP’DEN İSRAİL VE RUMLARA İŞBİRLİĞİ TEKLİFİ

Oysa AKP Hükümeti’nin eline yanlıştan dönmek için altın bir fırsat geçmişti. AKP Hükümeti Cenevre-2 sürecini bu yanlış politikasını onarmanın bir aracı olarak değerlendirebilirdi. Üstelik İran kendisine el uzatmışken…

İran’ın Ankara Büyükelçisi Ali Rıza Bigdeli, Suriye’deki çatışmaların sona ermesinin yolunun, Türkiye ile Suriye ilişkilerinin düzeltilmesinden geçtiğini savunuyor ve Ankara ile Şam arasında arabuluculuk yapmayı teklif ediyordu.

Her gün ekranlara çıkarak “Suriye’de kan dökülmesini istemiyoruz” diyen AKP, sözlerinde samimiyse, işte fırsat!

Ancak AKP menzile öyle geri dönülmez şekilde sürülmüş ki, ne İran’ın teklifini düşünme, ne de Cenevre-2 sürecini fırsata dönüştürme iradesine sahip değil. Tersine, bölgede İsrail’e daha da sıkı bağlanacağının işaretlerini veriyor.

Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın, ABD’deki enerji konulu görüşmelerden sonra İsrail ve Kıbrıs Rum Kesimi’ne enerjide işbirliği teklif etmesi, ABD’nin adım adım “AKP-İsrail-PKK-Rum kesimi” cephesini inşa ettiğini gösteriyor.

AKP’NİN ZORUNLU İNTİHARI

AKP Hükümeti ABD’nin Suriye ve İran görevleri gereği İsrail’le, PKK’yle, Barzani’yle Rumlarla ittifak kurmaya mecbur kalıyor ve bunun doğal sonucu olarak da Hizbullah’a ve Filistin’e arkasını dönmüş oluyor.

Bunun nasıl bir siyasi intihar olduğunu çok yakında göreceğiz…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
28 Mayıs 2013

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

SURİYE’YE DÜŞMANLIK CEPHESİ BÖLÜNDÜ

ABD’nin Suriye’yi bölme ve Irak’ın kuzeyini Suriye’nin kuzeyiyle birleştirme projesi Asya cephesinin direnişini aşamadı. ABD’nin liderlik ettiği cephe üç cephede birden bölündü: Suriye’ye düşmanlık cephesi hem ABD içinde, hem Ortadoğu’da, hem de Türkiye’de bölündü. İnceleyelim:

1. ABD’DE BÖLÜNME

ABD, Suriye’ye müdahale edilmesini isteyen kesimle, istemeyen kesim arasında bölünmüş durumda.

Irak ve Afganistan’dan sonra Suriye’de cephe açmanın ülkenin intiharı olduğunu düşünen Obama yönetimi, Suriye sahnesindeki Asya’yla savaşını iki yıldır Türkiye üzerinden yürütüyordu. Ancak buradan da bir sonuç çıkmadı.

Çaresiz Obama yönetimi artık Rusya ile uzlaşı arıyor.

2. ORTADOĞU’DA BÖLÜNME

2.1. ABD, Suriye’ye baskıyı, oluşturduğu Türkiye-Suudi Arabistan-Katar cephesi üzerinden sürdürüyordu. Her üç ülkenin de farklı görevleri vardı. Birinin parası, diğerinin sınırı ve askeri, öbürünün Sünni liderliği vs.

Ancak gelinen süreçte bu cephe içerinde bir yarılma oluştu. Bölemeyenler bölünmeye başladı.

İngiliz Guardian’ın başyazısındaki saptamalar önemli: “Müslüman Kardeşler’in Suriye’de kontrolü ele geçirmesine izin vermeyeceklerini söyleyen S. Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün ile Mısır ve Tunus’taki Müslüman Kardeşler’in hâkimiyetindeki rejimleri destekleyen Türkiye ve Katar arasındaki çatlak büyüyor.”

2.2. Suriye meselesi, Irak’ın kuzeyindeki yapının Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açılması meselesi olduğu için, ABD’nin sahaya sürdüğü diğer önemli aktörler de Kürt örgütleri oldu: PKK, KDP ve İran’la da iyi ilişkileri olan KYB.

Suriye’deki uzantıları Erbil Anlaşması ile aynı çatı altına toplanan bu örgütler, son günlerde sıcak çatışmalara girmeye başladı. Örneğin PKK’nin Suriye kolu olan PYD, Suriye KDP’sinin 75 üyesini tutukladı. Barzani derhal serbest bırakılmalarını istedi ancak PYD bırakmadı. Bunun üzerine Barzani, Irak-Suriye sınırını kapattı.

Bu sorun çözülemezse, PKK’lilerin Türkiye’den Kuzey Irak’a, oradan da Suriye’ye savaşa gidecek olmaları olumsuz etkilenecektir.

Öte yandan KYB’nin 214 PKK’linin kendilerine katıldığını açıklaması, Kürt örgütleri arasında ciddi bir mücadelenin başladığına işaret ediyor.

3.. TÜRKİYE’DE BÖLÜNME

3.1. Türkiye, Suriye’ye düşmanlık yapan AKP ile bu düşmanlığa karşı çıkan İşçi Partisi, CHP ve MHP arasında bölünmüş durumda.

Erdoğan ve Davutoğlu ikilisi, her türlü iktidar olanağına rağmen kamuoyunu Suriye karşıtlığına ikna edemedi. Halkı, İşçi Partisi’nin merkezinde olduğu “Suriye’yle dostluk cephesi” kazandı.

3.2. ABD’nin Türkiye’deki temsilcileri olan AKP ile Cemaat de, ABD’deki bölünmeye paralel olarak ayrışıyor. Hem Suriye konusu, hem de “çözüm süreci” konusu AKP ile Cemaat arasındaki çarpışmanın iki önemli sahasıdır.

Fethullah Gülen AKP-PKK ortaklığına karşı çıkıyor ve şu sözleriyle Cemaat’inden sürece mesafe koymasını istiyordu: “Hükümet tam hazırlıklı değil. PKK tek bir yapı olmaktan çıktı, o nedenle alternatif planlar gerekir ki, onu görmüyorum. PKK her an farklı bir tavır gösterebilir.”

Gülen’in bu tutumunun kaynağı, ABD’deki bölünme ve bunun yansıması olarak AKP’nin “Güneydoğu’nun Barzanileştirimesi ve Kuzey Irak’ın Fethullahlaştırılması” yerine yola Öcalan ve PKK ile devam etme kararı almasıdır.

AKP’nin PKK’yle ortaklığının başlıca nedenlerinden biri de Suriye’dir; Suriye’nin kuzeyidir.

AKP ile Cemaat arasındaki çarpışmanın sürüp sürmeyeceği, Erdoğan’ın Washington ziyareti sırasında netleşti. Yalçın Doğan’dan öğrendiğimize göre Fethullah Gülen Erdoğan’ın temsilcilerine şu ağır yanıtı verdi: “28 Şubat’ta askerlere, ‘okulları alın, size vereyim’ demiştim. Şimdi de size ‘dershaneleri alın’ diyorum. ” (Hürriyet, 21 Mayıs 2013).

Bu yanıt, kılıçların kınına konulmayacağını gösteriyor!

ERDOĞAN KUŞATILDI

Sonuç olarak Suriye’ye düşmanlık cephesi kabaca şu şekilde ikiye bölünmüş durumda: “ABD (Neo-Con), İsrail-1, AKP, PKK” bir tarafta, “ABD (Obama), İsrail-2, Cemaat, KDP” diğer tarafta…

Ancak tüm unsurların oynak olduğunu, yer değiştirebileceğini ve kendi içlerinde de bölünmeye gebe olduğunu vurgulamalıyız. Özellikle AKP ve PKK bölünmeye en müsait olan iki yapıdır.

Üstelik Washington’dan eli boş ve çaresiz dönen Erdoğan’ın iki büyük sıkıntısı var:

1. İşçi Partisi merkezli muhalefetin ağır baskısı altında.

2. Köşeye sıkıştırmaya çalıştığı Cemaat’in kendisini kuşatan hamleleriyle boğuşuyor. Erdoğan’ın destekçisi Demirören’le ilgili 25 yıllık bir haberin gündeme getirilmesi, casusluk davasına bürokratlarının adının karıştırılması, Reyhanlı saldırısı üzerinden MİT ve Emniyet’in çarpışması gibi olaylar, Erdoğan’ı sıkıştırıyor.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Mayıs 2013

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com'da ücretsiz olarak kendi web sitenizi oluşturun.Kendi web sitenizi oluşturun
Ücretsiz başlayın