Posts Tagged Öcalan
ÖCALAN MODELİYLE YÖNETİM
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 11/02/2012
Özel Yetkili Savcı’nın, Başbakan Erdoğan’ın özel temsilcisi sıfatıyla Oslo’da PKK ile görüşen MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı şüfheli olarak ifadeye çağırması, enine boyuna tartışılıyor. AKP kurmaylarının “Cemaat, Erdoğan’ı ifadeye çağırdı” şeklindeki yorumları çarpıcı…
Cemaat – Polis – Özel yetkili savcılar ile AKP – MİT cepheleşmesinin daha da keskinleşeceği bir döneme, kuşkusuz gireceğiz.
Konu bir yanıyla ABD ile ilişkileri, bir yanıyla Suriye’de sahaya sürülmeyi ve bir yanıyla da Irak’ın kuzeyindeki yapının geleceğiyle ilgili… O nedenle çeşitli boyutlarını uzun süre bu köşeden inceleyeceğiz.
Bugün başlangıç oluşturması için, sizleri geriye, 2005 yılına götüreceğiz.
AKP ÖCALAN’DAN BRİFİNG ALIYOR
Tarih, 30 Kasım 2005. Özel bir savcı, Abdullah Öcalan’a soru sormak için İmralı’ya gider. Öcalan’la baş başa görüşen savcı, Kongra-Gel ve Zübeyr Aydar’la bir ilişkisi olup olmadığını sorar. Yanıtı ortada olan bir soru için, Savcı neden İmralı’ya gitmiştir ki?
Nitekim Öcalan da, yanıtı belli olan bu soru yerine, Savcı’ya tam 2,5 saat boyunca “Demokratik Konfederalizm” konusunda brifing verir. Öcalan da anlamıştır ki, AKP savcıyı bu konudaki görüşlerini öğrenmek üzere görevlendirmiş ve göndermiştir!
ÖCALAN’IN 25 EYALETLİ TÜRKİYE MODELİ
Zira Öcalan, Savcı’nın ziyaretinden bir süre önce bu kavramı ortaya atmış ve tartışılmasını istemiştir. Öcalan bu konuda 4 Mayıs 2005 günü avukatlarına şunları söylemiştir:
“Türkiye’de 81 il var. Ben aslında Türkiye için 25 bölge; 7 eyaleti Kürt, 18 eyaleti Türk nüfusun yoğun olduğu, diğer kimlikleri reddetmeyen bir yapılanma düşündüm, bunların yerel yönetim parlamentoları olur. Bir nevi Almanya’daki eyalet sistemi gibi. 81 il anlamsız. Kültürel, sosyal, anlamlı bir karşılığı yok. Yerel bölgelere dayalı bir Temsilciler Kongresi olabilir. 25 bölge ekonomik, sosyal, kültürel anlamı olan bütünlükler olmalı. Bu bir nevi konfederasyon olur. Devlet var üstte. Arada halkla devlet arasında yerele dayalı temsilciler şeyi var. Bu temsilcilerin seçtiği bir üst temsilciler meclisi olmalıdır. Türkiye Demokratik Konfederalizmini böyle tarif ediyorum.”
ÖCALAN, BAŞKANLIK SİSTEMİ İSTİYOR
Abdullah Öcalan 25 eyaletli Türkiye’nin de başkanlık sistemiyle yönetilmesi gerektiğini söyler:
“Türkiye Cumhuriyeti’ne reform gerekiyor. TBMM yerine iki organ öneriyorum. Aslında geçmişinde de var biraz, bir Cumhuriyet Senatosu öneriyorum. MGK yerine Güvenlik ve Savunma Konseyi, Anayasa Konseyi kurulmalı. Bir de yarı başkanlık benzeri, başkanlığın seçtiği hükümet. Halk nedir? İşte bu kongre, Türkiye’ye özgü Temsilciler Meclisi.”
AKP’NİN KALKINMA BAKANLIĞI
Şimdi burada duralım ve AKP’nin son seçimlerden sonra kurduğu yeni bir bakanlığı tanıyalım: Kalkınma Bakanlığı.
Cevdet Yılmaz’ın yönettiği bakanlığın en önemli birimlerinden biri Kalkınma Ajansları.
İnternetten sayfasına girdiğinizde karşınıza 25’e bölünmüş bir Türkiye haritası görürsünüz. Her eyaletin bir de ismi var.
Örneğin, BDP’nin özerk ilan ettiği(!) bölgede, 7 eyalet var: Kuzey Doğu Anadolu Kalkınma Ajansı, Serhat Kalkınma Ajansı, Fırat Kalkınma Ajansı, Doğu Anadolu Kalkınma Ajansı, Dijle Kalkınma Ajansı, Karacadağ Kalkınma Ajansı, İpek Yolu Kalkınma Ajansı.
BDP’nin AKP’ye bıraktığı bölgede de 18 Kalkınma Ajansı var!
ÖCALAN – ERDOĞAN ORTAKLIĞI
Öcalan’ın 4 Mayıs 2005 günü söylediklerini yeniden anımsayalım: “Ben aslında Türkiye için 25 bölge; 7 eyaleti Kürt, 18 eyaleti Türk nüfusun yoğun olduğu, diğer kimlikleri reddetmeyen bir yapılanma düşündüm, bunların yerel yönetim parlamentoları olur.”
Bu tabloya bakarsak, memleketi Erdoğan’dan ziyade Öcalan yönetiyor!
Haklısınız, her ikisini de ABD yönetiyor!
Ama artık yolun sonuna geldiler. Çünkü gerileyen kuvvetler, ancak birbirine düşer!
“Yarı Başkanlık sistemi” ile yönetilecek konfederal yapının müstakbel aktör adayları arasındaki itiş kakışın nereye gideceğini de şimdiden söyleyelim:
Türkiye, yeni bir devrimin eşiğindedir!
Sıra bizde…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
11 Şubat 2012
AKP ÖCALAN’I SERBEST BIRAKACAK
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Odatv Yazıları on 02/11/2011
Recep Tayyip Erdoğan kontenjanından AKP Gaziantep Milletvekili olan Şamil Tayyar, yazdığı “Kürt Ergenekonu” kitabıyla gündemde. Ve Tayyar kitap satılsın diye, her gün bir gazetenin birinci sayfasında.
GÖZÜN AYDIN: PKK’Yİ MİT KURMUŞ!
Şamil Tayyar, PKK’yi MİT’in kurduğunu keşfetmiş! 31 Ekim tahrili Star gazetesinde böyle söylüyor. Doğrusu tebrik ediyoruz. Bu konuda Aydınlık’ın hacimli dosyalarını buradan hatırlatacak değiliz. Ancak Tayyar’ın ufkunu geliştirelim: MİT’e de ABD kurdurttu!
Bu keşfi yapan Şamil Tayyar, henüz oturduğu koltuğun anlamını kavrayamadı muhtemelen. Zira oturduğu makam haber yapma makamı değil, hesap sorma makamı. O nedenle bu keşfi yapan milletvekili Tayyar’ın, genel başkanına bağlı olan MİT’ten, PKK’nin kuruluşuna ilişkin bilgi sorması, dahası hesap sorması gerekir!
Biliyorum, mümkün değil diyeceksiniz. Ne de olsa Başbakan’ın özel temsilcisi olan MİT müsteşarı Hakan Fidan, zaten PKK ile pazarlık masasında!
Ancak Tayyar partisinin PKK ile pazarlıkta olduğunu atlayıp, yine PKK ile ilişkisi olduğu yalanını söyleyip, kurulmuş gibi, Doğu Perinçek ve Yalçın Küçük’e saldırıyor. Bu yalanlardan ötürü Perinçek’e tazminat ödeme rekorları kıran gazetelerin, yine aynı yalanlara sayfa ayırması, görevlerinin gereğidir.
AKP İKTİDARI PKK’YLE PAYLAŞTI
Gelelim ikinci konuya. Şamil Tayyar yine milletvekili olduğunun farkında olmayarak şöyle konuşuyor: “Doğu ve güneydoğuda PKK vesayeti var, özgür düşünce, özgür ifade gelişmiyor. O nedenle orada diğer bölgelerdeki gibi bir uyanış olmuyor. Bu PKK vesayetinin kırılması lazım. Orada entelektüeli, siyasetçisi, aydını da vatandaşlarımız da maalesef özgür değil.”
İktidarın bir üyesi olan Tayyar, sizce de ülkenin bir bölümünde iktidar olmadıklarını itiraf etmiş olmuyor mu? Bu durumda AKP iktidarı PKK ile paylaşmış olmuyor mu? Daha da beteri, ülke paylaşılmış olmuyor mu?
PKK SİYASALLAŞACAK, ÖCALAN SERBEST KALACAK
Nitekim Şamil Tayyar, Öcalan’ı da zaman içinde serbest bırakacaklarını söylüyor: “Ben Abdullah Öcalan’ın kaderini PKK’nin belirleyeceğini düşünüyorum. Eğer PKK hesaplarını Türkiye’ye kan ve şiddet üzerinden ciro etmeye devam ederse Abdullah Öcalan oradan asla çıkamaz. Ama PKK tarihin akış yönünü iyi okur, iyi değerlendirir, barış sürecine katkıda bulunmak, silah bırakmak ve siyasallaşmak isterse ben buna zemin oluşturulacağını düşünüyorum. Oluşacak barış havasının Abdullah Öcalan’ın İmralı’daki durumunu biraz daha netleştireceğini düşünüyorum. (…) Mandela 28 yıl hapishanede kaldı. Hayatı boyunca ırkçılığın çözümüyle ilgili talepleri kendi şahsına endekslemedi. Ama sorun çözüldüğünde o da dışarıdaydı. Eğer sorun çözülür, kan akmazsa o günün toplumsal şartları Türkiye’yi bu konuda bir yere taşır.”
Ülkenin bir bölümünün PKK kontrolünde olduğunu söyleyen bir AKP milletvekili, PKK’nin siyasallaşmasıyla, Öcalan’ın da serbest kalacağını söyleyebiliyor!
Kısmetse önce Diyarbakır’dan birinci sıra milletvekili yaparsınız! Sonra da…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Kasım 2011
PROTOKOLÜ, ERDOĞAN DA İMZALADI!
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 29/09/2011
Tarafların açıklamalarından anlaşılan o ki, Silvan’la birlikte artan şiddetin nedeni, Başbakan Erdoğan’ın Öcalan’ın üç
protokolünü imzalamaması…
BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, Öcalan’ın hazırladığı “ikişer sayfalık üç protokol”le ilgili şu bilgileri veriyor: “Bunlardan biri ateşkes, diğer PKK’nin silahsızlandırılması, üçüncüsü ise yeni demokratik anayasa sürecinin genel ilkelerini kapsıyordu.”
Demirtaş, protokollerin muhataplarını da açıklıyor: “Bu protokollerin anayasayla ilgili olanında muhatap BDP’dir. Diğer ikisi için İmralı ve Kandil.”
BÖLÜNME ANAYASASI PROTOKOLÜ
Protokollerle ilgili bilgi veren bir başka isim de BDP’nin listesinden milletvekili seçilen Şerafettin Elçi. Elçi kendisiyle birlikte bazı üst düzey BDP’li milletvekillerinin de gördüğünü söylediği protokollerin içeriğine dair şu bilgileri veriyor: “Bu protokolün içinde, anadilde eğitimin yanı sıra, Kürt kimliğine anayasal güvence sağlanması, Kürtlerin özyönetime, yani BDP’nin demokratik özerklik dediği bir statüye kavuşması ve Öcalan’ın ev hapsine çıkarılması da vardı.”
Elçi, protokolün Başbakan Erdoğan’a sunulduğunu ancak Erdoğan’ın imzalamadığını, şiddetin de bu nedenle arttığını söylüyor.
ÖCALAN’IN ERDOĞAN’DAN İSTEDİĞİ MESAJ
BDP Eşbaşkanı Demirtaş, protokollerin muhataplarına iletilmesiyle ilgili daha detaylı ve kesin bilgiler veriyor: “Protokoller
PKK’ye iletildi. Onlar uygun gördükleri 2-3 değişiklik yaptı ve son maddesi PKK’nin silahsızlandırılması olan protokolleri kabul etti. Şimdi top Öcalan’la görüşen devlet heyetindeydi.”
Demirtaş protokollere ilgili çok önemli bir ayrıntı daha veriyor: “Heyet bu protokolleri hükümete iletirken Öcalan’ın bir isteği daha olmuştu. Eğer televizyonda Başbakan’dan, ‘Biz silahsız çözümden yanayız, Kürt sorununun çözümü ancak siyasetle mümkündür’ gibi bir demeç duyarsa Öcalan, bunu Başbakan’ın protokolleri kabul ettiğine dair bir mesaj olarak alacak ve örgütü bir hafta içinde belli sınıra çekecekti. Bunu taahhüt etmişti. Ama Başbakan’dan Öcalan’a işaret niteliği taşıyacak öyle bir mesaj gelmedi…”
Evet, Başbakan Erdoğan’dan böyle bir mesaj gelmemişti, o zaman… Ya sonrasında?
ERDOĞAN ÖCALAN’A İSTEDİĞİNİ VERDİ
Başbakan Erdoğan’dan “Biz silahsız çözümden yanayız, Kürt sorununun çözümü ancak siyasetle mümkündür” mesajı alabildi mi Öcalan?
Önceki gün yazdık. Başbakan Erdoğan New York’ta, artan PKK saldırılarını şu sözlerle yorumlamıştı: “Terör örgütü kendi görevini yapıyor, biz de kendi görevimizi yapacağız.” Erdoğan ayrıca “PKK silah bırakırsa, biz de operasyonları bitiririz” demişti. Yurda dönerken yolda da şöyle sesleniyordu Başbakan Erdoğan: “Biz terörle mücadele ederiz, siyasi iradeyle de müzakere ederiz.”
PROTOKOLLERİ SİLAH İMZALATTI
Peki, bu durumda, “PKK silah bırakırsa, biz de operasyonları bitiririz, siyasi iradeyle de müzakere ederiz” diyen Başbakan Erdoğan, Öcalan’ın beklediği “Biz silahsız çözümden yanayız, Kürt sorununun çözümü ancak siyasetle mümkündür” mesajını vermiş olmuyor mu?
Dolayısıyla Başbakan Erdoğan, daha önce imzalamadığı protokollerin kabulü anlamına gelen bu mesajı vererek, protokolleri imzaladığını ortaya koymuyor mu?
Bitirirken altını çizelim: Silah bırakılması istenen PKK, protokolleri, silahı daha çok kullanarak imzalatmıştır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık 2011
29 Eylül 2011
ERDOĞAN ÖCALAN’LA YÜZDE 95 ÖRTÜŞÜYOR!
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 17/09/2011
AKP’nin mavi havuzdaki yandaşları ikiye ayrıldı: Bir bölümü, “görüşmeyi kim sızdırdı” diyerek içeriği perdelerken, bir bölümü de görüşmeyi normalleştirme peşinde. Yeşil havuzdan yandaşlar ise hâlâ olayın şokundalar ve konuya henüz giremediler!
Biz görüşmeyi kimin sızdırdığını araştırmayı ilgililerine bırakıyor ve görüşmenin içeriğine bakıyoruz.
ERDOĞAN-ÖCALAN PAZARLIĞI
Ve o içeriğin tam merkezinde tek bir gerçek duruyor: PKK-MİT görüşmesinin kayıtları bir kez daha gösterdi ki AKP, PKK ile uzun süredir müzakere yapmaktadır. Daha doğrusu Erdoğan ve Öcalan, temsilcileri aracılığıyla pazarlık yapmaktadırlar. (Bakınız: AKP’nin PKK ile 19 müzakeresi, www.mehmetaliguller.com, 2 Kasım 2010)
Çeşitli kesimler konuyu hafifletmeye hatta müzakereyi, pazarlığı meşru gibi sunmaya gayret etse de Başbakan Erdoğan felaketin farkındadır ve bu nedenle görüşmeyi yine devlete yıkmaya kalkmaktadır.
BÜROKRAT DEĞİL BAŞBAKAN’IN ÖZEL TEMSİLCİSİ
Erdoğan, Tunus’ta, sızan PKK-MİT görüşmesiyle ilgili sorulara verdiği yanıtta, “Hükümet olarak İmralı ile görüşmeyiz. Ama devlet üzerine düşeni yapar” diyebiliyor hâlâ…
Oysa MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın PKK’li muhataplarına söyledikleri ortada:
“(Başbakanlık) Müsteşar yardımcısıyım ama sayın Başbakanımızın özel temsilcisiyim. (…) Olayın teknik görünen bir çalışmadan öte daha siyasi içerikli, daha farklı bir boyuta taşınması ihtiyacı hasıl olunca sayın Başbakanımız bu konuda beni görevlendirdi. (…) Sayın Başbakan bu noktada caddi olduğunu, samimi olduğunu, siyasi riski de yüklenmeye hazır olduğunu birkaç defa söyledi. (…) Hükümetin çok ciddi niyeti var. Bu iyi niyeti Türkiye’deki reel şartların izin verdiği ölçüde hayata geçirmeye, realize etmeye çalışıyor. Bu noktada sayın Başbakan beni görevlendirdi.”
Kaldı ki, Erdoğan Tunus’ta gazetecilere “Emre Bey’i de (Eski MİT Müsteşarı), Hakan Bey’i de gönül rahatlığı içerisinde İmralı’ya gönderdik” demektedir. Gönderen hükümet giden devletse, görüşen devlet mi olur?
ERDOĞAN’LA ÖCALAN’IN VİZYON BENZERLİĞİ
Asıl vahimi, Başbakan’ın temsilcisinin PKK’li muhataplarına söylediği, Başbakan Erdoğan ile Öcalan’ın vizyonlarının yüzde 95 benzerlik taşıdığı şeklindeki saptamasıdır:
“Ben kendisine tüm çıplaklığıyla anlattım. İmralı’daki çözüm iradesini, olaya iyi niyetle yaklaşımı, sayın Öcalan’ın yıllar içerisindeki oluşturduğu düşünsel evrimi, ulaştığı sonuçları, ulaştığı sonuçların bölgeye yönelik vizyonunun yüzde doksan – doksan beş oranında, kendi çizdiği viyonla nasıl örtüştüğünü de anlattım.”
HÜKÜMETTE GÖREV BÖLÜŞÜMÜ
Görüşmenin aslında Erdoğan ile Öcalan arasında bir pazarlık anlamı taşıdığını, görüşmede bulunan MİT Müsteşar Yardımcıs A.G.’nin şu sözleri de ortaya koymuyor mu:
“Geldiğimiz noktada, önümüzde işte hazırlığını yapmakta olan bir hükümet ortaya neyi koyacağını, neyi yapıp, neyi yapamayacağını işte hukukçulara vermiş. Adalet Bakanlığı ayrı bir çalışma yürütüyor. Daha sonuç raporu çıkmamış. Bilmem ne bakanına bir görev vermiş, çalış bakalım, raporunu çıkart demiş…”
BOP DEVLETİ’NİN PAZARLIĞI
Peki Erdoğan ile Öcalan neyin pazarlığını yapıyorlar? Sadece silah bırakmayı mı, barajın düşürülmesini mi, Öcalan’ın özgürlüğünü mü, KCK davasının düşürülmesini mi, ana dilde eğitimi mi, özerkliği mi?
Tümünün toplamı olarak, yeni BOP devletini ve onun yeni anayasasını müzakere ediyorlar!
O BOP devletinin ismi “Türk-Kürt Federe Devleti”dir ve ikinci ile üçüncü İsrail’dir!
İşte bu devletin pazarlığı yapılmaktadır.
Ki hükümetin özel temsilcisi olarak Hakan Fidan, aslında Öcalan’ı meşru bir önderlik olarak kabul ettiklerini konuşmasında sık sık belirtmektedir!
Öcalan’ı meşru gören bir hükümetin ise aldığı yüzde 50 oya rağmen meşru olmadığı ortadadır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Eylül 2011
ÖZERKLİĞE NASIL GELİNDİ?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Odatv Yazıları, Politika Yazıları on 16/07/2011
13 şehit, Güneydoğu’da özerklik ilan edilmesi, ABD’nin ülkemize füze kalkanı yerleştirme girişimi, İran’la düşmanlık tohumları, Suriye ve Libya’ya karşı karargâh yapılmamız…
Peki, Türkiye bu noktaya nasıl geldi? Asıl sorumlular kim?
Türkiye bu noktaya ABD’nin aşama aşama ilerlettiği süreçle geldi. ABD kimi zaman AKP’ye anlaşma imzalattırarak, kimi zaman PKK silahını kullanarak, kimi zaman da TSK’ya karşı operasyon yaparak Türkiye’yi teslim almaya çalıştı…
Anımsayalım:
2003: Abdullah Gül, dönemin ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell‘la “2 sayfa, 9 maddelik” gizli anlaşma imzaladı. Gül, bu anlaşmayı, daha sonra Vatan gazetesinden Sedat Sert’e açıkladı. Tabi bu anlaşma, TBMM’ye gelmediği için de anlaşmadan ziyade “hizmet sözleşmesi” anlamına geliyor.
2003: ABD, Tayyip Erdoğan‘la “9 üs” anlaşması yaptı. Bu anlaşma ile AKP, ABD’ye bölge inisiyatifi sağladı.
2003: BM İkiz sözleşmeleri, AKP ve CHP’nin oylarıyla TBMM’den geçti. “Demokratik Özerklik” ilan eden Demokratik Toplum Kongresi (DTK), işte bu ihanet sözleşmelerini dayanak gösterdi.
2003: ABD, Türk askerine “çuval” geçirdi! Pentagon, açıkça TSK’yi hedef aldı ve Kuzey Irak’taki varlığını savaş nedeni saydı.
2004: Tayyip Erdoğan, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’ne (BOP) Eşbaşkan yapıldı! Erdoğan, BOP Eşbaşkanı olduğunu, tam 36 ayrı yerde itiraf etti.
2004: Tayyip Erdoğan, “ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi içinde Diyarbakır bir merkez olur” dedi! Erdoğan’ın Fatih Altaylı’nın Teke Tek programında dile getirdiği bu hedefin ardından, Diyarbakır uluslararası camianın Ankara’dan sonra programlarına aldığı ikinci diplomatik merkez oldu.
2004: Kamu Yönetimi Temel Kanunu, Eyalet Yasaları, Belediyeler Birliği, Kalkınma Ajansları Yasası, Nitelikli Sanayi Bölgesi gibi TBMM hazırlıklarıyla, özerkliğin altyapısı hazırlandı.
2005: Tayyip Erdoğan, “Diyarbakır Açılımı” başlattı. Ancak, bu açılımın başarılı olması AKP’nin önündeki milli set nedeniyle mümkün olmadı. Öncelikle o setin aşılması, yıkılması gerekiyordu…
2007: AKP’nin iktidara getirilmesi sürecinde başlatılan Ergenekon tertibi, uygulamaya sokuldu. TSK’ye, İşçi Partisi’ne, milli kesimlere uzun sürecek operasyona başlandı.
2008: Eyalet modeli tartışmaya açıldı.
2009: Abdullah Gül, “Kürt Açılımı”nı başlattı.
2009: Önce Gül, ardından Duvutoğlu, Kuzey Irak’ı “Kürdistan” olarak tanıdı.
2009: Öcalan‘la doğrudan görüşmelere ve müzakerelere geçildi.
2010: PKK/BDP önüne “Demokratik Özerklik” hedefi koydu.
2010: Tayyip Erdoğan, “Türkiye vatandaşlığı üst kimliği üzerinden ‘yeni Türkiye’ arayışında olduklarını” söyledi.
2010: AKP, Yargı’yı ele geçirdi! Tayyip Erdoğan referandum akşamı “federal meclis, federal konsey” dedi.
2011: Yeni-CHP, Yerel Yönetim Özerklik Şartı çekincelerini kaldırma sözü verdi.
2011: Tayyip Erdoğan – Abdullah Öcalan mutabakata vardı! Öcalan, “Barış Konseyi” ve “Anayasa Konseyi” üzerinde anlaştıklarını ilan etti.
2011: PKK özerklik ilan etti!
2011: ………….? Yeni anayasa.
Mehmet Ali Güller
16 Temmuz 2011
Aydınlık Gazetesi / Sürmanşet
Odatv.com
AÇILIM’IN YENİ AŞAMASI: DEMOKRATİK ÖZERKLİK
Posted by Mehmet Ali Güller in Odatv Yazıları, Politika Yazıları on 20/12/2010
ABD’nin AKP’ye uygulattığı ve nihai hedefi Irak’ın kuzeyindeki yapıyı da kapsayacak şekilde “Türk-Kürt Federe Devleti” olan “Kürt Açılımı”nda yeni bir aşamaya daha geçildi: Demokratik Özerklik!
ABD, ikinci bir İsrail devleti olarak inşa etmek istediği “Büyük Kürdistan” için önce Irak’ı parçalamış ve “Güney Kürdistan”ı kurmuştu; şimdi sırada “Kuzey Kürdistan” var!
ABD, Kuzey Kürdistan’ın inşası için hukuki planda Türkiye’ye “BM İkiz Sözleşmeleri”ni kabul ettirdi; askeri planda PKK’yı güçlendirmeyi ve TSK’ya karşı geliştirmeyi sağladı; kültürel planda toplumsal ayrışmanın zeminini yarattı; siyasal planda AKP üzerinden “Kürt Açılımı” uygulayarak, “Diyarbakır merkezli bölgesel özerkliğin” örgütsel inşasına harç sağladı.
“Belediyeler Birliği”nden, “Eyalet Modeli” tartışmalarına kadar yapılan ve geliştirilen her “çözüm”, bu siyasal hedefin aşamaları oldu.
Bu sürece direnecek kuvvetler de, başta TSK olmak üzere, bir dizi Ergenekon tertibi üzerinden adım adım etkisizleştirildi.
DİYARBAKIR, AKP-BDP İTTİFAKIYLA, DEMORATİK ÖZERKLİĞE MERKEZ OLUYOR
BDP’nin ilk kez, Öcalan’ın talebi üzerine, 19-20 Haziran 2010 tarihlerinde Diyarbakır’da yaptığı İl ve Belediye Başkanları toplantısında gündeme getirdiği “demokratik özerklik”, Türkiye’nin güneydoğusunu “özerk” hale getirmeyi hedefliyor.
Ahmet Türk ile Aysel Tuğluk’un eşbaşkanlığını yaptığı Demokratik Toplum Kongresi (DTK) tarafından 19 Aralık 2010 tarihinde gündeme getirilen “demokratik özerklik” taslağında hedef şöyle çizildi:
“Demokratik Özerklik, Kürdistan toplumunu, hukuki, öz savunma, sosyal ekonomik, kültürel, ekolojik ve diplomasi şeklindeki 8 boyutlu örgütleyerek siyasi irade yapıp Demokratik Özerk Kürdistan inşasını hedeflemektedir”. 1
BDP ve PKK’nın Demokratik Özerk Kürdistan diye hedeflediği oluşum, AKP’ye hükümet olabilmenin koşulu olarak sunulan hedefle birebir uyumludur:
“Şu anda Amerika’nın da ‘Büyük Ortadoğu Projesi’ var ya ‘Genişletilmiş Ortadoğu’, yani bu proje içerisinde Diyarbakır bir merkez olabilir. Bunu başarmamız vardır”. 2
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “başarmamız gerek” dediği “Diyarbakır’ı merkez yapma” hedefi, işte BDP’nin dile getirdiği “Demokratik Özerk Kürdistan”ın merkezidir, başkentidir!
DTK, DEMOKRATİK ÖZERK YAPININ KONGRESİDİR
PKK ve BDP, DTK’nın bir model ve hedef olarak önüne koyduğu “Demokratik Özerklik” ile çok açık olarak, Ankara dışında ayrı bir otoriteyi, iktidarı hedeflemektedir:
“Demokratik Özerklik’te siyasi yönetim, tabandan başlayarak köy komünleri, kasaba, ilçe, mahalle meclisleri, kent meclisleri biçiminde demokratik konfederal temelde örgütlenmesini yaparak üstte toplum kongresinde temsiliyetini bulur. Demokratik Özerk Kürdistan Toplum Kongresi, demokratik Türkiye cumhuriyeti parlamentosuna kendi temsilcilerini göndererek ortak vatan politikalarına dahil olur. Demokratik Özerk Kürdistan kendisini temsil eden özgün bayrak ve sembollere sahiptir. Ayrıca demokratik özerklik alanında farklı kimlikler de kendi sembollerini kullanır. Bu anlamda demokratik özerklik, Kürt halkının Demokratik Türkiye içinde yaşama iradesidir. Yani Kürt halkının siyasi statüsünü ifade eder. Demokratik özerklik ile asıl karar yetkisi köy, mahalle, şehir meclisi ve delegelerinindir. Her topluluk söz, tartışma ve karar yetkisini halk meclisleri ile yerine getirir. Katılımcı, çoğulcu, doğrudan halk meclisini esas alır”. 3
DTK, bu hedefle, aynı zamanda kendisini TBMM’ye delege gönderen, özerk bölgenin meclisi, kongresi olarak belirlemiştir!
İlginçtir, DTK, Anayasa Mahkemesi DEHAP’ı kapatıp, Türk ve Tuğluk’u siyasal yasaklı ilan ettikten sonra, BDP’nin AKP’nin siyasal ve yasal desteğiyle kurduğu bir yapıydı. Öyle ki, siyasal yasaklı Aysel Tuğluk, avukat kimliği ile İmralı’da Öcalan ile görüşmüş ve AKP’ye aracılık yapmıştı!
PKK, DEMOKRATİK ÖZERK YAPININ ÖZ SAVUNMA GÜCÜDÜR
Demokratik Özerklik taslağında dile getirilen ve çok tartışılan “Öz savunma” konusu da, açık olarak, PKK’yı bu yapının askeri gücü yapmayı ilan etmektir:
“Doğada kendini savunmayan hiçbir canlı yoktur. Öz savunma hem varlığına dıştan gelecek saldırıları hem de ahlaki ve politik toplum gerçekliğine karşı içten gelişecek tehlikeleri etkisiz kılmak için hava ve su kadar yaşamsal önemdedir. Öz savunma, ahlaki ve politik toplumun güvenlik politikasıdır. Öz savunma boyutu toplumlar için sadece bir askeri savunma olgusu değildir. Kimliklerini koruma, politikleşmelerini sağlama ve demokratikleşmelerini gerçekleştirme olgusuyla iç içedir. Öz savunma örgütlü topluma dayanır. Örgütlü toplum öz savunmasını en iyi yapan toplumdur. Tüm toplumlarda öz savunma varlığını korumanın olmazsa olmazıdır. Kürtler ilk işgalci ve istilacı güçlerin saldırısından günümüze kadar her türlü işgal ve saldırılara karı varlığını korumak için öz savunma içinde olmuştur. Demokratik özerklik statüsünün kabul edildiği koşullarda öz savunma askeri tekel olarak değil, toplumu iç ve dış güvenlik ihtiyaçlarına göre demokratik organların denetimi altında oluşturulabilinir. Şehir, kasaba, mahalle ve köyde yaşayan tüm halklar faşist, gerici ve soykırımcı saldırılara karşı bilinçli ve duyarlı olur, öz savunma esasında bu yönelimler karşısında toplumsal direnişi ifade eder. Öz savunma uluslararası sözleşmeler ve BM tarafından da tanımlanan bir haktır”. 4
TSK SAVAŞMA YETENEĞİNİ YİTİRMEKTEDİR
Peki ayrı örgütlenme, ayrı meclis, ayrı yapı, ayrı devlet ile “ayrı” olmayı hedefleyen, kısacası Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısını ortadan kaldırmayı hedefleyen bu projeye karşı, anayasal görevi olan kurumların başında kim gelmektedir? Elbette TSK.
Peki, Ergenekon tertibiyle adım adım etkisizleştirilen TSK şu anda ne durumdadır?
196 sanıklı Balyoz duruşması, işte bu koşullarda başladı. Muharebe koşulları bakımından düşünüldüğünde, 196 subayın “ölümü” muharebeyi neredeyse kaybettirir! İşte 196 subayını Balyoz soruşturmasıyla ABD’ye teslim eden TSK, maalesef neredeyse diz çökme noktasına gelmiştir.
Genelkurmay, BDP’nin üniter yapıya rest çeken “iki ayrı dil” ilanına karşı bir kamuoyu bilgilendirme açıklaması yapmış ama AKP’den “asker kendi işine baksın” 5, BDP’den de “ayar verme çabaları komik görülüyor” 6 yanıtı almıştır!
TSK’nın düştüğü bu durum, kuşkusuz, adım adım “mevzi” terk etmesinin neticesidir. Öyle ki, bu mevzileri vere vere, TSK görevini yapamaz hale gelmiştir.
Ne acıdır ki, örneğin TSK’nın PKK’lıların peşine düşerek 1.5 kilometre “Irak Kürdistan’ı” sınırı içine girmesi, ABD’nin uyarısı üzerine AKP hükümeti tarafından durdurulabilmiştir! 7
TSK, savaşma yeteneğini adım adım yitirmektedir.
MEHMET ALİ GÜLLER
KAYNAKLAR:
1 ANF, 19 Aralık 2010
2 Kanal D, Teke Tek, 16 Şubat 2004
3 ANF, 19 Aralık 2010
4 ANF, 19 Aralık 2010
5 Vatan, 17 Aralık 2010
6 www.haberturk.com, 18 Aralık 2010
7 Taraf, 16 Aralık 2010