Archive for category Politika Yazıları
TAKSİM’DE MOSSAD TAKTİĞİ UYGULANDI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 13/06/2013
Polisin ilk günden beri İsrail zulmünü andıran müdahalelerinin ardından MOSSAD çıktı! Meğer MOSSAD Başkanı Tamir Pardo, çantasında Gezi Parkı dosyasıyla beraber Türkiye’deymiş ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan’la görüşmüş! (Hürriyet, 12 Haziran 2013)
MOSSAD’ın varlığı, AKP’nin süreci komplolara bağlama çabasını da, polisin kullandığı orantısız güç yöntemlerini de, Erdoğan’ın açılım ortağı Öcalan’ın alanda asılan posterlerini gerekçe göstererek milleti bölme çabalarını da, aynı taraftakilerin karşı karşıyaymış oyunlarını da, Erdoğan’ın yüzde 50’yi yüzde 50’ye kışkırtma tehditlerini de çok iyi açıklıyor.
İşte bizzat tanığı olduğum son saldırı gününün notları:
TOMA-MOLOTOFÇU ŞOVU
Salı sabahı yaşananları TV’lerden canlı izledik. Polis Taksim’e girdi ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü Tiyatro Grubu’nun hazırladığı şovu sergiledi. Şov özetle şöyleydi:
Kimi oyuncular TOMA’lara molotof kokteyli atıyor, TOMA’lar da o molotofçuların ayaklarına tazyikli su sıkıyordu. TOMA ile molotof atanlar arasındaki bu 20 dakikalık oyun sırasında ise polis asıl yapmak istediğini uyguluyordu: Kitleye yine orantısız saldırıyor, yine gaz bombardımanına tutuyordu.
O molotfçuların kim olduğu hem kaldıysa hukuk devletinin sorumluluğundadır, hem de üyesi gözüktüğü örgütlerin sorumluluğunda…
TAŞLA GÖREV SAATİNİ BEKLEYENLER
Taksim Meydanı direnişçileri bu komploya rağmen Gezi Parkı’nda gün boyu direnişlerini sürdürdüler. Taksim eylemcileri, İstanbulluları akşam saat 19.00’da alana davet ettiler. Metro ve kimi vapur seferlerinin durdurulmasına rağmen, alan 18.00’den itibaren dolmaya başladı.
Saat 18.30’a gelirken, polis meydandan AKM’nin önüne doğru çekilmeye başladı. Bir süre sonra kortej halinde gelen ve Marmara Oteli’nin biraz ilerisine kadar ilerleyen hukukçular, orada basın açıklamalarını okudu, meslektaşlarına Çağlayan Adliyesi’nde uygulanan zulmü kınadı…
Artık alan hızla doluyordu ve alanın her tarafını dolaşmak neredeyse imkânsızlaşıyordu. Bir ara maskeli üç kişi dikkatimizi çekti. Her iki elleri ceviz büyüklüğünde taşlarla doluydu. 15-20 dakika boyunca bulundukları yerde kaldılar. Sonra artık kalabalıktan göremez oldum.
EŞZAMANLI ORTAK SALDIRI
Bulunduğum yer Anıt’tan AKM’ye doğru baktığınızda, AKM’nin hemen sol tarafıydı. Yani Mete Caddesi tarafı… Gezi Parkı’ndan itibaren AKM’ye paralel olarak sol başta İşçi Partisi, TGB en önde, hemen sağ taraflarında ÖDP ve onun da sağında Genç Türk grubu vardı! ÖDP ile Genç Türk arasında ve etrafında, dağınık olarak duran, sık sık yer değiştiren bir de sol bir dergi çevresi vardı.
Saat 20.00’ye doğru Mete Caddesi’nden Çarşı grubu alana giriş yaptı ve TGB de biraz geriye çekilerek onlara yer açtı. O dakikalardan itibaren İşçi Partisi, TGB, Çarşı grubuve bu kitlenin arkasındaki Türk Bayraklı eylemciler ortak sloganlar atmaya başladı. Hatta bir ara gençlerin gençlere özgü sloganları başladı. İşçi Partililer pek katılmasa da TGB ile Çarşı’nın bu ortak muzip ve fırlama sloganlarına ben de eşlik ettim.
Ara ara da polisi kontrol ediyordum. Onlar da sıra sıra dizilmiş, olanı biteni izliyorlardı. Üstelik maskeleri bile takılı değil, ellerinde duruyordu. Yani ortada saldırı işareti hiç gözükmüyordu.
İşte ne olduysa o dakikalarda oldu. Ansızın Çarşı Grubu’nun içinde sarı-kırmızı-yeşil poşulu birini gördüm. Saniyeler içinde şu muhakemeyi yaptım: O maskeli kişi Çarşı grubuna dâhil olamazdı, Çarşı buna geçit vermezdi. Mutlaka o hengâmede araya sızmış ve bir anda cebinden poşuyu çıkarıp “zamanı geldi” mesajı olarak takmıştı. Peki, polis miydi, PKK’li miydi?
Tam o sırada tüm polislerin hızla maskelerini takmaya başladıklarını gördüm. Ve o anda neredeyse eş zamanlı olarak birkaç noktadan polise ceviz büyüklüğünde taş ve polisten alana gaz bombaları atıldı. Anlaşılan taraflardan biri erken hareket etmişti, ya da diğer taraf geç kalmıştı!
Ondan sonrası tufan… Taşı gerekçe göstererek akşam kitleye saldıran polis, gece boyunca da “aranızda provokatörler var” diyerek Gezi Parkı’nın etrafına ve sonra da sabaha doğru içine saldırdı.
Gerçekten de provokatörler vardı ama kimler olduğunu polis alandaki kitleden çok daha iyi biliyordu!
TÜM MEYDANLAR, MİLLETİN!
Akşamki ilk saldırıdan sonra Vali ailelere “çocuklarınızı eve çağırın, parkta can güvenliği yok” mesajları verdi. Bir yandan da sahte hesaplarla sosyal medyadan hemen herkese şu tür mesajlar atılıyordu: “Çevik Kuvvet’teki bir arkadaşım söyledi. Bu gece gezi Parkı’nı dağıtacaklarmış. Tanıdıklarınıza söyleyin, evlerine dönsünler.”
Amaç belliydi; halkı terörize etmek, yıldırmak ve pes ettirmek!
Başarabildiler mi, hayır! Çünkü anlamak istemedikleri şu, diktatörlüğe karşı direnişin tek adresi Taksim değildir, Türkiye’nin tüm meydanları Türk milletinin faşizme karşı direniş yeridir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
13 Haziran 2013
NE YAPMALI? NASIL YAPMALI?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 12/06/2013
Polisin 15. günün sabahında Taksim’e girmesi, bir yenilgi değildir; Erdoğan’ın kuşatmayı yarma hamlesidir.
Dalgalı, inişli, çıkışlı, geri çekilmeli, öne atılmalı ilerleyecek olan halk hareketi, Erdoğan’ın bu hamlesiyle önemli bir eşiğe gelmiştir. Şimdi yapılması gereken, bu 15 günü masaya yatırıp, yeniden nasıl sıçrayacağımızı saptamaktır.
Ne yapacağımıza, nasıl yapacağımıza dair bir saptama denemesi için değerlendirmelerim şunlardır:
HALK HAREKETİNİN ÖRGÜTÜ
Taksim direnişi bir ağaç, çevre mücadelesiyse eğer, gidip çevre örgütlerine dâhil olalım. Yok, eğer ağacı da, kuşu da, insanı da, toprağı da kapsayan topyekûn bir Cumhuriyet savunmasıysa ve hatta Cumhuriyet’in yeniden inşasıysa, o zaman ona göre konumlanacağız.
O örgüt, tüm Cumhuriyet güçlerinin içinde yer alacağı bir Halk Cephesi, bir Vatan Cephesi, bir Cumhuriyet Cephesi’dir. CHP, İşçi Partisi, DSP, TKP, ÖDP, Bahçeliye rağmen MHP, SP gibi tüm siyasal partiler, ADD, TGB, ÇYDD gibi Demokratik Kitle Örgütleri, Sendikalar, Barolar, Odalar, Üniversiteler…
Cumhuriyet mevziisindeki tüm örgütler bir cephede birleşmeli ve birer temsilciyle, yürütme organı inşa etmelidir. Örgütleri bir cephede birleştirmek, 15 gündür alanlara gelen ve asıl büyük kitle olan örgütsüz güçleri toparlayacaktır.
HALK HAREKETİNİN SEMBOLÜ
Nerede ve hangi semboller altında birleşeceğimizin ipucunu, dünkü grup toplantısında bizzat Erdoğan verdi: “AKM’den paçavralar indirildi, Türk Bayrağı ve Atatürk posteri asıldı.”
Öncelikle belirtmeliyiz ki, bu açık bir yalandır. Zira polisin astığı iddia edilen Türk Bayrağı ve Atatürk posteri, 1 Haziran’da halk tarafından oraya asılmıştı!
İkincisi, Erdoğan’ın bugün paçavra dediği resim ve bayraklar, dün mektuplarını okuduğu, uğruna sahte gözyaşları döktüğü 12 Eylül mahkûmlarının örgütlerinin bayraklarıdır, liderleridir…
Erdoğan’ın dün mesafeli olduğu “Atatürk ve Türk Bayrağına” bugün sarılma ihtiyacı, TOMA’ların birkaç gündür Türk Bayrağı asma ihtiyacı gibidir. Erdoğan bu sembollerin altındaki milyonları, “paçavra “ dedikleriyle ürkütmek, ayrıştırmak peşindedir.
Nitekim Öcalan’ın “Taksim’i ulusalcılara bırakmayın” çağrısı da bu nedenle Erdoğan’a bir can simididir.
Erdoğan, Apo posterleriyle Türk Bayraklı kitleyi alandan soğutmayı o kadar arzuluyor ki, dün grup konuşmasında “Öcalan ile Atatürk posteri nasıl yan yana olur” demek ve “Türk Bayrağını yaktılar” yalanına sarılmak zorunda kaldı!
HALK HAREKETİNİN MEVZİLERİ VE SİLAHLARI
Bu bir Cumhuriyet savunmasıysa, mesele Taksim savunması ve direnişi olmanın çok ötesinde olmalıdır. Savunmanın adresi, Türkiye’nin tüm meydanlarıdır, tüm sokaklarıdır, okullarıdır, fabrikalarıdır… Bulunduğumuz her yerdir.
Dün Türkiye’yi Taksim’den savunuyorduk, bugün hem bunu sürdüreceğiz, hem de bu kez Türkiye’den Taksim’i savunacağız!
Cumhuriyet güçlerinin en büyük silahı ise haklılığı ve büyüklüğüdür; ne molotofa ne de taşa ihtiyacı vardır! Cumhuriyet güçleri ellerinde Türk Bayrakları, göğüsleriyle polise direnecektir! 21.00 eylemlerinde tencere ve tavalarıyla, düdükleriyle Cumhuriyet’e sahip çıkacaktır
ERDOĞAN KUŞATMAYI YARAMAYACAK
Ne polisin Taksim’e girmesi, ne de Erdoğan’ın “kontrol bende” mesajı vermeye çalışması kimseyi yanıltmasın. Erdoğan kontrolü kaybetmiştir:
Milyonlar “Tayyip istifa” derken, onun kalkıp “Kılıçdaroğlu istifa” demesi açık bir kontrolsüzlük göstergesidir.
Dün dediklerini unutarak, bugün “Gezi Parkı metrekaresi nedeniyle zaten AVM’ye uygun değildir” demesi kontrolsüzlüğün göstergesidir.
2 saatlik konuşmasında, artık sevenlerini de bıktırarak, yeşilden girip türbandan çıkması, çaresizliğinin göstergesidir!
Erdoğan dünkü konuşmasında en yalın ifadeyle şu görüntüyü verdi: “Direniyorum, yıkılmadım, şimdilik ayaktayım ama zor duruyorum!”
Yani Erdoğan, kuşatmayı yaramayacak!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Haziran 2013
#DirenmeTayyipErdoğan
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 11/06/2013
Taksim eylemlerinin sloganı, “diren Taksim” şeklindeydi; yayıldı, “diren Ankara”, “diren İzmir”, “diren Türkiye” oldu. Türkiye’de ve dünyada Türkler, twitter üzerinden “#direnTaksim” başlığıyla mesajlaştılar.
Halk direne direne egemen oldu! Bu kez Erdoğan köşede ve direnmeye çalışıyor!
Peki, Erdoğan nasıl bir direnme stratejisi izliyor?
ABD BÖLÜNDÜ, AKP BÖLÜNDÜ
1. Erdoğan, geri adım atmıyor, daha doğrusu bastığı ayağını sabit tutmaya çalışıyor. Zira biliyor ki, tek bir geri adım atsa, yamaçtan yuvarlanan kartopu gibi olacak, durdurulamaz şekilde düşecek.
2. Erdoğan köşeye sıkışmış vaziyette ve elindeki kılıcını gelişigüzel sallıyor! Siyasal konumu o kadar kötü durumdaki, o psikolojiyle, herkesi düşman görüyor.
3. Erdoğan kapalı kapılar ardında Abdullah Gül’e ve içerideki ekibine köpürüyor. Arkadan hançerlendiğini düşünüyor. İş öyle bir noktaya vardı ki, Ankara’ya döndüğünde, bu kez açık açık “partime nifak sokuyorlar” demeye başladı.
4. Halk hareketi AKP’yi fiilen böldü; Erdoğan’ın izlediği “direnme stratejisine” tepkiler gittikçe daha duyulur seslerle ifade edilmeye başladı.
Kimi milletvekilleri twitter’dan açıkça Erdoğan’ı eleştiriyor, kimi AKP kurucuları ise Erdoğan’ın Cami yalanlarını açıktan yalanlıyor.
5. ABD’deki iç çarpışmanın Türkiye’ye yansıması, Tayyip Erdoğan ile Fethullah Gülen cemaatini karşı karşıya getirdi. Yaklaşık iki yıldır amansızca çarpışıyorlar. Cemaat halk hareketini fırsat bilerek Tayyip Erdoğan sonrası için hazırlık yapıyor. Erdoğan, bu durumu partisinde safları sıkılaştırmak için kullanmaya çalışıyor.
6. ABD’deki iç çarpışma, Erdoğan’ı Cengiz Çandar gibilerle de karşı karşıya getirdi. Erdoğan’ın kurmayları, bu durumu da “batı parmağı” gibi söylemlere vesile yapmaya gayret ediyor.
7. Erdoğan, açıkça bazı bankaları hedef aldı ve “ümüğünüzü sıkacağız” dedi. Sermaye kesiminin bir bölümüyle yolları ayrılan Erdoğan, “faiz lobisi” diye bir düşman üretti. Bu lobi, varsa bile, 11 yıldır Erdoğan’ın müttefikiydi.
8. Erdoğan’ın konumu, başta Dışişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü olmak üzere tüm bürokrasi içinde de bir kırılmaya yol açtı. Bazı “akil” bürokratlar “ne yapıyoruz biz” demeye başladı.
ERDOĞAN’IN MİTİNGCİKLERİ
9. Erdoğan, Pazar günü Taksim halk mitinginin basında yer almaması için ilginç bir taktik yürüttü. Ankara’ya indikten sona şehre yaklaşırken, üstü üste mitingler düzenledi. Daha doğrusu mitingcikler düzenledi. Öyle ki, canlı yayınlayan TV kanalları, kitleyi değil, sadece Erdoğan’ı göstermek zorunda kaldı.
Erdoğan, bu sürekli mitingcikleriyle ekranların sadece kendisini vermesini ve Taksim’in gölgelenmesini istedi.
10. Erdoğan ayrıca balkondan balkona konuşarak, partisini diri tutmaya, safları sıklaştırmaya ve çözülmeyi geciktirmeye çalışmış oldu.
BİBER GAZIYLA OLMADI, APO’YLA DENİYOR
11. Erdoğan, açılım ortağı BDP-PKK’yi sahaya sürdü. Birkaç gündür işliyoruz: Erdoğan, biber gazıyla başaramadığını Apo posterleriyle başarmaya çalışıyor. İzmir bu girişime teslim olmadı ve o posterleri açılamadan indirdi. İstanbul ise bir ölçüde bu tabloya teslim oldu. Apo posterleri açıldı, bir saat açık durdu; halkın protestosu nedeniyle BDP indirmek zorunda kaldı.
12. Erdoğan’ın onca olaydan sonra hâlâ gençleri çapulcu, alkolik, ayyaş diye suçlaması, sanatçılara açıkça savaş açması, kimi sermaye gruplarına “ümüğünüzü sıkacağız” demesi, CHP’yi “pislik zihniyet” diye nitelemesi, sürekli bağırması, sürekli tehdit etmesi kuşkusuz psikologların incelemesi gereken bir durumdur. Biz sadece en basitinden, Erdoğan’ın kontrolü yitirdiğini söyleyebiliriz.
13. Erdoğan son konuşmasında “7 ay sabredin, seçim var” mesajı verdi. Yani iktidarda kalabilmek için 7 ay daha vade istedi. 7 ayda halk hareketini eriteceğini, bu enerjiyi bitireceğini düşünüyor…
“İktidarımı sonuna kadar koruyacağım” diyerek savunmaya geçen Erdoğan’ın sandığı kurtuluş gördüğü bu şartlarda, halk hareketini sürdürebilmek, hayatidir.
TÜRKİYE AÇILIMI
Erdoğan Kürt, Ermeni, Kıbrıs, Alevi açılımlarıyla 10 yıldır Türk milletini bölerek yönetmeyi sürdürdü. Ancak bölünen millet 31 Mayıs 2013’ten itibaren Türk bayrağı altında birleşerek, Erdoğan’a “Türkiye Açılımı” yaptı!
Türkiye Açılımı, AKP’yi böldü, yandaş gazeteleri böldü, AKP’nin akillerini böldü, AKP’ye destek veren sermaye gruplarını böldü, ABD’nin içerideki koalisyonunu böldü!
Halk hareketi, bölünerek zayıflayan, gittikçe yalnızlaşan ve köşeye sıkışan Tayyip Erdoğan’a yüklenmeyi sürdürmelidir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
11 Haziran 2013
ŞEHİR EYLEMLE GÜZELLEŞTİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 10/06/2013
Bu yazıyı dünkü Taksim mitinginden önce yazdım. Dolayısıyla şu anda hem mitingin nasıl geçtiğini bilmiyorum, hem de Pazar’dan sonrası için ne kararlar alındığını, yola nasıl devam edileceğini bilmiyorum. Bildiğim şu:
Taksim merkezli olmak üzere İstanbul, 10 gündür çok güzeldi!
İşte nedenlerim:
POLİS YOK, PROBLEM YOK
10 gün sonra polisi ilk kez dün gece yarısından sonra Taksim dönüşü, mahallemdeki kebapçıda gördüm. Varlıklarını o kadar unutmuşum ki, görünce şaşırdım.
Çeşitli duvar yazılarında da altının çizildiği gibi “polis yok, problem yok” durumu yaşadık son 10 günde…
Yaklaşık 20 yıldır, Aydınlık gazetesinin orada olması nedeniyle hemen her gün İstiklal Caddesi’nde yürürüm. Hatta bazı günler birkaç kez Tünel-Taksim arasında yürürüm. O yirmi yılla bu son 10 günü karşılaştırdığımda arada büyük bir fark görüyorum.
10 gündür polis yok ve 10 gündür İstiklal Caddesi’nde denk geldiğim tek bir vukuat yok. Ne taciz, ne omuz çarpması, ne cüzdan aşırma, ne de başka bir şey…
İnsanlar o kalabalıkta huzurla yürüyor, üstelik gülümseyerek yürüyor…
Oysa resmi ve sivil polislerin sürekli devriye gezdiği İstiklal Caddesi vukuattan geçilmiyordu.
Peki, aradaki farkın nedeni neydi? İnsanlar eylemle güzelleşmişti!
GENÇ VE DİNAMİK ORGANİZASYON
Melih Gökçek’in şansı sıfır zaten ama en başarılı Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen’in de 10 günde başaramayacağı bir organizasyon vardı Gezi Parkı’nda…
Parkın içinde çadırdan revirler, çadırdan yemekhaneler, çadırdan kütüphaneler, çadırdan her türlü yaşam alanları, aklınıza gelen her konuda fikirlerinizi serbestçe dile getirebileceğiniz halk kürsüleri…
Günde beş öğün karın doyurulabilen o çadır yemekhanelerinin AKP’nin Ramazan çadırlarından çok temel bir farkı vardı. Gösteriş yoktu! “Karnınızı sayemizde doyuruyorsunuz” terbiyesizliği yoktu! Konuştuğum birkaç evsiz yurttaşımız, onurları kırılmadan karınlarını doyurdukları bu çadırlara tahmin edemeyeceğiniz büyüklükte anlamlar yüklüyordu…
Kimi gençler, çadırların önüne yerleştirdikleri güneş enerjisi panelleriyle elektrik üretiyor, hem yemekleri ısıtıyor, hem de telefonlara ve bilgisayarlara şarj sağlıyordu…
Beyaz önlüklü tıp öğrencileri çadır çadır dolaşıp hasta arıyor, kimi öğrenciler biriken gazeteleri, dergileri okumak isteyenler için çadır çadır dolaşıp dağıtıyordu…
Çeşitli öğrenci toplulukları 40 metrekare büyüklükte alanı kantine çevirmiş; ders çalışan da var, sohbet eden de; kitap okuyan da var, king oynayan da; uyuyan da var, harıl harıl afiş hazırlayan da…
BÜYÜK YURTTAŞ DAYANIŞMASI
Bir organizasyon düşünün ki, sadece insanlar değil, diğer canlılar da düşünülmüş… Kimi ağaçların altına sokak kedileri ve sokak köpekleri için boşaldıkça doldurulan mama kapları konulmuş…
Günün belli saatlerinde ellerinde eldivenleri, ellerinde büyük siyah çöp torbalarıyla nöbete çıkan temizlik görevlisi bıcır bıcır gençler var… Çöpü yere atmamak için cebine, çantasına koyan eylemciler var…
Hele mesai saati bitince kolisini kapıp da Gezi Parkı’na gelen yurttaşlarımızın sevincini görmelisiniz… O kolilerden neler çıkmıyor ki: Yemekler, içecekler, meyveler, sebzeler, kitaplar, kaplar, battaniyeler, minderler… Tencerelerle getirilen ev yemekleri, sıcak çorbalar…
Bu yardımlaşma tablosunu 1999’daki depremde görmüş ve ülkemin güzel ve aydınlık insanlarını daha da çok sevmiştim… 2013’te yine o büyük halk dayanışmasını yaşıyoruz şimdi…
EYLEMLE YENİLENDİK
Daha çok şey yazılıp çizilecektir bu güzel iki hafta için…
Biz şu kadarını söyleyerek bitirelim: Bir parçası olduğum bu eylemler, bu halk hareketi insanlardaki korku duvarını yıktı, insanı insana yaklaştırdı, aradaki ayrılık perdelerini yırttı… İnsanlar eylemle mutlu oldu, eylemle güzelleşti, eylemle kendini yeniledi, üretti…
Şehir eylemle güzelleşti…
İstanbul gibi, eminim diğer eylemci 76 şehrimiz de böyle güzelleşmiştir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Haziran 2013
ERDOĞAN’IN GREV KIRICISI ÖCALAN
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 09/06/2013
İktidarı iki haftadır halk hareketi ile sallanan Tayyip Erdoğan, sahaya PKK kartını sürdü! Kartın maça ası Öcalan da BDP’ye talimatı verdi: “Taksim’i ulusalcılara bırakmayın!”
Peki, Taksim nasıl ulusalcılara bırakılmayacak? BDP Taksim’e gidecek, Öcalan posterleri asacak, Kürdistan sloganları atacak…
Sonra? Sonra halk, PKK ile yan yana olmamak adına yavaş yavaş alandan çekilecek! Hesap bu…
Tutar mı, göreceğiz!
Erdoğan, günlerdir biber gazıyla yapamadığını şimdi Öcalan posterleriyle deneyecek. Başarabilecek mi, göreceğiz!
HALK DÜŞMANLIĞINDA ORTAKLIK
Erdoğan ile Öcalan’ı Taksim’i dağıtma ortaklığında buluşturan süreci anımsamalıyız. BDP’nin iki hafta boyunca izlediği çizgi, Erdoğan’ın Hakan Fidan’a, Fidan’ın Öcalan’a talimatı nedeniyle üç farklı aşama geçirdi:
1. Aşama: Sırrı Süreyya Önder’in dozerin önüne yatarak Taksim gezi parkı eylemine motivasyon sağlamasını BDP’nin genel tutumundan ayırmalıyız.
Nitekim konuştuğum bazı BDP’liler, “Sırrı’nın kendi eylemi” değerlendirmesi yaptılar.
2. Aşama: Eylemin dalgalarının 31 Mayıs ve 1 Haziran günleri tüm Türkiye’ye yayılması üzerine, BDP Genel Merkezi Taksim’le arasına kalın bir çizgi çekme ihtiyacı duydu.
BDP Grup Başkanvekili İdris Baluken şu açıklamasıyla o kalın çizgiyi ilan etti: “Statükoyu güçlendirecek sloganlar ve imgeler bu protestoların başat özneleri konumuna gelmiştir. BDP olarak hiçbir sebep ve durumda biz bu ırkçı, ulusalcı, cinsiyetçi, tekçi, militarist kesimlerle yan yana durmayacağımızı ifade etmek istiyoruz.”
BDP’nin bu tavır ilanı, AKP’den takdir gördü. Başbakan vekili Bülent Arınç kameralar karşısında şöyle sesleniyordu: “BDP’nin olayın ilk anından itibaren takındığı tavrı takdir ediyor ve kendilerine teşekkür ediyoruz.”
AKP: GAZLA OLMADI, ÖCALAN’LA DAĞITALIM
3. Aşama: AKP’nin meydanlarda olmadığı için teşekkür ettiği BDP-PKK, Başbakan Erdoğan’ın Kuzey Afrika’dan Türkiye’ye döneceği gece Taksim’e çıkma kararı aldı!
Sonrasında İmralı’ya giden ve Öcalan’dan talimat alan BDP heyetinin açıklamaları, neden Taksim’e çıktıklarını açıklıyordu. Öcalan şöyle demişti: “Direnişi anlamlı buluyor ve selamlıyorum. Ebetteki bu duruş yeni bir siyasal kırılma yaratmıştır. Ancak hiç kimse ulusalcı, milliyetçi, darbeci çevrelere de kendini kullandırmamalı. Bu hareketin onların denetimine girmesine Türkiyeli demokrat, devrimci, yurtsever ve ilerici çevreler izin vermemelidir.”
Mesaj netti: PKK sahaya girecek ve “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diyen, Türk bayraklarıyla günlerdir alanlardan “Hükümeti istifaya” çağıran yüzbinlerden Taksim’i alacaktı!
PKK Taksim’de sürekli Öcalan posterleri asacak ve halkı taciz edecek, yıldıracaktı! Diğer yandan Erdoğan’ın medyası propaganda yapacak, “Ağaç bahane, bunlar bölücü”, “Erdoğan’a karşı olanlar, bölücülerle yan yana” diyecek…
Halk da PKK ile yan yana olmamak adına adım adım alandan çekilecek.
4-5 gün boyunca bu taktik uygulanacak!
Ya sonrası?
TAKSİM’İ PKK’YE BIRAKMAYIN!
1. aşama sonrasında sahadan çekilen ve İmralı heyetinden atılarak cezalandırılan Sırrı Süreyya Önder, terbiye edilmiş olarak yeniden sahaya gönderilecek, altına kürsü, eline mikrofon verilecek! Önder de kitleye “tamam, başardık, kazandık, şölenimizi yaptık, hadi evlere dağılalım” diyecek özetle!
Böylece iki haftadır Türkiye çapında milyonların dile getirdiği “Hükümet istifa” talebi, eritilmiş olacak!
Hesap tutar mı? Tutmamalı!
PKK’nin halkın Taksim’i özgürleştiren eylemini çalmasına izin verilmemeli! Meydan, 300 BDP’liye teslim olmamalı!
“Taksim’i ulusalcılara bırakmayın” diyen Öcalan’a verilecek en iyi yanıt, Taksim’i PKK’ye bırakmamaktır!
PKK’ye Taksim’i bırakmayan kuvvet, bu halk hareketine önderlik eder ve kısa vadede zaten başarı kazanmış olan bu hareketi, orta vadede de başarıya götürür!
Mesele bu işi kimin üstleneceğidir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Haziran 2013
ABDÜLHAMİT DÜŞERKEN
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 08/06/2013
Nabi Avcı’nın durumu saptayan itirafı önemli: “Normal koşullarda bir araya gelmesi düşünülemeyecek birbirinden çok farklı kesimleri, grupları, fraksiyonları toz duman içerisinde birbirleriyle buluşturduk.”
Peki, Erdoğan tüm Türkiye’yi karşısında birleştirirken, kendi cephesinde durum ne? İnceleyelim:
AKP TAKSİM’İ DEĞİL, TAKSİM AKP’Yİ BÖLDÜ
1. Erdoğan’ın kurmayları açıkça Gül-Arınç ittifakına dikkat çekiyor. Erdoğan cephesine göre ikili, süreçten yararlanmak için çaba sarf ediyorlar. Abdülkadir Selvi üzerinden “Eğer Erdoğan’ı tasfiye operasyonu başarılı olursa, Gül’ü ikinci kez Çankaya’ya çıkaralım, Arınç’ı başbakan yapalım diye hareket etmeyecekler” uyarısı yapıyorlar. Mesaj açık: Sizi de yerler, dönün bu tarafa!
2. Erdoğan’ın kurmayları, bu ikili ile Cemaatin ittifakı üzerinde önemle duruyorlar. Zira bu ittifak AKP içindeki Erdoğan nüfuzuna önemli oranda darbe vuruyor.
3. AKP’ye oy veren geniş kitle bölündü. Erdoğan’ın faşizan uygulamalarından rahatsız olanlar her türlü karşı propagandaya rağmen alanlara gidiyorlar. Erdoğan bu yön değişikliğini engellemek için önce Taksim’e Cami lafını ortaya attı. “Taksim’dekiler Cami karşıtı” diye yaftalayarak, tabanının o kitleyle karışmasını engellemeye çalıştı, tutmadı.
Erdoğan’ın kurmayları ardından psikolojik savaş üretimi “Cami’de grup seks yapıyorlar”, “Başörtülülere saldırıyorlar” yalanlarıyla kitleyi ayrıştırmayı denedi, tutmadı. Olan Erdoğan’ın medyadaki “başörtüsü mağduriyeti fetişizmi” yaşayan sözcülerine oldu.
4. AKP içinde durumdan rahatsız olan alt düzey yönetici istifaları başladı. Kimi il ve ilçelerdeki Yönetim Kurulu üyelerinin tepki istifası daha da büyüyecek gibi görülüyor.
5. Erdoğan’ın kimi destekçileri, ekranlardan onun artık alanlara kulak vereceğini iddia ederek tansiyonu düşürmeye çalıştı. Nitekim Erdoğan’ın Kuzey Afrika’daki basın toplantıları süngüsünün düştüğünü gösteriyordu. Ancak şikâyet edilen özellikleri, Erdoğan’ın karakterini oluşturuyordu ve alttan alırken bile o faşizan tutumu sivilce gibi çıkıyordu: “Demokratik talep olsa canım feda.”
Yani alanlardaki kitlenin talebinin demokratik olup olmadığına da o karar verecekti! 23 Nisan’da koltuğunu verdiği çocuğa “Artık başbakansın, ister asar, ister kesersin” diyen birinden “demokrat” portresi çıkarmak mümkün değildi!
5. Kuzey Afrika dönüşü Erdoğan’ın kitlesel karşılanıp karşılanmayacağı da partide tartışma yarattı. Bir yandan “ya fiyasko olursa” endişesi, bir yandan “karşılanmayan bir başbakan” pozisyonuna düşme endişesi, partiyi ikircikli duruma düşürdü.
Bazı üst düzey AKP’lilerin ekranlara çıkıp karşılama olmayacağını ilan etmesine rağmen, 6 Haziran gece yarısı İstanbul’daki tüm örgütlere ve üyelere SMS’le Atatürk Havalimanı’nda toplanma çağrısı yapıldı. Ancak bu “orta yol” çözümü, duruma çare olmadı!
Üstelik az sayıdaki taraftara attırılan şu sloganlar “çaresizlik atağı” olmaktan öteye gidemedi: “Yol ver gidelim, Taksim’i ezelim”, “Azınlık şaşırma sabrımızı taşırma”, “Tayyip’in askerleriyiz.”
“Yüzde 50’yi evinde zor tutuyorum” diyerek halkını tehdit eden Erdoğan, alanlara çıkan milyonları bu sloganlarla da korkutamadı, tersine taraftarlarının arasındaki itibarını daha da aşındırdı ve tabanda eylemcilere hak verenlerin oranını yükseltti.
AKP-MHP-BDP KOALİSYONU
6. Erdoğan’ın cephesi gibi TBMM’deki partiler de fiilen bölündü.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli partisine eylemlere katılmayı yasakladı, ısrar eden milletvekillerinin istifasını istedi. Bahçeli’nin gerekçesi, alanlarda PKK-BDP’nin ve sol maskeli örgütlerin de bulunmasıydı.
BDP de alana mesafe koydu. Onların gerekçesi özetle “Ulusalcılarla ve ırkçılarla yan yana olmayız.” şeklindeydi.
Yani MHP bölücülerle, BDP de ırkçılarla yan yana durmayacaktı ama her iki parti de Erdoğan’ın eteğinde birleşecekti!
Üstelik BDP, Erdoğan’ın imdadına iki kere yetişecekti. BDP 9. günden itibaren Taksim’e gelme kararı aldı. Böylece Öcalan posterleri açarak halkı alandan soğutacaktı. Erdoğan, biber gazıyla yapamadığını Öcalan posterleriyle deneyecekti!
7. Erdoğan’ın ekibi, alanlardaki Cumhuriyetçi kitleyi etkileyebilmek adına, özellikle Yeni Şafak üzerinden “CIA operasyonu” yalanına başvurdu. Güya CIA Erdoğan’ı devirmek için düğmeye basmıştı! Alanlardaki orantısız zekâ haliyle sordu: “Obama’yla yağan yağmurda beraber yürümeniz yalan mıydı?”
Erdoğan ekibinin bu tezgâhı da tutmadı, tersine tezgâhın sahipleri de bölündü. Hem Yeni Şafak içinde, hem de diğer yandaş gazeteler içinde bu tür “dış düğme” haberlerine ciddi itiraz eden kalemler oldu.
8. Erdoğan eylemlerin arkasında “faiz lobisinin” olduğunu belirterek, açıkça büyük sermayeye ve medyasına devletin “maliye” kılıcını sallamış oldu. Ekonomisini faiz lobisi üzerine inşa eden Erdoğan, istemese de bu kesimi hedef almak zorundaydı zira tutunabilmek adına ayrışma mecburiyetine düşmüştü.
Yani Erdoğan’ın üstünde bulunduğu cam tepsi, artık kırılmıştı!
HALK HÜKMÜNÜ VERDİ
Sonuç olarak diyebiliriz ki, Erdoğan için yolun sonu göründü. Halk hükmünü verdi: “Hükümet istifa!”
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
8 Haziran 2013
ERDOĞAN’IN SUÇU BÜYÜK
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 06/06/2013
“Yüzde 50’yi evinde zor tutuyorum” diyerek açıkça 10 gündür eylem yapan halkı tehdit eden Erdoğan, bu sözleriyle hem meşruiyetinin kalan kısmını yitirmiş hem de “halkı, kin ve düşmanlığa” aleni tahrik suçu işlemiştir!
Bir ülkenin başbakanının halkının yarısını, diğer yarısı üzerinden tehdit etmesi Hitler’in ya da Mussollini’nin bile aklına gelmemiştir!
HALKI HALKA KIŞKIRTMAK
Kimileri bu büyük suçun farkında olduğundan durumu kurtarmaya yönelik açıklamalara soyunmaktadır: “Başbakan o lafı şundan dedi. Kaç gündür taban arıyor ve sokağa çıkmak istiyor. Başbakan’a büyük baskı var sokağa çıkmak için.”
Acaba söylerken kendileri de inanıyor mu buna? Yani yüzde 50, yani milyonlar Erdoğan’ı arayıp “Reis, bırak da sokağa çıkalım, şunlara haddini bildirelim” mi diyor?
Neresinden baksanız tutarsız, neresinden baksanız ciddiyetsiz.
Hiçbir açıklama Erdoğan’ın bu tahrik suçunu hafifletemez. Zaten Erdoğan suç içeren bu konuşmasından iki gün önce de şöyle bağırıyordu: “Siz 250 bin kişi topluyorsanız, ben de 1 milyon kişi toplarım.”
BAKANLARININ BAŞI
Sadece bu sözleri bile neden Erdoğan karşıtı bir başkaldırının olduğunu anlamaya yeter!
Erdoğan başbakanlık yapmıyor; kendisini sadece oy verenlerin başbakanı sayıyor, kendisine oy vermeyene düşman oluyor, yaşam alanlarını daraltıyor, hor görüyor, aşağılıyor, alkolik diyor, çapulcu diyor, marjinal diyor, ahlaksız diyor, “kucağa oturtma” benzetmeleri yapıyor, “benim istediğim kalıba gireceksiniz” diyor!
İtiraz gelince maliyeyle, denetimle, ihaleyle gözdağı veriyor.
İtiraz gelince Ergenekon tertipleriyle zindanı gösteriyor.
İtiraz gelince polisle, biber gazıyla, olmadı kendisine oy verenlerle tehdit ediyor!
Ama artık yolun sonuna gelindi. Zira “korku duvarı” aşıldı, Erdoğan’ın fermanı yırtıldı!
MHP VE BDP’DEN AKP’YE CAN SİMİDİ
İlginçtir, Erdoğan ne zaman sıkışsa, sistem içinden kendisine can simidi atanlar oluyor.
Örneğin Devlet Bahçeli… Bahçeli Salı grup konuşmasında “Parti olarak Taksim’de olayların kıyısında köşesinde olmamız dahi söz konusu değildir.” dedi.
Bahçeli yetinmedi, ertesi gün de eyleme katılmak isteyen milletvekillerinin istifasını istedi!
Erdoğan’a can simidi atan bir başka parti ise BDP oldu. BDP Grup Başkanvekili İdris Baluken şöyle diyor: “Statükoyu güçlendirecek sloganlar ve imgeler bu protestoların başat özneleri konumuna gelmiştir. BDP olarak hiçbir sebep ve durumda biz bu ırkçı, ulusalcı, cinsiyetçi, tekçi, militarist kesimlerle yan yana durmayacağımızı ifade etmek istiyoruz.”
Yani AKP, MHP ve BDP ile halka karşı ittifak kurmuş oluyor!
AMPULLER SÖNÜYOR
Ancak Erdoğan’ı ne MHP ve BDP desteği, ne de Gül-Arınç üzerinden sergilenen gaz alma ve süreçten yararlanma projesi kurtaracak. Çünkü Erdoğan-Gül iktidarı 11 yıllık saltanatının sonuna geldi!
Bu akşam Türk milleti, Kuzey Afrika’dan dönen Erdoğan’ı akşam evlerindeki ampulleri söndürerek karşılayacak!
Ta ki son ampul sönene kadar!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Haziran 2013
DİJİTAL GENÇLİK
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 05/06/2013
9. gününe giren “Erdoğan karşıtı halk isyanının” belkemiğini 90 kuşağı olan gençlik oluşturuyor. Taksim Gezi Parkı direnişinde izlediğim ve incelediğim bu kuşağın özelliklerini bugün sizlerle paylaşacağım:
1. AKILLILAR
Hem de çok akıllılar. Polise karşı “orantısız zekâ” uyguluyorlar! Bu onları eski tip eylemcilerden fazlasıyla ayırıyor. İşte birkaç örnek:
Polis gaz bombası attığında, önden arkaya doğru hızla ve telaşla kaçışmıyorlar. Çünkü biliyorlar ki böylesi bir kaçış gazdan etkilenmelerini engellemeyecek, tersine arkadakilerin ezilmesine neden olacak.
Polisin attığı gaz bombası kapsüllerini su dolu kovalara koyarak gazı etkisizleştiriyorlar.
Belediye otobüslerini, sol maskeli gruplar gibi ele geçirdiklerinde, yakmıyorlar, değerlendiriyorlar: Yola enlemesine park edip, polis araçlarının geçmesini engelliyorlar.
Ele geçirdikleri iş makineleriyle TOMA’ları kovalıyorlar. Telsizlerden polisi yanlış yönlendiriyorlar.
2. KARARLILAR
Hem de çok kararlılar. 31 Mayıs ve 1 Haziran günleri İstiklal Caddesi’nde şu manzarayı saymadıysam da, yüzden fazla yaşamışımdır: Bir tarafta polisler, bir tarafta dijital gençler… Polis gazları atıyor; gençler sakin adımlarla geri adım ata ata gazın etki alanını daraltarak çekiliyor. Sonra yeniden marşlarla, sloganlarla aynı noktaya bir kez daha ilerliyor…
Sol maskeli gruplar için bu durum en fazla 3 kez olur ve sonunda polis onları dağıtırdı.
Gerçekten de öylesine kararlılar ki, kimi fotoğrafları tarihe geçti: Gaza rağmen dim dik duran kırmızı kadın, tazyikli suya meydan okuyan siyahlı kadın, elinde gitarıyla TOMA’ya meydan okuyan kıvırcık saçlı genç, elinde Türk bayrağıyla polis barikatının önünde gururla duran delikanlı…
3. MİZAHTAN ANLIYORLAR
Şu taşıdıkları afişlere, kartonlara yazdıklarına, duvarlara çizdiklerine bir bakar mısınız?
“Biz Ekrem Dağ’a soluyla gol attırdık. Sen de kimsin? / Tüp kaçağını çakmak yakarak kontrol eden bir milleti biber gazıyla korkutamazsınız! / Biz sinek ilacı aracının arkasından koşmuş bir nesiliz. Gaz da neymiş! / Direnişe katılmak kilo verdirir. / Recep Tayyip Gazdoğan. / Red Hot Chili Tayyip. / Tayyipsiz hava sahası. / Anamızı da aldık geldik. / Bizim gibi 3 çocuk ister misiniz? / Hepimiz ayyaşız, hepimiz çapulcuyuz. / İki ayyaşın torunlarıyız. / Biber gazı bizde kafa yapıyo. / Benim gaz bol acılı olsun polis emmi. / Türkiye güzel ülke de, çevresi kötü. / Allahını seven defansa gelsin. / Oynamazsan kazanamazsın. / Evde sular kesik, yıka bizi TOMA / Biber gazı cildi güzelleştirir. / Biber gazı sıkmanıza gerek yoktu bayım, zaten duygusal çocuklarız. / Piston aşağı indi Tayyip.”
Polislerle girdikleri diyaloglar, yaptıkları şakalar, ele geçirdikleri telsizlerden geçtikleri muzip anonslar…
4. SOSYALLER
Hem sanal dünyada, hem de gerçek dünyada oldukça sosyaller.
Ellerinde tablet bilgisayarları ya da akıllı telefonları… GTalk’dan, Whatsup’dan, Twitter’dan, Facebook’tan hem haberleşip koordine oluyorlar, hem de dünyayı ayağa kaldırabiliyorlar…
Akıllı telefonlarından bol bol fotoğraf çekerek, daha geniş katılım olmasını sağlayacak şekilde sosyal medyada kullanıyorlar.
Gerçek hayatta da oldukça sosyaller. Ben bu gençlerle REM, Deep Purple, Ketih Jarreth konserlerinde, Caz festivallerinde, Film fetsivallerinde karşılaşıyorum sık sık…
Şortlu, tişörtlü rahat halleriyle, kulaklarında müzik çalarlarıyla, daima taşıdıkları sırt çantalarıyla, kirli sakalları, dövmeleri, küpeleriyle sizler de onlara sık sık rastlıyorsunuz otobüslerde, metrolarda…
Hep rahatlar, umursamazlar… Çok çabuk iletişim kurabiliyorlar; hızla samimiyeti ilerletebiliyorlar…
Çok okuyorlar ama daha çok tabletlerinden: Konuştuğunuzda anlarsınız ki, dünyayı tahmininizden daha iyi izliyorlar…
5. BAŞLARI DİKLER
Başları hep dikler; emir almayı, bir kalıba sokulmayı sevmiyorlar. Kendileri adına kendilerini etkileyen kararlar alınmasından nefret ediyorlar.
Emek sinemasının ona sorulmadan yıkılması, gezi parkının ona sorulmadan ranta açılması, okuluna polis girmesi, içtiği iki bira nedeniyle Başbakan tarafından alkolik olarak nitelenmesi, sevgilisinin elini tuttuğu için ahlaksız görülmesi, çapulcu sayılması, “dindar nesil” yapılmaya zorlanması, yediğine, içtiğine, dinlediğine, izlediğine karışılması artık tepelerini attırdı!
6. MASKESİZLER
Sol maskeli örgüt üyeleri gibi yüzlerini saklamıyorlar. Zira utanılacak bir şey yapmadıklarını çok iyi biliyorlar!
Tersine, polis yüzünü saklıyor; kendisini deşifre edecek kask numarasının üstünü kapatıyor. Çünkü polis de biliyor ki, akıllı telefonlarıyla o numarayı çeken bu gençler, başlarını ciddi belaya sokabilir!
7. YARDIMSEVERLER
Köpekleriyle eylemlere katılan bu gençlerin ruhunda büyük bir yardımseverlik var. Zira hayvanı seven, insanı sever!
Biri mi yaralandı? Anında etrafında ihtiyacına yönelik malzemeleriyle bitiyorlar.
Biri gazdan mı etkilendi? Eczanelerden aldıkları ilaçlarla yaptıkları solüsyonları anında hizmete sokuyorlar.
Polis mi yaralandı? Az önce gazı atıp atmamasına bakmadan kucaklayıp ilk yardıma götürüyorlar!
Suyunu, bisküvisini, çikolatasını sürekli paylaşıyorlar; ikiye böldüğü elmanın büyük yarısını hep karşısındakine veriyorlar.
Sosyal medyada hızla bilgi alışverişi yaparak sokaklarda mevzilenen Tıp öğrencileri, geçilmez barikatlar inşa eden mühendislik öğrencileri, “siz anlarsınız” mesajları üreten sosyal bilim öğrencileri, fırlama liseliler, okuyamamış ve çalışmak zorunda kalmış ama dijital dünyayı takip eden gençler…
Üstelik bu kez yanlarında anneleri, babalarıyla…
Gençlerimiz: Mustafa Kemal’in bilim çocukları…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
5 Haziran 2013
SAM AMCA’NIN PARMAĞI VAR MI?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 04/06/2013
Dünden beri pek çok okurdan ve sosyal medya takipçimden gelen “Bu eylemler CIA’nın marifetiymiş, doğru mu?” sorusunun kaynağının Banu Avar olduğunu üzülerek öğrendim.
Bu kadar ileri gitmiş olamaz diye umarak, Banu Avar’ın yazdıklarına baktım.
Evet, Avar açık bir şekilde gelişmelerin arkasında Occupy hareketinin ve OTPOR örgütünün olduğunu yazmıştı. Avar’a göre her ikisi de CIA imalatı örgütlerdi. Avar “turuncu Soros darbelerinin” yaşandığı ülkeleri görmüş biri olarak okurlarını uyarıyordu: “Batı basının ‘Çılgın Türkler’ diyerek neden gaz verdiğini düşünmenizi öneririm.”
HEM PARTİYE HEM DE ÖRGÜTSÜZ EYLEME KARŞI!
Anlaşılan Banu Avar’a bu yazdıklarından dolayı ciddi tepki gelmiş ki, Avar bu kez o tepkiler için de bir yanıt yazmış.
Örneğin “Erdoğan ABD’nin desteklediği adam, neden Batı tarafından devrilmek istensin?” sorusuna özetle şu yanıtı veriyor: “ABD, biriken gazdan kurtulmak için Erdoğan’ı deliğe süpürecek. Yerine Y-CHP ile BDP’den bir koalisyon kuracak. O sırada bölünme anayasası çıkacak. Federe Türk devletine yol alınacak.”
Yani ABD Tayyip Erdoğan üzerinden yapamadığını Kemal Kılıçdaroğlu üzerinden yapabilecek!
Avar, “Peki evde mi oturalım! Sokağa çıkmayalım mı?” diyen okurlarına da yanıt veriyor ve şu “çözümü” gösteriyor: “Partiler üstü bir platform oluşturulsun. Örneğin herkes ‘Şehit Aileleri Dernekleri’ içinde örgütlensin. İl il, ilçe ilçe Şehit Aileleri Dernekleri etrafında birleşmiş örgütlü kitle ne yapacağını, nasıl yapacağını bilir!”
YENİ ŞAFAK DA BANU AVAR GİBİ DÜŞÜNÜYOR!
Önceleri Banu Avar’ın yaklaşımını kişisel özelliklerinin bir yansıması diye düşündüm hep. Örneğin “aydın mükemmeliyetçiliğinden” kaynaklanıyor olabilirdi bu sürekli beğenmeme hali…
Yüzbinlerin katıldığı bir eylemdeki beğenmediği bir afiş, on binlerin yaptığı bir eylemdeki hoşuna gitmeyen bir slogan, o eylemi Avar tarafından tu kaka ilan etmeye yeterli olurdu. Yani bir aydının “havuza düşmüş bir yaprak nedeniyle tüm havuzu kirli sanması” hastalığıyla karşı karşıyaydık…
Ama örneğin TGB’nin uluslararası örgütleri de davet ettiği 19 Mayıs eylemine, “pankarttaki “Viva 19 Mayıs” lafından dolayı destek vermekten çekilmesi, yetinmeyip alternatif bir 19 Mayıs düzenlemeye soyunması, ya da Diyarbakır TGB’nin Kürtçe “Türk-Kürt kardeştir” pankartından vahim anlamlar çıkarması, meselenin bir aydın hastalığı olmaktan daha ileri olduğunu gösteriyordu.
Her neyse…
AKP’nin bazı özel isimleri de başından beri Banu Avar gibi düşünüyor. Onlar da ısrarla “Türk ekonomisi çok iyi. Türkiye bölgesinde büyüyor. ABD bundan rahatsız olduğu için Türkiye’yi karıştırıyor.” diyorlar.
Avar acaba bu tezleri her gün yazan Yeni Şafak ve Star yazarlarını okuyor mu? Okuyorsa, “acaba neden benim gibi düşünüyorlar” diye hiç soruyor mu?
HATASIZ EYLEM, YAPILMAMIŞ EYLEMDİR
Banu Avar’dan farklı olarak bu eylemlere “örgütsüz, öndersiz, programsız” olduğu için dudak bükenler de var. Avar gibi “CIA parmağı” görmüyorlar ama “başarısız olacak” diyerek eylemden uzak duruyorlar. Yani yeniliriz diyerek maça çıkmıyorlar! Tabanlarının zorlamasıyla çıktıklarında da eylemin kenarında duruyorlar!
Oysa çok basit bir gerçek ortada duruyor: Katıl, eylemdeki yanlışlara karşı çık, eylemi doğruya sevk et, eyleme önderlik et, programını kitlelere benimset!
Unutulmamalı, doğru eylem çizgisinde aşırı hassasiyet, eylemsizliğe götürür. Zira en hatasız eylem, yapılmamış eylemdir.
ERDOĞAN’A CAN SİMİDİ ATMA!
Netice olarak şunları söylemeliyiz:
1. Bu eylemler, 11 yıllık AKP saltanatının insanlarda yarattığı birikmiş öfkenin patlamasıdır. Yaşam tarzına müdahale edilen, aşağılanan, hakarete uğrayan, her demokratik eylemine biber gazı sıkılan, sınavına kopya çetesi sokulan, üniversitesine polis dikilen, sevgilisinin elini tuttuğu için ‘ahlaksız’ ilan edilen, kendinden başarısız olanın kendisine baş tayin edilmesine kızan, değerlerine her gün küfredilen insanların başkaldırışıdır!
2. Kuşkusuz örgütsüz kitle hareketi olması nedeniyle başarısız olabilir. Ama şimdiden en önemli başarıyı kazanmıştır: Korku duvarını yıkmıştır!
3. İstihbarat servisleri halk hareketlerine sızar, yanlış eylemler yaparak eylemi geniş kitleler nezdinde itibarsızlaştırmaya çalışır. Bunun panzehri, örgütlü güçlerin de eylemlere ağırlığını koymasıdır.
4. ABD her şeye hâkim değildir! En son kanıtı da Irak’tır, Suriye’dir… Her olayda ABD’nin parmağını aramak, Washington’dan onaysız dünyanın dönmeyeceğini sanmak hem bir özgüvensizlik halidir hem de teslimiyete yol açar.
5. Emperyalizm önünü alamadığı eylemlerin yönünü değiştirmeye, yönünü değiştiremeyecekse de başına “kötünün iyisini ya da iyinin kötüsünü” geçirmeye gayret eder. Örneğin Mısır’daki gibi…
Ancak halk hareketleri böyledir; inişler çıkışlar olur, ilerlemeler geri çekilmeler olur… Diz bir çizgide sürekli ilerleyen ve pirüpak olan bir halk hareketi hayatta değil ancak laboratuvarda gerçekleşir!
6. Türk basınının bu eylemlere Erdoğan korkusuyla sessiz kalmasını sorgulamaktansa, Batı basınının neden ilgi gösterdiği üzerinden komplo teorileri üretmenin eyleme ve Türkiye’ye bir yararı yoktur.
7. ABD’deki güç kaybı, ekonomik sorunlar kuşkusuz devlet içinde bir bölünmeye ve tarafların çarpışmasına neden oluyor. Erdoğan’ın ve Fethullah Gülen’in pozisyonu, ABD’deki bu iç çarpışmadan bağımsız değildir.
Ancak Erdoğan hâlâ ABD’nin Türkiye’deki en önemli aktörüdür. Washington Erdoğan’dan vazgeçmiş değildir ancak hizadan çıkmaması için sürekli denetim altında tutmakta, zaman zaman da alternatifleriyle terbiye etmektedir.
Bu gerçeklikten atlayarak Erdoğan’ı zorlayan bu eylemleri CIA marifeti saymak ve gözden düşürmeye gayret etmek, Erdoğan’ın beklediği can simididir!
Banu Avar’ın buna hakkı yok!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Haziran 2013
PADİŞAHIN FERMANI YIRTILDI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 03/06/2013
Taksim Gezi Parkı direnişinin tüm Türkiye’ye yayılması, kolluk kuvvetlerine verilen “kalabalığı dağıt” emrinin işe yaramaması, AKP hükümetinin bu dalganın önünde duramaması ve geri adım atmak zorunda kalması, 10 yıldır saltanat sürenlerde büyük korku yarattı.
Çaresizlikleri onları psikolojik savaş uygulamaya yöneltti. İşte ucuz numaralarından bazıları:
STAR YAZI İŞLERİ’NİN TWEETİ
Star “Karanlık tahrik” başlığını kullanmış! Türkiye tarihinin en aydınlık eylemine “karanlık” demek kuşkusuz her şeyden önce bir gazetecilik fiyaskosudur. Gerçi AK Star’ın ilk sahibi Sancak “Erdoğan için aldım” derken, gazete yapmayacağını, iktidara bildiri çıkaracağını zaten ilan etmişti.
Ancak “karanlık tahrik” olduğuna kanıt gösterdikleri şu tweet, Star’ın bildiri bile çıkaramadığını gösteriyor: “Şuan Taksim’deyim, polis gerçek mermi kullanıyor. En az 500 ölü! Şuan 10 polis tepeme bindi, bu twiti çok zor şartlar altına yazıyorum.”
Bir vatandaşın olduğunu iddia ettikleri bu tweetin Taksim’den değil, Star Yazı İşleri’nden atıldığı çok açık! Yoksa en yetenekli cambaz bile tepesinde 10 polis varken tweet atamaz. Kafasına cop, tekme inen birine o şartlar altında tweet attırabilen, ancak çift meslekli bir gazeteci olabilir!
Kaldı ki, ben bütün gün ve gece Taksim Meydanı’ndaydım ve ne tweeter ne de facebook çalışıyordu. Sizlerle paylaştığım tweetleri ve fotoğrafları, Taksim Meydanı’ndan ara ara Galatasaray’ın az ilerisinde bulunan gazetemize geldiğim sıralarda atabiliyordum.
AKP’YE MUHTAÇ KALEMLER
Tabi adece Star başvurmadı bu yöntemlere…
Kimi “vatandaşlara” iki gündür özel tweet attırıldığını yakından biliyoruz. Sahte isimlere açılmış ve sadece belli başlı gazetecileri izleyen kimi “vatandaşlar” sürekli “eylem amacına ulaştı, evinize dönün” mesajları atıyordu!
Korku neler yaptırıyor!
O korkuyu yaşayanlardan biri de Nagehan Alçı’ydı. gece şu tweeti attı: “Bizim evin etrafındaki sokakları sardılar, esnafı tedirgin edip faşist sloganlar atıyorlar bir de utanmadan faşizme karsı omuz omuza diyorlar. Mustafa Kemal’in askerleriyiz ve ordu göreve diye bağırıp etrafı korkutarak şehri esir alanlara soruyorum: bu demokrasi hassasiyeti mi?”
Kuşkusuz “ordu göreve” pankartının sahipleri provokatördü; o zaman bu provokatif pankartlarıyla Ergenekon tertip merkezine hizmet etmişlerdi… “Ordu göreve” pankartının sahipleri bugün de provokasyonlarına devam ediyorlar; şimdi de Genç Türk adını kullanarak TGB’den rol çalmaya uğraşıyorlar.
Ancak TGB, Genç Türk’ün olası provokasyonunu anında bastırmak için bu yapıyı sürekli göz önünde tutuyordu ve bizim aldığımız bilgiye göre “ordu göreve” pankartı açmaya cesaret edememişlerdi. Tabi tıpkı Star binasından atılan tweet gibi, Nagehan Alçı da bu pankartı yatak odasında asmadıysa!
Peki, Milliyet’in Pazar-başyazarı katına kadar çıkarılan Nagehan Alçı neden böylesi ucuz bir yalana başvurdu? Çünkü tüm ününü AKP’ye yandaş olmanın karşılığında elde etti ve bu saltanatın sürmesi en çok onun için gerekli.
JÖN TÜRK BAKIŞI
Bir başka yazımızda Taksim’deki halk zaferini siyasal ve sosyal yanlarıyla inceleyeceğiz ama bugünlük şu kadarını söyleyerek bitirelim: Böyle bir “başkaldırıyı” şimdiye kadar ne gördüm, ne duydum, ne de okudum!
Kararlı bir halk hareketinin önünde hiç kimsenin duramayacağını gösteren eylemciler, gece boyunca Taksim’i özgürleştirdiler, gece boyunca birlikte keyfini çıkardılar, sabaha doğru alanı süpürdüler, temizlediler ve nöbetçilerini bırakıp, evlere dinlenmeye çekildiler. Çünkü Taksim Halk Harekâtı yeni günde de sürecek!
3 Haziran sabahının ilk Karaköy-Kadıköy vapurundaki manzara aslında her şeyi özetliyordu: Bir üniversite kantinini andıran o vapurdaki gözlerde, zaferin yorgunluğunu, başarının mutluluğunu ve padişah fermanını yırtma cesaretini gördük!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
3 Haziran 2013