Archive for category CGTN Türk

ABD Uygur meselesini neden kışkırtıyor?

Uygurların özerk bölgesi var: Xinjiang-Uygur Özerk Bölgesi.

Uygur dili, Xinjiang-Uygur Özerk Bölgesindeki iki resmi dilden biridir. Bölgede yol tabelalarından dükkan tabelalarına kadar her yerde iki dil görürsünüz. Özerk bölge içi uçuşlarda, Çince ve İngilizce dışında Uygurca anons da yapılıyor örneğin. Bölgede Uygurca yayın yapan bir çok gazete ve TV var. Hepsi bir yana, Çin’in ulusal parasında, sağ üst köşede, paranın sayısal göstergesinin altındaki paranın değerinin yazılı olduğu bölümde, Çince dışında Uygurca da var. 

Uygurlar ibadetlerini özgürce yapıyor: Xinjiang-Uygur Özerk Bölgesinde camiler var, üstelik çok bakımlı ve estetikler. Günde beş vakit namaz kılınıyor. İslam Enstitüsünde bu camilerde görev alacak gençler eğitiliyor. Eğitimlerini Uygurca, Çince ve Arapça üç dilde yapıyorlar. 

Özetle Uygurlar, modern çağda, bir ülkede etnik bir grubun sahip olacağı hakların azamisine sahipler.

Peki buna rağmen Türkiye’de ve bazı özel Uygurların mesken edindiği ABD’de neden “Uygur meselesi” var? Daha doğrusu ABD neden Uygur meselesini kışkırtıyor?

ABD’nin Çin’i istikrarsızlaştırma amacı

1) SSCB’nin dağılmasından sonra emperyalist ABD’nin neoliberal yeni dünya düzeni için planladığı yol haritası, ulusal devletlerin etnik ve mezhepsel temelde bölünmesiydi. Bunu geride kalan 35 yılda Yugoslavya’da, Irak’ta, Suriye’de hayata geçirdiler. Bu ülkelere demokrasi, özgürlük, insan hakları maskesiyle saldırıp, etnik ve mezhepsel temelde böldüler, federasyonlaştırdılar.

ABD bu hedefini Türkiye’de, İran’da, Rusya’da, Çin’de de gerçekleştirmek istoyor. Kuşkusuz Türkiye Suriye değil, İran Irak değil, Rusya ve Çin Yugoslavya değil. ABD’nin bu ülkeleri bölebilmesi, parçalayabilmesi mümkün değil. Ama aynı yöntemi uygulayarak bu ülkeleri zayıflatmaya, istikrarsızlaştırmaya çalışıyor. 

Dolayısıyla ABD açısından Türkiye’de Kürt meselesi neyse, Rusya’da Çeçen meselesi odur, Çin’de Uygur meselesi odur… 

ABD açısından etnik grubun çıkarı değil, kendi emperyalist çıkarı esastır. Öyle olduğu için de Uygur Türklerinin Çin’den ayrı yaşamasını ister ama zaten ayrı yaşamakta olan Kıbrıs Türklerini ise Rumlarla birlikte yaşamaya zorlar. ABD’nin Çin’deki Türkler için ayrılıkçı ama Kıbrıs’taki Türkler için birlikçi olması, çıkarlarının gereğidir.

Öncelikle ABD Uygur meselesini, Çin’i zayıflatyama ve istikrarsızlaştırmaya çalışmak için kışkırtıyor.

ABD’nin Kuşak ve Yol’u düğümleme amacı

2) Xinjiang-Uygur Özerk Bölgesi, Çin’in batı kapısı, Orta Asya’yla komşuluk bölgesi ve Kuşak ve Yol’un kritik bir merkezidir. ABD burayı karıştırarak, Kuşak ve Yol’u kesmeye, düğümlemeye çalışıyor. 

3) Xinjiang-Uygur Özerk Bölgesi, Çin-Pakistan ekonomik koridoru ve Gwadar-Kaşgar boru hattı açısından kritik önemde. Körfez’den petrol yükleyen Çin tankerleri, ABD’nin denetimindeki Malaka Boğazı’nı kullanmadan, Körfez’e komşu Pakistan’ın Gwadar Limanı’na yük boşaltıyor. Petrol buradan boru hattıyla Kaşgar’a, yani Xinjiang-Uygur Özerk Bölgesinin kalbine akıyor. İşte ABD bu enerji hattını satobe etmek istiyor.

4) Xinjiang-Uygur Özerk Bölgesi, değerli maden ve nadir element zengini bir bölgedir. ABD, Çin’le teknoloji rekabetinde, Çin’in elini zayıflatmak istiyor.

ABD’nin Türkiye-Çin ilişkilerini sabote etme amacı

5) ABD Uygur Türklerini kışkırtarak, Orta Asya’daki diğer Türk devletleri ile Çin’in arasını açmak istemektedir. Çünkü bu Türk devletleri, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Şanghay İşbirliği Örgütü’nde Çin’in ortağıdırlar. 

6) ABD Uygur Türklerini kışkırtarak ve Türkiye’deki Gladyo’ya bağlı yapılar üzerinden Uygurculuk yaptırarak, Türkiye ile Çin’in gelişmekte olan ilişkilerini sabote etmeye çalışmaktadır. 

ABD’nin, SSCB dağıldıktan sonra uygulamaya soktuğu Türkiye üzerinden Kafkasya ve Orta Asya’ya uzanma stratejisi, önemli oranda önlenebildiyse de inişli çıkışlı sürmektedir. ABD’nin Fethullah Gülen örgütüyle Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde yapmaya çalıştığı faaliyetler, Şanghay İşbirliği Örgütü’nün terörle mücadele işbirliğinin de katkısıyla önlendi ama ABD başka araçlarla hamle yapmaya çalışıyor. İşte Güney Kafkasya’daki Zengezur Koridoru’nu Trump Koridoru olarak 99 yıllığına işletmek istemesi o hamlelerden biridir. İşte Trump’ın Bagram Üssü’nü Çin’e karşı kullanmak için Afganistan’dan istemesi o hamlelerden biridir.

Öte yandan Pakistan’da zaman zaman ortaya çıkan terör eylemleri, bazı terör terör örgütlerinin İran ile Pakistan’ı karşı karşıya getirme potansiyeli taşıyan eylemleri, Afganistan ile Pakistan arasındaki sıcak gerilim, tüm bunlar bölgeyi istikrarsızlaştırmayı amaçlayan eylemlerdir.

ABD’nin Uygur kartını elinden almak 

Uygur meselesi, ABD’nin elinde Türkiye ile Çin’in ilişkilerini sabote etmeyi hedefleyen bir karttır. O nedenle Ankara ve Beijing o kartı ABD’nin elinden alarak, tersine Uygur meselesini Türkiye ile Çin’in işbirliğini geliştirebilmenin konusu yapmalıdır. 

Türkiye-Çin ilişkilerinin geliştirilmesi Uygurların, Xinjiang-Uygur Özerk Bölgesinin gelişmesi de Türkiye-Çin işbirliğinin büyümesinin kaldıracı yapılabilir. 

Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
28 Ekim 2025

, , , , ,

Yorum bırakın

ABD’nin üç boyutlu Kıbrıs planı

KKTC’deki cumhurbaşkanlığı seçimi, ABD’nin Kıbrıs konusunu Avrupa ile yeniden ısıtmak istediği bir sürece denk geldi. Zira Kıbrıs adası, ABD’nin İsrail hegemonyasında yeni bir Ortadoğu düzeni kurma hedefi açısından kritik önemde. 

ABD için Kıbrıs adası “Büyük Ortadoğu” açısından güvenlik, “küresel güç mücadelesi” açısından ekonomi ve Doğu Akdeniz açısından enerji meselesidir. 

Washington bu üç temel nedenle Kıbrıs üzerinde yeni bir planlama yürütmeye çalışmaktadır.

1. Kıbrıs’ın güvenlik boyutu

İsrail’in Gazze soykırımı sürecinde Kıbrıs, ABD-İsrail güvenlik politikaları bakımından kritik öneme sahip oldu. 

ABD ve İngiltere, Kıbrıs üslerinden kalkan uçaklarla İsrail’in “bölgesel” savaşına destek verdiler. Kıbrıs hem İsrail’e lojistik destek merkezi oldu, hem ABD’nin silah sevkiyatında rol aldı, hem de İsrail’in hava saldırılarına istihbarattan yakıt ikmaline kadar katkı verdi.

Öte yandan Kıbrıs’taki üsler hem İran’ın yanıt hakkında İsrail’in savunmasına destek vermiş oldu hem de İsrail uçakları için “güvenli geri çekilme” adresi oldu. Bu durum Kıbrıs limanları için de geçerli elbette.

2. Kıbrıs’ın ekonomi boyutu

ABD, Çin’le yürüttüğü küresel güç mücadelesinde, Çin’in liderlik ettiği Kuşak ve Yol’u kesebilmeyi kritik önemde görüyor. Bu amaçla Hindistan – Ortadoğu – Avrupa Koridoru (IMEC) tasarlamıştı. 

Bu koridoru Hindistan ve Güney Asya ile Avrupa arasındaki temel ticaret koridoru yapmak isteyen ABD, aynı zamanda bu koridor ile Ortadoğu’da “siyasi bir inşa” hedefliyor. Koridorun Ortadoğu bölümünü oluşturan Körfez – İsrail/Gazze – Kıbrıs hattı, İsrail’in Körfez’le ve Arap dünyasının önemli bir kısmıyla normalleşmesi ve Kıbrıs yolu üzerinden ticaret merkezi haline gelmesi demek.

IMEC, 7 Ekim 2023’teki Aksa Tufanı ile rafa kalkmıştı. ABD Başkanı Donald Trump şimdi bunu ”Gazze ’barış’ planı” ile raftan indirmeye ve hayata geçirmeye çalışıyor. Trump’ın Gazze’yi Riviera yapma amacından biri de bu.

3. Kıbrıs’ın enerji boyutu

Kıbrıs adası, Doğu Akdeniz’deki enerji-politik mücadelenin merkezinde yer alıyor. 

ABD’nin Türkiye’yi dışlayarak yürüttüğü bu mücadele ve Doğu Akdeniz gazının Kıbrıs ve Girit adaları üzerinden Avrupa’ya boru hatlarıyla ulaştırılması projesi, maliyeti ve gazın kapasitesi nedeniyle ekonomik olmadığı için hayata geçemedi. 

Hatta bu durum, Aksa Tufanı’ndan hemen önce, İsrail’in Türkiye ile ilişkilerini normalleştirmek istemesinin nedenlerinin başında geliyordu. Zira Doğu Akdeniz gazını Avrupa’ya en ucuz şekilde ulaştırmanın adresi Türkiye’ydi. 

Bu durum haliyle KKTC ve Kıbrıs sorununun nasıl çözüleceğini de etkileyecekti. 

Ankara’nın Atina’ya mesajı 

Washington’un bu siyasal planlamaları, Kıbrıs için yeniden harekete geçileceğine işaret ediyor. Diğer yandan Türkiye’nin Avrupa güvenlik sisteminde yer almak istemesi ama Yunanistan’ın bunu engellemesi, Ankara’nın Atina’ya bu konunun çözümü için görüşme teklif etmesi, Kıbrıs sorununu ısıtacaktır.

İşte KKTC’deki cumhurbaşkanlığı seçimi bu nedenlerle önemliydi. Biraz da bunun etkisiyle, AKP-MHP destekli Cumhurbaşkanı Ersin Tatar seçimi “ya iki devletli çözüm ya federasyon” referandumuna çevirmek istemişti ama bu ters tepti. Nitekim Cumhurbaşkanlığı seçilen Tufan Erhürman, ilk açıklamasında Ankara’yla eşgüdüm halinde olacağını önemle belirtti.

Ankara ise yeni dönemin işaretini geçen hafta Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın şu mesajıyla verdi: “Cumhurbaşkanı’mız her seçilen Yunanistan başbakanına şans veriyor. Vermediği hiçbir insan yok. Bakın Türkiye-Yunanistan, Türkiye-Kıbrıs sorunlarını çözecek siyasi meşruiyeti olan tek insan Cumhurbaşkanı’mızdır. Siyasi gerçekçi analizle söylüyorum. Bunu Yunanlılar da biliyor, Kıbrıslılar da biliyor, herkes biliyor.” 

Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
21 Ekim 2025

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

Trump’ın Gazze’ye çökme planı

Beyaz Saray, “Başkan Trump’ın Gazze Çatışmasını Sonlandıracak Kapsamlı Planı” diye duyurdu. 20 maddelik plana bakılırsa, “Trump’ın Planı” esas olarak Trump’ın Gazze’yi yönetmesine dayanan bir plan. 

Böylece Trump “Gazze’ye çökme planının” yeni aşamasına geçmiş oldu. Trump Beyaz Saray’a yerleşince, “ABD Gazze’ye sahip olacak”, “Gazze’yi satın almaya ve sahiplenmeye kararlıyım” şeklinde sözleriyle açık açık Gazze’ye çökmek istediğini ortaya koymuştu.

Gazze’yi ‘Konsey’ yönetecek

Trump, planını haritaları dahil Beyaz Saray’da İsrail Başbakanı Netanyahu ile ele aldı. Planın 9. maddesi, yani Gazze’nin nasıl yönetileceği maddesi işin esasını oluşturuyor.

Plana göre Gazze’yı bir komite, komiteyi de konsey yönetecek. 

Komite, teknokratlardan oluşacak. Bu komiteyi yönetecek kurulun adı “Barış Konseyi”, başkanı da Trump olacak. 

9. maddeye göre Barış Konseyi’nde ayrıca eski İngiltere Başbakanı Tony Blair ve isimleri daha sonra açıklanacak bazı devlet başkanları var. 

Peki bu yönetimin asıl hedefi ne? 10. madde o hedefi açıklıyor: “Gazze’yi Ortadoğu’daki bazı modern mucize şehirler gibi yeniden inşa etmek.”

Trump, kulağa hoş gelen bu ifadenin somut halini, Gazze’yi neden istediğini belirttiği ilk açıklamalarında belirtmişti: “Gazze’yi büyük bir gayrimenkul sitesi olarak düşünün. ABD ona sahip olacak ve yavaş yavaş inşa edecek.” (TRT Haber, 10.2.2025)

İsrail çevre güvenliği alacak! 

Planın 15. maddesi, Gazze’nin askeri yönetimi konusu ele alıyor. Buna göre ABD, Arap ve uluslararası ortaklarıyla birlikte geçici bir Uluslararası İstikrar Gücü (ISF) oluşturacak. 

Bu güç, Gazze’de bir Filistin Polis Gücü oluşturacak, İsrail ve Mısır ile birlikte sınır güvenliği sağlayacak.

ISF, aynı zamanda İsrail Silahlı Kuvvetlerinin (IDF) geri çekilişinde boşlukları dolduracak. Bu arada IDF’nin geri çekilişi, aşama aşama olacak ama haritaya göre son çekildikleri alanda bile Gazze topraklarında tampon oluşturaraklar! Bu, “IDF, terör tehdidine karşı güvenlik sağlamak için, çevre güvenliği varlığını sürdürecek” denilerek 15. maddede plana dahil edilmiş.

Filistin’i tanımaya fren amacı

Barış Konseyi’nin bir diğer amacı da Gazze için “dinlerarası diyalog” başlatmak, bunu da 18. maddede, barış, hoşgörü gibi kulağa hoş gelen sözcüklerle süslemişler. 

Hamas’ın silahsızlandırıldığı, bağımsız denetimcilerin gözetiminde Gazze’nin askerden arındırıldığı, Gazze’den ayrılmak isteyen Hamas üyelerine güvenli çıkış garantisi verildiği bu plan, peki bir Filistin Devleti’ni hedefliyor mu?

19. madde bununla ilgili ama takvimsiz, muğlak ve olasılık dahilinde şöyle ele alınmış: “Gazze’nin yeniden kalkınması ve yönetimi ilerledikçe ve Filistin Yönetimi reform programı sadakatle uygulandıkça, nihayetinde Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkı ve devlet kurma yönünde inandırıcı bir yol için koşullar hazır olabilir.”

Böylece Avrupa devletlerinin bile Filistin Devletini tanıdığı şartlarda, plan Filistin Devletinin “kurulmasını” ileri bir tarihe olasılık olarak atmış oluyor. Bir nevi süreci frenlemeye çalışıyor.

New York’taki Gazze toplantısında kararlaştırıldı

Trump’ın başkanlık edeceği Barış Konseyi‘nde, adı planda geçen E. İngiltere Başbakanı Tony Blair dışında kimler olacak? Örneğin bu planın çerçevesinin ele alındığı New York’taki Gazze toplantısına katılan ülkeler, Barış Konseyi‘nde temsil edilecek mi?

Gazze toplantısı demişken… 

O toplantının sonuç bildirgesi, Gazze’de barışın kapısını açacak lider olarak Trump’a işaret etmişti:

– “Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) devletlerinin liderleri, toplantıyı düzenleyen ABD Başkanı Trump’a teşekkürlerini sundu.”

– “Arap Birliği ve İİT devletlerinin liderleri Trump ile işbirliği yapma taahhütlerini yinelendi.”

–  “Arap Birliği ve İİT ülkelerinin liderleri, savaşı sona erdirmek, adil ve kalıcı bir barışın kapılarını açmak için Trump’ın liderliğinin önemini vurguladı.”

Trump’ın ev sahipliğinde 23 Eylül’de New York’ta toplanan Türkiye, Katar, Suudi Arabistan, Endonezya, Pakistan, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Ürdün yetkilileri, böylece Trump’a “Barış Konseyi başkanlığı” sunmuş oldular. 

Daha doğrusu toplantıya katılan ülkeler, Trump’ın planını ve Gazze’yi yönetmesini kabul ettiler. Trump da bunu 29 Eylül’de Beyaz Saray’da Netanyahu ile birlikte ila etmiş oldu.

Nitekim New York’taki Gazze toplantısına katılan Türkiye ve 7 ülkenin dışişleri bakanları ortak bir açıklama yaparak, Trump’ın planına destek açıkladılar. Ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan da Trump’ın planına destek açıklayarak, “sürece katkı vermeye devam edeceğiz” dedi.

Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
30 Eylül 2025

, ,

Yorum bırakın

ABD’nin Şara’dan istedikleri

Eski HTŞ terör örgütü lideri Colani’nin geçici Suriye Cumhurbaşkanı Şara ismiyle ABD’de, BM Genel Kurulu’nda boy göstermesi her yönüyle ironiktir.

ABD’nin başına 10 milyon dolar ödül koyduğu Colani, henüz dünyaca meşruiyet kazanmış değil. Nitekim BM Genel Kuruluna katılabilmesi için, 21-25 Eylül tarihlerine özel dört günlük izin ayrıcalığı tanındı.

Şara’nın mesajları

Şara’nın BM Genel Kurulu’nda 25 Eylül günü ne konuşacağı belli. Zaten ABD’de boy gösterdiği etkinliklerde Washington’un istediği mesajları bol bol veriyor.

Örneğin ABD’nin CBS televizyonuna röportaj veren Suriye Cumhurbaşkanı Şara, “İran milislerini ve Hizbullah’ı bölgeden kovduk” dedi. 

Kuşkusuz ne İran milislerini ne de Hizbullah’ı Suriye’den kovan, Şara’ya başlı HTŞ’li teröristler değildi. 

Suriye ordusunun Halep komutanlığında satın almalar yapılarak ordunun direnci kırıldı. İsrail satın alınmışlar aracılığıyla silah depolarını uçurdu, havalanlarını vurdu. Ve İsrail ABD’nin desteğiyle, HTŞ’nin Şam’a ilerlemesi için yol temizliği yaptı. Putin’in ifadesiyle 30 bin kişilik Halep ordusu 300 kişilik HTŞ’nin önünden çekilince, Rusya’nın da yapabileceği pek bir şey kalmamıştı. 

İsrail’le müzakerelerde ileri aşama  

HTŞ terör örgütü lideri Colani, yeni geçici Suriye Cumhurbaşkanı Şara, başına 10 milyon dolar ödül koyan ABD’de, eski CIA Direktörü General David Petraeus’un moderatörlüğünde Concordia Zirvesi’nde gündeme ilişkin soruları da yanıtladı.

Şara orada da Washington’un asıl istediği mesajı verdi: “İsrail ile güvenlik anlaşması konusunda müzakereler sürüyor ve ileri aşamalara gelmiş durumdayız.”

Esad’ın devrilmesinde HTŞ’ye önemli destek veren, devrildiği andan itibaren Suriye’ye girerek Golan’ın üstünü işgal eden, işgal ettiği topraklarda 10 askeri üs kuran ve bunları pazarlık konusu yapmadığını söyleyen İsrail, bir süredir Suriye’yle müzakereler yürütüyor!

Ve Şara da bu müzakerelerde ileri aşamaya geçildiğini müjdeliyor.

Şara’nın durumu

İşte Şara budur!

Bir terör örgütü lideri olarak emperyalizmin desteğiyle rejimin başına oturtuldu, şimdi bedelini ödüyor. Suriye-Lübnan Hizbullah’ı bağını keserek, Suriye-İran bağını keserek, Suriye topraklarını işgal eden İsrail’le normalleşerek bedelini ödüyor.

Ve biliyor ki bedel ödemeye ayak direse, kullanılıp atılacak. Bu nedenle zaman zaman Ankara’nın desteği üzerinden pozisyonunu güçlü tutmaya çalışıyor. 

Direniş Ekseninin hedef alınmasının sonuçları

Dünya bugün Filistin’e kan ağlıyor, ABD destekli İsrail’in durdurulamamasından yakınıyor. 

Çünkü ABD ve onun Ortadoğu’daki ileri karakolu İsrail, uzun yıllar boyunca Filistin için direnenleri yokederek ve İran’ın oluşturduğu direniş eksenini zayıfltarak bunları yapabildi, yapabiliyor.

Saddam Hüseyin’in ve Muammer Kaddafi’nin öldürülmelerinin, ardından Irak ve Libya’nın Filistin’e desteğinin kesilmesinin bugünlerin yaşanmasında payı var. 

İran, Irak, Suriye ve Lübnan üzerinde oluşan Direniş Ekseni’nin medyada şeytanlaştırılmasının bugünlerin yaşanmasında payı var. Direniş Ekseni’nin Filistin’i desteklediği gerçeğini perdelediler. 

İran ile Filistin arasındaki Irak, Suriye ve Lübnan bağlarının zayıflaması ABD’ye ve İsrail’e yarıyor, Filistinlilere ölüm oluyor…

ABD o eksen tamamen ortadan kalksın diye Lübnan’da Hizbullah’ın silahlarına el konulmasını zorluyor, Suriye’de Şara’nın İsrail’e taviz vererek tanımasını sağlamaya çalışıyor.

Ağır maliyetleri olacak

Bölgemizde değil günlük veya aylık, bazen yıllık projeksiyon tutarak siyaset yapmak bile yetersizdir. Zira emperyalizm uzun yılları hedefleyen stratejiler yapıyor. 

15 yıldır bölgede yürütülen Esad karşıtlığına itiraz etmemiz bu nedenleydi. 

Bölge liderlerinin, Saddam Hüseyin’in, Muammer Kaddafi’nin, Beşar Esad’ın sıra sıra tasfiye edilmesinin komşularına değil ABD ve İsrail’e yarayacağını uzun yıllardır anlatmaya çalışmamız bundandı. 

Esad karşıtlığının ağır maliyetleri Türkiye ve bölge için daha yeni başlıyor ne yazık ki!

Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
23 Eylül 2025

, , , , , ,

Yorum bırakın

İsrail’in hedef listesi

İsrail’in geçen yüzyılın başından beri Filistin topraklarını adım adım işgal ederek genişlemesi, artık yeni bir aşamada. İsrail bu yüzyılda, diğer çevre ülkelere doğru genişleme stratejisi izleyecek. Bir yandan Lübnan ve Suriye topraklarında, fırsat bulunca da Ürdün ve Mısır topraklarında genişlemeye çalışacak İsrail.

Kuşkusuz İsrail’in genişleme stratejisinin arkasında ABD var ve bu nedenle mesele “Ortadoğu’nun İsrail sorunu” olmaktan çok, “Ortadoğu’nun ABD sorunu”dur.

ABD, yeni dönemde, “İsrail hegemonyasında yeni bir Ortadoğu” dizayn etmeye çalışıyor. İsrail, ABD emperyalizminin ileri karakoludur ve eski ABD Başkanı Joe Biden’ın ifadesiyle, İsrail olmasaydı, ABD çıkarlarını savunmak için bir İsrail kurmak isteyecekti!

İsrail’in genişleme stratejisi

İsrail, Beşar Esad’ın devrilmesini fırsata çevirip 1967 savaşından sonra işgal ettiği Golan Tepelerini genişletmeye çalışıyor şu anda. En son ABD’nin Suriye valisi rolündeki Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın ifadesiyle, bu topraklar 400 kilometrekareydi. 

Soykırımcıı Netanyahu yönetimi bu toprakları elde tutmak ve adım adım daha da genişletmek üzere sürekli askeri üs inşa ediyor Suriye topraklarında. İsrail’in üs sayısı 10’u buldu ve bunlardan biri Suriye’nin başkenti Şam’a sadece 40 km yakınlıkta. 

İsrail diğer yandan Suriye’nin güneybatısındaki Dürzi bölgesini önce askersizleştirmek, ardından özerkleştirmek istiyor. Böylece Dürzi bölgesini Suriye ile arasında tamponlaştırmayı hedefliyor. İsrail aynı zamanda buradan, SDG’nin (Omurgasını PYD/YPG’nin oluşturduğu örgüt) kontrolündeki kuzeydoğu bölgesine bir koridor açmaya uğraşıyor. Bu koridoru öncelikle SDG bölgesine hamilik yapmakta ama ardından da Irak-Türkiye hattında “savunma basıncı” oluşturmakta kullanmak istiyor. 

İsrail, sadece Suriye’deki Dürzi bölgesine değil, Lübnan topraklarındaki Dürzi bölgesine de hamilik yapma niyetinde. Dahası burada da ABD’nin desteğiyle Hizbullah’ı geriletip, tampon bölge kurmak, bazı bölgeleri de işgalle ele geçirmek niyetinde.

Sıra Mısır’da mı?

Tam da bu süreçte, özellikle ABD’de “yeni muhafazakâr” (Neo-Con) çevrelerde, “İsrail’in yeni hedefinin Mısır” olabileceği tartışılıyor. İsrail’in ABD’yle birlikte yürüttüğü Gazze Planı’nın başarısının Mısır’ı geriletmekten ve Gazze’deki Filistinlileri Mısır’da ele geçirilecek topraklara sürmekten geçtiği hesaplanıyor.

ABD ve İsrail için “Filistinlisizleştirilmiş yeni Gazze”, İsrail’in “Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Koridoru”nda (IMEC) merkezi rol alması demek. Bu koridor ise emperyalist ABD’nin Çin’in liderliğindeki Kuşak ve Yol’u bölgede kesebilmesinin yolu… 

Yine Filistin’de “tam hakimiyet” için, Filistinlileri yerleştireceği Ürdün topraklarında da gözü var İsrail’in.

Barrack: Güçlü ulus-devletler İsrail için tehdit

ABD Başkanı Donald Trump açık açık söyledi: Beyaz Saray’daki masasını gazetecilere gösterip, masanın Ortadoğu olduğunu ve cebinden kalemini çıkarıp, kaleminin de İsrail olduğunu belirtti. 

Yani “Ortadoğu büyük ama İsrail küçüktü” Trump’a göre ve dolayısıyla İsrail’in de yeni toprakları olmalıydı!

Nitekim ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi (ve Ankara Büyükelçisi) Tom Barrack’ın sözleri de Trump’ın hedef gösterdiği genişlemeye işaret ediyor. Barrack, “Güçlü ulus devletler bir tehdittir. Özellikle Arap devletleri, İsrail için bir tehdit olarak görülür” dedi (AA, 21.7.2025).

Barrack’ın kastettiği güçlü ulus devletler hangileri? Bölgedeki en güçlü Arap ulus devleti, Mısır’dır, bu da Neo-Con’ların “sıradaki İsrail hedefi: Mısır” yaklaşımına uymaktadır.

Esad’ın kritik rolü

İsrail’in bu yayılmacılığına çeyrek yüzyıldır barikat kuran bölgedeki esas güç İran’dı. İran, direniş ekseni ile İsrail üzerinde basınç uygulayarak onun “çevre genişlemesine” engel oluyordu. Irak, Suriye, Lübnan hattı üzerinden yapılan bu basınç, ABD’nin operatörlüğünde etkisizleştirilmeye çalışıyor.

Burada kritik önemdeki ülke Suriye’ydi. Beşar Esad’ın rolü tarihiydi. Esad’ın devrilmesi İsrail için altın fırsat oldu. Şimdi “Suriye’deki İran’ı temizlemeye” çalışıyor; böylece İran-Lübnan ve İran-Filistin bağını kesmeye uğraşıyor. 

İsrail, Lübnan ve Suriye’deki genişleme stratejisini önleyemesin diye İran’ı da ABD’nin desteğiyle askeri basınç altında tutmak istiyor.

Batı Asya Birliği

Görüleceği üzere emperyalist ABD ile siyonist İsrail, Ortadoğu’yu yeniden dizayn etmek istiyor. Barrack’ın yüzyıl önceki anlaşmaların “yanlış harita” çizdiğine atıfla “yeni haritaya” işaret etmesi ve bölge için “Osmanlı millet sistemi” önermesi, bu amaçladır. İşte Dürzi meselesi de Kürt meselesi de ABD ve İsrail için bu hedefin içindeki yeri değerindedir.

Ortadoğu ya da daha doğru bir coğrafi isimlendirmeyle, Batı Asya ne yapmalıdır? Asıl mesele budur. 

ABD’nin planlarından fırsat umanlar da günün sonunda aslında ABD’nin hedefidir. Mesele asıl bu ülkelerin doğru konumlanabilmesidir öncelikle.  

Süreç, inişli çıkışlı ilerliyor. ABD ve İsrail’in bu atağı, ne Ortadoğu’daki ne de dünyadaki asıl ilerleme yönüne işaret ediyor. Dolayısıyla bu stratejik saptamaya uygun olarak, bölge ülkelerinin “Küresel Güneyci” bir perspektifle, bölgesel işbirliği amaçlaması, Batı Asya Birliği’ni hedeflemesi gerekiyor.

Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
22 Temmuz 202
5

, , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

İsrail Suriye’de 10 üsle genişliyor

HTŞ ve Türkiye sponsorlu SMO grupları 27 Kasım 2024’te Türkiye’nin kontrolündeki İdlib’den çıkıp Şam’a doğru yürürken ve 8 Aralık’ta Beşar Esad’ı devirip iktidar olurken, Ankara’da “zafer havası” yaşanıyordu!

Önemle anlatmaya çalıştık; Suriye’de Esad’ın devrilmesinin Türkiye’ye değil, İsrail’e yararayacağını belirttik. Ankara’dakiler ise Hakan Fidan ile HTŞ lideri Colani’nin samimi görüntülerine işaret edip durdu hep…

Sonuç mu?

Esad devrildi, İsrail genişleme planı başlattı

İsrail, 8 Aralık’ta Esad yönetimi devrilir devrilmez Suriye topraklarına girdi ve 1967’den beri işgal altında tuttuğu Golan Tepelerinden ileriye doğru genişleme planını başlattı.

Şam’da iktidar yapılan HTŞ’nin bırakın eylemli karşı duruşunu, sözlü itirazı bile pek olmadı. Zira HTŞ’nin 27 Kasım’dan 8 Aralık’a kadar kısa sürede Şam’a ilerleyebilmesinde İsrail’in önemli katkısı vardı; İsrail Hava Kuvvetleri HTŞ’nin yolu üzerindeki Suriye ordu mezvilerini, askeri havalimanlarını, silah depolarını vurarak, Colani’nin önünü açmıştı.

Evet, Colani HTŞ terör örgütünün lideriydi ama hem ABD hem de İsrail, güya terör örgütü listesine aldıkları Colani’yi gerçekte koruyorlardı. ABD’nin eski büyükelçilerinden James Jeffrey “Colani’yi Esad yönetiminden koruduklarını”, Robert Ford ise “Colani’yi siyasete hazırladıklarını” açıkladı daha sonra…

Colani, Ahmet eş-Şara olarak Suriye’nin cumhurbaşkanı olunca adım adım ABD-İsrail politikalarını uygulamaya başladı. Colani Riyad’da ABD Başkanı Donald Trump’la görüşerek İsrail’le normalleşmeye açık olduğunu, Suriye’deki Filistinlileri kovacağını ve Suriye’deki İran etkisini kıracağını söyledi. İsrail’in Suriye’de genişlemesini zaten sadece izliyordu. Bu arada Colani yine ABD’nin isteği ve organizasyonuyla SDG (PYD/YPG) komutanı  Mazlum Abdi’yle anlaştı.

İsrail’in üssü Şam’a 40 km mesafede

10 gün önce İsrail’in başkenti Tel Aviv’de dikkat çekici bir afiş yayınlanmıştı. “Yeni Ortadoğu için yeni şans” başlığını taşıyan afişte, Colani, Netanyahu ve Trump ile yanyanaydı. Tabii Ortadoğu’nun diğer işbirlikçi liderleriyle birlikte… 

Evet, Colani İsrail için yeni şanstı. İsrail adım adım Suriye’de genişlemeyi sürdürdü, sürdürüyor…

Bugün itibariyle İsrail’in Suriye’de 10 üssü olduğu açıklandı. Üstelik İsrail yönetimi, üsleri ve işgal ettikleri toprakları, Suriye’yle normalleşme görüşmelerinde pazarlık konusu bile etmeyeceğini, artık kendisinin olduğunu ilan etti!

İsrail’in Suriye’deki üs yerleşimi ise Tel Aviv’in çok daha ileri planları olduğuna işaret ediyor:

Kuneytra iline bağlı Cibata Haşab, Kırs Nakıl, Kahtanya, Kavdene, Tlul Humr, Hamidiyye ve Mantara’da 7 üs.

Dera’ya bağlı Şecere, Maerye ve Abidin’de 3 üs. 

Thul Humr’daki İsrail üssü Şam’a sadece 40 km uzaklıkta!

Bu arada İsrail, üs kurduğu bölgedeki köylerden de Suriyelileri adım adım kovuyor. Binlerce Suriyelinin üs civarındaki köyleri güvenlik nedeniyle boşalttığı belirtiliyor.

İran zayıflarsa, İsrail güçlenir

Ne yazık ki Ankara’nın 15 yıl boyunca sürdürdüğü Esad karşıtlığı, İsrail’e Suriye’de toprak kazandırmış, SDG/PYD/YPG’’ye Suriye’de devlete ortak olma şansı vermiş oldu. 

Bölgede “Şii” İran’ı zayıflatmanın “Sünni” güçlere değil, İsrail’e alan açtığı gerçeği, görmek isteyenler için sayısız dersle doludur.

Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
8 Temmuz 2025

, , , , , ,

Yorum bırakın

Trump, İsrail’e çıkış kapısı açtı

İsrail İran’a 13 Haziran’da saldırdı, ABD ise 9 gün sonra 22 Haziran’da…

Trump’ın neden 9 gün beklediği, saldırının asıl amacını ortaya koyuyor: Trump, 22 Haziran’da İran’a saldırarak, İsrail’e bir “çıkış kapısı” açtı. 

İran’ın füzeleri önce propaganda aygıtını vurdu

İsrail 13 Haziran’da İran’a saldırı başlattığında ve İran’ın önemli askeri liderlerini vurduğunda, Atlantik propaganda aygıtları dünya kamuoyuna servise başladı: İran bir kaç gün içinde yerle bir olacaktı ve Tahran’da rejim değişikliğinin önü açılacaktı.

Oysa bu gerçek değildi, havai fişek diye küçümsedikleri İran füzeleri, üstelik Ortadoğu’daki ABD, İngiltere ve Fransa savunma hatlarını yara yara İsrail kentlerini vurmaya başladığında, propagandanın yerini gerçekler almaya başladı: En son İsrail’in en önemli ticaret kentlerinden Hayfa’nın belediye başkanı ateşkes çağrısı yapıyordu! 

Füze restleşmesi İsrail’e daha çok zarar veriyor

İsrail, 9 günde İran’ı rejim değişikliğine götürecek yıkımı başlatamadığında ve tersine kendi kentlerinde yıkımlar yaşadığında, devreye hamisi ABD girdi. 

İşte Trump’ın 9 gün sonra İran’a saldırmasının nedeni budur. Ama amacı da şudur: 

ABD’nin İran’a karşı “ucu açık bir savaşa” girme “lüksü” yok ve Trump, saldırıyla aslında İsrail’e bir çıkış kapısı açmak istedi. Zira İsrail-İran füze restleşmesinin uzaması, İran’dan çok İsrail’e zarar verecekti. 8 yıl süren İran-Irak savaşı da göstermişti ki İran halkı dayanıklıydı ve ABD-İsrail saldırısı karşısında İran halkı kenetlenmişti. Ama İsrail halkı, düşen her füzeden sonra Netanyahu hükümetinin yasadışı saldırılarına daha çok karşı çıkacaktı.

Sorumlu ve sorumsuz devletler

Üstelik arada şöyle bir fark da vardı: ABD ve İsrail devletleri uluslararası hukuku yok sayarak, sivil katlederek, küresel savaş tetikleyerek ne ölçüde sorumsuz devlet olduklarını sergilediyseler, İran devleti ise tersine haklı ve ölçülü yanıtlarıyla savaşı genelleştirmemeye çalışarak o kadar sorumlu davrandı.

İsrail’e dolaylı istihbarat desteği sağlayan Kürecik Radarına ses etmeyen AKP medyası kalemşorlarının günlerdir “Hani Çin, hani Rusya, neredeler, neden İran’ı savunmuyorlar?” sorularının yanıtı da bu “sorumlu devlet” anlayışı içindedir: Savaş, hele de çağımızın nükleer yokedici savaşı, bilgisayarda oyun oynamaya benzemez. Beijing de Moskova da 3. dünya savaşını tetikleyecek hamleler yapmaktan özenle kaçınan sorumlu bir tutumla pozisyon almaktadır.

Ateşkes olası mı?

Peki Trump’ın açtığı kapı işe yarayacak mı? 

ABD’nin İran’ı hedef alan 22 Haziran saldırısına, İran 23 Haziran’da yine “ölçülü” yanıt verdi, Katar’daki ABD üssünü vurdu.

Ölçünün çıtanın üstünde olması savaşı genelleştirebilir, önce Ortadoğu’ya sonra küreye yayabilir. Ölçünün çıtanın altında kalması ise emperyalist-siyonist ortaklığı daha da azgınlaştırabilir. 

İşte bu dengeler içinde İran’ın verdiği yanıt ve yanıtı tıpkı İsrail’e her füze saldırısında olduğu gibi halkın zarar görmemesi için önden duyurması, İsrail’den önce Trump’a çıkış kapısı açtı: 

Trump, İran’a teşekkür ederek “barışa hazır olduklarını” duyurdu; “Tanrı ABD’yi, İsrail’i, İran’ı, Ortadoğu’yu korusun” dedi. Hatta İsrail-İran ateşkesi için anlaşma sağlandığını bile iddia etti. 

Oysa Tahran yönetiminden böyle bir anlaşmayı doğrulayan bir yanıt gelmedi. Tersine İran bu sabah da yanıt hakkını kullanarak bazı İsrail kentlerini füzelerle vurdu.

Peki bu ne demek? İran ateşkese ve barışa karşı mı? Hayır, tersine Tahran her seferinde “savaşı İsrail başlattı, onlar durursa savaş zaten biter” diyor. O nedenle bu yanıt, emperyalizmin müzakere masası kazıklarını gören İran’ın, açılan kapının suratına çarpmaması için eliyle tutma önlemidir.

Dolayısıyla bir ateşkes ve ardından bir barışın olası olup olmadığının yanıtı Tahran’da değil, Tel Aviv’de ve Washington’dadır.

Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
24 Haziran 2025

, ,

Yorum bırakın

İngiltere ve Almanya’nın Asya-Pasifik hesapları

Eski ABD yönetimi Avrupalı liderleri zorla Ukrayna savaşına itti, önce direndiler ama sonra ABD’nin stratejisine eklemlendiler. Sonuç? Ucuz Rus enerjisinden mahrum ekonomileri perişan durumda. Şimdi yeni ABD yönetimi Ukrayna’da barış arıyor ama Avrupa liderleri bu kez barışa direnip, “savaşa devam” diyor!

Bitmedi..

Yeni ABD yönetimi Avrupalı liderlere, “siz bölgenizle ilgilenin, Asya-Pasifik’te Çin’i sıkıştırmak bizim işimiz” diyor özetle ama Avrupalı liderler kabul etmiyor, “Çin asıl bizim düşmanımız, düşmanımıza karşı Asya-Pasifik’te çıkarlarımızı savunmak için asker bulunduracağız” diyor!

Şimdi bu tabloyu nasıl açıklayabiliriz? Avrupalı liderlerin bu politikalarını akılla açıklamak mümkün mü? Politik genlerindeki sömürgecilik mi depreşiyor yoksa?

Alman ordusu neden Asya-Pasifik’te?

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, “Avrupa kendi bölgesine odaklanmalı ki biz de Çin’den gelen tehditleri ele almaya odaklanabilelim” dedi.  

Ama Almanya ve İngiltere, ABD’nin bu “Asya-Pasifik’te Çin’le mücadeleyi bize bırakın” tutumuna karşı. 

Singapur’daki Shangri-La Diyalog Konferasında konuşan Almanya Savunma Bakanı Casten Reuer, ABD’nin bu çağrısına rağmen, “Alman ordusu Asya-Pasifik güvenliğinde rol almaya devam edecek” dedi. 

Böylece 2021’de ABD’nin zoruyla bölgeye savaş gemisi gönderin Almanya, ABD’nin “artık gerek yok” demesine rağmen Asya-Pasifik’te olmak istiyor. 

Peki Çin karasularına yakın denizlerde savaş gemisi bulundurmak, Almanya’nın hangi çıkarının gereği? Tersine Çin, Batı yarımküredeki denizlerde, bu ülkelerin karasularına yakın denizlerde sürekli savaş gemisi dolaştırsa ne olur?

Alman profesörün “çöküş” uyarısı

Almanya bir yandan Rusya’ya karşı Ukrayna’yı daha fazla destekleyerek kendisini neredeyse doğrudan savaşa eklemliyor, bir yandan da Çin’e karşı Asya-Pasifik’te savaş gemisi dolaştırıyor!

Oysa ABD’nin bu politikaları Alman ekonomisini geriletti. Hatta ünlü Alman Prof. Max Otte’ye göre Alman ekonomisi bir gerileme değil, çöküş yaşıyor. 

Max Otte, Almanya’nın sistematik olarak sanayisizleştiğini, egemenliğini yitirdiğini ve ABD’nin çıkarlarına hizmet eden politikalar izlediğini vurgulayarak, Rus gazına ve nükleer enerjiye dönüş olmadan toparlanmanın on yıllar alacağını belirtti (Harici, 2.6.2025).

Evet, Almanya ABD’nin çıkarlarına zorlandı, Rusya’dan ucuz gaz temin etme ayrıcalığını kaybetti, bu durum Alman sanayisinin avantajlarını yok etti, ABD’nin zorlamasıyla Rusya’ya yaptırım uygulayıp ekonomisine zarar verdi ama Almanya şimdi bu yanlıştan dönme şansı varken, tersine yanlışı daha da derinleştirme peşinde… 

İngiliz savunma raporundaki Amerikancılık

Politik sömürgeci genleri daha baskın olan İngiltere de Çin düşmanlığının tonunu artırıyor. 

İngiltere, yeni yayımlanan savunma değerlendirme raporunda Çin’i “karmaşık ve kalıcı bir tehdit” olarak nitelendiriyor. 

İngiliz hükümetinin resmi sitesinde yayımlanan belgede şu ifadeler yer alıyor: “Çin, karmaşık ve sürekli bir meydan okumadır. Beijing, Hint-Pasifik bölgesinde hakimiyet kurmak, ABD’nin etkisini zayıflatmak ve uluslararası düzene baskı uygulamak amacıyla ekonomik, teknolojik ve askeri kapasitesini giderek daha aktif biçimde kullanmaktadır” (Sputnik, 3.6.2025).

Ne denilebilir ki! Amerika’dan çok Amerikancılık yapmak, tam da budur! Şöyle ki, ABD’de iki ABD var artık. Bu Londra ve Berlin’e de sirayet ediyor… 

Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
3 Haziran 2025

, , , , , , ,

1 Yorum

Emperyalizmin iki karakolu

Emperyalizmin siyasi sözcüleri bazen öyle net konuşurlar ki, bir kitapta anlatacağınız konu, çırıl çıplak ortaya seriliverir.

İngiliz Muhafazakar Parti lideri Kemi Badenoch’un sözleri de öyle oldu. Badenoch, Hamas tartışmalarına değindiği konuşmasında aynen şöyle dedi: “Tıpkı Ukrayna‘nın Batı adına Rusya’yla savaşması gibi İsrail de İngiltere adına savaşıyor” (Odatv, 25 Mayıs 2025).

İngiltere’nin ileri karakolu olarak Ukrayna

Bir grup gazeteci olarak birlikte yazdığımız Ukrayna: Tarih Yapan Savaş (Kırmızı Kedi, 2022) kitabında işte tam olarak bunu anlatmaya çalıştık: Öyle iddia edildiği ve medyada işlendiği gibi diktatör bir Rus liderin komşusuna sebepsiz saldırısı değildi bu, ABD’nin NATO’yu genişletme planının artık Moskova’ya dayanmasıydı, emperyalizmin stratejistlerinin ifadeleriyle Rusları Asya içlerine doğru çekilmeye mecbur etme stratejisiydi. Putin, Rusya’yı kuşatan bu çevrelemeye karşı, zorunlu bir “yarma harekatı” yapmıştı. Öncesinde Batı’ya ortak güvenlik mimarisi ve güvenlik garantileri anlaşması gibi seçenekleri sunmuş ama yanıtsız kalmıştı. 

Bu gerçek, kimi sol kesimlerde bile anlaşılmadı. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Rusya’nın kapitalist modelde örgütlenmesinden hareketle, bu ülkeyi emperyalist ilan ederek, olayı Batı’nın penceresinden bile okuyanlar oldu.

İşte İngiliz Muhafazakar Parti lideri Badenoch, gerçeği çırılçıplak ortaya koyuyor, “Ukrayna, bizim adımıza Rusya’yla savaşıyor” diyor. Böylece Ukrayna’nın Atlantik cephesinin Rusya’ya karşı “ileri karakolu” olduğunu belirtmiş oluyor.

İsrail karakol ülke olarak tasarlandı

İngiliz lider, aynı şekilde İsrail’in de İngiltere adına savaştığını belirtiyor.

Evet, İsrail önce İngiliz emperyalizminin, ardından da ABD emperyalizminin Ortadoğu’daki ileri karakolluğunu yaptı. Bu ülke, en başından itibaren, emperyalizmin Ortadoğu’daki çıkarları için tasarlandı. 

İsrail’in “kurucu babası” Theodor Herzl, daha yola çıkarken Yahudi devletinin misyonunu “ileri karakol” olarak ilan etmişti. Ünlü Der Judenstaat (Yahudi Devleti) kitabında aynen şöyle diyordu: “Avrupa için biz, orada (Filistin) Asya’ya karşı korunma duvarının bir parçası, barbarlığa karşı uygarlığın ileri karakolu olabiliriz.” (Walter Hollstein, Filistin Sorunu, Yücel Yayınları, 1975, s. 69)

İşte İngiliz Muhafazakar Parti lideri Badenoch tam olarak Herzl’i doğrulamış oldu. İsrail, emperyalizm adına, Batı adına, sözde uygarlık adına barbar gördükleri Asya’ya karşı bir ileri karakoldur.

ABD için İsrail’in anlamı

Önceki ABD başkanı Joe Biden’ın sözleri de gerçeği çırılçıplak ortaya koyan türdendi. 

Başkanlığı sırasında İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun Gazze’de Filistinli soykırımına tam destek veren Biden, Senatörken 1986’da aynen şöyle demişti: 

“Eğer İsrail olmasaydı, ABD bölgede kendi çıkarlarını korumak için bir İsrail yaratmak zorunda kalacaktı. Tekrar söylüyorum, ABD, bölgede bir İsrail üretmek zorunda kalacaktı!”

Evet, Ortadoğu’yu İngilizlerden devraldıktan sonra ABD, ileri karakolu olan İsrail üzerinden bölgedeki çıkarlarını geliştirmeye çalıştı hep…

Emperyalist gözlükten görünen

Görüleceği üzere Ukrayna Doğu Avrupa’da Ruslara karşı, İsrail Ortadoğu’da Asya’ya karşı Atlantik cephesinin, ABD’nin, İngiltere’nin “ileri karakolu” durumundadır. 

Batı, Ukrayna ve İsrail’e kendi adlarına rakipleriyle çarpışarak onları zayıflatsın, kendi çıkarlarını uygulayacakları alan açsın diye yatırım yapıyor.

Bu olguyu atlayarak yapılacak analizler, hem gerçeği ıskalar hem siyaseten yanlış pozisyon alınmasını sağlar ama hem de ABD-İngiltere gözlüğüyle Rusya ve İran karşılığına yol açar. 

Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
27 Mayıs 2025

, , , , , , , , , , , ,

1 Yorum

ABD’nin Karadeniz ve Romanya planı

Romanya’daki seçim, ABD’nin müdahalesi nedeniyle bir NATO ve Karadeniz meselesine dönüştü. O nedenle de en çok Türkiye’yi ilgilendiriyor.

Romanya’da Cumhurbaşkanlığı seçimi aslında 24 Kasım 2024’te yapıldı. İlk turu, bağımsız aday Calin Georgescu önde tamamladı. 

Georgescu Batıcı değildi, hatta NATO karşıtıydı. ABD ve AB, mekanizmanın dişlilerini harekete geçirdi: Romanya Anayasa Mahkemesi seçimi iptal etti!

NATO eksenli Romanya seçimi

Seçimin yeni turu 4 Mayıs 2025’te yapıldı. Ama öncesinmde ABD ve AB, mekanizmanın dişlilerini yeninden harekete geçirdi: İptal edilen seçimin birincisi Georgescu’nun adaylığı Romanya Merkez Seçim Komisyonu tarafından reddedildi! 

Georgescu, adaylığının reddedilmesinin ardından yaptığı açıklamada, Avrupa’nın “diktatörlük” altında olduğunu belirterek, “Romanya’da demokrasi düşerse tüm demokrasi dünyası da düşer” dedi.

4 Mayıs’taki ilk tur seçimi, Georgescu’nun desteklediği George Simion yüzde 40’ın üzerinde oy alarak önde tamamladı. 18 Mayıs’ta ikinci tur var ve Simion’un rakibi, yüzde 21 oy alan NATO yanlısı Nicusor Dan. 

ABD resmi belgesinde Karadeniz

ABD’nin Romanya’daki seçime, seçim iptal ettirecek denli yüklenmesinin nedeni, Karadeniz ve NATO için Romanya’yı stratejik planlamasının merkezine almış olmasıdır. 

ABD’nin Karadeniz stratejisi, 2024 Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası’na göre, “Rus saldırganlığını caydırmayı, seyrüsefer özgürlüğünü, kritik altyapıyı savunmayı ve bölgesel devletlerin dayanıklılığını güçlendirmeyi” amaçlıyor. 

ABD’nin Karadeniz’de seyrüsefer özgürlüğünü amaçlaması, haliyle Montrö Sözleşmesiyle çelişiyor. Zira Montrö’ye göre ABD gemilerine Karadeniz’de sınırsız özgürlük yok, 21 günlük sınırlı bulunma hakkı var.

ABD Romanya’yı askerileştiriyor

ABD açısından Romanya, resmi belgelerinde de ifade edildiği gibi, Karadeniz ve Doğu Avrupa için kritik önemde. Nitekim bu nedenle uzun süredir Romanya’yı askerileştiriyor. 

1) Romanya, ABD silahları olan F-35, F-16, Patriot füze bataryaları, HIMARS fırlatıcıları, Piranha zırhlı araçları ve Abrams tankları için büyük yatırım yaptı.

2) Karadeniz yakınındaki Mihail Kogalniceanu Hava Üssü, ABD ve NATO operasyonları için kritik bir üs haline getirildi. Üste 1840 ABD askeri bulunuyor. Bu üssün, Romanya’nın taahhüt ettiği 2.5 milyar avroluk modenizasyondan sonra, Avrupa’nın en büyük NATO üssü olması planlanıyor.

3) Romanya, ABD Aegis Ashore Balistik Füze Savunma Sistemi’ne ev sahipliği yapıyor. Bu sistem, Kürecik Radarı’yla başlayan ABD/NATO savunma halkalarından biri. Sistemin bulunduğu Deveselu Askeri Üssü’nde 250 ABD askeri var.

ABD’nin Romanya merkezli enerji planlaması

ABD için Romanya aynı zamanda enerji ve doğal kaynaklar demek. 

4) Yakın gelecekte, Romanya’nın Avrupa’nın en büyük doğalgaz üreticisi olacağı hesaplanıyor. Bu amaçla Halliburton, Oceaneering ve Transocean gibi ABD şirketleri Romanya’da işbirlikleri yapıyor.

5) Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump’ın, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’ye zorla imzalattığı “ABD-Ukrayna Yeniden Yapılandırma Fonu” da Romanya’nın ABD için önemini artırmış durumda. Ukrayna doğal kaynak gelirlerinin yüzde 50’sinin aktarılacağı fon, 3 ABD’li ve 3 Ukraynalı tarafından yönetilecek. Ukrayna’ya kara ve denizden komşu olan Romanya’da bulunan şirketler ve onların Romanya’da kullandığı altyapı, ABD’nin doğal kaynak sömürüsünde önemli bir işlev görecek.

ABD için demokrasi bir tramvaydır

Görüldüğü üzere ABD için Romanya pek çok nedenle kritik önemde. Öyle olduğu için de “demokrasi” ayaklar altına alınıyor, ABD’nin çıkarlarına aykırı gördüğü kişinin kazandığı seçim iptal ettiriliyor, yeniden aday olması önleniyor. Yani “liberal kapitalist” ABD için demokrasi bir tramvaydır, çıkarının bittiği yerdeki durakta inilir!

Ancak, ABD’nin de yapabileceklerinin sınırı var. ABD’nin istemediği adayın desteklediği istemediği ikinci aday seçimin ilk turunu kazanmış durumda. Şimdi ikinci tur için çok boyutlu iç ve dış mücadele sürüyor.

Bakalım ABD işi daha da ileriye götürebilecek mi yoksa Romanya’nın bağımsızlıkçı kanadı ABD’yi frenleyebilecek mi? Daha da önemlisi, bağımsızlıkçılar seçimi kazandığında, ABD’nin 20 yılda inşa ettiği düzeni değiştirmeye mi çalışacak, yoksa taviz verebilecek ABD’yle uzlaşacak mı? 

Derslerle dolu bu sürecin Türk siyaseti tarafından yakından izlenmesinde sayısız yarar var.

Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
6 Mayıs 2025

, , , , , ,

1 Yorum

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın