Archive for category Aydınlık Gazetesi Yazıları
TUNCAY GÜNEY: DÜĞMEYE ABD BASTI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 21/03/2012
Kemal Kaplan’ın Tuncay Güney’le geçirdiği 240 günü anlattığı kitabından, bugün de Ergenekon operasyonunun aslında ne olduğunu ortaya koyan bir bölümü aktaracağız.
Tuncak Güney, Emniyet’te verdiği ifadenin, aslında Ergenekon tertibinin önemli bir parçası olduğunu Kaplan’a söylemiş bulunuyor.
“KIÇIMI BAŞIMI OYNATMAZSAM…”
Kemal Kaplan, soruşturmanın ilerleyen aşamalarında, Kanada’da bulunan Tuncay Güney’le Messenger (Bilgisayarda sohbet etmeyi sağlayan bir program) üzerinden konuşmaktadır. 5 Mayıs 2009 tarihli bilgisayar kaydına göre Güney şöyle söyler:
“Benim ifadem olmadan, bu içerideki ne Perinçek, kimse çıkamaz. Adam gibi ifade verirsem, kıçımı başımı oynatmazsam çıkarlar”. (Kemal Kaplan, Köstebek – JİTEM-MİT ve MOSSAD Üçgeninde Tuncay Güney ile 240 gün, Stigma Yayınları, Mayıs 2010)
Kaplan, Messenger’da Daniel kodu kullanan Güney’le 17 Nisan 2010 tarihinde bir görüşme daha yapar. Konu, Ergenekon operasyonunun asıl sahibinin kim olduğudur. Bilgisayar kayıtlarına göre görüşme şöyledir:
“Kemal: Kim yapıyor peki, ABD mi?
“Daniel: Kim olsa iktidarda, operasyon olacaktı.
“Daniel: ABD tek başına değil.
“Kemal: Düğmeye ABD mi bastı?
“Kemal: Kim var ABD’nin yanında?
“Daniel: Bir takım ülkeler de var.
“Daniel: Aslında her şey ortada.”
Gerçekten de aslında her şey ortadaydı. Güney’in ilişkileri başta olmak üzere…
TUNCAY GÜNEY’İN ABD BAĞLANTISI KİM?
Kemal Kaplan’ın Tuncay Güney’le 240 günlük anılarında, bu ilişkiler de görülüyor. Örneğin, bir gece Prive isimli, seçkin eşcinsellerin takıldığı bir gece kulübüne giderler. Tuncay Güney’in masasına üç kişi oturur:
“Üç kişiden birincisi, ABD İstanbul Konsolosluğu’nda, diğeri Ticaret ve Sanayi Bakanlığı’nda görevliydi. Üçüncüsü ise bir diplomattı. Evet yanlış duymadığınız bir diplomat. Hem de bir Ortadoğu ülkesinin İstanbul Konsolosluğu’nda. Oldukça iyi Türkçe konuşuyordu.”
Tuncay Güney’in ABD bağlantısı olan eşcinsel arkadaşı ilerleyen sayfalarda da karşımıza çıkıyor:
“2001 yılındaki ifadesinden sonra, ABD’ye gitmiş olması çok tartışıldı. Fakat Tuncay daha önce de gitmişti. 10 yıllık vizeyi ifade vermeden önce 2000 yılında almıştı. İfade verdikten sonra ikinci kez gitmiş oluyordu. ABD İstanbul Konsolosluğu’nda kendi gibi gay arkadaşı olduğunu zaten biliyordum. Vize alması kolaydı.”
TUNCAY GÜNEY’DEN MİT’E DÜZENLİ RAPOR
Güney’in bir de MİT’ten iki kişiye düzenli rapor verdiği bilgisi yer alıyor kitapta:
“Şadi ve Nurullah isminde Tuncay’ın MİT ajanı olarak tanıttığı iki kişi vardı. Şadi uzun, Nurullah orta boylu, ikisi de yapılı adamlardı.
“Tuncay girip çıktığı yerlerde, duyduğu-öğrendiği bilgileri bu iki kişiye arada bir dosya yapıp verirdi.”
SİLİVRİ, ER GEÇ BOŞALACAK!
Üç gündür Kemal Kaplan’ın Tuncay Güney’le anılarından aktardığımız ilişkiler ilginç, değil mi? 10 yıl önce Sami Demirkıran, 10 yıl sonra Tuncay Güney…
SüperNATO elemanlarının tertiplerde nasıl görev aldığı, Doğu Perinçek ve vatanseverlere nasıl komplolar kurulduğu, çok açık ortada…
Sadece bu gerçekler bile, sizce de, Doğu Perinçek ve diğer vatanseverlerin bir an önce tahliye edilmesini gerektirmez mi?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Mart 2012
ERDOĞAN, TUNCAY GÜNEY’LE GÖRÜŞTÜ MÜ?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 20/03/2012
“Ben Tayyip Erdoğan’la görüştüm, geçen sene. Hem de içinde bulunduğu parti aleyhine bir görüşmeydi. Hiç çıkıp da, basına bir açıklama yaptı mı?”
Bu sözler, dün Doğu Perinçek’in 1998 yılında tutuklanmasında görevlendirilen PKK itirafçısı Sami Demirkıran’la ilişkisini aktardığımız Tuncay Güney’e ait. Konuşma, 1998 yılında, gazeteci Kemal Kaplan ile Tuncay Güney arasında geçiyor. Konu ilginç. Güney elindeki “Mesut Yılmaz – Abdullah Çatlı” fotoğrafının nasıl paraya çevrileceğinin peşinde…
Tuncay Güney, Vakit ve Yeni Şafak gazetelerinde çalıştıktan sonra, kendisiyle birlikte, Strateji dergisini ikinci kez çıkarmak üzere çalışmaya başlayan Kemal Kaplan’dan, fotoğrafları Fazilet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan’a satmasını ister.
ERDOĞAN’LA PARTİSİ ALEYHİNE GÖRÜŞME
Kaplan, her ne kadar yapacağı işin gazetecilik faaliyetiyle bağdaşmayacağını düşünse de Güney’in isteğine boyun eğer:
“Kendimi kanıtlamam için fırsat doğmuştu. Neden kendimi kanıtlamam gerektiğini ise bilmiyordum. Ya mesleğim, ya da Tuncay’la birlikte başlayan, adının ne olduğunu bilmediğim yeni kariyerim arasında karar vermem gerekiyordu. Ancak belki de işler sandığım gibi sarpa sarmazdı. Kimsenin haberi olmadan bunu çözebilirdim. Son düşünce, beni daha çok rahatlatıyordu. Buna tutunarak, Tuncay’a, ‘Olur, Recai Kutan’a bu fotoğrafı götürürüm’ dedim.
“- Harika… Korkuyorsun değil mi?
“- Evet.
“- Çok normal. Fakat korkacak bir şey yok. Öncelikle yasa dışı bir şey değil. İçinde bulunduğumuz dönemin fırsatlarını değerlendiriyoruz sadece.
“Haklı olabilirdi. Belki de haklıydı. Yasa dışı bir şey değildi. Fakat bana son derece yabancı ve ters bir durumdu.
“- Sen önce Recai Kutan’la görüşme fırsatı yakala, sonrası çorap söküşü gibi gelir.
“- Ya, basına deşifre ederse olayı?
“- Sen deli misin bunlar siyasetçi, siyaset için her şeyi yaparlar, kimsenin ruhu duymaz. Ben Tayyip Erdoğan’la görüştüm, geçen sene. Hem de içinde bulunduğu parti aleyhine bir görüşmeydi. Hiç çıkıp da, basına bir açıklama yaptı mı?
“- Hıı.. İlginç, Tayyip Erdoğan’la mı görüştün? Ne görüştün, diye sordum heyecanla. Tuncay hemen kapattı kendini.
“- Sonra anlatırım bunları, şimdi işimize bakalım.
“Artık bununla ilgi hiçbir şey öğrenemezdiniz Tuncay’dan. Bir anlık heyecanla gaflete kapılmış, olayın devamını sormuştum. Adam da bir savunma mekanizması devreye giriyor, hemen kendini kapıyordu. Öldürsen anlatmaz… Ben de meraktan çıldırırım…” (Kemal Kaplan, Köstebek – JİTEM-MİT ve MOSSAD Üçgeninde Tuncay Güney ile 240 gün, Stigma Yayınları, Mayıs 2010)
İLGİNÇ İLİŞKİLER
Sonuç olarak Kemal Kaplan, Recai Kutan’la fotoğraf işini görüşür. Kutan, Kaplan’ı pazarlık için Nevzat Yalçıntaş’a yönlendirir. Yalçıntaş, Güney’in istediği 150 bin doları çok bulur…
Ergenekon soruşturması, 2001’deki Emniyet ifadesine dayandırılan Tuncay Güney, bu konuşmadan kısa bir süre sonra, Tayyip Erdoğan’ın arkadaşı Sarıyer Belediye Başkanı Yusuf Tülün ile de görüşür. Konu, bu kez Erdoğan’ın Yargıtay’da bekleyen cezasıdır…
Yarın Kemal Kaplan’ın anılarına devam edeceğiz. Kaplan’la 2009 yılında yazışan Güney’in itiraflarını, ABD konsolosluğundaki eşcinsel arkadaşını ve MİT bağlantısını inceleyeceğiz.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Mart 2012
TUNCAY GÜNEY – SAMİ DEMİRKIRAN İLİŞKİSİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 19/03/2012
28 Şubat’a toplu taarruz günlerinde ismi yeniden gündeme gelen savcı Nuh Mete Yüksel, geçen hafta emekli oldu.
Yüksel, Merve Kavakçı’yı ABD’deki bir konuşması nedeniyle birkaç kez ifade vermeye çağırmış, gelmeyince de bir gece yarısı evine baskın yapmıştı 1999 yılında. Bu baskın yıllar sonra, Kavakçı’ya “iade-i itibar” kampanyası nedeniyle gündeme getirildi.
Ancak kampanyacılar, Kavakçı’nın ABD vatandaşı olduğu gerçeğini atlayıp, türban mağduriyeti edebiyatına soyundular yine ve Yüksel’in gece yarısı baskınını yerden yere vurdular.
Bugün Nuh Mete Yüksel’i yerden yere vuranların, onun 1998 yılındaki “bir devlet operasyonu”na alkış tuttuklarını da vurgulayalım!
“BİR DEVLET OPERASYONU”
İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, 24 Eylül 1998’de “PKK’ye silah ve para yardımı yapmakla” suçlanarak gözaltına alındı. Savcı Nuh Mete Yüksel’in “delili” Sami Demirkıran isimli PKK itirafçısının, her tarafından sahte olduğu anlaşılan mektubuydu. Perinçek “bir devlet operasyonu” ile gözaltına alınmış, ancak 1991 seçimlerinde TRT’de yapılan Liderler Açık Oturumu’ndaki konuşmasına verilen 14 aylık hapis cezası infaz edilmişti nedense?!
SüperNATO’nun baş hedefi olarak 12 Mart’tan bu yana her on yılda bir hapsedilen Perinçek, 8 Ağustos 1999 yılına kadar 10 ay 10 gün Haymana Cezaevi’nde kalmıştı.
Nuh Mete Yüksel’in sahte mektupla yaptığı bu operasyona basının büyük bölümü gözlerini kapatmış, bugün kendilerini demokrasi şampiyonu ilan edenler ise savcıyı alkışlamıştı!
SÜPERNATO ELEMANLARI
Nuh Mete Yüksel’in 1998’deki “bir devlet operasyonu”nu ile bugünkü Ergenekon tertibi aynı merkezin, yani süperNATO’nun işi.
O gün görevlendirilen Sami Demirkıran ile bugün görevlendirilen Tuncay Güney’in birlikteliği, aynı merkezin elemanları olmaları bile tek başına kanıttır! Nasıl mı?
Ocak 2011’de Odatv’de tanıttığım, Kemal Kaplan’ın Tuncay Güney’le geçirdiği 240 günü anlattığı “Köstebek” isimli kitabından aktaralım:
“Demirkıran enteresan biriydi. İlginç tavırları ve yaşama bakışı vardı. Uzun yıllar PKK’nın dağ kadrosunda yer almıştı. Televizyonlarda da o dönem boy gösteren Demirkıran, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’e kafayı takmıştı. Sebebi neydi? Perinçek’ten ne alıp veremediği vardı? Bilmiyorum.
“Sami bir gün Doğu Perinçek aleyhine hazırladığı mektubu, bize getirdi. Mektup, PKK’nın sözde sorumlularından biri tarafından yazılmış ve Perinçek’in örgüte verdiği destekten dolayı teşekkürü içeriyordu. Altında bir de PKK’nın mührü vardı. Tuncay mektubu okuduktan sonra, ‘Harika, süper yazmışsın’ dedi.
“Demirkıran, ‘Mektubu Ankara’ya götüreceğim. Nuh Mete Yüksel’e vereceğim. Perinçek görsün bakalım’ dedi.
DEMİRKIRAN – NUH METE YÜKSEL İLİŞKİSİ
“Sami’nin anlattığına göre, dönemin Ankara DGM başsavcısı olan Nuh Mete Yüksel’le arası çok iyiydi. Perinçek’in mektup sayesinde tutuklanacağından emindi.
“Tuncay mektubu alıp bir kopya çıkardı. Sami ofisten ayrıldıktan sonra Tuncay’a, neden böyle bir olaya karıştığını, Aydınlık grubuyla aramızın iyi olduğunu, Adnan Akfırat’la sık sık görüşüp hatta onlara haber kaynaklığı bile yaptığımızı hatırlattığımda, bana gülerek şu cevabı verdi. ‘Kemal hocam çok irdeleme…’
“Nuh Mete Yüksel, Sami Demirkıran’ın verdiği mektuba istinaden, Perinçek’i tutuklatmış, 24 Eylül 1998 tarihinde cezaevine giren Doğu Perinçek, on ay cezaevinde yatmıştı”. (Kemal Kaplan, Köstebek – JİTEM-MİT ve MOSSAD Üçgeninde Tuncay Güney ile 240 gün, Stigma Yayınları, Mayıs 2010)
Kitapta başka ilginç bilgiler de var. Örneğin Tuncay Güney’in Tayyip Erdoğan’la görüştüğünü söylemesi… Yarın da o konuya değiniriz.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Mart 2012
ZAMAN, 9 YILDIR NEREDEYDİ?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 18/03/2012
Önceki gün, “Enerji Bakanlığı dokuz yıldır petrol stoku oluşturamadı. Fonda toplanan 400 milyon nerede?” diye sordu bir gazete…
Kutluyoruz. İşte gazetecilik budur, kamunun kaynaklarını savunmaktır, hükümetten kamu için hesap sorabilmektir, diyoruz…
Siz bu satırları okurken, adını vermediğimiz bu gazetenin hangisi olabileceği geçiyordur eminim zihninizden: Aydınlık, Sözcü, Yeniçağ, Cumhuriyet, Yurt? Hangisi? Bilemediniz!
ZAMAN’IN MERAKI
“Enerji Bakanlığı dokuz yıldır petrol stoku oluşturamadı. Fonda toplanan 400 milyon nerede?” diye soran gazetenin ismi Zaman!
Biliyorum, şaşırdınız. Hatta içinizden, “dokuz yıldır petrol stoku oluşturmayan Enerji Bakanlığı’na bugün hesap soran Zaman gazetesi dokuz yıldır neredeydi?” diye soranlar da vardır, eminim. Güzel soru. Biz de soralım ve yanıtını araştıralım:
ERDOĞAN – CEMAAT KAVGASI
İlk elde, hemen “zaten Erdoğan ile cemaat, MİT Olayı nedeniyle savaş halinde. O yüzden cemaat, AKP’nin açıklarına yükleniyor” diye bir değerlendirmede bulunabiliriz haliyle. Nitekim bu gerçeğin bir parçasıdır. Ama biz, gerçeği, tüm boyutlarıyla ortaya çıkarmaya çalışalım bugün.
Kuşkusuz, daha önce de bu köşede belirttiğimiz gibi, MİT olayı, esas olarak Atlantik’in cemaat üzerinden AKP’ye attığı Suriye sopasıydı; Washington’un Suriye’de sahaya sürmeye çalıştığı AKP’ye baskısıydı.
Ancak tarafların geri adım atmaması, kavgayı büyütmesi, derinlerde başka gerekçelerin de, başka çelişmelerin de olduğunu gösteriyor. Örneğin, cemaati yakından izleyen birinin MİT Olayı’ndan çok önce söylediği şu sözleri geliyor aklımıza: “Hükümet, son iki Polis Koleji sınavında da, cemaate soruları vermedi.” Elbette, bu da kavganın büyütülmesinin nedenlerinden biri olabilir.
Gelin biz konuya politik ekonomi çerçevesinden yanıt arayalım ve şu soruyu soralım: Siyasal büyümesine paralel bir ekonomik büyüme sağlayamayan cemaat ne olur?
Bu soruyu burada bırakıp, bazı olguları anımsayalım şimdi: Rant diyince örneğin, cemaatin yakın zamanda, “Kamu İhale Kurumu’nda yolsuzluk” diyerek yine hükümete saldırdığını anımsayalım.
En büyük rant alanı, kuşkusuz enerji alanıdır. Gelin şimdi sizi 30 Mart 2011 gününe götürelim.
BOTAŞ YERİNE ÖZEL SEKTÖR
Enerji Bakanı Taner Yıldız, bir kamu kuruluşu olan BOTAŞ’ın 1986 yılında Rusya ile imzaladığı 6 milyar metreküplük doğalgaz anlaşmasının, 2011’de sona ereceğini açıkladı. Yıldız, arkasından da müjdeyi(!) verdi: “Yeni anlaşmayı BOTAŞ yerine özel sektörün yapmasını istiyoruz.”
O süre doldu, anlaşma imzalandı bildiğiniz gibi… Hatta AKP hükümeti, yani Atlantik’e siyaseten çıpalı olan Erdoğan kabinesi, üstelik bir de Rusya ile Güney Akım anlaşması imzaladı. Erdoğan’ın sağlık nedeniyle katılamadığı Moskova’daki törende, Putin’le anlaşmayı, Enerji Bakanı Taner Yıldız imzaladı.
Biz Güney Akım’ın, ABD’nin Nabucco Projesi’ne alternatif olduğunu söyleyelim, bu imzanın önemini artık siz tayin edin!
CEMAATE PAY VERİLMEDİ
Bitmedi. Bildiğiniz gibi Washington, İran’ı köşeye sıkıştırmak için geçen aylarda İran’dan petrol ve doğal gaz alan tüm ülkelere, alımları durdurmaları için baskı uyguladı. Peki, Türkiye ne yaptı?
Anımsayalım: Enerji Bakanı Taner Yıldız, defalarca, “yaptırım bizi bağlamaz”, “İran’a doğal gaz ambargosu olmamalı”, “İran’dan petrol almaya devam ediyoruz” şeklinde açıklamalar yaptı.
Ve son olarak AKP’yi içinden bilen bir ismin bize söylediklerini aktaralım: “Erdoğan ve çevresi, başta enerji olmak üzere büyük kalemlerde, cemaate neredeyse hiç pay vermedi!”
ZAMAN’IN SORUSU
Şimdi gelin Zaman Gazetesi’nin, “Enerji Bakanlığı dokuz yıldır petrol stoku oluşturamadı. Fonda toplanan 400 milyon nerede?” diye neden şimdi sorduğunu, yeniden düşünelim!
NOT: Bugün 12:00 – 18:00 saatleri arasında Bursa TÜYAP Kitap Fuarı’nda, okurlarla buluşacağız…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Mart 2012
TARAF’IN HABERCİLİĞİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 17/03/2012
Zaman yazarı İhsan Dağı, cemaatin çıkarları gereği haklı olarak soruyor: “Stratfor bu kavgaya değer mi?” (Zaman, 13 Mart 2012)
İhsan Dağı, MİT olayıyla AKP ve cemaatin; Stratfor belgeleri nedeniyle de ikisinin bu kez Taraf’la karşı karşıya geldiğine dikkat çekiyor.
Ve İhsan Dağı on yıllık bu “büyük koalisyon”un, “iş bitmeden” dağılma sinyalleri verdiğini saptayarak, tüm aktörleri uyarıyor!
AMERİKAN İŞİ
Hangi iş, dediğinizi duyar gibiyim…
Ortada İhsan Dağı’nın iddia ettiği gibi “kendiliğinden gelişen informal ve fiili bir koalisyon” yok elbette.
Dağı’nın “büyük koalisyon” dediği bu birleşme, ancak ortak bir görev olarak verilmiş ortak bir “iş” varsa eğer, gerçekleşirdi.
TARAF’IN BALONLARI
İhsan Dağı, “Bilgi Destek Planı ve Faaliyet Çizelgesi”, “İrticayla Mücadele Eylem Planı”, “Balyoz Operasyonu”, “Aktütün Görüntüleri”, “İnternet Andıcı”, “Pimi Çekilip Askere Verilen Bomba” gibi CIA imalatı haberleri, Taraf’ın gazetecilik başarıları olarak listelemiş ve soruyor: Tüm bu başarılı haberlerden sonra gazetecilik değeri olmayan Stratfor belgelerini yayınlamaya değer mi bu kavga?
Taraf’ın belgeleri hangi amaçla yayımladığını, kuşkusuz en iyi, Wikileaks belgelerini nasıl tahrif ettiklerini orijinalleriyle karşılaştırarak saptayan Aydınlık bilir!
Dolayısıyla Taraf’ın Stratfor belgelerini sırf gazetecilik olsun diye değil, AKP’ye Atlantik’ten atılan Suriye sopası olarak saptayabiliriz haliyle…
Taraf’ın haberciliğinin ne olduğu şu birkaç örnekten bile anlaşılır aslında:
TARAF’IN YALANLARI
Örneğin Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopterini NTV’nin düşürdüğünü iddia etmişlerdi. Güya Mirgün Cabas, telefon sinyalleriyle başarmıştı bu işi. Telefonların ne zaman edildiğinin saptanmasından sonra bile utanmadılar hiç!
Örneğin İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Taraf’ın yalanları nedeniyle birkaç kez tazminat kazandı. Önder Aytaç, 14 Aralık 2009 tarihli “Kürt Ergenekon ve Derin Öcalan” başlıklı yazısı nedeniyle Perinçek’e 5 bin lira tazminat ödemeye mahkûm edildi.
Yine Taraf gazetesi 6 Şubat 2010 tarihli “emirleri Perinçek veriyor” başlıklı yalan haberi nedeniyle, 5 bin lira tazminatla cezalandırıldı!
Yine Taraf yazarı Roni Marguiles 3 Nisan 2010 günü Perinçek’e karşı kullandığı ifadeler nedeniyle 5 bin lira tazminata mahkûm edildi.
2 BİN 760 YALAN
Bu tip operasyonel yalanlar dışında, göz önündeki olaylarda bile nasıl rahatça yalan söylediklerine en önemli örnek, 25 Kasım 2011’de Genelkurmay Başkanı Org. Işık Koşaner’in Silivri’ye dava izlemeye gittiğini yazmaları oldu.
Taraf, ertesi günü “ajanstan gelen haberi yanlış anladık” diye kıvırmıştı anımsarsınız…
Unutmadan, bir de TGB’nin Emre Uslu’yu işlettiği Taraf’ın “büyük bombası” var, hani şu ellerinde patlayan!
Uzatmayalım. Google arama motoruna “Taraf’ın yalanı” yazdığınızda, karşınıza çıkan tam 2 bin 760 sonuç, ne anlatmak istediğimizi somut olarak ortaya koyuyor zaten!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Mart 2012
KOD ADI: AKİL ADAM
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 16/03/2012
Yeni CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Oslo sürecinin devam ettiğini, görüşmelerin ve pazarlıkların sürdüğünü açıkladı. (HaberTürk, Köşke bizim adayımız seçilir, 11 Mart 2012)
Kılıçdaroğlu’nun sürecin ilerletilmesine bir itirazı yok. Ancak pazarlıklarda kimin rol alacağına ilişkin başka bir önerisi var. Kılıçdaroğlu, PKK ile MİT yerine akil adamların görüşmesini istiyor.
Aslında Kılıçdaroğlu’nun bu önerisi yeni değil. Kılıçdaroğlu, Haziran 2011’de Fatih Altaylı’nın “Öcalan’la da görüşülebilir mi?” sorusuna şu yanıtı vermişti: “Sorunun çözümü Öcalan ile görüşmekse, gitsin görüşsün bu akil adamlar.”
Peki, nereden çıktı ve kimdir bu akil adamlar?
ÖCALAN ÖNERDİ, KILIÇDAROĞLUSAHİP ÇIKTI
Önerinin asıl sahibi Abdullah Öcalan.
Kemal Kılıçdaroğlu ise Öcalan’ın önerdiği akil adamların, Öcalan’la görüşmesini istiyor!
Öcalan Aralık 2007 ve Ocak 2008’de, avukatlarıyla yaptığı görüşmelerde ortaya atmıştı bu akil adamlar önerisini: “Akil adamlar komisyonu kurulmalıdır. Bu akil adamların kimlerden oluşacağı çok önemli. Ben sadece biz seçelim, bizim seçtiğimiz insanlardan oluşsun demiyorum. Devletin de seçeceği kişilerden oluşan bir komisyon olur. Örneğin İlter Türkmen olabilir. Demokratik ilkeler çerçevesinde silahlar bırakılabilir. Bu komisyonun belirleyeceği esaslar çerçevesinde gerekli adımlar atılır. Bu komisyona Aahtisari gibi, ki özellikle onu öneriyorum, insanlar bulunmalı. Bunlar gelip benimle de görüşürler.”
Öcalan’ın önerdiği kişilerden Finlandiya eski Başbakanı Martti Aahtisari’nin daha sonra Türkiye’ye geldiğini ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den başlayarak iktidar ve muhalefet liderleriyle görüştüğünü anımsatalım.
ÖCALAN’IN AKİL ADAMLARI
Öcalan’ın ardından PKK’nin iki numarası Murat Karayılan da “akil adamlar” meselesini AKP’nin önüne getirdi. Karayılan, Kürt Açılımı’nın aktörlerine Hasan Cemal üzerinden içinde “akil adamalar komisyonunun” kurulmasının da yer aldığı dört şart öne sürdü. Kandil, AKP’ye isim de önerdi: İlter Türkmen!
Sonraki süreçte Ahmet Türk ve Selahattin Demirtaş tarafından öneri daha da somutlaştırıldı ve kamuoyuna sunuldu. Bu esnada Aahtisari ve İlter Türkmen dışında “akil adamlar komisyonu” için ismi konuşulan kişiler arasında Hasan Cemal, Cengiz Çandar ve Sezgin Tanrıkulu da vardı…
TR705 KODLU SEZGİN TANRIKULU
12 Eylül döneminin Dışişleri Bakanı olan eski büyükelçi İlter Türkmen’in isminin “akil adamlar komisyonu”nda geçmesi anlamlı. Zira Türkmen, Dışişleri Bakanlığı’nın en Atlantikçi büyükelçisi diye bilinir. Türkmen’in kimliği nedeniyle bir heyetimizin Moskova ziyaretinde başına gelenler, Dışişleri’nin belleğindedir!
Üstelik İlter Türkmen’in babası Behçet Türkmen de, 1953 – 1957 yılları arasında Milli Amale Hizmetleri Reisliği yapmış ve MİT – CIA ilişkisinin temellerini atmıştı.
Bir diğer “akil adam” Sezgin Tanrıkulu ise her ne kadar 12 Eylül referandumu sırasında açıkça CHP’nin karşısında olmuşsa da, Kemal Kılıçdaroğlu tarafından Yeni CHP’de görevlendirilmiş ve hem milletvekili hem de CHP Genel Başkan Yardımcısı katına çıkartılmıştı.
İsmi o dönemde “akil adam” adayları arasında geçen Sezgin Tanrıkulu bugünlerde yeniden gündemde. Wikileaks’in yayımladığı belgelere göre, meğer Sezgin Tanrıkulu, “gölge CIA” olan Stratfor’un TR705 kodlu kaynağıymış!
YENİ TÜRKİYE’NİN AKTÖRLERİ
ABD “Yeni Türkiye” planı yapıyor. AKP o plana göre PKK ile masaya oturuyor. Öcalan, hakem olarak “akil adamlar” öneriyor. Kılıçdaroğlu o akil adamların bazılarını CHP’ye monte ediyor. Sonra hep birlikte “akil adamları” masaya çağırıyorlar!
Bir yandan da “uzlaşma komisyonlarında” buluşup, “yeni Türkiye”ye, “yeni Anayasa” yapmaya çalışıyorlar!
Kimi dostlar ise hâlâ Cumhuriyet’in korunabileceğini ve CHP’nin kurtarılabileceğini umut ediyorlar. Cumhuriyet, ne kadar yeniden kurulmak zorundaysa, CHP’liler de o kadar “Kılıçdaroğlu’nu kazanmak” yerine, 6 ok programı hangi partideyse, orayı büyütmek zorundadırlar!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Mart 2012
KISSINGER İLE ÇİN ÜZERİNE
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 15/03/2012
Hem ABD – Çin ilişkilerinin 40. yılı, hem de ABD’nin yeni stratejisiyle Pasifik’i merkeze alması, Henry Kissinger’in “Çin üzerine” isimli son kitabını daha da önemli hale getirdi.
İlk baskısı geçen yıl yapılan ancak esas olarak Barrack Obama’nın ABD stratejisini açıklamasıyla gündeme gelen ve yeniden karton kapakla basılan bu kitap, Kissinger’in “yüzyılın düellosuna” yönelik analizlerini içeriyor.
YÜZYILIN DÜELLOSU
Kissinger’ın aktardığına göre Çin stratejik düşünüşü, ABD ile ilişkiyi bir maratona ve yüzyılın düellosuna benzetiyor. Ve Çin stratejik düşünüşüne göre, bu düello, taraflardan sadece birinin kazandığı bir yarış olacak. Haliyle taraflardan birinin mutlak başarısı, diğerinin başarısızlığı olacak.
İşte Kissinger, “Çin üzerine” isimli bu son kitabıyla, “ABD ve Çin’in yüzyılın düellosuna girmesiyle, iki tarafın da kaybedeceğini” ortaya koymaya çalışıyor ve “iki ülkenin ilişkisi asla sıfır-toplamlı bir oyun olmamalıdır.” diyor.
Kissinger, “önemli olan, bizim ve Çin’in büyük küresel güçler olma yolunda ilerliyor olmamız. Bunu evrilen ortaklar olarak mı yapacağız, yoksa sürekli birbiriyle çekişen iki ülke olarak mı? Çekişme iki taraf için de talihsiz olacak.” diyor.
PASİFİK BİRLİĞİ
Peki, ABD ve Çin, yüzyıllık düelloya nasıl engel olacak?
Kissinger, bunun için iki tarafın liderlik ettiği ve bölge ülkelerinin de içinde yer aldığı bir “Pasifik Birliği” kurulmasını öneriyor.
Kisisnger’a göre Pasifik ülkeleri bu birlik sayesinde, Washington ile Pekin arasında bir taraf tutmaya zorlanmamış olacak ve bu ülkeler aynı zamanda ABD tarafından terk edilmek durumunda kalmayacak!
KÜSTAHLIKTAN ÜRKEK ŞANTAJCILIĞA
Kissinger, eski bir Ulusal Güvenlik Danışmanı ya da Dışişleri Bakanı olmaktan çok daha fazla bir yere sahiptir Amerikan yayılmacılığında… O, Brzezinski’yle birlikte, modern emperyalizmin teorisyeni ve stratejik uygulayıcısıdır.
Bu bakından Kissinger’ın “Çin üzerine” isimli kitabı, her şeyden öte, şu gerçeğe işaret etmektedir: Eskiden, “bana meydan okuyan, kaybeder” küstahlığına sahip olan Amerikan dış politika yapıcılarının tavrının, bu kitapla, “bana meydan okursan, birlikte kaybederiz” ürkek şantajcılığına gerilediği itiraf edilmektedir aslında…
EŞİTLİKÇİ YENİ DÜNYA
Henry Kissinger’in “Çin üzerine” isimli kitabını, Zbigniew Brzezinski’nin “stratejik vizyon” isimli kitabıyla birlikte okumak gerekir.
Brzezinski, “Amerika’nın ardından” başlıklı son makalesinde, ABD’nin beklenenden önce inişe geçtiğini belirterek, Çin’in bu nedenle dünya liderliğini almaya hazırlıksız yakalandığını savunmuştu.
Kissinger da, ABD’nin dünya liderliğini sürdüremeyeceğini saptayarak, Çin’le işbirliği içeren bir modelle çöküşün engellenebileceğini, daha doğrusu geciktirebileceğini savunmuş oluyor.
“Yüzyılın düellosu” sadece ABD ile Çin’in mücadelesi değil, aynı zamanda kapitalist emperyalizm ile sosyalizmin de mücadelesi anlamına geliyor.
Bu nedenle, Amerikan dış politikasının bu en önemli iki mimarının saptadığı gerçeklikler, hiç arzulamasalar da, eşitlikçi bir dünyanın kurulmaya başladığını da ortaya koymaktadır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
15 Mart 2012
ANGA, SONER VE BARIŞ’A DA ARKADAŞ OLACAK MI?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 14/03/2012
Ahmet Şık ve Nedim Şener’in tahliyelerini “tüm” meslektaşları gibi sevinçle karşıladık. Aydınlık okuru olarak haliyle daha ilk cümleye takıldınız, biliyorum… Sait Çakır ve Coşkun Musluk’un ismini niye es geçtiğimi sorguladınız… Haklısınız.
Ancak ben değil “Ahmet ve Nedim’in gazeteci arkadaşları” yani ANGA es geçti! Önceki akşam dört değil, iki tahliye ve sadece kendi tahliyeleri var gibi davrandılar.
Kuşkusuz içlerinde Ahmet Hakan gibi, Ece Temelkuran gibi, Ahmet ve Nedim’den sonra sıranın diğerlerine de gelmesini isteyenler ve bunu dile getirenler vardı. Lafımız, bu duyarlılığı göstermeyenlere…
ANGA’YI ASIL YARIN GÖRECEĞİZ
“Ahmet ve Nedim’in gazeteci arkadaşları”, takdir edelim ki, çok uğraştılar, konuyu hep kamuoyunun gündeminde tuttular. Ergenekon’dan tutuklanan diğer bazı meslek gruplarının gösterdiği dayanışmaya fark attılar. Örneğin askerlerin askerlere desteğine göre çok daha başarılı oldular. Elbette gazeteci olmalarının da avantajlarını kullandılar.
Ancak, bize göre “Ahmet ve Nedim’in gazeteci arkadaşları”nın asıl sorumluluğu şimdi başlıyor.
Bakalım “Ahmet ve Nedim’in gazeteci arkadaşları”, Hikmet ve Deniz’in, ya da Soner ve Barış’ın, hiç değilse Mustafa ve Tuncay’ın arkadaşları da olabilecekler mi?
AKP’NİN RAHATSIZLIĞI
Umarız olurlar. Ancak ilk görüntüler olmayacaklarına işaret ediyor.
Ahmet ve Nedim’in tahliyesini “zaten suçsuzlardı” diye alkışlayan gazeteci arkadaşları, biraz da “geride kalanların asıl suçlu olduğunu” söylemeye getiriyorlar…
Ahmet ve Nedim’in tahliyesini “Türkiye uçurumdan döndü” diye yorumlayanlar, biraz da içeride kalanların Türkiye’yi ilgilendirmediğini dile getirmiş oluyorlar!
Ahmet ve Nedim’in tahliyesini “doğruda direnenler kazandı” diye yorumlayanlar, biraz da içeride kalanların yanlışta direndiğini dile getirmiş oluyorlar!
Ancak bu kirli dokundurmaları yaparken, mecburen, Ahmet ve Nedim’in tutuklu olmasından AKP’nin de rahatsız olduğunu belirtip, asıl gerçeği ortaya koyuyorlar!
AKP – CEMAAT ÇATIŞMASININ YANSIMALARI
“Ahmet ve Nedim’in gazeteci arkadaşları” kadar, Ahmet ve Nedim’in avukatları da şaşkınlar. Haklı olarak “bir önceki duruşmaya göre hukuken ne değişti ki, dün değil de bugün tahliye edildiler” diye soruyorlar…
Nedim Şener’in önceki duruşmalarda sık sık “Gülen cemaati ile bir sorununun olmadığını” söylemesine ek olarak, son duruşmada üye hâkimin “Gülen hakkında kitap yazıp yazmadığı sorusuna” verdiği şu yanıt anlamlı elbette: “Ben Gülen cemaati uzmanı değilim. Kitabımda bu kişiler hakkında ‘tarikat’ adını bile kullanmam. Kendime nasıl ‘terör örgütü üyesi’ denmesinden rahatsızlık duyuyorsam, cemaat diye de yazmam.”
Ancak Nedim Şener’in tersine, Ahmet Şık’ın tahliyeden sonraki ilk sözleri hedefe yönelikti: “Bu komployu kuran, yürüten polisler, savcı ve hâkimler bu cezaevine girecek, burada ben ant içiyorum hepinizin önünde. Onlar buraya girdiğinde bu ülkeye adalet gelecek. O cemaat bağlantılı, çete bağlantılı adamlar buraya girecek.”
Gerçi Ahmet Şık’ın AKP’yi, sadece “bu çeteye cevaz verdiği için, sesini çıkarmadığı için” sorumlu ilan etmesi anlamlı bir eksiklikti, altını çizelim!
ANGA, DAVAYI İZLEYECEK Mİ?
Evet, önceki gün, Odatv davasının sanıklarından, arkadaşları olan Ahmet Şık ve Nedim Şener ile Sait Çakır ve Coşkun Musluk tahliye oldu. Geride kalanlar için duruşma, 3 ay sonraya, 18 Haziran gününe ertelendi.
Bakalım, 18 Haziran günü, o duruşmayı “Ahmet ve Nedim’in gazeteci arkadaşları” da izleyecek mi?
GAZETELER İŞ VERECEK Mİ?
Unutmadan…
Hâkim Ahmet ve Nedim’i tahliye ederken “sakın kanal kanal gezmeyin” uyarısı yaptı. Bakalım Hâkim’in uyarısına Ahmet ve Nedim mi, yoksa o kanallar mı uyacak?
Ve bakalım eski gazeteleri ve kanalları Ahmet ve Nedim’e çalışmaları için kucak açacak mı?
Gazetemizin Genel Yayın Yönetmeni Serhan Bolluk’la konuştum dün. İşsiz kalırlarsa şayet, Ahmet ve Nedim kardeşimize kapımız sonuna kadar açıktır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
14 Mart 2012
SURİYELİ KÜRTLER NE DÜŞÜNÜYOR? – 2
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 13/03/2012
Dün, Suriyeli üç partinin ülkelerindeki gelişmeleri ve özellikle Türkiye’nin tutumunu nasıl değerlendirdiğini aktarmıştık. Bugün diğer partilerle devam edeceğiz.
MUHAMMED, SURİYE’DE ÖZEKLİK İSTİYOR
Suriye Kürt Demokratik Birlik Partisi Kuzey Irak temsilcisi Mahmut Ali Muhammed “Suriye’de Kürtler için özerklik” istiyor.
“Suriye’nin içinde kalarak demokratik, laik, âdemi merkeziyetçi bir siyasi yapı” istediklerini belirten Muhammed, “Her bir ülkedeki Kürtler, yaşadıkları sorunları bu ülkelerin sınırları içinde çözmelidir. Biz de sorunlarımızı Suriye’nin içinde çözmeyi istiyoruz” diyor.
GEDDO: TÜRKİYE GEL GİTLER İÇİNDE
Suriye Kürt Sol Partisi Kuzey Irak temsilcisi Şelal Geddo Suriye’nin “demokratik, federal, laik ve parlamenter bir devlet olmasını” istediklerini belirtiyor.
Geddo, Esad’ın Kürtleri karşısına almamak için Kürt bölgelerindeki ayaklanmalara tank göndermediğini, şimdilik silahla karşılık vermediğini savunuyor.
Geddo, Türkiye’nin tutumunda ise gel gitler olduğunu belirtiyor ve AKP hükümetinin Suriye konusundaki sert sözlerinin “içeriye yönelik bir yatıştırma politikası” olduğunu düşünüyor.
ALİ: KÜRTSÜZ REJİM DEĞİŞMEZ
Suriye Kürt Demokrat İlerici Partisi Kuzey Irak temsilcisi Şemdin Ali “Kürtlerin kendi bölgelerinde, kendilerini yönetmelerini istiyoruz” diyor ancak ekliyor: “Bu Irak’taki gibi bir federal sistem çerçevesinde değil, Suriye’ye özgün ademi merkeziyetçi bir siyasi sistem çerçevesinde olmalıdır.”
Şemdin Ali, “Kürtler olmaksızın Suriye’de bir değişim gerçekleştirilemeyeceğini” belirtiyor ve Arapları eleştiriyor: “Beşar Esad hiçbir zaman uzlaşmayacağız. Fakat tüm muhalefet partileri bir araya gelir ve Esad ile görüşürse, o zaman biz de bu görüşmeye dâhil oluruz. Sürekli olarak toplantılar yaptık ama şu ana kadar Araplar Kürtlerin haklarını kabul etmemişlerdir.”
AKP, KÜRTLERİ BİRLEŞTİRİYOR!
Dünden beri görüşlerini aktardığımız Suriye’deki Kürt partilerinin tamamı, Suriye’de âdemi merkeziyetçi bir yapı içinde özerklik talep ediyorlar.
Ancak bu partilerin çoğunun, Barzani’nin partisinin Suriye kolu olduğunu ve birbirlerinden bölünmelerle çoğaldığını belirtmeliyiz. Üstelik tüm bu Barzanici partilerin toplamının, PKK’ye yakın PYD’nin etkisine ulaşamadığını da söylemeliyiz.
İşte AKP de, bu nedenle Suriye’deki Kürtleri Esad karşıtı muhalefete katmak için Barzani üzerinden bir operasyona yöneldi ve Kürtleri bir konsey içinde birleştirmeye çalıştı.
Dışişleri Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu’nun Kürt konferansından hemen önce Erbil’e gitmesi ve Kamu Güvenliği ve Düzeni Müsteşarı Murat Özçelik’in bu süreçte Erbil’de bulunması, AKP’nin konferansa katkısının işaretleridir.
Kuzey Irak Bölgesel Yönetiminin Washington temsilcisi Kubat Talabani’nin sözleri de AKP’nin rolünü teyit ediyor: “Türkiye ile Suriye’yi konuşuyoruz. Türkiye, Esad rejimine karşı Suriye muhalefetini canlandırmaya çalışıyor. Muhaliflerin başarısı için Kürtlerin katılımının kritik önemde olduğunu biliyorlar. Fakat Suriye Kürtleri üzerinde çok az ya da hiç etkileri olmadığını biliyorlar. Irak Kürdistanı liderlerinin çok daha iyi erişimleri var. Düzenli olarak Suriyeli Kürtler ile konuşuyoruz.”
AKP’nin sırf Esad’a karşı muhalefeti canlandırmak için Suriye’nin Kürtlerini birleştirmeye soyunmasını, tarih en hafifinden “Türkiye’nin kendi ayağına kurşun sıkması” olarak saptayacaktır ileride…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
13 Mart 2012
SURİYELİ KÜRTLER NE DÜŞÜNÜYOR? – 1
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 12/03/2012
AKP ile PKK’nin Suriye tartışmasını dün incelemiştik. Erdoğan’ın danışmanı Yalçın Akdoğan, PKK’yi Esad’ın kontrgerillası diyerek suçlarken, Murat Karayılan da AKP’nin “barajlama hareketi” yaptığını belirtiyordu.
Peki, Suriye’deki Kürt partiler, bu ülkedeki gelişmeler hakkında ne düşünüyor?
Ortadoğu Analiz dergisinin bu ayki sayısında Kürt liderlerle yapılmış röportajlar var. O röportaja dayanarak bu soruya yanıt arayacağız.
Derginin bu röportajları Erbil’deki Suriye Kürt Ulusal Konseyi konferansı sürecinde yaptığını belirtelim öncelikle. Suriye’deki Kürt bölgesi Kamışlı’da 26 Ekim 2011’de kurulan Suriye Kürt Ulusal Konseyi, 11 Kürt partisinden oluşan 256 üyeli bir yapı.
Esad rejimine karşı oluşturulan bu yapıya rağmen, Suriye’deki Kürtlerin Batı’nın istediği oranda ayaklanmaması üzerine, devreye Mesut Barzani sokulmuş ve Erbil’de bu hareketin önüne “özerklik” havucu konulmuştu.
ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton Tunus’ta Suriye Ulusal Konseyi Başkanı Burhan Galyun ve Suriye Kürt Ulusal Konseyi Başkanı Abdülhekim Beşar ile görüşmüş ve “birlikte mücadele zemini” aramıştı. Nitekim Galyun, 24 Şubat’ta, Tunus’taki sözde “Suriye’nin dostları” zirvesi sırasında “Kürtlere özerklik” vaat etmişti.
BEŞAR: ÂDEMİ MERKEZİYETÇİ SURİYE
Suriye’de kurulan ilk Kürt partisi olan “Suriye Kürt Demokrat Partisi” Genel Sekreteri Albülhekim Beşar “Suriye’nin âdemi merkeziyetçi bir sisteme sahip olmasını” istiyor.
Suriye Kürt Ulusal Konseyi’nin dönem başkanı da olan Abdülkerim Beşar, Kürt devleti kurmak niyetlerinin ise olmadığını söylüyor: “Ayrıca coğrafya açısından da bakıldığında bu pek mümkün değildir. Çünkü şu anda Suriye’de Kürtlerin yaşadığı yerler üç parçaya bölünmüş durumdadır. Hepsinden de önemlisi, bölgede yeni bir Kürt devletinin kurulması siyasi haritanın değişmesi anlamına gelecektir.”
Suriye Kürt Demokrat Partisi, Türkiye’nin Suriye’deki rolünü ise ağırdan almaya başladığını savunuyor: “Başlangıçta, Suriye halkında Türkiye’nin üstleneceği rol konusunda sıcak bir bakış vardı. Ancak bu beklenti gerçekleşmedi.”
YUSUF: ANAYASA’DA KÜRT KİMLİĞİ TANINSIN
Suriye Kürtlerinin en büyük ikinci partisi olan ve kısaca Yekiti diye bilenen Kürt Birlik Partisi Politbüro üyesi Abdulbaki Yusuf, “Anayasa’da Kürt kimliğinin tanınmasını” istiyor.
Ancak Yusuf, Suriye’yi bölmek gibi bir niyetlerinin olmadığını söylüyor: “Kürtlerin Suriye’yi bölmek istediği korkusu yaratılmak için uğraşılmıştır. Bu nedenle halkın içinde de bize karşı olan düşünceler yeşertildi.”
Yekiti lideri Abdulbaki Yusuf, Türkiye’nin pozisyonunu ise şöyle değerlendiriyor: “Türkiye Suriye’deki meseleyi kendi iç meselesi gibi gördüğünü, halkın öldürülmesine izin vermeyeceğini söylemişti. Ama birkaç gün önce çok sayıda Suriyelinin öldürülmesine rağmen, güçlü bir tepki gelmedi. Bu nedenle Türkiye’nin etkisinin azaldığı söylenebilir.”
RESUL’ÜN UÇUŞA YASAK BÖLGE TALEBİ
Suriye Kürt Demokrat Partisi’nden ayrılan, Kürt Demokrat Partisi El Parti’nin Kuzey Irak temsilcisi Behçet Beşir Resul ise Suriye’de “uçuşa yasak bölge” ilan edilmesini ancak “bu bölgeye askeri güç getirilmemesini” istiyor.
Resul, Nasreddin İbrahim’in liderliğini yaptığı partilerinin Suriye’deki gelişmelere dair tutumunu şu sözlerle özetliyor: “Biz, komşu ülkeler ve diğer ülkelerden ayaklananlar için bir koruma istiyoruz fakat iç işlerine müdahaleye karşıyız. Çünkü eğer bir askeri müdahale olursa, kurunun yanında yaş da yanacaktır.”
NOT: Yarın Suriye’deki diğer Kürt partilerinin gelişmelere nasıl baktığını aktarmayı sürdüreceğiz.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Mart 2012