Posts Tagged Beşir Atalay

NOBEL ERDOĞAN’A ADAY

Haklısınız, başlık ters gibi duruyor. Normal de “Erdoğan Nobel’e aday” ve hatta daha doğru olarak “Erdoğan Nobel’e aday gösterildi” şeklinde olmalıydı. Ancak mesele ters olunca, başlık da ters oldu. Neden mi? Anlatalım:

Bildiğiniz gibi önceki gün Başbakan ErdoğanEyy Nobel, sen nasıl barış ödülü dağıtıyorsun” diyerek Alfred Nobel’i mezarında sıçrattı.

Erdoğan’ı sinirlendiren olay ise Mısır ve Baradey’di: “Barış ödülü almış olan Baradey, şu anda askeri darbeyi gerçekleştiren hükümetin cumhurbaşkanı birinci yardımcısıdır. Ben şimdi Nobel’e sesleniyorum. Eyyy Nobel, sen nasıl barış ödülleri dağıtıyorsun ki bu kişiler askeri darbe yapanların yanında yer alıyor.” (Hürriyet, 9 Ağustos 2013)

Konu Baradey olunca Erdoğan Nobel’e kızabiliyordu fakat biz ise “beyzbol sopası” sendromu taşımayan bir Türk Başbakanı’nın şöyle haykırmasını bekliyorduk: “Eyy Nobel, sen Irak’ta 1,5 milyon Müslüman katleden ABD’nin Başkanı Barrack Obama’ya nasıl barış ödülü verirsin?

İŞİ OLAN ERDOĞAN’I ADAY GÖSTERİYOR

Erdoğan’ın Nobel’e kızmasına sosyal medyada çarpıcı yorumlar yapıldı. En dikkat çekeni, Erdoğan’ın pek çok kez Nobel’e aday adayı gösterilmesine rağmen tek bir kez bile aday gösterilmemesine öfkeli olabileceğiydi…

Arşivlere bakınca bu yorumcuların pek de haksız sayılmayacağı görülüyordu. Hatta “Nobel’e aday adaylık” diye bir dal olsa, Erdoğan Guinness Rekorlar Kitabına bile girerdi.

İşte Erdoğan’ın Nobel’e aday adaylıklarından bir kaçı:

1. Örneğin Erdoğan “Her TOBB üyesi bir işsiz çalıştırsa, işsizlik biter” dediğinde Deniz Baykal tarafından Nobel’e aday gösterilmişti! (5 Mayıs 2009)

2. Baykal şaka yapmıştı ama NTV gayet ciddiydi. NTV, röportaj yaptığı Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Thorbjorn Jagland’a şöyle sormuştu: “Eğer Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan Kürt sorununa barışçıl çözüm bulursa Nobel Barış Ödülünü alabilir mi?”

Aynı zamanda Nobel Barış Ödülü Komitesi Başkanı  olan Jagland’ın soruyu geçiştiren yanıtı şöyleydi: “Bu konuda hiçbir yorumda bulunamam. Bu tür şeylerden genelde konuşmayız. Fakat barış yapanları, gerçekleştirenleri daima onurlandırmışızdır, elbette.” (3 Şubat 2013)

3. Bugün gazetesinden Seda Şimşek’e konuşan Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, İmralı sürecinin sonunda Erdoğan’ın Nobel Barış ödülünü alabileceğini ilan ediyordu! (11 Mart 2013)

4. Koray İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Selim Koray, Başbakan Erdoğan’ı Nobel Barış Ödülüne aday gösterdiğini ve 23 Mart 2013’te resmi başvuru yaptığını açıkladı.

Sözcü’den Saygı Öztürk bu tuhaf adaylık öyküsünü araştırdı ve altındaki rantı ortaya çıkardı. (1 Nisan 2013)

5. Bir tuhaf adaylık önerisi de komşu İran’dan gelmişti. İran’da Mükerrem Şirazi, “İnsaf ve cesaretleri varsa, Nobel Barış Ödülünü Erdoğan’a verirler” diyordu. (2 Şubat 2009)

BAĞIMLI KAFA

Erdoğan’ın Nobel aday adaylıklarına köşe yetmez. En iyisi burada keselim ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in “Nobelli Müslüman sayısının çok az olduğunu” belirten İngiliz evrim biyoloğu Richard Dawkins’e verdiği yanıtlara bakalım.

Şimşek’in iki tezi var:

İlki komik. Şimşek, Nobel’i Müslüman olmayan bir ülke verdiği için Müslüman Nobelli’nin az olduğunu savunuyor. Yani örneğin Suudi Arabistan verse, fahri doktora gibi bizimkilere Nobel dağıtacak!

İkincisi ise trajikomik: “Batı’nın ‘büyük oyun’u Müslüman dünyasını sürekli bir çatışma ortamında bırakmış, bu da ilerlemeye engel olmuştur.”

Sanırsın bu sözlerin sahibi ABD adına Müslüman Suriye’ye savaş ilan etmiş bir hükümetin, üstelik İngiliz kontenjanından bir üyesi değil de, Silivri Kalesi’ne dayanan ulusalcılardan biri!

Sadece Şimşek değil, Erdoğan’ın kabinesindeki pek çok üye her an mizaha dönüşen laflar ediyorlar. Örneğin birkaç gün önce de Bakan Erdoğan Bayraktar “Biz Müslüman bir ülkeyiz, icat yapamayız” demişti.

Anlaşılan Bayraktar’ın İslam tarihinden ve İslam uygarlığının bilime katkısından hiç haberi olmamış… Fakat acaba içlerinde hiç mi meseleyi Müslümanlıklarında değil de Batı’ya bağımlı ilişkilerinde arayan yok? Merak ediyoruz…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Ağustos 2013

Reklamlar

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

0 SORUN, 51 ÖLÜ

Başbakan Erdoğan dün grup konuşmasında, partisinin Reyhanlı tezlerine karşı çıkan hemen herkesi topa tuttu. Erdoğan “Reyhanlı’nın üzerinde kara dumanlar yükselirken” hükümetini sorumlu tutanlara ve saldırının arkasında Esad’ın olamayacağını belirtenlere bozulmuş! “Bekleseydiniz” diyor…

Erdoğan ve kurmaylarının Reyhanlı saldırısına fail “bulmakta” daha hızlı davrandığı ortadayken, muhaliflerini “beklemedikleri” için suçlaması, kuşkusuz sorunlu bir bakış açısını yansıtıyor. Meseleyi salt bu yanıyla, klasik Salı köpürtmesi sayacak ve üzerinde durmayacağız.

BAŞBAKANLIK TEFTİŞKURULU NEDEN DEVREDE?

Ancak sonraki sözlerine bakılırsa, Erdoğan’ı “bekleseydiniz” demeye iten gerçek nedenin hükümet ve devlet açısından çok daha önemli olduğu anlaşılıyor: Erdoğan grup konuşmasında, Reyhanlı saldırısında ihmal olup olmadığını anlamak için Başbakanlık Teftiş Kurulu’nu harekete geçirdiğini ilan etti!

İhmal şüphesi de nereden çıktı? Hani failleri yakalamışlardı? Hani 13 kişi gözaltındaydı ve her şeyi itiraf etmişlerdi? Hani fail El Muhaberat’tı, Acilciler’di?

‘SURİYE’YE SEFER’ PROPAGANDASI

Bu soruların içerdiği anlama bakmak için gelin Reyhanlı saldırısın olduğu cumartesi gününe dönelim ve olayın hemen sonrasından başlayarak kimi gelişmeleri anımsayalım:

1. 51 yurttaşımızın ölümüne neden olan Reyhanlı saldırısından sonra, hükümetten farklı sesler çıktı. Başbakan Erdoğan, saldıranları “çözüm sürecini hazmedemeyenler” diye işaret etti. İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin ise saldırının arkasında Beşar Esad’ın ve El Muhaberat’ın olduğunu ilan etti! Birkaç saat sonra da El Muhaberat’ın saldırıyı Acilciler örgütüne yaptırdığının anlaşıldığını açıkladılar!

2. MİT ve Emniyet panik halinde gazetelere “biz uyarmıştık” haberleri servis ettiler! Her iki örgüt de topu kucaklarından atma telaşına düşmüştü!

3. Ülkesinin iç ve dış güvenliğinden sorumlu olan Genelkurmay Başkanlığı ise “saldırıyı kınadıklarını” açıkladı! Anlaşılan Ergenekon tertipleri Türk Ordusu’nun ana karargâhını bir sivil toplum örgütüne dönüştürmüş ve Genelkurmay Başkanlığı’nın bir yardımlaşma derneği gibi davranmasına yol açmıştı.

4. Reyhanlı saldırısıyla ilgili hızla yayın yasağı alındı. Bu çağda, bu iletişim ortamında hiçbir anlamı olmayan bu yayın yasağının alınması, kuşkusuz hükümetin paniğini yansıtıyordu.

5. AKP’nin propaganda bürosu elemanları gibi çalışan tüm kalemler, ertesi gün ses birliği etmişçesine aynı şeyleri yazdılar ve Esad’ı, El Muhaberat’ı ve Acilciler’i Reyhanlı saldırısının faili olarak saptadılar! AKP propaganda elemanları, ekranlardan “Suriye’ye sefer” konuşmaları yaptılar.

REYHANLI SENARYOSUNDAN ÇARK

6. Öte yandan AKP’nin yayın yasağına rağmen ve hükümetin tek yanlı bilgi akışına rağmen, Reyhanlı saldırısıyla ilgili ciddi iddialar konuşulmaya başlandı. Özellikle Akşam’dan Levent Albayrak’ın verdiği şu haber çok önemliydi: “Reyhanlı’daki 73 MOBESE kamerasının tamamının birkaç gün önce ‘sistem arızası’ verdiği ve kayıt yapmadığı ortaya çıktı.”

7. Bu arada Ankara’da farklı senaryoların da gündeme geldiği konuşuldu. Erdoğan’ın “Türkiye’yi ateşe çekmek istiyorlar” mesajı vermesinin altı çizildi.

8. Erdoğan’ın mesajından sonra köşe yazarları da çark etmeye başladı. Örneğin Yeni Şafak Ankara Temsilcisi Abdülkadir Selvi, “Mesajı veren kim? Esad ya da Mihraç mı? Onların çapı yetmez. Küresel oyunculara bakmak lazım.” diyordu.

HÜKÜMET REYHANLI’NIN ALTINDA KALDI

Devletin birimlerinin “sorumluluktan kaçan” tavırları ile hükümetin telaşı ve sonrasında manevralara yönelmesi iki gerçeğe işaret ediyor:

1. Hükümet Reyhanlı saldırısının altında kaldı ve çaresizce çırpınıyor!

2. Erdoğan ve Davutoğlu’nun saldırıya zemin yaratan sorumluluğu, hükümetin sonunu getirir!

Çünkü AKP’nin komşularla sıfır sorun politikası sadece sıfır komşu değil, onlarca yurttaşımızın da ölümü demek artık!

ABD’nin Ortadoğu şerifliğini üstlenerek komşularla kapışan AKP’nin sadece Türkiye için değil, bölge için de bir güvenlik sorunu haline gelmesi, bardağı taşırdı. Öyle ki, Devlet Bahçeli bile dün grup konuşmasında Erdoğan’ı istifaya çağırdı!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
15 Mayıs 2013

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

F-AK KAVGASI

HSYK’nin, 1923 hâkim ve savcıyı kapsayan kararnamesi Emniyet ve Yargı’da Cemaat ve AKP çarpışmasının tüm hızıyla sürdüğünü gösterdi. F tipi görevlilerin AKP’ye yönelik hamleleri, anlaşılan tüm engellemelere rağmen sürüyor.

Cumhuriyet’ten Alican Uludağ’un haberine göre Ankara Cumhuriyet Başsavcısı İbrahim Ethem Kuriş’in tenzili rütbe ile Antalya Başsavcılığı’na atanmasının nedeni de yeni bir F-AK kavgası. Uludağ, Kuriş’in Başbakan Tayyip Erdoğan ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan hakkında Ankara’da yürüttüğü yeni bir Oslo soruşturması nedeniyle Antalya’ya sürüldüğünü yazıyor.

Onca gürültü patırtıya rağmen Cemaat’in hâlâ Oslo üzerinden AKP’yi sıkıştırmaya çalışması, kuşkusuz hem “paylaşılamayanın” büyüklüğüne hem de ABD’nin her iki oyuncusunu birbirine çarpıştırarak hizaya getirdiğine işaret ediyor.

15 aydır süren bu çarpışmanın kritik dönemeçlerini hatırlayalım:

FİDAN’DAN SONRA SIRA ERDOĞAN’DA

1. Başbakan’ın tam da ameliyatla bir süre ortalardan kaybolduğu süreçte, 7 Şubat 2012’de MİT Müsteşarı Hakan Fidan KCK davası kapsamında ifadeye çağrıldı. Erdoğan’ın özel temsilcisi olarak Oslo’da PKK ile masaya oturan Fidan’ı soruşturmak, kuşkusuz Başbakan’ı soruşturmak demekti.

Fidan ve ifadeye çağrılan diğer MİT’çiler, AKP kalkan oluşturacak bir yasa hazırlayana kadar MİT binasından çıkmadı. Böylece AKP, ilk F tipi soruşturmayı savuşturmuş oldu.

Başbakan Erdoğan operasyonun arkasındaki gücü “paralel devlet” diye tanımladı ve “Hakan Fidan’dan sonra bana geleceklerdi” dedi.

2. Soruşturmayı başlatan Savcı Sadrettin Sarıkaya görevden alındı, yerine özel yetkili savcı Adem Özcan atandı.

3. Savcı Adem Özcan, AKP’nin çıkardığı yeni yasa gereği soruşturma için Başbakan’dan izin istedi ve 9 ay boyunca yanıt bekledi. Özcan’ın ikinci bir yazı yazacağı öğrenilince, Terörle Mücadele Savcılığı’ndan sorumlu Başsavcıvekili Oktay Erdoğan, dosyayı Özcan’dan aldı!

CEMAAT ERDOĞAN’I DİNLİYOR

4. AKP, F tipi ilk hamleyi atlattıktan sonra, şu sorunun peşine düştü: Soruşturmayı Erdoğan’ın ameliyatlı olduğu döneme getirerek AKP’nin müdahalesini engellemek isteyen Cemaat, yalnızca birkaç ismin bildiği sağlık sorununu nereden biliyordu?

MİT hemen böcek araştırması yaptı. Başbakan’ın AKP Genel Merkezi’ndeki odasında da, Meclis’teki makam odasında da, hatta evinin altında ofis olarak kullandığı bölümde de böcek bulundu.

5. Bu gelişme üzerine bir süre sonra Başbakanlık koruma polisleri baştan sona değiştirildi! Hatta yeni ekibin göreve başladığı ve eski ekibin eşyalarını toplayıp odaları boşalttığı ilk gün, yumruklaşmaya varan kavgalar oldu.

6. Ankara’da Memur Suçlarını Soruşturma Bürosu’nda görevli savcı Murat Demir, Başbakanlık’ta yaşanan koruma kavgası için soruşturma açtı. Ankara Cumhuriyet Başsavcısı İbrahim Ethem Kuriş, Başbakanlık Koruma Dairesi Başkanı Ramazan Bal ile dört koruma hakkında İçişleri Bakanlığı’ndan soruşturma izni istedi.

MİT’TEN EMNİYET’E BASKIN

7. Hürriyet’ten Tolga Şardan’ın haberine göre, böcek olayının ardından Başbakanlık Teftiş Kurulu müfettişleri, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi’nde inceleme yaptı. Müfettişlerin, tüm dinleme kayıtlarını da incelediği iddia edildi.

8. AKP’nin MİT’i ile Cemaat’in Emniyet İstihbaratı arasında mücadele sürerken dikkat çeken bir şey oldu. Fethullah Gülen, Gaziantep’teki terör saldırısı ile Uludere’de Mehmetçikleri taşıyan minibüsün devrilmesi nedeniyle bir mesaj yayınladı. Gülen’in taziye mesajında MİT iması vardı! (Vatan, 22 Ağustos 2012)

9. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, MİT Müsteşar Yardımcısı Muhammed Dervişoğlu hakkında haksız mal varlığı davası açtı.

ATALAY F TİPİ KALEMLERİN HEDEFİ

10. F tipi kalemler, Hakan Fidan operasyonundan bir sonuç alınamayınca, bu kez Beşir Atalay’a yöneldiler. Atalay’ın İran yanlısı olduğu, KCK tutuklamalarını engellediği yazıldı.

11. İddiaya göre Başsavcıvekili Murat Esen, göreve atandıktan sonra devraldığı dosyalardan birinin eksik olduğunu gördü. Dosya Hüseyin Görüşen’in makamında bulunan özel kasada bulundu. Dosya gizli bir Oslo soruşturmasıydı; üstelik Başbakan Erdoğan, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan “şüpheli” olarak yer alıyordu!

Esen, Erdoğan ve Atalay’la ilgili bölüme hızla takipsizlik kararı verdi, Fidan’la ilgili bölümü ise yetkisizlik kararıyla İstanbul’a gönderdi. İstanbul takipsizlik kararı vererek soruşturmayı kaldırdı.

Gizli Oslo soruşturmasının sahibi olduğu iddia edilen Ankara Cumhuriyet Başsavcısı İbrahim Ethem Kuriş de tenzili rütbe ile Antalya’ya gönderildi.

F-AK KAVGASI TÜRKİYE’YE DEĞİL, ABD’YE YARIYOR

ABD, AKP ile F tipi Cemaat’i birbirine vuruşturarak sadece iki oyuncusunu sürekli hizalamış olmuyor, aynı zamanda Türkiye’yi bölge politikalarına uyumlu olmaya mahkûm ediyor.

AKP ile Cemaat arasındaki çelişmelerden medet umanlar ve o çelişmelerin pususuna yatanlar, enerjilerini esas çözüme yani Milli Merkez’e vererek, 15 aydır süren bu F-AK kavgasından, F tipi operasyonlardan, Ergenekon tertiplerinden, CHP ile MHP’nin kasetlerle dizayn edilmesinden, İran ve Suriye’ye düşmanlıktan, Barzani ile birlikte Irak’ı bölmeye çalışmaktan, PKK ile müzakerelerden, bölünme anayasası girişimlerinden toptan kurtulmaya odaklanmalıdır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Mayıs 2013

, , , , , , , , , , , , , ,

1 Yorum

BÖCEK SAVAŞLARI

Başbakan Erdoğan’ın bir yıl önce bulunan böcekleri ansızın konu edinerek “dinlendiğini” ilan etmesi AKP-Cemaat savaşında yeni bir aşamaya işaret ediyor. Bu tür “böcek savaşlarını” doğru okuyabilmek ve analiz edebilmek, öncelikle tüm olguları masaya yatırmaktan geçiyor. İşte -yerimiz yettiği ölçüde- bu savaşta yaşananlar:

1. Fethullah Gülen, İsrail’le Mavi Marmara krizi sonrasında “İsrail’in onayı olmadan hareket edilmesini otoriteye başkaldırı” olarak niteledi ve İHH üzerinden AKP’yi eleştirdi

2. İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak, 1 Ağustos 2010’da “İran destekçisi bir adam Türkiye MOSSAD’ının başına atandı. Onların elinde önemli miktarda sırrımız var” diyerek Hakan Fidan’ı hedef aldı.

3. Başbakan Erdoğan’ın özel temsilcisi olarak PKK ile masaya oturan Hakan Fidan’ın Oslo’daki görüşme ses kaydı internete düştü. Hem MİT hem de PKK, görüşmeyi sızdırmadığını açıkladı!

4. AKP, 12 Haziran 2011 seçimlerinden hemen önce Ergenekon soruşturmasının savcısı Zekeriya Öz ile polisi Ali Fuat Yılmazer’i görevden aldı. Zaman karara sert tepki gösterdi. (AKP bilahare Tufan Ergüder’i de, Hakkâri Emniyet Müdürü yaparak sürgüne gönderdi!)

5. Seçimlerden hemen sonra cemaatin sözcüsü Hüseyin GülerceErdoğan’ın ustalık döneminde iki sınavı olduğunu söyledi. Biri bakanlar kurulunun oluşturulması, diğeri de YAŞ süreciydi.

6. Erdoğan’ın İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ı terörle mücadeleden sorumlu başbakan yardımcısı ve ikinci adam yapması, cemaatin tepkisini çekti. Emre Uslu ve Mehmet Baransu gibi yazarlar, hemen her konuda Atalay’ı hedef aldılar, istifasını istediler! İkiliye göre Atalay, Ergenekon soruşturmasını sekteye uğratıyordu!

7. Zaman gazetesi bu süreçte Usta’yı açıkça hedef almaya başladı. Ali Ünal, “Ustalık dönemi ile ilgili üç endişe” başlıklı yazısında Erdoğan’ı “kendini beğenmişlikle” suçladı, böyle giderse hezimete uğrayacağını ima etti. Ardından Zaman yazarı Bülent Korucu da yine Erdoğan’ı hedef alan yazılar kaleme aldı.

8. Zaman gazetesi 23 Kasım 2011 günü Fethullah Gülen’in Sızıntı’daki bir yazısını yayımladı. 2005 tarihli yazıdaki “kibirli hasta” mesajı yerine ulaştı!

9. Şamil Tayyar’ın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e yazdığı mektupla ortaya çıkan şike yasası kavgasında, cemaat Gül’den yana tavır aldı.

10. Fethullah Gülen, Erdoğan’ın hamleleri karşısında cemaate “Bir kere daha kefeni yırtıp, bir kere daha yeniden gömlek giyin” mesajı verdi.

11. Uludere’de 34 yurttaşımızın bombalanması olayında Cemaat yazarları istihbaratın kaynağının MİT olduğunu yazarak, kurumu hedef alan bir yayın çizgisi izledi.

12. Cemaat, 7 Şubat 2011’de, Oslo görüşmesi ve KCK davası üzerinden Hakan Fidan ile üst düzey MİT yöneticilerini sorgulamaya çalıştı. Erdoğan’ın ameliyat dönemine denk getirilen bu operasyon, karşı operasyonla ve çıkarılan bir yasayla durduruldu.

13. Erdoğan, bu operasyonun ameliyat sürecine denk getirilmesinden şüphelenerek MİT’e ev, araç ve ofislerinde böcek arattı. Erdoğan’ın bugün olduğunu açıkladığı böcekler işte o aramada bulundu.

14. Erdoğan, Başbakanlık korumalarının tümünü birden değiştirdi. Yeni korumalar ile eşyalarını toplayan eski korumalar arasında silah çekmeye kadar varan gerilim yaşandı!

15. Cemaat yazarları bir kez deBaşkanlık Sistemi üzerinden Erdoğan’ı hedef aldılar. Bu dönemde İhsan Dağı gibi yazarların, Erdoğan’ın sık sık referans aldığı Necip Fazıl’ın 12 Eylülcülüğüne gönderme yapması anlamlıydı.

16. Erdoğan Eylül 2012’de dershaneleri kapatma kararı aldı. Dershaneler, Cemaatin en önemli siyasal ve ekonomik faaliyet alanıydı. KPSS başta olmak üzere tüm sınavlarda kopya skandallarının ortaya çıkması, hatta son iki dönemde polis okulu sınav sorularının cemaate verilmemesi de bu savaşın parçasıydı.

17. Cemaat yazarları, dershanelerini kapatma kararı alan Erdoğan’ı “28 Şubat generallerine” benzeten yazılarla hedef aldı. Kimi cemaat yazarları da 4+4+4 sistemi tartışmaları üzerinden karşı atağa geçip, AKP’nin okulları olarak değerlendirilen İmam Hatip’lerin kapatılmasını savundu.

18. Taraf, bertaraf oldu!

19. Cemaat yazarları son günlerde sık sık Erdoğan’ın “tiranlaştığına” vurgu yapan eleştirilerde bulunuyorlar; AKP’nin İslamcılık ile demokrasi sentezinden totalitarizme yakın bir post-otoriterliğin çıktığını savunuyorlar.

ÇÜRÜMENİN GÖSTERGESİ

Böcek savaşları kuşkusuz stratejik piyonluğun sonucudur. ABD’deki iç çarpışmadan ve ABD ile İsrail arasındaki kimi çelişmelerden kaynaklanan bu böcek savaşları, bir yandan çürümenin ve karanlığın göstergesidir fakat diğer yandan da aydınlık yarınların işaretidir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Aralık 2012

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

2. AÇILIM PAKETİNDEN CHP ÇIKTI

Hüseyin Aygün’ün kendisini kaçıran PKK’liler için kullandığı ifadeler siyasette bir mutabakat tablosu oluşturdu. O tabloda AKP, BDP, Y-CHP ve liberaller var…

AKP milletvekili Galip EnsarioğluAygün’ün barış olsun, kimse ölmesin, dağdakiler insin şeklindeki mesajlarına elbette katılıyoruz” derken, Y-CHP Milletvekili Rıza Türmen daha da ileri gidiyor ve “Dağdakileri terörist olarak görmezsek, o zaman savaşı aşarız” diyordu…

Ahmet Altan’ın “Dağdakiler de bizim çocuğumuz” diyerek katıldığı koronun en dikkat çeken solisti ise istihbarat birimleriydi… Yandaş basına servis ettikleri telsiz “konuşmaları” ibretlikti!

Tamam, “o nasıl bir telsiz ki, Tunceli – Kuzey Irak arasında irtibat kurabiliyor” sorununa girmeyeceğiz ama Bahoz Erdal’ın, Aygün’ü kaçıran PKK’lilere fırçasını kâğıda döken görevliyi tebrik etmeden geçemeyeceğiz. Uzun zamandır kasap olarak sergilemeye çalıştıkları Bahoz Erdal’ı bu kez milletvekili kaçırılmasına itiraz eden, güvenliğinin alınmasını ve derhal serbest bırakılmasını isteyen duyarlı biri olarak resmettiler.

GENÇ PKK’LİLER RAHATSIZ

Hüseyin Aygün’ü kaçıran genç PKK’lilerin dağda bulunmaktan nasıl rahatsız olduğu, demeçlerle, köşe yazılarıyla ballandıra ballandıra anlatılıyor. Neredeyse “haydi onları kurtarmaya gidelim” diyecekler!

Peki, nereden çıktı bu dağdakilere duyulan aşk? Onları terörist olarak değil de insan olarak gördüklerini ilan edenlerin aynı gün hümanist felsefe sahibi olduğuna mı inanacağız?

Gelin birkaç ay geriye gidelim ve bu kampanyanın izlerine bakalım:

‘DİYALOG SÜRECİ YENİDEN BAŞLADI’

AKP’nin 6 maddelik 2. Açılım paketi, 27 Şubat’ta Yeni Şafak’tan duyuruldu: “1. Öcalan kenarda tutulup, sürece sonra eklenecek. 2. İsrail’in arka kapı diplomasi merkezi olan Oslo – Norveç değiştirilecek. 3. Barzani sürece dâhil edilecek. 4.  Türkiye, “Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik Şartı”na koyduğu şerhi kaldıracak. 5. Anadilde eğitim, seçmeli ders olacak. 6. Af.”

Ardından Nisan ayında müzakereler yeniden başlatıldı. Yeni Şafak’ın Ankara Temsilcisi Abdülkadir Selvi, 28 Nisan günü “Diyalog süreci yeniden başladı” diyor ve Açılım Koordinatörü Beşir Atalay’ın “çok yoğun görüşmeler oluyor” sözlerini müjdeliyordu…

Müzakerelerin sürdüğünü, son olarak ABD Büyükelçisi Francis Ricciardone duyurdu…

HAZİRAN TRAFİĞİ            

Müzakerelerin başladığı günlerde sırasıyla hem Barzani, hem de BDP heyeti Washington’a gitti.

Ardından 2. Açılım’ın haziran trafiği başladı: Barrack Obama ile Tayyip Erdoğan, Mesud Barzani ile Kemal Burkay, Tayyip Erdoğan ile Kemal Kılıçdaroğlu, , Leyla Zana ile Tayyip Erdoğan

Tüm bu trafik yönetilirken, AKP Açılım’ın içini dolduracak hazırlıklar da yapıyordu…

Bu hazırlıklardan biri, tam da bugün Hüseyin Aygün’ün kaçırılması üzerinden başlayan “dağdakileri şirin gösterme” kampanyası içindi…

GENÇ PKK’LİLERE YENİ KİMLİK

“Dağdan kurtarılacaklara yeni kimlik” şeklindeki bu hazırlık, 27 Temmuz günü Bugün gazetesi üzerinden servis edildi.

Emniyet Genel Müdürlüğü dağdakilerin aileleriyle irtibat kuracak, etkin pişmanlık yasasından yararlanmalarını sağlayacaktı… Devlet bu süreçte maddi, manevi her türlü desteği verecekti. İsteyenin yeni kimliği bile olacaktı! Dağdakiler bu yeni kimlikleri ile sosyal hayata daha kolay adapte olacaktı.

Bugün gazetesi, çalışmaların Adana ve Mersin’de başlatıldığını da duyuruyordu…

ŞEMDİNLİ BULUŞMASI                             

Asıl amacın PKK’yi dağdan indirmek olmadığı, Büyük Kürdistan projesine uygun olarak Kuzey Irak’ın Türkiye’ye genişletilmeye çalışıldığı ortada… Uludere’den Şemdinli’ye uzanan süreç iyi incelenmeli…

Bitirirken belirtelim: 1. Açılım, Habur rezaleti sonrasında oluşan milli tepki nedeniyle hız kaybetmişti… Bakalım 2. Açılım, önceki gün sahnelenen ve Habur’dan daha beter olan PKK-BDP buluşması sonrasında nasıl seyredecek?

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi

19 Ağustos 2012

, , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

ŞEMDİNLİ’DE ABD PARMAĞI

Askeri konularda bile Genelkurmay Başkanlığı’na söz hakkı vermeyen AKP Hükümeti, bu kez Şemdinli’de topu TSK’ye attı. Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, geçen hafta perşembe günü gazetecilerin Şemdinli soruları karşısında “gerekli açıklamalar güvenlik birimlerince yapılacak” demişti. Ancak TSK hâlâ gerekli açıklamayı yapmadı!

Anlaşılan Yüksek Askeri Şura’da Kemalist subayları tasfiye etme çalışması, Türkiye Cumhuriyeti topraklarının bir bölümünde 15 gündür süren “sınır silme” girişiminden daha stratejik!

MEVZİ-CEPHE SAVAŞININ ANLAMI

Elbette hükümete uygun bir TSK yapılanması için uğraşanlardan daha sorumlu askerler de vardı ve onlara sorduk, “Şemdinli’de ne oluyor” diye…

Bilgi aldığımız her iki kaynak da PKK’nin klasik gerilla taktiğinin dışına çıktığına, “mevzi-cephe savaşı” verdiğine, “alan hâkimiyeti” kurmaya çalıştığına dikkat çekti. Peki, ne anlama geliyordu bu?

Şemdinli’de, PKK’nin arkasında profesyonel bir ordu aklı ve operasyonel desteği olduğu anlamına geliyordu

Peki, hangi ülkenin aklına ve operasyonel desteğine işaret ediyor Şemdinli’deki gelişmeler? Geleceğiz, ama önce kaynağımızın saptamasını doğrulayan bir başka açıklamayı anımsatalım…

PKK YÖNTEMİ DEĞİŞTİRDİ

PKK lideri Murat Karayılan’ın basına yansıyan açıklamaları, hem Şemdinli’deki hedefi hem de yöntemi ortaya koyuyor.

Şemdinli’deki hedef: “Şimdi sınırın 35 km içerisindeki Şemdinli’nin etrafında gerilla vardır. Böylece artık sınır ötesi sınır berisi de hikâyeye dönüşmüştür.”

Şemdinli’deki yöntem: “Gerillanın 2012 yılı itibarıyla içine girmiş olduğu yeni bir mücadele tarzı ve aşaması söz konusudur. Bu yeni mücadele aşaması bir üst aşamadır. Yani gerillanın temel taktiği olan vur-kaç taktiğiyle birlikte, birçok yerde vurup orada mevzilenme, alan hâkimiyetini geliştirme biçimindeki bir taktik süreç gündemdedir. Bu çerçevede şimdi Kürdistan’da yaşanan yoğun bir savaş durumu vardır.”

SINIR SİLME ABD STRATEJİSİDİR

Peki, Şemdinli’deki bu gelişmelerin arkasında hangi devletin aklı ve desteği var? Hükümet üyelerinin iddia ettiği gibi Suriye’nin mi? Bu durumda PKK, Şam rejiminin stratejik müttefiki midir?

Güncel dalgalanmaları, Suriye’nin kuzeyindeki güç boşluğunun yarattığı durumları Şam-PKK stratejik işbirliği şeklinde değerlendirmek gerçekçi değildir. Zira PKK, hâlâ ABD’nin stratejik aracıdır.

“Sınır silme” hedefi Suriye’nin değil, ABD’nin stratejisi içindedir. Irak’ın kuzeyi, Suriye’nin kuzeyi ve Türkiye’nin güneydoğusu Şam’da değil, Washington’daki haritalarda değişmiştir!

3 AŞAMALI KÜRDİSTAN PLANI

Oslo Barış Enstitüsü kurucusu Prof. Dr. Johan Galtung’un tam da bu aşamada ortaya çıkıp “arabulucu olmaya hazırım” demesi ve Pentagon’un çekmecesindeki “3 aşamalı Kürdistan planını” sergilemesi anlamlıdır. Galtung’a göre o aşamalar şöyledir:

Birinci aşamada Kürtlerin yaşadığı dört ülkede, Türkiye, Irak, İran ve Suriye’de, insan hakları konusunda iyileştirme sağlanmalı. İkinci aşamada her dört ülkede Kürtler, otonomilere kavuşturulmalı. Üçüncü aşamada ise dört otonomi bir araya getirilerek Kürdistan konfederasyonu oluşturulmalı. Türkiye ise Kürdistan Konfederalizmi oluşumunu kabul etmeli.

AKP’nin Suriye karşıtlığı ile PKK’nin Şemdinli hamlesi, işte bu plan içerisinde örtüşmektedir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Ağustos 2012

, , , ,

Yorum bırakın

ZİNCİRİN ZAYIF HALKASI: DAVUTOĞLU

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Suriye politikasına yönelik eleştirileri şu sözlerle savunmaya çalışması Neo-Osmanlıcılık’tan ziyade, “koltuğunu koruma çabası” olarak değerlendirilebilir. “Biz geçen asırda, yüz yıl önce, Trablus, Yemen, Balkan Savaşları’nda ne yaptıysak onu yapıyoruz. Bu halklarla aramıza hangi duvarları koyarlarsa koysunlar bunları tek tek yıkmaya kararlıyız.”

Bugün emperyalist bir uygulamada görev almayı, 100 yıl önceki “emperyalizme karşı savunmalarla” eşitlemeye çalışmak başka nasıl açıklanabilir ki? Davutoğlu’nun bugün yaslandığı o yüz yıl önceki savunmaları kim yaptı? AKP’nin düşman kategorisine koyduğu Jöntürkler, İttihat Terakkiciler! Bugün Ergenekon operasyonlarıyla Silivri’de esir ettikleri insanları neyle suçluyorlar? İttihatçı zihniyeti taşımakla!

Ama Davutoğlu, şimdi o İttihatçı zihniyete muhtaç kaldı!

BOMBA DAVUTOĞLU’NA YARADI

Oysa 18 Temmuz’daki bombalı saldırıyı izleyen birkaç gün boyunca ne de mutluydu Ahmet Davutoğlu… Hatta medyadaki güzellemelere bakılırsa, Suriye Ulusal Güvenlik Konseyi’nde patlayan bomba, en çok Ahmet Davutoğlu’na yaramıştı. Ahmet Davutoğlu’nun “stratejik kafasına” övgüler dizme yarışına girenlere göre, o bir Neo-Kissinger’dı, Neo-Brzezisnki’ydi…

Ama işte o mutluluk sadece birkaç gün sürdü… Rejimin Şam çevresindeki terörist oluşumlara kesin darbe düzenlemek üzere Suriye’nin kuzeyindeki güçlerini çekmesi ve kuzeyde oluşan boşluğu PKK-PYD’nin doldurması, bu kısa süreli mutluluğu ortadan kaldırdı.

BARZANİ İKİLİ Mİ OYNUYOR?

Gelişmeler karşısında o kadar çaresiz, o kadar aciz kaldılar ki, büyük dostları Barzani konusunda şüphe bile duymaya başladılar! Davutoğlu’nun “kak Mesaud” dediği, Beşir Atalay’ın “Kandil’le kendileri adına temas kurduğunu” söylediği Barzani yoksa ikili mi oynuyordu?

Başbakan Erdoğan’ın Barzani’nin sözlerine gösterdiği şu tepki, hem bir kazık yediklerinin itirafı, hem de aslında “düzen kurucu” olmadıklarının göstergesidir: “Son olarak söylenen şu ifade çok daha çirkin. ‘Biz Kuzey Irak’ta bunlara eğitim verdik ve bu eğitim neticesinde şimdi onları geri gönderiyoruz’ yaklaşımları bu işin çok daha farklı boyutlara doğru gittiğini gösteriyor.”

Bütün bu dış politika iflası içinde Erdoğan’ın yapabildiği tek hamle, Davutoğlu’nu Barzani’ye gönderme kararı alması oldu!

CEMAAT DE HEDEF ALMAYA BAŞLIYOR

Ahmet Davutoğlu sadece merkez medyada değil, AKP ve Cemaat içinde de tepki topluyor.

Başbakan Erdoğan’ın danışmanı olan milletvekili Yalçın Akdoğan’ın “Suriye’nin kuzeyindeki gelişmelerin öngörülmemesine” yönelik eleştirilere Star’da verdiği “ABD gibi süper güçler bile her gelişmeyi planlama ve yönlendirme kabiliyetine sahip değildir” yanıtı, bir AKP savunması olduğu kadar, içten içe bir Davutoğlu uyarısıdır aynı zamanda…

Hüseyin Gülerce’nin Zaman’daki “stratejik derinlik ve romantizm” başlıklı makalesindeki şu sözleri, Davutoğlu’nun cemaat yayın organlarında da hedef tahtasına oturtulacağına işaret ediyor: “Romantizm, biliyorsunuz duygu, heyecan ve hayalin etkisinde kalmaktır. Bir de işin içinde kendinize çok güven varsa uçar gidersiniz… Edebiyatta, sanatta romantizm olur. Ama dış politika, romantizmi asla kaldırmaz.”

ERDOĞAN, TERAZİ KEFELERİNİ Mİ TARTIYOR?

Tamam, “komşularla sorunlar sıfırlanmadı” tersine Ahmet Davutoğlu sıfırlandı… Tamam, AKP’nin Suriye politikası muhafazakâr kesimlerde de tepki toplamaya başladı… Tamam, AKP’nin dış politikasının çuvalladığı iyice somutlaştı…

Ama bütün bu çöküş içerisindeki tek sorumlu Ahmet Davutoğlu mu ki, bir tek o koltuğunu koruma çabasına yönelsin?

Örneğin Başbakan Erdoğan’ın Suriye’nin kuzeyindeki gelişmeleri “bu aynı zamanda Kuzey Irak’taki yapılanmanın Akdeniz’e açılımı noktasında kendilerine göre bir plan da olabilir” demesi anlamlı değil mi? Erdoğan’ın “Putin’e, bizi Şangay Beşlisi’ne dâhil edin, biz de AB’yi gözden çıkaralım’ şeklinde bir latife yaptım” demesi, sadece bir latife mi?

Göreceğiz, ama Ağustos’un daha da sıcak geçeceği ortada!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
28 Temmuz 2012

, , , , , , ,

Yorum bırakın

%d blogcu bunu beğendi: