Posts Tagged ABD

Pentagon’un trolleri

Reuters’in bir araştırması, ABD Savunma Bakanlığı Pentagon’un sosyal medyadaki trol hesaplarıyla Çin’e karşı yürüttüğü psikolojik savaşı ortaya koydu. Buna göre Pentagon trolleri, Covid salgını boyunca Çin aşısını kötülemek için Ortadoğu ve Uzakdoğu’da kampanya yaptı: Çin aşısının “domuz jelatini” içerdiğini, “İslam’a aykırı” olduğunu iddia etti. Reuters 300 trol hesabı saptamış, muhtemel ki daha fazladır. 

Pentagon kampanyayı doğrulamak zorunda kaldı. Reuters’e bilgi veren üst düzey bir Pentagon yetkilisi, ABD ordusunun Çin’in aşısını küçümsemek için “gizli propaganda yürüttüğünü” kabul etti, ancak ayrıntı vermeyi reddetti.

Elbette mesele “gizli propaganda” yapmaktan ötedir; kara propagandadır, psikolojik savaştır.

Asıl psikolojik savaş kendi halkına

Reuters’e konuşan Dartmouth Geisel Tıp Fakültesi’nden bulaşıcı hastalık uzmanı Daniel Lucey, “ABD hükümetinin bunu yaptığını duyunca dehşete ve hayal kırıklığına kapıldım” diyor.

Neden hayal kırıklığı? Çünkü liberal kapitalizm, demokrasi, şeffaflık, açık toplum vb. propagandası altında dünyanın en “ahlaklı” devletine ve hükümetine sahip olduklarını sanıyorlar. Pentagon’un ve diğer Amerikan devlet aygıtlarının yürüttüğü asıl psikolojik savaş işte budur, kendi toplumuna karşı olanıdır.

Dahası Pentagon, CIA ve NATO trolleri bu propagandayı müttefiklerine de uygulamakta, diğer ülke vatandaşlarının bir kesimi de bu propaganda altında “Amerikancılık” övücüsüne dönüşmektedir.

Halkın değil Wall Street’in devleti

Pentagon ve başka çalışmalarda ortaya çıkacak diğer Amerikan aygıtlarının bu türden faaliyetleri, şirketlerin kârları içindir. Bu örnekte görüldüğü gibi Pentagon Çin aşısına karşı kara propaganda yaparak, Amerikan Pfizer’ın aşı satışını artırmaya çalışıyor. 

Anımsayacaksınız: Covid salgını sırasında ABD hükümeti halkı değil şirketleri fonlamıştı. Nitekim üç yılın sonunda Amerikan şirketleri, başta mali sermaye olmak üzere, covid salgınından büyük kârla çıkmıştı. 

Çünkü ABD devleti, son tahlilde Amerikan halkının değil Wall Street merkezli büyük sermayenin devletidir.

ABD’nin kirli savaşı

Pentagon trollerini salgında mı kullandı sadece? Elbette değil. Daha trol kavramı bile yokken, ABD devletinin yazılı basında kullandığı yerli-yabancı trolleri vardı. 

Ve yüz yıldır o troller çalışıyor: İhtiyaca göre komünizmi kötülemek için propaganda yapıyorlar, ihtiyaca göre Amerikan saldırganlığını dünyaya haklı göstermek için. İhtiyaca göre uzaylıların çoktan geldiğini ve Ortadoğu’daki medeniyetleri Ortadoğuluların değil uzaylıların inşa ettiğini propaganda ediyorlar, ihtiyaca göre de Çinlilerin, Kuzey Korelilerin, Rusların, İranlıların, Türklerin ne kadar “kötü” olduğunu ileri sürüyorlar. 

Amerikan büyük sermayesinin devleti, eline tutuşturduğu beyaz tozu “Saddam’ın kitle imha silahının kanıtı” diye BM salonunda sallatarak, Dışişleri Bakanı Colin Powell’ı bile trol olarak kullandı! (Powell’ın sonraki yıllarda “kullanıldım (trollendim)” demesi elbette sonucu değiştirmez).

ABD’nin müttefik ülkelerde üst düzey görevlere getirmek üzere yatırım yaptığı ve hatta bazılarının devlet başkanlığına yükseldiği türden piyonları, onların siyasal, ideolojik, reklam kampanyalarını düzenleyen üst-trolleri, o kampanyayı medyada yaygınlaştıran trolleri, kampanyadan nemalanarak Amerikancılık yapan alt-trolleri de var elbette…. (Bu konuda ibretlik itiraftır: Eski İtalya Cumhurbaşkanı Francesco Cossiga, NATO’nun Gladyo örgütlenmesi üzerinden ABD’nin müttefik ülkelerde nasıl iktidar belirlediğini, yıllar önce gazeteci Nur Batur’a anlattı. Söyleşinin geniş hali için bakınız: Nur Batur, Ortadoğu’nun Şahları, Vezirleri, Piyonları, Kırmızı Kedi Yayınevi, 2022).

Özetle: ABD devlet aygıtlarının, Amerikan şirketlerinin kârları için Amerikan halkına ve dünya halkalarına söylemeyeceği yalan, yapmayacağı hukuk dışı eylem yok. 

Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
18 Haziran 2024

, , , , , , , , , , ,

1 Yorum

Avrupa Parlamentosunda Amerikancılık kaybetti

Avrupa Parlamentosu (AP) seçim sonuçları, genişçe bir genelleme ile “aşırı sağın zaferi” olarak yorumlanıyor. Elbette oylarını artıran partileri “aşırı sağ” diye nitelemek doğrudur.

Ancak neden-sonuç ilişkisi kurmadan ve “aşırı sağın” neden yükseldiğini analiz etmeden konuyu “faşizm geliyor” darlığıyla yorumlamak da yanlıştır. Çünkü “aşırı sağın” kazanması kadar, hangi ekonomi-politik çizginin kaybettiği de önemlidir.

AP’de 2019 – 2024 değişimi

Cumhuriyet gazetesinin bugün birinci sayfasından verdiği Avrupa Parlamentosu 2019 (705 sandalye) – 2024 (720 sandalye) seçim kıyaslaması grafiğine göre değişim şöyle:

Sol grup 1 sandalye kaybetmiş (37-36).

Sosyalistler ve Demokratlar 4 sandalye kaybetmiş (139-135).

Yeşiller 18 sandalye kaybetmiş (71-53).

Liberaller ve Merkez 23 sandalye kaybetmiş (102-79).

Hristiyan Demokratlar 10 sandalye kazanmış (176-186).

Aşırı sağcı denilen Muhafazakarlar ve Reformistler 4 sandalye kazanmış (69-73).

Aşırı sağcı denilen Kimlik ve Demokrasi grubu 9 sandalye kazanmış (49-58).

Bir gruba dahil olmayanlar ise 38 sandalye artırmış (62-100).

Görüldüğü üzere asıl kaybedenler Avrupa’yı yöneten Liberal, Merkez, Yeşil ve kısmen Sosyal Demokratlardır. 

Ukrayna, ekonomi ve göç kaybettirdi

Peki liberal, merkez, yeşil ve kısmen sosyal demokrat yönetenler neden kaybetti? Hepsi birbirine bağlı üç temel neden olduğu anlaşılıyor:

1) ABD’nin Ukrayna savaşına destek verdiler. 

2) Yönettikleri ülkelerin ekonomileri sıkıntıda.

3) Göç sorunu.

Oylarını artıran partilerin ise neredeyse tamamı ABD’nin stratejisine eklemlenerek Ukrayna’ya destek vermeye itiraz ediyorlar. Ukrayna’nın askeri ve ekonomik olarak desteklenmesine karşı çıkıyorlar. 

Oylarını artıran partilerin bir bölümü Rusya’ya yaptırımları onaylamıyorlar, çünkü bunun ekonomiye faturası olduğunu belirtiyorlar. 

Oylarını artıran partilerin neredeyse tamamı mevcut göç politikasına karşı çıkıyor, bunun ekonomiden demografik değişime bir çok sorun doğurduğunu savunuyolar. 

Görüldüğü üzere üç konu da birbirine bağlı. ABD stratejisine eklemlenerek Ukrayna’ya destek vermek Avrupa ekonomilerini vurdu, Polonya başta bazı ülkeler Ukraynalı göçmenlerden rahatsız. 

Asya, Ortadoğu ve Afrika kaynaklı göçler de son tahlilde emperyalist ABD’nin işgalciliğinin sonucudur. ABD’nin ve ona eklemlenen Avrupa’nın Afganistan, Irak, Suriye, Libya ve Afrika’daki işgal ve müdahaleleri küresel göç krizinin asıl nedenidir. Bu nedene itiraz etmeden ve bu nedeni değiştirecek politikalar savunmadan salt yabancı düşmanlığı yapmak elbette aşırı sağcılıktır, ırkçılıktır, neofaşizmdir. Göç sorunu üzerinden oylarını artıran partilerin bir kısmı o nedene itiraz ediyor, bir kısmı ek olarak o nedeni değiştirecek politikalar savunuyor ama önemli bir kısmı da ne yazık ki sadece yabancı düşmanlığı, renk düşmanlığı, din düşmanlığı yapıyor.

Çare: Stratejik özerklik

Avrupa’yı ABD’nin stratejisine eklemleyerek Ukrayna cephesinde kan kaybettirenler liberal, merkez, yeşil ve kısmen sosyal demokrat iktidarlardır. Bu emperyalist tutumları nedeniyle bu partiler de fiilen aşırı sağcıdır!

Ve daha önemlisi, bu iktidar partilerin ekonomi-politikaları nedeniyle Avrupa’da ırkçılık, yabancı düşmanlığı yükselmektedir: Müziğinden edebiyatına kaba bir Rus karşıtlığı bu iktidarların yönetiminde oldu. Avrupa’ya girmeye çalışan göçmenler bu iktidarların yönetiminde baskı görüyor ve kovuluyor. Türkiye başta kimi sınır ülkelerle fon karşılığı anlaşma yaparak “tampon” oluşturanlar da bu iktidarlardır. Uluslararası hukuku ayaklar altına alarak Rus varlıklarına el koymayı tartışanlar da bu iktidarlardır. ABD’nin savaş aygıtı NATO içinde Rusya’dan Çin’e küresel bir savaş stratejisine soyunan da bu iktidarlardır. Rusya’dan ucuz enerjiyi kesip ABD’den pahalı enerji alarak ve Ukrayna’yı fonlayarak ekonomiyi bozan ve bunun faturasını şirketlere değil halka kesen de bu iktidarlardır. 

Kısacası Avrupa’yı yönetenler, ABD’ye verdikleri savaş desteği ve bunun ekonomi ile göçe faturası nedeniyle oy kaybettiler. “Aşırı sağ yükseliyor” korkusu üzerinden pozisyonlarını korumaya çalışarak değil, ABD stratejisinden koparak tabloyu düzeltebilirler. Çare, stratejik özerkliktir, Avrupa güvenlik mimarisinin inşası konusundan ABD’yi çıkartmaktır, ABD’den bağımsız Çin ve Rusya’yla ilişki yürütmektir.

Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
11 Haziran 2024

, , , , , , , ,

4 Yorum

Avrupa’yı Nazilerden kim kurtardı?

II. Dünya Savaşı, emperyalistler arasındaki savaş boyutuyla I. Dünya Savaşı’nın devamıdır. Hatta İngiliz-Fransız emperyalizmi, çelişmeyi kapitalizm ile sosyalizm arasında bir çatışmaya dönüştürme stratejisi gereği, başta Nazi saldırganlığını Sovyetler Birliği’nin üstüne sürme politikasını uyguladılar. 

Emperyalistlerin niyetlerini doğru saptayan SSCB, Almanya ile ekonomik anlaşma yaparak, kendisini hedef alması kaçınılmaz saldırıya karşı hazırlık yapmak üzere zaman kazanma taktiği uyguladı.

Almanya 1 Eylül 1939’da Polonya’ya saldırdığında bile, İngiltere-Fransa ikilisinin Avrupa’nın kapitalist başkentlerini hedef alan Nazileri ilk sosyalist devletin üzerine sürebilme hayali devam ediyordu. Ve ne acı ki o hayalin faturasını işgale uğrayan Avrupa’nın halkları ödedi.

Hitler’le anlaşma aradılar

Fransız Komünist Partisi Genel Sekreteri Maurice Thorez bu gerçeği şu sözleriyle ortaya koyuyordu: “Bizim yöneticilerimiz Hitler’i öfkelendirmek istemedi. Onlar, Hitler’in Sovyetler Birliği’ne saldıracağı gün kendisiyle gizlice anlaşacakları ümidini besliyordu.”

İngiltere ve Fransa’nın bu tutumu, savaş sonrası Nürnberg Duruşması kayıtlarına da geçti. Alman General Alfred Jodl şöyle diyordu: “Batıdaki 110 Fransız ve İngiliz tümeni, 23 Alman tümeni karşısında tamamen eylemsiz kaldıkları için biz bir savaş felaketinden kurtulmuş olduk.”

İngiliz General Bernard Montgomery de anılarında belirtiyordu: “Almanya Polonya’yı yuttuğunda Fransa ve İngiltere’nin kılı kıpardamamıştı.” Çünkü o süreçte özellikle Fransa’da kimi siyasetçiler hâlâ Hitler’le bir anlaşma arıyordu. 

ABD de Hitler’in Polonya’yı yutmasından beş gün sonra “tarafsızlık politikası” uygulayacağını ilan ediyordu. Sonuç olarak Hitler bu durumu, 1940’ın başına kadar “barış manevraları” ile kullanarak zaman kazanıyor, konumunu güçlendiriyordu. 

ABD ikinci cepheyi geciktirdi

Bu uzun girişi şundan yaptık: ABD ve Fransa liderleri, Avrupa’yı Nazilerden kurtardığı iddiasıyla Normandiya Çıkarması’nın 80. yılını kutluyor. Oysa Avrupa’yı Nazilerden kurtaran Normandiya Çıkarması değildir, milyonlarca emekçisinin canı pahasıha Sovyetler Birliği’dir!

Yukarıda özetlediğimiz sürecin devamında Naziler, 22 Haziran 1941’de Barbarossa Harekatı ile SSCB’ye saldırdı ve Moskova önlerine kadar geldi. Sovyet emekçilerinin büyük direnişi ve ardından 2 Şubat 1943’te Alman birliklerinin Stalingrad’da teslim oluşuyla II. Dünya Savaşı’nın gidişatı değişmeye başladı. Sonrasında Almanlar adım adım önce SSCB’den ardından Doğu Avrupa’dan çıkarıldı. 

Savaş boyunca SSCB lideri Stalin, ABD ve İngiltere’den Avrupa’da bir “ikinci cephe” açmalarını istedi. Ancak ABD ve İngiltere ağırdan aldı, çünkü Nazileri geriletmeye başlayan komünistlerin güç kaybetmesini istiyorlardı. İşte bu nedenle ikinci cepheyi ancak Haziran 1944’te açtılar. ABD’li General Dwight Eisenhower komutasında Amerikan ve İngiliz birlikleri Fransa sahillerinden Normandiya Çıkarması’nı yaptılar. Çünkü daha fazla gecikirseler, Almanya’ya kadar dayanmış olan SSCB güçleri Avrupa’nın diğer ucundan çıkabilirdi!

Avrupa’yı Sovyet emekçiler kurtardı

Sonuç olarak Nazi hükümet merkezi Berlin 2 Mayıs 1945’te kente giren Sovyet birliklerine, batıdaki kuvvetleri 7 Mayıs’ta, doğudaki kuvvetleri 9 Mayıs’ta teslim oldu. 

Normandiya Çıkarması’nın gecikmesinin faturasını bedenleriyle milyonlarca Sovyet emekçisi ödedi. Ama 80 yıl sonra “Avrupa’yı Nazilerden kurtardık” diye kaymağını emperyalistler yemeye çalışıyor. Üstelik tıpkı Amerikan şirketlerinin savaşın ilk dönemi boyunca Nazilerle ticareti sürdürmesindeki ikiyüzlülük gibi, şimdi de Normandiya Çıkarması’nı Ukrayna’ya desteğe dönüştürmeye çalışıyorlar.

Unutulmamalı: Bolşevikler 1917’de Çarlık Rusya’sını yıkıp ilk sosyalist devleti inşa etmeye başladığında, Avrupalı emperyalistler bir süre Kızıl Ordu’ya karşı Beyaz Ordu’yu destekleyerek sosyalistleri ezmeye çalıştı. İngiltere 1924’te, ABD ise 1933’te SSCB’yi tanıyabildi.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
10 Haziran 2024

, , , , , , , , , , , , ,

3 Yorum

Londra-Kiev’in son tezgahı

Singapur’da düzenlenen 21. Shangri-La Diyalogu toplantısı, Londra ile Kiev’in Çin’e karşı son tezgahına sahne oldu. Ancak tezgah o kadar zayıftı ki, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in tekzibiyle bozuldu.

Shapps’ın sunamadığı kanıt!

Önce 23 Mayıs’ta İngiltere Savunma Bakanı Grant Shapps sahneye çıktı ve “Çin ve Rusya, Ukrayna’da kullanılan silahlar konusunda işbirliği yapıyor” dedi. Daha da önemlisi İngiliz Bakan “elimizde kanıt var” dedi. 

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Wang Wenbin İngiliz Bakanın açıklamasına tepki gösterdi ve Shapps’ın “temelsiz iddialarla Çin’i sorumsuzca düşmanlaştırmasını” kınadıklarını belirtti. 

İki gün sonra bu kez NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg sahne aldı ve “Çin’in Rusya’yı destekleyerek Avrupa’daki savaşı körüklediğini” savundu. 

Oysa Wang Wenbin’in de önemle belirttiği gibi savaşın daha başında, iki yıl önce Ukrayna ve Rusya anlaşmış ama ABD ve İngiltere Zelenski’ye baskı yaparak imza atmasını engellemişti. Yani Avrupa’da savaşı körükleyen bizzat ABD ve İngiltere’ydi; Wang Wenbin’in ifadesiyle “Ukrayna’daki çatışmanın üzerine benzin döken İngiltere’ydi.” “Beijing, çatışmanın taraflarına silah teslim etmedi, etmeyecek” diyen Çin’in Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilci Yardımcısı Geng Shuang’ın dikkat çektiği gibi “Çin, ABD’nin aksine, krizin uzamasına katkıda bulunmayacaktı.”

Sonuç olarak İngiltere Savunma Bakanı Shapps, “elimizde kanıt var” demesine rağmen günlerce bir kanıt sunamadı, çünkü yoktu.

Borrell’den Shapps’a tekzip

Konu, Singapur’daki 21. Shangri-La Diyalogu toplantısında da gündeme geldi. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek temsilcisi Josep Borrell, İngiltere Savunma Bakanı Shapps’ın aksine, kendilerinin elinde Çin’in Rusya’ya silah verdiğine ya da vermeye hazırlandığına dair bir kanıt bulunmadığını belirtti. 

Borrell sadece Shapps’ın yalanlamakla kalmadı, aynı zamanda Batı blokunun ikiyüzlülüğünü de ortaya koydu. AB Dış Politika Şefi Borrell, “Rus askeri teçhizatında ABD, İngiltere ve AB ülkelerinde üretilen parçalar kullanılıyor” dedi!

Böylece İngiltere’nin Çin’i hedef alan tezgahı, Shangri-La’da bizzat AB yetkilisi tarafından çürütülmüş oldu.

Kiev başarısızlığa sorumlu arıyor

Ancak Londra-Kiev tezgahı bitmedi. Shangri-La’da bu kez Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski sahne aldı ve konuşmasında Çin’i hedef aldı. 

Zelenski, “Çin’in Cenevre Konferansı’na ülkelerin gelmesini engellemek için yoğun çaba sarf ettiğini” iddia etti. 

Oysa bu da düzmeceydi. Çin 15-16 Haziran’da Cenevre’de yapılacak konferansa katılmıyordu ama hiçbir ülkeye de “katılmayın” dediğine dair kanıt yoktu. Kaldı ki ABD Başkanı Joe Biden bile seçim mazeretiyle Cenevre’de olmayacağını açıklamıştı. 

Aslında olan şuydu: Londra-Kiev ikilisi, başarısız olacağı görülen Cenevre Konferansı için baştan “sorumlu” arıyordu. 

Başarısız olacak çünkü konferansta çatışmanın bir tarafı var, diğer tarafı yok. Nitekim Çin, Cenevre’den sonuç çıkabilmesi için Rusya’nın da temsil edilmesini gerektiğini savundu. Bu talebi yerine getirilmeyince de Cenevre’ye katılmama kararı aldı.

Özetle ABD ve İngiltere ikilisi Ukrayna krizinde barış aramıyor; “uzun savaş” ile Rusya’yı yıpratmayı ve AB’yi “Rus tehdidi” üzerinden stratejiisne eklemlemeyi hedefliyor. Çin-Rusya ekonomik ilişkileri ise Washington-Londra ikilisinin “Rus ekonomisini felç ederek Putin’i devirme” planını bozuyor.

Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
4 Haziran 2024

, , , , ,

Yorum bırakın

Küresel Güney’in dayattığı ateşkes

ABD Başkanı Joe Biden, Gazze için üç aşamalı ateşkes planı açıkladı:

1. aşama 6 hafta (45 gün) sürecek. Bu aşamada İsrail askerleri Gazze’den çekilmeye başlayacak. Hamas yaşlı ve kadın rehineleri, İsrail de hapishanelerde tuttuğu Filistinlilerin bir bölümünü bırakacak. Gazze’ye insani yardım günlük 600 TIR seviyesine çıkarılacak. Filistinliler bu aşamada yaşadıkları bölgelere güvenli bir şekilde dönecekler. Asıl önemlisi, bu aşamada kalıcı ateşkes müzakereleri yapılacak. Müzakerelere bağlı olarak 6 haftalık süre artabilecek.

2. aşamaya geçildiğinde Hamas’ın elinde kalan tüm rehineler serbest bırakılacak. İsrail Gazze’den tamamen çekilmiş olacak. 

3. aşamada ise ölen rehinelerin cenazeleri teslim edilecek ve Gazze’nin yeniden inşa sürecine başlanacak.

Ateşkes planının sahibi kim? 

Planı ABD Başkanı Biden dünya kamuoyuna açıkladı ama “İsrail’in önerisi” diye sundu. İsrail Başbakanlık Ofisinden yapılan açıklamada ise plandan “Biden’ın önerisi” diye bahsedildi. İsrail Savaş Kabinesi üyesi Benny Gantz’ın anlaşmaya destek açıklamasından anlaşıldığı kadarıyla ateşkes planı İsrail’in müzakere heyeti ile ABD’li görevliler tarafından hazırlandı. Nitekim Filistinli aktörler de plandan “ABD-İsrail önerisi” diye sözediyorlar.

İsrailli aktörler plan için ne diyor?

Biden’ın planı açıklamasından 1 saat sonra İsrail Başbakanlık Ofisi “İsrail’in şartları sağlanmadan kalıcı ateşkes mümkün değil” çıkışı yaptı ve o şartları sıraladı: “Hamas’ın askeri ve idari gücünün yok edilmesi, tüm rehinelerin serbest bırakılması ve Gazze’nin İsrail için artık bir tehdit oluşturmamasının sağlanması.”

Ancak İsrail Başbakanlık Ofisinin bu açıklaması Biden’ın açıkladığı planın reddinden ziyade, Netanyahu’nun savaş yanlısı koalisyon ortaklarını yatıştırma hamlesi gibi görünüyor.

Nitekim İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir anlaşmaya karşı çıktılar ve Netanyahu’ya “onaylanması durumunda hükümetin bir parçası olmayacaklarını” bildirdiler. İsrail Savaş Kabinesi üyesi Gantz ise anlaşmaya destek açıkladı.

Filistinli aktörler plan için ne diyor?

Hamas, ilk değerlendirmesinde ateşkes planını olumlu bulduğunu açıkladı.

Filistin Ulusal Girişim Hareketi Genel Sekreteri Mustafa el-Bergusi ise İsrail saldırganlığının başarısızlığına işaret etti: “Biden’ın açıkladığı İsrail-ABD önerisi, İsrail saldırganlığının etnik temizlik, direnişin kökünü kazıma, Gazze Şeridi üzerinde kontrol kurma ve rehineleri zorla kurtarma hedeflerinin başarısızlığının kabulünü temsil ediyor.”

ABD-İsrail ateşkese neden mecbur kaldı?

İşin ilginç yanı, ateşkes planı, Hamas’ın üç ay önce önerdiği ateşkes planına benziyor. Hamas’ın hazırladığı, Mısır ve Katar’ın ABD’ye sunduğu o plana Biden itiraz etmişti. Plan o gün onaylansa 10 bin kişinin hayatı kurtulmuş olacaktı!

ABD’yi üç ay sonra benzer ateşkes planını gündeme getirmeye yol açan ise kuşkusuz güçlü iç ve dış etkenlerdir.

İç etkenler: Kasım seçimi öncesinde ABD çapında Filistin’e destek gösterilerinin artmış olması, hatta üniversite eylemleri boyutuyla bunun Amerikan demokrasisini tartışmaya açmış olması.

Dış etkenler: ABD ve İsrail iyice yalnızlaşıyor. İsrail, Uluslararası Adalet Divanı’nda “soykırımcı” diye yargılanıyor, Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcılığı İsrail Başbakanı hakkında tutuklama talebinde bulunuyor, Filistin’e destek tasarıları BM üyelerinin çoğunluğu tarafından destekleniyor, Avrupa ülkeleri Filistin’i 1967 sınırlarıyla tanımaya başlıyor, Çin-Arap ortaklığı barış konferansı çağrısı yapıyor vb.

Özetle Küresel Güney ABD ve İsrail’i ateşkese mecbur bırakıyor.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
3 Haziran 2024

, , , , , , , , ,

1 Yorum

ABD’yi Suriye’den kovmanın yolu

PKK/YPG, ABD desteğiyle etkin olduğu Suriye’nin kuzeydoğusunda 11 Haziran’da bir seçim yaparak, konumuna “meşruiyet” sağlamaya çalışıyor. 

Burdan bir meşruiyet çıkmayacağı ortada. Irak’ın kuzeyindeki bağımsızlık referandumunun bile sonuç vermediği şartlarda, PYD’nin Suriye topraklarında bir devlet kurma şansı hiç yok. 

Nitekim ABD de “şartlar uygun değil” diyerek 11 Haziran seçimini uygun görmediğini resmi olarak ilan etti. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Vedant Patel, “Suriye’nin kuzeydoğusunda yapılacak seçimlerle ilgili şu anda serbest, adil, şeffaf ve kapsayıcı olma koşullarının sağlandığını düşünmüyoruz” dedi ve ekledi: “Bu görüşümüzü Suriye’nin kuzeydoğusunda aktörlere de ilettik.”

PYD’nin asıl amacı

PYD’nin iki nedenle bu konuda adım atmak istediği anlaşılıyor: 

1) Irak hükümeti ABD’yi topraklarından çıkarmak için müzakereleri başlattı. Irak’tan çıkan ABD’nin Suriye’de tutunma şansı zayıf. PYD bu nedenle o an gelmeden kendi pozisyonunu sağlama almaya çalışıyor. 

2) İsrail Gazze saldırısı sürecinde zaman zaman Suriye’ye de saldırıyor. PYD, dünyanın baskısı altındaki İsrail’in bir anlaşmaya mecbur kalmasından önce hareket edip, bunu fırsata çevirmek istiyor. 

PYD’nin asıl amacı ise seçimi bir meşruiyete çevirebilirse, bunu Şam’la özerklik pazarlığında kullanmak. 

Teröristan nasıl önlenir?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye, Suriye’nin ve Irak’ın kuzeyinde bölücü örgütün bir ‘teröristan’ kurmasına asla izin vermeyecektir” dedi (AA, 30.5.2025).

Güzel, peki nasıl engelleyecek? Suriye’de asker bulundurmayı sürdürerek engellemek olası mı? Teknik olarak evet ama Suriye’de sürekli asker bulundurabilmek mümkün mü? Değil tabii ki… 

Bu durumda geriye tek yolun kaldığı ortada: Ankara Şam ile anlaşmalı ve Şam’ın Suriye’nin kuzeydoğusunda yeniden egemen olması sağlanmalı. Suriye topraklarındaki TSK birlikleri de Suriye ordusunun önünü açarak bu süreci kolaylaştırmalı ve bu yolla adım adım Türkiye’ye çekilmeli. Böylece Rusya ve İran’ın desteklediği normalleşme sürecini kilitleyen “çekilme takvimi” konusu da çözülmüş olur.

Bahçeli’nin Şam’la işbirliği mesajı

Diyeceksiniz ki “son 10 yılda ‘Ankara ile Şam anlaşmalı’ diye defalarca yazdınız ama Erdoğan’ın buna hiç niyeti olmadığı görüldü hep.” Haklısınız. Ancak bu kez Erdoğan’ın başortağı Bahçeli’nin de Ankara-Şam işbirliğine işaret ediyor olması, belki en azından güvenlik bürokrasisi üzerinde bir basınç oluşturabilir.

Bahçeli net bir şekilde söyledi: “Şam ile işbirliği kurulmalı. Bölücü terör örgütünün kaynağında Türkiye ile Suriye’nin eşgüdüm halinde yapmalarını önerdiğim askeri operasyonlarla kökü kurutulmalıdır.”

Ankara-Şam karşıtlığı PYD’ye alan açıyor

Ankara’nın çelişkileri şunlar: 1) İtiraz ettiği yapının ana sponsoru, kendisinin de müttefiki. 2) Ankara Washington’un politikasına, Washington da Ankara’nın politikasına itiraz üzerinden Suriye’deki varlığını gerekçelendiriyor. 

Ankara’nın kolaylığı şunlar: 1) Irak bile ABD’yi topraklarından atmaya dönük adımlar atıyor. 2) Türkiye’nin Astana ortaklarının temel hedefi ABD’yi Suriye’den çıkarmak. 

Dolayısıyla şartlar çok uygun ancak Erdoğan “özel ajandası” nedeniyle süreci ilerletmiyor, Moskova-Tahran arabuluculuğunda yapılan normalleşme sürecinde de görüldüğü üzere işlevsel adım atmıyor.

İşte asıl vahimi de bu: Ankara’nın Şam’la normalleştirmeyi geciktiren tutumu, ABD ve PYD’ye sürekli oyun geliştirme fırsatı veriyor. 11 Haziran seçimi atlatılsa bile, bu anlayışla ABD ve PYD yeni fırsatlar bulacaktır.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
1 Haziran 2024

, , , , , ,

1 Yorum

NATO’nun ‘Batı silahı kullanma’ kartı

32 NATO ülkesinden 24’ü, pazartesi günü Bulgaristan’ın başkenti Sofya’da “ortak bir bildiri” yayınladılar. Bildiri sahipleri, “Rusya topraklarındaki hedeflere karşı Batı silahlarının kullanımına dair kısıtlamaları artık kabul etmeyeceklerini” taahhüt ettiler. Ve bildiriyi imzalayan 24 NATO ülkesi, Ukrayna’ya mümkün olan “her şeyi” sağlama sözü verdiler. 

24’ler bildirisinin başını çeken ülkeler İngiltere ve Fransa. İtiraz edenlerin başını çekenler ise İtalya ve Almanya. 

Bildiriyi savunan İngiliz temsilci, “Ukrayna’nın savaşı kaybettiğini kabul etmek zorundayız. O nedenle Ukrayna’ya artık füzeleri Rusya’ya ateşlememesini söyleyemeyiz” dedi. 

Ramstein formatından NATO şemsiyesine

ABD yönetiminin Batı kampı içi dengeler, Rusya’yla karşı karşıya gelme riskinin maliyeti ve Pentagon’un “Batı silahı kullanmaya” muhalefeti nedeniyle geriden izlediği bu konu, aslında Ukrayna cephesinde yeni bir hamleye işaret ediyor. Zira NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, toplantı sonrasında yaptığı açıklamada, Ukrayna’ya yardım konusunda NATO’nun rolünü artıracaklarını söyledi. 

Bunun için iki adım atacakları anlaşılıyor: 

Birincisi, NATO’nun Brüksel’deki genel merkezinde, “Demokratik Dayanıklılık Merkezi” kuracaklar. Bu merkezin amacını “NATO’nun temel değerlerini korumak ve dezenformasyonla mücadele etmek” şeklinde açıklıyorlar. Kime karşı? 24 imzalı bildiride yanıtını veriyorlar: Çin, Rusya ve İran “rejimlerine” karşı… 

İkincisi ise Ukrayna’ya askeri destek koordinasyonunu Ramstein formatından NATO şemsiyesi altına taşımayı planlıyorlar. Bunun için de 100 milyar avroluk bir fon oluşturulmasını öneriyorlar.

ABD seçimini gözetme amacı

Peki “NATO Genel Sekreteri Stoltenberg merkezli” bu hamlelerin asıl hedefi ne? Neden Ukrayna’ya askeri yardımları artırmak istiyorlar ve daha önemlisi neden Ukrayna’nın Batı silahlarını Rusya’ya karşı kullanması kartını “masaya” sürüyorlar? 

Bunun üç nedeni olduğu anlaşılıyor:

1) Sofya toplantısındaki İngiliz temsilcinin de belirttiği gibi Ukrayna savaşı kaybetti. ABD-İngiltere stratejisi gereği savaşın uzaması gerekiyor. Hele de Biden yönetimi için savaşın Kasım seçimi netleşene kadar uzaması gerekiyor. Aksi takdirde Trump’ın kazanacağı kesin. Savaşın uzaması için de risk alarak NATO’yu savaşa biraz da açık dahil eden “Batı silahı kullanımı” kartını “masaya” getiriyorlar. 

İlginçtir, İsrail Ulusal Güvenlik Danışmanı Tzachi Hanegbi de dün yaptığı açıklamada, Gazze’ye saldırılarının en az yedi ay daha süreceğini açıkladı. Yedi ay, ABD seçimlerinin yapılması ve kazananın netleşmesi demek.

Cenevre’deki konferansını güçlendirme amacı

2) “Batı silahı kullanma” kartı, ikincil olarak da 15-16 Haziran’da İsviçre/Cenevre’de yapılacak “Barış Konferansı”nı gözetiyor. Rusya’nın çağrılmadığı bu konferans zaten barışı değil, Batı blokunu tahkim etmeyi ve Ukrayna’ya destek konusunda birlik sağlamayı hedefliyor.

İşte Ukrayna’nın sahada savaşı kaybettiği şartlarda, NATO “Batı silahı kullanma” kartını göstererek, Cenevre’deki konferansı güçlendirmeye çalışıyor.

3) Diğer yandan bu kart ile NATO içindeki çatlakların da onarılması/bastırılması amaçlanıyor. Macaristan’ın NATO şartını tartışmaya açtığı, Türkiye dahil bazı NATO ülkelerinin ABD yaptırımlarına tam katılmadığı şartlarda “geniş NATO”nun zapturapt altına alınmaya ihtiyacı var. Ama görüldüğü üzere 32 NATO üyesinden 8’inin bildiriyi imzalamaması bile, işlerin iyi gitmediğini gösteriyor. 

“Batı silahı kullanma” kartıyla Rusya’ya karşı NATO ülkelerinin ateşe atılma riskinin yükseldiği bu şartlarda, Türkiye’nin NATO’yla ilişkilerini yeniden ve yeniden düşünmeye daha çok ihtiyacı var.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
30 Mayıs 2024

, , , ,

1 Yorum

NATO Genel Sekreteri’nin Çin mesajı

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, “Çin’in Rusya’yı destekleyerek Avrupa’daki savaşı körüklediğini” ileri sürdü.

Oysa Avrupa’daki savaşı başlatan da, körükleyen de NATO’dur ve efendisi ABD’dir. Dahası ABD bu savaşla hem “stratejik özerklik” arayan Avrupa’yı tam tahakkümü altına almaya çalışıyor hem de Avrupa’yı “asıl rakibi” olan Çin’le esas hesaplaşmasına müttefik yapmaya çalışıyor.

Kuşatmaya karşı yarma harekatı

Rusya-Ukrayna meselesi ne yazık ki solun bir kısmında bile tam anlaşılmış değil, meseleyi “emperyalistler arası paylaşım savaşı” görenler bile var. Filmin son karesine bakarak “emperyalist Rusya komşusuna saldırdı” diyorlar. Oysa bırakın başından, filme ortasından bile baksalar, bunun “Rusya’nın kuşatmayı yarma harekatı” olduğunu anlayacaklar. 

Bu tablo anlaşılmayınca, Çin meselesi de, ABD’nin neden NATO konseptine Çin’i “mücadele edilecek baş rakip” ve Rusya’yı “yakın tehdit” yazdığını da anlayamıyorlar ne yazık ki… 

Anlatmayı sürdüreceğiz. Üstelik bu kez belki daha iyi anlaşılır diye bizzat ABD’lilerin yazdıkları üzerinden anlatacağız. 

Perry: Suçun büyüğü ABD’de

Savaşın kaynağı konusunda gerçekle yanlılık arasında kalarak bir denge saptaması yapan The New York Times’ın dünyaca ünlü yazarı Thomas L. Friedman’la başlayalım. Şöyle demişti: “Bu Putin’in savaşı. Lakin ABD ve NATO da masum seyirciler değiller.” Friedman, makalesinin devamında ABD’nin aslında “seyirciden” ötesi olduğunu da kabul etmek zorunda kalıyordu, çünkü “ABD’nin yangını körüklediğini” söylüyordu. 

Peki ABD ve NATO neden masum değildi? Onu da eski ABD Savunma Bakanı William Perry’nin 2016’daki şu açıklamasıyla yanıtlayalım: “Son birkaç yılda, suçun çoğu Putin’in eylemlerine atılabilir. Ancak başlangıçta ABD’nin suçlamaların çoğunu hak ettiğini söyleyebiliriz. Bizi gerçekten kötü yola sokan ilk eylemimiz, NATO’nun genişlemeye başlaması ve Rusya’nın sınır komşusu olan Doğu Avrupa ülkelerinin NATO’ya katılmasıydı.”

Kennan: NATO’yu genişletmek trajik hata

ABD Senatosu Mayıs 1998’de NATO’nun genişlemesini onayladığında, bunun nasıl büyük bir hata olduğunu önemle belirtenlerin başında George Kennan geliyordu. Bilmeyenler için tanıtalım: Kennan, ABD’nin SSCB’yi çevreleme doktrininin mimarıdır. 1946 yılında Moskova’da genç bir diplomatken Washington’a gönderdiği ünlü “uzun telgraf”, bu doktrinin temelini oluşturdu. Ardından Kennan ABD Dışişleri Bakanlığı Siyaset Planlama Dairesi başkanlığı yaparak doğrudan soğuk savaşı yöneten aktörlerden oldu.

İşte o Kennan, ABD’nin NATO’yu genişletme kararı aldığı 1998’de şöyle diyordu: “Bence bu yeni bir soğuk savaşın başlangıcı. Bence bu trajik bir hata. Bu karar için hiçbir sebep yoktu. Kimse kimseyi tehdit etmiyordu. Bu genişleme, ülkenin kurucu babalarını mezarlarında ters çevirecek. (…) Tabii ki Rusya’dan kötü bir tepki gelecek ve ardından NATO’yu genişletenler, size her zaman Rusların böyle olduğunu söylediklerini söyleyecekler. Ama bu tamamen yanlış.”

Tam da böyle oldu: ABD NATO’yu genişletti, genişletti, genişletti ve en sonunda Ruslar boğulmamak için kuşatmayı yarmaya çalıştılar. Şimdi Atlantik liderleri ve medyası Kennan’ın öngördüğü gibi “Ruslar böyledir” yalanına sarılıyorlar.

Putin ABD planını bozdu

Peki ABD neden NATO’yu genişletme kararı aldı, neden dalga dalga genişletti? Onu da Stratfor’un kurucusu George Friedman’ın sözleriyle yanıtlayalım: “Eğer Batı Ukrayna’yı kontrol altında tutabilseydi (ilk turuncu darbenin yenilgisinden sonra yazdı – mag) Rusya savunmasız kalabilecekti, güneybatı sınırı açık hale gelecekti. Ukrayna ve Batı Kazakistan arasındaki mesafe yaklaşık 400 mildir ve Rusya Kafkaslara gücünü bu bölgeden gösteriyordu. Rusya bu durumda Kafkasları kontrol gücünü yitirecek ve Çeçenya’dan daha kuzeye çekilecekti. Ruslar, Rusya Federasyonu’nun bazı bölümlerinden çıkacak, Rusya’nın güney sınırları çok zayıflayacaktı. Böylece Rusya çok eski sınırlarına çekilene kadar parçalanma sürecekti.”

Mesele özetle budur: ABD Rusya’yı parçalamak istiyor, bunun için NATO’yu genişletiyor, turuncu darbelerle ve kışkırttığı ayrılıkçılıklarla Rusya’yı geri çekilmeye zorluyor. Putin delirip Ukrayna’ya saldırmış değil yani, ABD’nin yıkım planını bozuyor.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
27 Mayıs 2024

, , , , , , , ,

1 Yorum

Xi-Putin zirvesinin sonuçları

Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin Halk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Xi Jinping zirvesinden, tarihi önemdeki “Yeni Dönemde Kapsamlı Stratejik İşbirliği Ortaklığının Derinleştirilmesi Ortak Bildirisi” çıktı.

Bugün bu ortak bildiriyi inceleyelim:

Tehdit: ABD

Bildiri, öncelikle bir tehdit değerlendirmesi yapıyor. Sadece iki ülkeyi değil, tün dünyayı tehdit eden kuvvetin ABD olduğunu saptıyor. 

İki lider, ABD’nin, “askeri üstünlük için stratejik dengeyi bozmaya çalıştığını” belirtiyor. Özellikle ABD’nin bunu “küresel füze savunma sistemi kurma” çabasıyla yerine getirmeye çalıştığına dikkat çekiyor. 

ABD özellikle son dönemde Pasifik bölgesini hedef alan askeri hamleler başlatmıştı. Konuyu 13 Nisan 2024’te bu köşede “ABD Asya-Pasifik’i askeleştiriyor” başlığı altında işlemiştik: ABD’nin çeşitli ülkelerle ikili askeri işbirlikleri, Japonya’yla “ortak komuta yapısı” kurma adımı, Japonya ve Avustralya ile “ortak hava ve füze savunma ağı” kurma çabası, üçlü askeri tatbikatlar, USARPAC Komutanı Charles Flynn’in “bölgeye orta menzilli füze yerleştireceklerini” açıklaması vb.

Özetle ABD Çin’le hesaplaşmaya hazırlık olarak Pasifik’i askerileştiriyor, silahlandırıyor, cephe inşa ediyor.

Küresel Güney’in birliği ve gücü

Ortak bildiri ve liderlerin açıklamaları, bu tehdidin panzehirinin “çok kutupluluk” olduğuna işaret ediyor. 

Xi Jinping ortak basın toplantısında, “Dünyanın çok kutupluluğa yönelik genel tarihi eğilimi izlemesi ortak stratejik tercihimiz” diyerek Çin ve Rusya’nın ortak hedefine işaret etti.

Kuşkusuz bunda yeni bir şey yok, iki lider de hem daha önceki ortak bildirilerinde, hem de tek tek açıklamalarında bu hedefi defalarca ilan etmişlerdi. Ancak bu seferki yeni ve çok önemli vurgu şu: Xi Jinping, Çin ve Rusya’nın “Küresel Güney’in birliğini ve gücünü tesis edeceğini” ilan etti.

BRICS’in rolü artacak

Peki zaten inşa olmakta olan “çok kutupluluğa” hangi mekanizmalarla ilerlenecek? Ya da Küresel Güney’in birliği ve gücü hangi mekanizmalarla tesis edilecek?

Putin’in önceki yazımda incelediğim Xinhua söyleşisinde de BRICS’e yeni dönemde özel bir rol verileceğine işaret ediliyordu. Nitekim Xi ve Putin’in ortak bildirisinden de o yönde kararlar çıktı.

– BRICS’in küresel meselelerdeki rolü artırılacak.

– BRICS, küresel gündemin şekillendirilmesine katkıda bulunacak.

– BRICS + platformu geliştirilecek.

– BRICS, küresel ticarette dolar yerine ulusal para birimlerinin kullanımını teşvik edecek.

Ortak bildiriye göre çok kutupluluk hedefine ilerlemede yararlanılacak diğer araçlar ise Avrasya Ekonomik Birliği ile Kuşak ve Yol İnisiyatifi. Ancak daha önemlisi, ortak bildiride bu iki mekanizmanın entegrasyonu hedefleniyor!

IMF’den ABD’ye tavsiye/uyarı

ABD’nin Çin ve Rusya’nın inşa etmekte olduğu Xi’nin ifadesiyle “yüksek karakterli ortaklık”tan ne kadar rahatsız olduğu ortada. Tam bu süreçte ticaret savaşı kapsamında Çin’e yönelik yeni yaptırım ve tarife yükseltme kararı alması buna işaret ediyor. 

Ama daha önemlisi ise IMF’nin bu ABD hamlesine karşı yaptığı açıklamaydı. IMF Sözcüsü Julie Kozack, 1) ABD’nin Çin’den ithal edilen ürünlere tarife artırmasının açık kapı politikasına aykırı olduğunu, 2) ABD’nin açık ticaret politikalarını sürdürmesinin ülkeye daha iyi hizmet edeceğini ve 3) ABD ile Çin’in ticari gerilimleri çözmek için birlikte çalışması gerektiğini “tavsiye” etti.

IMF’den ABD’ye tavsiye/uyarı gelmesi bile dünyanın değişmekte olduğu gerçeğine işaret etmeye tek başına yeter aslında…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
18 Mayıs 2024

, , , , , ,

2 Yorum

Filistin kazanıyor

7 Ekim 2023’ten bu yana önemle vurguluyorum: Asırlık İsrail-Filistin sorununun 7 Ekim 2023’te ortaya çıkan yeni aşamasını ve savaşı, atılan bomba sayısı ya da ölü sayısı ile ölçmek yanıltıcıdır. Çünkü Filistinliler, devletlerine kavuşabilmek için zaten “son Filistinli kalana kadar direnişi” seçmiştir.

Öyle olduğu için de Gazze’nin dümdüz edilmesine ve Gazze’de ölen Filistinlilerin sayısına bakarak “İsrail kazandı, Filistin kaybediyor” sonucu çıkarmak yanıltıcıdır; “İsrail kaybediyor, Filistin kazanıyor” sonucu ise şu nedenlerle doğrusudur: 

Adım adım Filistin devleti

7 Ekim’den önce “Filistin devleti” konusu unutturulmuştu, “iki devletli çözüm” Aksa Tufanı ile küllerinden doğdu.

Son olarak AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Josep Borrell tarih vererek duyurdu: “İspanya, İrlanda ve bazı AB ülkeleri 21 Mayıs’ta Filistin’i devlet olarak tanıyacak.”

Çok kutuplu dünya şartlarında ve Küresel Güney’in basıncıyla başlayan dalga Avrupa’ya kadar ulaştı. Bu dalga önünde sonunda ABD’yi bu gerçeğe mecbur edecektir. ABD BM’de Filistin’in tanınmasını ne kadar veto ederse etsin, ne kadar geciktirirse geciktirsin, en sonunda tanımaya mecbur olacaktır. 

Dolayısıyla Filistinlilerin bu temel hedefi açısından bakılınca, son tahlilde kazanmakta olan Filistin’dir.

İsrail kaybediyor 

Ve İsrail de kaybetmektedir. Çünkü: 

1) Geçen yüzyılda Hitler faşizminin zulmüne uğrayan, Nazilerin soykırımına uğrayan bir halkın devleti, ne vahim ki bu yüzyılda Gazze’de soykırım yapmaktadır. ABD Uluslararası Adalet Divanı’ndan İsrail’i soykırımcı ilan eden kararın çıkmasını ne kadar engellemeye çalışırsa çalışsın, dünya nezdinde İsrail devleti artık soykırımcıdır. 

2) Aksa Tufanı’nın Netanyahu’ya cansuyu olduğu savunuluyordu. Tersine savaşın ortasında bile İsraillilerin yarısı tarafından istenmeyen ve meydanlarda, konutunun önünde sürekli protesto edilen bir siyasetçi konumuna geriledi. Siyasi ömrünü çoktan tamamlamış ve İsrail siyasi tarihine kara bir leke olarak geçmiş durumda. Cesedinin kaldırılması an meselesi… 

3) Bir yandan da İsrail mahkemesi, savaşın ortasında bile Netanyahu’yla ilgili davayı sürdürme kararı aldı. 

4) Diğer yandan Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) Netanyahu hakkında tutuklama emri çıkarması bekleniyor. ABD’li 12 Senatör, bu kararı engelleyebilmek için işi UCM görevlilerini bir mektupla tehdit etmeye kadar vardırdılar. 

5) Kolombiya başta bazı ülkeler İsrail’le diplomatik ilişkilerini kestiler. AKP hükümeti bile kamuoyu baskısı nedeniyle aylar sonra İsrail’le ticareti kesmek zorunda kaldı. Kısacası İsrail dünyada gittikçe yalnızlaşıyor.

Yeni Ortadoğu düzeni

Avrupa’da 21 Mayıs’ta İspanya ve İrlanda ile başlayacak Filistin’i devlet olarak tanıma dalgası, kısa sürede Belçika, Slovenya, Malta ve Norveç ile yükselecek. 

Bir yandan da Çin Halk Cumhuriyeti, Filistin devletinin tanınmasını kolaylaştırmak üzere “iki parçalılığa” son vermek için, Batı Şeria’yı yöneten El Fetih ile Gazze’yi yöneten Hamas’ı tek bir Filistin Ulusal Otoritesi altında uzlaştırmaya çalışıyor. İki heyetin Çin’in arabuluculuğunda Pekin’de yapılan ilk görüşmesi olumlu geçti. 

Gidişatın “yeni Ortadoğu düzeni”ne evrildiği ortada. ABD bu tablo karşısında iki hamle arayışında:

1) Washington “ABD-Suudi Arabistan-İsrail üçlü anlaşması” ile “ileri karakoluna” güvence arıyor.

2) Irak’tan çekilme baskısı altındaki ABD, devamında Suriye’den de çekilmek zorunda kalacağını biliyor. O nedenle “boşluğunun kim tarafından nasıl doldurulacağı” üzerinde çalışıyor.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
11 Mayıs 2024

, ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın