Posts Tagged AKP
KCK OPERASYONUNUN HEDEFİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 24/11/2011
Güzel ülkemiz gittikçe daha büyük tuhaflıklara sahne oluyor. Örneğin KCK operasyonları…
Son operasyonu bizzat Başbakan Recep Tayyip Erdoğan şu sözlerle başlattı: “Asrın Hukuk Bürosu diye bir yer var. İmralı’nın avukatları bu büroya bağlı. Sürekli avukat değiştiriyorlar. İmralı’ya tek avukat gitmiyor. İmralı’ya giden avukatlar bir şekilde Kandil ile İmralı arasında kontak kuruyor.”
Bu sözleri duyan biri Erdoğan’ın İmralı – Kandil bağından rahatsız olduğunu sanır!
AVUKATLAR KADAR MİT DE KURYE
47 avukatın gözaltı kararı durumu daha da ilginç kılıyor. Avukatlar, Öcalan’ın talimatlarını örgüte iletmek suçlamasıyla gözaltına alınmışlar!
İnsan soramadan edemiyor. AKP avukatların Öcalan’ın talimatlarını Kandil’e ilettiğini yeni mi keşfetmiş? Elbette hayır.
Sadece şu iki örnek bile meselenin başka olduğunu anlamamıza yeterli:
1.) 28 Eylül ve 1 Kasım 2010 tarihlerinde Abdullah Öcalan’la avukatı olarak görüşen Aysel Tuğluk, görüşmenin ayrıntılarını hem PKK ile hem de AKP ile paylaşmadı mı?
2.) Bırakın avukatları, bizzat MİT Müsteşarlığı’nın Öcalan’ın talimatlarını Kandil’e taşıdığı, kuryelik yaptığı ortaya çıkmadı mı Oslo’da?
Peki, o zaman mesele nedir?
AKP ve PKK ANLAŞTI
Ortada duran en büyük gerçek, AKP ve PKK’nin nesnel olarak aynı cephede yer aldığıdır. Nitekim MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Erdoğan ile Öcalan’ın yüzde 95 örtüştüğü, anlaştığını açıklamıştı Oslo’da. Yani müzakere sürece artık tamamlanmıştı…
Taraf’ın önceki gün ortaya attığı iddia önemli. Yıldıray Oğur, AKP ile PKK’nin anlaştığını, barış görüşmelerinde sona geldiklerini, sadece PKK’nin “anlaşmayı Öcalan açıklamalı” isteğinin masada pürüz olarak kaldığını yazdı.
ANAYASA PAZARLIĞI
Hem PKK’yi hem de Öcalan’ın açıklamalarını iyi takip eden Cevdet Aşkın’ın şu yorumu da önemli: “Barzani ve Talabani’nin çözüm için devrede olduğu bir dönemde Ankara, bir yandan örgütün üzerinde son hava harekatlarında olduğu gibi askeri baskıyı devam ettirerek, bir yandan da kitle tabanını hareketsizleştirmeye çalışarak anayasa müzakereleri öncesinde pozisyonunu iyice sertleştiriyor”
Nitekim DTK Eş Başkanı Aysel Tuğluk da, operasyonların hız kazandığı bu ayın başında AKP’nin tavrını şöyle özetlemişti: “Operasyonlar pazarlık gücünü artırmaya yönelik.”
TÜRKİYE HİMAYESİNDE KÜRDİSTAN
Oyun büyük, AKP’nin niyetleri Ortadoğu’yu kan gölüne çevirecek cinsten… Cengiz Çandar, bir bölümü Turgut Özal’dan Tayyip Erdoğan’a miras kalan bu ABD planını şöyle açıkladı dün:
“Türkiye, gerek Irak Kürdistanı ve gerekse Suriye ile rejim yıkıldıktan sonra ‘ekonomik entegrasyonu’ hedef almaya devam ediyor. Bu, Türkiye ile Irak ve Türkiye ile Suriye arasında Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra çizilen ve beşeri anlamda öncelikle Kürtleri bölmüş olan sınırları harita üzerinde fiktif sınırlar olarak bırakmak demektir.”
Çandar’a göre asıl mesele, Suriye’de rejim yıkıldıktan ve Kürt coğrafyasında sınırlar ortadan kalktıktan sonra, yeni coğrafyada nasıl bir “idari yansıma” olacağıdır.
Yeni Anayasa, işte o federatif yapının da hazırlığı demektir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
24 Kasım 2011
ÖCALAN’IN KURYESİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 09/11/2011
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi başdanışmanı Yalçın Akdoğan, Abdullah Öcalan için bazı düzenlemeler yapılacağını duyurdu. Aynı zamanda milletvekili de olan Akdoğan Zaman gazetesine konuştu: “Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde bir mahkum, cezaevinden tehditler yağdıramaz, terör örgütünü yönetmeye kalkamaz, terör eylemlerine yönelik talimatlar veremez. (…) Öcalan’ın durumu çok iyi irdelenmesi gereken bir konudur. Bu noktada da sanırım bazı düzenlemeler yapılacaktır.”
Bu sözlere bakılırsa, 9 yıldır iktidarda olan AKP büyük bir keşif yapmış oluyor: Meğer Öcalan, İmralı’dan Kandil’i yönetiyormuş!
Toplumsal hafızamızın seviyesine güvenen AKP kurmaylarının bu aldatmacasına yanıtı, haftaya çıkacak “Hükümet – PKK Görüşmeleri (1986 – 2011)” isimli yeni kitabımızdan verelim:
ZANA – ÖCALAN MEKTUPLAŞMALARI
1.) AKP, Leyla Zana ile Öcalan’ın mektuplaşmalarını sağladı. 2004 yılı boyunca süren mektuplaşmaların en dikkat çekeni, Zana’nın Öcalan’a “ateşkese ihtiyaç var” dediği mektubuydu…
2.) MİT Müsteşarı Emre Taner, 2005 yılında AKP adına Öcalan’la görüştü. Taner, İmralı’nın notlarını Mesud Barzani’ye aktardı. Barzani de Kandil’e…
3.) Kandil’in başı Murat Karayılan, 2006 yılında Talabani aracılığyla Başbakan Erdoğan’a mektup yazdı.
4.) Öcalan’ın 2009 yılında yazdığı mektubu “devlet” tarafından Avrupa’daki PKK’ye, oradan da Kandil’e ulaştırıldı.
ÖCALAN’IN PROTOKOLLERİ KARAYILAN’DA
5.) Yine 2009 yılında Öcalan’ın hazırladığı protokoller devlete teslim edildi. Devlet de tartışılması ve onaylanması için Kandil’e, Karayılan’a ulaştırdı.
6.) AKP hükümeti, Kandil’den Habur’a barış gruplarının gelmesinin “Kürt Açılımı” için önemli olduğunu düşünüyordu. Talep Öcalan’a iletildi. Öcalan önce reddetti ama pazarlıklardan sonuç alınca, Kandil’e çağrı yaptı.
PKK İLE ÖCALAN ARASINDAKİ KURYE:MİT
7.) PKK ile masaya Başbakan Erdoğan’ın özel temsilcisi olarak oturan MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın açıklamaları, MİT’in PKK ile Öcalan arasında kuryelik yaptığının en somut dayanağıdır. 2009 yılındaki 5. Oslo görüşmesinin tutanakları, bu bakımdan ibretliktir!
8.) 2011 Mayıs’ında, AKP ile Öcalan arasında seçim sonuna kadar saldırı olmayacağına dair ön protokol imzalandı. Milletvekili Şerafettin Elçi’nin açıkladığı bu ön protokol, İmralı’dan Kandil’e de ulaştırıldı.
AKP’Yİ DE PKK’Yİ DE ABD YÖNETİYOR
AKP ile PKK arasında, belgeleriyle saptayabildiğimiz tam 37 görüşme var. Ayrıntılarını kitabınızda okuyacağınız bu görüşmelerden yukarıda özetlediğimiz bir bölümünde ise AKP’nin İmralı ile Kandil arasında kuryelik yaptığı görülüyor!
Ancak Başbakan Erdoğan’ın siyasi Başdanışmanı Yalçın Akdoğan ise hiç bunlar yaşanmamış gibi, “Öcalan’ın cezaevinden örgütü yönetmesine izin vermeyeceğiz” diyebiliyor!
ABD’nin Irak’ın kuzeyindeki kukla devletini resmileştirmek istediği, bunun için de AKP hükümetini bu yapının hamiliğine soyundurduğu bu dönemde, kimin kimi nereden yönettiği karışmış durumda…
Ancak karşıklığı giderecek tek formul var: AKP’yi, İmralı’yı, Kandil’i, Talabani’yi, Barzani’yi ve de İsrail’i ABD yönetiyor! AKP’nin Öcalan’a 8 kez kurye olması da, AKP’nin PKK ile 37 kez görüşmesi de bu ilişkinin sonucudur!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Kasım 2011
KCK OPERASYONUNUN ANLAMI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 07/10/2011
Kürt Açılımı’na destek veren liberal kesimler, artan KCK operasyonlarını endişeyle izliyorlar ve şu ortak soruyu soruyorlar: “Madem hükümet dağdakileri indirmek istiyordu, şehirdekilere neden operasyon yapıyor?”
Hepsinin ortak kanaati, bu operasyonların Kürt gençlerini dağa yönlendireceği şeklinde…
Liberal kesimlerin sorusunun kendi içinde bir mantığı var kuşkusuz. Bu soruya biz de yanıt arıyoruz. AKP hükümeti neden KCK
operasyonlarını artırdı? Bulduğumuz yanıtlar şunlar:
TUTUKLANANLAR BARZANİ KARŞITIYDI
1..) Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı KCK iddianamesini 28 Mayıs 2009’da hazırladı, Abdullah Gül’ün “Kürt Açılımını” başlattığı günlerde… İlk operasyon ise tam yedi ay sonra, 24 Aralık 2009’da yapıldı.
Peki, yedi ay neden beklenmişti? 19 Ekim 2009’daki “Habur yol kazası” nedeniyle mi? Hükümet, anlaşmayı lehine uygulayarak, kamuoyu nezdinde kendini zora sokan PKK’nin tavrına ceza mı kesmişti?
24 Aralık 2009’daki bu ilk operasyon 11 ilde eşzamanlı yapılmış ve 17’si belediye başkanı olmak üzere 80’in üzerinde kişi gözaltına alınmıştı. Ancak dikkat çeken bir durum vardı: Tutuklananların çoğu, Barzani karşıtıydı!
İYİ NİYETİ YANITSIZ KALAN ERDOĞAN’IN KIZGINLIĞI
2..) Üst düzey bir AKP’linin bize söylediğine göre, bugün KCK operasyonlarının yeniden başlamasının nedeni, PKK’nin tavrı!
Risk almasına ve iyi niyet göstermesine rağmen, PKK’nin eylemlerden vazgeçmemesi, Erdoğan’ın tepesini attırmış!
OPERASYONLARI CEMAAT YAPIYOR
3..) Bir başka iddiaya göre, KCK operasyonlarının mimarı cemaat; üstelik cemaat bu operasyonları kritik zamanlarda ve AKP hükümetine rağmen yapıyor.
Operasyonların kritik zamanlarda olduğu kuşkusuz doğru ama hükümete rağmen olduğu iddiası biraz havada kalıyor.
Ancak KCK operasyonlarının bir hedefinin de, bölgede Gülen cemaatini güçlendirmek olduğu anlaşılıyor.
ASIL PAZARLIĞIN ÖN HAZIRLIĞI
4..) Bugünün KCK operasyonu ise çok daha özel bir anlam içeriyor bize göre.
Karşıt görüntülü AKP ve PKK’nin ABD’nin bölge politikaları nedeniyle, aslında birbirlerini bütünlediğini daha önce ortaya koymuştuk. Nitekim mevcut hedef, AKP ve PKK’nin “Yeni Anayasa” ortaklığıdır; daha doğrusu iktidarı paylaşmanın pazarlığıdır. Şimdi bu hedef için masaya oturacaklar.
Zaten bunun hazırlıkları da yapıldı, yapılıyor. Kamuoyu imal ediliyor, muhalefetin de desteğiyle “PKK’yle müzakere normaldir” görüşü topluma enjekte ediliyor.
AKP ve PKK ise masaya oturmadan önce elini kuvvetlendirmek için baskı oluşturuyor. PKK saldırılarını artırıp hükümeti sıkıştırıyor, AKP KCK operasyonu düzenleyip PKK’yi sıkıştırıyor.
Her iki taraf da, hamlelerinin “irade kırmak” üzerine olduğunu değerlendiriyor.
5..) AKP’nin PKK’yle bu kez açıktan masaya oturabilmesi için kamuoyunun desteğine, daha doğrusu itiraz etmemesine ihtiyacı var.
Başbakan Erdoğan’ın sonuçları önceki gün kamuoyuna yansıyan anketi de aslında, bu desteğin kontrolü içindi.
İtirazın oluşmaması için Erdoğan’ın bir parça “milliyetçi” sosa bulanmış sözlere ve de PKK ile mücadele ediyor görüntüsüne ihtiyacı var! Kandil’e hava operasyonu, KCK operasyonu ve hatta dün TBMM’de süresi uzatılan “sınır ötesi” tezkere de bu amaçla değerlendiriliyor.
İPLER ABD’DE…
AKP’nin KCK operasyonu da, PKK’nin saldırıları da, her iki kuvveti de kullanan ABD’nin işine geliyor. Daha doğrusu Washington,
işine geldiği için, iki kuvveti de böylesi bir sürece zorluyor.
Çünkü bu durum, toplumda “bıkkınlık” yaratıyor. Ve bu durumdan bıkmış bir milletin gözleri önünde ancak ülkesi bölünebilir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Ekim 2011
AKP, PARTİ DE DEĞİLMİŞ!
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 25/09/2011
Okurlar haklı olarak soruyorlar: Aynı anda İsrail’le, Yunanistan’la, Kıbrıs Rum Kesimi’yle, Suriye’yle, İran’la, Irak’la, Ermenistan’la hatta Azerbaycan’la sorunlu olmak akıl işi mi?
Kestirmeden söyleyelim: Akıldan ziyade çaresizliğin eseri! Ama AKP hükümetinden ziyade, ABD’nin çaresizliğinin eseri…
Çünkü AKP’nin dış politikası bağımsız değil ve Atlantik’e çıpalı.
Bağımsız olmadığı için de “NATO’nun Libya’da ne işi var” deyip, NATO’nun Libya’ya saldırısına Türkiye’yi karargâh yaparlar; Anders Fogh Rasmussen’e itiraz edip, sonra NATO Genel Sekreterliği’ni onaylarlar; Beşar Esad’a “kardeşim” deyip, sonra diktatör ilan ederler; İsrail’e diklenip, sonra İran’a karşı İsrail’e kalkan olurlar vs.
ABD ise üretmeyen ekonomisiyle, bölgede inisiyatifi kaybetmesiyle, dünya liderliğini sürdüremeyeceği gerçeğiyle ve en önemlisi
askeri başarısızlıkları nedeniyle çaresiz durumda!
SAVAŞA KİMİN İHTİYACI VAR?
Dolayısıyla ABD gibi projesinin eşbaşkanlığı da bu çaresizliği paylaşıyor. Çok değil daha üç ay önce yüzde 50 oy almış bir partinin,
şimdiden patlak lastikli kamyon görüntüsü vermesi başka nasıl açıklanır?
O yüzden Obama kadar Erdoğan’ın da savaşa ihtiyacı var; iktidarı için…
Hükümetin çaresizlikten kaynaklı savruk politikaları, üyelerinin sözlerine de yansıyor. Son 10 günde söylenilen şu sözlere bakınız:
HÜKÜMETİN PKK ÇARESİZLİĞİ
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, BM’de düzenlenen Terörizmle Uluslararası Mücadele Sempozyumu’nda yaptığı konumada Avrupa’ya şöyle seslendi: “PKK’nin faaliyetleri tolere edilmemeli.”
Avrupa, PKK ile görüştüğü ortaya çıkan AKP hükümetinin bu sözlerini acaba ne kadar ciddiye aldı!?
“PKK ile MİT değil hükümet görüştü” diyenlere yanıt vermeye çalışan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, “Başbakanlık Müsteşar yardımcısı sıfatıyla bu toplantıya katılıyor olması, onun (Hakan Fidan) Başbakanlıkla ilgili olduğunu göstermez” dedi.
Peki Arınç’ın Başbakan Yardımcısı olması, Başbakanlıkla ilgili olduğunu gösterir mi bu durumda?
GAF DEĞİL ZİHNİYET
AKP’li Burhan Kuzu BDP’nin Diyarbakır’da toplanmasını Kuvva-i Milliye’ye benzetti: “Osmanlı’dan kopup Ankara’ya gelen Atatürk ve arkadaşları Kuvva-i Milliye ruhunu oluşturmuşlardı. Sanki onun bir benzerini yapıyorlar gibi bir halleri var. Ama bu mantık ve bu yöntemle olayı çözemezler. Bir de onların Diyarbakır’da çok fazla kalacaklarına inanmıyorum. Ben öyle tahmin ediyorum ki 1 Ekim’de gelecekler.”
İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin ise vatandaşlarını “tane” hesabıyla sayıyor artık. Bakan Şahin, Ankara’daki patlama sonrası şöyle bilgilendiriyordu kamuoyunu: “3 adet maalesef vatandaşımızın patlamadan dolayı can kaybına maruz kaldığı bilgisi var.”
AKP’nin Genel Başkan Yardımcısı ve Adana milletvekili Ömer Çelik ise liderinin Suriye’yi iç mesele görmesiyle yetinmemiş olmalı ki şöyle tweet yazıyordu New York’tan: “Filistin, Doğu Türkistan, Kerkük, Bosna; bizim için Ankara, Istanbul, Adana, Erzurum, Diyabakır gibidir.”
AKP NEDİR?
Doğu Perinçek önceki gün yazdı ve AKP’nin aslında hükümet olmadığını ortaya koydu. Muhtemelen Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in sözleri Silivri zindanına ulaşmadı. Ulaşsaydı, AKP “parti de değilmiş” diyecekti kuşkusuz!
Çünkü Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e, AKP’nin İngiltere’de bulunan hangi partiye benzediği sorulduğunda evlere şenlik şu yanıtı veriyordu: “Muhafazakarız, liberaliz ve sosyalistiz.”
AKP’nin aslında “hiçbir şey” olduğu, bundan daha güzel özetlenemezdi herhalde!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Eylül 2011
ABD’NİN YENİ SURİYE PLANI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 19/09/2011
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un kendisine “yeni eşbaşkanlık” görevini vermesinden hemen sonra Mısır, Tunus ve Libya’yı ziyaret etti. Erdoğan her üç ülkede de Suriye yönetimini hedef aldı.
Erdoğan, Mısır’da, “Suriye’de alevi – sünni çatışmasından kaygı duyduğunu” söyledi, Tunus’ta “Esad’ın kaybedeceğini” dile getirdi, Libya’da “halk kazanacak” dedi!
Erdoğan’ın Suriye’de olmayan bir tehlikeden “kaygı duyduğunu” söylemesi, “öldürülenlerin sünni, öldürenlerin alevi” olduğunu iddia etmesi, şüphesiz bir kışkırtmadır. Ama aynı zamanda ABD’nin yeni planının da işaretidir.
Peki nedir bu plan ve hangi şartların sonucu ortaya çıkmıştır?
ABD NEDEN SALDIRAMADI?
Önce şunu saptayalım: ABD’nin Suriye’ye saldırı olasılığı ortadan kalkmamakla birlikte oldukça zayıfladı.
Çünkü:
1.) ABD’nn BM’den Suriye’ye karşı Libya’dakine benzer bir karar çıkartması mümkün görünmüyor. BM Güvenlik Konseyi’nin veto hakkına sahip daimi üyelerinden Çin ve Rusya, Suriye’ye değil yaptırım, kınama kararı bile çıkmasına izin vermeyeceklerini açıkladılar.
2.) Diğer BRIC üyeleri, Brezilya ve Hindistan da, Suriye’ye açık destek verdiler.
3.) İran, ön cephe olarak Kuzey Irak’ta inisiyatifi ele geçirdi.
4.) Borcu olmayan Suriye, kendi kendine yetebilen ekonomik yapısı nedeniyle, yaptırımlara karşı oldukça dayanıklı. Bu durum iç cepheyi sağlam tutuyor.
5.) Suriye muhalefeti, hem Antalya hem de İstanbul toplantılarında, tüm taahhütlere rağmen birleştirilemedi. Tersine, muhalefetin içinde yer alan kimi unsurlar, Beşar Esad yönetiminin başlattığı reform sürecinden yararlanıp, yasal parti kurdular.
6.) “Katliam var” diye sınıra yığılan ve Türkiye’de çadırkentlere yerleştirilen Suriyeliler, Esad’ın kucaklayan tavrı nedeniyle zaman içinde ülkelerine döndüler. Böylece, “katliamdan kaçanları” korumaya yönelik bir NATO operasyonunun gerekçesi oluşamadı.
SÜPERNATO PARMAĞI OLARAK ERDOĞAN
İşte ABD, Suriye’ye saldırabilmek için yeni bir gerekçe oluşturmanın hazırlığındadır. Erdoğan’ın “alevi – sünni çatışmasından kaygı duyduğunu” söylemesi, bu hazırlığın işaretidir.
Plan tipik bir NATO yöntemidir, SüperNATO uygulamasıdır:
Plana göre “öldürülen sünniler”, “öldüren alevilere” karşı kışkırtılacak, ayaklanacak, elinde silah bulunan aleviler sünnileri katledecek, sünniler kendilerini savunabilmek için silaha sarılacak ve gelişmeleri “iç meselesi” sayan komşusu, yaşanan katliama daha fazla seyirci kalamayıp, Suriye’ye müdahale edecek.
Suriye de normal şartlarda, kendisine müdahale eden komşusuna karşı duracaktır.
İşte ABD bu aşamada NATO’nun “birimize saldırı, hepimize saldırıdır” anlamına gelen 5. maddesini işleterek, Suriye’ye müdahale edecektir.
Malatya’daki AKP kalkanı da, bölgeye yayılacak savaş esnasında İsrail’i koruyacaktır!
SURİYE’NİN ABD İÇİN ANLAMI
Başta da söylediğimiz gibi Erdoğan bu planda, kendisine verilen yeni “eşbaşkanlık” görevi gereği rol almaktadır.
Clinton’un ilan ettiği bu eşbaşkanlık, ABD adına Büyük Ortadoğu’daki halk hareketlerine engel olacak, müdahale edecek, istikamet verecektir. Görevin tarifi böyledir.
Yeni eşbaşkanlık, ABD’nin kendi nüfuz alanlarındaki halk hareketlerini engelleyebilmek için, bölgede kendisine karşı olan ülkelerde “ayaklanma” çıkartabilmek ihtiyacı üzerine kuruldu. Çünkü Mısır’ı kaybetmemek, ancak Libya’ya saldırarak mümkündür!
ABD bölgeyi kaybetmemek için de Suriye’ye saldırmaya ihtiyaç duyuyor.
Yalnız ABD’nin ihtiyaçlarından ziyade, zorlukları belirleyici…. Bu nedenle, ilk plan gibi bu plan da işlemeyecek görünüyor.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Eylül 2011
ERDOĞAN ÖCALAN’LA YÜZDE 95 ÖRTÜŞÜYOR!
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 17/09/2011
AKP’nin mavi havuzdaki yandaşları ikiye ayrıldı: Bir bölümü, “görüşmeyi kim sızdırdı” diyerek içeriği perdelerken, bir bölümü de görüşmeyi normalleştirme peşinde. Yeşil havuzdan yandaşlar ise hâlâ olayın şokundalar ve konuya henüz giremediler!
Biz görüşmeyi kimin sızdırdığını araştırmayı ilgililerine bırakıyor ve görüşmenin içeriğine bakıyoruz.
ERDOĞAN-ÖCALAN PAZARLIĞI
Ve o içeriğin tam merkezinde tek bir gerçek duruyor: PKK-MİT görüşmesinin kayıtları bir kez daha gösterdi ki AKP, PKK ile uzun süredir müzakere yapmaktadır. Daha doğrusu Erdoğan ve Öcalan, temsilcileri aracılığıyla pazarlık yapmaktadırlar. (Bakınız: AKP’nin PKK ile 19 müzakeresi, www.mehmetaliguller.com, 2 Kasım 2010)
Çeşitli kesimler konuyu hafifletmeye hatta müzakereyi, pazarlığı meşru gibi sunmaya gayret etse de Başbakan Erdoğan felaketin farkındadır ve bu nedenle görüşmeyi yine devlete yıkmaya kalkmaktadır.
BÜROKRAT DEĞİL BAŞBAKAN’IN ÖZEL TEMSİLCİSİ
Erdoğan, Tunus’ta, sızan PKK-MİT görüşmesiyle ilgili sorulara verdiği yanıtta, “Hükümet olarak İmralı ile görüşmeyiz. Ama devlet üzerine düşeni yapar” diyebiliyor hâlâ…
Oysa MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın PKK’li muhataplarına söyledikleri ortada:
“(Başbakanlık) Müsteşar yardımcısıyım ama sayın Başbakanımızın özel temsilcisiyim. (…) Olayın teknik görünen bir çalışmadan öte daha siyasi içerikli, daha farklı bir boyuta taşınması ihtiyacı hasıl olunca sayın Başbakanımız bu konuda beni görevlendirdi. (…) Sayın Başbakan bu noktada caddi olduğunu, samimi olduğunu, siyasi riski de yüklenmeye hazır olduğunu birkaç defa söyledi. (…) Hükümetin çok ciddi niyeti var. Bu iyi niyeti Türkiye’deki reel şartların izin verdiği ölçüde hayata geçirmeye, realize etmeye çalışıyor. Bu noktada sayın Başbakan beni görevlendirdi.”
Kaldı ki, Erdoğan Tunus’ta gazetecilere “Emre Bey’i de (Eski MİT Müsteşarı), Hakan Bey’i de gönül rahatlığı içerisinde İmralı’ya gönderdik” demektedir. Gönderen hükümet giden devletse, görüşen devlet mi olur?
ERDOĞAN’LA ÖCALAN’IN VİZYON BENZERLİĞİ
Asıl vahimi, Başbakan’ın temsilcisinin PKK’li muhataplarına söylediği, Başbakan Erdoğan ile Öcalan’ın vizyonlarının yüzde 95 benzerlik taşıdığı şeklindeki saptamasıdır:
“Ben kendisine tüm çıplaklığıyla anlattım. İmralı’daki çözüm iradesini, olaya iyi niyetle yaklaşımı, sayın Öcalan’ın yıllar içerisindeki oluşturduğu düşünsel evrimi, ulaştığı sonuçları, ulaştığı sonuçların bölgeye yönelik vizyonunun yüzde doksan – doksan beş oranında, kendi çizdiği viyonla nasıl örtüştüğünü de anlattım.”
HÜKÜMETTE GÖREV BÖLÜŞÜMÜ
Görüşmenin aslında Erdoğan ile Öcalan arasında bir pazarlık anlamı taşıdığını, görüşmede bulunan MİT Müsteşar Yardımcıs A.G.’nin şu sözleri de ortaya koymuyor mu:
“Geldiğimiz noktada, önümüzde işte hazırlığını yapmakta olan bir hükümet ortaya neyi koyacağını, neyi yapıp, neyi yapamayacağını işte hukukçulara vermiş. Adalet Bakanlığı ayrı bir çalışma yürütüyor. Daha sonuç raporu çıkmamış. Bilmem ne bakanına bir görev vermiş, çalış bakalım, raporunu çıkart demiş…”
BOP DEVLETİ’NİN PAZARLIĞI
Peki Erdoğan ile Öcalan neyin pazarlığını yapıyorlar? Sadece silah bırakmayı mı, barajın düşürülmesini mi, Öcalan’ın özgürlüğünü mü, KCK davasının düşürülmesini mi, ana dilde eğitimi mi, özerkliği mi?
Tümünün toplamı olarak, yeni BOP devletini ve onun yeni anayasasını müzakere ediyorlar!
O BOP devletinin ismi “Türk-Kürt Federe Devleti”dir ve ikinci ile üçüncü İsrail’dir!
İşte bu devletin pazarlığı yapılmaktadır.
Ki hükümetin özel temsilcisi olarak Hakan Fidan, aslında Öcalan’ı meşru bir önderlik olarak kabul ettiklerini konuşmasında sık sık belirtmektedir!
Öcalan’ı meşru gören bir hükümetin ise aldığı yüzde 50 oya rağmen meşru olmadığı ortadadır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Eylül 2011
AKP – İSRAİL İLİŞKİSİNİN TARİHÇESİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Odatv Yazıları, Politika Yazıları on 14/09/2011
Mavi Marmara raporunun yayınlanması, rapora karşı Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun 5 maddelik bir B planı açıklaması, Başbakan Erdoğan’ın B ile yetinmeyip, “sırada C planı var” demesi, Erdoğan’ın Gazze’ye gidip gidemeyeceği tartışmaları ile yoğun bir İsrail gündemi yaşadık.
Durum yandaş basın tarafından “İsrail’le savaşın eşiğine gelindi” gibi sunuldu. Nitekim Erdoğan da, sonrasında “Mavi Marmara olayı aslında savaş nedeniydi” diye konuştu.
Peki gerçekte AKP İsrail ilişkileri ne durumda? İnceleyelim:
1.) AKP 3 Kasım seçimleri öncesinde 16 Temmuz 2002’de ABD’de Yahudi Ulusal Güvenlik Enstitüsü JINSA’da temaslarda bulunarak iktidar vizesi desteği aradı ve aldı.
2.) Recep Tayyip Erdoğan Ocak 2004’teki ABD ziyareti sırasında Amerikan Yahudi Komitesi’nden “cesaret madalyası” aldı. Resmi ismi “Davut Boynuzu” olan bu madalya, dünyada ilk kez Yahudi olmayan bir isme, dahası bir Müslüman’a verildi!
AKP: FİLİSTİN TERÖR, İSRAİL ŞİDDET UYGULUYOR
3.) 30 Ağustos 2004 tarihinde AKP’li Ömer Çelik, Egemen Bağış ve Mevlüt Çavuşoğlu kapsamlı görüşmeler yapmak üzere 3 günlüğüne İsrail’e gitti. Havaalanında gazetecilerin sorularını yanıtlayan heyet, “ziyaretlerinin, ilişkileri daha da pekiştirmek için büyük önem taşıdığını” belirtti. Ömer Çelik ve Egemen Bağış bu ziyaretten önce, ABD’ye gidip Yahudi kurumlarıyla özel temaslarda bulunmuştu.
Yeri gelmişken anımsatalım: Ömer Çelik, İsrail’e bu ziyaretinin iki ay öncesinde TBMM’de konuşmuş ve “Filistinlilerin yaptığını terör, İsrail’in yaptığını ise şiddet” olarak nitelendirmişti.
4.) AKP hükümeti, İsrail ile 15 Temmuz 2004’de Ankara’da bir mutabakat zaptı imzalayarak, Serbest Ticaret Anlaşması kapsamında “temel ve işlenmiş tarım ürünleri ticaretindeki tavizlerin karşılıklı genişletilmesini müzakere etme konusunda” anlaştı. Böylece AKP, İsrail’e Türk tarımını çökertme olanağı sundu!
Tarım Bakanı Mehd Eker ise sanki anlaşmayı başka bir parti yapmış gibi sesleniyor bugün Türk çiftçisine; İsrail tohumu almayın diye..
ANKARA’DA SİYONİZM ANMASI!
5.) AKP, tarihte ilk kez Türkiye Cumhuriyeti’nin başkentinde, İsrail’e, siyonizmin kurucusu Theodor Herz’i anma izni verdi. 6 Aralık 2004 günü İsrail’in Ankara Büyükelçiliği, Ankara’da, Milli Kütüphane Konferans Salonu’nda siyonizmi andı!
İNTERNET GÜVENLİĞİMİZ İSRAİL’E EMANET
6.) Dönemin AKP’li Enerji Bakanı Hilmi Güler, İsrail Ulusal Altyapı Bakanı Binyamin Ben-Elizer ile boru anlaşması imzaladı. Türkiye’den İsrail’e uzanacak boru hattından petrol, doğalgaz, elektrik, su ve fiberoptik geçmesi planlandı.
7.) Fiberoptik demişken… İsrail’le sözde krizin zirve yaptığı 2010 Haziran’ında ortaya çıktı ki, pek çok devlet kurumunun internet güvenliğini de İsrail sağlıyor! Bu görevi yürüten İsrailli Check Point firmasının, 2006 yılında “stratejik ortağı” ABD’den benzeri bir iş almak istediğinde bizzat ABD Başkanı Bush tarafından “güvenlik” nedeniyle veto edildiğini de anımsatalım!
AKP’NİN İSRAİL’LE 17 PROJESİ
8.) Erdoğan, şimdi peşine düştüğü Heron’larla ilgili anlaşmayı, 1 Mayıs 2005 tarihli İsrail ziyareti sırasında bizzat kendi imzaladı. Ziyarette 200 milyon dolarlık bu anlaşmayla yetinilmedi, M60 tanklarının modernizasyonu için yeni protokol ve 17 ayrı askeri proje görüşmesi yapıldı!
9.) Erdoğan, Hamas’a taraf olup, El Fetih karşıtlığı sergiledi. Öyle ki Erdoğan, bir konuşmasında Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ı diplomatik sıkıntıya düşürdü: “İsrail’in en yetkili ağzı, Filistin lideri Mahmut Abbas’ın tutuklu Hamas milletvekillerinin serbest bırakılmasını istemediğini söyledi”.
ERDOĞAN: ARAFAT BARIŞIN ÖNÜNDE ENGEL
10.) Dahası Erdoğan, geçmişte açıkça İsrail’i savunup, Arafat’ı da suçlamıştı. ABD’de İsrail’in eski Başbakanı Ehud Barak, ABD Kongre üyesi Jane Harmon ve şarkiyatçı Prof. Bernard Lewis ile 13 Haziran 2004’te bir panele katılan Erdoğan şöyle söylemişti: “Ben Barak’ın başlatmış olduğu barış sürecine katılıyorum. Ancak Sayın Barak’ın başlattığı süreç devam etmedi. Sayın Arafat büyük bir fırsatı tepmiştir. Eğer o zaman oturulan masadan kalkılmasaydı isabetli olurdu. Şu anki sıkıntı budur. 80 yaşına merdiven dayamış olan bir Arafat barışın önünde bir engel olamaz. Bu işi halklar arasında çözebiliriz”.
AKP’nin İsrail ilişkilerine yarın da devam edeceğiz.
İSRAİL’İN OECD ÜYELİĞİNE İZİN
11.) AKP hükümeti, Mavi Marmara’ya saldırıdan iki hafta önce, Tel Aviv’in gemiye müdahale edeceğini söylediği günlerde, İsrail’in OECD’ye üye olmasına izin verdi!
12.) AKP, Mavi Marmara saldırırından sonra TBMM’nin yayımlayacağı deklarasyonda “TBMM, Türk hükümetinden İsrail’le siyasi, askeri ve ekonomik ilişkileri gözden geçirmesini bekliyor” ifadesine itiraz etti. Dönemin AKP Grup Başkanvekili Suat Kılıç metne bu haliyle imza atamayacaklarını belirtti. Metinden ifade çıkartılmadı. Fakat muhalefetin ısrarı nedeniyle AKP öğleden sonra gerçekleşen oturumda metne imza atmayı kabul etti.
13.) Davos’ta sözde “one-minute” krizi yaşanırken, TBMM’de Türkiye-İsrail Dostluk Grubu üyesi 361, Türkiye-Filistin Dostluk Grubu iyesi ise sadece 60 milletvekili bulunuyordu!
14.) Erdoğan, Suriye sınırındaki mayınlı arazilerin 49 yıllığına İsrail’li şirkete verilmesine itiraz edenleri “Yahudi düşmanlığı” yapmakla suçladı.
15.) Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, 13 Şubat 2009 tarihinde, okullarda İsrail mallarının boykot edilmemesi için genelge yayımladı!
ORTAK “YAHUDİ URFA PROJESİ”
16.) Urfa’daki “mayınlı arazilerin” İsrail’e peşkeş çekilmesinin tartışıldığı günlerde, 26 Mayıs 2009’da, İsrail’in Ankara Büyükelçisi Gaby Levy “Yahudi Urfa Projesi” olarak bilinen “dinler buluşması” kapsamında Urfa’yı ziyaret etti. Levy “Urfa ile Harran bizim için çok önemli, her Yahudi için atalarımızın, dedelerimizin geldiği bu topraklara gelmek çok önemli” dedi.
İsrail’in bölgeye ilgisi konusunda, bir başka önemli açıklama da 1 Aralık 2004 tarihinde, o dönemin İsrail Büyükelçisi Pinhas Avivi’den gelmişti. “İsrail’lilerin Güneydoğu’dan toprak alımlarını” yalanlayan Avivi şu ilginç cümleyi dile getirmişti: “Buradan arazi satın alınmadı, ancak bazı ortak projelere destek veriyorlar. Türkiye’yle tecrübelerini paylaşıyorlar”.
KONYA OVASI’NDA İSRAİL’E ARAZİ
17.) İsrail sadece Güneydoğu’dan değil, “Anadolu Kartalı Tatbikatı Krizi” ile daha sonra gündeme gelen Konya’dan da 2004 yılının sonunda 40 bin dönüm arazi aldı. AKP’nin “Tarımsal İşbirliği ve Kalkınma Projesi” ile önünü açtığı bu satış işlemi ile verilen topraklar, ABD ve İsrail’in eğitim için kullandığı hava üssünün hemen yanında bulunuyor.
AKP ile İsrail arasındaki bu alım-satım işleri oldukça ilginçti. Bakın dönemin Tarım Bakanı Sami Güçlü, Konya’daki bu satıştan birkaç ay önce Şanlıurfa Ceylanpınar’ı isteyen İsraillilere şu yanıtı verdiğini açıklıyordu: “Dedim ki, GAP’la ilgili düşünceleriniz, Türk kamuoyunda bir kısım kanaatlerin oluşmasına neden oluyor. Bu nedenle başlangıç faaliyetlerimizi İç Anadolu’ya kaydırarak, sulama teknolojisini Türk kamuoyuna sunalım. Bu sayede, kamuoyunda oluşan çekingen hava kırılabilir.”
AKP’DEN İSRAİL’E TOPRAK ALIMI İÇİN YASA KIYAĞI
18.) İsrail’in toprak alımlarına kolaylık getiren yasanın da, 19 Temmuz 2003 tarihinde, AKP tarafından yürürlüğe konulan 4916 sayılı yasa olduğunu belirtelim. AKP İsrail’in toprak alımlarını kolaylaştırmakla kalmıyor, karşı çıkanlara da tepki gösteriyordu. Örneğin AKP Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Atilla Maraş, İsraillilerin GAP bölgesinde toprak satın almasına itiraz edenlere şöyle sesleniyordu: “Bizim insanımız da Avrupa ülkelerinde mülk alıyor. Ancak yabancılar bizden toprak satın aldıklarında kıyameti koparıyorlar. Bunu doğal karşılamak lazım. Global baktığımız zaman bunun bir sakıncası yok.”
İSRAİL’E SURİYE SALDIRISI İÇİN HAVA SAHASI İZNİ
19.) İsrail, 6 Eylül 2007 tarihinde Suriye’nin gizli nükleer reaktörünü vurduğunda Türkiye hava sahasını kullandı.
20.) İsrail Lübnan’a saldırdığında ama 28 gün sonra Hizbullah’a yenilip geri çekilmek zorunda kaldığında, bölgeye AKP emriyle Türk askeri gönderildi.
AKP MİLLETİN GAZINI ALIYORMUŞ
21.) AKP sözcüsü Hüseyin Çelik, 14 Haziran 2010 tarihli Milliyet gazetesinde, Devrim Sevimay’ın “İsrail’le kriz” sorusuna çok çarpıcı bir yanıt verdi:
“Çelik: Türkiye’de antisemitizmin bir geçmişi var. Fakat bizimle birlikte antisemitizm falan yok. Aksine bakın Sayın Başbakan’ın bu çıkışları olmasa Türkiye’de antisemitizm daha çok artar.
“Milliyet: Yani bir anlamda şişede biriken gaz mı kaçırılmış oluyor bu sayede?
Çelik: Elbette, halk şöyle düşünüyor, ‘Verilmesi gereken tepkiyi benim devletim veriyor zaten.’
Milliyet: Ve sakinleşiyor, öyle mi?
Çelik: Ve sakinleşiyor, çünkü ‘Benim adıma Tayyip Erdoğan konuşuyor’ diyor.”
Mehmet Ali Güller
Odatv.com
14 Eylül 2011
AKP – İSRAİL İLİŞKİSİNİN KISA TARİHÇESİ – 2
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 12/09/2011
AKP’nin İsrail’le ilişkilerini özetlemeyi bugün de sürdürüyoruz:
11.) AKP hükümeti, Mavi Marmara’ya saldırıdan iki hafta önce, Tel Aviv’in gemiye müdahale edeceğini söylediği günlerde, İsrail’in OECD’ye üye olmasına izin verdi!
12.) AKP, Mavi Marmara saldırırından sonra TBMM’nin yayımlayacağı deklarasyonda “TBMM, Türk hükümetinden İsrail’le siyasi, askeri ve ekonomik ilişkileri gözden geçirmesini bekliyor” ifadesine itiraz etti. Dönemin AKP Grup Başkanvekili Suat Kılıç metne bu haliyle imza atamayacaklarını belirtti. Metinden ifade çıkartılmadı. Fakat muhalefetin ısrarı nedeniyle AKP öğleden sonra gerçekleşen oturumda metne imza atmayı kabul etti.
13.) Davos’ta sözde “one-minute” krizi yaşanırken, TBMM’de Türkiye-İsrail Dostluk Grubu üyesi 361, Türkiye-Filistin Dostluk Grubu iyesi ise sadece 60 milletvekili bulunuyordu!
14.) Erdoğan, Suriye sınırındaki mayınlı arazilerin 49 yıllığına İsrail’li şirkete verilmesine itiraz edenleri “Yahudi düşmanlığı” yapmakla suçladı.
15.) Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, 13 Şubat 2009 tarihinde, okullarda İsrail mallarının boykot edilmemesi için genelge yayımladı!
ORTAK “YAHUDİ URFA PROJESİ”
16.) Urfa’daki “mayınlı arazilerin” İsrail’e peşkeş çekilmesinin tartışıldığı günlerde, 26 Mayıs 2009’da, İsrail’in Ankara Büyükelçisi Gaby Levy “Yahudi Urfa Projesi” olarak bilinen “dinler buluşması” kapsamında Urfa’yı ziyaret etti. Levy “Urfa ile Harran bizim için çok önemli, her Yahudi için atalarımızın, dedelerimizin geldiği bu topraklara gelmek çok önemli” dedi.
İsrail’in bölgeye ilgisi konusunda, bir başka önemli açıklama da 1 Aralık 2004 tarihinde, o dönemin İsrail Büyükelçisi Pinhas Avivi’den gelmişti. “İsrail’lilerin Güneydoğu’dan toprak alımlarını” yalanlayan Avivi şu ilginç cümleyi dile getirmişti: “Buradan arazi satın alınmadı, ancak bazı ortak projelere destek veriyorlar. Türkiye’yle tecrübelerini paylaşıyorlar”.
KONYA OVASI’NDA İSRAİL’E ARAZİ
17.) İsrail sadece Güneydoğu’dan değil, “Anadolu Kartalı Tatbikatı Krizi” ile daha sonra gündeme gelen Konya’dan da 2004 yılının sonunda 40 bin dönüm arazi aldı. AKP’nin “Tarımsal İşbirliği ve Kalkınma Projesi” ile önünü açtığı bu satış işlemi ile verilen topraklar, ABD ve İsrail’in eğitim için kullandığı hava üssünün hemen yanında bulunuyor.
AKP ile İsrail arasındaki bu alım-satım işleri oldukça ilginçti. Bakın dönemin Tarım Bakanı Sami Güçlü, Konya’daki bu satıştan birkaç ay önce Şanlıurfa Ceylanpınar’ı isteyen İsraillilere şu yanıtı verdiğini açıklıyordu: “Dedim ki, GAP’la ilgili düşünceleriniz, Türk kamuoyunda bir kısım kanaatlerin oluşmasına neden oluyor. Bu nedenle başlangıç faaliyetlerimizi İç Anadolu’ya kaydırarak, sulama teknolojisini Türk kamuoyuna sunalım. Bu sayede, kamuoyunda oluşan çekingen hava kırılabilir.”
AKP’DEN İSRAİL’E TOPRAK ALIMI İÇİN YASA KIYAĞI
18.) İsrail’in toprak alımlarına kolaylık getiren yasanın da, 19 Temmuz 2003 tarihinde, AKP tarafından yürürlüğe konulan 4916 sayılı yasa olduğunu belirtelim. AKP İsrail’in toprak alımlarını kolaylaştırmakla kalmıyor, karşı çıkanlara da tepki gösteriyordu. Örneğin AKP Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Atilla Maraş, İsraillilerin GAP bölgesinde toprak satın almasına itiraz edenlere şöyle sesleniyordu: “Bizim insanımız da Avrupa ülkelerinde mülk alıyor. Ancak yabancılar bizden toprak satın aldıklarında kıyameti koparıyorlar. Bunu doğal karşılamak lazım. Global baktığımız zaman bunun bir sakıncası yok.”
İSRAİL’E SURİYE SALDIRISI İÇİN HAVA SAHASI İZNİ
19.) İsrail, 6 Eylül 2007 tarihinde Suriye’nin gizli nükleer reaktörünü vurduğunda Türkiye hava sahasını kullandı.
20.) İsrail Lübnan’a saldırdığında ama 28 gün sonra Hizbullah’a yenilip geri çekilmek zorunda kaldığında, bölgeye AKP emriyle Türk askeri gönderildi.
AKP MİLLETİN GAZINI ALIYORMUŞ
21.) AKP sözcüsü Hüseyin Çelik, 14 Haziran 2010 tarihli Milliyet gazetesinde, Devrim Sevimay’ın “İsrail’le kriz” sorusuna çok çarpıcı bir yanıt verdi:
“Çelik: Türkiye’de antisemitizmin bir geçmişi var. Fakat bizimle birlikte antisemitizm falan yok. Aksine bakın Sayın Başbakan’ın bu çıkışları olmasa Türkiye’de antisemitizm daha çok artar.
“Milliyet: Yani bir anlamda şişede biriken gaz mı kaçırılmış oluyor bu sayede?
Çelik: Elbette, halk şöyle düşünüyor, ‘Verilmesi gereken tepkiyi benim devletim veriyor zaten.’
Milliyet: Ve sakinleşiyor, öyle mi?
Çelik: Ve sakinleşiyor, çünkü ‘Benim adıma Tayyip Erdoğan konuşuyor’ diyor.”
Bakalım Erdoğan, “gazalmak” adına Gazze’ye sefere de çıkabilecek mi?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Eylül 2011
FÜZE KALKANI YALANLARI 2: AKP İSRAİL’E KALKAN!
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 06/09/2011
Dün, füze kalkanında “komuta bizde olacak” ve “İran hedef değil” yalanlarını incelemeştik. Bugün de “İsrail’in kalkandan yararlanmayacağı” yalanına göz atacağız.
Öncelikle belirtelim ki, ABD’nin “radarı Çek Cumhuriyeti’ne, füzeleri de Polonya’ya yerleştirme” projesinden vazgeçmesinin tek nedeni Rusya’nın tepkisi değildi. Bu karar değişikliğinde Rusya’nın tepkisi kadar, ABD’nin projeyi NATO üzerinden yürüterek, Irak’ta bozulan transatlantik ortaklıkları onarma niyeti ve İran’ın gelişen bölgesel ağırlığının etkisi vardı.
ABD’nin ‘güneydoğu’ sopası!
Nitekim 18 Eylül 2009 tarihli Wikileaks belgesinde de görüleceği gibi değişiklik bizzat Pentagon’dan kaynaklanmaktadır. Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, büyükelçilere gönderdiği notta bu değişikliği belirtmektedir: “Başkan, Savunma Bakanı Gates ve Genelkurmay Başkanlığı’nın, (…) İran’dan yönelebilecek tehditlere karşı iyileştirilmiş bir füze savunma sistemi kurulması yönündeki ortak tavsiyesini kabul etmiş bulunuyor.”
Bu değişiklik nedeniyle Türkiye’ye baskı yapıldığı da yine Wikileaks belgelerinde yer alıyor: ABD Savunma Bakanı Robert Gates’in Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül’e “füze savunma sisteminin radarlarını Türkiye’ye konuşlandıracağız, aksi takdirde Türkiye’nin doğusunu bu savunma kalkanının dışında bırakırız” şeklindeki tehdidi Washington’un niyetleri açısından iyi okunmalıdır.
İran füzelerinin menzili
Dün de kısmen belirttiğimiz gibi NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen’den başlayarak pek çok yetkilinin resmi açıklamasında ve Madeleine Albright başkanlığındaki 12 kişilik heyetin, Lizbon Zirvesi için hazırladığı resmi NATO dökümanında görüleceği üzere kalkan, İran’dan gelecek tehdide yöneliktir.
Peki İran’ın balistik füzeleri hangi NATO ülkelerini hedef alabilir? NATO ülkesi diyoruz, çünkü NATO kalkanı teknik olarak sadece NATO ülkelerini korumalı?!
İran’ın balistik füzelerinin menziii 2500 km. Bu durumda, İran’ın balistik füzelerine maruz kalabilecek hangi NATO ülkeleri var? Bu menzilde sadece Türkiye var. Bir de bölgedeki ABD üsleri. Peki İran Türkiye’ye tehdit mi? Elbette değil. Tersine iki ülke ortak tehdide karşı müttefikliğe zorunlu!
Peki bu durumda NATO’nun füze kalkanı kimi koruyacak? Elbette İsrail’i! Daha doğrusu ABD’nin bu bölgedeki çıkarlarını; hem İsrail’i, hem de Kuzey Irak’ı…
İşte ABD’nin bir NATO projesi olarak sunduğu “füze savunma sisteminin”, “savunma” ayağı budur.
Ve işte bu nedenle de AKP, tüm anti-İsrail görüntüsüne rağmen, İsrail’in bölgedeki en önemli müttefiki durumundadır. AKP’yi buna mecbur eden de ABD ile imzaladığı sözleşmelerdir!
Kaldı ki, AKP’nin sadece kalkan kararı değil, diğer bölge siyasetleri de İsrail’e savunma oluşturuyor: AKP’nin Suriye politikası, en çok hangi ülkeyi memnun etti? Suriye’nin bölgedeki düşmanı kim? Türkiye – Suriye karşıtlığı hangi ülkenin bölgesel çıkarlarına uygun? İsrail!
Savunma değil, Saldırı kalkanı
ABD’nin İsrail’i ve Kuzey Irak’ı korumasına, kalkanın “savunma” ayağı demiştik. Kalkanın bir de “saldırı” ayağı var elbette, ki bu da işin esası. Kalkanın “saldırı” ayağının hedefi, Türkiye ile İran’ı karşı karşıya getirmektir.
Şöyle de söyleyebiliriz: Kalkan, İran saldıracağı için değil, İran’a saldırabilmek için kurulmaktadır. ABD’nin -İsrail’in güvenliğini alarak- İran’a saldırabilmesi için de Türkiye’nin cepheye sürülmesi gerekmektedir.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Eylül 2011
AKP, NEDEN İSRAİL’E ÖZÜR DİLETEMEDİ?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 04/09/2011
Birleşmiş Milletler’in (BM) New York Times’a sızan Mavi Marmara raporu, AKP hükümetinin dış politika başarısızlıklarına bir yenisini daha ekledi.
Ancak Türkiye ve bölge açısından daha önemli olanı, raporun yayınlanmasının, ABD’nin Suriye’ye olası saldırısının ufukta görünmediği anlamına geliyor olabileceği!
Nasıl mı? Açıklayacağız ama önce rapora dair birkaç önemli not aktaralım:
Rapor, AKP’yi tedbir almamakla suçluyor
Rapor, AKP hükümetinin özür ve Gazze ablukasının kaldırılması beklentisini karşılamadığı gibi, hem ablukanın meşruluğuna ve yasallığına vurgu yaptı, hem de AKP hükümetini gerekli tedbirleri almamakla suçladı!
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, rapora tepkisini masaya 5 yaptırım sürerek gösterdi:
1-Diplomatik ilişkiler ikinci kâtip düzeyine inecek. 2-Askeri anlaşmalar askıya alınacak. 3-Doğu Akdeniz’de seyrisefer serbestisi için gerekli önlemler alınacak. 4-İsrail’in Gazze ablukası Uluslararası Adalet Divanı’na taşınacak. 5-Hükümet, mağdurların hak arama girişimlerine destek verecek.
Davutoğlu’nun ardından basının karşısına çıkan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de, “Şu anda alınan tedbirler ilk aşamadır. Olayların seyrine, İsrail’in davranışlarına göre başka tedbirler de söz konusu olabilir” dedi. Gül ayrıca, Özdem Sanberk’in de içinde yer aldığı dört kişilik komisyon tarafından hazırlanan BM raporunu “yok hükmünde” saydı.
AKP’nin kararlılığı anlaşılmamış!
Ancak Gül’ün açıklamasında asıl dikkatimizi çeken “Kararlılığımızın anlaşılmadığını görüyorum” sözleri ile “bu tedbirlerin daha erken alınacağını, ancak müttefik ülkelerin iyi niyetli gayretlerine fırsat vermek için bugüne kadar beklediklerini” söylemesiydi.
AKP’nin dış politika başarısızlığını da ortaya koyan bu iki cümle, şu verilerle yan yana gelince daha da anlamlı oluyor.
Rapor aslında Mayıs ayında tamamlandı, ancak tarafların talebi üzerine 6 aylığına ertelendi. Geçen hafta içinde AKP hükümeti raporun yayımlanmasını istedi, İsrail reddetti. Birkaç gün sonra ise bu kez İsrail raporun yayımlanmasını istedi, AKP hükümeti reddetti. Bunun üzerine İsrail, raporu ABD’nin New York Times gazetesine sızdırdı.
AKP böylece, aleyhine olan raporu engelleyememiş oldu.
Gece yarısı hamlesi
Ancak daha vahimi, AKP’nin Washington’dan çare umarak, rapor yayınlanmadan önceki gece yarısı yaptığı sözde hamleydi: Dışişleri Bakanlığı yazılı bir açıklamayla, Türkiye’nin NATO füze savunma sisteminde yer alacağını ilan etti.
Davutoğlu, bu hamleyle ABD’nin devreye girip raporu engelleyeceğini umdu! Oysa Washington, hiçbir şey vermeden, füze kalkanına “imzayı” almış oldu!
AKP hükümeti, bu hamlesinin “ağırlığını” şu sözlerle medyaya sızdırdı: “Türkiye, İsrail’i ABD aracılığıyla sıkıştırmak için elindeki diğer dış politika kozlarını oynuyor.”
Oysa bir kuvvetin başka bir kuvvete karşı elindeki kozu oynayabilmesi için öncelikle o kuvvetten “bağımsız” olması, “hizmet sözleşmesi” imzalamamış olması gerekiyordu!
Suriye’ye saldırı ufukta yok
Koz kullanma durumu olmayan AKP’nin tek yapabileceği, bazı avantajlardan yararlanabilmesiydi: Suriye konusunda Washington’un tek seçeneği olduğunu bilen AKP hükümeti, bu durumu İsrail’e karşı kullanmak istedi. İsrail’in dileyeceği “özür”, AKP için hem iç kamuoyu açısından hem de Ortadoğu’daki misyonlar açısından önemliydi. AKP’nin Libya ve Suriye nedeniyle Arap dünyasında bozulan imajını düzeltmeye acil ihtiyacı vardı!
Washington bu nedenle İsrail’e uzun süre “özür” baskısı uyguladı. Hatta işi “ya özür ya Filistin” dayatmasına kadar götürdü. Ancak geçen hafta bir durum değişikliği yaşandı ve Washington “özür” baskısını hafifletti!
“Özür” dileyeceği İsrail basınında da yer alan İsrail hükümeti, baskının hafiflemesinden yararlanıp, Washington’a “özür” dilemeyeceğini bildirdi. Dahası, içeriğini uygun bulduğu BM raporunu da basına sızdırıp, büyük bir yükten kurtuldu!
Böylece, AKP hükümeti de İsrail’e özür diletememiş oldu!
Peki ABD, İsrail’e “özür” baskısını geçen hafta neden hafifletti? Bu yeni durum, acaba ABD’nin Suriye’ye saldırmanın “siyasi ve askeri” maliyetlerini üstlenemeyecek olmasından mı kaynaklanıyordu?
Gelişmeler buna işaret ediyor.
Filistin devleti faktörü
ABD’nin tutum değişikliğinin bir diğer nedeni de, Filistin devletinin, 20 Eylül’de BM’ye tam üyelik talebini sunacak olmasıdır. Amerikan basınında ABD’nin çekimser oy kullanacağı haberleri çıkıyor. Eğer Washington gerçekten çekimser oy verecekse, şimdi Tel Aviv’i bir badireden kurtararak, 20 gün sonrasının borcunu ödüyor…
Tüm bu gelişmelerden en çok etkilenen ve kaybeden ise maalesef Türkiye!
Gazze de kaybetti
Bir diğer kaybeden ise Gazze! Çünkü İsrail’in Mısır’la birlikte 2007 yılında uygulamaya başladığı Gazze ablukası, bu raporla, BM nezdinde “yasallık” kazandı!
Böylece AKP, Mübarek devrildikten sonra Refah sınır kapısını açarak ablukayı aralayan Mısır’a, Gazze konusundaki iddiasını da kaptırmış oldu.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi / s.9
4 Eylül 2011