Posts Tagged Bahçeli
Erdoğan’ın oyun planı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 24/10/2024
Bahçeli’nin DEM’lilerle tokalaşarak başlattığı süreç, “Öcalan’ın tecriti kalksın, umut hakkı verilsin, gelsin TBMM’de konuşsun” çağrısıyla sürüyor. Bu hamleler, “Bahçeli, ABD-İsrail’e karşı büyük oyun kurdu” diye pazarlanıyor; hatta “Bahçeli’nin büyük planına Erdoğan’ı da sürüklediği” iddia ediliyor.
Bahçeli’nin kurduğu bir oyun planı yok, kendisi ilk günden beri oyun planlarının küçük-büyük oyuncusu olabilmiştir sadece. “Mehmet Ali Güller” adlı Youtube kanalımdaki “Bahçeli’nin 16 sabıkası” başlıklı yayını izlerseniz, MHP liderinin hangi oyunlarda hangi rolleri aldığını ve birikmiş siyasi sabıkalarının listesini görebilirsiniz.
Burada da Bahçeli 17. siyasi sabıkasına imza atmaktadır. Ve bir oyun planı kuran değil, Erdoğan’ın oyun planında rol alan konumdadır.
Erdoğan’ın başkanlık sorunu
Erdoğan yeni bir oyun planı kuruyor, çünkü yeniden başkan seçilebilme sorunu var. Bu sorunun “sınırsız çözümü” yeni bir anayasa yapmaktan geçiyor. Yeni anayasayı kabul ettirebilmek için de DEM Partisi’nin oylarına ihtiyacı var.
Erdoğan’ın oyun planının içeride iki ayağı var: Birincisi DEM Partisi’ni devreye sokmak üzere zıttını, MHP’yi kullanmak; ikincisi de süreçlere meşruiyet kazandırabilmek için CHP’den yararlanabilmek. Dolayısıyla “normalleşme-yumuşama” süreci de nesnel olarak Erdoğan’ın oyun planını kolaşlaştıran bir boyuta sahip.
“Büyük Ortadoğu” sorunundan faydalanma
Olası geniş kamuoyu baskısına karşı içerideki bu süreci dışarısıyla ve “İsrail’in hedefi Türkiye” söylemiyle dengelemeye çalışacaklar. Şöyle:
– İsrail’in Lübnan’a saldırıları sürüyor: Erdoğan bu nedenle yeniden “sığınmacı kartı” açtı. Geçen hafta Almanya Başbakanı Olaf Scholz ile ortak basın toplantısında, “Hem Suriye’den hem de Lübnan’dan yeni sığınmacılara kapılarının açık olduğunu” ilan etti.
– İsrail, konjonktürü fırsata çevirebilmek için Suriye’ye saldırılarını artırıyor, Golan’daki durumunu tahkim edecek bir düzenleme arayışında: İktidar bunun savaşı bölgeselleştirme potansiyeli olduğunu, İran’a da sıçrayabileceğini, dahası İsrail’in olası yanıtından sonra İran’ın bu kez savaşa girmek zorunda kalabileceğini, bunun da ABD’yle yeni bir işbirliği dönemini açabileceğini hesaplıyor. Bu durumun hem riskler hem de fırsatlar doğuracağı düşünülüyor: Risk, Türkiye’nin de bölgesel bir savaşın parçası olması, fırsat ise “ABD sponsorlu PYD devleti” sorununun “iki açılı” çözümü:
İki açılı “çözüm”
1) ABD’nin kökleri 1965’e kadar uzanan “Türkiye himayesinde Kürdistan” planıyla uyumlu çözüm: Bu çözüm ile Erdoğan’ın 22 yıllık “Türkiye’yi Kürtlerle genişletme” hedefinin hayata geçeceği ve karşılığında siyasi konumunun pekişeceği varsayılıyor.
2) Öcalan’ın çıkışıyla PKK’nin kendini lağvettiği ama PYD olarak Suriye’de Türkiye tarafından kabul edildiği çözüm: Bu çözüm, Fırat’ın doğusundaki Kürdistan’a karşı Fırat’ın batısında Halep’e inen bir nüfuz bölgesinin paylaşılmasını içerecek.
Erdoğan’ın hedefi
Görüleceği üzere bu iki çözüm de Erdoğan’ın “sultanizm” rejimi için kısmi bir çözüm olsa da Türkiye için bir çözüm olmayacaktır ve tersine Türkiye’yi bölgede ciddi sorun haline getirecektir.
Dolayısıyla Erdoğan’ın hedefi Kürt sorununu çözmek ya da komşularla iyi ilişki geliştirerek bölgesel savaş riskini azaltmak değildir. Hedefi, Ortadoğu’da İsrail’in saldırganlığından ve ABD’nin müttefik ihtiyacından yararlanarak yeni toprak kazanmak ve bunu sultanlığını pekiştirmekte ve davasının bayrağını yükseltmekte kullanmaktır.
Elbette bunlar plan ve hayata geçmesini engelleyecek faktörler de yok değil!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
24 Ekim 2024
Açılımın üç sorunu
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 17/10/2024
Ankara kulislerinde en çok tartışılan konu: MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin DEM’lilere uzattığı el, yeni bir çözüm sürecine dönüşür mü?
Biz bu soruya, açılımın üç sorununu tartışarak katkı koymaya çalışalım.
1. Kürt sorununa mı çözüm?
Soru şu: Erdoğan Kürt sorununu çözmek için mi yeniden açılım yapıyor, yoksa iktidarını/başkanlığını sürdürebilmek için mi?
Bunu şu nedenle soruyoruz: Erdoğan Türkiye’de Kürt sorunu olmadığını da söyledi, olduğunu da… Olduğunu söylediğinde açılımcıydı, olmadığını söylediğinde açılımı kapatmıştı.
Bu durum, Erdoğan’ın açılım ihtiyacını ortaya koyuyor: Meselesi Kürtler ya da Kürt sorunu değil, meselesi iktidarını sürdürmek. İktidarını sürdürebilmek için de ya TBMM’nin seçim yenilemesi ya da yeni anayasanın kabulü gerekiyor. Sayısal nedenlerle, ikisi için de DEM’in desteği lazım.
Açıklamalarına bakılırsa, Kürtlerin siyasi partisinin de en azından bir bölümü, Erdoğan’ın iç politik ihtiyaçları üzerinden, kendi siyasi ajandasına kazanım oluşturabileceğini hesaplıyor.
2. Bölgesel durumdan yararlanma mı?
Devlet Bahçeli’nin DEM’lilere el uzatmasıyla başlayan bu süreç, kuşkusuz bölgedeki yeni durumla da ilgili.
İktidarın ilk açılımı ile iktidarın neo-Osmanlıcı çizgisi arasında bir ilişki vardı. Öyle ki iktidar hem “Lozan hemizettir” diyor ama hem de Misakı Millicilik yapıyordu. Yani Türkiye Cumhuriyeti’ne dahil edilemeyen Musul-Halep hattını işaret ediyordu. Suriye’de Atlantik cephesiyle girilen “macera” bu nedenleydi. Suriye macerasından bir türlü çıkmamaları da bu nedenle…
İşte “İsrail’in hedefi Türkiye” söylemi de bununla ilgilidir. İktidarın “stratejik derinlikçileri” Ortadoğu’da yeniden sınırlarının çizilebileceğini, Ankara’nın önüne yeniden “genişleme” fırsatı çıktığını, Erdoğan’ın yeniden “Küresel düzenin altında bir alt düzen” inşa etme olanağına kavuşabileceğini düşünüyor…
Suriye’yle normalleşmeye şartlar koyarak normalleşme eğilimini terketmeleri, Mavi Vatan doktrinini rafa kaldırarak Doğu Akdeniz’de geri adım atmaları, Yunanistan’la tavizli normalleşmeleri, Ukrayna-Rusya dengeciliğinde ağırlığı Ukrayna kefesine koymaları, ABD-İngiliz enerji devleriyle 10 yıllık anlaşmalar yapmaları, Rusya’ya uyguladıkları yeni yaptırım…
Ve en önemli iki yeni gelişme de şu: İran karşıtlığının artması ve İdlib merkezli bir hareketliliğin başlaması!
3. Birinci partiye tuzak mı?
Eski açılımda CHP, MHP’yle birlikte açılımın genel olarak karşısındaydı. Gerçi Erdoğan ilk açılımdan istediği sonuçların bazılarını elde etmişti ama sonuçların tamamına ulaşamamasında bir etken de buydu.
MHP artık Cumhur İttifakı’nda, üstelik yeni açılım için bizzat Bahçeli sahaya sürüldü; çünkü siyaseten Erdoğanizme yapışmak dışında şansı kalmadı.
Peki CHP? AKP ve MHP cephesinden gelen açıklamalar, Erdoğan’ın CHP’yi de açılıma bir şekilde monte etmek istedğine işaret ediyor. DEM de aynı görüşte. Nitekim DEM yönetimi açık açık CHP’nin de devreye girmesini istedi. Gerekçeleri kendileri açısından makul: AKP’ye güvenmedikleri yeni süreçte, CHP’nin sübap olabileceğini hesaplıyorlar.
Peki daha düne kadar CHP’yi “DEM’lenmekle” suçlayan AKP-MHP cephesi neden CHP’yi sürece katmak istiyor? Çünkü CHP artık birinci parti. AKP-MHP CHP’yi açılım süreci üzerinden yeni anayasa sürecine de dahil edebileceğini düşünüyor. Varsın CHP son tahlilde yeni anayasa kabulüne hayır desin, komisyonlarda bulunarak hazırlanmasına dahil olması Erdoğan için yeterli meşruiyeti sağlayacak nasılsa! Üstelik bu süreçte ulusalcıların tepkisi nedeniyle CHP’nin oyları da önemli oranda erimiş olacak! Erdoğan da bir taşla birkaç kuş vurmuş olacak…
Bakalım Erdoğan’a yine aynı fırsatı verecekler mi?
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
17 Ekim 2024
‘Beş yıl’ açılımı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 12/10/2024
Türkiye’nin toplumsal ihtiyaçları nedeniyle şu anda yeni bir anayasaya ihtiyacı yok, kaldı ki anayasanın dörtte üçü AKP tarafından zaten değiştirilmiş durumda.
Türkiye’nin idari ihtiyaçlar nedeniyle de yeni bir anayasaya ihtiyacı yok, çünkü iktidar zaten anayasaya uymadan yönetiyor. Hatta bu yönüyle mevcut rejimi “anayasasız rejim” diye de niteyelebiliriz.
Bir tek Erdoğan’ın yeni anayasaya ihtiyacı var çünkü anayasaya aykırı şekilde üçüncü kez sürdürdüğü cumhurbaşkanlığını dördüncüye taşıyabilmesi, güçler dengesi nedeniyle mümkün değil; bu kez adaylığını “yasallığa” uydurmak zorunda.
Ancak Erdoğan’ın anayasayı değiştirecek gücü de yok, bunun için Cumhur Koalisyonunu genişletmeye çalışıyor. Peki nasıl?
Erdoğan’ın Bahçeli kartı
Erdoğan’ın iktidarını kabaca iki ayrı dönemde inceleyebiliriz: İlk dönemindeki müttefikleri FETÖ’ydü, PKK’ydi, liberallerdi. İkinci döneminde ise eski müttefiklerinin yerini milliyetçiler aldı. “Tekeden süt sağılmaz, Erdoğan’dan cumhurbaşkanı olmaz” diyen Bahçeli, Erdoğan’a rejim değiştirme ve tek adam olma yolunu açtı.
Ancak Erdoğan’ın milliyetçi müttefikleriyle birlikteki toplam gücü de yeni anayasaya yapmaya yetmiyor; hatta diğer sağ partilerden gelecek destek de…
Kısacası Erdoğan’ın DEM’e ihtiyacı var. Ama bu ihtiyaç ne zaman gündeme gelse “Erdoğan Kürtlerle ittifak yaparsa, bu kez milliyetçileri kaybeder” deniyordu. Oysa Erdoğan’ın yolunu açmak dışında siyasette başka şansı kalmamış bir Bahçeli var! Şimdi Erdoğan, Bahçeli’yi en olmaz denilen işte, PKK ile açılımda karta dönüştürmüş durumda.
Devlet açılımı
Önceki yazımızda “yeni anayasa tokalaşması” diye nitelediğimiz sürecin dinamikleri böyle. Dolayısıyla bu hamleyi “Devlet açılımı” olarak da isimlendirebiliriz. Şimdi ikinci adımı atıyorlar: Hem milliyetçi hem de muhafazakar tabanı ikna etme aşaması…
MHP’li yöneticiler, milliyetçi tabanı ısıtmak için “Terör Türkiye’nin enerjisini 40 yıl sömürdü. Türkiye yüzyılında bu meselenin çözülmesi önceliktir ” diye propagandaya soyundular.
Muhafazakâr taban için de şu propaganda yapılıyor: “Türkiye ile Suriye Kürtlerinin arasını İran bozdu, İran Kürtleri Esad karşıtı koalisyondan kopardı” denilip, “hazır İran İsrail baskısı altındayken, tablonun yeniden tersine çevrilebileceğini” savunuyorlar.
DEM’liler ise Erdoğan’ın yeni anayasa ihtiyacını siyasi ajandaları için fırsat görüyorlar, bu süreçten hangi kazanımları çıkarabileceklerini hesaplıyorlar.
Perinçek: Erdoğan-Bahçeli ikna edildi
Erdoğan’ın yukarıda özetlediğimiz iki dönemli siyasetinin ikinci döneminde iktidara dışarıdan destek veren Doğu Perinçek ise yeni tabloyu şöyle yorumluyor: “Erdoğan ve Bahçeli, ABD’nin Kürdistan projesine ikna edildi.”
Erdoğan bir projeye ikna edildiği için mi yoksa kendisine yeniden başkanlık yolu açacak yeni anayasa için mi Bahçeli üzerinden DEM’e el uzattı, elbette tartışılır ama en azından “Erdoğan iktidarının ABD ile savaştığı ve vatan savaşı verdiği” varsayımının geçersizliği görülmüş olmalı!
Erdoğanizmin tek prensibi var: İktidarı sürdürebilmek için herkesle müttefik olabilmek ve her projeye eklemlenebilmek. İşte “İsrail’in hedefi Türkiye” söylemi de bu nedenledir. Erdoğan, İsrail tehdidi söylemi üzerinden hem sağ partileri koalisyona eklemleyecek, hem de İsrail-İran çarpışmasının Suriye’ye etkisi üzerinden Kürtlerle ittifak arayacak.
Erdoğan’ın oyun planı
Erdoğan’ın bu yeni oyun planı tutar mı? Mevcut tabloya göre tutması olası değil. Üstelik birinci parti durumundaki CHP’nin onay vermediği yeni anayasanın çıkması da mümkün değil.
Ama denir ya hani, “Osmanlı’da oyun çok” diye, “Yeni-Osmanlılarda da oyun çok” elbette. Erdoğan kürede ABD-Rusya, bölgede İsrail-İran cepheleşmelerinden faydalanarak içeride kendisine alan açabileceğini varsayıyor.
Kısacası Cumhuriyetçilerin uyanık, kararlı ve mücadeleci olması gereken günlere giriyoruz…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
12 Ekim 2024
Yeni anayasa tokalaşması
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 07/10/2024
TBMM’nin yeni yasama döneminin ilk gününde MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin DEM Parti sıralarına giderek, yöneticileriyle tokalaşması, iç siyasetimizin en önemli konusu. Çünkü mesele bir “siyasi nezaket” meselesi değildir; önümüzdeki cumhurbaşkanlığı “çarpışması“ için cephe genişletme çabasıdır.
Yeni anayasa, o çarpışmanın hem zemini hem de önemli bir aşamasıdır. AKP ve MHP ittifakının sayısal gücü yeni anayasa kabul ettirmeye yetmediği için, yeni anayasayı siyasal ajandası için fırsat gören DEM Parti’ye yönelmektedirler.
“Yeni dönem” açılımı
Daha düne kadar DEM Parti’nin kapatılmasını isteyen, TBMM’den atılmasını savunan, hazine yardımının kesilmesini isteyen Bahçeli’nin DEM Partililerle tokalaşması önümüzdeki iç siyasi mücadele açısından çok önemli.
İki parti de tokalaşma hamlesi ile ajandaları arasında bağ kuruyorlar. Örneğin Bahçeli ilk açıklamasında “Yeni bir döneme giriyoruz. Dünyada barış isterken kendi ülkemizde barışı sağlamak lazım”, ikinci açıklamasında da “PKK’nın uzantısı şeklinde ifadede bulunulanların ellerini sıkmam birleştirici olmanın işareti” dedi. Dahası Bahçeli tokalaşmasının bir görev olduğunu da belirtti: “Cumhurbaşkanının çağrısına adım atmak bana düşen görevdir.”
Peki DEM Partililer Bahçeli’nin kendileriyle tokalaşmasına ne diyor? DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Bize yönelik hamle, elbette anayasa tartışması sürecine katılmak ve bizi bir noktada tutmak için yapılmış olabilir.”
Yeni anayasa ittifakı
Tablo şu: Erdoğan’ın masasındaki anket sonuçları iç açıcı değil. Erdoğan kendisine başkanlık yolu açacak hem yeni anayasaya hem de sayısal çoğunluğa ihtiyaç duyuyor; iktidarının ilk bölümünde ittifak yaptığı DEM Parti’yi yeniden anahtar görüyor.
Ya Bahçeli? Erdoğan’ın masasındaki anket sonuçları MHP için de iç açıcı değil. Hal böyle olunca Bahçeli “yeni dönem açılımı”na mecbur kalmış ve “Erdoğan’ın çağrısını görev kabul etmiş” oluyor.
Peki Selahattin Demirtaş başta üst düzey kadroları içerideyken DEM Partisi bu “yeni anayasa ittifakı”na ne der? Siyasi ajandası için emperyalist ABD ile bile bölgede ittifak kurabilen bir hareket için “tek adam” dedikleri Erdoğan’la yeniden işbirliğine dönmek, elbette şaşırtıcı olmaz!
Baksanıza, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, daha ilk günden muhalefete seslenerek, “Önyargılarınızı bir kenara bırakın, gelin hep birlikte beraber demokratik ve özgürlükçü bir anayasa için çalışalım” diyor!
Normalleşmenin rolü
Özgür Özel normalleşme politikası ile sadece birinci parti durumundaki CHP’ye ivme kaybettirmedi, aynı zamanda ikinci parti lideri Erdoğan’a da manevra yapma fırsatı vermiş oldu.
Erdoğan Sünni Hizbullah’ın partisi ile anayasanın ilk dört maddesini tartıştırarak, kamuoyunu ve siyasi aktörleri şimdi “PKK’nın siyasi kolu” dediği DEM Partisi’ne verilecek tavizlere hazırladı belki de…
Nasılsa karşısında “Yeminine uygun konuşma yapacağını umarak ayakta karşıladık. Parti genel başkanı sınırları içinde konuşunca, giderken ayağa kalkma gereği duymadık” diyen Özgür Özel var. Nasılsa sabah CHP’yi tehdit eden Bahçeli, “Birbirimizi kırmıyoruz inşallah. Üzülme, bazen siyaseten söylememiz gerekenler oluyor” diyerek akşam Özel’in gönlünü alabiliyor.
Zaten Özgür Özel de yukarıda özetlediğimiz “yeni anayasa tokalaşması”nı normalleşme politikasının başarısı olarak görüyor: “Sayın Bahçeli’nin DEM’le normalleşmesini herkes gördü mü? Normalleşme dediğimiz Devlet Bey ile DEM’e de el sıkıştırır.”
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
7 Ekim 2024
Mustafa Kemal’in askeri: İkra
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 09/09/2024
Erdoğan’ın “o kılıçları kime çekiyorsunuz” diyerek teğmenleri hedef alması ve “kendini bilmezler temizlenecek” diyerek operasyon yapılacağı mesajını vermesi, hangi açıdan bakarsanız bakın, “22 yıla rağmen muktedir olamamanın öfkesi“dir öncelikle…
Erdoğan’ın sekiz gün beklemesi, Devlet Bahçeli’nin ne söyleyeceğini görmek istemesi, AKP içindeki tartışmaları izlemesi, hatta danışmanı ile parti sözcüsünü boşa düşürmesi elbette AKP ve Cumhur İttifakı açısından incelemeye değerdir ama ben “muktedir olamama öfkesi” üzerinde duracağım.
Teğmenlerin kılıcı Türkiye’nin güvencesidir
Öncelikle, teğmenlerin neden kılıç çektiği ortada. Bu bir subaylık yemini ritüelidir. Teğmenlerin kılıcı, Türkiye’nin güvenliğinin ve savunulmasının güvencesidir. Kılıç üzerinden tuhaflık arayan, görevi kılıç kuşanmak olan genç teğmenlere değil, hutbeye kılıçla çıkan Diyanet İşleri Başkanı’na bakmalıdır!
Rahatsızlık yeminin içeriğine ve kaldırılmış olmasına rağmen okunmasınaysa, asıl tartışılması gereken iktidarın neden öğrencilerin “andımız”ı ve mezun olan teğmenlerin yeminiyle uğraştığı olmaldır.
Kaldı ki yemindeki “laik demokratik cumhuriyet” sözünden rahatsız olan milletvekilleri, içlerine sinmese de “demokratik ve laik cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma” diyerek TBMM’de yemin etmektedir. Çünkü kavramların kaynağı Anayasa’dır ve zaten dörtte üçünü değiştirmelerine rağmen yine “yeni anayasa” demeleri, bir yönüyle de bu nedenledir.
Tek “Başkomutan” var
Asıl rahatsızlık şudur: 22 yıldır iktidardadırlar ama hâlâ istedikleri gibi muktedir olamamışlardır.
1) 30 Ağustos haftası boyunca kendisinden “başkomutan” diye bahseden Erdoğan, teğmenlerin “Tayyip Erdoğan’ın askerleri” olmamasına öfkelidir. Hâlâ ve sadece Atatürk’ün “Başkomutan” sayılmasına öfkelidir.
2) 22 yıldır iktidardadırlar, yeni kuşakları “İkra”laştırabildiler ama İkraların “Mustafa Kemal’in askeri” olmasını bir türlü engelleyemediler. İşte öfkeleri bunadır.
Ne güzel: Üç kız öğrenci, üç harp okulunun, kara, deniz ve hava harp okulunun birincisi oldu. Ancak Erdoğan günlerdir bir tek Hava Harp Okulu birincisi İkra Teğmen’den ismen bahsetmektedir: “Bakıyorsun üç tane birinci olan kızımız var. Ve bu kızlarımızdan birisinin ismi İkra. Üç kardeş, adı İkra. Manisalı ve birinci oldu. Diğer ikisi onlar da yine birer Anadolu yavrusu. Fakat tabii bu oyuna nasıl geldiler, gelindi? Şimdi çalışmalarımızı yapıyoruz, üniversiteyle, Kara Kuvvetleri’yle, Milli Savunma’yla görüşmelerimizi yaptık ve bunların süratle temizlenmesi için adımlarımızı atıyoruz.“
TSK’yi biçimlendirme ısrarı felakettir!
Anımsarsınız, bir kaç yıl önce Erdoğan uzun yıllardır siyasal iktidar olmalarına rağmen bir türlü “sosyal ve kültürel iktidar olamamaktan” yakınmıştı. İşte teğmenler meselesi aslında budur.
Askeri liselerin kapatılmasına ve harp okullarının tümden değiştirilmesine rağmen, yeni mezun subayların hâlâ “Mustafa Kemal’in askeri” olmasından rahatsızdırlar.
Mesele şu ki, bu rahatsızlıkları ve bunu değiştirmeye çalışmaları, daha önce görüldüğü gibi TSK’ye ve Türkiye’ye zarar verdi. TSK’yi ille de kendilerine göre biçimlendirmeye çalışmaları, FETÖ’nün TSK’ye kumpas kurmasının ve TSK içinde ”paralel ordu” inşa etmesinin önünü açtı ve en sonunda darbeye soyunmasına neden oldu.
Teğmenlere operasyona kalkmadan önce o süreçteki hatalarını ve sorumluluklarını bir kez daha anımsamalarında sayısız yarar var!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
9 Eylül 2024
Yeni anayasa ile Türkiye’yi anayasasızlaştırma
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 22/08/2024
AKP yöneticileri ilan etti: Ekim’de “yeni anayasa” için düğmeye basıyorlar. Bu durumda temel soru şu: Muhalefet AKP’nin “yeni anayasa” baskısına direnebilir mi? Nasıl direnir?
Sorumuzu yanıtlamadan önce AKP’nin “yeni anayasa” hedefinin nasıl bir aldatmaca olduğunu ve aslında Türkiye’yi nasıl anayasasızlaştırdıklarını ortaya koyalım.
Anayasa karşıtlığı ortaklığı: AKP-MHP
– Türkiye’nin şu anda yeni anayasaya ihtiyacı yok, Anayasa’ya uyan, Anayasa Mahkemesinin kararlarını uygulayan yürütmeye / hükümete ihtiyacı var.
– AKP’nin “12 Eylül Anayasası yerine yeni anayasa” sloganı gerçeği yansıtmıyor. Çünkü AKP Hükümeti, Anayasa’nın 177 maddesinin 134’ünü zaten değiştirdi. YÖK başta 12 Eylül’ün anayasadaki asıl izlerine ise hiç dokunmadılar.
– AKP Hükümetinin her anayasa değişikliği, gerçekte anayasasızlaştırma hamlesidir. Bahçeli’nin “madem Erdoğan anayasaya uymuyor, biz anayasayı Erdoğan’a uyduralım” sözleri, bu sürecin özetidir: “Erdoğan için” anayasa yapılırken, Türkiye anayasasızlaştırılmaktadır.
– Erdoğan-Bahçeli ortaklığı, fiilen bir “anayasa karşıtlığı ortaklığı”dır. Erdoğan “Anayasa Mahkemesi kararına uymuyorum, saygı da duymuyorum” diyebilmekte, Bahçeli ise kararını beğenmediği Anayasa Mahkemesi’nin kapatılmasını isteyebilmektedir. Son örneği geçen hafta TBMM’de yaşandı; Anayasa Mahkemesi’nin Can Atalay kararı okunmadı, uygulanmadı.
Yeni rejim için yeni anayasa
– Türkiye’nin şu anda yeni anayasa ihtiyacı yok ama Erdoğan-Bahçeli rejiminin yeni bir anayasaya ihtiyacı var. Çünkü dörtte üçünü değiştirdikleri anayasa, inşa etmeye çalıştıkları rejime engeller çıkarıyor, yasallık sağlamıyor.
– Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacı yok ama Erdoğan’ın yeni bir anayasaya hemen ihtiyacı var. Anayasa’ya aykırı olarak üçüncü kez cumhurbaşkanlığı yapmakta olan Erdoğan’ın dördüncüsü için şansı ve siyasi gücü yok. O nedenle “yeni anayasa” ile kendisine yeniden başkanlık yolu açmak istiyor.
Erdoğan’ın soğutma taktiği
Erdoğan, 31 Mart 2024 seçiminde ağır mağlubiyet aldı, partisi ikinciliğe geriledi. Normal şartlarda birinci olan parti, halka dayanarak erken seçim talep eder vu mevcut tabloyu lehine kullanırdı.
CHP bunu yapamayınca, üstelik kendi ayağıyla bir “normalleşme” tuzağına düşünce, Erdoğan 4,5 ayı “CHP’yi yumuşatma ve normalleştirme, siyasi mağlubiyeti soğutma” fırsatı olarak kullandı. Nitekim bunu açıkça da söyledi: “Bizim siyasette yumuşama, muhataplarımızın ifadesiyle normalleşme çabamız, aslında muhalefeti normalleştirme çabasıdır.”
CHP normalleşti; birinci parti gibi davranmıyor, 22 yıldır olduğu gibi ikinci parti rolünde izliyor.
Ne yapmalı?
CHP, AKP’nin “yeni anayasa” tuzağını bozmak ve Türkiye’yi anayasasızlaştırmasını önlemek istiyorsa, birinci parti gibi davranmak zorundadır.
İktidarın yoksullaştırdığı, ötekileştirdiği, dışladığı, her gün hakaret ettiği geniş kitle, şu anda CHP’den daha ileride.
CHP bu kitleyle eylem yaptıkları yerlerde, traktörlerle kapattıkları yollarda, ürünlerini döktükleri tarlalarda, ağaçlarına ve suyuna sahip çıktıkları doğada, sokaklarda, meydanlarda birleşebilirse “Erdoğan için yeni anayasa”yı önleyebilir. CHP yumuşamak yerine bu kitlenin sertleşme eğilimiyle birleşebilirse, AKP-MHP’nin “Türkiye’yi anayasasızlaştırma” sürecini bozabilir.
Dahası, erken seçimi dayatarak iktidar bile olur!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
22 Ağustos 2024
Saray zencileri
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 10/08/2024
Erdoğan, sosyal medya yasaklarına karşı çıkanları “ev zencisi” ilan etti ve “Batıdan daha Batıcı olan ev zencilerinin tek amacı sahiplerine hoş görünmektir” dedi.
“Ev zencisi”, Malcom X’in “tarla zencileri” dışındaki, evlerde “daha iyi şartlarda” çalışan hizmetçi zenciler için kullandığı nitelemeydi.
Erdoğan böylece muhalefeti ev zencisi, kendisini de tarla zencisi ilan etmiş oluyor.
Siyahı beyaz, beyazı siyah sunma rejimi
Yeni bir durum değil. Erdoğan en başından beri karşısındakilere “Beyaz Türkler” diyerek kendisini hep “siyah” tarafta konumlandırmıştı. Bu Erdoğan’ın siyaset yapma tarzıdır; hem toplumu ikiye bölerek bir tarafı yanında konsolide etmeye çalışıyor hem de kavramları tersyüz ederek gerçek konumunu perdeliyor.
Örneğin “ananı da al git” diyerek azarladığı çiftçi Beyaz Türk oluyor ama Erdoğan Siyah Türk!
Örneğin “Kahrolsun emperyalist ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi” diye slogan atan solcular Beyaz Türk oluyor ama “Ben ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesinin Eş Başkanıyım” diyen Erdoğan Siyah Türk!
Örneğin dereceyle üniversitelere giren, babası emekçi olduğu için üç kuruş bursla zar zor okuyan öğrenciler Beyaz Türk oluyor ama “türban yasağı” sorunu olmadığı halde ABD’de okumak zorunda(!) kalan Bilal Erdoğan Siyah Türk!
Örneğin Türkiye’nin en birikimli akademisyenleri tek maaşla Beyaz Türk oluyor ama AKP kadrosu olarak özel ve kamuda bir kaç maaş birden alanlar Siyah Türk!
Erdoğan’a biat edenler
Erdoğan, Beyaz Saray’ın Büyük Ortadoğu Projesinin Eş Başkanı olarak başladığı iktidar yolunda, artık kendi sarayının beyaz efendisidir. O nedenle Türkiye’nin “ev zencileri” meselesinden ziyade, “saray zencileri” meselesi vardır.
Peki kimdir saray zencileri? Kendi siyasi yolunda ilerleyerek iktidar olamayınca, en sert şekilde muhalefet ettiği Erdoğan’a biat ederek kısa yoldan iktidarın parçası olanlardır saray zencileri…
En başa MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi yazmak gerekir. Bahçeli’nin 2014 yılından önce Erdoğan için söylediklerini buraya elbette yazamayız. Çoğu hakaret davası konusu olan o sözler “siyasi biat” ile unutuldu; Bahçeli eriyen partisini AKP trenine vagon yaparak iktidarın ortağı oldu.
Örneğin partisi ile bir gelecek görmeyen Numan Kurtulmuş, “Harun gibi gelip Karun’laştı” diyerek suçladığı Erdoğan’a biat etti ve AKP’nin Genel Başkan Yardımcısı oldu.
Örneğin “Erdoğan’dan hesap sormazsam namerdim” diyen ama partisi ile bir gelecek görmeyen Süleyman Soylu, biat etti ve Erdoğan’ın İçişleri Bakanı oldu.
Liste soldan sağa o kadar uzun ki… Erdoğan’ın siyasi savcılığını yaptığı kumpas davalarda hapis yatıp sonra AKP’den milletvekili olan mı dersiniz, Erdoğan’ın kürsüde azarladığı ama sonra biat edip büyükelçi olan mı dersiniz, kendisini “Erdoğan’a en sert muhalefet eden gazeteci” diye pazarladıktan sonra AKP milletvekili olan mı dersiniz, saymakla bitmez…
Hepsi “Erdoğan’ın yakasına yapışacağız” diyordu, saray zencisi olup paçasına yapıştılar!
Hepimiz tarla zencisiyiz
Gelelim asıl meseleye… Asıl sorun halkın yüzde 90’ının artık “tarla zencisi” durumunda olmasıdır. Bir istisna olması gereken “asgari ücret”, biraz üstünde maaş alanlarla birlikte artık ücretlilerin çoğunluğudur. Milyonlarca emekli, asgari ücretten, yani en az ücretten bile daha azıyla yaşamaya çalışmaktadır. Pırıl pırıl gençler, en iyi üniversitelerde okuduktan sonra “beyaz yakalı” sıfatıyla iki asgari ücret maaşa çalışmaktadır.
Şimdi bu çoğunluk Beyaz Türk ama saray ve etrafındaki bir avuç zengin azınlık Zenci/Siyah Türk öyle mi? Geçiniz. Sakıp Sabancı’nın sömürdüğü işçilerini uyutmak için uydurup yıllarca anlattığı fakirlik öyküleri bile daha inandırıcı!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
10 Ağustos 2024
Hukukun MHP sorunu
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 27/07/2024
MHP’nin hukukla olan sorunu, “hukukun MHP sorunu”na dönüşüyor haliyle…
Bunu sadece bugünkü “154’ler listesine” bakarak söylemiyorum elbette. Hukukun MHP sorunu en başından beri olmuştur, sürmektedir ve siyasal çizgisi nedeniyle de sürecektir.
Atlantik hukukunun örgütü!
Hukukun MHP sorunu üç aşamada incelenebilir:
1) Kuruluşundan 1980’e kadar olan sürede MHP, ABD’nin komünizmle mücadelede kullandığı bir örgüt olarak Türk hukukuyla sorunluydu. Türkiye “küçük Amerika”ya dönüştürüldükçe ve Atlantik hukuku Türk hukuku üzerinde yeni ve melez bir hukuka dönüştükçe, MHP o melez hukuk içinde kendisine yer buldu, MC (Milliyetçi Cephe) hükümetlerine monte edildi.
2) 12 Eylül 1980’den AKP’nin iktidar olduğu 2002 yılına kadar geçen süre ise hukukun MHP’yle sorununun ikinci aşamasını oluşturur. Bu süreç oldukça karışıktır ve MHP’nin hukukla, hukukun MHP’yle sorunu iç içe geçmiştir. Fikirleri iktidarda, yönetimi geçici bir süreliğine hapiste ama silahşorları da hâlâ Gladyo’nun emrindedir.
Bu sürecin ikinci yarısı, değişen dünya koşullarının da etkisiyle, Gladyo’yla belli oranda mücadele edilebildiği yıllardır. MHP bu süreçte kısmen sokaktan çekilmiş ama devletin içinde, özellikle güvenlik bürokrasisi içinde “paralel bir örgütlenme” kurabilmiştir.
MHP’nin anayasaya ve hukuk karşıtlığı
3) MHP’nin ilk bölümünde muhalefet ederek AKP’ye yararlı olduğu, ikinci bölümünde ise artık doğrudan ittifak kurarak AKP’yi iktidarda tuttuğu aşama, içinde bulunduğumuz son aşamadır.
Muhalefet ederek AKP’ye yararlı olduğu yıllarda Bahçeli, örneğin 2007’de Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı olmasının yolunu açtı; 2014’te Ekmeleddin İhsanoğlu’nu Kılıçdaroğlu’na cumhurbaşkanı adayı diye kabul ettirerek, Erdoğan’a kazanma yolunu açtı; Haziran 2015’te, hükümet kuramayacak durumdaki AKP’ye, koalisyon seçeneklerini baltalayarak, erken seçime gitme ve hükümet oluşturacak sayıya ulaşma olanağı sağladı.
AKP’yle ittifak kurduğu süreçte ise Bahçeli, bugünkü hukuk devletinin gerilediği yerin iki numaralı sorumlusu oldu. “Erdoğan anayasaya uymuyorsa anayasayı Erdoğan’a uyduralım” hukuksuzluğu üzerinden tek adam rejiminin kapısını açan Bahçeli, sonrasında “hukukun MHP sorunu”nunun şu örneklerine imza attı: Anayasa Mahkemesi istediği kararı vermediğinde “Anayasa Mahkemesi kapatılsın” dedi; partisi yüzde 10 barajının altına gerilediğinde “yüzde 10 barajı kalksın” dedi; hatta tuttuğu takım (Karagümrük) küme düştüğünde “bu sezon küme düşme olmasın” bile dedi!
MHP’nin FETÖ’vari 154’ler torbası
Özetle MHP, AKP’li yıllarda hem Erdoğan’ın rejim değiştirebilmesinin kaldıracı oldu, hem devletin FETÖ’den boşalan bazı odalarına yerleşti, hem de Türk-İslam sentezi ideolojisine uygun olarak toplum-siyaset üzerinde baskı aparatı rolünü aldı.
Devlet memurlarının, polis şeflerinin elini öpebilmek için yerlere eğildiği Bahçeli, partisinin adının karıştığı “Sinan Ateş davasını” aydınlatmaya çalışan gazetecileri, karartılmasına karşı çıkan aydınları, siyasetçileri, akademisyenleri, tıpkı bir dönem AKP’nin diğer ortağı FETÖ’nün yaptığı gibi “154’ler torbasına” doldurarak, “hukukun MHP sorunu”na bir halka daha eklemiş oldu!
Hukuk devletini erozyona uğratanlar ve hukuku kanunla boğmaya çalışanlar, şimdi de hukuk arayanları fişliyor, 154’ler torbasına dolduruyor, açık açık “hesap soracağız” diyerek tehdit ediyor…
Unutulmamalı, hukukun MHP sorunu, aynı zamanda demokrasi sorunudur, insan hakları sorunudur, yaşam hakkı sorunudur…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
27 Temmuz 2024
ABD’yi Suriye’den kovmanın yolu
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 01/06/2024
PKK/YPG, ABD desteğiyle etkin olduğu Suriye’nin kuzeydoğusunda 11 Haziran’da bir seçim yaparak, konumuna “meşruiyet” sağlamaya çalışıyor.
Burdan bir meşruiyet çıkmayacağı ortada. Irak’ın kuzeyindeki bağımsızlık referandumunun bile sonuç vermediği şartlarda, PYD’nin Suriye topraklarında bir devlet kurma şansı hiç yok.
Nitekim ABD de “şartlar uygun değil” diyerek 11 Haziran seçimini uygun görmediğini resmi olarak ilan etti. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Vedant Patel, “Suriye’nin kuzeydoğusunda yapılacak seçimlerle ilgili şu anda serbest, adil, şeffaf ve kapsayıcı olma koşullarının sağlandığını düşünmüyoruz” dedi ve ekledi: “Bu görüşümüzü Suriye’nin kuzeydoğusunda aktörlere de ilettik.”
PYD’nin asıl amacı
PYD’nin iki nedenle bu konuda adım atmak istediği anlaşılıyor:
1) Irak hükümeti ABD’yi topraklarından çıkarmak için müzakereleri başlattı. Irak’tan çıkan ABD’nin Suriye’de tutunma şansı zayıf. PYD bu nedenle o an gelmeden kendi pozisyonunu sağlama almaya çalışıyor.
2) İsrail Gazze saldırısı sürecinde zaman zaman Suriye’ye de saldırıyor. PYD, dünyanın baskısı altındaki İsrail’in bir anlaşmaya mecbur kalmasından önce hareket edip, bunu fırsata çevirmek istiyor.
PYD’nin asıl amacı ise seçimi bir meşruiyete çevirebilirse, bunu Şam’la özerklik pazarlığında kullanmak.
Teröristan nasıl önlenir?
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye, Suriye’nin ve Irak’ın kuzeyinde bölücü örgütün bir ‘teröristan’ kurmasına asla izin vermeyecektir” dedi (AA, 30.5.2025).
Güzel, peki nasıl engelleyecek? Suriye’de asker bulundurmayı sürdürerek engellemek olası mı? Teknik olarak evet ama Suriye’de sürekli asker bulundurabilmek mümkün mü? Değil tabii ki…
Bu durumda geriye tek yolun kaldığı ortada: Ankara Şam ile anlaşmalı ve Şam’ın Suriye’nin kuzeydoğusunda yeniden egemen olması sağlanmalı. Suriye topraklarındaki TSK birlikleri de Suriye ordusunun önünü açarak bu süreci kolaylaştırmalı ve bu yolla adım adım Türkiye’ye çekilmeli. Böylece Rusya ve İran’ın desteklediği normalleşme sürecini kilitleyen “çekilme takvimi” konusu da çözülmüş olur.
Bahçeli’nin Şam’la işbirliği mesajı
Diyeceksiniz ki “son 10 yılda ‘Ankara ile Şam anlaşmalı’ diye defalarca yazdınız ama Erdoğan’ın buna hiç niyeti olmadığı görüldü hep.” Haklısınız. Ancak bu kez Erdoğan’ın başortağı Bahçeli’nin de Ankara-Şam işbirliğine işaret ediyor olması, belki en azından güvenlik bürokrasisi üzerinde bir basınç oluşturabilir.
Bahçeli net bir şekilde söyledi: “Şam ile işbirliği kurulmalı. Bölücü terör örgütünün kaynağında Türkiye ile Suriye’nin eşgüdüm halinde yapmalarını önerdiğim askeri operasyonlarla kökü kurutulmalıdır.”
Ankara-Şam karşıtlığı PYD’ye alan açıyor
Ankara’nın çelişkileri şunlar: 1) İtiraz ettiği yapının ana sponsoru, kendisinin de müttefiki. 2) Ankara Washington’un politikasına, Washington da Ankara’nın politikasına itiraz üzerinden Suriye’deki varlığını gerekçelendiriyor.
Ankara’nın kolaylığı şunlar: 1) Irak bile ABD’yi topraklarından atmaya dönük adımlar atıyor. 2) Türkiye’nin Astana ortaklarının temel hedefi ABD’yi Suriye’den çıkarmak.
Dolayısıyla şartlar çok uygun ancak Erdoğan “özel ajandası” nedeniyle süreci ilerletmiyor, Moskova-Tahran arabuluculuğunda yapılan normalleşme sürecinde de görüldüğü üzere işlevsel adım atmıyor.
İşte asıl vahimi de bu: Ankara’nın Şam’la normalleştirmeyi geciktiren tutumu, ABD ve PYD’ye sürekli oyun geliştirme fırsatı veriyor. 11 Haziran seçimi atlatılsa bile, bu anlayışla ABD ve PYD yeni fırsatlar bulacaktır.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
1 Haziran 2024
ERDOĞAN’IN SUÇU BÜYÜK
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 06/06/2013
“Yüzde 50’yi evinde zor tutuyorum” diyerek açıkça 10 gündür eylem yapan halkı tehdit eden Erdoğan, bu sözleriyle hem meşruiyetinin kalan kısmını yitirmiş hem de “halkı, kin ve düşmanlığa” aleni tahrik suçu işlemiştir!
Bir ülkenin başbakanının halkının yarısını, diğer yarısı üzerinden tehdit etmesi Hitler’in ya da Mussollini’nin bile aklına gelmemiştir!
HALKI HALKA KIŞKIRTMAK
Kimileri bu büyük suçun farkında olduğundan durumu kurtarmaya yönelik açıklamalara soyunmaktadır: “Başbakan o lafı şundan dedi. Kaç gündür taban arıyor ve sokağa çıkmak istiyor. Başbakan’a büyük baskı var sokağa çıkmak için.”
Acaba söylerken kendileri de inanıyor mu buna? Yani yüzde 50, yani milyonlar Erdoğan’ı arayıp “Reis, bırak da sokağa çıkalım, şunlara haddini bildirelim” mi diyor?
Neresinden baksanız tutarsız, neresinden baksanız ciddiyetsiz.
Hiçbir açıklama Erdoğan’ın bu tahrik suçunu hafifletemez. Zaten Erdoğan suç içeren bu konuşmasından iki gün önce de şöyle bağırıyordu: “Siz 250 bin kişi topluyorsanız, ben de 1 milyon kişi toplarım.”
BAKANLARININ BAŞI
Sadece bu sözleri bile neden Erdoğan karşıtı bir başkaldırının olduğunu anlamaya yeter!
Erdoğan başbakanlık yapmıyor; kendisini sadece oy verenlerin başbakanı sayıyor, kendisine oy vermeyene düşman oluyor, yaşam alanlarını daraltıyor, hor görüyor, aşağılıyor, alkolik diyor, çapulcu diyor, marjinal diyor, ahlaksız diyor, “kucağa oturtma” benzetmeleri yapıyor, “benim istediğim kalıba gireceksiniz” diyor!
İtiraz gelince maliyeyle, denetimle, ihaleyle gözdağı veriyor.
İtiraz gelince Ergenekon tertipleriyle zindanı gösteriyor.
İtiraz gelince polisle, biber gazıyla, olmadı kendisine oy verenlerle tehdit ediyor!
Ama artık yolun sonuna gelindi. Zira “korku duvarı” aşıldı, Erdoğan’ın fermanı yırtıldı!
MHP VE BDP’DEN AKP’YE CAN SİMİDİ
İlginçtir, Erdoğan ne zaman sıkışsa, sistem içinden kendisine can simidi atanlar oluyor.
Örneğin Devlet Bahçeli… Bahçeli Salı grup konuşmasında “Parti olarak Taksim’de olayların kıyısında köşesinde olmamız dahi söz konusu değildir.” dedi.
Bahçeli yetinmedi, ertesi gün de eyleme katılmak isteyen milletvekillerinin istifasını istedi!
Erdoğan’a can simidi atan bir başka parti ise BDP oldu. BDP Grup Başkanvekili İdris Baluken şöyle diyor: “Statükoyu güçlendirecek sloganlar ve imgeler bu protestoların başat özneleri konumuna gelmiştir. BDP olarak hiçbir sebep ve durumda biz bu ırkçı, ulusalcı, cinsiyetçi, tekçi, militarist kesimlerle yan yana durmayacağımızı ifade etmek istiyoruz.”
Yani AKP, MHP ve BDP ile halka karşı ittifak kurmuş oluyor!
AMPULLER SÖNÜYOR
Ancak Erdoğan’ı ne MHP ve BDP desteği, ne de Gül-Arınç üzerinden sergilenen gaz alma ve süreçten yararlanma projesi kurtaracak. Çünkü Erdoğan-Gül iktidarı 11 yıllık saltanatının sonuna geldi!
Bu akşam Türk milleti, Kuzey Afrika’dan dönen Erdoğan’ı akşam evlerindeki ampulleri söndürerek karşılayacak!
Ta ki son ampul sönene kadar!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Haziran 2013