Archive for category Aydınlık Gazetesi Yazıları
PKK KİMİN KARTI?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 11/03/2012
Başbakan Erdoğan’ın medyadaki sözcüsü olan Yalçın Akdoğan, 6 Mart’ta Star’daki köşesinde “yeni denklem, yeni ittifaklar” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Akdoğan yazısında PKK’nin, Suriyeli Kürtleri Erbil’de toplayan Barzani’ye tepki gösterdiğini, Esad’ın da PKK’ye, diğer Kürt grupları baskı altına alma görevi verdiğini ileri sürdü.
AKP Milletvekili Yalçn Akdoğan, Barzani ile PKK’nin, sıraladığı şu nedenlerle gittikçe karşı karşıya geleceğini söylüyordu: 1. ABD Irak’tan çekildiği için, Kürt Bölgesel Yönetimi’nin konumunu koruyabilmeyi artık Türkiye’ye bağlı. 2. Barzani, Suriye – İran konularında ve Irak’taki güç çarpışmalarında Türkiye’den yana. 3. Türkiye’ye yönelik PKK tehdidini Barzani’nin göğüsleyebilmesi artık zor. 4. PKK’nin Suriye ve Kuzey Irak’ta hamle yapması, Barzani’nin nüfuzuna gölge düşürüyor.
KARAYILAN: AKP ‘BARAJLAMA’ YAPIYOR
Yalçın Akdoğan’ın tezlerine PKK’den hemen yanıt geldi. Akdoğan, Karayılan’ın açıklamalarını 9 Mart tarihli yazısında, “Kandil’in Suriye hesapları” bağlığıyla değerlendirdi.
Karayılan “Suriye’de böyle bir ittifaka girmediklerini, bu iddianın Suriye’nin muhtemel desteğini kesmek için ‘barajlama hareketi’ olduğunu, Esad yönetiminin doğrudan Kürtlere karşı bir yönelim içinde olmadığından istemeden bu görüntünün oluştuğunu, Suriye’de PKK’nin değil, destek verdikleri PYD’nin faaliyet gösterdiğini” söylüyor.
Başbakan’ın danışmanı Akdoğan, Karayılan’ın mesajını üç endişeye dayandırıyor: 1. PKK, ‘Suriye kontrgerillası gibi çalıştığı’ söyleminin Türkiye Kürtleri üzerinde olumsuz etki yapacağını düşünüyor. 2. PKK, Suriye Kürtleri üzerinde verilen inisiyatif mücadelesinin, Barzani’yi kendisine karşı farklı bir tutuma iteceğinden kaygı duyuyor. 3. PKK, Esad rejimine koltuk değneği olmakla, ABD’nin hışmına uğrayabileceğinden endişe ediyor.
PKK’DE “İSRAİLCİ – İRANCI KANAT LAR” İDDİASI
Akdoğan bu kadar mantık hatası ve birbiriyle çelişen iddia içeren tezine açıklık getirebilmek için, haliyle yazısının sonuna yeni bir iddia ekliyor: “Örgütün bir kanadı İsrail’in yaklaşımına uygun olarak İran’a karşı zaman zaman mücadele veriyor, diğer kanadı İran’ın da yıkılmasını istemediği Esad rejimine dolaylı destek veriyor.”
Özetle Akdoğan, PKK’nin biri İsrailci, biri de İrancı olan iki kanadı olduğunu söylüyor!
Kuşkusuz, PKK’de farklı görüşler, farklı kanatlar vardır. Ancak kanatlardan birini İsrailci, diğerini de İrancı ilan etmek, en azından ABD’ye hazsızlık olur! Zira Öcalan’ın Suriye’den çıkartılması sürecine dâhil olup, onu asılmamak karşılığında Türkiye’ye teslim eden ABD, o günden sonra PKK’yi tam denetimine aldı ve 1992 – 1998 tarihleri arasında süren “bölge etkisi – Atlantik etkisi” mücadelesine son verdi.
AKP NASIL KURTULACAK?
Aslında Öcalan’ın ve PKK’nin güçten yana tutum aldığını en iyi Ankara bilmektedir. Yine PKK ve Öcalan’ın bu nedenle Atlantikçi çözümlerde yer aldığını, onunla müzakere masasına oturan ve Atlantik’in bir diğer aracı olan AKP bilir.
AKP’nin, Atlantik’in Suriye planında görev almak ve kamuoyuna bu görevi pazarlamak için “Esad – PKK işbirliği” tezine sarılması, içine düştükleri zorluğun göstergesidir.
Ahmet Davutoğlu’nun Moskova’da Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’la görüşmesi ve önemli bir metne imza atması; Erdoğan’ın Çin’in önümüzdeki sene devlet başkanı olacak iki numaralı yetkilisiyle görüşmesi ve “tek Çin” vurgusu yapması; ayrıca Erdoğan’ın bu ay sonunda İran’a gidecek olması, Suriye’ye tek başına müdahaleye zorlanan AKP’nin, ABD baskısına karşı nefes alma arayışları olarak yorumlanabilir.
AKP’nin bir yandan Rusya – Çin – İran ekseni üzerinden baskılara çare araması, bir yandan da müzakere ettiği ve ikinci açılım paketi vaat ettiği PKK’yi Esad’ın kontrgerillası ilan etmesi, içine düştüğü çıkmazı ve aslında AKP’nin içindeki çarpışmayı işaret etmektedir.
Güce tapan PKK’nin Suriye konusunda nasıl bir tutum alacağı da, haliyle bölgesel ve uluslararası güç mücadelesinin nasıl ilerleyeceğine bağlıdır.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
11 Mart 2012
KAFKASYA’DA 3 + 3
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 10/03/2012
Türkiye – İran – Azerbaycan üçlüsünün 7 Mart’ta Nahçıvan’da gerçekleştirdiği ikinci üçlü zirve, Ahmet Davutoğlu’nun daha dün diplomatik ilişkiye geçtiğimiz, çok uzaklardaki bir ülkeye yaptığı ziyaret kadar bile değer bulmadı basında. Kuşkusuz bu durum, basından çok Türkiye’nin dış politikasına yön verenlerin tutumuyla ilgili…
İlki İran – Urumiye’de yapılan ve üçüncüsü Eylül ayında Van’da yapılacak zirve, “bölgesel işbirliğinin sağlanması ve istikrarın tesisi amacıyla” gerçekleştiriliyor.
Aslında üçlü zirvenin hangi koşullarda yapıldığına kısaca göz atılması bile, zirvenin ne derece önemli olduğuna işaret ediyor. Bir yandan Azerbaycan’ın İsrail’den 1,6 milyar dolarlık silah alımı yapması nedeniyle İran – Azerbaycan ilişkilerinin gergin olması, diğer yanda AKP’nin Ermeni Açılımı nedeniyle zaten yeterince gerilmiş olan Türkiye – Azerbaycan ilişkileri ve en önemlisi, AKP’nin İran’ı hedef alan ABD-NATO radarına onay vermesi ile Suriye rejimine karşı takındığı Batıcı tutum…
Zirve sırasında üç ülkenin dışişleri bakanları, kendi aralarında yaptıkları ikili görüşmelerde bu konuları da konuştular. Biz üç ülkenin ortak zirvesini inceleyeceğiz.
TOPRAKLARINI DÜŞMANLIKLARA KAPATTILAR
Zirve sonrası kabul edilen 15 maddelik Nahçıvan Bildirisi önemli… “Bölgesel ve uluslararası barış, istikrar, güvenlik ve gelişim için üçlü işbirliğine katkının” altı çizilen bildirinin ikinci maddesinde, Azerbaycan’ın BM Güvenlik Konseyi’nin daimi olmayan üyesi seçilmesinin bölgenin ortak çıkarlarına katkı yapacağı belirtiliyor. Üçüncü maddede ise Karabağ sorununun çözümünün, bölgenin güvenlik ve istikrarı açısından zaruri olduğu belirtiliyor.
Tarafların dördüncü maddeyle, topraklarını birbirlerine karşı herhangi bir tehdit ve faaliyet için, hiçbir koşulda kullandırmayacakları konusundaki kararlılıklarını ifade ettiler! (Kürecik radarına rağmen böyle bir maddenin bildiride yer alması önemli.)
Taraflar altıncı maddeyle, üç ülkenin de ekonomik gelişimi ve güçlenmesi için ticaretten ulaşıma, sanayiden iletişime, kültürden basın – yayına kadar pek çok alanda işbirliğini geliştirme kararı aldılar.
Taraflar, bu maksatla kurdukları “Üçlü Ekonomik Komite”nin Kasım ayında Azerbaycan’da çalışmaya başlayacağını sekizinci maddeyle karara bağlarken, bildiriye ekledikleri bir protokolle de “Ticaret, Sanayi ve Yatırım Komitesi”nin Mayıs ayında Türkiye’de, “Ulaşım Komitesi”nin Haziran ayında Azerbaycan’da, “Enerji Komitesi”nin eylül ayında İran’da ve “Kültür ve Turizm Komitesi’nin Ekim ayında Türkiye’de toplanmasını kararlaştırdılar.
Tarafların, Bakü – Tiflis –Kars demiryolu ile Nahçıvan – Julfa – Tebriz demiryolunun birleştirilmesini de on dördüncü maddeyle kararlaştırdıklarını vurgulayalım.
İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi’nin zirve sonrası üçlü basın toplantısında, toplam nüfusu 170 milyon olan üç ülkenin birbirlerini tamamlamalarının yanında, birbirlerine önemli bir pazar olduklarına dikkat çekmesini de önemle belirtmemiz gerekiyor.
ZİRVEDE ABD’YE UYARI
İran Dışişleri Bakanı Salihi’nin zirvenin açılışında ve kapanışında yaptığı vurgular, aslında bu üçlü zirvenin ne anlama geldiğini ortaya koyuyor. Salihi açılışta ABD’yi kastederek “yabancıların bölgeye ilişkin hedeflerinin başında, bölgedeki mevcut fırsatları savaştan yana siyasetlerin yürütülmesi yönünde suiistimal için çaba göstermeleri geliyor” uyarısı yaptı.
Salihi zirvenin kapanışında, her üç ülkenin halklarını “ortak yönlere sahip tek bir ağacın dalları” diye niteledi.
ABD BÖLGEDEN NASIL ÇIKARILIR?
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da, “bölgedeki bütün sorunların çözülmesi ve toprak bütünlüğü ilkesi çerçevesinde dostluk ilişkilerinin gelişmesini umduklarını” söyleyerek, “o durumda Gürcistan, Ermenistan ve Rusya’nın da katılımı ile bölgede yepyeni bir dönemin başlayabileceğini” belirtti.
Davutoğlu’nun Türkiye – İran – Azerbaycan üçlüsüne, Gürcistan – Ermenistan – Rusya üçlüsünü eklemesi anlamlı. Zira 3 + 3 önerisinin ilk sahibi Tahran’dı…
İran Meclis Başkanı Ali Laricani, Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarının yüzde 20’sini işgal etmesinden sonra, ABD’nin Minsk Grubu adı altında bölgeye sızmasına engel olmak içim 3 + 3 şeklinde bir bölgesel platform önermişti.
Türkiye – İran – Rusya üçlüsünün birinci halkayı, Azerbaycan – Ermenistan – Gürcistan üçlüsünün de ikinci halkayı oluşturacağı bu platform, ABD’nin Kafkasya’ya girmesine engel olacaktı.
Bölgede, ABD’yi dışarıda tutacak yönde bir ilerleme sağlanması, çok önemlidir! AKP’nin bu yönde bir ilerlemeye dâhil olmak zorunda kalması daha da önemlidir!
NOT: Yarın 14:00 – 18:00 saatleri arasında Kadıköy Üvercinka Bahçe’de, okurlarla buluşuyoruz.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Mart 2012
İSRAİL’LE KÖPRÜLER NEDEN ATILDI?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 09/03/2012
Üst yönetimi hariç hemen her AKP’linin mahcubiyet duyduğu en önemli konu, izlenen İran ve Suriye politikasıdır.
Eleştirileri “füze kalkanı aslında İran’ı hedef almıyor” ve “NATO üyesi olduğumuz için mecburuz” savunması ile geçiştirmeye ve inanmadan dile getirdikleri “Beşar Esad da halkını katlediyor” sözleriyle savuşturmaya çalışıyorlar…
Sonra nafile deyip kabulleniyorlar, ama her halükarda “AKP’nin İran ve Suriye politikasının, İsrail’in işine yaradığı” gerçeğine itiraz etmekten geri durmuyorlar.
Çünkü en büyük “gerçekleri”, Erdoğan’ın İsrail’e “one minute” dediği hayali…
YUMUŞATICI MİSYON
Biz de bıkıp usanmadan, Davos’da “one minute” ile sahnelenen oyunun gerekçesini anlatıyoruz yeniden.
İran’dan rol çalacak, bölge liderliğine oynayacak, Arapları arkasına alacak bir ülkenin önce Filistin davasına sarılması, sonra da İsrail’e kafa tutması gerektiğini belirtiyoruz.
Esad’ın daha iki yıl önce Erdoğan tarafından “kardeş” ilan edilmesinin de oyunun bir parçası olduğunu, Tahran’ın yalnızlaştırılması için müttefiki Şam’ın kucaklanması gerektiğini vurguluyoruz.
AKP’nin Lübnan, Ürdün ve Suriye ile kurduğu “Ortadoğu Birliği”nin İran’a karşı olduğunu anımsatıyoruz.
Sonra Erdoğan ve Davutoğlu ikilisinin, Obama’nın mektubuyla İran’a yakınlaştığını, uranyum takası için anlaşma aradığını belirtiyoruz. İkilinin, ABD adına İran’ı masada tutmaya çalıştığını, misyonlarının Washington’da “yumuşatıcı” ve “kolaylaştırıcı” diye isimlendirildiğini söylüyoruz.
En çok karşı oldukları kişi olan Çevik Bir ile liderlerinin “madalya kardeşi” olduğuna, bir tek ikisinin ABD’deki Yahudi kurumlarından madalya aldığına dikkat çekiyoruz.
Suriye sınırındaki mayınların neden İsrail şirketine verilmeye çalışıldığını soruyoruz.
Ve hepsinden önemlisi, siyasi ilişkiler güya kötüyken, nasıl olup da ticari ilişkilerin 2009’dan bu yana katlana katlana büyüdüğünü sorguluyoruz.
Ve tün bunları, 1 Şubat 2009’da “Davos’da drama” dediğimiz günden bu yana ısrarla dile getirdiğimizi belirtiyoruz.
GÖLGE CIA BELGESİNDE ERDOĞAN
Sonra belgeler ortaya çıkıyor: Wikileaks’in yayımladığı ABD kriptoları, CIA’nın bilgi notları… Son olarak da “gölge CIA” denilen Stratfor’un ele geçirilen yazışmaları…
Örneğin Stratfor CEO’su George Friedman’ın imzasını taşıyan bir yazışmada, eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’in notları yer alıyor. Ve o notlara göre Başbakan Erdoğan Kissinger’la görüşmesinde ona “bir noktada İsrail’le köprüleri atıp, İslam dünyasına yaklaşacağını” söylüyor.
O noktanın, iki nokta üst üste olduğunu, birinin Davos’ta “one minute”, diğerinin de Gazze yolunda Mavi Marmara olduğunu biliyoruz.
Ve iki noktadan çok ünlem geliyor aklımıza, hani Obama’nın Erdoğan’a “sen model ortaksın” dediği ünlem.
ÇAĞRI
Cezayir’deki kara lekeyi 50 yıldır silememişken alnımızdan… Ve Irak’ta, Libya’da yeniden lekelenmişken alnımız, en çok tabandaki AKP’lilere sesleniyoruz şimdi: Alnımıza bir de Suriye ile İran’da leke sürmelerine izin vermeyin diye…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Mart 2012
28 ŞUBAT’IN ZAAFLARI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 08/03/2012
Fethullah Gülen’in 28 Şubat’ın neresinde olduğunu incelediğimiz yazıyı olumlu bulanların yanında, itiraz edenler de oldu.
Gülen’in 28 Şubat 1997 kararlarından 45 gün sonra, 16 Mart 1997’de Kanal D ekranlarından Erbakan hükümetine şöyle seslendiğini anımsatmıştık: “Erbakan bu işi beceremedi, eline, yüzün bulaştırdı; emaneti hemen vermelidir, millet adına yapmalıdır bunu…”
28 Şubat sürecinde Refah-Yol iktidarının görevi bırakmasını isteyen, türbanın “teferruat” olduğunu söyleyen Gülen’in aslında Çevik Bir’ci olduğunu; Bir’in de 28 Şubat’ta “Truva atı” olduğunu belirtmiştik. ABD’nin Genelkurmay Başkanı yapamadığı Çevik Bir’i, daha sonra Cumhurbaşkanı adayı ilan etmesine dikkat çekmiştik.
ÇİÇEK’İN REFAHYOL KARŞITI OYU
Bazı okurlarımız, 28 Şubat’ın neredeyse tek mağdurunun Fethullah Gülen olduğunda ısrarcılar. Diğer mağdurlardan Abdullah Gül’ün bugün Cumhurbaşkanı, Cemil Çiçek’in TBMM başkanı ve Recep Tayyip Erdoğan’ın da Başbakan olduğunu belirten okurlarımız, Gülen’in bugün bile Genelkurmay’ın baskısı nedeniyle ülkesinden uzakta yaşamak zorunda kaldığını söylüyorlar.
Gülen mağdur mu gerçekten? İnceleyeceğiz…
Ama önce bugün devletin protokolünde ikinci sırada yer alan Cemil Çiçek’in, 28 Şubat’ta Refah-Yol hükümetine karşı nasıl konumlandığını anımsatalım.
Fethullah Gülen’in “Refah-Yol hükümeti görevi bırakmalıdır” çağrısı yapmasından 1,5 ay sonra TBMM’de hükümetin düşürülmesi için gensoru önergesi verildi. 271’e karşı 265 oyla, yani 6 farkla Refah-Yol hükümeti düşmekten kurtuldu.
Peki, o gün TBMM’de Refah-Yol’un düşmesi için “evet” oyu kullananlar arasında kimler vardı? Bugün devletin iki numarası olan Cemil Çiçek!
CEVİK BİR – CEMAAT BULUŞMASI
Gelelim Fethullah Gülen’in 28 Şubat’taki mağduriyet meselesine…
Odatv çok iyi bir iş yaptı ve Zaman yazarlarından Faruk Mercan’ın “Fethullah Gülen” kitabını inceledi. Böylece bugün kendilerini demokrasi havarisi ilan edenlerin ve 15. yılında 28 Şubat’a toplu taarruza geçenlerin tarihteki rollerini de kayda geçirmiş oluyoruz.
Fethullah Gülen’in 28 Şubat’çı olmayıp, Çevik Bir’ci olduğu şeklindeki saptamamızı güçlendiren bir olguyla karşılaşıyoruz kitapta… Bugün kendilerinde, o tarihlerde Genelkurmay binasının önünden geçenleri bile suçlama hakkı görenlerin, Genelkurmay Karargâhı’nda Çevik Bir’le baş başa görüştüğünü öğreniyoruz.
Evet, 23 Aralık 1997 günü Zaman gazetesinin sahibi Alaattin Kaya, Genelkurmay Karargâhı’na gidiyor ve Çevik Bir’le baş başa görüşüyor. Ne görüşüyor? Bilmiyoruz…
Ama bildiğimiz bir başka gerçeği de Faruk Mercan kitabında şu sözlerle saptıyor: “28 Şubat sürecinde imam hatip liselerinin orta kısımları kapatılırken, Gülen’in öncülük ettiği 150 civarındaki kolejden bir tanesi bile kapanmadı.”
GÜLEN DAVASINDA ‘HUKUK ÇİZGİSİ’
Faruk Mercan’ın kitabından devam edelim. Nuh Mete Yüksel’in Gülen’e açtığı dava bildiğiniz gibi onun mağduriyetini savunanların sarıldığı bir silah.
Bakın Mercan, kitabında bu konuda ne söylüyor: “Yüksel davanın sonlarına doğru son çare olarak, Gülen aleyhine bazı belgeler almak umuduyla Genelkurmay Başkanlığı’na başvurdu. Ancak Genelkurmay, Gülen davasına doğrudan taraf olmadı. Nitekim Genelkurmay’ın bu tutumu, Gülen için verilen beraat kararının ana gerekçelerinden biri oldu. Genelkurmay, Gülen karşıtı devrimci grupların bütün baskılarına rağmen, Gülen davası boyunca ‘hukuk çizgisi’ içinde kalmaya özen gösterdi.”
İşin ilginci, Genelkurmay’ın davaya gönderdiği ve Fethullah Gülen’in avukatlarının lehlerine kullandığı belgenin altında, bugün Ergenekon sanığı olan Erdal Şenel’in imzası var!
Meğer bugün F tipi operasyona uğrayan TSK’nin “ille de hukuk” yaklaşımı, o tarihlerde de “hukuk çizgisi” adı altında sergileniyormuş!
ÇIKARILACAK DERSLER
Faruk Mercan’ın kitabı aslında 28 Şubat’ın neden tam bir başarı sağlayamadığına da işaret ediyor. Cumhuriyetçi bir hareketin NATOcu unsurlarla başarı kazanamayacağını, bu unsurların Cumhuriyet karşıtlarıyla birleşeceğini ve hareketi zaafa uğratacağını gösteriyor.
1999’daki ve 2001’deki kırılmalar yani “AB aday üyeliği” ve Batı’ya bağımlı ekonominin krize açıklığı, Atlantikçilerin 28 Şubat’ı bastırmasının dayanağı olmuştur.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
8 Mart 2012
ABD İLE ÇİN’İN SAVUNMA BÜTÇELERİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 07/03/2012
Savunmasına rekor bütçe ayıran Çin haberlerini okumuşsunuzdur. Dünya medyası, Pekin’in ilk kez 100 milyar doların üstüne çıkan bütçesini, ABD’nin Pasifik’i merkez alan yeni savunma stratejisine bağladı.
Çin’in 107 milyar dolarlık savunma bütçesi, kuşkusuz ABD’yle ilgili. Ancak Çin, savunma bütçesini zaten son 10 yıldır düzenli artırıyordu.
ABD, Çin’in savunma bütçesinin büyüklüğü kadar, askeri alandaki “ilkleri” nedeniyle de endişeli: Pekin, ilk uçak gemisini, ilk insansız uçağını, ilk insansız helikopterini başarıyla test etti ve uydu vuracak kapasiteye sahip füzelerini geliştirdi.
ABD – ÇİN MAKASI HIZLA DARALIYOR
ABD ile Çin’in savunma bütçelerinin son 20 yıldaki karşılaştırması, aslında iki ülkenin nasıl ilerlediğini de ortaya koyuyor.
Her ne kadar Çin’in “savunma bütçesini” 107 milyar dolara çıkardığı belirtiliyorsa da, gerçekleşen “askeri harcamalar” biraz daha fazla görünüyor. Bu konuda tüm dünyanın temel aldığı “Stockholm Uluslararası Barış Araştırma Enstitüsü”nün verilerine başvuracağız biz de…
ABD’nin 1990 yılındaki askeri harcaması tam 503 milyar dolar. Aynı yıl Çin’in askeri harcaması ise sadece 17 milyar dolar. Yani 22 yıl önce ABD, Çin’in tam 30 katı oranında askeri bütçeye sahipti.
5 yıl sonra, yani 1995 yılında ABD’nin askeri harcaması 392 milyar dolara düşerken, Çin’in askeri harcaması 20 milyar dolara çıkıyordu. Yani ABD’nin savunma bütçesi, Çin’in 20 katına iniyordu.
2000 yılında, ABD’nin askeri harcaması biraz daha düşüyor ve 375 milyar dolara geriliyordu. Çin ise savunmasını 32 milyar dolara çıkarıyordu. ABD ile Çin’in askeri harcama oranı, 12 kata kadar geriliyordu.
2005 yılında, ABD’nin askeri harcaması artıyor ve 552 milyar dolara çıkıyordu. Çin’in askeri harcaması da artıyor ve 65 milyar dolara çıkıyordu. İki ülke arasındaki oran 9 kata düşüyordu.
2010 yılında ise ABD 687 milyar dolarlık askeri harcama yaparken, Çin 114 milyar dolara kadar çıkıyordu. Ve iki ülkenin askeri harcama oranı da böylece 6 kata kadar düşüyordu.
2013’te ise ABD 525 milyar dolar, Çin ise 107 milyar dolar ayırıyor savunma bütçesine… Bu hedeflerin gerçekleşmesi halinde bile, iki ülkenin savunma bütçesi oranı 5 kata kadar düşmüş oluyor.
ÇİN ABD’Yİ 2020’DE YAKALIYOR
Tüm bu rakamları biraz daha sadeleştirirsek eğer; ABD 23 yıl önce Çin’in tam 30 katı büyüklüğünde bir savunma bütçesine sahipken, bu oran önümüzdeki yıl 5 kata kadar geriliyor.
Tüm bu oranları göz önüne alır ve verili koşulları da aynı kabul edersek, savunma harcamaları bakımından Çin’in ABD’yi 2020 – 2025 yılları aralığında yakalayacağını söyleyebiliriz.
PASİFİK’TE HESAPLAŞMA HAZIRLIKLARI
Yıllar önce, “toplam ekonomik büyüklük” bakımından Çin’in 2025 yılında kendisini yakalayacağını saptayan ABD, hesapları güncelledi ve takvimi biraz daha erkene çekti…
Washington’un Büyük Ortadoğu’yu taşeronlarla çözmeye soyunup direkt Pasifik’e yönelmesinin en önemli nedeni, iki ülke arasındaki makasın her alanda hızla daralmaya başlaması elbette…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Aralık 2011
ÇİN’İN SURİYE HAMLESİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 06/03/2012
ABD’nin doğrudan bir cephe açmayıp, sahaya Türkiye’yi sürmek istediği Suriye’ye, Asya’dan yeni bir destek hamlesi daha geldi.
Batı’ya, Suriye’ye saldırı meşruiyeti sağlamamak için Rusya’yla birlikte BM Güvenlik Konseyi’nde barikat kuran Çin, altı maddelik bir plan önerdi.
Çin Dışişleri Bakanlığı, “Suriye’de krizin siyasal diyalog yoluyla ve barışçıl şekilde aşılmasında ısrar ettiğini ve bu konuda yorulmadan çaba harcayacağını” belirterek, şu önerileri yaptı:
ÇİN’DEN ABD’YE TÜZÜK ANIMSATMASI!
1. Suriye’deki taraflar (yani Esad yönetimi ve muhalifler) şiddet girişimlerini derhal, kapsamlı ve şartsız olarak durdurmalı.
2. Taraflar, devlet ve halkın uzun vadeli ve temel çıkarlarını koruma ilkesiyle hareket ederek, BM ve Arap Birliği özel elçisinin adil koordinasyonunda derhal diyalogu başlatmalı.
3. Çin, insan hakları bahanesiyle Suriye’nin içişlerine müdahale edilmesine karşı çıkmayı sürdürecektir.
4. Uluslararası toplum, Suriye’nin bağımsızlığına, egemenliğine, birliğine ve toprak bütünlüğüne, aynı zamanda Suriye halkının siyasal sistem ve gelişme yolunu özgürce seçme hakkına saygı göstermeli.
5. Çin, BM ve Arap Birliği özel elçisinin oynayacağı yapıcı rolü desteklemektedir.
6. BM Güvenlik Konseyi’nin üyeleri (yani ABD, İngiltere ve Fransa) BM tüzüğünün amaçları ve ilkeleriyle, uluslararası ilişkilerin temel ilkelerine uymalı.
ASYA AĞIRLIĞINI KOYUYOR
Pekin’in Washington’u uyararak, Suriye’ye müdahaleye izin vermeyeceğini ilan ettiği ve Esad ile muhalifleri diyaloga çağırdığı bu plan, Çin’in meseleye ağırlığını koyacağı anlamını taşıyor.
Batı’ya müdahil olma şansı bırakmadan sorunun içeride halledilmesini savunan bu plan, kuşkusuz toplamda Doğu’nun yani Asya’nın planı olarak değerlendirilmeli.
Önceki gün aktardığımız, İran Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin Ankara’ya sunduğu “Türkiye muhaliflerle, İran da Esad yönetimiyle yakın. Tarafları Ankara – Tahran ekseni masaya oturtsun” önerisini de, bu planın bir parçası olarak görebiliriz.
ESAD’IN ASKERİ BAŞARISI
Suriye konusunda Batı’nın eli zayıflarken, Asya’nın eli güçleniyor. Çin – Rusya – İran hattının sağlam durması kadar, Esad’ın içeride izlediği akıllı askeri strateji de bu denge değişimini olumlu etkiliyor.
Esad, Batı’nın Libya’da uyguladığı, “bir bölgeyi ele geçirip, oradan ilerlemek” stratejisine asla geçit vermedi. Anımsanacağı gibi Batı önce Dera’yı ele geçirmeye çalıştı; Esad bastırdı ve şehri teslim etmedi. Ardından Hama’da ve son olarak da Humus’ta yaşandı bu durum.
Batı’nın “bu kez kesin düşer” diye çok umut beslediği Humus’un alınamaması ve Batı destekli muhalif askeri birliğin çekilmek zorunda kalması, Suriye’ye müdahale arzulayan dış güçlerin endişesini büyüttü!
AKP’YE ASYA’DAN ALTIN FIRSAT
Batı’nın “doğrudan savaş ilanı olamayınca, rejim muhaliflerini silahla donatmak ve iç savaş çıkartmak” hedefinin başarısı, “tampon bölge” ya da “insani koridor” oluşturmaya bağlı.
Batı, bunun Türkiye sınırından yapılmasını istiyor, Ankara ise “koridor Akdeniz’den açılsın” diyerek zaman kazanmaya ve tehlikeyi savuşturmaya çalışıyor.
AKP Suriye’de batmak istemiyorsa, Asya’nın yarattığı bu fırsatı iyi değerlendirmeli!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Mart 2012
AMERİKA’NIN ARDINDAN
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 05/03/2012
ABD’nin önemli stratejistlerinden Zbigniew Brzezinski, üst düzey bir Çin yetkilisinin üst düzey bir ABD yetkilisine “Fakat Amerika lütfen hızlı çökmesin” dediğini aktarıyor Foreign Policy’deki “Amerika’nın ardından” başlıklı son makalesinde…
Böyle bir Çinli yetkili var mıdır, bu sözleri söylemiş midir, bilinmez. Ama Brzezinski’nin bu sözlere dayanarak Amerika’nın çöküşüne dünyanın sevinemeyeceğini iddia ettiğini, bu son makalesiyle öğrenmiş oluyoruz.
Brzezinski, “SSCB’nin 1991’de çökmesi üzerine ABD’nin üstlendiğine benzer bir role, yeni, işbirlikçi bir düzenin liderliği rolüne hazır tek bir güç olmayacak 2025’e kadar” diyor ve Pekin’in, Amerika’nın hızla çökmemesini istemesini, Çin’in hazırlıksızlığına bağlıyor.
‘RUSYA GENİŞLEYECEK’
Ünlü stratejist Zbigniew Brzezinski, Amerika’nın ardından nasıl bir dünya oluşacağına dair öngörülerde bulunmuş “Amerika’nın ardından” başlıklı makalesinde… Ve Brzezinski “olacakları” her biri birer felaketmiş gibi sunarak, aslında Çin dışındaki büyük ülkeleri Amerika’yla sonsuz işbirliğine zorunlu olduklarına ikna etmeye çalışıyor haliyle…
Ertuğrul Aydın’ın Dünya Bülteni için Türkçe’ye çevirdiği makalesinde Brzezinski, Amerika’nın ardından olacakları şöyle sıralıyor:
1. “Rusya eski Sovyet Cumhuriyetlerine kesinkes göz koyacaktır.”
‘AVRUPA 3’E BÖLÜNECEK’
2. “Henüz birbirine iyice tutunmamış olan Avrupa’nın ise çeşitli yönlere doğru çekiştirilmesi muhtemeldir: Almanya ve İtalya ticari çıkarlardan dolayı Rusya’ya doğru; Fransa ve güvensizlik içindeki Orta Avrupa siyasi bakımdan daha sıkı bir Avrupa Birliği tarafına doğru; İngiltere ise çökmekte olan ABD’yle özel ilişkilerini muhafaza ederken AB içinde dengeleri manipüle etmeye doğru çekiştireceklerdir.”
3. “Diğerleri ise daha büyük bir hızla kendi bölgesel kürelerini şekillendirmeye koyulacaklardır: Türkiye, eski Osmanlı coğrafyasında, Brezilya Güney Yarımküresinde…”
4. Brzezinski’ye göre “Çin’in önemli komşuları olan Hindistan, Japonya ve Rusya, ABD’nin küresel totem direğindeki sıfatını Çin’in almasına hazır değil.”
Bu nedenle her üç ülke, “Çin’i dengelemek amacıyla, zayıflayan ABD’nin desteğini bile arayabilir.” diyor Brzezinski ve şöyle bir felaket tablosu çiziyor: “Netice olarak ortaya çıkan bölgesel mücadele, Çin’in komşularındaki benzer ulusçu eğilimlere bakınca, daha da yoğunlaşabilir. Bunun ardından Asya’da ağır bir uluslararası gerilim doğacak, 21. yüzyıl Asya’sı 20.yüzyılın şiddet dolu ve kana susamış Avrupa’sına benzemeye başlayacaktır.”
‘İSRAİL SAVUNMASIZ KALACAK’
5. Brzezinski, ABD’nin zayıf güçlerin güvencesi olduğunu, bu ülkeleri bölgesel güçlere karşı koruduğunu iddia ederek, Amerika’nın ardından Gürcistan, Tayvan, Güney Kore, Belarus, Ukrayna, Afganistan, Pakistan, İsrail ve Büyük Ortadoğu ülkelerinin, tehlikeye düşeceğini ve savunmasız kalacağını belirtiyor.
6. Brzezsinki’ye göre Amerika’nın ardından “deniz güzergâhları, uzay, internet ve çevre gibi küresel müşterekler de aşınmaya uğrar.”
7. Brzezinski son olarak ABD’nin zayıflamasının şu sonuca yol açacağını beliriyor: “Zayıflayan bir ABD’nin daha ulusçu, ulusal kimliği söz konusu olduğunda daha çok savunmacı, ülke güvenliği konusunda daha paranoyak, başkalarının kalkınması uğruna kaynak feda etmeye daha az gönüllü olması muhtemeldir.”
‘ABD, ABD’NİN ÇÖKÜŞÜNE HAZIRLANMALI’
Zbigniew Brzezinski, makalesinin sonunda ABD’nin, şimdiden “Amerika’nın ardından” olacaklara kendisini hazırlamasını istiyor:
“Fakat bugün Amerika’nın çöküş rüyasını görenler sonunda buna muhtemelen üzülecekler. Ve Amerika’nın ardından dünya gittikçe karışık ve karmaşık olacağından dolayı Amerika’nın, dış politikası için yeni bir stratejik vizyon izlemesi yahut küresel kargaşaya tehlikeli bir şekilde sürüklenmeye karşı kendini hazırlaması zorunludur.”
ABD’NİN YENİLMEZ OLMADIĞINI SAPTAMAK
Brzezinski, ülkesinin gidişatını görüp, önlemler üretmeye çalışıyor haliyle… Amerika’nın çıkarları için dünyayı felaketlerle bile tehdit ediyor.
Umarız, bırakın Amerika’nın çökeceğini, henüz Amerika’nın zayıflamaya başladığını, sendelediğini, gerileme eğilimine girdiğini bile değerlendiremeyen kesimler, Brzezinski gibi ABD’ye dünya egemenliği için program oluşturan stratejistlerin bu makalelerinden, Türkiye adına yararlı sonuçlar çıkarırlar.
Çünkü Amerika’nın asıl gücü, yarattığı “yenilmez” hayalidir… Amerika’nın yenilmez olmadığını bilmek ve gerilemeye başladığını saptamak, Amerikan gücüne karşı çıkmada geniş kesimleri harekete geçirecektir ancak.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
5 Mart 2012
ANKARA – TAHRAN EKSENLİ ÇÖZÜM MODELİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 04/03/2012
İran Dışişleri Bakanlığı heyetinin 7 Şubat’ta Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi ORSAM’da yaptığı Suriye konulu toplantıyı değerlendireceğiz bugün…
Jalal Namını, Mustafa Dolatyar, Jalal Kalantarı ve Reza Nacafı’dan oluşan İran Dışişleri Bakanlığı heyeti bir yandan Atlantikçiliği nedeniyle AKP’yi iğneliyor ama bir yandan da Türkiye’ye Asya’da altın fırsatlar olduğu mesajını veriyor.
Tipik Fars diplomasisine işaret eden bu mesajlara geçmeden, öncelikle heyetin Suriye konusundaki saptamalarına dikkat çekelim.
ESAD YIKILIRSA İLK KURBAN TÜRKİYE OLUR
İran Dışişleri Bakanlığı’nın Türkiye bölümü direktörü olan Mustafa Dolatyar, “Asıl büyük sorunların Esad devrildikten sonra ortaya çıkacağını” belirterek Ankara’yı ve bölgeyi uyarıyor.
Jalal Namını, Beşar Esad’ın bir kişi olarak sadece sistemin bir parçası olduğunu belirtiyor ve “eğer sistem yıkılırsa, Suriye’nin Balkanlaşacağını kesin olarak söyleyebiliyoruz” diyor.
Jalal Namını, ORSAM yetkililerine “Diyelim ki yarın Esad devrildi, ne olacak? Türkiye’ye ne olacak? Irak ve bölgenin geri kalanına ne olacak?” diye soruyor ve yanıtı da kendi veriyor: “Eğer yıkılırsa ilk kurban Türkiye olacaktır. İstikrarsızlığın ilk durağı Türkiye olacaktır.”
Ve Jalal Namını, muhataplarına Suriye’nin Balkanlaşması senaryosunun İsrail için en iyi ama Türkiye için en kötü senaryo olduğuna dikkat çekiyor.
‘NEREDE AKP’NİN USTALIK ESERİ?’
Gelelim İran heyetinin AKP’nin uygulamalarına yaptığı eleştirilere…
Jalal Namını, “Türkiye’nin, Batılıların on yıllar boyunca bölgede inşa ettiği oyun alanında oynamaya başladığına “dikkat çekiyor öncelikle ve Erdoğan’ın ustalık dönemini iğneliyor: “Bazen Türkiye dış politikasındaki ustalık eserini nasıl oldu da yok etmeye karar verdi diye merak ediyorum.”
Suriye konusunda birçok boyutun söz konusu olduğunu belirten Mustafa Dolatyar ise AKP’nin meseleye tek boyuttan yaklaşmasını şu sözlerle eleştiriyor: “Ama Başbakan Erdoğan’ın parti grubu konuşmasını dinlerken hikâyenin sadece duygusal boyutuna yönelen bir yaklaşım gördüm. Bu tür bir yaklaşım bizi sorunların çözümüne götürmez.”
‘TÜRKİYE – İRAN – ÇİN – RUSYA İTTİFAKI’ ÖNERİSİ
Peki, İran meselenin nasıl çözüleceğini düşünüyor?
Jalal Namını, AKP’nin oynadığı oyun alanının Batılıların inşa ettiği oyun alanı olduğunu belirtiyor ve “biz kendi bölgesel oyunumuzu kurmalıyız” diye sesleniyor.
Jalal Kalantari soruna bölgesel çözüm gerektiğini savunarak, uyarıyor: “Denizaşırı aktörlere ve onların projelerine fırsat vermemeliyiz. Bence uluslararası çözümde yer almak Türkiye’nin dış politikasının ilkelerine de aykırı olacaktır. Uluslararası çözüm demek ABD’nin çıkarları doğrultusunda bize dayattıkları bir çözüm demektir.”
Jalal Kalantari bu uyarının ardından Asya’daki altın fırsata dikkat çekiyor: “Size komşumuz ve kardeşimiz olarak açık olmak gerekirse, İran ve Türkiye arasında Suriye’de büyük bir işbirliği alanı vardır. Doğal olarak, Çin ve Rusya gibi bazı uluslararası aktörler de Suriye sahnesinde aktif olmaya çalışmaktadır. Bu tür bir durum Türkiye ve İran açısında fırsatlar yaratmaktadır.”
TÜRKİYE MUHALİFLERİ, İRAN DA ESAD’I MASAYA OTURTUR
Peki, komşu Türkiye ve İran’ın Suriye’de nasıl bir işbirliği olabilir?
Bu soruyu da Mustafa Dolatyar şöyle yanıtlıyor: “Türkiye bu konuda avantajlıdır, muhalif gruplarla bağlantısı var. Bizim de Beşar Esad ile bağlantımız mevcut. Bir girişim başlatarak bu iki grubu bir araya getirebiliriz. İran ve Türkiye bu girişimde birbirlerini tamamlarlar.”
Jalal Kalantari, Suriye konusunda “Türkiye ve İran’ın samimi bir şekilde etkileşimi için fırsat olduğunu” belirtiyor ve ekliyor: “Ruslar ve Çinliler de katkı sunabilir. Fakat çözüm yerli bir çözüm olmalıdır. Suriye için bölge çıkışlı bir çözüm gerekmektedir.”
DÖRTLÜ ÇÖZÜM MODELİ
Kısacası Tahran, Ankara’ya Suriye düzleminde Esad ve muhalifleri bir araya getirerek, bölge düzleminde de Çin ve Rusya’ya dayanarak, Batı’yı devre dışı bırakmayı teklif ediyor.
Hem içeride hem de dışarıda dörtlü işbirliği diyebileceğimiz bu modelin, bölgenin kan gölüne dönmesini engelleyecek en somut ve uygulanabilir model olduğu söyleyebiliriz…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Mart 2012
PUTİN: ABD ‘MUTLAK YENİLMEZ’ DEĞİL
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 03/03/2012
4 Mart seçimleriyle yeniden devlet başkanlığına hazırlanan Rusya Başbakanı Vladimir Putin, yazdığı makalelerle yeni dönemde izleyeceği politikanın işaretlerini veriyor.
Hatta Putin, makalelerinin toplamında Moskova’nın yeni dönemde Washington’un karşısına hangi stratejiyle çıkacağını da belirtmiş oluyor. Bugün, Putin’in doktrinin köşe taşlarını oluşturan çeşitli görüşlerini inceleyeceğiz.
MOSKOVA, LİBYA’DAKİ HATAYI TEKRARLAMAYACAK
Vladimir Putin, Moskovski Novotsi gazetesi için kaleme aldığı dış politik yaklaşımıyla ilgili makalesinde, öncelikle “ABD’nin ‘mutlak yenilmez’ olmadığına” dikkat çekiyor:
ABD ve müttefiklerinin güvenlik konseptlerinin Rusya’nınkiyle çeliştiğini vurgulan Putin ABD’nin başarılı olamacağını ilan ediyor: “Amerikalılar kendi mutlak yenilmezlik anlayışlarını sağlama alma saplantısı içindeler. Bu bir ütopya. Teknolojik ve jeopolitik açıdan başarılması mümkün değil. Sorun şurada yatıyor. Birinin mutlak yenilmezliği, diğerlerinin mutlak yenilmesi anlamına gelir. Bu yaklaşımla aynı fikirde olmak mümkün değil.”
Putin bu sözleriyle aslında yeni dönemde ABD’nin karşsında aktif bir tutum sergileyeceklerini ilan etmiş oluyor.
Nitekim Putin, makalesinde bu ilanı şu sözlerle somutluyor: “Moskova, NATO’nun hava saldırılarıyla Muammer Kaddafi karşıtlarına yardım ettiği Libya’daki olayların benzerinin tekrarına izin veremez. Bu deneyimden aldığımız ders yüzünden Suriye’deki iç sürece askeri müdahale sinyali gibi algılanabilecek her türlü BM Güvenlik Konseyi kararına karşıyız.”
RUSYA’NIN ABD’YE YANITI ASİMETRİK OLACAK
Rusya’nın yeni dönemde ABD’ye karşı aktif bir tutum sergileyeceğini, Putin’in füze kalkanına karşı nasıl yanıt vereceğiyle ilgili sözlerinden de anlıyoruz.
Putin, ABD füze kalkanının kendilerini doğrudan tehdit ettiğini belirterek, “Rusya’nın ‘ABD Füze Savunma Sistemi’ne askeri – teknik yanıtı, etkin ve asimetrik olacak.” diyor.
PUTİN’İN SİLAHLANMA ATAĞI
Peki Rusya bu yanıtları hangi kuvvetle verecek?
İşte Vladimir Putin, çeşitli makalelerinde bu sorunun yanıtını da veriyor. Öncelikle ülkesinin “hiçbir surette stratejik caydırıcılık potansiyelini güçlendirmekten vazgeçmeyeceğini” vurguluyor Putin ve ordunun envanterine 10 yılda sokacağı silahları sıralıyor: 400 modern kıtalararası nükleer füze, 600 savaş uçağı ve 2 bin 300 modern tank!
Putin bu büyüklükte bir silah gücü için de “on yılda 23 trilyon ruble (770 milyar dolar) tahsis edildiğini” belirtiyor.
ABD’Yİ YENME MODELİ
Vladimir Putin, “asıl amaçları arasında, Kuzey ve Uzak Doğu’da ‘okyanus’ deniz kuvvetlerinin yeniden kurulması” olduğunu da belirtiyor.
Bu aynı zamanda Pasifik’i merkez alacağını ilan eden ABD’ye, burada da yanıt verileceği anlamına geliyor.
Nitekim Putin, ABD’ye karşı başarılı olacak modeli de şu sözleriyle saptıyor:
“Çin’in dünyadaki sesi kendine daha fazla güvenen şekilde artmakta ve bunu memnuniyetle karşılıyoruz. Çünkü Pekin adil bir dünya düzeni kurulması konusundaki vizyonumuzu paylaşıyor. Çin ile Rusya uluslararası arenada birbirini destekleyeme, acil bölgesel ve uluslararası sorunların çözümü için uluslararası mercilerdeki işbirliğini sürdürmeye devam edecektir.”
Putin’in sözleri, aslında, yeni bir dünya kurulmaya başlandığını gösteriyor… Mesele, bu dünyada bizim de yer alıp alamayacağımız artık!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
3 Mart 2012
KAHİRE 19 AMERİKALIYI TAKAS EDİYOR
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 02/03/2012
Washington, Mısır’ın tutukladığı Amerikalıları kurtarmak için Kahire ile takas yapmayı kabul etti. Anlaşmaya göre Mısır’ın elindeki 19 Amerikalı ile ABD hapishanelerindeki 50 Mısırlı takas edilecek. Washington’un vatandaşları karşılığında teslim edeceği tutuklular arasında, “Kör İmam” olarak tanınan Şeyh Ömer Abdurrahman da bulunuyor.
Ancak Mısır’da ABD’nin elinin zayıf olduğunu düşünen ve sadece 50 Mısırlı karşılığında değil, ABD hapishanelerindeki tüm Mısırlıların serbest bırakılması karşılığında anlaşma yapılmasını isteyenler de var.
Peki, ABD’nin eli neden zayıf? Ya da takas anaşması Msıır için ne giterecek, ne götürecek? Gelin 2 ay önceye gidelim ve gelişmeleri anımsayalım:
ABD ÖRGÜTLERİNE OPERASYON
19 Aralık 2011’de Mısır askeri polisi 17 Sivil toplum Örgütü (STÖ) bürosuna baskın yaptı ve çok sayıda belgeye el koydu. İçlerinde Amerikan Ulusal Demokrasi Enstitüsü NDI, Uluslararası Cumhuriyet Enstitüsü (IRI) ve Özgürlük Evi ile Alman Konrad Adenauer Vakfı’nın da bulunduğu STÖ’lerden alınan belgeleri inceleyen Mısır yargısı, 19’u Amerikan vatandaşı olmak üzere toplam 44 kişinin yargılanmasına karar verdi.
İşin ilginci ABD Ulaştırma Bakanı Ray La Hood’un oğlunun da aralarında olduğu üç kişi, yargı sürecinden kaçmak için ABD’nin Kahire Büyükelçiliğine sığındı.
WASHINGTON’UN TEHDİTLERİ İŞE YARAMADI
ABD’nin Mısır’daki bazı STÖ’leri kanunsuz şekilde finanse ettiğinin saptanması Washington ile Kahire arasında büyük bir krize yol açtı.
Washington, Kahire’yi 3 milyar dolarlık askeri yardımı kesmekle tehdit etti. Ancak Kahire bu tehdide rağmen geri adım atmadı ve dosyayı işleme soktu.
Şubat ayında bazı ABD’li senatörler, STÖ yetkililerine dava açılması halinde ABD ile Mısır arasındaki bağların kopacağı tehdidini savurdu. Cumhuriyetçi Senatörler John McCain ve Kelly Ayotte ile bağımsız senatör Joe Lieberman bir açıklama yayımlayarak “Mısır hükümetiyle mevcut kriz, bizim uzun süreli ortaklığımızı tehlikeye sokacak seviyeye yükseldi” uyarısında bulundu.
Senatörler Kahire’nin davayı durdurmasını ve vatandaşlarının serbest bırakılmasını istedi. Senatörlere göre Mısır yönetimindeki ABD karşıtları, iki ülke arasındaki gerginliği tırmandırmak için kamuoyunu tahrik ediyordu.
KAHİRE GERİ ADIM ATMADI
Mısır Başbakanı Kemal Ganzuri tüm bu tehditlere rağmen Amerikan STÖ’lerine yönelik soruşturma ve kovuşturmanın süreceğini belirtti. Ganzuri, 8 Şubat’ta yaptığı basın açıklamasında, “kanunların uygulanacağını ve geri adım atmayacaklarını” ilan etti.
Mısır’ın önde gelen gazetelerinden El Ahram 16 Şubat’ta konuyu “yabancı finans iç çatışma hedefliyor” başlığıyla manşetine taşıdı. Gazeteye göre ele geçirilen belgelerden, ABD’nin Mübarek devrildikten sonra STÖ’lere yüklü finans sağladığı ortaya çıkmıştı.
İlk duruşma 26 Şubat’ta yapılacaktı. Ancak Washington, tehdit üslubunu bir kenara bırakıp Kahire’yle müzakere yolları aradı. ABD’li yetkililer Mısır hükümetine 19 Amerikalı karşılığında ellerinde bulunan tutuklu Mısırlılardan aynı sayıda takas etmeyi teklif etti.
Mübarek sonrası çok yapılı bir iktidarın bulunduğu Mısır’da, ABD’nin takasa yönelmesi, bu yapılardan Müslüman Kardeşler’in de işine geldi. Zira Müslüman Kardeşler bu vesileyle önemli kişileri kurtaracak, Washington da karşılığında Müslüman Kardeşler’i denetimini daha da ilerletecekti. Zira, Müslüman Kardeşler de üç kanatlı bir yapı sergiliyordu.
Bu karşılıklı çıkarlar temelinde ABD ile Mısır’daki iktidar bileşenleri içinde önemli bir konuma sahip Müslüman Kardeşler arasında anlaşmaya varılmış oldu.
Mısır, duruşmayı önce 26 Nisan’a ertelediğini açıkladı ve ardından da ABD elçiliğinden, tutuklu tüm Mısırlıların envanterini çıkarmasını istedi.
Kahire yönetimi, yapılan müzakereler sonrasında da Kör İmam başta olmak üzere ABD’de tutuklu 50 Mısırlı karşılığında, 19 Amerikalıyı takas etmeyi kabul etti.
ABD’NİN MISIR İHTİYACI
Aslında kriz tam olarak aşılmış sayılmaz. Zira ABD’nin Mübarek devrildikten sonra Mısır’ı karıştırmaya çalıştığı saptanmış oldu bir kere… Bu durum “Mübarek’î verip, rejimi kurtarmaya” çalışan Washington’un aslında bu konuda başarılı olamadığını da ortaya koyuyor.
İran ve Suriye konularında istediği hamleleri yapamayan Washington, asıl şimdi Ortadoğu’da Mübarek’in Mısır’ına ihtiyaç duyuyor!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Mart 2010