Archive for category Aydınlık Gazetesi Yazıları
CUMHURİYET NE DEĞİLDİR?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 30/10/2011
Dün pek çok gazetenin pek çok köşesinde, Cumhuriyet’in ne olduğu yazıldı. Biz de bugün Cumhuriyet’in ne olmadığını yazalım dedik…
Cumhuriyet, başbakanların pilotlara talimat veremediği rejimin adıdır: Başbakan Erdoğan Güney Afrika gezisi sırasında, sırf Obama’nın eşinin uçağı da inebildi diye, pilota emir verip, uçağını pisti kısa havaalanına indirtti. Ancak Erdoğan’ın uçağı 74 metre, Michelle Obama’nın uçağı ise 47 metreydi!
Cumhuriyet, başbakanların “asıp, kesemeyeceği” rejimin adıdır: Başbakan Erdoğan 23 Nisan kutlaması nedeniyle koltuğuna oturttuğu çocuğa, “artık başbakan sensin, ister asar, ister kesersin” demişti.
Cumhuriyet, başbakanların köylüyü azarlamadığı rejimin adıdır: Başbakan Erdoğan, geçim sıkıntısı çektiğini söyleyen bir yurttaşa sinirlenip, “ananı da al git” demişti.
Cumhuriyet, başbakanların seçim meydanlarında başka, arkada başka davranmadığı rejimin adıdır: Başbakan Erdoğan, seçim meydanlarında “ben olsam Apo’yu asardım” derken, meğer özel temsilcisini Öcalan’la pazarlık yapmaya gönderiyormuş.
Cumhuriyet, bir parti genel başkanının, genelkurmay başkanı ile “mahrem” görüşebilmek için üçüncü bir ülkeden ricacı olmadığı rejimin adıdır: Başbakan Erdoğan, henüz AKP Genel Başkanı iken, dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök’le “mahrem” görüşebilmek için ABD Savunma Bakanı Paul Wolfowitz’e mektup yazarak ricacı olmuştu.
Cumhuriyet, başbakanla genelkurmay başkanlarının, kayıt dışı görüşme yapamadıkları rejimin adıdır: Başbakan Erdoğan ile Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt Dolmabahçe’de baş başa görüşmüş, mutabakata varmış ancak görüşmenin kaydı tutulmamıştır. Cumhuriyet rejimlerinde bu düzeyde her görüşmenin ayrıntıları kamuoyuna açıklanmaz ama bu düzeyde her görüşmenin, devletin gizli arşivlerine koyulması gereken bir kaydı olur!
Cumhuriyet, en zor gününde yanında olan bir ülkenin yıllar sonra bombalanmasına karargah olunmayan rejimin adıdır: Başbakan Erdoğan “NATO’nun ne işi var Libya’da” dedikten kısa bir süre sonra “NATO, Libya’nın Libya’lılara ait olduğunu tescil etmek için Libya’ya girmelidir” demiş ve Türkiye’yi NATO’nun Libya saldırılarına karargah yapmıştı.
Cumhuriyet, Cumhuriyet yıkıcısı odak olduğu hükme bağlanmış bir partinin iş başında olamadığı rejimin adıdır: AKP’nin, Cumhuriyet’in ilkesi olan laikliğe karşı odak olduğu Anayasa Mahkemesi tarafından hükme bağlandı. Mahkemenin 11 üyesinden 6’sı partinin kapatılmasını istedi. Ancak değişen yasa nedeniyle 7 oy gerekiyordu!
Cumhuriyet, Cumhuriyet ordusunun kozmik odalarına girilemeyen rejimin adıdır: TBMM Başkanı Bülent Arınç’a suikast yapacakları iddiasıyla iki asker yakalanmış, bu gerekçe üzerinden de TSK’nin kozmik odalarına girilmişti. Ancak suikast sırasında Arınç, Ankara’da bile değildi! Kozmik sırlar gitti, ya Arınç’a suikast iddiası ne oldu?
Cumhuriyet, Cumhuriyet askerlerine kumpas kurulamayan rejimin adıdır: Ergenekon soruşturmasında tutuklan ve üç yıl zindanda kalan Üstteğmen Mehmet Ali Çelebi’nin telefonuna, emniyette gözaltındayken, Hizbut Tahrir üyesinin telefon rehberinin yüklendiği ortaya çıkmıştı.
Cumhuriyet, Cumhuriyet ordusunun Cumhuriyeti yıkacağının iddia edilemediği rejimin adıdır: TSK’nin Cumhuriyet’i yıkma girişiminde bulunmakla suçlandığı Ergenekon soruşturmasında, bir savaşta bile esir alınamayacak kadar general ve subay tutuklandı!
Cumhuriyet, Cumhuriyet kuvvetlerinin Cumhuriyet yıkıcılarına teslim olmadığı rejimin adıdır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
30 Ekim 2011
TÜRKİYE’NİN SAVUNMASI KERKÜK’TEN BAŞLAR
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 29/10/2011
Kerkük, jeopolitik önemi, demografik yapısı ve petrolü nedeniyle Irak’ın kalbidir ve bu nedenle de ABD’nin Irak’ı işgalinden bu yana statüsü netleşmemiştir. Hatta Kerkük konusu, işgal altındaki Irak’ta neredeyse çözülemeyen tek konudur.
ABD’nin Irak’tan tamamen çekiliyor olması, Kerkük konusunu yeniden ısıttı. Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani, bu amaçla Kerkük’ü ziyaret etti.
Barzani, ABD Irak’tan çekildikten sonra, Kerkük’ün güvenliğini merkezi hükümetle birlikte sağlayacaklarını söyledi. Barzani, Kerkük’ün Kürt bölgesi olarak Irak’ın bir parçası olduğunu savundu.
Haber, dünkü Aydınlık’ta, “ABD gidince Kerkük Barzani’nin olacak” başlığıyla çıktı. Kerkük’ün Barzani tarafından ele geçirilmesini, bunca zamandır sanki ABD engellemiş gibi!
Oysa tam tersine, ABD 1992 yılından bu yana Kerkük’ü kukla devletine bağlayacak fırsatların peşindeydi. Federal Irak içinde Özerk Bölge diye havuç olarak Türkiye’ye sunulan Kerkük’ün öyküsünü ve ABD planlarının detaylarını Fikret Akfırat’ın “Kukla Devlet” kitabında (Kaynak Yayınları) ayrıntılarıyla bulabilirsiniz.
KÜRDİSTAN’IN KUDÜS’Ü
Kerkük, netleşmeyen statüsü nedeniyle kimi çevreler tarafından “Kürdistan’ın Kudüs’ü” olarak değerlendirilmektedir.
Türkiye açısından ise Kerkük’ün önemi, petrolden ya da bölgede yaşayan Türkmenlerden ziyade, Türkiye’nin savunma hattının en ileri noktası olmasından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle de Türkiye’nin güney savunması, Kerkük’ten başlar.
Kerkük, ABD’nin kukla devlet üzerinden Türkiye’ye yönelttiği tehdidin önemli bir cephesidir. Ki geçmişte ABD’nin Telafer’de, Tuzhurmatu’da Türkmenleri katletmesi, bu direnci yıkmak içindi.
KERKÜK – DİYARBAKIR HATTI
ABD’nin kukla devleti için iki yaşamsal bölgeye ihtiyacı vardır. Birisi Kerkük, diğeri de Diyarbakır’dır.
Kukla Devlet daha doğrusu ABD, Kerkük’ü ele geçirirse Diyarbakır’a uzanır. ABD’nin Büyük Kürdistan stratejisinin dayanağı budur.
Kukla Devlet, Kerkük ile Diyarbakır’a genişlediği takdirde, Büyük Kürdistan, daha doğrusu ikinci İsrail olacaktır.
140. MADDE DAYATMASI
ABD Irak’tan çekilirken, Kerkük’ün statüsünün “çözümüne” yönelik hamleler önemlidir. Mesud Barzani’nin KDP’si ile Celal Talabani’nin KYB’si bu amaçla ortak toplantı yaptı önceki gün.
İki partinin ortak politbüro toplantısının ana gündemi Kerkük’tü. Barzani’nin Kerkük ziyareti ve mesajları masaya yatırıldı, gelen tepkiler değerlendirildi. Barzani ve Talabani ikilisi, bu toplantıyla Bağdat’a, referandumu içeren 140. maddenin uygulanmasını istediklerini ilan ettiler.
CUMHURİYET’İN YIKILMASI KERKÜK’TEN BAŞLAR
Irak Türkmen Cephesi ITC ise 140. maddeye itiraz ediyor. ITC Başkanı ve Kerkük Milletvekili Erşet Salihi, 140. maddenin geçerliliğini yitirdiğini, sorunun çözümünün siyasi uzlaşıdan geçtiğini savunuyor.
Kerkük konusunun en önemli tarafı olan Türkiye ise sessiz! AKP hükümeti, Kerkük’ün geleceğini ABD’ye ve Barzani’ye havale etmiş durumda…
Geçmişte kuzey Irak politikalarında etkin olan merkezi kurumların da, AKP’ye rağmen konuya eğilemeyeceği görülüyor.
Oysa bugün, sonsuza kadar yaşatılmaya söz verilen Cumhuriyet’in yıldönümü!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
29 Ekim 2011
ALMANYA’DAKİ ABD, IRAK’TAKİ ABD
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 26/10/2011
ABD’nin dünya ölçeğindeki güç durumuna işaret eden iki önemli gelişme yaşandı:
IRAK VE AFGANİSTAN
1.) 18 Ekim günü yazdığımız ve ABD kaynaklarına dayandırdığımız “ABD iki ay bile bekleyemedi” başlıklı makalede, ABD’nin Aralık sonunu beklemeden tüm askerlerini Irak’tan çekeceğini belirtmiştik. Barack Obama, ABD açısından bölgede bir dönemin kapanması anlamına gelen bu geri çekilmeyi, 20 Ekim günü resmi olarak ilan etti.
Böylece Washington ile Bağdat arasında süren sert müzakereler Irak lehine sonuçlanmış oldu. Zira Washington’un asla geri çekilmeyeceği, eğitim bahanesiyle de olsa Irak’ta 10 bin asker bırakacağı konuşuluyordu. Ancak Irak Başbakanı Nuri El Maliki, Şii lider Mukteda El Sadr’ın da desteğiyle bir dönemin kapanmasına imza atmış oldu.
2.) ABD ile Pakistan, Usame Bin Ladin’in öldürülmesinden sonra köprüleri attılar. ABD Genelkurmay Başkanı Org. Mike Mullen, askeri yardımın bir bölümünün askıya alındığını açıkladı. Pakistan Savunma Bakanı Ahmet Muhtar, misilleme olarak Şemsi hava üssünü ABD’ye kullandırtmayacaklarını açıkladı. ABD, Kabil Büyükelçiliği’ne yapılan saldırıdan Pakistan’ı sorumlu tuttu. Pakistan devleti suçlamayı reddetti ve ordunun ülkeyi savunma kararlılığını ilan etti.
Kısaca özetlediğimiz iki ülke arasındaki bu restleşme, bölge ülkelerini de tavır belirlemeye sevk ediyor. İlk tavır belirleyen ülke de ABD işgali altındaki Afganistan oldu.
Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai, iki ülke arasında bir savaş çıkması durumunda Pakistan’ı destekleyeceklerini ilan etti. (Reuters, 22 Ekim)
Karzai’nin, ABD’nin Afganistan’ı işgal ettikten sonra işbaşına getirdiği kişi olması, herhalde Washington açısından durumu daha da trajik yapıyordur!
Bu iki örnek, sizce de ABD’nin dünya ölçeğindeki durumuna işaret etmiyor mu?
ALMANYA ve JAPONYA
ABD’nin sekiz yılda Irak’ı terk etmesinin ya da Karzai’nin ABD’den yana da değil de Pakistan’dan yana tutum almasının ne anlama geldiğini, aslında en iyi Almanya ve Japonya örnekleri açıklar.
Almanya Mayıs 1945’te, Japonya da Ağustos 1945’te yenildi. ABD her iki ülkeyi de işgal etti. Hem Bonn hem de Tokyo, ABD silahlı kuvvetlerinin süngülerinin ucundaki anayasayı kabul ettiler.
ABD, daha 2005 yılına kadar bile Almanya’nın 13 kentinde 70 bin asker bulunduruyordu! ABD, yine 2005 yılına kadar Japonya’da 50 bin asker bulunduruyordu, 2009’da 35 bine düşürdü.
Keza Almanya ve Japonya, güncellemiş de olsalar, hâlâ ABD süngüsünün ucundaki anayasaları kullanmaktadırlar.
İKİ ABD FARKI
Yani ABD, Almanya ve Japonya’da 50 yıl boyunca asker tuttu. Oysa bu iki devlete göre “zayıf” olan Irak, sekiz yıl sonra tüm ABD askerlerini gönderebilmeyi başardı.
Ya da tersinden söylersek, Almanya ve Japonya’da 50 yıl boyunca asker tutabilen ABD, Irak’ta ancak sekiz yıl asker bulundurabilecek kadar “süper güç”tü!
TÜRKİYE’DEKİ ABD
Bu iki ABD farkı en çok bizi ilgilendirmeli. Irak’ta zayıflayan ABD’nin, Türkiye’de hâlâ neden güçlü olduğu sorusu önemlidir. Meseleyi salt AKP hükümetinin karakteriyle açıklamak eksik kalıyor. Bu sorunun yanıtını tartışalım.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Ekim 2011
UDO STEİNBACH’IN İÇ SAVAŞ SENARYOSU
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 25/10/2011
Udo Steinbach ismini Aydınlık okurları hemen anımsayacaktır: Alman Dışişleri Bakanlığı’nın finanse ettiği Doğu Enstitüsü Müdürü olan Steinbach, Alman Gladyosu’nun Türkiye masası şefidir.
FULLER’LE BİRLİKTE KEMALİZM DÜŞMANLIĞI YAPIYOR
Prof. Udo Steinbach’ın en bilinen projesi, “Türkiye Ermenilere soykırım yaptı” iddiasında bulunmak dışında bir özelliği olmayan Taner Akçam’dır. Steinbach, yönettiği Hamburg İncelemeler Enstitüsünde Akçam dışında Oral Çalışlar’ı da yetiştirmiştir.
Udo Steinbach’ın ikinci projesi, ABD Gladyosundan Graham Fuller’le birlikte pazarladığı “Kemalizm bitti” iddiasıdır. Steinbach daha geçen yıl “Almanya’da Müslümanların geleceği” konulu bir panelde, “Kemalistler 80 yıldır Müslümanlara zulmediyor” yalanını tezgâha sürmüştü.
‘TÜRK MİLLETİ YOKTUR’ YALANI
Alman şarkiyatçı Udo Steinbach’ın üçüncü projesi, “Alman İslamı”na temel oluşturan “Müslüman Almanyalı” fikri, dördüncü projesi de “Büyük Türk Hakanlığı” hayalidir. Türk milliyetçilerini yönlendirmek için bu fikri piyasaya süren Steinbach, bir süre sonra da beşinci projesi olarak “Türk Milleti yoktur, Türkler yapay bir millettir” palavrasına sarılmıştır.
Steinbach’ın o çok tepki toplayan sözlerini anımsayalım: “Sorun, Atatürk’ün bir paşa fermanıyla yarattığı yapay ürün Türk devleti ve Türk ulusudur… Böyle bir ulus yoktur… Olmadığını Türkiye’de yaşanan Kürt-Türk, Müslüman-Laik, Alevi-Devlet çatışmalarında görmekteyiz. Bu uyduruk ulusu Atatürk nasıl kurdu? Önce Ermenileri yok ettiler. Sonra da Rumları… Kürtleri şu güne kadar neden yok etmediler bilinmez…”
İSRAİL GAZZE’YE, TÜRKİYE KÜRT BÖLGESİNE…
İşte Udo Steinbach şimdi de bu meseleye el attı ve altıncı projesini piyasa sürdü: “İsrail’in Gazze’ye yaptığını, Türkiye Kürt bölgesine yapıyor.”
PKK’nin Çukurca saldırısını ve Türkiye’nin tepki olarak sınır ötesi operasyon yapma olasılığını Deutsche Welle radyosuna değerlendiren Steinbach, Türkiye’de “iç savaş” çıkacağını savunuyor.
Steinbach öngörü diye ortaya attığı niyetini, senaryosunu, Temmuz ayında iki buçuk hafta boyunca Güneydoğu Anadolu’da yaptığı incelemelere(!) dayandırıyor. Prof. Steinbach, bölgede her an patlamaya hazır bir atmosfer olduğunu savunuyor.
Türk Ordusu’nun Irak’ın kuzeyine girmesine ve kara harekâtı yapmasına karşı çıkan Steinbach, bunun uluslararası hukukla bağdaşmayacağını iddia ediyor. Oysa hem uluslararası hukuk, hem de daha önemlisi Ankara – Bağdat anlaşmaları sınır ötesi operasyonun dayanağıdır.
STEİNBACH ve GLADYO’NUN HEDEFİ: TSK
Başbakan Erdoğan’ın belediyeler üzerinden Almanya – PKK bağı iddiasını ortaya attığı bir dönemde, Alman şarkiyatçı Steianbach’ın çıkıp Türkiye’yi “Kürtlere zulmetmekle” suçlaması ve İsrail’e benzetmesi dikkat çekici.
Ancak en başta da belirttiğimiz gibi, Steinbach aslında Gladyonun şeflerindendir… Ve Türk Ordusu’nun Irak’ın kuzeyine girmesi en başta ABD’yi ve Gladyo’yu telaşlandırmaktadır.
Öyle ki, ABD sırf 1995’teki Çelik Harekâtı’na benzer bir kara harekâtı olmasın diye, Türk Ordusu’nu AKP üzerinden 2008’deki gibi sınırlı ve etkisiz bir operasyona razı etmeye çalışmakta, baskı uygulamaktadır.
Ve Steinbach’ın “iç savaş” uyarısı da Güneydoğu Anadolu’daki 250 bin Türk askerinin varlığını hedef almaktadır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Ekim 2011
STEVE JOBS’UN SINIFSAL KARAKTERİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 22/10/2011
Nazım Güvenç ağabey Steve Jobs’un devrimci olduğunu iddia ettiği yazısına itirazımıza yanıt yazmış ve Jobs’un devrimci olduğunu kimi bilim adamları, sanatçı ve aydınları örnek göstererek iddia etmiş. Nazım ağabeyin iddialarına geleceğiz
ama hepimiz için çok önemli olan şu saptamayı yapalım önce:
DEVRİM VE DEVRİMCİLİK YÜKSELİŞTE
Devrim ve devrimci kavramlarının yeniden gündemimize oturması sevindirici… Atatürk’e devrimci demekten korkulan, Atatürk devrimleri yerine Atatürk inkılâpları denilen dönemden, Steve Jobs’un bile devrimci olduğunun iddia edildiği günlere gelmiş bulunmamız önemli…
Kavramlarımızdaki bu ilerleme, dünyanın merkezinin Batı’dan Doğu’ya kayması ve emperyalizme karşı devrimci milliyetçiliğin ve
sosyalist devrimciliğin yükselişiyle doğrudan ilgili…
BİLİŞİM ÇAĞI KAPİTALİST SİSTEMİN İÇİNDEDİR
Gelelim Nazım ağabeyin iddialarına: Nazım ağabey, Jobs’un Sanayi Toplumu’ndan Bilgi Toplumu’na geçişte “çağ değiştiren” özelliği nedeniyle devrimci olduğunda ısrar etmiş ve eski yazısının bu “en önemli” bölümünün göz ardı edilmesinden yakınmış.
Nazım ağabeyin gözünden kaçmış olmalı. “Steve Jobs devrimci değildir” başlıklı 14 Ekim tarihli yazımızdan anımsatalım: “1.)
Bilgi toplumu, bilişim çağı gibi kavramlar, sistem dışı değildir, tersine kapitalist sistemin içindedir. 2.) Bilgi üretimi, mucitlik ve hatta devrimcilik gibi kavramlar da kapitalist sistem tarafından metalaştırılmakta, paraya dönüştürülmektedir.”
Jobs’u icat yaptığı için devrimci sayan Nazım ağabey, “Steve Jobs icat yapmadı, mucit değildi, icat edileni alıp çok iyi tasarladı” saptamamıza yanıt vermediğine göre bu gerçeği artık kabul ediyor olmalı.
Nitekim Nazım ağabey, Jobs’un devrimci olduğunu kanıtlamak için bu kez bilim adamlarının özelliklerinden hareket etmiş; Kopernik’ten, Galile’den, Newton’dan bahsetmiş… Yararlandık, yalnız Nazım ağabey şu önemli ayrıntıyı atlamış; Jobs mucit olmadığı gibi bilim adamı da değildi!
Zira bilim adamları salt buluşlarından dolayı değil, buluşlarını metaya çevirmedikleri için de devimcilerdir! “Doğada zaten vardı,
ben sadece ortaya çıkardım” anlayışları, devrimciliklerinin göstergesidir!
DEVRİMCİLİK SINIFSALDIR
Devrim de devrimcilik de sınıfsal kavramlardır ve üretim ilişkileriyle ilgilidir. Devrim, mevcut ve geri olan üretim biçimini yıkıp, yerine yeni ve ileri bir üretim biçimi kurmaktır. Devrimci de bu üretim biçiminin tasarımını, eski sistem içinde yapan kişidir.
Bir insanın devrimci olup olmadığı, hangi sınıfa ait olduğuna ve hizmet ettiğine göre belirlenir. Bu ölçütten dolayı, devrimci bilim
adamaları, sanatçılar ve aydınlar da vardır, karşı devrime hizmet edenleri de… Jobs’u Nazım ağabeyin istediği gibi bu kategoride kabul etsek bile, Jobs’dan devrimci çıkaramayız. Zira Jobs sınıfını seçmiştir ve sınıfsal karakteri ortadadır: 8,3 milyar dolar! Tabi bu para Jobs’un sadece “kişisel” serveti. Yoksa ortağı olduğu Apple’ın değeri tam 351 milyar dolar! Dünyadaki ülkelerin çoğunun ulusal gelirinden bile büyük!
Kapitalist sistem, üretim araçları ve kapital sahibi azınlığın, çoğunluğu ücretli emekçi olarak çalıştırıp, onların sırtından büyük
kârlar elde ettiği sistemdir. Jobs da üretim araçlarına ve 8,3 milyar dolarlık kapitale sahiptir ve sistemin en tepesindedir.
Apple’ın ürünleri, mevcut icatların alınıp, tasarlanmasından ibarettir. Üstelik o tasarımlar da Jobs’un değil, Apple’ın tüm çalışanlarının ortak zekâsının ve emeklerinin ürünüdür. Apple yazılımlarının çoğu da Samsung patentlidir. Samsung, Apple için ürettiği yazılımları kendi ürünlerinde de kullanmak istediği için Jobs tarafından mahkemelere verilmiştir. Pek çok ülkede bu davalar Apple – Samsung savaşı olarak sürmektedir.
Nazım ağabeyin “devrimci Jobs”u, örnek verdiği bilim adamları gibi davranmayıp, tersine, daha çok para kazanmak için
Samsung’dan satın aldığı yazılımı Samsung’a bile yasaklamaktadır!
EMPERYALİZMİN DEVRİMCİLERİ: ÖZAL ve ERDOĞAN
“Demokrasi” ve “insan hakları” gibi kavramları eğip bükerek, ülkeleri sömürmenin ve parçalamanın aracı haline getiren emperyalizm ve kapitalist sistem, “devrim” ve “devrimcilik” kavramlarını da kullanıyor!
Öyle ki, Turgut Özal şortla asker denetledi diye devrimci oluyor. Örneğin Tayyip Erdoğan, arkasına ABD gücü alarak Ergenekon operasyonu yapabildi diye devimci oluyor. Türbanın üniversiteye girmesi devrim oluyor. Sistem bir toplantıya fütursuzca giyinerek geleni de devrimci sayıyor, babasına kızıp eşcinsel olanı da… Devrim, normalin dışındaki her şeyin adı oluveriyor!
Oysa devrim sistemi, eskiyi, geriyi yıkıp; yeniyi, ileriyi kurmaktır! Jobs’un ürettikleri yeni olsa bile üretim biçimi eskidir! Çünkü teknolojik ürün de, nihayetinde üründür, üretim aracı değildir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Ekim 2011
ABD’NİN ÇUKURCA’DAKİ BEŞ MESAJI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 21/10/2011
24 askerimiz neden öldü?
AKP ve akıl hocalarının Çukurca “analizleri”, sorumuzun en önemli ipucudur:
‘ŞAHİN BAYIK, GÜVERCİN KARAYILAN’
Taraf’tan Emre Uslu, PKK’nin şahin kanadının Öcalan’a rağmen savaştığını iddia ediyor. Şahin kanadın Cemil Bayık, Duran Kalkan, Mustafa Karasu ve Bahoz Erdal’dan oluştuğunu söylüyor. Karşılarındaki güvercin ise Murat Karayılan!
‘ÇÖZÜMÜN ADRESİ ÖCALAN’
Zaman’dan Mümtaz’er Türköne de, PKK içindeki bir kanadın, silahlı patronluğa devam etmek için terörü azdırdığını yazıp, Öcalan’ın akan kanı durduracak faktör olduğunu, terörü durdurmak için fırsat ve imkân sağlayacağını belirtiyor. Öcalan’a “göz hapsi” önerisini sürdürüyor.
Yeni Şafak’tan Salih Tuna ise PKK’nin şahin kanadının, terör eylemlerini, Öcalan’ın ev hapsine çıkmasını engellemek için yaptığını savunuyor.
‘AÇILIM SÜRECEK, SİVİL ANAYASA YAPILACAK’
Star’dan Fehmi Koru PKK’nin kafasının karışık olduğunu yazıyor. Ahmet Kekeç de hükümet sözcüsü edasıyla teminat veriyor: Merak etmeyin, açılım da sürecek, sivil anayasa da yapılacak! Ergun Babahan ise “silahlı kuvvetlerin etkin mücadele edemediğini” ileri sürüyor, pası alan Mehmet Altan “keşke gerçek bir ordumuz olsaydı” diyor!
‘PKK İRAN-SURİYE EKSENİNDE’
Sabah’tan Mahmut Övür, PKK’nin amacının Erdoğan’ı Esadlaştırmak olduğunu söylüyor ve İran-Suriye ekseniyle hareket eden PKK’nin yanlış siyasi tercih yaptığını yazıyor.
AKP yandaşlarının mesajları böyle…
Peki, acaba PKK bu saldırıyla ne mesaj vermek istedi? İşte kendi yayın organlarındaki açıklamalarından ortaya çıkanlar:
PKK’NİN AKP’YE BEŞ MESAJI
1.) Barış Grubu’nun AKP-PKK organizasyonuyla Habur’dan girişinin yıldönümünde yapılan bu saldırı, PKK’nin AKP’ye “süreci devam ettir” baskısıdır.
2.) Saldırı ile Hükümete, Öcalan’la yeniden masaya otur baskısı yapılmaktadır.
3.) Hükümetten KCK operasyonlarını durdurması istenmektedir.
4.) Hükümetten TSK’nin operasyonlarına engel olunması istenmektedir.
5.) “Kayıpların sorumlusu asker üniforması giyen Gül’dür” diyen PKK, Gül’e
“başlattığın Kürt Açılımı’nı sürdür” demektedir.
ÇUKURCA’DA SALDIRAN PKK DEĞİL, ABD’DİR
Tüm mesajları birleştirdiğimizde ortaya şu sonuç çıkıyor:
1) TSK’nin etkisizleştirilmesi sürdürülerek 2) Kürt Açılımı karlılıkla ilerletilmeli, 3) AKP ve PKK masaya oturmalı 4) ve Yeni Türkiye’nin bölünme Anayasası’nı kotarmalı! 5) Türkiye bu süreçte İran ve Suriye ile de düşman olmalı ve ABD’nin bölge politikalarına tamamen mecbur kalmalı!
Bu sonuçla ortaya çıkan mesajın adresi Washington’dur.
Dolayısıyla Çukurca’da TSK’ye saldıran PKK değil, aslında ABD’dir.
24 ASKERİMİZ NEDEN ÖLDÜ?
ABD’nin beş mesajı askerlerimizin neden öldüğünü açıkça göstermektedir:
24 askerimiz ABD’nin Büyük Ortadoğu planı için öldü!
24 askerimiz ABD’nin Büyük Kürdistan ve bölünmüş Türkiye planı için öldü!
24 askerimiz, hükümet temsilcileri Oslo’da PKK’ye, “Ordunun şuan yaptığı planlı bir operasyon yoktur” teminatı verdikleri için, yani TSK’nin elini bağladıkları için öldü!
24 askerimiz, TSK’nin seçkin kurmay kadroları Silivri’de, Hasdal’da esir olduğu için öldü!
Ve en önemlisi 24 askerimiz, Genelkurmay Başkanlığı ABD’nin taktığı çuvalı hâlâ çıkaramadığı için öldü!
Askerlerimiz, “bölünme anayasasının” Silivri’de ve Hasdal’da esirleri, Çukurca’da şehitleridir.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Ekim 2011