Posts Tagged Suriye
CHP NEDEN ESAD KARŞITI?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 10/10/2012
Suriye’de akan kanın sorumlusu kim? CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na göre Beşar Esad ve Tayyip Erdoğan! Hatta Kılıçdaroğlu, Esad’ın, Erdoğan’a göre daha sorumlu olduğunu da saptıyor! (Tarafsız Bölge, CNNTürk, 8 Ekim 2012)
Kuşkusuz Kılıçdaroğlu’nun sözleri, tezkere oylaması günü CHP adına konuşan ve kürsüden “Esad’ın canı cehenneme” diyen Muharrem İnce’yle uyumlu…
Her ikisi de Esad karşıtlığı sergileyerek ABD’ye selam göndermiş oluyorlar…
KILIÇDAROĞLU’NUN ABD’YE MESAJI
Hele Kılıçdaroğlu’nun şu sözleri bu mesajı daha da somutluyor: “Bana çıksın bu ülkenin başbakanı şu lafı etsin, ‘Benim izlediğim politikayı Fransa destekliyor, Almanya destekliyor, İngiltere destekliyor, NATO destekliyor, ABD destekliyor’ desin.”
Kılıçdaroğlu “bu ülkelerin AKP’yi desteklemediğini” iddia ediyor ve bu kez küçümsemek için AKP’nin arkasında olan kuvvetleri sıralıyor: “Kim destekliyor? Suudi Arabistan, Katar destekliyor, Barzani destekliyor.”
Kılıçdaroğlu’nun bu sözleri, cehalet eseri değildir. ABD’nin, NATO’nun AKP’yi nasıl desteklediğini en iyi Kılıçdaroğlu bilir. “AKP’yi destekliyor” dediği ve küçümsediği güçlerin, tıpkı AKP gibi ABD taşeronu olduğunu da en iyi Kılıçdaroğlu bilir.
E, o zaman? Kılıçdaroğlu, Washington’a “AKP’yi değil beni destekle” mesajı veriyor!
KILIÇDAROĞLU’NUN TUTARSIZLIKLARI
Kılıçdaroğlu’nun bu tavrı, Suriye konusunda net ve doğru bir tutum almasını önlediği gibi kendisini de tutarsız durumlara düşürüyor. Örneğin Kılıçdaroğlu hem “Suriye’de akan kanın sorumlusu önce Esad, sonra Erdoğan’dır” diyor, hem de CHP ile AKP’nin Suriye konusundaki politika farkını şu sözlerle açıklıyor: “Hükümetin isteği ‘rejimin değişmesi değil, Esad’ı göndermek’, biz ise Suriye’de akan kanın durmasını istiyoruz.”
“Akan kanın sorumlusu Esad” dediğinize göre, o zaman siz de AKP gibi “Esad’ı göndermek” istiyor olmuyor musunuz?
Kılıçdaroğlu kendisiyle o kadar çelişiyor ki, programda önce Batı’nın AKP’yi desteklemediğini söyleyerek ABD’ye selam çakarken, bir süre sonra şunu demeye başlıyor: “(Hükümetin) baştaki çabaları elbette doğruydu ama ne zaman ki siz Batı’nın piyonluğuna soyundunuz, Batı’nın diliyle konuşmaya başladınız…”
ESAD KARŞITLIĞI DERSİM’E BAKIŞLA UYUMLU
Washington’dan AKP yerine CHP’yi desteklemesini dileyen Kemal Kılıçdaroğlu, bunun şartlarından birinin “Esad karşıtı” olmaktan geçtiğini bilerek sık sık konumunun altını çiziyor: “Kesinlikle Esad yönetimini savunmak gibi, Esad yönetimini onore etmek gibi, ‘Esad yönetimi doğru yaptı’ demek gibi bir düşünce aklımızın ucundan geçmedi. Hiçbir yerde, hiçbir ortamda, hiçbir toplantıda, hiçbir televizyon programında, hiçbir grup toplantısında bizden, ne ben ne de hiçbir CHP’linin Esad yönetimine övgüler düzdüğü falan yok.”
Kılıçdaroğlu, şu sözlerle CHP’nin tutumunu ilan ediyor: “Bana ne, Esad Aleviymiş, Sünniymiş. Halkına zulmeden adamın inancı mı olur? Zalim zalimdir.”
Kılıçdaroğlu’nun bu sözleri, Dersim konusunda partisini ve İnönü’yü suçlamasıyla ne kadar da uyumlu!
PARİS METROSU’NDAKİ FOTOĞRAFLAR
Oysa Kılıçdaroğlu da çok iyi biliyor ki, Mısır ve Tunus’tan farklı olarak Suriye’de halk değil, Batı destekli silahlı gruplar sokağa çıktı. Hatta Esad ilk zamanlar, eylemlerde olur da kullanırlar diye güvenlik kuvvetlerine silah taşımayı bile yasaklamıştı. Daha ilk günlerde Cisreşuğur’da 120 polisin katledilmesi, Esad’ın bu yaklaşımı nedeniyleydi…
Türkiye Saddam Hüseyin karşıtlığının sonuçlarını yaşayarak gördü… O gün batı kaynaklı psikolojik savaş sonucu Saddam Hüseyin, kamuoyunun gözünde bir caniye dönüştürülmüştü… Bugün de Beşar Esad zalime dönüştürülmek isteniyor.
CHP’liler en azından şunu düşünsünler: Batı, yıllar önce neden Paris Metrosu’nda, insanlar gelip geçerken ayaklarıyla çiğnesinler diye Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun, Muammer Kaddafi’nin, Beşar Esad’ın, Hamaney’in fotoğraflarını sergiledi?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Ekim 2012
SURİYE DÜŞMANLIĞI KİME YARIYOR?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 07/10/2012
AKP’nin Suriye karşıtlığından kim yararlanıyor? Türk Ordusu’nun “angajman kuralları” kime yarıyor? Suriye ordusunu kendi sınırından 10 km uzakta tutmaya zorlamak kime alan açıyor?
Bu soruların yanıtları dün önemliydi, bugünden sonra daha da önemli olacak. Zira Türk Ordusu’na Suriye’yi işgal ettiremeyen ABD, Türkiye-Suriye sınırında karışıklık çıkartma faaliyetlerine daha da yüklenecektir. Çünkü bu hat üzerinden bir koridorun Akdeniz’e açılması, ABD’nin asıl meselesidir!
SURİYE’DE KÜRT ORDUSU
PKK’ye yakın Fırat Haber Ajansı önceki gün dikkat çeken bir bildiriyi haberleştirdi. Bildiri, PKK’nin Suriye kolu olan PYD’nin oluşturduğu “Kürdistan Halk Tugayları Ordusu” hakkındaydı…
PYD, bir ordu kurma ihtiyacını “Bir yandan BAAS rejimi, diğer yandan da Arap muhalefetinin inkârcı zihniyeti ile yaşanan güvenlik sorunlarına” bağlıyor. Kuşkusuz PYD bu ifadeyle, Şam ile AKP destekli muhalefet arasındaki mücadeleden yararlanmakta olduğunu ortaya koyuyor.
PYD, Kürt nüfusun yoğun olduğu yerlerde “bağımsızlık ve özerklik yolunda askeri güvenliğin bizzat ‘Kürdistan Halk Tugayları Ordusu’ ile sağlanacağını” belirtiyor ve bu hamleyi “devletleşmek yolunda atılan büyük bir adım” olarak değerlendiriyor!
ÖCALAN’IN SURİYE KÜRTLERİNE MESAJI
PYD’yi tam da bu zamanda böylesi bir hamleye götüren neydi? Yanıtı Financial Times’dan öğreniyoruz.
Gazeteye göre PYD bu hamleyi, Abdullah Öcalan’ın isteği üzerine yaptı. Üstelik bu konuda Öcalan’dan yazılı bir talimat da aldı!
Evet, yanlış okumadınız. Başbakan Erdoğan’ın Öcalan’ı muhatap ilan ettiği saatlerde, meğer AKP aynı zamanda Öcalan ile PYD arasında bir de postacılık yapıyormuş!
PYD gençlik kolu toplantısında okunan ve Financial Times muhabiri Loveday Morris tarafından yayımlanan Öcalan’ın mesajı şöyle: “Esad’ın safında olmayın, muhalefetin safında olmayın, Suriye’de üçüncü güç olun. Kürt bölgelerini koruyacak 15 bin asker hazırlayın. Eğer bu stratejiyi izlemezseniz, ezilirsiniz. Her genç Kürt bu güce yazılmaya ve anayurtlarını korumaya hazırlanmalı.”
Financial Times’da “Suriyeli Kütler Esad’dan sonraki hayata hazırlanıyor” başlığıyla yayımlanan haberde Kürtlerin petrol zengini kuzeyde karakollar, belediyeler, mahkemeler kurduğu ve bu yapıları özerk bir yönetimin temeli olarak gördükleri belirtiliyor.
20 yıllık Irak sürecine ne kadar da benziyor…
Bu haberlerin benzerini defalarca okuduk; şu fakla, Suriye yerine Irak, Esad yerine de Saddam vardı o haberlerde…
Bugünkü Esad karşıtlığı, dün de Saddam karşıtlığı olarak vardı. Ve o karşıtlık yanı başımızda ülkemizi tehdit eden bir kukla devlete dönüştü. Üstelik o yapı, PKK’nin daha da güçlenmesine yarayan bir yuvadır artık.
SURİYE KARŞITLIĞI PKK’YE YARAR!
Başlarken sorduğumuz soruları şimdi yanıtlarıyla yeniden yazalım: AKP’nin Suriye karşıtlığından PKK yararlanıyor! Türk Ordusu’nun “angajman kuralları” PKK’ye yarıyor! Suriye ordusunu kendi sınırından 10 km uzakta tutmaya zorlamak PKK’ye alan açıyor!
Öcalan’ın AKP’nin izniyle PYD’ye mesaj ulaştırması, PYD’nin bu mesaj üzerine Suriye’nin kuzeyinde 15 bin kişilik bir ordu kurmaya soyunması, iktidarın Türkiye ve bölge için bir güvenlik sorunu haline geldiğini ortaya koyuyor.
Bu tablo PKK’yle mücadelenin, AKP’yle mücadeleden geçtiğini gösteriyor!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Ekim 2012
FATURA ÖNCE DAVUTOĞLU’NA KESİLECEK
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 06/10/2012
Urfa-Akçakale’ye düşen top mermisi ve 5 yurttaşımızın yaşamını yitirmesi, Türkiye-Suriye geriliminin zirvesiydi. 18 aydır adım adım tırmanan gerilim, bu olayla birlikte iniş eğilime giriyor…
Anımsayacağınız gibi “Dörtlü Komisyonun” Türkiye’ye “Suriye sahnesinden çekilme fırsatı” yaratacağını birkaç haftadır savunuyorduk. Çünkü çözümün adresi ancak Türkiye ile İran’ın birlikte bulunduğu bir platform olabilirdi… Cenevre Platformu’nun en önemli eksikliği buydu.
ÇÖZÜMÜN ADRESİ: TÜRKİYE-İRAN İŞBİRLİĞİ
Nitekim Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ile İran Cumhurbaşkanı 1. Yardımcısı’nın Akçakale olayından sonra bir araya gelmesi, Ankara ile Tahran’ın Suriye krizinde artık birlikte çalışacağına işaret ediyordu.
Erdoğan ve Muhammed Rıza Rahimi, ikili görüşmenin ardından yaptıkları ortak basın toplantısında bu yönelime girdiklerini açıkça ilan da ettiler.
Başbakan Tayyip Erdoğan “Bizim asla savaş çıkarmak gibi bir derdimiz olamaz. Savaşın getirdiği neticeler Irak’ta, Afganistan’da ortadadır” diyerek, nesnel olarak ne kadar ileri gidebileceklerinin sınırını çizdi. Dahası Erdoğan “Çözüm için İran’la çalışıyoruz. Bizim artık süratle buradan bir netice çıkarmamız çok çok büyük önem arz ediyor.” diyerek yeni yönelimi sergiledi.
AKP’DE SURİYE ÇATLAĞI
Kuşkusuz Beyaz Saray’ın Türkiye’yi Suriye’ye ittiği ancak ABD’nin hem iç sorunları nedeniyle hem de Rusya-Çin-İran bloğunun gücü nedeniyle aktif tutum sergileyemediği koşullarda, AKP Hükümeti’nin de neler yapabileceğinin sınırları belliydi.
Dahası, ABD’nin iteklemesiyle sürdürülen Suriye karşıtlığının AKP’de önemli çatlaklar yarattığı da gün geçtikçe açığa çıkıyordu…
Nitekim Akçakale’ye top mermisinin düşmesinin ardından, Başbakanlık-Genelkurmay-Dışişleri üçgeninde alarm yaşandığı o ilk birkaç saat içinde bu çatlağın izleri açıkça ortaya çıktı. Örneğin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Bursa’da “Suriye’ye haddini bildirme” nutukları atarken, bir diğer Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay “Türkiye’yi Suriye içine çekmeye çalışıyorlar” diyerek “biz bu oyuna gelmeyiz” mesajı veriyordu.
Başbakan Erdoğan’ın Müsteşarı İbrahim Kalın ise gece attığı twit’lerde “Türkiye Suriye’yle savaş istemiyor” diyor ve yapılan misillemeyi de “savaşa girmeden mukabelede bulunuyoruz” sözleriyle açıklıyordu. Kalın’ın bu sözleri, kuşkusuz Erdoğan’ın görüşlerini yansıtıyordu.
AKP, ARTIK BÖLGE İÇİN GÜVENLİK SORUNUDUR
ABD adına girilen bu işten bir sonuç alınamamasının elbette kimi sonuçları olacaktır. Her ne kadar BOP Eşbaşkanlığı verilen Suriye ihalesinin başarısızlığını kendi içinde birilerine fatura ederek telafi etmeye çalışacaksa da, asıl sonuçlar daha kapsamlı ve büyük olacaktır!
Çünkü Suriye krizine kadarki süreçte AKP iktidarı, sadece Türkiye için bir güvenlik sorunuydu. Ancak bu meselede iyice açığa çıktı ki, AKP artık bölge için bir güvenlik sorunu haline gelmiştir!
Biz yine de bitirirken soralım: BOP eşbaşkanlığına verilen Suriye ihalesinin başarısızlığının faturası ilk kime kesilecek? Kullanılamayacak tezkerenin TBMM’de geçmesinin ardından “Türkiye’nin mesajı her halükarda alınmıştır” diyerek durumu geçiştirmeye çalışan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu mu dediniz?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Ekim 2012
SURİYE SAHNESİNDEN ÇEKİLMEK
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 28/09/2012
Türkiye, İran, Mısır ve Suudi Arabistan’dan oluşan “Dörtlü Komisyon”un, Ankara’nın Suriye sahnesinden “onurlu” çekilebilmesi için bir fırsat olduğunu dile getirmiştik geçen hafta… “Suriye sorunu yerelleşiyor” ve “Erdoğan tuzaktan çıkabilir mi?” başlıklı iki yazımıza, hem olumlu hem de olumsuz eleştiriler gelmişti…
Aradan geçen bir haftada durum ne peki?
ÖSO KOMUTANI: ANKARA BİZİ KOVDU
1) Özgür Suriye Ordusu ÖSO Askeri Konsey Başkanı Tuğg. Mustafa el Şeyh, hafta sonu AP ajansına yaptığı açıklamayla, komuta merkezini Türkiye topraklarından taşıdıklarını açıkladı.
Oysa AKP Hükümeti’nin açık desteğiyle kurulan ve faaliyet gösteren ÖSO, resmi internet sitesinde komuta merkezinin adresini Hatay diye ilan edecek kadar pervasızca hareket ediyordu…
Denilebilir ki, bu karar göstermeliktir ve sadece AKP Hükümeti’ni kamuoyu nezdinde rahatlatmak için alınmıştır. Böyle bile olsa, ÖSO’nun komuta merkezini Türkiye toprakları dışına taşıdığını açıklaması, Esad karşıtı cephe açısından bir olumsuzluğa işaret etmektedir.
Nitekim mesele çok daha özel anlamlar içermektedir. ÖSO bu kararı her ne kadar “isyancı gruplar arasında daha fazla bölünme oluşmasını önlemek üzere” aldıklarını açıklasa da, kararın ana nedeninin, Ankara’nın “Suriye sahnesinden çekilme” adımlarıyla ilgili olduğu anlaşılmaktadır.
Örneğin ÖSO’nun üst düzey komutanlarından Ahmet Hicazi, “Ankara’nın kendilerine Türk topraklarını terk etmek ve komuta merkezini Suriye’ye taşımak için belli bir süre vermesi” nedeniyle bu kararı aldıklarını açıklamaktadır.
DAVUTOĞLU: SURİYE SINAVINI KAYBEDİYORUZ
2) Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “AKP Kongre hazırlıkları” gerekçesiyle katılmadığı BM toplantılarında Türkiye’yi temsil eden Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun konuşmasını nasıl buldunuz? Esad’a 15 gün süre tanıyan, “bölgeyi dizayn ediyoruz” diyen, kendisini “düzen kurucu” olarak niteleyen Davutoğlu, artık şöyle diyordu: “BM ve uluslararası sistem Suriye’de sınavı kaybetmek üzere.”
3) Aydınlık’tan Rafet Ballı, İran dini lideri Ayetullah Hamaney’in temsilcisi Hüseyin Şeriatmedari’yle röportaj yaptı. İran’a göre Başbakan Tayyip Erdoğan, Suriye politikasından dolayı pişmanlık işaretleri vermeye başladı.
4) Suriye krizi üzerinden yaşanan cepheleşmede, Irak merkezi yönetimi İran’la yan yana durmuştu. AKP Hükümeti ise Bağdat’a karşı Erbil’le birleşiyordu. Dahası Erdoğan, Maliki’ye karşı İyad Allavi ve Tarık Haşimi’yi destekliyor, hatta yargılanan Haşimi’yi Türkiye’de saklıyordu. Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin, Irak merkezi yönetimini devre dışı bırakan bu yaklaşımı, Ankara-Bağdat ilişkilerini neredeyse kopma noktasına getirdi.
Ancak yukarıda sıraladığımız gelişmelerle eş zamanlı olarak, Ankara Bağdat’a da iyi niyet gösterisi yaptı. “”Erdoğan’ın Maliki’ye sürpriz bir davet yaptığı” haberlerinin basına servis edilmesi, yeni bir yönelime işaret olarak algılandı.
ERDOĞAN’A KAÇIŞ YOLU
Türkiye, İran, Mısır ve Suudi Arabistan’dan oluşan Suriye Temas Grubu’nun ya da diğer ismiyle Dörtlü Komisyon’un Ankara’ya Suriye sahnesinden çekilme fırsatı sunduğu görüşü, önemli analistlerce de dile getirilmeye başlandı. Örneğin üçüncü dünya konulu kitaplarıyla tanınan Prof. Vijay Prashad…
Prashad Asya Times için yazdığı 22 Eylül tarihli uzun analizinde, bizim 20 Eylül tarihli “Suriye sorunu yerelleşiyor” başlıklı yazımızda dile getirdiğimiz görüşlere yakın şeyler söylüyordu: “Suriye’nin sarp bir şekilde Balkanlaşması, Irak Kürdistan’ının yanı başında bir Suriye Kürdistan’ı üretebilir. Şemdinli’deki yeni cephe, Erdoğan’ın Suriye’deki ayaklanmaya verdiği desteğin bedelini gösterdi. Erdoğan siyasetinin neticeleri, ordudaki düzensizlik, ABD başkanı Obama’nın Türkiye’den ‘daha fazlasını’ istemesi eşliğinde Türkiye’nin omuzlarına bindi. Mursi’nin Temas Grubu, Erdoğan hükümetine aşırı taahhütlerinden bir kaçış yolu sunmaktadır.” (Dünya Bülteni, 22 Eylül 2012, Çev. Alpaslan Balcı)
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
28 Eylül 2012
ERDOĞAN TUZAKTAN ÇIKABİLİR Mİ?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 22/09/2012
Washington Post gazetesinden Lally Weymouth Başbakan Erdoğan’a soruyor: “Uçuşa yasak bölgenin, BM olmaksızın, NATO üzerinden oluşturulmasını ister misiniz? BM’nin desteği olmadan ilerlemeye istekli misiniz?”
Erdoğan’ın yanıtı önemli ve derslerle dolu: “BM olmaksızın bir şey yaparak, tuzak olabilecek bir şeyin parçası olmayı kabul etmeyiz.”
Önemli çünkü bugün BM onayı olmayan kararların, NATO’lu çözümlerin “tuzak” olduğunu düşünen Başbakan Erdoğan, bundan çok değil daha beş ay önce, 11 Nisan 2012’de NATO’yu Suriye için göreve çağırmıştı!
ERDOĞAN’IN KAYGILARI
Kuşkusuz beş aydaki bu değişim, bir doğruya yönelme arayışından ziyade, kayaya çarpma kaynaklıdır. Böyle olduğunu bizzat Erdoğan, Washington Post’a verdiği uzun röportajında sergilemektedir. İnceleyelim:
Örneğin Erdoğan, Washington Post’un “Güçlü bir ordunuz var. Suriye’de uçuşa yasak bölge için tek taraflı rol oynamayı düşünüyor musunuz?” sorusuna “düşünmüyoruz” yanıtı veriyor ve gerekçesini de “durumun bir uluslararası boyutu bir de İslam dünyasını kaygılandıran boyutu var” şeklinde açıklıyor.
Örneğin Erdoğan, geçen yıl Beşar Esad’ın siyasi ömrü için 15 gün süre biçerken, şimdi süre vermiyor. Hatta “Bu, Rusya ve Çin’in duruma nasıl yaklaştığıyla da alakalı bir husus” diyerek daha gerçekçi davranıyor.
Washington Post’un şu sorusu ise Türk devleti açısından büyük dersler içermektedir: “ABD’nin, uçaksavar silahlarının sınırdan Suriye’ye geçirilmesine izin vermediği, Türkiye’yi durdurduğu belirtiliyor. Doğru mu?”
Erdoğan soruyu değil ama sonucu yanıtlıyor: “ABD şimdiye kadar, açıklamaları yoluyla sürecin bir parçası olmuştur ama başka bir katkısı olmamıştır.”
Peki, Amerika’nın bu tutumunun kaynağı ne? ABD neden Erdoğan’ın beklediği katkıyı yapmıyor?
SURİYE DERSLERİ
CFR’in etkili üyelerinde Elliot Abrams’ın 14 Eylül tarihli makalesi “Türkiye: Suriye krizinden dersler” başlığını taşıyor. Amerikan devlet aygıtının dış politika konseyi üyesi olan Abrams, öncelikle şu saptamayı yapıyor: “Türkiye şu anda ABD ve diğerlerinin vazgeçip onu kan gölü içerisinde sınır ötesindeki sorunlar ile tek başına bıraktığı için şikâyet etmekte.”
Abrams, “Perişan bir şekilde Amerikan desteğine muhtaç” olan Türkiye “ağırlığını başarıyla bir tarafa koymaya gücünün yetmediğini Suriye’ye komşuluk ederken kanıtlamış oldu” diyor…
Ancak CFR üyesi Abrams “Amerikan desteğinin neden gelmediğini” açıklamıyor. Başbakan Erdoğan da bunu Amerikan başkanlık seçimlerine bağlayarak zaman kazanmaya çalıştı.
ABD’NİN SURİYE TUZAĞI
Ancak gerçek ortada… Amerikan gücü inişte, Pentagon Ortadoğu’da yeni bir savaş yürütecek durumda olmadığını biliyor, Beyaz Saray Çin ve Rusya’ya rağmen harekete geçemeyeceğini gördü, Washington Amerikan karşıtlığının daha da büyümesini istemiyor, Wall Street ekonomik krize çaresizlikten kıvranıyor…
Ve ABD için gerçek buyken, AKP’ye Suriye’de rejim düşürme görevi verilmesi, Türkiye için tuzaktır!
Türkiye artık bu gerçeğe göre politika yapmalıdır. Suriye krizi geri dönülmez durumda değildir. Türkiye’nin İran, Mısır ve Suudi Arabistan’la birlikte içinde yer aldığı Dörtlü Komisyon, krizden çıkmak için değerlendirilebilecek bir platformdur.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Eylül 2012
SURİYE SORUNU YERELLEŞİYOR
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 20/09/2012
AKP Hükümeti’ne “Suriye bataklığından kurtulma” fırsatı sunan Dörtlü Komisyon’un Kahire toplantısı, ilerisi için olumlu sinyaller verdi. Her ne kadar Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı mazeret bildirerek toplantıya katılmadıysa da, Türkiye, İran ve Mısır Dışişleri Bakanları’nın bir arada olması 30 yıl aradan sonra ilkti ve tarihiydi!
İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi, “anlaşabildiğimiz şeyler anlaşamadıklarımızdan daha fazla” diyerek aslında toplantıyı özetledi. Salihi, toplantı sonrasında yaptığı açıklamada, Suriye’deki krizin bu ülke içerisinde Suriyeliler tarafından çözülmesi gerektiğini belirtti.
İran Dışişleri Bakanı, Mısır televizyonuna verdiği demeçte de Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin Suriye krizinin çözümü için sunduğu planın başarılı olmasına iyimser baktıklarını söyledi.
ULUSLARARASI SAHNEDEN BÖLGE SAHNESİNE
Dörtlü Komisyon toplantılarının başarısının ölçütü, Suriye sorununu uluslararası boyuttan, bölgesel boyuta taşıyabilmesine bağlıdır. İran ile Türkiye’nin Suriye sorunu için bir platformda bir araya gelmesi bu bakımdan çok önemlidir.
Sorun bölgesel boyuta indirgenince “Suriye-Suriye formüllü” çözüm modeli ağırlık kazanacaktır.
Kuşkusuz Rusya’nın inisiyatifiyle oluşan Cenevre platformu da önemlidir ancak İran’ın o platformda yer alamayışı büyük eksikliktir.
İran’ın dâhil olduğu Dörtlü Komisyon, Cenevre Platformu’nun alternatifi değil ama onun bölgeselleştirilmesidir; dahası varlığını aslında o platforma borçludur.
İRAN MUHALEFETLE TEMASA BAŞLADI
İran Meclis Başkanı Ali Laricani’nin “Suriyeli muhaliflerle görüşmeye başladık” demesi “Suriye sorununun yerelleşebilmesi” açısından çok önemli bir gelişmedir.
Laricani, İranlı diplomatların Suriye muhalefeti içinde yer alan Müslüman Kardeşler, Selefi gruplar ve liberal gruplarla bir araya geldiğini ve onları demokratik reformları kabul etmeleri konusunda cesaretlendirdiklerini söyledi.
Tahran aslında en başından beri bu çizgiyi savunuyordu ve Ankara’ya şu formülü önermişti: “Tahran Şam rejimiyle, Ankara da muhalefetle temasta. Tarafları aynı masaya sadece Türkiye ve İran getirebilir.”
Tahran’ın muhalefetle temasa geçmesi, bu formülü geliştirdiklerini ve ilerlettiklerini göstermektedir.
ERDOĞAN’IN İTİRAFI: ETKİLİ OLAN RUSYA’DIR, İRAN’DIR
Uluslararası koşullar, Çin ve Rusya’nın ABD’nin ellini kolunu bağlaması, bölgesel dengeler gibi etkenler, Dörtlü Komisyon’un önünü açmaktadır.
Hafta içinde hem ABD hem de Türkiye cephesinden yapılan iki kritik açıklama, güç dengesinin geldiği boyuta ve sorunun bölgesel çözümünün kaçınılmaz olduğuna işaret ediyordu.
Suriye konusunda en hevesli ABD’li olan Senatör John McCain’in “Esad gidecek, Arizona’ya kar yağacak” demesi bir bakıma havlu atılmasıydı. Zira Arizona çölüne kar yağması olağan değil.
McCain Washington açısından somut durumu da şu sözlerle özetliyordu: “ABD girdiği savaşlardan yorgun ve o yüzden o araziye askerinin botu değsin istemiyor.”
Başbakan Erdoğan’ın Bosna’da yaptığı konuşmadaki şu sözleri de aslında gelinen durumu gayet net resmediyordu: “ABD şu anda işe müdahil olmuş değil. Şu anda etkili olan Rusya’dır, İran’dır. Çin Rusya’nın yanında hareket ediyor. İkisinin takındığı tavır, İran’ın oradaki tutumunu etkiliyor.”
Erdoğan bile tabloyu artık böyle resmedebiliyorsa, izlenen politikanın yenilgisi kaçınılmazdır. Tek çıkış, İranlı Dörtlü Komisyon ile Suriye sahnesinden “onurlu” çekilmektir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Eylül 2012
TÜRKİYE SURİYE BATAKLIĞINDAN NASIL ÇIKAR?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 14/09/2012
Atlantik’in Suriye’yi bölme hedefli kampanyasında 1,5 yıl geride kalırken, Batı ve taşeronlarından oluşan cephede dağılma belirtileri görülüyor…
Atlantik cephesinin başındaki ABD, Suriye’ye müdahale konusunda çaresiz ve eli kolu bağlanmış halde.
AB ise Suriye sahnesinden çekilme işaretleri veriyor. Son olarak AB Dış Politika Sorumlusu Catherine Ashton, Suriyeli muhaliflerin paramparça olduğunu ve bu haliyle Şam yönetimine alternatif olamayacaklarını belirtti. Ashton, AB Parlamentosu’ndaki konuşmasında, BM Suriye Özel Temsilcisi Ahdar İbrahimi’nin çözüm girişimini desteklediklerini, 10 gün içinde Rusya ve ABD Dışişleri Bakanlarıyla bir araya geleceklerini açıkladı.
Suriyeli muhalifler, Ashton’ın belirttiği gibi parçalanmış durumda… Özgür Suriye Ordusu’nun El Kaide liderini pusu kurarak öldürmesi, Suriye Ulusal Konseyi’ndeki unsurların anlaşmazlıkları, Müslüman Kardeşler’le Konsey’in diğer unsurları arasındaki gerilimin artması, dağınıklığı gidermek üzere yapılan toplantılardan sonuç çıkmaması bu parçalanmışlığın temel göstergeleri.
Özgür Suriye Ordusu’nun isminin Suriye Ulusal Ordusu yapılması ise bu dağınıklığa makyajdan öte anlam taşımıyor.
MUHALİFLERDEN AKP’YE SUÇLAMA
Ankara’nın desteklediği Suriye Ulusal Konseyi ve Özgür Suriye Ordusu’nda bu gelişmeler yaşanırken, Kahire’de kurulan ikinci muhalif merkezin ise daha çok öne çıkmaya başladığı görülüyor.
Ulusal Koordinasyon Kurulu isimli bu muhalif yapı, Suriye Ulusal Konseyi’ni destekleyenleri gittikçe artan oranda suçlamaya başladı.
Son olarak Kurul’un başkanı Heysem Menna “cihatçıları Suriye’ye gönderen Türkiye, Katar, Suudi Arabistan ve Libya’yı Suriye toplumunu parçalamakla” suçladı! Menna daha da ileri giderek, cihatçıların Suriye’ye gönderilmesinin kesilmemesi halinde, geçişleri organize edenlerin listesini açıklamakla tehdit etti.
Middle East Online’a konuşan Heysem Menna AKP Hükümeti’ni ağır bir dille suçluyor: “Türkiye, provokasyonuyla şu anda Suriye’deki yıkıma katkı sağlamaktadır. Türkiye, Suriye’ye giden cihatçılar için sahte pasaportlar çıkartmaktadır. Cihatçıların Babu’l- Heva sınır kapısında kontrolü ele geçirmelerine müsaade eden Türkiye’dir. Türkiye, sınırlarını tek taraflı olarak kapatırsa, yüzde 80 oranında rahatlamış olacağız.”
CİHATÇILAR TÜRKİYE’DEN GİDİYOR
Heysem Menna’nın AKP’ye yönelik suçlamalarına haklılık kazandıran açıklama, Kuveyt’ten geldi. Kuveyt parlamentosunun selefi milletvekillerinden Velid Tabatabai, Suriye’deki militanlara Türkiye aracılığıyla verilen uçaksavarların parasını ülkesinin ödediğini açıkladı.
Lübnan’da yayımlanan es-Sefir gazetesinin haberine göre Tabatabai, Türkiye topraklarından Suriye’ye geçiş de yapmış: “Suriye’ye Türkiye’den geçip İdlib’e gittik, orada durum güvenlikli; ancak Suriye savaş uçakları zaman zaman kenti bombalıyor.”
Nitekim El-Vatan gazetesine konuşan Suriyeli bir askeri yetkilinin açıklamaları bu bilgileri doğruluyor. Gazeteye demeç veren üst düzey askeri yetkili, Halep’te güvenlik güçlerine karşı savaşanların yüzde 75’inin Suriyeli olmadığını ve “cihat etmek” gerekçesiyle Türkiye üzerinden geldiklerini belirtiyor.
TÜRKİYE İÇİN ALTIN FIRSAT
Suriye savaşının en büyük kaybedeni olan Türkiye, sahneden “onurlu” çekilmek için büyük bir şans yakaladı. Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin, Suriye krizinin siyasi yoldan aşılması için önerdiği Mısır, Suudi Arabistan, İran ve Türkiye’den oluşan “Suriye Dörtlü Temas Grubu”, bölge için altın fırsattır!
Üç gün önce ilk toplantısını Kahire’de müsteşar ve bakan yardımcısı düzeyinde yapan “Suriye Dörtlü Temas Grubu”, ikinci toplantısını önümüzdeki hafta bu kez bakan düzeyinde yapacak.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
14 Eylül 2012
ABD’NİN ESAD’A TEKLİFİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 06/09/2012
Başbakan Erdoğan CNN’e ABD’nin Suriye konusunda neden “inisiyatifi olmadığını” açıklamış: “Belki de bu seçimler nedeniyledir, belki ABD’deki seçim öncesi ortamından dolayıdır. İnisiyatif eksikliğinin kökeninde bu olabilir. Hiç kimse bize bunun sebepleriyle ilgili bir şey söylemedi, zaten açıklama yapmak zorunda da değiller.”
Ama Erdoğan her halükarda ABD’ye “minnettar olduklarını” bir kez daha vurgulamış!
Anlaşılan Başbakan Erdoğan, ABD Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey’in birkaç gün önce basına yansıyan Obama’nın Suriye politikasına yönelik eleştirilerini hiç okumamış! Okusaydı, kuvvet meselesinin seçimlerden daha öncelikli olduğunu anlardı.
İRAN KARŞITI ESAD, EN DEMOKRATTIR!
Erdoğan için değil ama Türkiye’nin bataklığa girmesinden endişe eden AKP’liler için aktaralım. Hizbullah’ın lideri Seyyid Hasan Nasrallah, önceki gün Lübnan’ın Meyadin televizyonuna konuştu ve ABD’nin Esad’a teklifini açıkladı.
Nasrallah’ın belirttiğine göre ABD Esad’a, “İsrail’e karşı tutumunu sona erdirmesi, İran ve Hizbullah’la ilişkisini kesmesi” karşılığında, Suriye krizini bitirmeyi teklif etmiş!
ABD’nin bu teklifini Esad’a, Suriye’de “rejim karşıtlarını” destekleyen Arap ülkelerden biri iletmiş.
Suriye rejimi, daha önce de ABD’nin böylesi bir teklifi olduğunu dolaylı ifadelerle dillendirmişti.
DAVUTOĞLU YALANLARI VE 3 GERÇEK
ABD’nin bu teklifi birkaç nedenle önemlidir, öğreticidir ve AKP tabanı bu gerçeği düşünmelidir:
1.) Bölgedeki ilişkiler incelendiğinde görülecektir ki, ABD’nin çıkarlarına hizmet eden bir liderin demokrat mı, diktatör mü olduğu Washington’u ilgilendirmemektedir. Nitekim ABD’nin bölgedeki çıkarlarının temsilcileri olan Suudi Kralı ve Katar Şeyhi, Suriye’nin devlet başkanından daha demokrat değildir.
Dolayısıyla Tayyip Erdoğan ve Ahmet Davutoğlu’nun Suriye politikasını tabana karşı açıklarken savunduğu “zalimin yanında olmama” ilkesi, aslında taşeronluk gerçeğini perdelemek içindir.
2.) ABD’nin Esad’e teklifi, daha önce bu köşede birkaç kez tartıştığımız bir konuya da açılık getirmiştir. CHP’nin Erdoğan’a yönelik “daha geçen yıl ilişkileriniz çok iyiydi, ne oldu da bir günde Esad’a karşı oldunuz” şeklindeki suçlamanın doğru olmadığını belirtmiştik.
Ve demiştik ki; AKP o zaman da yine ABD’nin istediğiyle, Suriye’yi İran’dan koparmak, Tahran’ı bölgede yalnızlaştırmak için Esad’a “dost eli” uzattı!
LAÇİNER’İN İNTİHARI
3.) ABD’nin Suriye’ye teklifi, AKP’nin kamuoyu yaratmak adına söylediği “İsrail Esad’ı destekliyor” yalanını da çürütüyor.
Bakınız bu yalan öyle bir noktaya geldi ki, koskoca üniversite rektörleri bile, AKP yandaşlığı için hem bilimi hem de itibarlarını riske attılar! Örneğin Çanakkale Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sedat Laçiner…
Uzman sıfatıyla köşe yazan, büyük teorisyen sıfatıyla her akşam bir ekranda ağırlanan Sedat Laçiner’in 3 Eylül günü Milliyet gazetesine verdiği tam sayfa röportaj, bu açıdan ibretliktir!
Sedat Laçiner pek çok köşe yazarının da iki gündür alıntı yaptığı bu röportajında İran, Irak, Suriye ve İsrail’in, birlikte PKK’yi desteklediğini savunuyor!
AKP yandaşlığı adına İsrail’i hele de İran’la aynı cepheye yerleştirmek, bir akademisyenin normal şartlar altında intiharıdır! Aslıdan bu kadar bariz olmayan bir yalanı gerçek diye yutturmaya çalışmayı salt siyasi yandaşlıkla da açıklayamayız!
Her neyse, böylesi bir yalana başvurduklarına göre, sandığımızdan daha çaresiz olmalılar…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Eylül 2012