Archive for category Aydınlık Gazetesi Yazıları
ERDOĞAN’IN ABD ASKERİ AŞKI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 11/01/2012
Irak Başbakanı Nuri El Maliki’nin ülkesinin siyasal birliği için yaptığı hamleler, Başbakan Erdoğan’ı oldukça rahatsız etmişe benziyor. Erdoğan, Norveç Başbakanı ile ortak basın toplantısında Irak’taki gelişmelere değindi ve şu tarihe geçecek sözleri sarfetti:
“Bütün bu süreç ABD’nin Irak’tan çıkması ile birlikte beklenen bir süreçti. ABD Irak’tan çıktı, hemen arefesinde ne yazık ki bu süreç başladı. Bunu ben Sayın Biden’e de söyledim. Daha önce Sayın Obama’ya da söyledim. Burada demokratik sistem oturuncaya kadar kalmanızda fayda var demiştim. Ama çıktıkları anda işte mevcut yapının ne kadar demokratik olduğu ortaya çıktı. Çünkü bunların demokrasiyi anlaması, bunların demokratik parlamenter sistemi anlaması veya bunu yaşamaya başlaması herhalde daha uzun yıllar alacak. Öyle görünüyor.” (Sabah, 10 Ocak 2011)
ERDOĞAN’IN IRAK MESAJI
Başbakan Erdoğan iki önemli mesaj veriyor:
1. Erdoğan, işgalci ABD askerinin Irak’tan çıkmasını istememiş!
2. Erdoğan, Iraklıların demokrasiden anlamadığını ve kendi kendilerini yönetemeyeceğini idda ediyor!
Kuşkusuz bu talihsiz açıklama bizleri şaşırtmadı. Çünkü Erdoğan, ABD askerlerinin Irak’a saldırısı sırasında da tarihe kara bir leke olarak geçen şu sözleri söylemişti: “Kahraman çocuklarınızın anavatana en az kayıpla dönmesini umuyor ve dua ediyoruz.” (The Wall Street Journal, 31 Mart 2003)
Erdoğan, ABD askerlerinin Irak’tan çkilmemesini de, geçen yıllar içinde, her vesileyle dile getirmişti.
Peki Erdoğan’daki bu ABD askeri sevgisi nereden gelmektedir?
ARKADAKİ GÜÇ: ABD SÜNGÜSÜ
Erdoğan tam kırk yerde ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanı olduğunu söyledi. Haliyle eşbaşkanı olduğu projenin yürütücüsü de ABD askeridir! Daha da önemlisi, ABD askeri, Erdoğan’ın arkasındaki güçtür, onun siyasal dayanağıdır!
Erdoğan TSK’ye, arkasına ABD süngüsünü alarak savaş açmıştı!
Erdoğan’ın 1 Mart 2003’te 80 bin ABD askerini bir tezkereyle İskenderun’dan Hakkari’ye kadar yerleştirme arzusu da bu siyasal bağ nedeniyledir. Keza, Erdoğan’ın ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesine 2009’dan beri şiddetle itiraz etmesinin nedeni de budur!
İLK İŞARETLER
ABD askerlerinin Irak’tan çekilmek zorunda kalması, en çok Erdoğan’ı rahatsız etti. Zira Erdoğan, 10 yıllık iktidarını, 10 yıllık ABD süngüsüne borçlu! Sandık, oy, demokrasi sözleri… Geçiniz!
Erdoğan’ı sandığa ABD koymuş ve çıkarmıştır!
ABD askerlerinin 18 Aralık 2011 itibariyle Irak’ı terketmesi, kuşkusuz Erdoğan’ın iktidarını da sarsacaktır. Erdoğan ile Gül arasındaki cumubaşkanlığı yarışının fazlasıyla gürültü çıkarması, cemat ile Erdoğan arasındaki çelişmenin derinleşmesi, cemaat yazarlarının Erdoğan’ı sert üslupla hedef alması, MİT’e dair iddialar ve hatta Erdoğan’ın rahatsızlığı dahi, yeni dönemin ilk işaretleridir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
11 Ocak 2011
İRAN’IN LATİN AMERİKA ÇIKARTMASI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 10/01/2012
Washington ile Tahran arasında bir yandan gizli görüşme süreci ilerliyor ama bir yandan da Hürmüz Boğazı’na ilişkin gerilim tırmanıyor… ABD Savunma Bakanı Leon Panetta’nın Hürmüz Boğazı geçişlerini kırmızı çizgi ilan etmesi yeni bir aşamaya işaret ediyor.
İran’ın geçişleri kapatma uyarısının ardından Batı’nın bulduğu yeni kanal açma projesi ise uygulanamaz görünüyor. Bloomberg’in haberine göre, Birleşik Arap Emirlikleri toprakları üzerinden açılması planlanan kanalın önünde pek çok engel mevcut. 3,3 milyar dolarlık projenin Nisan ayına kadar yetişmeyeceği belirtiliyor.
ASIL AMBARG DOLARA UYGULANIYOR
Öte yandan AB’nin İran petrollerine karşı aldığı ambargo kararı da Batı’nın toplam tutumu bakımından önem kazanıyor. Ancak AB içinde bu karara önemli itirazlar olduğu da belli, çünkü ambargo kararı var ama ambargonun ne zaman uygulanacağına yönelik bir tarih belirlenemedi.
Batı’nın İran petrollerine ambargo uygulayabilme ihtimalinden daha somut olan gelişme ise Doğu’nun ABD dolarına uyguladığı ambargodur. Son olarak Asya’nın üçüncü büyük devi Hindistan da, İran’la ticaretinde dolar kullanmaktan vazgeçti. Hindistan, artık İran’dan aldığı petrolün karşılığını kendi milli parası olan Rupi ile ödeyecek.
Kuşkusuz bu kararda etkisi olan ise AKP’nin Halkbank tutumudur. Çünkü Hisndistan, daha önce İran’a ödemeyi Halkbank üzerinden yapıyordu. AKP, Batı’dan daha hızlı ambargocu kesilip, Halkbank ödemelerini iptal ettirdi.
AKP, bir yandan Tahran karşıtı bu tür uygulamalara imza atarken, bir yandan da İran’ı Batı ile müzakere masasına oturtabilmek için uğraşıyor. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, BM Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesi ABD, Çin, Rusya, İngiltere ve Fransa ile Almanya’dan oluşan P5+1 ülkeleri ile İran arasındaki nükleer müzakerelerin devamı konusunda mutabakat sağlandığını ve görüşmelerin Türkiye’de olacağını açıklamıştı.
ABD AHMEDİNEJAD’IN ZİYARETİNDEN RAHATSIZ
İşte tüm bu yeni gelişmelerin ortasında İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad Latin Amerika ülkelerine davet edildi. Ahmedinejad, Venezuella’dan başlayarak Nikaragua, Küba ve Ekvador’da temaslarda bulunacak.
Ahmedinejad’a yönelik bu 5 günlük davet, ambargonun ABD ve bazı AB ülkeleriyle sınırlı kalacağının da işareti olarak görünüyor.
Kaldı ki, Tahran bu bölgeye ilişkin son yıllarda önemli bir diplomatik atak seferberliği başlatmış ve Klombiya, Nikaragua, Şili, Ekvador, Uruguay ve Bolivya’da büyükelçilikler açmıştı. İran’ın daha önce açtığı Küba, Arjantin, Meksika ve Venezuella büyükelçilikleri ile birlikte düşünüldüğünde, toplam olarak İran’ın Latin Amerika’da oldukça etkin olduğu ve bölgesel işbirliği geliştirdiği görülecektir. Tek başına Ahmedinejad ve Hugo Chavez’in karşılıklı ziyaret sayıları bile bu gerçeği göstermektedir. Yine İran ile Brezilya arasındaki kapsamlı işbirliği de, yeni dönemin resmidir.
Ahmedinejad, işte bu yeni dönem resmi içinde Latin Amerika’ya bir çıkartma yaparak, ABD ve bazı AB ülkelerinin ülkesine yönelik ambargo kararını tecrit etmeye çalışmaktadır.
ABD’nin bu çıkartmadan rahatsız olduğu da ortada. Nitekim ABD, Venezuella’nın Miami Başkonsolosu Livia Acosta Noguera’yı açıklanmayan bir nedenle istenmeyen kişi ilan etmiş ve ülkeyi terketmesi için kendisine 10 Ocak’a kadar süre tanımıştı.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Ocak 2012
ABD HAVLU ATTI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 09/01/2012
Yoğun gündem bazı gelişmeleri değerlendirmemizi erteletti; en başta da ABD’nin yeni savunma stratejisini…
ABD Başkanı Barrack Obama ile ABD Savunma Bakanı Leon Panetta, düzenledikleri basın toplantısında, Washington’un yeni savunma stratejisini açıkladı.
PENTAGON BAYRAĞI İNDİRDİ
Obama, ABD’nin havlu attığını ilan ettiği açıklamalarında 4 önemli vurgu yaptı:
1. Obama, ABD’nin 10 yıldır devam eden savaş dönemini kapadığını ve yeni bir sayfa açtığını söyledi.
2. Obama, ABD’nin dünyadaki temel gücünün kaynağının ülke içindeki ekonomik güç olduğunu belirtip, bunu yenilemeye yöneleceklerini söyledi. Obama, “buna mali durumumuza bir çekidüzen vermek de dâhil” dedi.
3. Obama, yeni ABD stratejisinin, “uzun dönemli askeri operasyonlarla ulus inşası” yaklaşımına son vereceğini ilan etti.
4. Obama, Pentagon’un artık “daha küçük, konvansiyonel kara güçlerine dayalı” bir ulusal güvenlik stratejisi izleyeceğini belirtti.
BOP İFLAS ETTİ
Bizce, önümüzdeki 10 yılda 450 milyar dolarlık kesintiye gitmesi zorunlu olan Pentagon’un bu yeni stratejisinin anlamı şudur: ABD, 2,5 savaş konseptini tamamen kaldırdı.
Aslında ABD’nin 2010 tarihli “Yeni Strateji”sinde, bu konseptin rafa kalktığı ortadaydı. Nitekim biz de 2010 Şubat’ında, Odatv’de, “ABD’nin 2,5 savaş konsepti tarihe gömüldü” demiş ve yeni belgede yer alan şu cümleye dikkat çekmiştik: “Artık bölgesel çatışmaları ABD güçlerinin boyutlandırılması, şekillendirmesi veya değerlendirilmesinde tek ve hatta ana şablon olduğunu söylemek uygun olmaz.”
2.5 konsepti, ABD’nin iki ülkede konvansiyonel savaş ve bir ülkede askeri varlık bulundurması üzerine kuruluydu. ABD, Irak’tan çekildi, Kosova’dan da 2 ay içinde çekileceğini açıkladı. Taliban’la müzakerelere hazırlanan ABD, Afganistan’dan geri çekilme takvimini ilan etti.
Kısacası ABD, Fas’tan Endonezya’ya kadar 24 ülkenin sınır ya da rejimini değiştirmek anlamına gelen Büyük Ortadoğu Projesi’ni gerçekleştiremedi! 20 günde Irak’ı işgal eden ABD, öngörmediği bir direnişle karşılaştı ve sonraki hedeflerine bu nedenle yönelemedi.
ABD, PASİFİK’E YÖNELİYOR
BOP’ta iflas eden ABD, nihai hedefine doğrudan yönelme kararı almışa benziyor.
Pentagon’a yakınlığıyla bilinen düşünce kuruluşlarındaki çeşitli analizlerde, takvimin Pekin lehine işlediği, zaman geçtikçe Çin’in ABD’yle boy ölçüşecek noktaya ilerlediği, ABD Ortadoğu bataklığındayken, Çin’in hızla askeri gelişmeler kaydettiği belirtiliyor…
Yani ABD, Büyük Ortadoğu’da zaman kaybetmektense, Çin’i Pasifik’te kuşatmayı önüne yeni görev olarak koyuyor…
ABD’nin Avustralya’ya 2500 asker çıkarma kararı da, bu kuşatma hamlesinin bir işareti olarak değerlendiriliyor.
Ancak, ABD’nin bu yeni stratejisi de başarısızlığa mahkûm. Çünkü her şeyden önce Çin’i kuşatmak diye önüne koyduğu görev, bir saldırı hamlesi değil, tersine savunma hamlesi…
Çünkü Çin, Pasifikte önemli hamleler yapıyor: Hong Kong’u anavatana katarak başlatılan “tek Çin” süreci Pekin’in ustalık dolu politikalarıyla ilerliyor; Tayvan sorunu ABD’nin elinden çıkmaya başladı bile… Çin, kapitalist dünyanın ikinci büyük ekonomisi olan Japonya’yla yakınlaşıyor. Pekin yönetimi, ABD işgali altındaki Afganistan’da büyük yatırımlar yapıyor; Pasifikteki ülkelerle imzaladığı ticaret anlaşmalarını, Washington’a karşı politik avantaja dönüştürüyor.
Kısacası, hamle yapan Çin, savunma yapan ABD’dir artık!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Ocak 2011
HEPİMİZ TERÖRİSTİZ!
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 08/01/2012
Türk Ordusu, internet sitesi üzerinden hükümeti karalamakla ve onu yıkmaya çalışmakla suçlanıyor! TSK, bu suçu işleyebilmek için, aynı zamanda millete karşı psikolojik savaş uyguluyormuş!
Bu saçmalığın ciddiyet kazanması, tam da tersinden psikolojik savaşın uygulandığının resmidir: Türkiye, ıslak imza tartışması üzerinden, “bölücülüğe ve irticaya karşı mücadelenin” suç olduğuna inandırıldı, alıştırıldı!
Geçtik CHP’yi, Kemalist olduğunu iddia edenlerin bile lügatından düştü “bölücülüğe ve irticaya karşı mücadele” etme görevi.
Evet, görev diyoruz, çünkü bu, Kemalist Devrimin verdiği bir görevdir!
İNTERNETTEN TSK’YE PSİKOLOJİK SAVAŞ
TSK, AKP’yi internet üzerinden karalıyormuş! 40 yılın gazetecileri bile böyle yazıyor…
İlker Başbuğ daha Genelkurmay Başkanı olmadan, onunla ilgili internetten yapılan yalan ve karalama dolu yayınları uzaylılar mı üretti?
Komutanları gizlice dinleyip, konuşmalarını makaslayıp, farklı cümleleri birbirine monte edip, internete servis edenler Tanzanyalı mıydı?
Yaşar Büyükanıt’ın Yahudi olduğu yalanını internete servis ederek, Genelkurmay Başkanlığını engellemek isteyenler, demokrasi kelebeği miydi?
MİT, HERKESİ DİNLEMEK İSTİYOR
Yoğun gündemde kaynadı gitti, üzerinde durulmadı, bugün biz dikkat çekelim:
MİT Müsteşarı Hakan Fidan, bildiğiniz gibi uygun gördüğü gazete ve tv’lerin yetkililerini Yenimahalle’de ağırladı. Onlar da karşılığında, ertesi gün Hakan Fidan’dan ne kadar etkilendiklerini yazdılar.
Ancak ertesi günkü yazılarında, arada kaynayan, pek dikkat çekmeyen, şöyle bir cümle de vardı: “Türkiye’de dinlemelerin mahkeme kararıyla olduğunu da aktaran Fidan, Avrupa’da birçok ülkede ve ABD’de istihbarat birimlerinin daha geniş yetkilere sahip olduğunu hatırlattı.” (Zaman, 6 Ocak 2012)
Yani, Genelkurmay Elektronik Sistemler Başkanlığı’nı da bünyesine alan MİT, artık mahkeme kararı olmadan, istediği herkesi dinleyebilme yetkisi istiyor!
NEREDE KUVVETLER AYRILIĞI?
Em. Org. İlker Başbuğ’un, silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmekle suçlanıp, tutuklanmasıyla ilgili açıklama yapan hükümet temsilcisi Beşir Atalay’ın açıklamasında ilginç bir ayrıntı vardı, bilmem dikkatinizi çekti mi?
Başbakan Yardımcısı Atalay şöyle diyor: “Başbuğ’u biz atadık. Ayrıntıları ve dosyanın içinde neler var, bilmiyorum. Çok uzun zaman birlikte çalıştık. Adalet sistemi doğru yorumlanırsa doğru yanlış ayrılır. Yargının iyi işlemesini beklemek gerek. Türkiye’de çok büyük normalleşme var. Algılama çok değişti. Bakışlar çok farklı, yanlışsa yanlış. Biz yeri gelince yargı, yasama, yürütmenin ayrımına varıyoruz. Bu ayrım çok önemli. Yargının gecikmesi sorunu var. Yargılamanın gecikmesinden yargı da şikâyetçi…” (Vatan, 7 Ocak 2012)
Tekrar altını çizelim. Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay diyor ki, “Biz yeri gelince yargı, yasama, yürütmenin ayrımına varıyoruz.”
Yargı, yasama ve yürütmenin ayrılığı, yani kuvvetlerin ayrılığı, demokratik devlet yönetimini düzenler… Türkiye’nin yönetim yapısı bu esasa dayanır; Anayasal düzen dedikleri, tam da budur. Ancak AKP Hükümeti, bu ayrıma “yeri gelince” varıyormuş!
SUÇ VE SUÇLU
Aslında suç da belli, suçlu da…
Türk Ordusu, “silahlı terör örgütü” olmakla suçlanıyor!
İnanırsak, hepimiz terörist olacağız!
Ki zaten TSK terör örgütüyse, hepimiz teröristiz!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
8 Ocak 2011
SÜNNİ KARTI, BAŞARISIZLIĞA MAHKÛM
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 05/01/2012
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun dış politikada artık Sünni kartını açık bir araç olarak kullanacağını yazmıştık dün…
Peki, “komşularla sıfır sorun”da sıfır başarı elde eden Davutoğlu’nun, Sünni kartla bir başarı elde etmesi mümkün mü?
AKP için başarının ölçütü, daha doğrusu Sünni kartla hedeflenen; Şii karşıtlığı temelinde Sünni kuvvetlere liderlik yapmaktır.
Mümkün müdür? Saptamadan önce olguları sıralayalım:
SÜNNİ KARTIN ASIL SAHİBİ ABD
1.) İran’a karşı mevzilenmenin aracı olan Sünni kartı bölgenin ya da Türkiye’nin değil, ABD’nin kartıdır. Bölgede ABD adına “Ilımlı İslamcılık” yapmakla suçlanan AKP’nin, Sünni liderlik oluşturması gerçekçi değildir.
2.) Her kart, kartı destekleyen kuvvetin büyüklüğüne göre değerlenir. Irak’ta 160 bin Amerikan süngüsü varken gerçekleştirilemeyen hedefler, süngüsüz hiç gerçekleştirilemez!
Sünni kartın uygulanacağı Irak’ta, Başbakan Nuri El Maliki, Sünni grupları da kapsayan çok geniş bir ittifak oluşturmuş ve bunu, Irak’ın milli birliği temelinde değerlendirmeye başlamıştır.
3.) Türkiye ile İran nesnel olarak müttefiktir.
4.) İran’a karşı mevzilenmenin aracı olan Sünni kartı, geçerli bir araç değildir. Zira İran Şiilik temelinde değil, ulusal ve bölgesel çıkarları temelinde politika geliştiriyor ve bu doğrultuda Sünni Hamas’a da destek veriyor!
5.) Türkiye, Sünni kartını destekleyecek siyasal bir merciye sahip değildir. Mekke ve Medine, Selefi Suudi Arabistan için siyasal bir mercidir. El Ezher Üniversitesi, Mısır için siyasal bir mercidir. Kum, Şii İran için bir siyasal mercidir. Laik Türkiye’de böylesi bir siyasal merci yoktur.
İNİSİYATİF İRAN’DA
6.) Bölgede inisiyatif İran’dadır. İran, eline geçirdiği siyasal üstünlüğü iyi kullanmaktadır. Tahran’ın son 15 günde ABD’ye Hürmüz Boğazı resti çekmesi, Basra’da büyük bir askeri tatbikat yapması, uzun menzilli füze denemesi ve Basra’dan geçen hafta çıkan ABD uçak gemisinin bir daha gelmemesini istemesi anlamlıdır, önemlidir.
Nükleer çubuğun üretilmesi ise başlı başına bir gelişmedir. Zira ABD-İsrail yıllardır, nükleer çubuğu üretemeden İran’a saldırabilmenin peşindeydi…
Afganistan’da Taliban’la müzakere yolları arayan Washington’un, Tahran’la da diplomatik ilişki peşinde olduğu artık sır değildir.
7.) AKP, içeride güç kaybı eğilimine girdi.
AKP’de Erdoğan sonrasının kavgaları başladı. Erdoğan’ın Cemaatle arası açılıyor. Üstelik parti önüne koyduğu en önemli hedef olan “Yeni Anayasa” konusunda ciddi bir ilerleme sağlayamadı.
Ekonomik gidişat, enflasyonun çift hanelere dönmesi, AKP ekonomisinin panzehiri olan sıcak para ve döviz sıkışıklığı gibi faktörler de Erdoğan-Davutoğlu ikilisini zorluyor.
BÖLÜNME DEĞİL, BİRLEŞME EĞİLİMİ VAR
8.) Bölgede artık en geniş ve diri ittifaklar, Amerikan karşıtlığı temelinde olacaktır.
9.) “AKP için başarının ölçütü; Şii karşıtlığı temelinde Sünni kuvvetlere liderlik yapmaktır” demiştik. Ancak bu hedefin, sonuç olarak, bölge için bölücü bir hedef olduğu ortadadır. Oysa bölgede, hâkim gidişat bölünme değil, birleşme yönündedir.
SONUÇ
Tüm bu olgular bizi tek bir saptamaya götürüyor: AKP hükümetinin Sünni bir kartla bölgede ABD adına başarılı olması mümkün değildir.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
5 Ocak 2011
DAVUTOĞLU’NUN SÜNNİ KARTI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 04/01/2012
Yılın son haftası yapılan dördüncü büyükelçiler toplantısı, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu‘nun Ortadoğu konusunda artık açık oynayacağı karta işaret etti: Sünni kartına…
Bülent Arınç, Ali Babacan ve Bekir Bozdağ‘dan başlayarak kabinenin neredeyse tüm bakanlarının konuşma yaptığı toplantılarda, büyükelçilere hitap eden en sıradışı kişi ise Diyanet İşleri Başkanı Prof. Mehmet Görmez‘di.
DIŞ POLİTİKADA YENİ ARAÇ
Prof. Görmez‘in neler söylediğine geleceğiz ancak Diyanet İşleri Başkanı’nın büyükelçilere hitap etmesinin, öncelikle dinin, dış politikada açık araç olarak kullanılacağı anlamına geldiğinin altını çizelim.
Zaten Mehmet Görmez de, uluslararası ilişkilerde dinin öneminin arttığını söyleyip, “katı” laik uygulamalardan yakınmış. Görmez, dinin dış politikadaki gerekliliğine örnek olarak da Vatikan’ın önemini ve AB Anayasası tartışmalarını göstermiş.
Diyanet İşleri Başkanı Prof. Görmez, ardından da konuyu bölgedeki mezhep tartışmalarına bağlamış ve açıkça İran’ı uyarmış: “Körfez’de Şia, İslam’ın geleneksel Doğu-Batı gerilimindeki rolünde hamilik üstlenmektedir.” (Zaman, 3 Ocak 2011)
‘S. ARABİSTAN DEĞİL, TÜRKİYE’
Ortadoğu’da Şii’lik üzerinden İran’a karşı çıkan Prof. Görmez, Selefilik üzerinden de Suudi Arabistan’a dokunduruyor: “Modern zamanların ürünü olarak öne çıkan dini metinleri hayatın gerçeklerinden kopararak kanun metni haline getiren Selefiliğin yer yer ekstrem çıkışları da Şia karşısında İslam’ın Sünni temsiline aday görünmektedir. Şia’nın Batı karşısında İslam’ın temsiline soyunması, Selefi Vehhabiliğin de farklı versiyonları üzerinden Şia karşıtı Sünni hegemonik bir güce dönüşme arzusu asla ihmal edilmemesi gereken politik bir alan üretmektedir.”
Aslında Prof. Görmez, Selefi Suudi Arabistan’ın değil, Sünni Türkiye’nin Şii İran karşısında durması gerektiğini söylüyor; Türkiye’nin Sünni kimlikle, Ortadoğu’ya liderlik yapması gerektiğini belirtiyor.
REKTÖR’ÜN ÇIKIŞI
Diyanet İşleri Başkanı’nın büyükelçilere yaptığı bu konuşmadan hemen sonra, AKP’ye yakınlığıyla bilinen bir rektörün Şia karşıtı sözlerinin gündeme gelmesi, anlamlı.
AKP’nin dış politikasına uygun ortadoğu analizleriyle tanınan Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sedat Laçiner, TRT‘de dikkat çeken sözler sarfetti: “Sadece Irak da değil bakın, Körfez’de de Şii’ler var. Suudi Arabistan ve Kuveyt için, Ürdün için, Mısır için bir insanın Şii olması Hıristiyan olmasından kötü. Çünkü Hıristiyan nihayetinde ehli kitaptır; üç dinden bir tanesindendir; Allah onu dilerse selamete de erdirebilir, cennete de koyabilir. Şii ise, sapkınlık var orada, dini bozmaya çalışmak var… Irak’ta Şiiler ve Sünniler özellikle işgalden sonra birbirlerine olan nefretlerini daha bir açığa çıkardılar.”
Şİİ – SÜNNİ AYRIMI KİME YARAR?
Anlaşılıyor ki, İran’a karşı mevzilenen AKP iktidarı şimdi de Şii – Sünni ayrımı temelinde İran karşıtlığı yapacak. Bakalım AKP, ABD’nin bölgeyi karşıt kamplara bölme hedefli bu politikasına taşeron olmayı muhafazakar tabanına nasıl yutturacak?
Çünkü Başbakan Erdoğan‘ın daha önce Suriye’de “Alevi – Sünni çatışması” işareti vermesi, AKP’de kırılma yaşatmıştı.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Aralık 2011
ANIL ÇEÇEN’DEN YANIT VAR
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 03/01/2012
Prof. Dr. Anıl Çeçen, 18 Aralık 2011 tarihli yazımızda eleştirdiğimiz görüşlerine, 10 kat uzunluğunda yanıt yollamış. Bu nedenle yanıtı yayımlayamıyoruz ama belli başlı itirazlarını buradan ele alacağız.
Anımsayacağınız gibi Ulusal Kanal’da yaptığımız Avrasya tartışmasını yansıtmıştım buradan sizlere… Tartışmamızda, Anıl Çeçen Rusya ve Çin’i emperyalist gördüğünü, bu nedenle bu iki ülkeyle ittifaka karşı çıktığını, Türkiye’nin bu ülkeler yerine İran’la ittifak kurması gerektiğini ve Doğulu güçlerin İran’a destek vermemesi gerektiğini söylemişti. Ben de tıpkı ekranda belirttiğim gibi buradan da yazmıştım: “Bugün Rusya ve Çin düşmanlığı yaparak, nesnel olarak Amerikancılık yapmış olursunuz!”
Prof. Çeçen mektubunda, kendisine “yargısız infaz” yaptığımızı iddia etmiş ve bunun arkasında bir takım “sübjektif politik oyun” aramış! Üstünde durmuyoruz.
Biz, Prof. Çeçen’in 7 sayfalık mektubunun başında “Amerikancı” olmadığını söylemesini daha çok önemsiyor ve mutlu oluyoruz. Nitekim biz de kendisine “Amerikancı” dememiş, ancak bugün Rusya ve Çin düşmanlığı yapmanın, “nesnel” olarak Amerikancılık yapmak anlamına geleceğini belirtmiştik. Aradaki kalın fark ortada…
Anıl Çeçen, uzun mektubunda fikirlerinin arkasında durduğunu belirtmiş; Kemalizm’in antiemperyalist olduğunu, bu nedenle Türkiye’nin emperyalist devlet olan Rusya ve Çin’le değil de İran’la birlikte olması gerektiğinin altını birkaç kez çizmiş.
Bunları söylerken de üstümüze alınmadığımız bazı suçlamalar yöneltmiş: “Türkiye’deki gayrimüslim kesimler bir Türk-İran ortaklığına karşı çıkarlarken, Müslüman İran’ı dengelemek üzere Hıristiyan bir güç olan Rusya’yı devreye sokmaya çalışmaktadırlar.”
Nitekim biz de Türkiye’nin İran’la, hatta Irak ve Suriye’yle ittifak kurmasının zorunluluk olduğunu söylüyoruz.
Prof. Çeçen, ABD’nin baş düşman olmadığını ispatlamaya çalışmakta ısrarlı: “Siz bunu ABD’ye indirgerken İsrail’i görmezden gelmeniz çok büyük eksikliktir. Unutmayalım dünyayı yöneten Siyonist lobiler ABD’yi de yönetmekte ve İsrail’in çıkarlarına bu dev ülkeyi kilitlemektedirler.”
ABD’yi İsrail’in yönettiği şeklindeki bu gerçekdışı yaklaşım, Prof. Çeçen’in mektubunda birkaç sayfa sonra değişiklik gösteriyor. Çünkü Prof. Çeçen, bu kez de İngiltere’nin dünyayı yönettiğini ileri sürüyor. Hatta Çeçen daha da ileri giderek, İngiltere’nin Hindistan’la ittifak kurup, Asya’yı beşe bölmeye çalıştığını söylüyor. İngiltere, daha sonra bu beş Asya federasyonunu, kendi kurduğu Dünya Konfederasyonu’na bağlayacakmış. Haliyle, ABD yine perdelenmiş oluyor!
Nitekim Prof. Çeçen, Rusya ve Çin’in dışında, Hindistan’ı da emperyalist olarak sınıflandırmış. Anıl Çeçen’in emperyalizm kavramını farklı algıladığı ortada. Çünkü mektubunda, Atatürk’ün “Yunan emperyalizmine” karşı savaştığını da söylemektedir! Bu durumda İngiltere sömürgesi olarak Çanakkale’ye çıkan Anzaklar da emperyalisttir!
Prof. Çeçen’in şu açıklamasını yorumsuz aktaralım: “Türkiye’nin Avrasya stratejisinin ne olması gerektiği konusundaki bir tartışmayı Atatürk’ün Rusya ile ittifakına getirmek doğru olmayan bir yaklaşımdır, çünkü eğer Mustafa Kemal Rusçu olsaydı, o zaman daha ulusal kurtuluş savaşı yıllarında Sovyetler Birliği’ne Türkiye’yi üye yapar ve batılı emperyalist güçler ile bağımsızlık için yıllarca mücadele etmezdi. (…) Çanakkale savaşının muzaffer komutanı olarak Mustafa Kemal Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkan başlıca güçlerden birinin Rus ordusu olduğunu iyi biliyordu ve bu yüzden de tarihsel bir bilinçle Ruslara karşı mesafeli davranıyordu.”
Anladığımız kadarıyla Prof. Çeçen’in sadece kavramlarla değil, gerçeklerle ilgili de sıkıntıları var. Prof. Çeçen’in Mustafa Kemal’i hiç anlamadığı gerçeğini bir yana bırakıyor ve onun nesnel olarak aslında İran’ı ABD’nin kucağına atan şu görüşleriyle, yazımızı bitiriyoruz: “NATO Türkiye’ye silah yığınağı yaparken, Çin ve Rusya’nın da İran’a aynı doğrultuda silah ve cephanelik yüklediği görülmektedir. Yaklaşmakta olan üçüncü dünya savaşının önlenebilmesi için ABD ve NATO’nun Türkiye’yi cephaneliğe çevirmesinin önlenmesinin zorunluluğu gibi Rusya ve Çin’in de benzeri bir tutumu İran’da sürdürmesi gerekmektedir.”
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
3 Ocak 2011
IRAK’IN HAİNLERİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 02/01/2012
ABD’nin Irak’tan çekilmesi, en çok Amerikancıları üzdü. Bu bile, ABD’nin Irak’tan “işini bitirdiği için” değil, çıkmak zorunda kaldığı için çekildiğini göstermektedir.
WASHINGTON’A MEKTUPLA YALVARIYORLAR
2010 seçimlerinde Nuri El Maliki’ye karşı Washington ve Ankara’nın adayı olan eski Başbakan İyad Allavi, şimdiki Meclis Başkanı Usame Nuceyfi ve Irakkiye grubunun liderlerinden Rafi El İsavi üçlüsü, New York Times’da yayımlanan bir mektup yazmışlar.
Allavi-Nuceyfi-İsavi üçlüsü, baştan sona Maliki düşmanlığı içeren mektupta, Amerikalı yetkililere yalvarıyorlar; Irak’ın felaketin eşiğinde olduğunu, ülkenin Maliki’ye boyun eğdiğini, ABD askerlerinin çekilmesiyle boşluğun Iraklı askerlerce doldurulduğunu ve kendilerine baskının oluştuğunu, Maliki’ye destek veren grupların ABD karşıtı olduğunu vs. söylüyorlar.
GÜCÜ, ABD SÜNGÜSÜNDE GÖRENLER…
Allavi-Nuceyfi-İsavi üçlüsü, müttefikleri olan Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık El Haşimi’ye tutuklama kararı çıkartılmasını, Başbakan Yardımcısı Salih El Mutlak’ın görevden alınmasını ve Rafi El İsavi hakkında soruşturma başlatmasını, ABD’nin çıkarlarına aykırı olarak bulduklarını belirtiyorlar ama bu operasyonların Maliki’nin Washington’dan döndükten sonra başlamasını da anlayamadıklarını söylüyorlar.
Allavi-Nuceyfi-İsavi üçlüsü, bu durumun “Iraklılarda yanlış bir şekilde ABD’nin Maliki’ye açık çek verdiği izlenimi uyandırdığını” belirtiyorlar.
Meselelerinin vatanları olmadığını ortaya koyan şu cümle ise sadece Irak halkı için değil, ABD’ye biat eden liderlerin bulunduğu diğer bölge halkları için de ibretlik olmalı: “Cesur askerleriniz tatili evde geçirmelerinden dolayı seviniyor, onlara huzur ve mutluluklar diliyoruz. Fakat Irak bir kez daha eşikte sendelerken, Amerikan liderlerinin Maliki’ye kayıtsız-şartsız destek vermelerinin Irak’ı iç savaş yoluna ittiğini anlamalarını saygıyla istiyoruz.”
Saddam Hüseyin’i yıkmak üzere ittifak kurup ABD’ye biat edenler, Washington’un zor dönemlerde kaybeden müttefikleri yerine kazanan karşıtlarıyla yakınlaşmaya çalıştığını hiç öğrenememişler anlaşılan. Tıpkı, bölgede “deliğe süpürülme” sırasının kendisine de geleceğini anlamayanlar ya da o gerçeği görmek istemeyenler gibi…
ABD’NİN İKTİDAR YAPMA GÜCÜ KALMADI
İşin ilginci, ABD’ye mektuplarında yalvaran ve laiklik, demokrasi, liberalizm diyen bu üçlü, Washington’da iktidar yapılmalarını istemektedirler. Peki, neye dayanarak? 2010 seçimlerinde toplam aldıkları oyun yüzde 25 olmasına… Yani, demokrasi deyip, oyların dörtte biriyle, Irak’ın hâkimi olmak istiyorlar!
İsteklerinin saçmalığından daha önemlisi, bu zavallıların, ABD’nin bu isteği karşılayacak kudrete sahip olmadığını görememeleridir…
ABD’ye yalvaran, ABD askerinden medet uman bu üçlü, bağımsız Irak’ın geleceğinde olamama ihtimaline karşı, son söz olarak şunu söylüyorlar: “ABD, başarılı bir birlik hükümeti kurulmasına yardım etmek için hızla hareket etmediği takdirde Irak’ın akıbeti bellidir.”
ABD’yi değil elbette, ABD adına Irak’ı “bölmekle” tehdit ediyorlar akıllarınca…
Artık Allavi de, bölgedeki diğer Amerikancılar da bilmeli ki, Washington’un onlara iktidar sunabileceği bir gücü yok!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Ocak 2011