Posts Tagged Suriye

SURİYE SORUNU YERELLEŞİYOR

AKP Hükümeti’ne “Suriye bataklığından kurtulma” fırsatı sunan Dörtlü Komisyon’un Kahire toplantısı, ilerisi için olumlu sinyaller verdi. Her ne kadar Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı mazeret bildirerek toplantıya katılmadıysa da, Türkiye, İran ve Mısır Dışişleri Bakanları’nın bir arada olması 30 yıl aradan sonra ilkti ve tarihiydi!

İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi, “anlaşabildiğimiz şeyler anlaşamadıklarımızdan daha fazla” diyerek aslında toplantıyı özetledi. Salihi, toplantı sonrasında yaptığı açıklamada, Suriye’deki krizin bu ülke içerisinde Suriyeliler tarafından çözülmesi gerektiğini belirtti.

İran Dışişleri Bakanı, Mısır televizyonuna verdiği demeçte de Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin Suriye krizinin çözümü için sunduğu planın başarılı olmasına iyimser baktıklarını söyledi.

ULUSLARARASI SAHNEDEN BÖLGE SAHNESİNE

Dörtlü Komisyon toplantılarının başarısının ölçütü, Suriye sorununu uluslararası boyuttan, bölgesel boyuta taşıyabilmesine bağlıdır. İran ile Türkiye’nin Suriye sorunu için bir platformda bir araya gelmesi bu bakımdan çok önemlidir.

Sorun bölgesel boyuta indirgenince “Suriye-Suriye formüllü” çözüm modeli ağırlık kazanacaktır.

Kuşkusuz Rusya’nın inisiyatifiyle oluşan Cenevre platformu da önemlidir ancak İran’ın o platformda yer alamayışı büyük eksikliktir.

İran’ın dâhil olduğu Dörtlü Komisyon, Cenevre Platformu’nun alternatifi değil ama onun bölgeselleştirilmesidir; dahası varlığını aslında o platforma borçludur.

İRAN MUHALEFETLE TEMASA BAŞLADI

İran Meclis Başkanı Ali Laricani’nin “Suriyeli muhaliflerle görüşmeye başladık” demesi “Suriye sorununun yerelleşebilmesi” açısından çok önemli bir gelişmedir.

Laricani, İranlı diplomatların Suriye muhalefeti içinde yer alan Müslüman Kardeşler, Selefi gruplar ve liberal gruplarla bir araya geldiğini ve onları demokratik reformları kabul etmeleri konusunda cesaretlendirdiklerini söyledi.

Tahran aslında en başından beri bu çizgiyi savunuyordu ve Ankara’ya şu formülü önermişti: “Tahran Şam rejimiyle, Ankara da muhalefetle temasta. Tarafları aynı masaya sadece Türkiye ve İran getirebilir.”

Tahran’ın muhalefetle temasa geçmesi, bu formülü geliştirdiklerini ve ilerlettiklerini göstermektedir.

ERDOĞAN’IN İTİRAFI: ETKİLİ OLAN RUSYA’DIR, İRAN’DIR

Uluslararası koşullar, Çin ve Rusya’nın ABD’nin ellini kolunu bağlaması, bölgesel dengeler gibi etkenler, Dörtlü Komisyon’un önünü açmaktadır.

Hafta içinde hem ABD hem de Türkiye cephesinden yapılan iki kritik açıklama, güç dengesinin geldiği boyuta ve sorunun bölgesel çözümünün kaçınılmaz olduğuna işaret ediyordu.

Suriye konusunda en hevesli ABD’li olan Senatör John McCain’in “Esad gidecek, Arizona’ya kar yağacak” demesi bir bakıma havlu atılmasıydı. Zira Arizona çölüne kar yağması olağan değil.

McCain Washington açısından somut durumu da şu sözlerle özetliyordu: “ABD girdiği savaşlardan yorgun ve o yüzden o araziye askerinin botu değsin istemiyor.”

Başbakan Erdoğan’ın Bosna’da yaptığı konuşmadaki şu sözleri de aslında gelinen durumu gayet net resmediyordu: “ABD şu anda işe müdahil olmuş değil. Şu anda etkili olan Rusya’dır, İran’dır. Çin Rusya’nın yanında hareket ediyor. İkisinin takındığı tavır, İran’ın oradaki tutumunu etkiliyor.”

Erdoğan bile tabloyu artık böyle resmedebiliyorsa, izlenen politikanın yenilgisi kaçınılmazdır. Tek çıkış, İranlı Dörtlü Komisyon ile Suriye sahnesinden “onurlu” çekilmektir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Eylül 2012 

, , , , , ,

Yorum bırakın

TÜRKİYE SURİYE BATAKLIĞINDAN NASIL ÇIKAR?

Atlantik’in Suriye’yi bölme hedefli kampanyasında 1,5 yıl geride kalırken, Batı ve taşeronlarından oluşan cephede dağılma belirtileri görülüyor…

Atlantik cephesinin başındaki ABD, Suriye’ye müdahale konusunda çaresiz ve eli kolu bağlanmış halde.

AB ise Suriye sahnesinden çekilme işaretleri veriyor. Son olarak AB Dış Politika Sorumlusu Catherine Ashton, Suriyeli muhaliflerin paramparça olduğunu ve bu haliyle Şam yönetimine alternatif olamayacaklarını belirtti. Ashton, AB Parlamentosu’ndaki konuşmasında, BM Suriye Özel Temsilcisi Ahdar İbrahimi’nin çözüm girişimini desteklediklerini, 10 gün içinde Rusya ve ABD Dışişleri Bakanlarıyla bir araya geleceklerini açıkladı.

Suriyeli muhalifler, Ashton’ın belirttiği gibi parçalanmış durumda… Özgür Suriye Ordusu’nun El Kaide liderini pusu kurarak öldürmesi, Suriye Ulusal Konseyi’ndeki unsurların anlaşmazlıkları, Müslüman Kardeşler’le Konsey’in diğer unsurları arasındaki gerilimin artması, dağınıklığı gidermek üzere yapılan toplantılardan sonuç çıkmaması bu parçalanmışlığın temel göstergeleri.

Özgür Suriye Ordusu’nun isminin Suriye Ulusal Ordusu yapılması ise bu dağınıklığa makyajdan öte anlam taşımıyor.

MUHALİFLERDEN AKP’YE SUÇLAMA

Ankara’nın desteklediği Suriye Ulusal Konseyi ve Özgür Suriye Ordusu’nda bu gelişmeler yaşanırken, Kahire’de kurulan ikinci muhalif merkezin ise daha çok öne çıkmaya başladığı görülüyor.

Ulusal Koordinasyon Kurulu isimli bu muhalif yapı, Suriye Ulusal Konseyi’ni destekleyenleri gittikçe artan oranda suçlamaya başladı.

Son olarak Kurul’un başkanı Heysem Menna “cihatçıları Suriye’ye gönderen Türkiye, Katar, Suudi Arabistan ve Libya’yı Suriye toplumunu parçalamakla” suçladı! Menna daha da ileri giderek, cihatçıların Suriye’ye gönderilmesinin kesilmemesi halinde, geçişleri organize edenlerin listesini açıklamakla tehdit etti.

Middle East Online’a konuşan Heysem Menna AKP Hükümeti’ni ağır bir dille suçluyor: “Türkiye, provokasyonuyla şu anda Suriye’deki yıkıma katkı sağlamaktadır. Türkiye, Suriye’ye giden cihatçılar için sahte pasaportlar çıkartmaktadır. Cihatçıların Babu’l- Heva sınır kapısında kontrolü ele geçirmelerine müsaade eden Türkiye’dir. Türkiye, sınırlarını tek taraflı olarak kapatırsa, yüzde 80 oranında rahatlamış olacağız.”

CİHATÇILAR TÜRKİYE’DEN GİDİYOR

Heysem Menna’nın AKP’ye yönelik suçlamalarına haklılık kazandıran açıklama, Kuveyt’ten geldi. Kuveyt parlamentosunun selefi milletvekillerinden Velid Tabatabai, Suriye’deki militanlara Türkiye aracılığıyla verilen uçaksavarların parasını ülkesinin ödediğini açıkladı.

Lübnan’da yayımlanan es-Sefir gazetesinin haberine göre Tabatabai, Türkiye topraklarından Suriye’ye geçiş de yapmış: “Suriye’ye Türkiye’den geçip İdlib’e gittik, orada durum güvenlikli; ancak Suriye savaş uçakları zaman zaman kenti bombalıyor.”

Nitekim El-Vatan gazetesine konuşan Suriyeli bir askeri yetkilinin açıklamaları bu bilgileri doğruluyor. Gazeteye demeç veren üst düzey askeri yetkili, Halep’te güvenlik güçlerine karşı savaşanların yüzde 75’inin Suriyeli olmadığını ve “cihat etmek” gerekçesiyle Türkiye üzerinden geldiklerini belirtiyor.

TÜRKİYE İÇİN ALTIN FIRSAT

Suriye savaşının en büyük kaybedeni olan Türkiye, sahneden “onurlu” çekilmek için büyük bir şans yakaladı. Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin, Suriye krizinin siyasi yoldan aşılması için önerdiği Mısır, Suudi Arabistan, İran ve Türkiye’den oluşan “Suriye Dörtlü Temas Grubu”, bölge için altın fırsattır!

Üç gün önce ilk toplantısını Kahire’de müsteşar ve bakan yardımcısı düzeyinde yapan “Suriye Dörtlü Temas Grubu”, ikinci toplantısını önümüzdeki hafta bu kez bakan düzeyinde yapacak.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
14 Eylül 2012

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

İSTİHBARAT SAVAŞLARI

Basına yansıyan bir fotoğraf, Hatay merkezli istihbarat savaşlarına tanıklık ediyor. Hatay Yeni Sanayi Sitesi’nde çekilen bu fotoğrafta, İngiltere plakalı iki ambulans var.

İngiltere plakalı iki ambulansın Hatay’da işi ne? Görgü tanıkları, bu iki ambulansla Hatay’dan Suriye’ye silah ve terörist taşındığını anlatıyorlar…

Anımsarsanız, Türk ambulanslarıyla da silah sevkiyatı yapıldığı gündeme gelmişti. Artık İngiliz ambulansları devrede!

MOSSAD’IN İDDİASI

MOSSAD’a yakınlığıyla bilinen Debkafiles, Suriye’deki iki rejim karşıtı tugayın komutasını Türk subaylarının üstlendiğini iddia etti.

Debka’ya göre İdlib’deki “Kuzey Özgürlükçüler Tugayı” ile Halep’teki Tevhid Tugaylarının komutası, Gaziantep’teki Türk subayları tarafından üstlenildi.

Ayrıca Debka’ya göre İsrail ve Türk İstihbaratı, Suriye ve Hizbullah’a karşı izleme faaliyeti sürdürüyor!

ÖSO-EL KAİDE SAVAŞI

Öte yandan Suriye rejimine karşı desteklenen silahlı gruplar, bu istihbarat savaşlarının bir yansıması olarak, kimi zaman birbirlerine karşı suikastlar düzenliyorlar. İşin kötüsü, Türkiye toprakları bu suikastlara ev sahipliği yapıyor.

Örneğin Özgür Suriye Ordusu’nun, El-Kaide lideri Ebu Muahmmed El Absi’nin Türkiye sınırları içerisinde pusuya düşürülmesi… El-Kuds El Arabi gazetesi, bu suikastı tüm ayrıntılarıyla yazdı.

CIA’nın da, MOSSAD’ın da, hatta başka istihbarat örgütlerinin de kendi El Kaide örgütleri olduğunu, özellikle vurgulayalım!

ULUS’TA GİZEMLİ BULUŞMA

CIA Başkanı Org. David Petraeus’un apar topar geldiği hafta içinde, başka ABD’li yetkililer de ülkemizde çeşitli temaslarda bulunuyordu…

Örneğin tam CIA Başkanı ülkeden ayrılırken, ABD Hazine Bakanlığı Terörizm ve Finansal İstihbarat Müsteşarı David Cohen geliyordu…

Ya da CIA Başkanı’ndan hemen önce ABD’li senatörler John McCain ve Joe Lieberman Türkiye’ye geliyordu… İkili İstanbul Ulus’ta, Backyard Restoran’da genç bir Suriyeli ile buluşuyordu.1 saat süren görüşme sırasında, masada ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan çeşitli yetkililer de vardı. Görüşmenin ardından senatörler otele dönmüş, çantalı Suriyeli ise bir ABD’liyle birlikte bölgeden hızla uzaklaşmıştı.

İki senatörün daha önceki Türkiye temaslarını Ufuk Ötesi okurları anımsayacaktır. İkili Nisan ayında ülkemize gelmiş, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’le görüştükten sonra Hatay’a giderek sınırı teftiş etmişti. ABD’li senatörler burada “tampon bölge” istemişlerdi!

ABD’NİN ‘İÇKARIŞIKLIK’ UYARISI

ABD’li resmi yetkililerin ziyaretlerinden hemen sonra, CIA’nın Türkiye-Suriye sınırına ajan yığınağı yaptığı gündeme geldi. CIA, Türkiye ile ABD’nin 24 Ağustos’ta yaptığı “istihbarat kalkanı” anlaşması üzerine bölgeye akın yapmaya başlıyordu…

Tam bu süreçte iki önemli haber kamuoyuna yansıdı.

Birincisi, Özgür Suriye Ordusu’nun yeniden yapılandırılacağıydı. CIA, Özgür Suriye Ordusu’nu “özel savaş” için eğitecek ve yapılandıracaktı!

İkincisi ise ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Türkiye’deki yurttaşlarını “iç karışıklık” nedeniyle uyarmasıydı! Ancak açıklama, daha ziyade Türkiye’yi, Türkiye’nin Suriye politikalarına direnen kuvvetlerini tehdit anlamı taşıyordu!

Tıpkı Gaziantep’teki bombalı saldırının taşıdığı anlam gibi…

KAYBEDEN TÜRKİYE

Tüm bu gelişmeler artık şu sonuca çıkıyordu: Ortasında Hatay’ın bulunduğu bölge, artık istihbarat savaşlarının merkezi haline gelmiştir. Bu savaşta yanlış tarafta yer alan Türkiye ise savaşın en çok kaybedeni durumundadır.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Eylül 2012

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

ABD’NİN ESAD’A TEKLİFİ

Başbakan Erdoğan CNN’e ABD’nin Suriye konusunda neden “inisiyatifi olmadığını” açıklamış: “Belki de bu seçimler nedeniyledir, belki ABD’deki seçim öncesi ortamından dolayıdır. İnisiyatif eksikliğinin kökeninde bu olabilir. Hiç kimse bize bunun sebepleriyle ilgili bir şey söylemedi, zaten açıklama yapmak zorunda da değiller.”

Ama Erdoğan her halükarda ABD’ye “minnettar olduklarını” bir kez daha vurgulamış!

Anlaşılan Başbakan Erdoğan, ABD Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey’in birkaç gün önce basına yansıyan Obama’nın Suriye politikasına yönelik eleştirilerini hiç okumamış! Okusaydı, kuvvet meselesinin seçimlerden daha öncelikli olduğunu anlardı.

İRAN KARŞITI ESAD, EN DEMOKRATTIR!

Erdoğan için değil ama Türkiye’nin bataklığa girmesinden endişe eden AKP’liler için aktaralım. Hizbullah’ın lideri Seyyid Hasan Nasrallah, önceki gün Lübnan’ın Meyadin televizyonuna konuştu ve ABD’nin Esad’a teklifini açıkladı.

Nasrallah’ın belirttiğine göre ABD Esad’a, “İsrail’e karşı tutumunu sona erdirmesi, İran ve Hizbullah’la ilişkisini kesmesi” karşılığında, Suriye krizini bitirmeyi teklif etmiş!

ABD’nin bu teklifini Esad’a, Suriye’de “rejim karşıtlarını” destekleyen Arap ülkelerden biri iletmiş.

Suriye rejimi, daha önce de ABD’nin böylesi bir teklifi olduğunu dolaylı ifadelerle dillendirmişti.

DAVUTOĞLU YALANLARI VE 3 GERÇEK

ABD’nin bu teklifi birkaç nedenle önemlidir, öğreticidir ve AKP tabanı bu gerçeği düşünmelidir:

1.) Bölgedeki ilişkiler incelendiğinde görülecektir ki, ABD’nin çıkarlarına hizmet eden bir liderin demokrat mı, diktatör mü olduğu Washington’u ilgilendirmemektedir. Nitekim ABD’nin bölgedeki çıkarlarının temsilcileri olan Suudi Kralı ve Katar Şeyhi, Suriye’nin devlet başkanından daha demokrat değildir.

Dolayısıyla Tayyip Erdoğan ve Ahmet Davutoğlu’nun Suriye politikasını tabana karşı açıklarken savunduğu “zalimin yanında olmama” ilkesi, aslında taşeronluk gerçeğini perdelemek içindir.

2.) ABD’nin Esad’e teklifi, daha önce bu köşede birkaç kez tartıştığımız bir konuya da açılık getirmiştir. CHP’nin Erdoğan’a yönelik “daha geçen yıl ilişkileriniz çok iyiydi, ne oldu da bir günde Esad’a karşı oldunuz” şeklindeki suçlamanın doğru olmadığını belirtmiştik.

Ve demiştik ki; AKP o zaman da yine ABD’nin istediğiyle, Suriye’yi İran’dan koparmak, Tahran’ı bölgede yalnızlaştırmak için Esad’a “dost eli” uzattı!

LAÇİNER’İN İNTİHARI

3.) ABD’nin Suriye’ye teklifi, AKP’nin kamuoyu yaratmak adına söylediği “İsrail Esad’ı destekliyor” yalanını da çürütüyor.

Bakınız bu yalan öyle bir noktaya geldi ki, koskoca üniversite rektörleri bile, AKP yandaşlığı için hem bilimi hem de itibarlarını riske attılar! Örneğin Çanakkale Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sedat Laçiner…

Uzman sıfatıyla köşe yazan, büyük teorisyen sıfatıyla her akşam bir ekranda ağırlanan Sedat Laçiner’in 3 Eylül günü Milliyet gazetesine verdiği tam sayfa röportaj, bu açıdan ibretliktir!

Sedat Laçiner pek çok köşe yazarının da iki gündür alıntı yaptığı bu röportajında İran, Irak, Suriye ve İsrail’in, birlikte PKK’yi desteklediğini savunuyor!

AKP yandaşlığı adına İsrail’i hele de İran’la aynı cepheye yerleştirmek, bir akademisyenin normal şartlar altında intiharıdır! Aslıdan bu kadar bariz olmayan bir yalanı gerçek diye yutturmaya çalışmayı salt siyasi yandaşlıkla da açıklayamayız!

Her neyse, böylesi bir yalana başvurduklarına göre, sandığımızdan daha çaresiz olmalılar…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Eylül 2012

, , , , , , ,

Yorum bırakın

ABD, AKP’Yİ ORTADA MI BIRAKTI?

Washington’un Suriye konusunda daha ileri gitmemesi ve Batı basınında çıkan kimi AKP eleştirileri, taban baskısı yaşayan AKP yöneticilerine yeni bir propaganda olanağı yarattı. Ekrana çıkan hemen her AKP yöneticisi, “Hani ABD’nin Ortadoğu’daki taşeronuyduk?” diyerek üzerindeki baskıyı hafifletmeye çalışıyor.

Tartışılan konuyla ilgili olmasa da meseleyi buraya getirmeleri, tabandaki baskının büyüklüğüne işarettir; bu açıdan AKP’nin kendini aklamaya çalışması anlaşılabilir.

Ancak AKP’li olmayanların bu iki olgudan hareketle Türkiye’yi Suriye konusunda ABD’den daha hevesli varsayması ve hatta daha da ileri giderek, ABD’nin AKP’yi Suriye konusunda yarı yolda bıraktığını iddia etmesi anlaşılamaz! Çünkü gerçek değildir!

ABD PATRON, AKP TAŞERONDUR!

Peki, gerçek nedir?

1.) Suriye’ye saldırıda ana yüklenici elbette ABD’dir. Ancak ABD, Irak yenilgisiyle ortaya çıkan Asya-Pasifik merkezli yeni stratejisi gereği, görevi alt yükleniciye vermiştir.

Elbette ana yüklenici işin asıl sahibidir ve tüm planlamanın başındadır; alt yüklenici kendisine verilen plana uygun olarak pratik işlerin yürütülmesinden sorumludur.

2.) İşi alan alt yüklenici yani AKP Hükümeti bu görevi tam olarak yerine getirememiştir. Çünkü hem askeri çözüme TSK’yi mecbur edememiştir hem de karşısında oluşan bölgesel bloğu aşamamıştır.

Ana yüklenici ile alt yüklenici arasındaki ilişki işte bu andan itibaren sorunlar üretmeye başlamıştır!

Tüm bu gerçekleri atlayarak, AKP Hükümeti’ni Suriye konusunda ABD’den daha istekli varsaymak ve Washington’un AKP’yi yarı yolda bıraktığını savunmak bir kere ilişkinin doğasına terstir!

DELİĞE SÜPÜRÜLME TAKVİMİ HIZLANDI

Kuşkusuz ABD, AKP’yi ortada bırakabilir. Nitekim Başbakan’ın danışmanı, bu ilişki nedeniyle “Erdoğan’ı deliğe süpürmeden önce bir güzel kullanın” demişti Amerikalılara…

Ancak bu ortada bırakma durumu, bir ABD taktiği olarak değil, bir siyasi yenilgi nedeniyle zorunlu olacaktır. Yani ABD, sırf AKP’yi ortada bırakmak için ortada bırakmayacaktır; ABD Suriye konusunda Çin-Rusya-İran bloğunu aşamadığı ve Şam rejimini yıkamadığı için bu tercihe mahkûm olacaktır.

Nitekim bu süreç başlamıştır! Batı basınındaki AKP karşıtı analizler de ilk işaretlerdir.

ABD DE, AKP DE YARI YOLDA KALDI!

Gelin “ABD’nin AKP’yi yarı yolda bıraktığı” iddiasının, mevcut gelişmelerin tersi olması halinde de geçerli olup olmayacağını sorgulayalım:

Örneğin Beşar Esad, Hillary Clinton ve Ahmet Davutoğlu’nun iddia ettiği gibi hızla yıkılsaydı, ABD AKP’yi yarı yolda bırakmış olur muydu? Örneğin Şam rejimi direnemeseydi ve AKP’nin organize ettiği muhaliflere aylar önce yenilseydi, Batı basınında şu anda okuduğumuz AKP eleştirileri yine de olacak mıydı?

Örneğin Çin ve Rusya, BM Güvenlik Konseyi’nde Suriye’ye dışarıdan müdahaleye olanak tanıyan tasarıları veto etmese, hatta sadece çekimser kalsa? Örneğin Çin ve Rusya, Atlantik’in Ortadoğu’yu biçimlendirme girişimine barikat kurmasa, hatta sadece seyirci kalsa? Örneğin İran “Suriye’ye saldırı, bize yapılmış bir saldırıdır” demese?

Kısacası AKP Hükümeti önüne konulan görevi, yani Beşar Esad’ı ve Şam rejimini yıkma görevini yerine getirebilseydi, yine de “ABD, AKP’yi yarı yolda bıraktı” diyecek miydiniz?

Kuşkusuz diyemeyecektiniz!

O nedenle belirtelim: Tamam AKP yarı yolda kalmıştır ama ABD bıraktığı için değil, ikisi de Şam Kalesi’ni düşüremediği için!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Eylül 2012

, ,

Yorum bırakın

EL KAİDE’CİLER SURİYE’YE NASIL GEÇTİ?

Suriye’ye, Beşar Esad’ı devirmeye gönderilen HSBC bombacılarının izini sürmeye devam ediyoruz.

15 ve 20 Kasım 2003 tarihlerinde dört ayrı bombalı intihar saldırısında 63 kişiyi öldüren bombacıların avukatı Osman Karahan’ın Halep’teki çatışmalarda öldüğü ortaya çıktı önce…

Ardından da Metin Ekinci’nin… Ekinci, HSBC bombacılarından Azad Ekinci’nin kardeşiydi. Aynı zamanda bombalı intihar saldırısında kullanılan aracın da sahibiydi.

Son olarak HSBC bombacılarından Baki Yiğit’in de AKP’nin desteklediği Özgür Suriye Ordusu saflarında çatışmaya girdiği ve öldüğü ortaya çıktı.

Anlaşılan HSBC bombacıları ya da Türk El Kaide’si olarak bilinen isimler, hücre halinde Suriye’ye Beşar Esad’ı devirmeye gitmişlerdi!

Haliyle insan merak ediyor. 2003 yılında dört ayrı saldırıda 63 kişinin ölümüne ve 750 kişinin yaralanmasına sebep olan bu isimler, 9 yıl sonra nasıl oldu da Suriye’de, Esad’a karşı savaşırken ortaya çıktılar? Beraat mı etmişlerdi? Af mı çıkmıştı? Nasıl olmuştu da tahliye edilmişlerdi?

Arşivleri taradık ve karşımıza ilginç haberler çıktı.

USAME BİN LADİN’LE KAHVALTI YAPAN TÜRK

O haberlere geleceğiz ama Suriye’de öldürülen üçüncü El Kaide’ci Baki Yiğit’e mercek tutalım önce…

Türk El Kaide’sinin “istişare üyesi” olan Baki Yiğit, İstanbul’daki dört saldırının sonrasında yakalanmıştı.

Polis ifadesinde önemli bilgiler veren Yiğit, 11 Eylül 2001’den sonra 33 kişilik bir grup halinde Afganistan’daki El Kaide kamplarına gittiklerini söylemişti. Dahası Baki Yiğit, Habip Akdaş ve Adnan Ersöz’le birlikte Usame Bin Ladin’i ziyaret etmiş, Ladin’in Kandahar’daki evinde kahvaltı yapıp sohbet etmişlerdi. Hatta Baki Yiğit, mahkeme dosyasına giren ifadesinde, Türkiye’ye dönüşlerinde Bin Ladin’den 150 bin dolar aldıklarını da söylemişti.

Yiğit, 71 sanıklı Türk El Kaidesi davasında, İstanbul saldırıları nedeniyle suçlanmış ve 2008 yılında ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm olmuştu.

YARGITAY’DA TAHLİYE!

Ancak Yargıtay 9. Dairesi’nin 1 yıl sonra başlayan temyiz duruşmasında kararların değişeceği sinyalleri oluştu. Nitekim bazı sanıklar hakkında verilen cezalar onandı, ancak bazılarının cezaları da bozuldu!

İşte Baki Yiğit de, cezası bozulan ve tekrar yargılanan isimlerdendi.

Baki Yiğit, bir yıl sonra, 12 Eylül 2010’da tahliye edildi! Çünkü duruşma Savcısı Savaş Kırbaş, tutukluluğun bir tedbir olduğunu belirterek sanık Baki Yiğit’in tutuklu kaldığı süreyi göz önüne alarak tahliye edilmesini istemişti! Baki Yiğit’le birlikte tahliye edilen isimlerden biri de Hamed Obeysi’ydi.

Tüm tahliyelerin ardından, Türk El Kaide davasının tek tutuklu sanığı kalmıştı: Louai Sakka.

Bu arada El Kaide davasının avukatı Osman Karahan’ın dava sürecinde “tarihi eser kaçakçılığı” nedeniyle tutuklandığını ama onun da 2007 yılında, çıktığı ilk duruşmada tahliye edildiği belirtelim!

ZEKERİYA ÖZ BERAAT İSTEDİ

İlginçtir, Türk El Kaidesi davasının Savaş Kırbaş’dan önceki savcısı, sonradan Ergenekon savcısı olarak ünlenecek olan Zekeriya Öz’dü.

Öz, 26 Haziran 2005’teki 57 sayfalık mütalaasında, yargılanan 71 kişiden 33’ünün beraatını istemişti! Çünkü 2 kişi “topluma kazanma yasasından” faydalanmıştı, 31 kişi de savcıya göre El Kaideci değil, Ensar El İslam örgütü ile bağlantılıydı! (Sabah, 27 Haziran 2005)

SURİYE’YE KAÇ EL KAİDECİ GEÇTİ?

2010 yılında salıverilen Baki Yiğit, çok değil 1,5 yıl sonra davanın avukatı olan Osman Karahan ve Metin Ekici ile birlikte Suriye’ye geçti ve Halep’te öldürüldü.

Ancak merak ediyoruz… Acaba AKP’nin desteklediği Özgür Suriye Ordusu saflarında Beşar Esad’a karşı savaşanlar sadece bu isimler mi?

Acaba HSBC bombacılarından salıverilen, Suriye’ye gönderilen başka kimler var?

Araştırmaya devam edeceğiz…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Ağustos 2012

, , , , , , , , , , , ,

1 Yorum

AKP – EL KAİDE BAĞI

Dün ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un neden Suriye Ulusal Konseyi SUK yöneticileriyle değil de “bağımsız aktivistlerle” görüştüğüne yanıt aramıştık.

Anımsayacağınız gibi SUK sözcüsü Muhammed Sarmini, Clinton’un tutumunu “ABD, SUK’u bir kenara atıyor” sözleriyle değerlendirmişti.

Washington ile Ankara arasında, hangi muhalif grubun başta olması gerektiği konusunda bir çelişki mi var? Yoksa Washington ile Ankara, Suriye’deki Libya stratejisinin tutmaması üzerine başka yöntemlere mi geçiyorlar?

Bizi bu sorunun yanıtına götürecek olguyu inceleyelim…

EL KAİDE, ESAD’A KARŞI SAVAŞIYOR

Şam rejiminin Halep’teki taarruzu sonrası, çatışmalarda bazı Türk vatandaşlarının da öldüğü ortaya çıktı. Örneğin Osman Karahan.

Bu şahsın kimliği AKP Hükümeti’nin nasıl bir organizasyon içinde bulunduğuna işaret ediyordu. Zira Osman Karahan, El Kaide’nin avukatıydı!

Öte yandan bir başka Türk’ün, Metin Ekinci’nin de Suriye’de öldüğü ortaya çıktı dün. Peki, Suriyeli yetkililer tarafından nüfus cüzdanı da gösterilen Metin Ekinci kimdi?

Suriye’de ölen Metin Ekinci ile Azad Ekinci’nin kardeşi olan Metin Ekinci aynı kişi mi?

HSBC BOMBACILARI SURİYE’DE

Gelin karışıklığa neden olmaması için baştan anlatalım:

15 ve 20 Kasım 2003 tarihlerinde İstanbul’da El Kaide tarafından HSBC binasına, İngiliz Konsolosluğu’na, Neva Şalom ve Beth İsrail Sinagoglarına bombalı intihar saldırıları düzenlendi. Dört saldırıda toplan 63 kişi öldü, 750 kişi de yaralandı.

Olay sonrasında çok sayıda kişi yakalandı ancak planlayıcılar başka kişilerdi. Türk El Kaide örgütünün yöneticileri olan bu kişiler Bingöl nüfusuna kayıtlı Azad Ekinci, Gürcan Baç, Burhan Kuş, Abdurrahman Karakuş ve Habip Akdaş’dı…

Bu beş kişi Hatay’ın Cilvegözü Sınır Kapısı’ndan Suriye’ye, oradan da Irak’a geçerek Zerkavi komutasındaki El Kaide saflarında çeşitli eylemlere katıldılar.

Azad Ekinci’nin daha önce Afganistan’daki kamplarda da bulunduğu anlaşıldı sonradan.

Soruşturma sırasına ortaya çıkan bilgilerden biri de bombalı intihar saldırılarında kullanılan araçlardan birinin, Azad Ekinci’nin kardeşi Metin Ekinci’nin üzerine kayıtlı olmasıydı.

İstanbul’daki El Kaide saldırılarından bir yıl sonra, Azad Ekinci’nin Irak’ın El-Anbar bölgesinde bir intihar saldırı düzenleyerek öldüğü iddia edildi. Ancak bu bilgi Türk istihbarat kayıtlarına hiçbir zaman kesinleşmiş bir bilgi olarak girmedi.

Azad Ekinci ve diğerleri kaçmıştı ama İstanbul saldırıları nedeniyle yakalanan başka El-Kaide üyeleri de vardı… İşte o El-Kaide’cilerin avukatlığını, Osman Karahan yapıyordu.

Yani geçen günlerde Halep’te öldürüldüğü ortaya çıkan Osman Karahan!

ABD TERÖRE YÖNELDİ!

Şimdi asıl sorulması gereken şu. Türk El-Kaidesi olarak bilinen bu kişilerin, AKP’nin desteklediği Özgür Suriye Ordusu saflarında çatışıyor olması ne anlama geliyor?

Suriye Ulusal Konseyi’ni kuran, Özgür Suriye Ordusu’nu Beşar Esad’ı devirmesi için destekleyen AKP Hükümeti’nin, bu yapının içinde savaşa giren Türk vatandaşlarından bilgisi olmaması kuşkusuz mümkün değildir.

Bu durumda ortaya ilginç bir ilişki çıkmaktadır: AKP ile El Kaide bağı!

Anlaşılan Washington, SUK gibi yapılarla ilerleyemeyince, El Kaide tipi ve türevi örgütlerle teröre yönelmektedir. Zira 18 Temmuz’da Suriye Milli Güvenlik Konseyi’ni hedef alan bombalı saldırı, El Kaide tarzı, ABD imzalı bir terörist faaliyettir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Ağustos 2012

, , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

SURİYE’NİN BÖLÜNMESİ KİME YARAR?

ABD’nin birinci ve ikinci Irak saldırılarından ve İncirlik merkezli Çekiç Güç faaliyetinden ders çıkarmayan bir ülke, kendisini parçalanmaya götürecek sürece engel olamaz!

Irak’ta Saddam Hüseyin’in devrilmesi kime yaradı? Bugün Suriye’de Beşar Esad’ın devrilmesi kime yarar? Bu iki soru, politika üreten merkezlerin en temel sorusu olmalı!

KÜRDİSTAN HEDEFLİ YENİ ORTADOĞU HARİTASI

Soruyu, yani “Suriye’de Esad’ın devrilmesinin kime yaradığını” BBC’den Jonathan Marcus da soruyor. Elbette farklı amaçlarla…

İşte aldığı yanıtlar:

Woodrow Wilson Merkezi uzmanlarından Aaron David Miller: “Esad rejiminin devrilmesinden sonra ülkede kazançlı çıkacak başlıca grup, Kürtlerdir. Suriye’deki kriz, Kürtlere daha fazla imtiyaz elde etme fırsatı sağladı.”

London Schools of Economics Ortadoğu Politikaları Profösörü Fawaz Gerges: “Suriyeli Kürtler, Irak’ta olduğu gibi otonom bir yapı oluşturmak için fırsattan yararlanmak isteyecektir. 1918’de Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasının ardından imzalanan ve günümüz sınırlarını belirleyen Sykes-Pico sınırlarının yeniden çizilme ihtimali var. Ama Büyük Kürdistan’dan bahsetmek için ise şimdilik erken.”

İsrail Moshe Dayan Merkezi Kürt Araştırmaları Programı Başkanı Prof. Ofra Bengio: “Kürtlerin azınlık olarak bulunduğu ülkelerin zayıflaması sebebiyle Kürt konusu yakın gelecekte daha önem arz edecek. Kürtler ABD ve Batı’ya yönelerek sadakatlerini ispat etti. Batı, Kürtleri desteklemekten hoşlanacaktır.”

Amerikan Oklahoma Üniversitesi’nden Joshua Landis: “Esad, kontrol etmekte zorlandığı için Kuzeydoğu bölgesini Kürtlere bırakarak Halep ve Şam’a yoğunlaşmak istiyor. Hem böylelikle Sünni Arapları da zorda bırakmayı hedefliyor.”

İSRAİL VE KÜRT DEVLETİNİN ÇIKARBİRLİĞİ

Eski İsrail Başbakanı İzak Rabin’in dış politika danışmanı olan emekli istihbarat subayı Jacques Neriah’ın, Jerusalem Center for Public Affairs için hazırladığı rapor da benzer görüşler içeriyor.

Neriah, Ortadoğu’da yaşanan koşulların Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkına zemin hazırladığını düşünüyor. Kürtlerin Irak’tan sonra şimdi de Suriye’de mücadele ettiğini söyleyen Neriah, 35 milyon Kürt’ün en az bir devleti hak ettiğini savunuyor.

Neriah, bir Kürt devletinin İsrail’in jeopolitik çıkarlarına yararlı olacağını savunuyor. (Haber Türk, 10 Ağustos 2012)

ABD ve İSRAİL’E YARAR, TÜRKİYE’YE ZARAR

Konu, çeşitli ülkelerde yaşayan Kürtlerin demokratik hakları değildir elbette. Irak’taki Kürtlerin veya Suriye’deki Kürtlerin ve tüm Kürtlerin demokratik haklarına kavuşması insanlığın gereğidir ve bölgenin yararınadır.

Ancak konu, ABD’nin bölgedeki ülkeleri kendi çıkarları için bölmek istemesi ve buna araç olarak Kürtleri kullanması meselesidir. Konu, ABD’nin, Irak’ın kuzeyindeki yapıyı Akdeniz’e açmak için Suriye’nin kuzeyine, ardından Diyarbakır başkentli bir Büyük Kürdistan’a dönüştürmek için de Türkiye’nin güneydoğusuna göz dikmesidir.

ABD, bu büyük plan için Irak’ı, Suriye’yi, İran’ı ve Türkiye’yi hedef almaktadır. O nedenle ABD’nin Kürtleri kullanmasından daha tehlikelisi, Arapları ve Türkleri kullanmasıdır! Dün Saddam Hüseyin’i, bugün Beşar Esad’ı ABD adına düşman ilan eden Araplar ya da Türkler, ABD için Kürtlerden çok daha yararlıdır!

BBC’ye yanıt verenler de ortaya koymaktadır ki, Esad’ın devrilmesi, kukla Kürt devletini büyütmek isteyen ABD’ye ve o kukla yapıyı güvenliğine garanti gören İsrail’e yarayacaktır!

Esad’ın devrilmesinden ve Suriye’nin bölünmesinden en çok zarar görecek ülke ise Türkiye’dir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Ağustos 2012

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

CLINTON NEDEN GELİYOR?

İki gün sonra Türkiye’ye gelecek olan ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın açıklaması bir durum değişikliğine mi işaret ediyor? Clinton isim vermeden uyarıyor: “Suriye’deki durumu fırsat bilen bazı ülkelerin bu ülkeye gizli savaşçılar veya teröristleri sevk etmesine müsamaha etmeyeceğiz!”

Clinton bu sözleri kime söylüyor? İran’a mı? Her konuda İran’ı açıkça tehdit eden bir ülke, neden şimdi isim zikretmekten kaçınsın ki?

Peki, başka hangi ülkeler Suriye’ye “gizli savaşçı ve terörist” sevk ediyor? Türkiye ve Suudi Arabistan!

ABD TÜRKİYE’YE NEDEN İTİRAZ EDİYOR?

Clinton’un kimi hedef aldığını anlamak için son iki haftada yapılan şu ABD resmi açıklamalarını anımsamalıyız:

1. ABD Dışişleri Bakanlığı sözcülerinden Victoria Nuland, Suriye’ye dışarıdan müdahale edilmesini istemediklerini açıkladı.

2. ABD Dışişleri Bakanlığı sözcülerinden Patrick Ventrel, Türk tanklarının sınırdaki hareketliliğine değinerek, “Türkiye’nin kendi ulusal güvenlik çıkarlarını anlıyoruz. Ama şu anda durumu daha fazla askerileştirmenin ilerlenecek yol olduğunu düşünmüyoruz” dedi.

3. Henri Barkey, Türkiye’yi Suriye’deki Kürdistan’a alışmaya çağırdı!

Clinton’un yukarıdaki 3 açıklamayla uyumlu sözleri, açık ki bir durum değişikliğine işaret ediyor. 16 aydır Türkiye’den Suriye’de askeri liderlik üstlenmesini isteyen ABD için ne değişti peki?

SURİYE’DE NE DEĞİŞTİ?

Bizi yanıta götürecek olguları sıralayalım:

1. 22 Haziran’da bir Türk keşif uçağı Suriye tarafından düşürüldü. Güzergâhı ve sınır ihlali gibi olgular, uçağın NATO yemi yapıldığına işaretti.

2. Dünya kamuoyuna bölünmüş bir Suriye haritası servis edildi. Güya bu harita Esad’ın B planıydı ve rejim, durum kontrolden çıktığında Suriye’nin kuzey batısında, Lazkiye merkezli bir Alevi devleti kurarak çekilecekti. Aslında haritanın sahibi CIA’ydı!

3. Barzani 11 Temmuz’da Suriye’deki Kürt partilerini bir araya getirdi. PKK’nin Suriye kolu PYD ile diğer Kürt partileri, Erbil mutabakatı imzaladı.

4. 18 Temmuz’da Suriye üst düzey yöneticilerini hedef alan bir bombalı saldırı gerçekleşti. ABD imzalı bu saldırı, Esad’ı Suriye’nin kuzeyindeki mevzileri boşaltarak, Şam merkezli bir savunmaya zorladı.

Aynı gün Putin-Erdoğan zirvesinde Türkiye, Cenevre sürecini kabul etti!

5. PYD-PKK 22 Temmuz’dan itibaren Esad’ın çekildiği mevzileri doldurmaya başladı. PYD birkaç gün içinde 6 yerleşim bölgesinde “otorite” oldu!

Bu gelişmeyle birlikte Türkiye’de “askeri hareketlilik” başladı. Suriye’nin kuzeyine müdahale seslendirildi. Ancak ABD bu kez itiraz ediyordu. Neden?

ABD-TÜRKİYE EŞGÜDÜMÜ BOZULDU MU?

ABD’nin hedefi, Suriye’nin kuzeyini Şam’dan koparmaktı. Bu hedef, Türkiye’nin dış müdahalesine gerek kalmadan, kısmen gerçekleşmeye başladı.

Türkiye’nin müdahalesi ise artık tersine, bu gelişmeyi baltalayabilirdi. Türkiye’nin meseleye Kürt merkezli bakarak bir çözüme yönelmesi ise ABD’nin hedefini olumsuz etkileyebilirdi.

ABD, bir Türkiye müdahalesi yerine, Suriye’nin kuzeyindeki güç boşluğunu tıpkı 1991’de Irak’ın kuzeyinde olduğu gibi “merkeze bağlı olmayan alana” dönüştürmek istiyor. “Tampon bölge” ya da “güvenli bölge” denilerek, belli kara parçasının Şam’dan koparılması hedefleniyor.

Clinton işte bu hedefi masaya yatırmaya geliyor.

Bu konuyu aydınlatabilmek için incelemeye devam edeceğiz; çünkü İran-Türkiye temasları da gösteriyor ki, Erdoğan-Putin görüşmesi bildiklerimizin ötesinde konular içeriyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Ağustos 2012

,

Yorum bırakın

AKP VE PKK’NİN TAMPON ORTAKLIĞI

Gelin önce şu soruların yanıtlarında netleşelim: ABD’nin Suriye’deki hedefi ne? Erdoğan, Şam rejimine neden düşman? AKP’nin “Esad bize verdiği sözü tutmadı” türünden savunmaları, bir ülkeye düşmanlığı açıklar mı?

Kuşkusuz ABD’nin Suriye hedefler listesine İsrail’in güvenliğini, enerji koridoruna hâkimiyet mücadelesini, İran’ı, Rusya’yı, Çin’i zayıflatmak gibi maddeleri koyabilirsiniz. Ancak Washington’un bu listedeki hedefleri de geçerli kılacak bir temel hedefi var. O da Suriye’yi bölmek!

ABD’NİN HEDEFİ KÜRDİSTAN

ABD’nin bölgedeki temel hedefi Büyük Kürdistan’ı inşa etmektir. ABD’nin 1991’den beri bölgede yürüttüğü politikalar ve savaşlar bu temel hedef içindi…

Büyük Kürdistan, ABD için üç temel işleve sahip olmalı: 1. İkinci bir İsrail olarak, ABD’nin bölgedeki vurucu gücü olmak. 2. ABD için Asya’ya sıçrama tahtası olmak. 3. ABD’nin bölge planlarına karşı dur diyebilecek büyüklükteki ülkelerin (Türkiye ve İran) hem küçülmesini hem de yan yana gelmemesini sağlamak. 

ABD’nin Suriye’ye abanmasının gerekçesi işte bu büyük plandır. Irak’ın kuzeyindeki yapının Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açılması Washington’un ihtiyaçları için kritik öneme sahiptir.

Ekonomik çöküşün tetiklediği iç çelişmeler başta olmak üzere bazı nedenler, Pentagon’u doğrudan Suriye’ye saldırmaktan alıkoyuyor. İşte Erdoğan’a “açık Şam düşmanlığı” monte edilmesi bu nedenledir. Yani ABD’nin yapamadığını Türkiye yapacak, Pentagon yerine TSK Suriye’ye girecekti. Ancak TSK bu plana 17 aydır direniyor.

‘TSK’Yİ SURİYE’YE SOKMAK’ HEDEF DEĞİL

ABD’nin hedefi, Büyük Kürdistan için Suriye’yi bölmekse, Suriye’yi bölecek araç da TSK ise o zaman son gelişmeleri “TSK’ye tuzak” diye değerlendirmek doğru olmaz. Çünkü TSK’yi Suriye’ye sokmak hedef değil, ABD’nin hedefini gerçekleştirmek için seçtiği araçtır, yoldur.

Hedefin gerçekleşmesi için düşünülen aracı harekete geçirmenin yolu, önce hedefi gerçekleştirmek olamaz. Zira hedef gerçekleşmişse, araca gerek kalmaz.

Bu saptamayı yaparken, elbette ABD’nin Suriye hedefinin gerçekleştiğini, Suriye’nin bölünme hedefinin tamamlandığını iddia etmiyoruz. Nitekim Şam kontrolü yeniden ele almaya başladı…

Bu saptamayı, sadece “at mı yoksa araba mı önde olmalı” diye özetleyebileceğimiz soruna işaret etmek için yapıyoruz. Zira kurulan denklemin yanlışlığı, teşhisi de güçleştirir… Üstelik yanlış denklem, aynı cephedeki kuvvetlerin sanki birbirine karşıtmış gibi görünmesine; karşıt kuvvetlerin de aynı cephedeymiş gibi görünmesine yol açar.

Örneğin… Hem PKK’nin Esad’ın bir kartı olarak Suriye’nin kuzeyindeki kimi yerlerde Şam’ın izniyle “otorite” olduğunu savunmak, hem de bu gelişmenin TSK’ye tuzak olduğunu iddia etmek, birbiriyle çelişir. Çünkü Esad ile PKK’nin aynı cephede olmadığı gerçeğinden daha önemlisi, Esad’ın,  Türk Ordusu’nun ülkesine saldırması için tuzak kuracak kadar deli olmadığıdır!

Örneğin… Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ne kadar PKK karşıtı sözler söylerse söylesin; PKK ve BDP yetkilileri ne kadar “AKP bize düşman” derse desin; hiçbir “sert” cümle, hepsinin aynı cephede yani Atlantik cephesinde olduğu gerçeğini değiştirmez! Taktikler, güncel politikalar ana stratejiyi değiştirmez!

DEMİRTAŞ’IN GÖSTERDİĞİ YOL

BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın Radikal’den Ezgi Başaran’a söylediği şu cümle, aslında ne demek istediğimize aracı oluyor: “Biz son bir yıldır sayısız kez Suriye’deki Kürtler üzerinde Barzani’nin değil, PKK’nin etkisi olduğunu anlatmaya çalıştık. ‘Eğer otonom özellik kazanmaya başlayan Batı Kürdistan’ı güvenli bir tampon bölge olarak görmek istiyorsanız, PKK’yle masaya oturun’ dedik. Oradaki Kürtleri kazanmanın birinci yolu bu.” (Radikal, 25 Temmuz 2012)

Demirtaş haklı! Zira PKK’nin de AKP’nin de hedefi, Suriye’nin kuzeyinde Esad’ın denetiminde olmayan bir bölge kurulması değil mi?

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
30 Temmuz 2012

, , , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com'da ücretsiz olarak kendi web sitenizi oluşturun.Kendi web sitenizi oluşturun
Ücretsiz başlayın