Archive for category Politika Yazıları

KADINLAR, ERDOĞAN’IN G.TÜNÜN KILI OLMAYACAK!

Haziran Ayaklanması’nda neden kadınlar daha çok ve daha önde? Ya da neden önce “kırmızılı kadın” öne çıktı da “siyahlı adam” değil?

Hatta son iki yılın kimi önemli eylemlerine bakarak şu soruya da bir yanıt bulmalıyız: Kadınlar neden daha cesur?

Mutlaka biyolojik nedeni vardır. Örneğin kaslı bir erkeğe göre daha cesur olmaları, doğanın onlara bahşettiği doğurganlık özelliğindendir.

Peki, sosyal bir nedeni var mı?

Gelin bu sorunun yanıtı için önce bazı olguları anımsayalım ve inceleyelim:

AKP’NİN KADINA BAKIŞI

1. Muhafazakâr dünyanın önemli isimlerinden Ali Bulaç’ın işsizlik sorununa çözümü çok aydınlatıcı. Bulaç özetle, çalışan kadınların ait oldukları evlere dönmesi durumunda işsiz erkeklerin işe kavuşacağını ve işsizlik sorununun ortadan kalkacağını savunuyor.

2. AKP’nin Gölcük-Düzağaç Mahallesi Kadın Kolu Başkanı Nuran Yıldız’ın şu sözleri o dünyada hiç de marjinal değil: “AK Parti’ye üye olmak, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a nikahla bağlanmaktır.

3. AKP’nin Kazlıçeşme mitinginde küçük Zeynep Serra’nın eline verilen “ayyaş koca değil, dindar koca istiyorum” pankartı, muhafazakâr dünyada kadına biçilen rolü resmediyor. 7 yaşındaki bir kız çocuğunun nasıl yetiştirildiği ve daha önemlisi o dünyada ne anlam ifade ettiği, ciddi bir sosyolojik problemdir.

4. O probleme işaret eden sözlerden birini Başbakan Erdoğan “Ak Kadınlar Ormanı” projesinin fidan dikim töreninde dile getirmişti: “Bunlar fidan olmaktan çıkmış, ağaç olmuş. 15 yaşındaymış, yakında evlendireceğiz.”

5. Nitekim Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Türkiye genelindeki “çocuk gelin” sayısı bu yıl 181 bini aştı ve bir önceki yıla göre yüzde 94,2’lik bir artış sergiledi.

6. Orman Bakanı Veysel Eroğlu, AKP’nin önemli bir rolünü katıldığı bir nikâhta açıkladı: “Teşkilatın görevi, evlenecek yaştakilere uygun aday bulmaktır.

8. Bir Bakanın yolda mola esnasında erkeklerle bir masada otururken, karısının tek başına ayrı bir masada oturması istisnai bir durum değildir. AKP mitinglerinde ve salon toplantılarında kadınlar için ayrı bölge oluşturulması, kimi AKP’li belediyelerin sadece kadın taşıyan otobüsleri sefere sokması, kız-erkek karışık okulların adım adım ayrıştırılması, karışık ilköğretim okullarında kız ve erkeklerin ayrı sıralara oturtulması…

Sadece bu örnekler bile nasıl bir gelecek tasarladıklarını ortaya koymaktadır.

7. Akdeniz Oyunları’nın açılışında pantolonlarıyla dans eden kadınlarımız, AKP’nin sporcu kadına, dansçı kadına, sanatçı kadına,çalışan kadına ne oranda tahammül edebileceğinin de açık işaretlerini veriyor. Zira dans ve sporun doğal kıyafetlerinden adım adım çıkarılan kadınlara, dans ve spor fiilen yasaklanmış demektir!

8. Uzatmayalım… AKP’de kadının yeri, o kadınlardan birinin Kazlıçeşme mitinginde en somut şekilde özetlediği gibidir maalesef: “Erdoğan’ın g.tünün kılıyım.”

FAŞİZM ÖNCE KADINI HEDEF ALDI

11 yıllık AKP iktidarının özellikle son bir yılı, buna benzer örneklerle dolu…

Erdoğan açıkça “dindar bir nesil”, “kindar bir nesil” arzu ettiğini söylerken, erkeklerden çok kadınları hedef almış oluyor. Daha doğrusu kadınlar, AKP’nin “dindar” adı altında oluşturmaya çalıştığı toplum modelinin esas kurbanı olacaklarını daha somut görüyor.

Ve kadınlarımız ne kendilerini, ne de çocuklarını öyle bir dünyaya layık görmüyor!

Atatürk’ün kadını özgürleştiren Cumhuriyeti’ni yeniden inşa etmek için elinde bayrağıyla barikatlara koşuyor!

Gerekirse “kırmızılı kadın” oluyor, gerekirse “tencere tavalarıyla” ayağa kalkıyor, gerekirse elinde Türk Bayrağı’yla TOMA’nın önüne dikiliyor…

Ve sayıları oldukça çok olan başörtülü kadınlarımız da Haziran Ayaklanması’nda yerini alıyor. Çünkü kadınlarımız “Erdoğan’ın g.tünün kılı” değil, Atatürk’ün Cumhuriyetinin eşit yurttaşı olmak istiyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Haziran 2013

, , , , , ,

Yorum bırakın

GEZİ’NİN 3 KAZANANI

27 Mayıs’ta başlayan Gezi eylemleri 1 Haziran’da büyük bir sıçrama yaparak halk hareketine, 15-16 Haziran’da da halk ayaklanmasına dönüştü. Ardından 17 Haziran’da “duran adamlarla”, 19 Haziran’da da “halk meclisleriyle” yeni bir aşamaya yükseldi. Geçen hafta bu eylemlerin 6 kaybedenini yazmıştık. Peki, Gezi’nin şu aşamada kazananları kim? Buyurun:

1. GENÇLİK

En büyük zafer gençlerindir. Mizahlarıyla, sosyal medyadaki hızlı organizasyonlarıyla, akıl ve zekâ dolu sloganlarıyla, pankartlarıyla, afişleriyle yeni bir mücadele türü başlattılar. Yaşam alanlarını sonuna kadar savunan, özgürlüğüne aşırı düşkün bu kuşak, kararlı ve inatçı davranarak büyük bir “direniş” geliştirdi.

Gençliğin büyük bir patlama yapacağının işaretleri özellikle son bir yıldır fazlasıyla vardı. Örneğin yukarıda özetlediğimiz gençliğin öne çıkan örgütlerinden Türkiye Gençlik Birliği TGB, son bir yıldır toplumu sarsan ve toplumla kucaklaşan eylemlere imza atıyordu. Geçen yıl 19 Mayıs’ta 250 bin genci Taksim’de buluşturan TGB’nin bu bir yıl içinde AKP’nin korkulu rüyası olduğu gazete arşivlerinde mevcuttur.

TGB’nin ansızın Bakanların karşısına çıkarak pankart açma eylemleri iktidarı öyle korkuttu ki, son 6 aydır, bir bakanın gideceği ilin TGB’li yöneticileri, öncesinde gözaltına alınır oldu. Yanı Bush’un “önleyici savaş doktrini” gibi AKP de eylem olmadan eylemi önleme suçunu işliyordu!

TGB sürpriz eylemleriyle, ansızın ortaya çıkardıkları pankartlarıyla, zekâ ve mizah dolu sloganlarıyla adeta Haziran eylemlerinin haberini veriyordu.

TGB dışında, TKP’nin gençliği, Halkevleri gençliği ve FKF gibi öğrenci örgütleri de Haziran eylemlerinde göz doldurdular. Kuşkusuz tüm bu örgütler, alanları dolduran gençlerin çok az bir bölümünü kapsıyordu ve eylemci gençliğin çoğunluğu örgütsüzdü.

2. TÜRK BAYRAĞI

Haziran eylemleri, Türk Bayrağı’nı yeniden yükseltti.

Türk Bayrağı’nı elinden hiç düşürmeyen TGB dışındaki örgütsüz gençlerin büyük bölümünün ortak paydası da Türk Bayrağı’ydı. Öyle ki, bu gençlerle birleşmek, bu gençlerle büyümek isteyen kimi örgütler, yeni manifestolar yayınlayarak mesafeli oldukları Türk Bayrağı ile barıştılar. Sevindirici bir gelişme…

Henüz o mesafeyi kaldırmayan Sol da, kurulan her barikata dev Türk Bayrağı asılmasının mantığını iyi incelemelidir.

Türk Bayrağı öylesine önemli bir siyasal sembol oldu ki, AKP iktidarı baş edemediği eylemler karşısında Türk Bayrağı’na sarılmak zorunda kaldı. Önce halka saldıran polis araçlarını, TOMA’ları bayrakla donattılar, en sonunda da Kazlıçeşme mitinginde balkonlara Türk Bayrağı asma kampanyası başlattılar.

3. KEMALİZM

Emperyalizmin ulusal devletleri yıkma çağında, son 20 yıldır ikili bir süreç yaşadık. Bir yanda Amerikancı hükümetler eliyle Kemalizm’e savaş açıldı, Kemalist Devlet’in sıra sıra tüm kurumları tasfiye edildi. Fakat diğer yandan da emperyalizme karşı ulusal devletini savunmak isteyenler Kemalizm’e sarıldı. Zira bu tarihsel bir zorunluluktu ve ulusal devlet, ancak Cumhuriyet ve Kemalist Devlet mevzisinden savunulabilirdi.

2007 Cumhuriyet mitingleri ile 2013 Haziran eylemleri arasındaki son altı yıl, bu ikili ilerleyen süreç bakımından oldukça öğreticidir. Bir yandan ABD ve AB tarafından verilen “Kemalizm’i tasfiye et” emirleriyle Ergenekon operasyonları düzenlenmiş ve kurumlardan kitaplara kadar her yerde Kemalizm’e savaş açılmış fakat diğer yanda da hem bu sürece bir tepki olarak hem de yurt savunmasının ihtiyaçları olarak Kemalizm yeniden yükselmiştir.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
24 Haziran 2013

, , , ,

Yorum bırakın

HAZİRAN AYAKLANMASI AKP-PKK’Yİ BÖLDÜ

25 gündür aralıksız süren Haziran Ayaklanması Türkiye’yi bölme projesinin aktörlerini böldü: 1. AKP’yi böldü. 2. PKK’yi böldü. 3. Açılım’ı böldü ve AKP ile PKK’nin arasına girdi.

1. AKP’Yİ BÖLDÜ

a. Cemaat, Gezi eylemleri adım adım Tayyip Erdoğan’ın izlediği “şiddet” politikasını eleştirdi. Erdoğan ise Türkçe Olimpiyatları’na katılarak, Gülen’e “bu süreçte kavga etmeyelim” mesajı verdi.

b. TSK karşıtlığı nedeniyle AKP’ye destek veren liberal, piyasacı kesimler, “yetmez ama evetçiler” ve AB sürecinin destekçileri, son birkaç aydır işaretleri beliren ayrılıklarını, Haziran ayaklanması ile netleştirdiler. Hemen hepsi AKP’nin tramvayından indi.

c. Abdullah Gül, Haziran ayaklanmasını fırsat bilerek ön plana çıktı ve polis şiddetini eleştirdi. Gül, Erdoğan Kuzey Afrika’dayken devlet adına “mesaj alındı” dedi; Erdoğan’ın yanıtı ise özetle “alınacak mesaj yok” şeklindeydi. Gül, bu süreçte Rize, Artvin, Ardahan “seçim” gezisine çıkarak, her gün medya önünde olmaya çabaladı.

d. Erdoğan’a vekâlet eden Arınç’ın Gezi eylemleriyle ilgili kimi “olumlu” mesajları Erdoğan’ı kızdırdı. Erdoğan’ın kapalı kapılar ardında “altının oyulmaya çalışıldığından” şikâyet etmesi ve ardından yaptığı konuşmalarda “partisine nifak sokulmaya” çalışıldığından şikâyet etmesi ve hatta son olarak “içimizdeki hainler” vurgusu yapması durumu göstermesi bakımından önemliydi.

Gerçi yalanlandıysa da, bu süreçte Erdoğan’ın kendisine yönelik ağır sözleri nedeniyle Arınç’ın istifa ettiği fakat Gül’ün ısrarıyla vazgeçtiği de iddia edildi.

Bu süreçte Ertuğrul Günay’ın polis şiddetine tepkisi, Erdal Kalkan’ın “Yeter! Söz gençliğin” çıkışı, İbrahim Yiğit’in “iç savaş uyarısı” yapması partideki kırılmalara işaret ediyordu.

Şamil Tayyar ile Kutalmış Türkeş’in tuvalette kavga etmesi ise partinin içine düştüğü gerilimi yansıtıyordu.

e. AKP’yi destekleyen en önemli örgütlerden Mazlum-Der Haziran ayaklanmasına bakış nedeniyle bölündü. Eski milletvekili olan Dernek Başkanı Ahmet Faruk Ünsal’ın bir kısım dernek yöneticisi ve üyesiyle birlikte imzaladığı Gezi Parkı bildirisi, Yönetim Kurulu’nu böldü.

2. PKK-BDP-DTK’Yİ BÖLDÜ

a. Haziran ayaklanmasının ilk günlerinde dozer önüne yatan BDP milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in girişimi şahsiydi. Nitekim bu köşede daha önce de belirttiğimiz gibi BDP’liler durumu “Sırrı’nın kendi eylemi” diye niteliyordu.

Zaten sonrasında BDP hiç yoktu ve hatta BDP grup başkanvekili İdris Baluken, “BDP olarak hiçbir sebep ve durumda biz bu ırkçı, ulusalcı, cinsiyetçi, tekçi, militarist kesimlerle yan yana durmayacağız” diyerek partisinin pozisyonunu özetliyordu. Öyle ki Bülent Arınç BDP’ye şöyle sesleniyordu: “BDP’nin olayın ilk anından itibaren takındığı tavrı takdir ediyor ve kendilerine teşekkür ediyoruz.”

Ancak BDP’nin örgütsel tavrına rağmen, Taksim’e gelen ve eylemlere destek veren BDP’liler vardı.

b. İlerleyen günlerde BDP heyeti İmralı’ya gitti ve Öcalan’ın “Taksim’i ulusalcılara bırakmayın” talimatını getirdi. Ardından BDP Taksim’e çıkmaya ve Apo posteri açmaya başladı. Erdoğan’ın “can simidi” gibi sarıldığı bu görüntüler üzerinden her gün “ulusalcılarla bölücüler yan yana” propagandası yapması, Öcalan’ın talimatının gerçek sahibine işaret ediyordu: Hakan Fidan!

Amaç, Apo posterleri açarak halkın Taksim’e sahip çıkmasının engellenmesiydi. Nitekim BDP İstanbul’da eylemlere katılıyor, İzmir’de katılmaya çabalıyor fakat Diyarbakır’da eylem yapmıyordu! Fakat Fidan’ın hedefinin tutmadığını önemle belirtelim!

c. Haziran ayaklanması Sırrı Süreyya Önder’i DTK ile de karşı karşıya getirdi. Önder Nuçe TV’de açık açık DTK’yi suçladı: “Türkiye yanıyor, dünyanın en büyük isyanlarından biri… DTK tek cümleyle destek açıklaması yapmadı.”

DTK Eş Başkanı Ahmet Türk, Önder’in sözleri karşısında “Ben ve Aysel Tuğluk Gezi hakkında kişisel açıklamalarda bulunduk” yanıtı verdi.

3. AÇILIM’I BÖLDÜ

a. Halk hareketi ile sallanan Erdoğan, rüzgar karşısında durabilmek için söylem değiştirdi. Kendisinin “İmralı”, kurmaylarının da “barış elçisi” diye isimlendirdiği Öcalan, ansızın bölücü başı ve terörist başı oldu. BDP, Erdoğan’ın asıl niyetini bilse de, tabanda rahatsızlık yarattığı için Erdoğan’ın bu sözlerine tepki göstermek zorunda kaldı.

b. BDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş olmak üzere pek çok yetkili, bu süreçte hükümetin Açılım konusunda ev ödevlerini yapmadığını vurgulamaya başladı. Sürecin kesintiye uğradığı hem Ankara’da, hem de Diyarbakır’da fazlasıyla dile getirildi.

c. Daha ilginci şu iki haberdi: PKK, TSK’nin çekildiği bir askeri üsse yerleşmiş ve küçük çaplı bir çatışma yaşanmıştı. PKK, komutanları taşıyan bir helikoptere ateş açmıştı.

d. AKP ve PKK’nin akil adamları da bu süreçte bölündü. Polis şiddetine itiraz edenler olduğu gibi Açılımın tavsadığından şikâyet edenler de vardı. Örneğin Baskın OranErdoğan barış sürecini buruşturup attı” diyordu artık.

Erdoğan’ı Türk bayrağına sarılmaya mecbur eden sürecin farkında olan deneyimli isim Ahmet Türk ise bu tür açıklamalara itiraz etti ve “bu hükümetle barış olmaz” sözlerini şu aşamada gerçekçi bulmadığını söyledi.

Hatta Türk, daha da ileri giderek Erdoğan’ın yardımcısı gibi konuştu ve Gezi eylemlerinde demokrasi talebi olduğu gibi hükümeti yıpratmak isteyen ve çözüm sürecine karşı olan bir senaryonun da devrede olduğunu savundu.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Haziran 2013

, , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

CIA TUTMADI ALMAN ERGENEKONU VERELİM!

Erdoğan’ın Yeni Şafak’ı Gezi olaylarını bir kez daha aydınlattı! Dünkü nüshasının haber ve köşe yazılarını özetliyorum:

Yayın yönetmeni İbrahim Karagül’ün yazdığına göre Gezi olaylarının arkasında Alman Ergenekon’u var.

Peki, Alman Ergenekon’u ne yapmış? Yakup Kocaman’ın haberi şöyle: Deutche Bank kirli takas yaparak borsayı çökertmiş. Nasıl? Borsada en çok işlem gören 8 şirketin hisselerini Citibank’tan almış! Böylece 187 milyon TL kar yapmış!

Zaten Yeni Şafak’ın Dış Haberler sayfasına göre Gezi olayları haberlerinin nöbetini de Alman medyası devralmış!

Peki, başka kanıt? İmzasız bir habere göre son oyunuyla aslında Gezi olaylarının provasını yapan Mehmet Ali Alabora, meğer OTPOR’la bağlantılı olabilirmiş. İstihbarat birimleri öyle düşünüyormuş. Hatta bu birimler, Alabora’nın 2012 Temmuz’undaki Kahire ve Marsa Alem ziyaretlerini de incelemeye almış.

Sadece Alabora’yla halk galeyana getirilemez elbette. Yeni Şafak haliyle Çarşı’ya da yönelmiş. Cihat Arpacık’ın haberine göre Çarşı’nın tutuklanan üyesi İbrahim Halilullah Turan meğer Kaleşnikof eğitimi almış! Üstelik Turan’ın, “Gezi olaylarında patlayıcı maddeyi kullanmayı düşündüğünü söylediği de belirtilmiş.” Biri düşünmüş, diğerine söylemiş, o da gelip gazeteye belirtmiş yani!

Tahir Alperen de devamını getirmiş. Meğer 3 bin çapulcu 1 Haziran’da Ankara’da Başbakan Erdoğan’ın evini basmaya çalışmış. Çapulcular Erdoğan’ın İstanbul ve Ankara’daki Başbakanlık konutuna, Dolmabahçe çalışma ofisine ve Keçiören’deki evine eş zamanlı girmek istemişler. Neden eş zamanlı? Birine daha sonra girseler olmaz mı?

Sonuçlara bakılırsa çapulcular zamanlamayı tutturamadıkları için becerememişler! Keçiören’de devriye gezen Yunuslar 3 bin çapulcunun ev basma operasyonunu önlemiş. Habere göre zaten evde kimse de yokmuş.

Anlaşılan Karagül ve ekibi bu saçmalıkları yazmaya soyunmadan önce Tamer Korkmaz’a haber vermeyi unutmuşlar. Korkmaz direksiyonun ABD ve CIA’dan Alman Ergenekon’una kırıldığından bihaber yine Paul Wolfowitz’i hedef almış. Ve ekibi de ortaya çıkarmış: “Neo-Conlar, Mister Koç, Nakkaştepe, Divan Oteli, Gezi Parkı; ha, bir de TÜSİAD var…

Sırf Divan Oteli’ne yakın olsun diye eylem yeri Gezi Parkı olarak seçildi herhalde!

Geçiyorum. Üstelik ne son olarak Mehmet Eymür’ün deşifre ettiği Erdoğan-CIA görüşmelerine ne de Erdoğan’ın bugün hedef alınan Paul Wolfowitz’le yakınlığına, mektuplaşmasına değineceğim. İsteyen internetten kolayca erişebilir.

Ama şunları sormalıyım: Günlerdir Gezi olaylarının arkasında ABD ve CIA olduğunu yazan Yeni Şafak neden direksiyonu ansızın Alman Ergenekon’una kırdı? Bu hızlı değişiklikte Francis Ricciardone –Yalçın Akdoğan görüşmesinin bir etkisi var mı?  

Yoksa Amerika’nın, Amerikancı Erdoğan’ı Gezi üzerinden yıkmak istediği masallarını artık okur yemiyor mu? Daha inandırıcı bir hikâyeye mi ihtiyaç duyuldu?

Hadi birkaç soru daha soralım: ABD Erdoğan’ı neden yıksın? Tamam, ABD’deki bölünme Türkiye’ye yansıdı ve Erdoğan ile Gülen o nedenle karşı karşıya geldi ama seçenekler arasında Obama’ya Erdoğan’dan daha uygunu var mı? Ayrıca mesele Erdoğan’ı “hizada tutmak” ise ve ara sıra Gül-Arınç üzerinden bir ayar verilecekse, CIA’nın Gezi tezgâhına neden ihtiyaç olsun? Ayrıca ABD Erdoğan’ı yıkabilmek için neden Gezi gibi büyük ve riskli bir organizasyona başvursun? Anlaşmalar, sözleşmeler hatta Wikileaks belgelerine göre elde tutulan “8 hesap” şantajları varken, Washington neden halk hareketi riskini alsın?

Ve en önemlisi, Türk milletinin 11 yıllık zulme başkaldırmak için ille de ABD’den icazet alması mı gerekiyor? Kendi aklı, gücü yetmiyor mu?

Yanıtlar ortada: ABD’den icazeti Türk milleti değil, ancak Erdoğanlar alır!

Unutmadan, bir de öneri yapayım: Bari Alman Gladyosu deseydiniz, Alman Ergenekonu lafı çok sırıtmış!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Haziran 2013

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

MADEM CIA KARIŞTIRDI, ‘ONE MİNUTE’ DEYİN!

Türkiye’den sonra Brezilya’da da protesto eylemlerinin başlaması, AKP kurmaylarını sevindirdi. Yeni Şafak’tan Sabah’a kadar tüm yandaş basın, aynı hikâyeye sarıldı:

“Türkiye ve Brezilya IMF’ye borçlarını ödedi. Küresel sermaye, bu iki ülkenin gelişmesinden çok rahatsız, faiz lobisi aynı anda harekete geçti. Washington Türkiye’nin bölgesinde büyümesini ve genişlemesini istemiyor. ABD, CIA üzerinden iki ülkeyi de karıştırdı. CIA belirlediği eylem biçimleriyle gençliği harekete geçirdi. Ağaç eylemi de duran adam eylemi de CIA’nın broşüründe yer alan eylem biçimleri.”

AKP’nin kalemşorları bu saçmalıklara itiraz edenleri “büyük resmi göremeyen ahmaklar” olarak niteliyor!

Peki, gerçekte büyük resim ne?

ERDOĞAN OBAMA’YA REST ÇEKSİN!

AKP’nin yönettiği Türkiye, NATO üyesidir ve Batı’nın bölgedeki ağır topudur. Pentagon adına Afganistan’dadır, Lübnan’dadır. CIA adına Libya’ya saldıran Haçlı Koalisyonuna dâhil olmuştur ve şu anda da Atlantik adına Suriye’de üstü örtülü savaş sürdürmektedir.

AKP’nin lideri Tayyip Erdoğan, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanıdır, Irak’ta Mehmetçiğe çuval geçiren Amerikan askerlerinin sağlığına duacıdır, kendi ülkesinin Genelkurmay Başkanı’yla arasını yapması için Neo-Con Paul Wolfowitz’den aracı olmasını talep etmiştir, Bush’un stratejik Obama’nın da model ortağıdır. Hatta “sesini özleyecek” kadar Obama’ya yakındır!

Protestoların CIA eseri olduğunu iddia edenler, daha bir ay önce Obama ile Erdoğan’ın “yağmurda beraber ıslanmasını” manşet yaptılar, o fotoğrafın iki müttefikin derin dostluğu olduğunu analiz ettiler.

Tüm bunlara rağmen Gezi eylemlerinin CIA eylemi olduğunu savunanlar için basit bir test vardır: Erdoğan Obama’ya “one minute” desin!

AKP’NİN EYLEMLERİ CIA EYLEMİ

Hilal Kaplan’dan Nihal Bengisu Karaca’ya kadar birçok AKP kalemşoru, “duran adam” eyleminin sosyal medyada büyük yankı uyandırdığı gece, milletin karşısına bir “belge” getirdiler ve bu eylemin CIA eylemi olduğunu savundular. Belgelerine göre CIA 198 eylem şekli belirlemişti ve “duran adam” da işte madde 163’de açık açık yazıyordu!

Anlaşılan bu arkadaşlar “ellerinin altında hazır tuttukları” bu kâğıt parçasını tam olarak okumamışlardı… Zira madde 20’ye göre dua ve ibadet de CIA eylemiydi, madde 41’a göre Hac yolculukları da; madde 58’e göre aforoz etme de CIA eylemiydi, madde 159’a göre oruç tutmak da…

Daha doğrusu hemen her şey bu listeye göre CIA eylemiydi ve en müthişi de madde 69’daki “topluca ortadan kaybolma” eylemiydi…

Hayır, şimdilik kimse ortadan kaybolmamıştı ama halkın eylemlerine düşmanlık yapanlarda yine de zekâ ve ahlakı arıyorduk!

Zira o listede yer alanların en az yarısını bu arkadaşlar 28 Şubat’ta uygulamıştı!

ERDOĞAN ÇAPULCU DEDİ, ROUSSEFF GURUR DUYDU 

ABD hem Türkiye’yi hem de Brezilya’yı hedef aldığına göre her iki ülkenin de lideri benzer tepki vermeli, değil mi? Bakalım:

Erdoğan eylemci gençlere çapulcu, alkolik, sidikli, boklu gibi seviyesiz yakıştırmalar yaptı. Yetinmedi “aynı yerden emir aldıkları için ulusalcılarla bölücülerin kardeşlik yaptığını, faşistlerle sosyalistlerin muhabbeti artırdığını, sözde dindarlarla din düşmanlarının Gezi’de ittifak yaptığını” iddia etti! Herkes aynı yerden emir almıştı ama nedense o yerin Türkiye temsilcisi kendisiydi!

Peki ya Brezilya Devlet Başkanı Başkanı Dilma Rousseff neler söyledi? Protestocularla gurur duyduğunu belirten Rousseff,  “Gösterilerin boyutu demokrasimizin enerjisini gösterdi” dedi!

Yani iki lider arasında 180 derece fark vardı!

Her neyse, uzatmayalım ve şu kadarını söyleyerek bitirelim: CIA’yı Taksim’de arayacağınıza, bakanlıklarda arayın ki memlekete bir hayrınız olsun!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Haziran 2013

, , , , , , ,

Yorum bırakın

TEK DEVLET, TEK PARTİ, TEK ADAM

Önce düşünen adamlar vardı; rejim onları içeri attı.

Sonra yazan adamlar harekete geçti; rejim kalemlerini kırdı.

Ardından konuşan adamlar çıktı sahneye; rejim ağızlarını kapattı.

En sonunda yürüyen adamlar çıktı; rejim üzerlerine gaz sıktı. Yürüyen adamlar çadır kurdu, rejim yıktı. Yürüyen adamlar, tekrar çadır kurdu, tekrar toplandı, tekrar ve tekrar… Rejim gaz bombası attı, ses bombası attı, yaktı, yıktı…

Önce her şey bitti sanıldı, direniş ezildi ve rejim kurtuldu denildi…

Ama…

DİK DURAN ADAMLAR

Ama hayır, adam gibi adamlar için, illaki yapılacak bir şeyler vardı.

İşte o anda “duran adam” çıktı sahneye. Ata’sına ve Bayrağı’na bakarak Taksim’de, öylesine durdu, durdu, durdu…

Ama hep dik durdu. Polis çantasını, üstünü aradı, o durmaya devam etti. Ne polise mukavemet etti, ne de tek bir söz, sadece durdu…

İşte o anda rejim bir kez daha felç oldu. Duran adam UFO gibiydi, tanımlanamıyordu, polis nasıl baş edeceğini bilemiyordu…

Üstelik bir anda duran adamın sağında, solunda, arkasında yeni duran adamlar belirmeye başlamıştı…

Sonra dalga dalga yayıldı, gecenin bir yarısında Beşiktaş’da, Kadıköy’de duran adamlar ortaya çıktı…

Sonra Ankara, İzmir, diğer iller…

En sonunda Almanya, İsviçre, ABD, tüm dünya…

Türkler durarak ama dik durarak tarihi ilerletiyordu!

POLİS DEVLETİ MANZARALARI

Tayyip Erdoğan da, emrindeki kolluk kuvvetleri de ezemeyecekleri bir kuvvetle karşı karşıyaydılar. Ne yapsalar olmuyordu…

Polis müdürü telsizden bağırdı o an: “Sabit duran herkesi toplayın!” Sanırsın Erdoğan’ın “durmak yok, yola devam” sözüne muhalefet etme suçu var!

Öncesinde şu sahneleri de yaşadık:

Polis amiri bağırıyor: “Meydandaki gazetecilerden sarı basın kartı olmayanları çıkarın!” Polis çıkarmakla kalmıyor, gazetelerin muhabirlerine verdiği basın tanıtım kartlarına da el koyuyor.

Polis Çağlayan’da avukatları gözaltına alıyor. Avukat itiraz ediyor, “bu yaptığınız kanuna aykırı” diyor. Polis kendinden emin: “Kanunu bana mı öğreteceksin!”

Polis Taksim’e yolu düşenlerin çantasını açıp bakıyor, bulduğu gaz maskelerine el koyuyor? Neden? Gaz maskesi taşınamayacağına dair kanun mu çıktı? Hayır! Topluyor ki, gaz attığında vatandaş kendini koruyamasın, zehirlensin!

Erdoğan kürsünden haykırıyor: “legal görüntülü o örgütler…” Tamam, illegal örgütü anladık da, legal görüntülü ne demek? Doğan görünümlü Şahin gibi bir şey mi? Hayır! Başbakan’ın kafasına uymayan her şey illegaldir artık!

TAYYİPOKRASİ

Günlük hayatımıza yansıyan şu beş örnek, nasıl bir rejimde yaşadığımızı gösteriyor.

Öyle bir rejim ki, polis hukukçudan daha iyi hukuk biliyor, basın haberi izleyemiyor, polis hareket edeni de, duranı da gözaltına alıyor, rejimin başı herkesi düşman görüp, tüm kurumları illegal sayıyor!

Artık bu rejimin adını koymalıyız: Tayyipokrasi’dir bu! Tek devlet, tek parti, tek adam rejimidir!

Ama rejim tekleştikçe, yalnızlaşmaktadır!

Ve biz çoğaldıkça Erdoğan azalmakta; dik duran adamlar da koşan adam olmaya hazırlanmaktadır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Haziran 2013

, , ,

Yorum bırakın

ÖCALAN NEDEN DİYARBAKIR’DA YOK, TAKSİM’DE VAR?

Başbakan Erdoğan Kazlıçeşme mitinginde dikkat çeken bir hatırlatma yaptı: “Utanmadan şunu söylüyorlar. ‘Arap baharını gördük, şimdi de Türkiye baharına hazır olun’ diyorlar. Dışarıdaki bazı kendini bilmezler, içeride de onların uzantısı olan bazı kendilerini bilmezler. Türkiye’de Türk baharı 3 Kasım 2002’de oldu ama onlar bunun farkında değil.”

Gezi eylemleri bir “Türk baharı” değildir, dolayısıyla “Arap Baharı’nın” Türk olanı hiç değildir! Peki, 3 Kasım 2002 bir Türk baharı mıdır? 3 Kasım 2002 Soros’un ilk turuncu darbesidir!

Soros 2002’de Türkiye, 2003’te Gürcistan’da, 2004’te Ukrayna’da ve 2005’te de Kırgızistan’da darbe yaptı ve iktidara Amerikancıları getirdi!

2011’de Tunus ve Mısır’da olanlar ise bu dört Soros darbesinden tamamen farklıydı. Tunus ve Mısır’da zaten Amerikancı liderler iktidardı.

TAKSİM AKP’YE BAYRAK DİKTİ

Erdoğan’ın Kazlıçeşme mitingi sadece bu nedenle değil, Erdoğan’ın başlattığı kampanya nedeniyle de ilginçti. Aslında Erdoğan’ın yalnızlaştığını resmeden bu konuşma, şu çağrıyla bitti: “Türk bayraklarınızı sakın katlayıp koymayın. Balkonlarınıza asmanızı istiyorum. Bu bir bayrak kampanyasıdır. Bunlarla birilerine cevabı çok iyi şekilde vereceksiniz. İstanbul’un her yerinde bunu göreceğim.”

O birileri kim? Taksim eylemcileri ve Türkiye’nin dört bir tarafında “Her yer Taksim, her yer direniş” diyerek Gezi’ye sahip çıkanlardır.

Peki, eylemcilerin ellerindeki bayrak ne? Türk Bayrağı!

Peki, Erdoğan’ın “tencere, tava aynı hava” diyerek aklınca küçümsediği eylemcilerin balkonunda ne asılı? Türk bayrağı!

Peki, AKP hükümetinin yasakladığı 23 Nisanlarda, 19 Mayıslarda, 29 Ekimlerde Atatürk’e koşanların, Cumhuriyet diye haykıranlrın ellerinde ne var? Türk bayrağı!

Peki, bu eylemlere katılanlar en çok neye kızıyor? Erdoğan’ın Türk’ü anayasadan çıkarma girişimine, “Türk milliyetçiliğini ayaklarımın altına aldım”  demesine, Atatürk’ün Türk gençliğine hitabesine karşı çıkmasına, Türk’ü Türkiye yapmaya çalışmasına…

Bakın en somutunu anımsatalım. Daha geçenlerde cümlesinde “Türk bayrağı” geçen BDP milletvekiline ne diye kızmıştı AKP milletvekili Mehmet Metiner: “Türk bayrağı değil, Türkiye bayrağı diyeceksin!”

Peki, tüm bu gerçekler ortadayken, Başbakan Erdoğan neden Türk bayrağını anımsadı, neden kitlesinden Türk bayrağı asmasını istedi?

TOMA’lar neden Tük bayrağı astıysa, Erdoğan da o nedenle Türk bayrağı asıyor! Hem kitleden korunmak için, hem de kitleyi dağıtmak için!

Bu çarpıcı tablo Gezi eylemlerinin bir büyük başarısı daha olarak tarihe kaydolmuştur!

TAKSİM’DE AKP-PKK ORTAKLIĞI

Erdoğan’ın bayrak sevgisinin ilk yönünü, yani “kitleden korunma” amaçlı taşınmasını, beyaz bayrak sallaması olarak da yorumlayabiliriz. Ancak daha kurnaz kullanımı ise “dağıtmak” amaçlı kullanımındadır.

Bakın bu duruma işaret eden ve Erdoğan’ın son birkaç gündür sık sık tekrarladığı şu cümle çok şey anlatmaktadır: “Bölücü başı, yanında Atatürk resmi, yanında Türk bayrağı. Ulusalcılara sesleniyorum. Türk Bayrağı ve Atatürk’ü nasıl yan yana getirdiniz?”

Acaba Erdoğan Öcalan adına mı, yoksa Atatürk adına mı rahatsız? Üzerinde durmayacağız, zira Atatürk’le ilgili sözleri arşivlerdedir ve Öcalan’la açılım ortaklığı yürürlüktedir!

Ancak Öcalan’ın neden PKK’ye “Taksim’i ulusalcılara bırakmayın” talimatı verdiği ve neden BDP ile PKK’nin Taksim’e gelerek Apo posterleri açtığı artık daha da netleşmiştir.

Erdoğan’ın “Bölücü başı ve Atatürk’ü nasıl yan yana getirdiniz” sorusunun muhatabı kendisidir! Erdoğan Hakan Fidan’a, Fidan da Öcalan’a iletmiş, AKP Taksim’i Apo posterleriyle bölmeyi denemişti. Ancak başaramamışlardı!

Bu ilişki nedeniyle, geçen haftaki bir yazımızın başlığında “Erdoğan’ın grev kırıcısı Öcalan” ifadesini kullanmış ve somut kanıtlarımızı aktarmıştık. Diyarbakır’dan dönen Rafet Ballı’nın verdiği bir bilgi, bu ilişkiye yeni bir kanıt oldu: Meğer PKK ve BDP Diyarbakır’daki direniş eylemine katılmamış!

Diyarbakır’da eylem yapmayan PKK ve BDP, neden Taksim’de eylem yaptı? Diyarbakır’daki sol grupların Taksim’e destek eylemine gidip Apo posteri açmayanlar, neden Taksim’de açtı?

AKP tabanı, Türkiye’nin geleceği adına bu soruyu yöneticilerine sormalı!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Haziran 2013

 

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

HALK HAREKETİ 2. AŞAMAYA SIÇRADI

Polisin Cumartesi akşamı başlayıp sabaha kadar süren Taksim saldırısı, gezi eylemlerinin ikinci kritik aşamasıdır. Fakat iktidar bu dönemece akılsızca girmiştir!

Polis 20 gün önce saldırdığında, küçük bir çevreci eylemi, zulme karşı büyük bir isyana ve AKP faşizmine karşı bir halk hareketine dönüşmüştü. Öyle ki, pek çok isim o müdahalenin yanlış olduğunu, o müdahale olmasaydı işlerin bu noktalara gelmeyeceğini saptadı.

Ancak bu önemli gerçekten hiç ders almamış gibi, polis, üstelik daha da zalimce, halka saldırdı Cumartesi akşamı… Peki, bitirebildi mi? Hayır! Tersine, yeni bir sıçramanın işaretleri belirdi.

Artık şu saptamayı yapabiliriz: Polis 20 gün önce saldırdığında hükümet sallanmıştı, bu saldırıdan sonra ise çözülecekler, aşama aşama dökülecekler! AKP yöneticileri o geceyi, dönemeci alamayıp yuvarlandıkları gece olarak hatırlayacaklar ve krizi yönetemeyen Erdoğan’ın kritik hatası olarak yorumlayacaklar.

ERDOĞAN’IN ZAFER GÖRÜNTÜSÜ İHTİYACI

Peki, Erdoğan neden böyle bir hata yaptı? Neden polisi ansızın Gezi Parkı’na sürdü?

Çünkü Erdoğan Pazar günü yapacağı İstanbul-Kazlıçeşme mitingine “Taksim zaferi” kazanarak girmeyi, iktidarını sürdürebilmenin kritik hamlesi olarak görüyordu.

Peki, zafer kazanabildi mi? Hayır! Tersine, kolluk kuvvetlerine yaptırttığı zulüm, Erdoğan karşıtı eylemleri daha da büyüteceğinin işaretlerini verdi; gece boyunca, sabaha kadar… Tüm İstanbul ayaklandı! Türkiye ayaklandı!

Gelelim emrin nasıl uygulandığına…

Polisin müdahalesi toplumsal bir olaya müdahaleden ziyade, düşmana saldırı gibiydi! Hiç abartmıyoruz, tek başına polisin revir olarak kullanılan mekânlara müdahale etmesi bile yaşananların boyutu için genel bir fikir verebilir. Zira savaşta bile hastaneler dokunulmazken, polisin revirlere saldırması açık bir insanlık suçudur!

Peki, polis neden bu kadar düşmanca tutum alıyor?

TÜRK BAYRAKLI TERÖRİST!

Erdoğan’ın en sadık adamlarından Egemen Bağış’ın A Haber’deki şu sözleri çok şey açıklıyor: “Taksim’e giden, polis tarafından terörist olarak muamele görecek.”

Hükümet, açık ki, Türk halkının büyük bir bölümünü artık düşman olarak görüyor ve emrindeki kolluk kuvvetlerinin de böyle görmesini istiyor. Bir Emniyet Müdürü’nün polislere cep telefonu mesajından “İkinci Çanakkale Destanı” yarattıkları için teşekkür etmesi çarpıcıdır. Halkı, denize dökülen düşman gibi algılatmaya uğraşmaktadırlar.

Bu bakış, en somut olarak Erdoğan’ın “Yüzde 50’yi evinde zor tutuyorum” sözlerine yansımıştı. Erdoğan açık açık, halkın bir bölümünü, bir bölümünün üzerine sürmeyi koz olarak gündeme getirmişti.

İşte o üzerine yürünecek düşman halk, AKP’ye göre teröristti! Hem de Türk bayraklı terörist!

Öcalan’ın “barış elçisi” sayıldığı bir süreçte “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diyen halkın terörist kabul edilmesi normaldi.

ERDOĞAN GİDER, VALİ ALTINDA KALIR!

Daha vahimi ise İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu’nun “direnişçiler silah kullanmaya başladı” demesiydi. Kuşkusuz yalandı fakat yalan olmanın ötesinde, yeni bir tehdide işaret etmekteydi. Çünkü Mutlu, “direnişçi silaha sarıldı” derken, fiilen “polisin silaha başvurmasına yol vermiş olduğunu” bilecek bir makamdadır.

Başbakan’ın “yüzde 50’yi evinde zor tutuyorum” diyerek açtığı yol, önce halkın “düşman” ve “terörist” diye nitelenmesine dönüşmüş, son olarak da polise “silahlı müdahale” yolu verilmiştir!

Uyarıyoruz: Bu artık geri dönüşü olmayan bir uçurum olacaktır! Ve bu felaketin altında, bu sorumsuzca açıklamaları nedeniyle ilk kalacak olan da Vali Mutlu olacaktır!

TÜRKİYE TAKSİM OLDU!

Erdoğanların başvurdukları bu yollar, çaresizlik nedeniyledir. Erdoğan da kuşkusuz bu yaptığının siyasi bir hata olduğunu biliyordur. Ama mecburdur!

Hiçbir şey yapmadan yıkılmakla, bir şey yaparak ayakta kalmaya çalışmak arasında bir tercih yaptı. Ancak bu tercih, sonucu değiştirmeyecek. Zira Erdoğan’ın seçtiği tercih, şimdiden iki önemli sonuç doğurdu:

1. Tayyip Erdoğan Taksim’i alamadı, tersine tün Türkiye’nin Taksim olmasını sağladı!

2. Öğrenci ağırlıklı tepki, bu saldırıyla daha da kitleselleşti, her çeşit kesime yayıldı ve halklaştı!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Haziran 2013

, , ,

Yorum bırakın

GEZİ’NİN 6 KAYBEDENİ

27 Mayıs’ta başlayan ve 1 Haziran’da büyük bir sıçrama yaparak halk hareketine dönüşen Gezi eylemlerinin mağlupları kimler? Gelin bu Pazar böylesi bir denemeye soyunalım:

1. TAYYİP ERDOĞAN:

Kuşkusuz en büyük mağlup Tayyip Erdoğan’dır. 20 gündür milyonların her dakika istifasını istediği Tayyip Erdoğan, iktidarını koruyabilmek için köşeye çekilmiş, hedefsiz kılıç sallayarak zaman kazanmaya çalışıyor. Her gün yazdığımız için bugün üzerinde durmayacağız.

2. MELİH GÖKÇEK

Twitter’ı en çok kullanan, hatta Twitter’ın en kıllanılan adamıdır Gökçek. Öyle ki, Ankara Belediyesi’nin başarısızlığını Gökçek’in Twitter sevdasına bağlayan dostları bile vardır!

Takipçilerinin twit’lerine verdiği tuhaf yanıtlar, sosyal medyanın temel mizah konularından biridir. Twitter gençliğiyle baş edemeyince savcıları harekete çağıran, dava açan, polemik yaptığı gençleri tehdit eden, hatta özel bilgilerini buldurarak kamuya açan biridir. Yetinmez, o çocukları analarına babalarına şikâyet eder!

Gökçek, Erdoğan’ın Twitter’ı “baş belası” diye nitelemesinden hemen sonra Twitter’dan ayrıldığını ilan etti. Gerekçesini “5 bin takipçim olunca bırakacağım demiştim” diyerek açıkladı. Twitter gençliği “gel gitme, gerekirse seni takipten vazgeçer, takipçi sayını 4 bin 999’da tutarız” diyerek kampanya başlattı!

Gökçek bu kampanya esnasında, “Erdoğan’dan korktu” denmesin diye Twitter’a geri döndü. Gerçi beklese, az sonra AKP Genel Merkezi’nde “AK Gençlik sosyal medyaya” kampanyası zaten başlatılmış olacak, Gökçek de dönüşüne gerekçe bulmuş olacaktı. Her neyse, döndü…

Ama ne dönüş… Daha da içi boşalmış Twit’ler, daha da bel altı vuruşlar, daha da, daha! Gezi Parkı eylemlerine saldırmak için olmadık yalanlara sarılan Gökçek’in son bombası, onun da Erdoğan gibi sıfırın altına düştüğünü belgeledi: “Polisi tahrik etmek için karşısında kitap okuyorlar!

Kitabın Ergenekon davasında bomba sayıldığını gördük, yazılmamış kitabın davasını da gördük ama Gökçek sayesinde öğrendik ki, polis karşısında kitap okunmasından tahrik oluyor!

Gökçek, son olarak Gezi Parkı eylemlerinin arkasında SOROS ve TESEV’in olduğunu iddia etti. Kimi AKP’liler de açık açık CIA dedi.

CIA alınmaz ama eminim TESEV Başkanı bu sözlerden alınmıştır! Zira TESEV’in başı Can Paker, Erdoğan’ın en önemli akil adamıdır ve birlikte “Kürt Açılımı”nı yürütmektedirler.

11 yıldır ABD projesinin eş başkanı olan, Irak’ı işgal eden ABD askerlerinin sağlığına duacı olan ve AB’den gelen her uyum yasasına “emredersin” diyen Erdoğan’ın adamlarının, Gezi Parkı eylemlerini “dış mihrak” diyerek lekelemeye çalışması boşunadır ama öğreticidir: Direnişi kırmak için Türk Bayrağı’nı anımsamaları da, kitlenin CIA ve SOROS karşıtlığından yararlanmak istemeleri de ne denli çaresiz kaldıklarını gösterir!

3. YENİ ŞAFAK

Erdoğan’a en yakın medya organı olan Yeni Şafak, bu yakınlığın kurbanı oldu ve Erdoğan’ı savunmak adına Gezi Parkı eylemlerine saldırdı. Ama yanlış zemin, sakat habercilik ve yalan haber üretti!

Öne çıkan en tuhaf haberleri Zello örgütüydü. Sosyal medyanın gündemine bomba gibi düşen bu habere göre eylemciler Zello adlı bir telefon uygulaması üzerinden örgütleniyor ve eylem yapıyordu!

Tabi yalan büyük olunca geri adım atamadılar, yalanlarında ısrar ettiler. Onları Nazlı Ilıcak’ın “bende Zello kullanıyorum” demesi bile geri adım attıramadı. Erdoğan için Zello’da ısrar ettiler.

Zello gülündü, geçildi… Ancak “Gezi baskısı ölüme götürdü” haberleri bir utanç vesikasıydı! Yeni Şafak TED Kolejli A.E’nin Gezi Parkı eylemleri baskısı nedeniyle intihar ettiğini yazdı! A.E. ölmüştü ve haberi nasılsa yalanlayamayacaktı diye düşündüler herhalde ancak akrabaları sosyal medyadan bu haberi yalanladılar ve lanetledirler!

4. HÜSEYİN AVNİ MUTLU

İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, 20 günün en mutsuz insanlarından biriydi. Bir yanda Erdoğan’ın emirleri, diğer yanda ise görevinin sınırları ile direnişin kararlılığı karşısında elinin zayıflığı…

Bu ikilem, Vali Mutlu’nun sık sık söylediklerinin tersini yapmasına ve güven kaybetmesine yol açtı.

5. KADİR TOPBAŞ

Eylemler, Kadir Topbaş’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olmadığını, olsa olsa en fazla Belediye Başkanı Erdoğan’ın etkisiz bir yardımcısı olduğunu ortaya koydu!

İstanbul Belediyesi’ni ilgilendiren bir meselenin dünyanın en önemli gündemi olduğu 20 gün boyunca Topbaş değil, Erdoğan vardı… Tüm açıklamalar AVM’nin de Topçu Kışlası’nın da belediyenin değil, Erdoğan’ın şahsi projeleri olduğunu gösterdi.

6. NECATİ ŞAŞMAZ

Gezi Parkı eylemleriyle hiçbir ilgisi olmadığı halde Başbakan Erdoğan tarafından görüşmeye çağrılması, Gezi Parkı eylemcileri tarafından “Erdoğan biber gazıyla dağıtamadı, bize Polat Alemdar’ı gönderiyor” diyerek yorumlandı.

Ancak asıl mizah Şaşmaz görüşmeden çıkıp da kameraların karşısına geçince ortaya çıktı! Şaşmaz’ın Erdoğan tarafından konuşmaya zorlanması sonucunda, kelimeler Şaşmaz’ın ağzından gelişi güzel döküldü ve bir cümle içinde bir türlü toplanamadı. Öyle ki, KKTC Şaşmaz’a verdiği “Kültür Ataşesi” unvanını bile geri aldı!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Haziran 2013

, , , , , ,

Yorum bırakın

ERDOĞAN ARTIK YÖNETEMİYOR

Son 3 gündür yaşananlar, Tayyip Erdoğan’ın karşılaştığı bu büyük krizi yönetemediğini ortaya koyuyor. Başbakan bırakın Türkiye’yi yönetmeyi, AKP’yi bile yönetemez hale geldi.

Erdoğan, krize müdahale edebilmek için pek çok manevra yaptı ama başaramadı. İşte kimi göstergeler ve Erdoğan’ın adım adım düşüşü:

BAŞBAKAN’IN GERİ ADIMLARI

Çapulcu dediği eylemciler 17 günün sonunda artık “yavru” oldu.

“Yıkıp AVM yapacağım” dediği Gezi Parkı’yla ilgili son olarak “Nereden çıkarıyorlar? Zaten metrekare hesabıyla da oraya AVM olmayacağı görülüyor” dedi.

Sabah neredeyse tanımadığını ilan ettiği yargı kararını, akşam kabullenmek durumunda kaldı. Bülent Arınç’ın “Mevlam verdikçe veriyor” dediği Danıştay Başkanı sınıf arkadaşı Hüseyin Karakullukçu bile Erdoğan’a “hukuku aşamazsın” mesajı verdi.

Erdoğan, 17 gün sonra “mesaj alındı” dedi! Oysa Erdoğan, Gül “mesaj alındı” dediğinde Kuzey Afrika’dan tepki göstermiş, “ne mesajı” demişti!

Kesinlikle muhatap almayacağını ilan ettiği Taksim Dayanışması ile masaya oturmak zorunda kaldı.

Masaya dank diye oturmamak için adım adım araya başkalarını alarak süreci yumuşatmaya çalıştı. Ancak o araya aldıkları, hem kendilerini, hem de Erdoğan’ı rezil etti.

ERDOĞAN’IN KURUSIKI SİLAHLARI

Örneğin Necati Şaşmaz’ın Erdoğan adına mesaj vermek üzere çıktığı kameraların karşısında sergilediği tablo, sadece Şaşmaz’ın söyleyeceği olmadığından şaşıp kalması hadisesi değil, Erdoğan’ın sürece müdahale çaresizliğinin belgesiydi.

Örneğin Hülya Avşar’ın Erdoğan ile eylemciler arasındaki ilişkiyi, kendisi ile kızı arasındaki ilişkiye benzeterek bir hoşluk yaratma gayreti, hem ters tepti, hem de Erdoğan’ın nelerden medet umduğunu belgeledi.

Hele Erdoğan’ın Hülya Avşar üzerinden “24 saat içerisinde müdahale var” mesajı vermek durumunda kalması ise sorunun bir devlet krizi boyutuna geldiğini gösteriyordu. Nitekim İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, Avşar’ın devlet ve hükümet sözcülüğüne şu yanıtı verdi: “Hanımefendi böyle bir izlenimi nereden edinmiş bilmiyorum ancak bizim kesinlikle müdahale gibi bir niyetimiz yok.”

Neticede o 24 saat içinde müdahale olamadı.

Vali Mutlu demişken…

Mutlu, Erdoğan’ın içine düştüğü çaresizlik nedeniyle, gün içinde kendi kendini yalanlama rekorları kırdı. Sosyal medya, Vali Mutlu’yu “söylediğinin tersini yapan adam” ilan etti.

Erdoğan’ın yüzünden büyük sıkıntı çeken Vali Mutlu, bir ara halka cep telefonunu verdi, eylemcilerle yüz yüze görüşme talebinde bulundu. Hatta akşam kimi eylemcilerle toplantı yaptı. Konuşmasını canlı yayınlaya TRT’ye fırça attı.

ERDOĞAN’IN YALANLARI

Erdoğan’ın ne oranda yönetim krizi içinde olduğunun bir diğer göstergesi ise kimi yalanlarıydı.

Örneğin eylemcilerin Dolmabahçe Camisi’ne ayakkabılarla girdiğini ve içki içtiklerini ileri sürdü. Böylece eylemcileri halk nezdinde itibarsızlaştıracaktı. Ancak Cami’nin imamı Erdoğan’ı yalanladı.

Fena yakalanan Erdoğan “yalanda ısrar et” taktiğiyle işi savuşturmak için sürekli bu yalana sarıldı, “Görüntüleri yakında göstereceğiz” dedi. Ancak o görüntüler hiç ortaya çıkmadı. Tersine gerçek görüntüler yayımlandı ve İmam haklıydı!

Erdoğan bu kez soruşturma açtırttı, İmam’ı açığa aldırttı ve yalanında ısrar etti. Daha da kötüsü ise Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın, yalanını savunmak için yeni yalanlara başvurmasıydı. Erdoğan’a göre İmam, böyle konuşması için tehdit edilmişti!

Erdoğan ve kurmayları, eylemcilerin sürekli yollarda başörtülülere saldırdığını iddia etti. Ancak bu yalan da tutmadı. Zira başta Gezi Parkı olmak üzere yurdun dört bir tarafındaki bu eylemlerde, kimi eylemciler zaten başörtülüydü!

Erdoğan son olarak bir belediye başkanının gelinin sırf başörtülü diye Kabataş’ta eylemciler tarafından darp edildiğini savundu. Yeni Şafak o saldırıyı hikâye etti. Ancak ne gelin ortadaydı, ne de MOBESE kameralarıyla anında bulunabilecek saldırganlar…

Tüm eylemcilerin lanetlediği ve bulunmasını istediği saldırganların kim oldukları hâlâ merakla bekleniyor.

ERDOĞAN İKTİDARI KAYBEDİYOR

Tüm bu tablo Erdoğan’ın artık kontrolü yeniden ele alamayacak noktaya savrulduğunu gösteriyor. Krizini yönetemeyen Erdoğan, ülkeyi de yönetemez duruma doğru yuvarlanıyor.

Gezi’yi kaybeden Erdoğan, iktidarını da kaybediyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
15 Haziran 2013

, , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın