Posts Tagged Bahçeli
KÜRDİSTAN TÜRKİYE’Yİ BÖLER
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 12/12/2012
ABD Ulusal İstihbarat Konseyi’nin hazırladığı “Küresel Trendler 2030” raporu, senaryoları değil saptamaları ve Washington’un planlarını içeriyor. Bu nedenle raporda yer alan “Kürdistan’ın yükselişi nedeniyle önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin bölünme riski var” ifadesi bir müttefik uyarısı değil, ABD’nin stratejik hedefidir!
Nitekim bu hedef yeni de değildir; ABD çeşitli dönemlerde ama en çok da AKP iktidarı süresince bu hedefi gerçekleştirmek üzere somut adımlar atmıştır. Bu planın Türkiye’ye hangi süreçlerde dayatıldığını anımsamak, hem belirlenen stratejiyi daha iyi kavramımızı sağlar hem de mücadelenin hangi cephede sürmesi gerektiğini ortaya koyar. İnceleyelim:
ABD PLANI İLK 1965’TE GETİRDİ
ABD Kürdistan’ın kurulması ve Türkiye ile federal bir çatı altında birleştirilmesi şeklindeki tarihi projesini Ankara’nın önüne ilk olarak 1965 yılında getirdi.
Emekli Amiral Vedii Bilget’in, 24 Şubat 1987 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımlanan yazısına göre ABD, 1965 yılında Türkiye’ye bağlanacak bir “Federe Kürt Cumhuriyeti” için dönemin başbakanı Süleyman Demirel’in ağzını aramıştı. Bilget’e göre “Federe Kürt Cumhuriyeti”, Türkiye, Irak ve İran Kürtlerini kapsayacak ve Türkiye ile federal bir çatı altında bileştirilecekti.
Yine dönemim Senato Üyesi Sadi Koçaş, anılarında, “ABD’nin AP’yi ve Demirel’i 1965’te iktidara getirdiğinde, ‘Irak-İran ve Türkiye Kürtlerini Federe bir Cumhuriyet haline getirelim, bunu Türkiye’ye bağlayalım’ isteğinde bulunduğunu,” belirtiyordu. (Sadi Koçaş, Atatürk’ten 12 Mart’a Anılar, 4. Cilt)
PENTAGON’UN KÜRT SENARYOSU
ABD, bu projeyi bir kez 12 Mart’tan sonra 1974’te ve bir kez de 12 Eylül sürecinde 1986’da Türkiye’nin önüne getirdi.
7 Kasım 1986 günü Ankara’ya gelen Pentagon’un iki numarası, Savunma Bakan Yardımcısı William Taft çantasında “Pentagon’un Kürt Senaryosu”nu getirmişti. Evren ve Özal ikilisinin kabul ettiği planı, dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Üruğ reddetmişti.
ABD’nin Irak’a saldırısından hemen önce, 13 Ocak 1991 tarihinde dönemin ABD Dışişleri Bakanı James Baker planın güncellenmiş halini yine Ankara’ya getirdi. Yüzyıl Dergisi’nin 10 Şubat 1991 tarihli “ABD’nin Üç İsrail Planı” başlıklı kapağıyla kamuoyuna duyurduğu plana göre ABD, Körfez Savaşı’ndaki desteği karşılığında Türkiye’ye “Kürdistan’ın hamiliğini” verecekti!
Plan, Çekiç Güç’ün 17 Nisan 1991 tarihli Huzur Operasyonu ile işleme sokuldu. 36. Paralel ile Irak’ın kuzeyini uçuşa yasak ilan eden Çekiç Güç, Bağdat’tan kopardığı bu bölgede Kürdistan’ın temelini attı.
1996 yılında Türkiye plana müdahale sürecini başlattı; süreç 1998’e kadar bölge lehine işledi.
ÖCALAN’IN TÜRKİYE’YE TESLİMİ
ABD, 1999 yılında yeni bir Kürt Planı’nı devreye soktu. Pentagon tarafından Alan Makovsky başkanlığındaki bir ekibe hazırlatılan plan, dönemin ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright’ın onayı ve ABD Başkanı Bill Clinton’un parafıyla yürürlüğe girdi.
Planın esasını, Irak’ın kuzeyinde beş aşamada kurulacak bağımsız Kürt devleti ile Türkiye’de bir Kürt federe devleti oluşturulması ve bu iki yapının daha sonra birleştirilmesi oluşturuyordu.
Öcalan ülke ülke dolaştırılırken, 25 Ocak 1999’da ABD’den gelen bir heyet, “Türkiye himayesinde Kürdistan” planını Ankara’ya dayattı. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Yakındoğu Dairesi Başkan Yardımcısı Elizabeth Jones, ABD’nin Kuzey Irak Koordinatörü Francis Ricciardone ve Pentagon yetkililerinin bulunduğu heyet, 12 maddelik planı Ankara’ya kabul ettirdi!
‘CASUS BELLİ’YE ERGENEKON TERTİBİ
ABD 2 yıl süren hazırlığını, Haziran 2001’de Kürdistan’ı resmen ilan ederek taçlandırmak istedi.
Ancak Türk devleti ön aldı ve Mayıs’ta “Kürt devletini casus belli (savaş nedeni) saydığını” ilan etti. Türk Ordusu, sonraki aylarda, ABD müdahalesinden önce Irak’ın kuzeyine girme planı hazırladı.
2001 mali krizi, Ecevit Hükümeti’nin düşürülmeye çalışılması ve ABD’nin Türk Ordusu’na Ergenekon tertibi işte bu süreçte başladı.
Bahçeli destekli 3 Kasım 2002 seçimleri ve sandıktan AKP’yi çıkarma(!) hamlesiyle başlayan Atlantik süreci ise geride kalan tahribatlarla ve “açılımlarla” dolu 10 yılı yarattı.
Artık hamle sırası Türkiye’de…
Not: Bu konudaki ayrıntıları Kaynak Yayınları’ndan çıkan “Büyük Kürdistan” isimli kitabımdan okuyabilirsiniz…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Aralık 2012
OSLO’DAN ANKARA MUTABAKATINA
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 08/06/2012
Erdoğan ile Öcalan arasındaki Oslo mutabakatı, Kılıçdaroğlu’yla üçlü mutabakata dönüştürülmüştü. Şimdi sırada mutabakatı Bahçeli ile büyütmek var! Bakın Oslo mutabakatı 5 adımda nasıl genişletildi?
ERDOĞAN – ÖCALAN MUTABAKATI
1.) AKP ile PKK arasında yapılan müzakereler, “koordinatör ülke” gözetimindeki 5. Oslo görüşmesinde mutabakatla sonuçlanmıştı. Masada bizzat Başbakan Erdoğan’ın özel temsilcisi sıfatıyla bulunduğunu belirten MİT Müsteşarı Hakan Fidan, PKK yöneticilerine Öcalan ile Erdoğan’ın “yüzde 95 anlaştığını” müjdeliyordu. (AKP’nin ve geçmiş hükümetlerin PKK ile müzakereleri için lütfen Kaynak Yayınları’ndan çıkan “Hükümet – PKK görüşmeleri” isimli kitabımızı inceleyiniz.)
UZLAŞMA KOMİSYONU
2.) Oslo mutabakatının merkezinde “bölünme anayasası” vardı! “Koordinatör ülke”nin AKP ile PKK’yi mutabık kılarak Türkiye’ye dayattığı “yeni Anayasa” için artık TBMM görevlendirilmeliydi. “Erdoğan – Öcalan anayasası” CHP ve MHP yoluyla milletin meclisine benimsetilmeliydi!
TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in başkanlığında AKP, CHP, MHP ve BDP’den üçer milletvekilinin dâhil edildiği bir “uzlaşma komisyonu” kuruldu. 12 milletvekili, sanki anayasa yapıyorlarmış gibi toplandılar aylarca… Oysa “bölünme anayasası” hazır ve Başbakanlıkta bekletiliyordu!
“Türk olmayan yeni anayasa” gerçeği anlaşıldıkça, CHP ve MHP içinden itirazlar yükseldi. “Koordinatör ülke” çözümü anında buldu: Masadan ilk kalkanın ebe olacağı bir oyun başladı böylece…
ERDOĞAN – ÖCALAN – KILIÇDAROĞLU MUTABAKATI
3.) Sürecin belli bir aşamasında “yeni anayasa” gereği ülkenin yönetiminin de değişeceğinden hareketle “başkanlık sistemi” meselesi gündeme getirildi… Tam başkanlık, yarı başkanlık, partili Cumhurbaşkanı gibi modellerle kamuoyu ısıtıldı, alıştırıldı!
4.) Artık Erdoğan ile Öcalan arasındaki Oslo mutabakatına CHP de bütün gövdesiyle dâhil edilmeliydi. Gerçi Kılıçdaroğlu, “Yeni CHP” Genel Başkanı olarak çoktan mutabıktı! Ancak görmek istemeyenler ile sürece direnen CHP’liler de vardı. Kılıçdaroğlu artık daha açık hamlelere geçecekti.
Kılıçdaroğlu, Öcalan’ın 2007’de ortaya attığı “akil adamlar” ve “hakikatleri araştırma komisyonu” gibi önerileri dosyasına koyup, Erdoğan’a çıktı! Artık Erdoğan – Öcalan mutabakatı, Kılıçdaroğlu’yla genişlemiş ve üçlü mutabakat oluşmuştu!
ERDOĞAN: ÖNCE MHP’Yİ İKNA EDİN
5.) Kuşkusuz “koordinatör ülke” projelerinde Erdoğan daha deneyimliydi. Erdoğan, Öcalan’ın fikirleriyle kendisine gelen Kılıçdaroğlu’na “önce MHP’yi ikna edin” dedi!
Erdoğan’ın Kılıçdaroğlu’na söylediği şu sözleri CHP ve MHP tabanı sorgulamalıdır: “BDP başlattığınız süreci olumladığını açıkladı. MHP Genel Başkanı ise önerdiğiniz konuya katkı vermeyeceği açıklaması yaptı. Oysa TBMM’de ‘toplumsal mutabakat komisyonu’nun kurulması için MHP’nin ikna edilmesi gerekiyor. Eğer temaslarınız MHP’nin iknasıyla sonuçlanırsa biz de komisyonun parçası oluruz.” (Hürriyet, 7 Haziran 2012)
ANKARA MUTABAKATI
“Toplumsal mutabakat komisyonu” dedikleri, Oslo mutabakatıdır! AKP önce PKK/BDP ile anlaşmış, ardından da “yeni CHP” bu mutabakata dâhil edilmiştir! Sırada MHP vardır! Bahçeli’nin en kritik zamanlarda aldığı tutum göz önünde bulundurulursa, “yeni MHP” de mutabıktır! (Emcet Olcaytu’nun Kaynak Yayınları’ndan çıkan “Devlet Bahçeli’nin dokuz sabıkası” kitabını inceleyiniz)
Erdoğan ile Öcalan arasındaki Oslo mutabakatı, Kılıçdaroğlu ve Bahçeli ile Ankara mutabakatına dönüştürülüyor…
Ancak, bakalım Türk milleti mutabık mı?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
8 Haziran 2012