Posts Tagged Aysel Tuğluk

ABD ZAYIFLADI, KÜRTLER BÖLÜNDÜ

Irak’tan Suriye’ye geçmeye çalışan Aysel Tuğluk başkanlığındaki BDP heyetine, Kuzey Irak yönetimi izin vermedi! (gazetevatan.com, 8 Ekim 2013)

3 Ekim günü karayoluyla Türkiye’den Kuzey Irak’a giden BDP heyeti, Erbil’de hükümet yetkilileriyle görüşmesine rağmen, Suriye’ye geçiş izni alamadı. Heyet buna rağmen Irak’ın Peşhabur sınır kapısına gitti ve geçiş için zorladı. Olmayınca 1 saatlik oturma eylemi yaptı.

Oldukça dikkat çeken bu gelişme, Tuğluk’un şu sözleriyle birlikte daha da anla kazanıyor: “Biz, Kürtler arasında kapıların olmaması gerektiğini göstermek için Irak üzerinden Suriye’ye geçmek istedik. Peşmergeler geçişimize izin vermedi. Bu tutum bizi üzdü.”

Peki, Barzani yönetimi neden bu çarpıcı kararı aldı ve Tuğluk’un “sınırları” zorlayan eylemine izin vermedi? Son bir aylık gelişmelere bakarak inceleyelim:

ERBİL BAĞDAT’A YANAŞMAYA BAŞLADI

1. Erbil’de yapılması planlanan Ulusal Kürt Konferansı bir türlü yapılamadı ve iki kez ertelendi. PKK ile Barzani arasında kuvvet mücadelesine dönüşen Konferans hazırlıkları sırasında, delege sayısı üzerinde bir türlü uzlaşılamadı.

2. AKP hükümeti ile Bağdat’a rağmen anlaşmalar yapan Barzani yönetimi, Maliki’nin Dicle Ordusu’nu kurarak birlik hedefli kararlılık ilan etmesi karşısında, mecburen Bağdat’a yakınlaşmaya başladı.

3. Kuzey Irak seçimlerinde KYB’nin güç kaybetmesi, GORAN’ın seçenek olmaya başlaması ve İslamcı Kürt partilerinin sandalye sayısını artırması, bölgenin kurulu düzenini sarstı ve ikili parti sistemine dayanan yapıyı çatlattı. Bu durum öncelikle Bağdat’ın birlikçi anlayışına yaradı.

SURİYE KÜRTLERİ BÖLÜNDÜ

4. Barzani’nin partisi KDP’nin Suriye kolu olan Suriye Demokratik Kürt Partisi, Suriye Kürtleri Ulusal Meclisi’nden ayrıldı! (ANF, 26 Eylül 2013)

Suriye Demokratik Kürt Partisi Merkez Komitesi yaptığı yazılı açıklamada, 15 partinin yer aldığı Suriye Kürtleri Ulusal Meclisi’nin Suriye muhalefetiyle yaptığı anlaşmasının Kürtlerin çıkarına ters olduğunu, bu nedenle Meclis’ten ayrıldıklarını ilan etti.

Suriye Kürtleri Ulusal Meclisi İstanbul’da 28 Ağustos’ta Suriye Ulusal Konseyi ile anlaşmıştı. Yüksek Kürt Konseyi, anlaşmanın Kürtleri bağlamadığını ilan etmişti.

5. İlginç olan bu süreçte çarpıcı bir ittifakın gelişmesiydi. Vladimir van Vilgenburg bu ittifakı Al-Monitor’da şöyle özetiyordu: “Kürtlerin en güçlü hareketlerinden ikisi, KYB ile PKK, Irak Kürdistan Bölgesi Başkanı Mesut Barzani’nin Suriye’deki nüfuzunu kırmak için güç birliğine gidiyor. Barzani, bir süredir Türkiye’yle iş birliği halinde PKK’nin Suriye’deki etkinliğini sınırlandırmaya çalışıyordu.” (Al-Monitor, 22 Eylül 2013)

PKK’DE ÇELİŞMELER BAŞLADI

6. Öcalan yerel seçimlere HDP ile girilmesini isterken, Selahattin Demirtaş ve Kandil’in bir bölümü BDP’de ısrar etmişti. Sonuçta uzlaşılmış ve doğuda BDP, batıda HDP ile seçime gidilmesi kararlaştırılmıştı. Ancak kavga bitmedi. Şimdi de adayları kimin belirleyeceği tartışması çıktı ve iş Demirtaş’ın kongre toplama hamlesine, BDP’nin de bunu reddetmesine kadar vardı. İstifaların konuşuluyor olması, çelişmenin büyüklüğünü gösteriyor.

Kuşkusuz tüm bunlar, esas olan değil fakat esasın yansımalarıdır. Peki, esas sorun ne?

Öcalan’ın MİT’e ve Tayyip Erdoğan’a biat etmesi ve Kandil’in çekincelerine rağmen “çözüm sürecine” devam etmesi, PKK içindeki çelişmelerin derinleşmesine neden oldu. Kandil, sürecin son tahlilde AKP’ye yarayacağını düşünerek, karşılıklı ve eşzamanlı hamleler yapılmasında ısrar ediyor.

EMPERYALİZM ZAYIFLAR, BİRLİK GÜÇLENİR

Türkiye, Irak ve Suriye Kürt örgütleri arasında yaşanan bu sorunlar, kuşkusuz emperyalizmin bölgedeki ağırlığının zayıflaması nedeniyledir. ABD ne zaman bölgeye abansa bu kuvvetleri zorla “barıştırır” ve kendi çıkarlarına uygun olarak namluya sürerdi.

Ancak şartlar artık değişiyor ve emperyalizm, bölge merkezli çözümlere mecbur kalıyor. Bu durum öncelikle Kürtlere yansıyacak ve ayrılıkçı Kürt örgütleri zayıflarken, Kürtlerin birlik eğilimi güçlenecek!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Ekim 2013

, , , , , ,

Yorum bırakın

AKP’NİN ‘SURİYE KÜRDİSTANI’ PLANI

PKK’ye bağlı PYD ile El Kaide’ye bağlı Nusra’nın Suriye’nin kuzeyinde ve AKP’nin yarattığı zeminde egemenlik mücadelesi vermesi, Erdoğan hükümetinin Kürt politikasını sonuçları ile birlikte toplu değerlendirmemizi gerektirir. İşte o sonuçlar:

1. Türkiye: Masaya oturarak PKK’yi meşrulaştırdı, siyasallaştırdı, büyümesini sağladı ve ülkenin doğusunda kısmen otorite yaptı.

2. Irak: Barzanistan’ı “Irak Kürdistanı” olarak tanıdı, yarı-resmi hale getirdi ve Bağdat’a karşı himaye etti.

3. Suriye: Esad’ı yıkmak üzere Suriye’ye terör ihraç ederek, PKK’ye “özerklik” kurabilmesi için otorite boşluğu yarattı!

Böylece Erdoğan toplamda Kürt meselesini “bölgeselleştirmiş” oldu!

Erdoğan’ın BOP Eş Başkanı olduktan sonra, “Diyarbakır’ı ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi içerisinde bir merkez yapacağım” demesi, umarız artık daha net anlaşılacaktır!

SURİYE’DE AKP-PKK İŞBİRLİĞİ

Bu saptamaları kuşkusuz olgulara dayandırıyoruz. İşte Suriye’deki gelişmelerle ilgili olan o olgular:

1. PYD Eş Başkanı Salih Müslim, Mayıs ayında Mısır’ın başkenti Kahire’de bir Türk heyetiyle görüştüğünü söyledi. Masadaki en önemli konu sınır güvenliğiydi. (Aydınlık, 21 Temmuz 2013)

2. Irak’ın Selahattin kentinde yapılan “Kürt Ulusal Kongresi hazırlık toplantısı” sırasında MİT, PKK’nin Avrupa sorumlularından Sabri Ok’la görüştü. Ok, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın Oslo’daki muhataplarındandı. (Ulusal Kanal, 25 Temmuz 2013)

3. Sabri Ok, MİT’le görüşmesinden sonra Öcalan’ın mesajını açıkladı: “Liderimiz Ankara 15 Ekim’e kadar adım atmazsa  ateşkesin bozulacağını söyledi.” (Milliyet, 26 Temmuz 2013)

4. PYD Eş Başkanı Salih Müslim önceki gün 16:30’da Erbil’den uçakla İstanbul’a geldi! MİT’in karşıladığı Müslim’in Türkiye’de iki gün kalacağı, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile görüşeceği basına yansıdı.

Ancak bir başka iddia daha vardı. O iddiaya göre Salih Müslim, bir BDP milletvekili ve PKK’nin Avrupa liderlerinden biri iftarı Bursa’da yaptıktan sonra İmralı’ya, Öcalan’la görüştürülmeye götürülmüştü!

Acaba o üçüncü isim Sabri Ok muydu? Ya da Mustafa Karasu mu? Zira MİT isterse her ikisini de İmralı’ya götürebileceğini Oslo’da özellikle belirtmişti! (İmralı Cezaevi Müdürü Ahmet Düzman’ın kaza yapmasını, içinde Öcalan’ın ses kaydının olduğu çantasını yaralı olduğu halde elinden bırakmamasını ve ancak MİT’e teslim etmesini de buraya not ediyoruz.)

5. PYD Eş Başkanı Salih Müslim İstanbul’a hareketinden önce Erbil’de yaptığı basın toplantısında “federal Suriye” mesajı verdi: “Suriye’deki bütün Kürt partileri ile birlikte geçici bir hükümet kurmak için anlaşmaya vardık. Esad rejimi sonrası federal yapıya gideceğiz.” (Taraf, 26 Temmuz 2013)

Müslim’in yaptığı anlaşmadan hemen sonra da Resulayn’daki PYD bayrağı indirildi, yerine Ulusal Kürt Konseyi bayrağı asıldı! (Vatan, 26 Temmuz 2013)

Böylece AKP ile PKK, hem Esad’ın yıkılmasında hem de Federal Suriye hedefinde buluşmuş oldu.

ÖCALAN İSTEDİ, ERDOĞAN SAĞLADI

Tüm bu olguları Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun radikal grupları Suriye devrimine ihanet etmekle suçladığı açıklamasıyla birlikte okumak lazım. Zira bu açıklamayla Nusra’nın bir “pazarlık kartı” olarak kullanıldığı belirginleşmiş oldu.

El Kaide’nin kolu olan Nusra’nın tasfiyesi şartıyla ABD’nin ÖSO’ya silah verebileceği gündeme gelmiş ve Nusra’nın tasfiyesi işi de PYD’ye kalmıştı! (Fehim Taştekin, Radikal, 22 Temmuz 2013) Böylece PYD Nusra’yı temizlediği yerlerde otorite olmuş ve özerklik için zemin yaratmıştı.

Peki, PYD’den özerklik isteyen kim? Öcalan! AKP’nin bilgisi dâhilinde PYD’ye iletilen Öcalan’ın mesajı şuydu: “6 ili ele geçirmekle sorun çözülmez, hedefiniz demokratik özerklik olsun.” (Hürriyet, 18 Kasım 2012)

Tamam, PYD’ye özerklik zeminini Esad’ı düşmanlık yaparak AKP yaratacaktı ama somut kuvvet nereden sağlanacaktı? Yanıt Öcalan’la “PKK’nin çekilmesi(!) anlaşması” yapan Erdoğan’ın şu sözlerinde: “Türkiye’den Suriyeli olan PKK’lilerin bir kısmı Suriye’deki gelişmeler artıkça geçmişlerdi.” (Hürriyet, 11 Nisan 2013)

Kaldı ki daha sonra hem Öcalan hem de Aysel Tuğluk, PKK’nin Suriye’de “görevi” olduğunu söyleyeceklerdi!

Daha vahimi, bizzat Öcalan’ın talimatıyla yapılan, yöneticilerini Öcalan’ın atadığı ve kararları Öcalan’ın aldığı 9. Genel Kongre’de “Suriye’de Kürt mahalli idare teşkilatının inşa edileceği” ilan ediliyordu üç hafta önce!

Peki, Öcalan’ın kararları nasıl ulaştı Kandil’e? Yanıtı tarih önünde önce Erdoğan, sonra da Hakan Fidan verecek!

KÜRT KORİDORU İÇİN ÖCALAN AÇILIMI

Tüm bu olgular gösteriyor ki, AKP Irak Kürdistanı’ndan sonra Suriye Kürdistanı kurulmasına soyunmuştur! Zira ABD, BOP Eş Başkanlığı’na Irak’ın kuzeyini, Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açarak bir Kürt Koridoru kurma görevi vermiştir.

Erdoğan’ın 2013’te başlattığı “Öcalan Açılımı” işte bu koridorun Suriye ayağı içindir!

Ancak ısrarla vurguluyoruz; “Büyük Kürdistan” dün büyük olsa da artık küçük bir hayaldir! Zira hayalin arkasındaki ABD artık “büyük” değildir!

ABD’nin Fars ve Arap’a karşı Türk-Kürt ittifakı kurma planı bu nedenle kâğıtta kalacaktır ve bölgede ABD’ye karşı Fars-Arap-Türk-Kürt cephesi kurulacaktır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
27 Temmuz 2013

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

SURİYE’DE AK-KÜRDİSTAN TEZGÂHI

Hem Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, hem de Başbakan Erdoğan’ın siyasi başdanışmanı Yalçın Akdoğan, “Suriye Özerk Kürt bölgesine kesinlikle göz yumulmayacak” diyor. Güzel. Peki, nasıl göz yummayacaksınız?

Suriye’nin kuzeyinde oluşan bir devletçiğe göz yummamanın yöntemleri şunlardır:

1. Esad’ın ülkesinin kuzeyine egemen olmasının önündeki engelleri kaldırmak.

2. TSK’yi Kuzey Suriye’ye sokmak.

3. PKK’ye üstünlük kurabilmesi için ÖSO’ya desteği artırmak.

Dördüncü bir yöntem yok! Son iki yöntemin de “çözüm” olmadığı ortada!

Türk devleti, Irak’ın kuzeyindeki gibi bir yapının ortaya çıkmaması için Esad yönetimiyle işbirliği yapmaya mecbur!

ESAD DÜŞMANLIĞI, PKK’YE ALAN AÇTI

Gelin meseleyi basit soru ve yanıtlarla aydınlatalım:

1. Suriye ile varılan 20 Ekim1998 tarihli Adana Mutabakatı’ndan, AKP Hükümeti’nin Esad’ı yıkmayı açık açık ilan ettiği son iki yıla kadar geçen sürede, Şam’dan Ankara’ya yönelen bir PKK tehdidi oldu mu?

Hayır olmadı. Tersine Şam yönetimi o mutabakat gereği yakaladığı Türkiye nüfusuna kayıtlı PKK’lileri iade etti, kendi nüfusuna kayıtlı olanları da yargılayıp cezalandırdı.

2. Peki son iki yılda neden Suriye’nin kuzeyinde bir PKK tehdidi oluştu? Bu tehdidin kaynağı Esad mı?

Hayır. Esad en başından beri kendisinin zayıflatılmasının kuzeyde otorite boşluğu dolduracağını ve bu boşluğun ileride Türkiye’yi de hedef alacak PKK tarafından doldurulacağını belirtti, Ankara’yı uyardı.

PKK, ESAD’IN DEĞİL ERDOĞAN’IN KARTI

3. PKK, AKP çevrelerinin ilan ettiği gibi Esad’ın bir kartı mı?

Hayır. PKK ABD’nin kartıdır, Esad’ın değil. Dahası PKK, AKP’nin müzakere ortağıdır. Öcalan’la işbirliği yapan, “Türklerle Kürtler Ortadoğu’da birlikte büyüyecek” diyen, ABD adına Türk-Kürt ittifakı kurarak bölgenin dizaynına soyunan AKP’dir! Dolayısıyla Öcalan ve PKK, Esad’ın değil Erdoğan’ın kartıdır.

Öyle ki, AKP ile PKK’nin anlaştığı “çözüm” de bir yanıyla PKK’nin Suriye’ye sokulması anlaşmasıdır. Erdoğan’ın şu cümlesi PKK’nin pratikte kimin kartı olduğunun itirafıdır: “Türkiye’den Suriyeli olan PKK’lilerin bir kısmı Suriye’deki gelişmeler arttıkça geçmişlerdi.” (Hürriyet, 11 Nisan 2013)

4. Öcalan’ın AKP ile müzakere ederek ortaya çıkardığı yeni PKK stratejisi nedir?

Kendi ağızlarından dinleyelim:

a. Öcalan: “Çekilirsek gerilla biter görüşüne katılmıyorum. Suriye var, İran var. Şu an Suriye’de 50 bin, Kandil’de 10 bin, İran’da 40 bin var.” (Milliyet, 28 Şubat 2013)

b. Aysel Tuğluk: “En az önümüzdeki çeyrek asır boyunca Kürtlerin var olduğu her yerde PKK de çeşitli biçimlerde olacak. Suriye’de bir süre daha silahlı; İran’da yakın gelecekte tekrar silahlı; Avrupa’da kurumsal vs. PKK, Türkiye’de de çeşitli biçimlerde olacak.” (Radikal, 11 Nisan 2013)

c. PKK 9. Genel Kongre: PKK, Suriye’de “üçüncü yol” çizgisini geliştirecek ve “Kürt mahalli idaresini” inşa düzeyine ulaştıracak!

5. PKK’nin Suriye’nin kuzeyinde “ilan ettiği” özerklik AKP için sürpriz mi?

Değil. Açıklamaları, mektupları, siyasetleri MİT’in kontrolünde ve yönlendirmesi altında olan Öcalan, Erdoğan’ın bilgisi dâhilinde Suriye stratejisi belirlemişti:

a. Öcalan’ın PKK-PYD’ye mesajı: “Diğer oluşumları tasfiye edin. Diğer grupları tasfiye etmek için gerekirse şiddet kullanın. Bunlara vereceğiniz enerjiyi, Araplara verin.” (Yeni Şafak, 9 Ocak 2013)

b. Öcalan’ın PKK-PYD’ye mektupla iletilen mesajı: “6 ili ele geçirmekle sorun çözülmez, hedefiniz demokratik özerklik olsun.” (Hürriyet, 18 Kasım 2012)

AKP ve AK-KÜRDİSTAN YIKILACAK

Birlikte müzakere yürüttüğünüz, işbirliği yaptığınız hatta Haziran Halk Hareketi’nde “grev kırıcılığı” yapsın diye medet umduğunuz Öcalan, sizin bilginiz dâhilinde 7 ay önce PYD’ye “Suriye’de özerklik ilan edin” diyor fakat siz bugün sanki sürpriz bir gelişme olmuş gibi ekranlara fırlayıp “Suriye Özerk Kürt bölgesine kesinlikle göz yumulmayacak” diyorsunuz!

Göz yuman sizsiniz! Bugün Suriye’nin kuzeyinde ilan edilen devletçik, AK-Kürdistan’dır, sizin himayenizdedir!

Suriye’deki özerk Kürt bölgesini siz kurdunuz!

Biz, sizinle birlikte yıkacağız!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Temmuz 2013

, , , , , , ,

Yorum bırakın

HAZİRAN AYAKLANMASI AKP-PKK’Yİ BÖLDÜ

25 gündür aralıksız süren Haziran Ayaklanması Türkiye’yi bölme projesinin aktörlerini böldü: 1. AKP’yi böldü. 2. PKK’yi böldü. 3. Açılım’ı böldü ve AKP ile PKK’nin arasına girdi.

1. AKP’Yİ BÖLDÜ

a. Cemaat, Gezi eylemleri adım adım Tayyip Erdoğan’ın izlediği “şiddet” politikasını eleştirdi. Erdoğan ise Türkçe Olimpiyatları’na katılarak, Gülen’e “bu süreçte kavga etmeyelim” mesajı verdi.

b. TSK karşıtlığı nedeniyle AKP’ye destek veren liberal, piyasacı kesimler, “yetmez ama evetçiler” ve AB sürecinin destekçileri, son birkaç aydır işaretleri beliren ayrılıklarını, Haziran ayaklanması ile netleştirdiler. Hemen hepsi AKP’nin tramvayından indi.

c. Abdullah Gül, Haziran ayaklanmasını fırsat bilerek ön plana çıktı ve polis şiddetini eleştirdi. Gül, Erdoğan Kuzey Afrika’dayken devlet adına “mesaj alındı” dedi; Erdoğan’ın yanıtı ise özetle “alınacak mesaj yok” şeklindeydi. Gül, bu süreçte Rize, Artvin, Ardahan “seçim” gezisine çıkarak, her gün medya önünde olmaya çabaladı.

d. Erdoğan’a vekâlet eden Arınç’ın Gezi eylemleriyle ilgili kimi “olumlu” mesajları Erdoğan’ı kızdırdı. Erdoğan’ın kapalı kapılar ardında “altının oyulmaya çalışıldığından” şikâyet etmesi ve ardından yaptığı konuşmalarda “partisine nifak sokulmaya” çalışıldığından şikâyet etmesi ve hatta son olarak “içimizdeki hainler” vurgusu yapması durumu göstermesi bakımından önemliydi.

Gerçi yalanlandıysa da, bu süreçte Erdoğan’ın kendisine yönelik ağır sözleri nedeniyle Arınç’ın istifa ettiği fakat Gül’ün ısrarıyla vazgeçtiği de iddia edildi.

Bu süreçte Ertuğrul Günay’ın polis şiddetine tepkisi, Erdal Kalkan’ın “Yeter! Söz gençliğin” çıkışı, İbrahim Yiğit’in “iç savaş uyarısı” yapması partideki kırılmalara işaret ediyordu.

Şamil Tayyar ile Kutalmış Türkeş’in tuvalette kavga etmesi ise partinin içine düştüğü gerilimi yansıtıyordu.

e. AKP’yi destekleyen en önemli örgütlerden Mazlum-Der Haziran ayaklanmasına bakış nedeniyle bölündü. Eski milletvekili olan Dernek Başkanı Ahmet Faruk Ünsal’ın bir kısım dernek yöneticisi ve üyesiyle birlikte imzaladığı Gezi Parkı bildirisi, Yönetim Kurulu’nu böldü.

2. PKK-BDP-DTK’Yİ BÖLDÜ

a. Haziran ayaklanmasının ilk günlerinde dozer önüne yatan BDP milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in girişimi şahsiydi. Nitekim bu köşede daha önce de belirttiğimiz gibi BDP’liler durumu “Sırrı’nın kendi eylemi” diye niteliyordu.

Zaten sonrasında BDP hiç yoktu ve hatta BDP grup başkanvekili İdris Baluken, “BDP olarak hiçbir sebep ve durumda biz bu ırkçı, ulusalcı, cinsiyetçi, tekçi, militarist kesimlerle yan yana durmayacağız” diyerek partisinin pozisyonunu özetliyordu. Öyle ki Bülent Arınç BDP’ye şöyle sesleniyordu: “BDP’nin olayın ilk anından itibaren takındığı tavrı takdir ediyor ve kendilerine teşekkür ediyoruz.”

Ancak BDP’nin örgütsel tavrına rağmen, Taksim’e gelen ve eylemlere destek veren BDP’liler vardı.

b. İlerleyen günlerde BDP heyeti İmralı’ya gitti ve Öcalan’ın “Taksim’i ulusalcılara bırakmayın” talimatını getirdi. Ardından BDP Taksim’e çıkmaya ve Apo posteri açmaya başladı. Erdoğan’ın “can simidi” gibi sarıldığı bu görüntüler üzerinden her gün “ulusalcılarla bölücüler yan yana” propagandası yapması, Öcalan’ın talimatının gerçek sahibine işaret ediyordu: Hakan Fidan!

Amaç, Apo posterleri açarak halkın Taksim’e sahip çıkmasının engellenmesiydi. Nitekim BDP İstanbul’da eylemlere katılıyor, İzmir’de katılmaya çabalıyor fakat Diyarbakır’da eylem yapmıyordu! Fakat Fidan’ın hedefinin tutmadığını önemle belirtelim!

c. Haziran ayaklanması Sırrı Süreyya Önder’i DTK ile de karşı karşıya getirdi. Önder Nuçe TV’de açık açık DTK’yi suçladı: “Türkiye yanıyor, dünyanın en büyük isyanlarından biri… DTK tek cümleyle destek açıklaması yapmadı.”

DTK Eş Başkanı Ahmet Türk, Önder’in sözleri karşısında “Ben ve Aysel Tuğluk Gezi hakkında kişisel açıklamalarda bulunduk” yanıtı verdi.

3. AÇILIM’I BÖLDÜ

a. Halk hareketi ile sallanan Erdoğan, rüzgar karşısında durabilmek için söylem değiştirdi. Kendisinin “İmralı”, kurmaylarının da “barış elçisi” diye isimlendirdiği Öcalan, ansızın bölücü başı ve terörist başı oldu. BDP, Erdoğan’ın asıl niyetini bilse de, tabanda rahatsızlık yarattığı için Erdoğan’ın bu sözlerine tepki göstermek zorunda kaldı.

b. BDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş olmak üzere pek çok yetkili, bu süreçte hükümetin Açılım konusunda ev ödevlerini yapmadığını vurgulamaya başladı. Sürecin kesintiye uğradığı hem Ankara’da, hem de Diyarbakır’da fazlasıyla dile getirildi.

c. Daha ilginci şu iki haberdi: PKK, TSK’nin çekildiği bir askeri üsse yerleşmiş ve küçük çaplı bir çatışma yaşanmıştı. PKK, komutanları taşıyan bir helikoptere ateş açmıştı.

d. AKP ve PKK’nin akil adamları da bu süreçte bölündü. Polis şiddetine itiraz edenler olduğu gibi Açılımın tavsadığından şikâyet edenler de vardı. Örneğin Baskın OranErdoğan barış sürecini buruşturup attı” diyordu artık.

Erdoğan’ı Türk bayrağına sarılmaya mecbur eden sürecin farkında olan deneyimli isim Ahmet Türk ise bu tür açıklamalara itiraz etti ve “bu hükümetle barış olmaz” sözlerini şu aşamada gerçekçi bulmadığını söyledi.

Hatta Türk, daha da ileri giderek Erdoğan’ın yardımcısı gibi konuştu ve Gezi eylemlerinde demokrasi talebi olduğu gibi hükümeti yıpratmak isteyen ve çözüm sürecine karşı olan bir senaryonun da devrede olduğunu savundu.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Haziran 2013

, , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

OBAMA-ERDOĞAN ZİRVESİNİ ÖCALAN KAZANDI

Erdoğan’ın 400 kişilik Amerika çıkarmasından eli boş döndüğü artık herkesin malumu. İlk gün estirilen fırtına dindikçe, AKP hükümetinin Suriye konusunda bir mevzi kazanmadığı görülmeye başlandı.

Özetlersek, uçuşa yasak bölge, güvenli alan oluşturma, muhaliflere silah yardımı ve NATO’dan güçlü destek içeren dört taleple masaya oturan Erdoğan ve ekibi, masadan reddettikleri Cenevre sürecini kabullenerek, Obama’dan ABD’nin Suriye’ye kesinlikle askeri müdahalede bulunmayacağı gerçeğini öğrenerek ve ABD’nin elinde sihirli bir formül bulunmadığını anlayarak kalktılar.

Dahası Erdoğan’ın durumu kurtarmak üzere ortaya attığı “kimyasal silah kullanıldı” hamlesi de Obama tarafından “bizim incelemelerimiz sürüyor” denilerek boşa çıkarıldı.

Kuşkusuz bu sonuç, ABD’nin mecburiyeti nedeniyledir. Ortak basın toplantısında da görüldüğü gibi, Obama’nın başı ABD hâkim sınıfları arasındaki çarpışmasının siyasi yansımalarıyla derttedir!

Obama’yı Suriye’ye müdahaleden alıkoyan, Irak’ta Maliki’yi gönülsüz desteklemeye iten ve İran’a Ortadoğu’da manevra alanı kazandıran “hareketsizliği”, ülkesinin siyasi ve ekonomik inişinin doğal bir sonucudur.

Moskova’nın askeri şemsiyesi Washington’u frenlerken, Esad’ı, Maliki’yi ve Ahmedinejad’ı korumaktadır!

OBAMA PKK’Yİ TERÖR LİSTESİNDEN ÇIKARDI!

Şimdi ABD bu çıkmazdan bir çıkar yol bulmaya çalışacaktır. Obama’nın Erdoğan’la ortak basın toplantısında pek dikkat çekmeyen bir nitelemesi, Washington’un hangi “çıkara” yöneleceğine işaret etmektedir.

Obama basın toplantısında Erdoğan’ın “çözüm sürecine” desteğini ifade ederken, satır arasında “PKK şiddeti” ifadesini kullandı! Ancak hem basın toplantısını canlı veren kanallar hem de ertesi gün gazeteler, o cümleyi Türkçeleştirirken “PKK terörü” diye ifade ettiler.

Oysa Beyaz Saray’ın tamamını yayımladığı ortak basın toplantısı metninde de görüleceği üzere, Obama “PKK terörü” değil, “PKK violence” yani “PKK şiddeti” demişti!

Kuşkusuz bu bir dil sürçmesi değil fakat Obama’nın bilinçli tercihidir. Zira “terörü”, “şiddet” kelimesiyle değiştirmek, çok şek ifade ediyor. PKK’nin tam da “Batı bizi terör listesinden çıkarsın” diye açıklamalar yaptığı bir süreçte Obama’nın “terör” yerine “şiddet” kelimesini tercih etmesi, hem örgüte bir “meşruiyet” kazandırmıştır, hem de örgütün BM nezdinde soyunacağı kimi girişimlere başarı şansı doğurmuştur.

ABD PKK’Yİ SAHAYA SÜRDÜ

Gelelim başta belirttiğimiz “ABD bu çıkmazdan bir çıkar yol bulmaya çalışacaktır” cümlemize… İşte PKK’nin terör listesinden çıkarılması, aranılan bu yol açısından değer kazanacaktır.

Çünkü terörist olmayan bir PKK, El Kaide ve El Nusra’nın Batı tarafından onay bulmadığı Suriye’de, Şam karşıtı silahlı muhalefetin bel kemiğini oluşturacaktır. Tam bu noktada hem Öcalan’ın “Çekilirsek gerilla biter görüşüne katılmıyorum. Suriye var, İran var. Şu an Suriye’de 50 bin, Kandil’de 10 bin, İran’da 40 bin.” sözlerinin, hem de Aysel Tuğluk’un “En az önümüzdeki çeyrek asır boyunca Kürtlerin var olduğu her yerde PKK de çeşitli biçimlerde olacak. Suriye’de bir süre daha silahlı; İran’da yakın gelecekte tekrar silahlı” sözlerinin önemini anımsamalıyız.

PKK’yi Suriye muhalefetinin merkezine oturtacak ABD, bir taşla birkaç kuş vuracaktır:

1. Irak’a 1991 ve 2003’te saldırdığında PKK’yi olağanüstü büyüten ABD, Suriye üzerinden örgütü 3. kez büyütecektir.

2. Suriye’ye sürülen PKK, Barzani’nin yerine Büyük Kürdistan’ın asıl aktörü konumuna terfi edecektir.

3. Öcalan’ın PKK’ye verdiği “Suriye’de özerklik arayın” talimatı hayat bulacaktır.

4. Suriye’nin kuzeyi, PKK’nin denetimine girecektir. (Ancak Esad kaybederse!)

5. Türk devleti, sınır dışına gidişine göz yumduğu örgütün Suriye’de büyümesine dolaylı destek vermiş olacaktır.

6. Türk Ordusu, AKP eliyle daha da büyümesine yol verilen PKK’yle bu kez 910 km’lik sınır hattında karşı karşıya gelecektir.

7. Önüne Kuzey Irak petrol havucu konulan Türkiye, “Kürtlerle büyümek” söylemi altında PKK üzerinden küçültülecektir!

8. Hepsinden önemlisi, başkasının dış politikasıyla bölgede efelenen AKP hükümeti, şimdi geniş Asya cephesiyle karşı karşıya kalmıştır, hem de tek başına!

Peki, buradan dönüş yok mu? Elbette var! Aydınlık’ın sayfaları çözümle dolu fakat zaman daralıyor…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Mayıs 2013

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

PKK’Yİ ARTIK ERDOĞAN YÖNETİYOR

Son bir aydır ısrarla yazıyoruz: AKP-PKK “barışının” sahibi ABD’dir. “Barışın” nedeni ABD ve İsrail’in Ortadoğu çıkarlarıdır. İsrail’den gelen “özür”, “barışa” bölgesel cephe yaratmak içindir. “Barışın” taktik hedefi önce Suriye, sonra da İran’dır. “Barışın” stratejik hedefi Türkiye’dir; Türkiye’nin küçültülüp, Büyük Kürdistan’ın kurulmasıdır.

Yani “Amerikan barışı” aslında bölgeye açılan savaştır. Gerisi laftır, hikâyedir!

Dolayısıyla ortada bir Türk-Kürt barışı ya da kardeşlik projesi yoktur. Ne vardır? Türk ve Kürt’ü Ortadoğu’da ateşe sürmek, Arap ve Fars’a düşman yapmak vardır.

Yazdıklarımıza inanmayanlar, Amerikan barışının sözcülerinden Aysel Tuğluk’un üç gündür Radikal’de yazdıklarını okusunlar.

PKK’YE SURİYE VE İRAN GÖREVİ

Aysel Tuğluk açıkça söylüyor: “Bölge üzerine politika yapan ve bölge gücü olan hiç kimse silahtan arınmış bir PKK seçeneğine hazır değil.”

Tuğluk üstelik basında yazılanların da yalan olduğunu belirtiyor: “Dolayısıyla silahsızlanma meselesi zannedildiğinin aksine İmralı’daki tartışmaların merkezinde değil, böyle bir talep de yok.” (Radikal, 10 Nisan 2013)

Peki, Erdoğan ile Öcalan PKK’nin silahsızlanmasını konuşmuyorsa, neyi konuşuyor? Onu da ertesi gün yazmış Tuğluk: “PKK’nin ne olacağına dair soruya verilecek cevap konusunda açık yürekli olmak gerekiyor. En az önümüzdeki çeyrek asır boyunca Kürtlerin var olduğu her yerde PKK de çeşitli biçimlerde olacak. Suriye’de bir süre daha silahlı; İran’da yakın gelecekte tekrar silahlı; Avrupa’da kurumsal vs. PKK, Türkiye’de de çeşitli biçimlerde olacak. Ancak Öcalan’ın yeni dönem kurgusunda PKK’nin silahlı güçlerini Türkiye siyasal sahasının dışına geri dönüşsüz biçimde çıkarmak var.” (Radikal, 11 Nisan 2013)

Ne diyordu Öcalan İmralı zabıtlarında: “Çekildiğimiz alanda gerillayı daha da büyüteceğiz. Çekilirsek gerilla biter görüşüne katılmıyorum. Suriye var, İran var. Şu an Suriye’de 50 bin, Kandil’de 10 bin, İran’da 40 bin.” (Milliyet, 28 Şubat 2013)

Yani anlayacağınız ABD asıl şimdi silahlandırıyor PKK’yi; Suriye’ye ve İran’a saldırması için büyütüyor, Erdoğan’ın denetimine veriyor! (PKK bu nedenle bölünmeye gebedir.)

ERDOĞAN PKK’Yİ SURİYE ÜZERİNE SÜRDÜ

Nitekim PKK’yi silahlandırma ve bölgeye sürme operasyonu aslında çoktan başlatılmıştı. “PKK’nin Esad’ın kartı olduğunda” ısrar edenler, umarız birincisi PYD’nin Suriye güvenlik güçlerine saldırıya geçmesini ve ikincisi de Erdoğan’ın Kırgızistan’dan söylediği şu cümleyi doğru okurlar: “Türkiye’den Suriyeli olan PKK’lilerin bir kısmı Suriye’deki gelişmeler arttıkça geçmişlerdi.” (Hürriyet, 11 Nisan 2013)

Erdoğan çok açıkça PKK’nin, kendisine verilen “Esad’ı yıkma” görevinin bir parçası olduğunu söylemiş oluyor.

Yani artık PKK’yi ABD adına Erdoğan yönetiyor!

TSK’YE İSRAİL SİGORTASI

Kuşkusuz ABD, PKK’nin askeri varlığına dayanarak bölgeyi dizayn edemez! ABD’nin bölge planlarının olmazsa olmaz şartı asıl TSK’nin kullanılmasıdır! ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, bu nedenle Erdoğan ve Davutoğlu’na “Ergenekon ve Balyoz’da kantarın topuzu kaçıyor, Türk Ordusu bize lazım” mesajı vermiştir. (Savaş Süzal, Yeni Çağ, 9 Nisan 2013)

TSK’yi bölgeye sürmeden planlarını gerçekleştiremeyeceğini bilen ABD, anlaşılan Ergenekon tertipleriyle karargâhına diz çöktürülen Ordu’nun kıvama geldiğini ve yeni 1 Mart tezkere sürprizleriyle karşılaşmayacağını düşünmektedir.

Ancak bunun en önemli sigortalarından biri, Türk ve İsrail ordularına “ilişki” sağlamaktır.

İşte ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel de bu ilişkiyi sağlamak üzere Türkiye’ye geliyor: “Hagel’in ziyareti sırasında Türkiye ve İsrail arasındaki askeri işbirliğinin güçlendirilmesi, savunma antlaşmalarının imzalanması ve beraber tatbikat yapması konuşulacak. Suriye’deki iç savaşın da gündemde olması bekleniyor.” (Milliyet.com.tr, 13 Nisan 2013)

PLANI 8 NİSAN BOZAR!

Peki, tablo bu denli karanlık mı? Bu plan yıkılamaz mı?

8 Nisan’dan bakınca ben aydınlık görüyorum… 8 Nisan’da barikatı yıkan millet, Türk’üyle, Kürt’üyle bu planı da er geç yıkacaktır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
13 Nisan 2013

, , , , , ,

Yorum bırakın

ÖCALAN AÇILIMI

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın açıklamaları ile Başbakan Erdoğan’ın yapacağı ABD ziyareti, hükümetin “terörle mücadele, siyasetle müzakere” formülünü berraklaştırdı: AKP, BDP’yle mücadele(!) edip, PKK’yle müzakere ediyor.

AKP, ÖCALAN’I KURTARACAK

Müzakere edilen ise Öcalan’ın protokolleridir.

Öcalan’ın açlık grevlerini bitirmesinin ardından Aysel Tuğluk’un “masada” olduğunu ilan ettiği ve içeriğini Selahattin Demirtaş’ın açıkladığı “ikişer sayfalık üç protokol” şu üç konuyu kapsıyor: “Biri ateşkes, diğeri PKK’nin silahsızlandırılması, üçüncüsü de yeni demokratik anayasa sürecinin genel ilkeleri.

Ancak protokollerin bir de müzakereye açık olmayan ve PKK’nin kırmızıçizgi ilan ettiği maddeleri var: 1. Kürt kimliğinin anayasal güvenceye alınması. 2. Anadilde eğitim. 3. Kürtlerin özyönetimi. 4. Öcalan’ın tutukluluk şartları.

Hem Öcalan’a açlık grevlerini bitirme olanağı yaratıldığında AKP ve PKK çevrelerinden yükselen “çözümün tek adresi Öcalan’dır” ortak sesi, hem de Adalet Bakanlığı’nın “Öcalan’ın tutukluluk şartlarını düzeltmek için özel bir çalışma” başlatması, dördüncü kırmızıçizginin kabul edildiğini gösteriyor.

ÖCALAN’A MEŞRUİYET, PKK’YE HAKLILIK

Tam bu noktada Bülent Arınç’ın ortaya çıkarak hem Öcalan’a “meşruiyet” araması hem de PKK’ye “haklılık kazandırmaya” çalışması anlamlıdır. Anımsayalım:

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç bir TV programında “Durmuş, Yakup ve Abdullah isimli üç arkadaşın birlikte namaz kılmasından, oruç tutmasından” bahsetti. Durmuş eski Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, Abdullah da Öcalan’dı…

Ardından Durmuş Yılmaz konuştu ve “Öcalan Nurcu olacaktı” dedi.

Bülent Arınç’ın konuşması sırasında Öcalan’dan “11-12 seneden beri tecrit halinde yaşayan bir insan” diye bahsetmesi önemliydi. Zira bu sözle devlet BDP’nin “Öcalan tecrit altında” iddiasını kabul etmiş oluyordu.

Arınç’ın bir başka çarpıcı ifadesi ise BDP Eşbaşkanı Gülten Kışanak’ı kastederek “Diyarbakır Cezaevi’nde o kadar ahlaksızca işkenceye maruz kalmış ki, o kadar kendisini zorlamışlar ki, ben de aklıma gelse dağa çıkardım” demesiydi…

Kuşkusuz Arınç Diyarbakır Cezaevi’ndeki işkencelere karşı çıkıyor görüntüsüyle, dağa çıkmaya ve aslında PKK’nin varlığına haklılık kazandırmaya çalışıyordu…

AKP, YENİ AÇILIMI OBAMA’YA SUNACAK

Başbakan Erdoğan’ın Şubat ayında ABD’ye “terör” ziyareti yapacağı bilgisinin basına servis edilmesi, Arınç’ın sözlerinin hedefine ışık tutuyordu.

Habere göre Erdoğan, “Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi” kapsamında terörü bitirme çalışmalarına ABD yönetiminden destek istemek için Obama’yla görüşecek. Yine habere göre bu ziyaretin öncesinde Ankara’da Erdoğan başkanlığında yeni bir plan hazırlanıyor. Ancak vurgulandığına göre askeri, siyasi ve ekonomik olarak üç bölüme ayrılan çözüm planında bu kez siyasi ayak ağır basacak!

O siyasi ayak ‘Öcalan Açılımı’dır!

PKK İÇİN ABD VE ÖCALAN’DAN DESTEK İSTEMEK!?

Öcalan Açılımı’nın ABD açısından önemi “Kürt Koridoru”na yapacağı katkıdır.

Öcalan’ın açlık grevlerini bitirme talimatı verdiği el yazılı mesajında Suriye Kürtlerine de seslenmesi ve “6 ili ele geçirmekle sorun çözülmez” diyerek PYD’yi yeni bir hedefe yöneltmesi ile “demokratik özerkliğe” vurgu yapması bu nedenle önemliydi.

PYD’nin SUKO’ya katılma kararında bu mesajın etkisi olduğu açıktır.

ABD’nin ve hatta PKK’nin böylesine ince manevralar ve sonuç alıcı hamleler yapabildiği bir durumda Türkiye’nin içine düştüğü durum ibretliktir. Çünkü PKK’yi bitirmek(!) için PKK önderi Öcalan’la müzakere yapmayı ve PKK kartını elinde tutan ABD’den destek istemeyi devlet aklıyla açıklayabilmek mümkün değildir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Aralık 2012

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

AÇLIK GREVİ BİLANÇOSU

PKK’nin açlık grevi, Abdullah Öcalan’ın devreye sokulmasıyla sonuçlandı. İdam tartışmalı, açlık grevli bu sürecin Öcalan’ın merkeze alınarak sonuçlandırılması, kuşkusuz planlı bir hedefti.

Karşıt görüntülü AKP ile PKK’nin “Çözümün tek adresi Öcalan’dır” sonucunda birleştirilmesi önümüzdeki sürece işaret ediyor. “Diyarbakır’ı merkez” yapmaya soyunanların, “idam” ve “açlık grevi” gibi insani meseleleri hedeflerine ulaşabilmek için nasıl da kullandığını somut bir şekilde gördüğümüz bu sürecin bir bilançosunu çıkaralım bugün:

AKP, PKK’NİN ŞARTLARINI KABUL ETTİ

PKK’nin açlık grevinde üç şartı vardı: Öcalan’ın avukatlarıyla yeniden görüşmesi, KCK davasında Kürtçe savunma yapılabilmesi ve anadilde eğitim!

AKP Hükümeti, bu şartlardan ikisini kabul etti. Hem mahkemede Kürtçe savunma yapabilmenin yasal olarak önünü açtı hem de Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmesini kabul etti.

Nitekim Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Öcalan’ın avukatlarıyla görüştürülüp görüştürülmeyeceği sorusuna, bunun önümüzdeki süreçte görüleceğini belirterek “evet” yanıtını vermiş oldu!

Aynı zamanda Serpil Çevikcan’dan öğreniyoruz ki, Adalet Bakanlığı daha ileri gidiyor ve Öcalan’ın şartlarını düzeltmek için özel bir çalışma yapıyormuş! (Milliyet, 19 Kasım 2012)

Geriye bir tek anadilde eğitim kaldı! Ama AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik’in “anadilde eğitim tartışılabilir, konuşulabilir” demesine bakılırsa, hükümet bu şartı da kabul edebilir!

KESİNTİSİZ AKP-PKK MÜZAKERELERİ

Serpil Çevikcan’ın taraflardan aldığı şu bilgi önemli: “Hem hükümet çevrelerinden hem de BDP kanadından gelen bilgiler, müzakerelerin Öcalan üzerinden açıkça yeniden başlatıldığını gösteriyor.” (Milliyet, 19 Kasım 2012)

Nitekim Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in “bu süreçte Öcalan’la görüşüldü mü” sorusuna verdiği yanıt müzakerelerin başladığını ortaya koyuyor: “Devletin istihbarat birimleri, güvenlik güçlerimizin ve terörle mücadelede sürdürülen politikaların gereği, ihtiyaç duyulduğu zaman ve zeminde bu görüşmeler yapılır demiştik geçmişte. İhtiyaç duyulan zeminde bunlar yapılmıştır, bundan sonra da yapılacaktır.”

‘ÖCALAN GÜÇLENDİ’

BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, “Öcalan’ın rolü netleşti ve güçlendi” diyor ve ekliyor: “Öcalan bir sözüyle açlık grevlerini durdurabiliyorsa, savaşı da durdurabilir.

İşte açlık grevi ile idam tartışması sarmalı arasında yapılmak istenen de buydu. AKP Hükümeti de Öcalan’a “açlık grevini bitirin” mesajı için fırsat yaratarak, onun yeni müzakere süreci öncesinde “çözümün adresi” olduğunu kamuoyuna ilan ediyordu!

AYDIN İFLASI

“Açlık grevinde tek bir can yitirilirse” diye başlayan cümleler kuran “aydınlar”, bu duyarlılığı açlık grevi süresi içinde şehit düşen askerler için göstermedi!

Öcalan’ın “açlık grevi bitirilsin” mesajını verdiği gün, “Şemdinli’de şehit düşen 5 asker” sıradan bir haber değeri olabildi ancak!

“Kürtleri kazanmak” ile “Türkleri kaybetmemek” arasında denge kuramayan bir aydının aydınlığı artık sorgulanmalıdır!

PROTOKOLLER MASADA

Peki, bundan sonra ne olacak? Yanıtı “Öcalan’ın rolü tarihidir” diyen Aysel Tuğluk veriyor: “Masada protokoller var.”

Evet, Öcalan’ın hazırladığı protokoller masadadır ve anlaşıldığına göre imzalanmayı beklemektedir! Bu, Tuğluk’un sözlerinin dışında, Öcalan’a verdirilen Suriye mesajından da anlaşılıyor.

Öcalan “açlık grevini bitirin” talimatı verdiği el yazısının sonunda Suriye Kürtlerine sesleniyor ve “6 ili ele geçirmekle sorun çözülmez” diyor. Peki, ne öneriyor Öcalan? Tıpkı Türkiye’deki gibi Suriye’de de “demokratik özerklik” istiyor!

Böylece “Kürt koridoru” meselesine Öcalan da fiilen girmiş oluyor ve AKP ile PKK, “Irak’ın kuzeyini Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açma” operasyonunda işbirliğini yükseltiyor!

Aynı saatlerde Mehmet Ağar’ın ajanslara düşen şu sözleri ise oynanan trajedinin birinci perdesinin tamamlandığını haber veriyordu: “Bölünmenin önündeki en büyük engel AKP’dir.”

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Kasım 2012

, , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

ABD’NİN ASIL HEDEFİ TÜRKİYE

Son birkaç ayda ABD-Türkiye hattında ortaya çıkan gelişmeleri alt alta toplarsak ortaya şu sonuçlar çıkıyor:

1) ABD basınında çıkan Beyaz Saray, Dışişleri ve Pentagon kaynaklı haberlerle, Türkiye’nin Suriye faaliyetleri bir bakıma deşifre edildi. Washington, sınırdan geçirilen silahlar, Ankara’nın cihatçı gruplara yatırım yapması gibi yorum-haberlerle Türkiye’yi zorda bıraktı.

2) ABD bu dönemde, Suudi Arabistan ve Katar’ın muhaliflere yaptığı silah yardımına engel olarak, Türkiye’yi fiilen yalnızlaştırdı.

3) Morton Abramowitz gibi ABD’li yetkililer “Türkiye’yi Suriye’de askeri liderlik yapamamakla” eleştirirken, Henri Barkey gibi özel görevliler de,  “Türkiye’nin buna gücünün yetmeyeceğini” açıkladılar.

4) ABD bu dönemde Türkiye’yi sadece Suriye’yle değil Irak, İran ve Rusya’yla da karşı karşıya getirmek için kimi tuzaklar kurdu. Haşimi tuzağından, Moskova’dan kalkan uçakla ilgili verilen istihbarata kadar pek çok olayın hedefi Ankara’ydı.

5) Bugüne kadar Türkiye’nin Irak’ın kuzeyine sınır ötesi askeri harekât yapmasına karşı çıkan ABD, Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone aracılığıyla bir tavır değişikliği işareti verdi. Bin Ladin örneği üzerinden yapılan Karayılan ve Kandil göndermeleri anlamlı.

PKK’NİN ÜSTLENECEĞİ ROL

Bu gelişmeler ne anlama geliyor? ABD Türkiye’ye karşı tavrını mı değiştiriyor? ABD Türkiye’yi ittiği bataklıkta neden yalnız bırakıyor? Bu sorulara yanıt bulmak hayati…

Kuşkusuz tüm bu gelişmeler, ABD’nin inişe geçen gücüyle ilintili. Doğrudan müdahale gücü olmayan ABD araçları üzerinden kimi hamleler yapıyor ve bu hamleleri doğru analiz edebilmek Türkiye için kritik önemde.

Böyle bir incelemeye soyunmadan önce şu iki veriyi de bir köşeye yazmalıyız:

1) BDP Eş Başkanı Gülten Kışanak ABD dönüşünde “Obama yönetiminden rol istedik” demişti.

2) Aysel Tuğluk ise “Obama yönetimi yeniden seçilirse Türkiye’yi ve AKP’yi masaya yatıracak! Bakın oturtacak demiyorum, masaya yatıracak! Bu, bir dizayn olacak!

FİİLİ KÜRT KORİDORU

Gelin şimdi de tüm bu verileri, Suriye krizinin asıl hedefi olan “Irak’ın kuzeyindeki özerk yapıyı, Suriye’nin kuzeyi üzerinden Akdeniz’e açmak” hedefi üzerinden değerlendirelim:

1) Daha önce TSK’nin sınır ötesi operasyonlarına Erbil itiraz eder, Bağdat ise sessiz kalırdı. Şimdi Irak’ın birliği mücadelesi veren Bağdat, hem sınır ötesi operasyona itiraz ediyor, hem de Irak’ın kuzeyindeki mevcut Türk askerlerinin çekilmesini istiyor.

Bölgedeki askeri varlık konusunda Erbil ile Bağdat’ın görüş değişikliğine girmesi, siyasal hedefleri nedeniyledir.

2) Türkiye’nin sınır hattı ile Suriye’nin kuzeyi, fiili koridora dönüşmüş durumda.

Birincisi, aylar önce vurguladığımız gibi “Kürt koridoru” olması istenen “tampon bölge” Hatay-Kilis hattında fiilen oluşturuldu.

İkincisi, Türkiye’nin muhaliflere verdiği açık destek nedeniyle Suriye’nin kuzeyinde Şam’ın otoritesi zayıfladı ve PKK etkinlik kazandı.

Üçüncüsü, Türkiye ABD’nin F4 ve Akçakale tuzakları sonrasında oluşturduğu “angajman kuralları” ile Suriye’nin kuzeyini ana hedefe uygun hale getirdi.

Tam bu süreçte AKP-PKK görüşme trafiğinin başlatılması da önemlidir!

ABD, TÜRKİYE’YLE SAVAŞIYOR

ABD’nin araçlarıyla ilişkisini ve araçlarının karşılıklı pozisyonlarını anlayabilmemizi sağlayacak temel formül şudur: ABD’nin bölgedeki ana hedefi Kürdistan’ı büyütmek, Türkiye’yi küçültmektir.

ABD’nin 1991 ve 2003’te Irak’a saldırırken ki ana hedefi de Türkiye’ydi, şimdi Suriye krizindeki ana hedefi de Türkiye’dir!

Bunu Irak’ta görememek “Irak’ın kuzeyinin” inşasına neden oldu!

Şimdi Suriye’de görememek ise daha büyüğüne, Diyarbakır merkezli Büyük Kürdistan’a mal olacaktır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Ekim 2012

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

CHP, HENRİ BARKEY’LE NE GÖRÜŞTÜ?

Faruk Loğoğlu’nun, CHP’nin Dış ilişkilerinden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olmasına rağmen, Sezgin Tanrıkulu ile birlikte özellikle Kürt meselesine yoğunlaşması ilginç…

Erdoğan ile Öcalan arasındaki Oslo mutabakatının, Kılıçdaroğlu’nun da dâhil edildiği bir Ankara mutabakatına dönüştürülmesinde, Loğoğlu ile Tanrıkulu’nun temasları, özellikle de ABD temasları etkili olmuş görünüyor.

MUTABAKAT HEYETİ

Kılıçdaroğlu, Öcalan’ın önerilerinin yer aldığı Kürt meselesine çözüm paketini, 6 Haziran günü Tayyip Erdoğan’a sunduğunda, yanında Loğoğlu ve Tanrıkulu vardı! Loğoğlu ve Tanrıkulu, aynı paketi 31 Mayıs’ta da TBMM Başkanı Cemil Çiçek’e sunmuştu!

Faruk Loğoğlu’nun ABD temaslarına geleceğiz ama dikkat çeken bir olguyu daha anımsatalım. Loğoğlu, 10 Nisan’da Hüriyet Daily News’a İngilizce “Kürt Sorunu: Bölgesel boyutunun derinleşmesi ve hızının ilerlemesi” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Loğoğlu, yazısını şu sözlerle bitiriyordu: “Türkiye, çok geç olmadan, Kürt sorununa demokratik ve geniş kapsamlı çözüm bulmak için hareket etmeli ve etkili adımlar atmalı.”

Acaba “çok geç” olmasından kasıt neydi?

CHP: ANTİ-AMERİKANCI DEĞİLİZ

CHP’nin Oslo mutabakatına dâhil olmasının izi Faruk Loğoğlu’nun başkanlık ettiği parti heyetinin Aralık 2011’deki ABD ziyaretinde gizlidir!

Ziyaret, Loğoğlu’nun 12 Aralık günü, ABD’ye ayak basar basmaz, “CHP’nin anti-Amerikancı olmadığını” ilan etmesiyle başlamıştı!

Faruk Loğoğlu düzenlediği basın toplantısında Türkiye – ABD ilişkilerini “balayı” seviyesinde nitelemiş ve iki ülke iyi ilişkilerinin Suriye’ye yönelik “örtüşen politikalardan” kaynaklandığını belirtmişti. CHP Genel Başkan Yardımcısı Loğoğlu, kendilerinin de “Suriye’de daha demokratik bir yönetim” konusunda AKP’yle benzer düşündüklerini açıklamıştı!

Faruk Loğoğlu Kürecik radarıyla İsrail’in korunmasına itirazları olmadıklarını da vurgulamıştı!

Loğoğlu, Washington temaslarının sonunda da “ABD başkentinde AKP’den duyulan bir rahatsızlık ve hayal kırıklığı olduğunu” belirtmiş ve “herkeste bunun işaretlerini gördük” demişti. (18 Aralık 2011 tarihli gazeteler)

KÜRDİSTAN’IN MİMARIYLA RANDEVU

Faruk Loğoğlu’nun başında bulunduğu CHP heyetinin Pentagon ve ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilileriyle yaptığı görüşmelerden daha dikkat çekici olanı ise Woodrow Wilson Center’da Henri Barkey ile basına kapalı toplantı yapmaları olmuştu.

Kimdir Henri Barkey? Türk basını ondan “Türkiye uzmanı” diye söz ediyor. Ama Henri Barkey, Graham Fuller’le birlikte Kürdistan’ın mimarıdır!

İPLERİ ABD’NİN ELİNDE

Loğoğlu’nun ABD temasları ve CHP’nin AKP’yle Oslo mutabakatını genişletmesi ve yerelleştirmesi, kuşkusuz BDP’nin ABD ziyareti sonrası açıklamalarıyla birlikte düşünülmeli!

BDP Eşbaşkanı Gülten Kışanak ABD dönüşü, Obama yönetiminden rol istediklerini açık açık söyledi! (Radikal, 3 Mayıs 2012) Aysel Tuğluk ise rol talep ettikleri ABD’nin dizayn hedefini müjdeledi: “Obama yönetimi yeniden seçilirse, Türkiye’yi ve AKP’yi masaya yatıracak! Bakın oturtacak demiyorum, masaya yatıracak! Bu, bir dizayn olacak.” (Özgür Gündem, 31 Mayıs 2012)

İlginçtir, CIA direktörü Graham Fuller ise geçenlerde yine ortaya çıkmış ve  “Türkiye’nin daha çok sola ihtiyacı var” demişti. (Yeni Şafak, 6 Nisan 2012)

Kuşkusuz CHP için yeşil ışık görüntülü bu açıklamalar, daha çok AKP’ye sopadır! Zira ABD bu türden açıklamalarla her iki partiyi de kritik zamanlarda “istenilen kıvamda” tutmaktadır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Haziran 2012

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

%d blogcu bunu beğendi: