Posts Tagged Suriye

ABD SALDIRISININ 4 HEDEFİ

Suriye Ulusal Güvenlik Binası’na yapılan ve Savunma Bakanı ve yardımcısı ile İçişleri Bakanı’nın ölümüne sebep olan saldırıyı, AKP destekli Özgür Suriye Ordusu üstlendi. Ancak saldırının çapı ve zamanlaması dikkate alınınca, bombalı intihar eyleminin ABD imzalı olduğu anlaşılıyor.

Peki, ABD bu saldırıyla neyi hedefledi?

KRİTİK 2 GÖRÜŞME, 1 OTURUM

1. Saldırı iki kritik görüşmeyle eş zamanlıydı. BM Genel Sekreteri Ban Ki Mun ile Çin Devlet Başkanı Hu Cintao’nun Pekin’deki görüşmesi ve Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Moskova’daki görüşmesiyle çakışan saldırı, açık ki Suriye’ye dış müdahaleye geçit vermeyen Çin-Rusya ikilisini tehdit ediyordu.

2. Bombalı saldırı, BM’de yapılması planlanan “Suriye’deki görevli gözlemcilerin süresini 90 gün uzatma oylamasından” birkaç saat önce gerçekleşti. Ki oylama öncesi müzakereler tıkandığı için, oturum, bombalı saldırıdan hemen önce ertelenmişti.

Annan Planı’nın uygulanmasını istemeyen ve bir an önce Planı’nın rafa kaldırılmasını talep eden ABD, Şam saldırısıyla uluslararası ilişkileri sabote etmiştir.

ABD, ÇAREYİ TERÖRDE ARIYOR

3. Suriye’deki olaylar, 16 ay önce Cisreşugur’da 180 güvenlik görevlisinin katledilmesiyle başladı. Olay, tipik bir kontrgerilla faaliyetiydi. Çünkü ciddi bir devlet böylesi bir saldırı karşısında doğal olarak harekete geçecek, Batı ise Beşar Esad’ı “halka zulüm yapıyor” diye gösterecekti.

Ancak 16 ay sonunda ABD’nin planı işlemedi. Washignton, önceki gün yeni bir hamle arayışına girdi: Özgür Suriye Ordusu önceki gün ülke genelinde “Şam Volkanı” ve “Suriye Depremleri” adlı iki ayaklanma girişimi başlattı.

ABD’nin her türlü baskısına rağmen gerçekleşmeyen Türkiye saldırısına alternatif olarak devreye soktuğu bu ayaklanma girişimi Şam hükümeti tarafından çok sert bastırıldı. Halk ayaklanmamış, paralı teröristler etkisiz kalmıştı. Resmi olmayan rakamlara göre 400’den fazla terörist öldürüldü, yüzlercesi tutuklandı.

Dünkü Şam saldırısı, bu çaresiz ayaklanma girişiminin bastırılmasına gösterilen “terörist” tepkiydi. ABD, “iç savaş” seçeneğinin de işe yaramaması üzerine, çareyi terörde aramaya başladı. ABD, halk ayaklanmadığı için, teröre yöneldi!

TSK PLANA DİRENİYOR

4. Morton Abramowitz’in de itiraf ettiği gibi, Türkiye bir türlü Suriye’ye askeri müdahalenin liderliğini üstlenmedi. AKP Hükümeti, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni bu haksız saldırıya ikna-mecbur edemedi. Washington, bu nedenle Türk jetini tuzağa düşürdü, NATO yemi yaptı!

ABD eğitimli polis-yazar Emre Uslu’nun saldırıdan hemen sonraki açıklamaları anlamlıydı: “Şam’daki saldırı MİT’in Jet krizine karşı cevabı mı? İstihbarat parmağı vardır bu tip saldırılarda. Tayyip Erdoğan, MİT Müsteşarı’yla sürpriz görüşme yapmıştı. MİT en azından böyle işler ve günler için var, rolleri varsa helal olsun.”

Washington, bir Türkiye-Suriye savaşı için yeni tuzaklar mı kuruyor?

Umarız, Türk Silahlı Kuvvetleri, AKP Hükümeti’nin “jetin intikamı alınacak” emrine ve aklına uymamıştır. Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel’in “Suriye’ye ne yapacağımızı, yapınca görürsünüz” türünden açıklamaları, maalesef bu saldırıyı TSK’nin üstüne atmak isteyenlere kolaylık sağlamaktadır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Temmuz 2012

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

RUSYA’NIN SAVAŞ HAZIRLIĞI

Suriye krizi, Körfez’de artan tansiyon, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ta gerilim, İsrail-İran restleşmesi…

Neredeyse tüm bölge karışık… Bölge üzerinde özellikle ABD ile Rusya’nın hesaplaşmasına şahit oluyoruz. Bu durum haliyle “savaş endişesini” artırıyor.

Savaş olasılığı gerçekten yüksek mi? Bu konuda daha çok Batı’dan analistlerin değerlendirmelerini biliyoruz. Bugün Doğu’dan, Rusya’dan bir ismin görüşlerini paylaşacağız…

ASYALI LİDERLER DÖNEMİ

Rusya Ulusal Araştırma Üniversitesi Dış Politika ve Savunma Politikası Konseyi Başkanı Sergey Karaganov Russia in Global Affairs’ten uyarıyor: “Rusya’nın ekonomik stratejisi, kurumları ve halkı, Rusya’nın güney sınırında onlarca yıl sürecek savaş ve çatışmalar ihtimali temelinde inşa edilmelidir.” Çünkü Karaganov’a göre “yaklaşan savaşın sesleri” duyuluyor.

Karaganov, Alpaslan Balcı’nın Dünya Bülteni için çevirdiği makalesinde, önemli saptamalar yapıyor. Sergey Karaganov’a göre “makro jeopolitikten makro jeo-ekonomiye kadar pek çok faktör, bir savaşın yakın olduğuna” işaret ediyor. İşte o faktörler:

1. Karaganov’a göre son 20 yılda yaşanan önemli değişikliklerden biri, dünya enerji kaynaklarının kontrolünün, çok uluslu şirketlerden devletlere ve devlet şirketlerine geçmesidir.

Bu durum BM, IMF gibi kurumların düşüşüne, G8 ile G20’nin etkisizleşmesine yol açtı. Karaganov’a göre “BRICS veya Şangay İşbirliği Örgütü gibi oluşumlar, bu kurumların zayıflığını tazmin etmek için acele etmiyorlar.”

2. Karaganov’a göre dünya siyaseti yeniden ideolojikleşiyor. “İki askeri-siyasi mağlubiyet” yaşayan ABD’nin “ekonomik modelinin zayıflığı, krizle ortaya çıktı” ve “ABD büyük itibar kaybetti.”

3. Karaganov’a göre “güç, Asyalı liderler lehine emsalsiz bir hızla yeniden dağıldı.

SAVAŞI, BATI BAŞLATIR

Rusya Ulusal Araştırma Üniversitesi Dış Politika ve Savunma Politikası Konseyi Başkanı Sergey Karaganov’a göre bu üç temel değişiklik, “büyük savaş veya Büyük Ortadoğu’da bir dizi savaş ihtimalini artıran bir etkeni” doğuruyor; Batı’nın rolünü…

Ancak Karaganov, Arap Baharı’nın arkasında Batı’nın elini göremediğini özellikle belirtiyor: “Bu el ne Mısır’da ne de Tunus’ta görülebiliyor. Batılı siyasetçiler sadece neticeleri tekellerine alıyor, jeopolitik zayıflıklarını böylelikle tazmin etmeye çalışıyorlar.”

Karaganov’a göre savaş, Batı’nın zorunlu bir seçeneği: “Batı’nın girdiği sistemik kriz, dikkat dağıtmak amacıyla Batı dışında taktik manevralara zorluyor onu.”

Batı, “ilan ettiği politikalara rağmen, bu krizle başa çıkamayacağını dış faktörlerle gerekçelendirmek için” uğraşıyor.

‘RUSYA BU COĞRAFDA OLACAK’

Sergey Karaganov, Suriye sorununa değinerek, “coğrafya, Rusya’nın bölgeden uzaklaşmasına müsaade etmeyecektir” diyor ve ekliyor: “Dolayısıyla gelecek yıllarda manevra yapmak, hasarı sınırlamak, potansiyel saldırganları güç kullanımıyla caydırmak ve bazen de faal halde kendimizi savunmak durumundayız.”

Karaganov’un da dikkat çektiği gibi bölgede savaş isteyen Asya değil, Atlantik’tir. Atlantik’i bu büyük savaştan caydıracak olan ise Asya’nın gücü, kararlılığı ve hazırlığıdır.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Temmuz 2012

, ,

Yorum bırakın

TUZAĞA DÜŞÜRÜLEN 4 UÇAK

Başından beri belirtiyoruz: AKP’nin Suriye düşmanlığı, ABD’nin bölge planları gereğidir.

Bu gerçeklikten utanan muhafazakârlar, ABD’nin Suriye’de düşürülen uçağımızla ilgili takındığı tavrı fırsat bilip soruyor: “AKP’nin Suriye politikası ABD’nin eseri olsaydı, hiç Washington bu olayda Türkiye’yi ortada bırakır mıydı?”

Yanıtı vereceğiz. Ancak önce Türk-Amerikan ilişkileri açısından kritik öneme sahip bazı uçak olaylarını anımsayalım:

ORG. BİTLİS’İN UÇAĞI

Pentagon, ABD-PKK ilişkisini saptayan, ABD’nin Kuzey Irak planına karşı barikat kuran Jandarma Genel Komutanı Org. Eşref Bitlis’in uçağını 17 Şubat 1993 günü düşürdü. Dönemin Genelkurmay’ı, daha hiçbir inceleme yapmadan “sabotaj yok, uçak buzlanma sonucu düştü” dedi.

Ancak raporlar bir süre sonra “sabotaj” yapıldığını ortaya çıkardı, çünkü buzlanma yoktu. Ama hâlâ Org. Bitlis’in uçağı “resmi olarak” düşmüştür, düşürülmemiştir! Türk devleti gerçeğe gözlerini kapatmıştır.

CASA UÇAĞI

Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın seçkin bordo bereli askerlerini taşıyan CASA uçağı, 16 Mayıs 2001 günü Malatya’da düşürüldü.

34 askerimizin şehit olduğu bu olay, resmi kayıtlara kaza olarak girdi: CASA uçağında “kumanda arızası” olmuştu!

ULUDERE’DEKİ UÇAK

28 Aralık 2011 günü, Uludere’de Türk F16’ları, 34 yurttaşımızı bombaladı. Aslında ABD Predatör’ü bilerek “yanlış istihbarat” vermiş ve Türk Ordusu’nu tuzağa düşürmüştü. Hatta ilk bombayı, Türk F16’larından önce, Amerikan Predatörü atmıştı.

Genelkurmay bu gerçek karşısında ısrarla, “istihbaratı ABD vermedi, biz kendimiz yanlışlık yaptık” dedi. Yani ABD Türk Ordusu’nu tuzağa düşürüyor ama Genelkurmay, “kimse bizi tuzağa düşürmedi, biz kendimiz tuzağa düştük” diyordu!

SURİYE’DE DÜŞ(ÜRÜL)EN UÇAK

Başbakan Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu 25 gün önce “uçağımızı Suriye, hem de uluslararası hava sahasında ve füzeyle düşürdü” dedi. Yandaş medya kalemşorları savaş naraları attı, füzeler Suriye’ye çevrildi, MGK toplanıp “angajman kurallarını” değiştirdi, Türk uçakları sınırda Suriye helikopteri pususuna yattı…

25 gün sonra durum değişti. Erdoğan ve Davutoğlu’nun “uluslararası hava sahası” ve “füze” savları rafa kalktı. Hatta Genelkurmay’ın açıklamalarına bakılırsa, “uçağımızı Suriye düşürmedi, kendi düştü!”

ABD’Yİ SAPTAYAMAYAN, YENİLİR!

ABD ne zaman Türkiye’yi bir konuda sıkıştırmak için özel operasyon yapsa, NATO üyeliğinin bir sonucu olarak, o operasyon gizlenir, perdelenir; buzlanma denir, arıza denir…

Oysa her “kaza”, olduğu süreçteki kimi olaylarla bağlantılıdır. 1993, 2001, 2011 ve 2012’de gerçekleşen bu olaylar, ABD’nin kimi bölge planları için kritik işlevlere sahiptir. Son ikisi, ABD’nin Suriye planıyla ilgilidir.

Peki, ABD neden AKP Hükümeti’ni bu olayda ortada bıraktı? Yanıtı ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Morton Abromowitz’in makalesinden aktaralım: “Ancak bölgedeki hâkim gücüne rağmen Türkiye bu krizde askeri liderliği üstlenmeyi reddetti. Türkiye daha saldırgan bir Amerikan rolü görmeyi diledi.

Evet, ABD AKP Hükümeti üzerinden Türkiye’yi Suriye’ye saldırmaya zorladı. Ancak Türk Ordusu, en baştan “Suriye’nin iç meselesidir” deyip bu plana direndi. Hâlâ da direniyor. Direndiği için de hem Uludere’de, hem de bu olayda tuzağa düşürüldü.

Peki, ne yapmalı? Bu olayların yaşanmaması için plana teslim mi olunmalı? Hayır, plana direnilmeli. Ancak iyi direnebilmenin yolu, faili de ilan edebilme cesaretine bağlıdır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Temmuz 2012

, , , , ,

Yorum bırakın

AKP VE PKK, ESAD DÜŞMANLIĞINDA BİRLEŞTİ

Ufuk Ötesi’nde en az beş kere yazdık: “Esad-PKK ittifakı” diye servis edilen haberler, AKP’nin Suriye karşıtı politikalarına kamuoyunu ikna etmek içindir.

Ancak hiçbir analizimiz, herhalde hafta başında başlayan Barzani–PKK görüşmelerinin ortaya koyduğu gerçek kadar açıklayıcı olmadı. Önce haberi anımsatalım:

AKP’NİN İMDADINA BARZANİ YETİŞTİ

3 Temmuz’da, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun da katıldığı Kahire’deki “Suriye muhalifleri konferansı” başarısızlıkla sonuçlandı. Hatta konferansta “Esad karşıtı cephede” birleştirilmek istenen Kürt temsilcileri yumruk yumruğa kavgaya tutuştu.

AKP’nin imdadına, BOP’taki rol ortağı Mesud Barzani yetişti. Barzani 7 Temmuz’da, önce PKK’nin Suriye kolu olan PYD’nin eşbaşkanı Muhammed Salih Müslim ile görüştü. Barzani ardından, 16 Kürt partisinin içinde yer aldığı ve AKP’nin desteklediği Suriye Ulusal Kürt Konseyi SKUK Başkanı İsmail Heme ile bir araya geldi. Barzani, son olarak da Müslim ile Heme’yi buluşturdu.

Barzani’nin basına kapalı bu özel buluşmada, PYD(PKK) ve SKUK başkanlarına “aranızdaki ihtilafları bir kenara bırakın, Esad rejiminin değiştirilmesi amacı etrafında birleşin ve ortak hareket edin” dediği belirtildi. (10 Temmuz tarihli gazeteler)

SKUK Başkanı İsmail Heme’nin açıklamalarına göre Barzani her iki kesime de “birlikte hareket ederseniz, size her türlü yardımı yaparım ve sizi kimseye muhtaç ettirmem” demiş.

ABD’NİN STRATEJİK PİYONLARI

Barzani’nin, AKP’nin Esad karşıtı politikalarını desteklemek için PKK ile diğer Kürt partilerini bir araya getirmesi derslerle doludur. Esad karşıtlığında oluşan AKP-PKK-Barzani ittifakından daha öğretici bir veri yoktur.

Israrla altını çizdiğimiz şu projenin tarafları, artık “somut” olarak birliktedir: ABD, Irak’ın kuzeyindeki kukla devleti Barzanistan’ı AKP’ye himaye ettirecek, bu yapı Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açılacak ve Türkiye’nin güneydoğusuyla birleşerek Diyarbakır merkezli “Büyük Kürdistan” yani “ikinci İsrail” olacak!

Tabi, bu bir plan, bir proje… Gerçekleşmesinin önündeki kuvvetler ise bugün daha güçlü ve gittikçe de bu coğrafyayı ABD’ye dar ediyorlar.

ZAMAN’IN YALANI

Esad karşıtlığında ortaya çıkan bu kirli ittifak, yani AKP-PKK-Barzani ittifakı, Cemaati haliyle endişelendirdi. Zira aylardır propagandasını yaptıkları “Esad-PKK” ittifakı yalanı, bu gerçek karşısında ellerinde patladı.

Hemen “gri propaganda” yöntemlerine sarıldılar. Cemaatin CİHAN haber ajansının önceki gün servis ettiği haberi Zaman şu başlıkla okurlarına sundu: “Barzani’den PKK’ye: İhanetinize seyirci kalmayacağım.

Barzani’nin AKP’nin talebiyle PKK ile SKUK’u Esad karşıtlığında birleştirmesi girişimi, ancak Cemaatin elinde böyle bir habere dönüştürülebilirdi!

Cemaatin Ergenekon operasyonu sürecinde pazarladığı türden kirli itirafçılara dayandırdığı haberine göre, meğer Barzani, PYD(PKK) Başkanı Salih Müslim’i Erbil’e SKUK’la birleştirmek için değil, Kürtlere yaptığı baskının hesabını sormak için çağırmış ve azarlamış!

Meğer PYD(PKK) Başkanı Salih Müslim o toplantıda “Esad işbirlikçisi ve ihanetten dönmesi gereken bir Kürt piyon olarak” yer almış!

Bayilerde 25 bin satan bir gazetenin, işyeri ve apartman kapılarının altına bedava bırakılarak 900 bin satılıyor gösterilmesi bile bu dezenformasyonun karşısında daha masum kalır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Temmuz 2012

, , , , , , ,

Yorum bırakın

DAVUTOĞLU’NUN STRA-TRAJİK SIĞLIĞI

Radikal’den Deniz Zeyrek yazdı dün; AKP hükümeti Suriye’nin düşürdüğü uçağımızla ilgili söylemlerinde geri adım atmaya hazırlanıyor… Zira Ahmet Davutoğlu’nun tezleri aradan geçen 20 gün sonunda bir türlü kanıtlanamadı! Uçağımızın “uluslararası hava sahasında ve füzeyle vurulduğuna” dair kanıtlar bir türlü ortaya çıkmadı!

Tersine, önce Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, hem de çıkarılan parçaların incelenmesi üzerine “füze ya da başka bir ize rastlanmadı” açıklaması yaptı. Ardından Genelkurmay Başkanlığı İletim Daire Başkanı Tuğg. Baki Kavun belirtti: “Bir füze görüntüsü yok. Radar izleri, diğer bulgular ve parçalar üzerindeki incelemeler devam ediyor.”

EĞİTİM UÇUŞUYSA, TELSİZ KONUŞMASI NEDEN SIR?

Davutoğlu’nun elindeki en somut kanıt(!) olan telsiz konuşmaları da, Cumhuriyet’ten Barkın Şık’ın haberine göre, “güney sınırındaki hava savunma zafiyetinin ortaya çıkmaması için gizli tutuluyor.”

Anımsarsınız, Davutoğlu bütün tezlerini, “düşürülen F4 uçağımızla yapılan telsiz konuşmalarına ve radar görüntülerine” dayandırmıştı. Hatta gerekirse bu kayıtları yayınlayacağını belirtmişti.

F4’ün keşif görevi yapmadığını, sadece eğitim için uçtuğunu dünyaya ilan eden Davutoğlu, artık bu “telsiz sırrı”na bir açıklama aramaya başlamalı! Zira “madem uçuş eğitim maksatlıydı, konuşma neden sır olsun ki” diye sadece biz sormayacağız!

DAVUTOĞLU’NUN “İÇ SAVAŞ” HESABI

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Paris’teki son “Suriye muhaliflerinin dostları” toplantısında söyledikleri, onun toplamda nasıl çuvalladığını ortaya koyuyor.

Davutoğlu, geçen yıl 15 gün süre tanıdığı Beşar Esad’ın 16 aydır nasıl direndiğini hâlâ anlayamamış olmalı ki, Paris’te iki yol öneriyor: 1. İç savaş 2. Rusya ve Çin’e izolasyon.

Hürriyet’ten Yalçın Doğan, Davutoğlu’nun Rusya ve Çin’e izolasyon önerisini yeterince makaraya almış, biz tekrarlamayalım.

Davutoğlu’nun “iç savaş” önerisi ise açık bir uluslararası hukuk ihlalidir ve Türkiye’nin Ortadoğu’da algılanan “ABD taşeronu” rolünü, maalesef iyice pekiştirecektir.

Ne acı ki, dünya, Türk Dışişleri Bakanlığı koltuğunda oturan birinden şu sözleri duydu: “Diğer seçenek nedir? Suriyeli kardeşlerimiz, Suriye’de Halep, Lazkiye, Duma’da savaşan kardeşlerimiz burada. Eğer bir ülke, baskılara 15 ay boyunca direnmişse onlara saygı göstermeliyiz. Onlara güven duymamız gerekir, zayıf değiller. Alternatif bir seçenek ortaya koyabilirler.”

Davutoğlu’nun “alternatif seçenek” dediği “iç savaş” çıkarma ve büyütme planı, son dönemde artan “Türkiye, sınırdan silah sevk ediyor” suçlamasını daha da büyütecektir!

ABD TAŞERONLUĞUNUN HAZİN SONU

Davutoğlu’nun ünlü “stratejik derinlik” isimli, ilgisiz kavramlarla dolu, entelektüel görünümlü kalın kitabının özeti, “Türkiye’nin ABD’nin kanatları altında büyüyebileceği” iddiasıydı.

Nitekim Davutoğlu bu perspektifi, Dışişleri Bakanı olduktan sonra daha da pervasız cümlelerle ortaya koydu. Örneğin bu yılın başında Kayseri’de şöyle dedi: “1911-1923 yılları arasında nereleri kaybetmişsek, 2011-2023 yılları arasında o kaybettiğimiz topraklardaki kardeşlerimizle buluşacağız.”

Ancak ortada şöyle bir sorun vardı: ABD’nin kanatları Irak ve Afganistan’da yolunmuştu, ABD ekonomik kriz nedeniyle 2,5 savaş konseptini rafa kaldırmıştı, ABD’nin tek belirleyen olduğu dünya geride kalmış, merkez doğuya kaymıştı.

Yani Asya’nın liderliği başlıyor ama Davutoğlu, Atlantik’in kanatları altında “yeni Osmanlı” hayalleri kuruyordu. Haliyle “stratejik derinliği”, Suriye’de “stra-trajik sığlığa” dönüştü!

Ve taşeronları da ABD’nin yenilgisini yaşamaya başladı!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
11 Temmuz 2012

, , , ,

Yorum bırakın

TAMPON BÖLGE HATAY’DA KURULDU

Başbakan Erdoğan, siyah gözlük takıp, “tamam inşallah” hareketi yaptığı ve Hürkuş’ta poz verdiği sırada bir de tarihi söz söyledi: “Büyük devletlerin düşmanı olur.”

Haliyle insan merak ediyor, madem büyük devletlerin düşmanı olur, o zaman ‘komşularla sıfır sorun’ neydi?

TÜM GÖREVLERİN ÜSTÜNDEKİ GÖREV

“Komşularla sıfır sorun”, AKP’ye Büyük Ortadoğu Projesi BOP içinde verilen görevin maskesiydi; o nedenle kısa sürede “sıfır komşu”yla sonuçlandı.

AKP yani BOP Eşbaşkanlığı bu maskeyle, İran’ı yalnızlaştırmak için Suriye ve Lübnan’la yakınlaşacak, Ortadoğu’da ABD’nin model ortağı olacak, hatta sırf bölgede ağabeylik yapabilmek için İsrail’e posta koyacak ve Ortadoğu’da caka satacaktı!

Maske, asıl görevi, yani Erdoğan’ın daha 2004 yılında dile getirdiği “Diyarbakır’ı ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nde merkez yapma” görevini perdelemek içindi.

BOP Eşbaşkanlığı’nın tüm görevleri bu asıl görevi başarabilmek içindi..

Bu gerçeği atlayanlar, “kardeş Esad”ın bir yılda nasıl “düşman Esed” ilan edildiğine haliyle şaşırıyor.

NİHAİ HEDEF

Erdoğan’ın bugün izlediği Suriye politikası, işte bu görevin gereğidir; yani “Diyarbakır’ı BOP’da merkez yapma” görevinin…

BOP’da, yani ABD’nin “Büyük Kürdistan” projesinde Diyarbakır’ı merkez yapmak için bugün Suriye’nin bölünmesi gerekmektedir; ki böylece ikinci İsrail devleti de denize açılabilsin!

Bu nedenle “Esad’ın devrilmesi” Atlantik’in Suriye planında nihai  hedef değildir; nihai hedef Suriye’nin bölünmesidir. Ancak bu hedefi 14 aydır başaramayanlar, artık hiç başaramayacaktır!

MGK’YE TUZAK

Bu gerçeğe rağmen Türk Silahlı Kuvvetleri uyanık olmalıdır. Çünkü MGK’de konuşulan “tampon bölge” konusu, tuzaktır!

Suriye’de “tampon bölge” hedefinin neyle sonuçlanacağı bellidir. Çünkü 1992’de Irak’ın kuzeyinde kurulmasına göz yumulan tampon bölgenin sonuçları ortadadır!

Irak’ın bölünmesi, Türkiye’yi bölünme tehdidiyle karşı karşıya getirmiştir. Suriye’nin bölünmesinin sonuçları kuşkusuz daha da ağır olacaktır. Çünkü ABD’nin asıl hedefi Türkiye’dir.

TÜRK ORDUSU’NUN İLK GÖREVİ

Nitekim “tampon bölge” konusu o nedenle masadadır ve kurulmuştur!

Ancak ABD o tampon bölgeyi Suriye’den önce Türkiye’de kurmuştur; Hatay fiilen tampon bölgedir artık…

Öyle ki, Hatay’da bir gün ABD senatörü sınır teftiş etmektedir, ertesi gün ABD’li özel harekatçı bir general basın açıklaması yapmaktadır. Bir gün ABD’li diplomat Esad karşıtlarıyla toplantıdadır, ertesi gün CIA sınırdan silah sevkiyatı yapmaktadır.

O nedenle Türk Ordusu’nun görevi, önce Hatay’ı yeniden yurt topraklarına katmaktır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Temmuz 2012

, , , , ,

Yorum bırakın

ABD NEDEN AKP’Yİ ORTADA BIRAKTI?

ABD, son bir ayda yayın yoluyla Ankara’yı üçüncü kez açığa düşürdü. Önce Wall Street Journal gazetesinden “Uludere’de istihabratı biz verdik” dediler, ardından New York Times gazetesinden,   Esad karşıtlarının Türk toprakları üzerinden silahlandırıldığını deşifre ettiler, şimdi de yine New York Times gazetesinden Suriye’de düşürülen Türk uçağının “casusluk görevi” yaptığından kuşku duyduklarını açıkladılar.

AÇIĞA DÜŞÜRME EYLEMİ

Aslında Beyaz Saray sözcüsü Jay Carney‘in “Erdoğan’ın açıklamalarını ölçülü bulduk, Türkiye’nin tutumunu taktir ettik” şeklindeki ilk resmi açıklaması da, Washington’un AKP hükümetini ortada bırakacağına işaret ediyordu.

Keza, uluslararası havacılık sitesinde bir NATO pilotuna atfen söyletilen “Türkiye Suriye hava savunma sistemlerinin savaşa hazırlık kapasitesini test etmek için hava sahasını kasten işgal etmiş olabilir” sözleri de önemli bir işaretti.

Ancak New York Times gazetesinin “ABD ve NATO yetkilileri Suriye tarafından düşürülen F4 tipi Türk uçağının ‘casusluk görevi’ olabileceği konusunda kuşkulu” şeklinde haber yapması, tipik bir “açığa düşürme” eylemidir!

AKP’NİN SUÇU NE?

ABD bu haber üzerinden Ankara’ya, daha doğrusu AKP hükümetine iki mesaj veriyor:

Birinci olarak; Washington, AKP hükümeti Türkiye’yi sahaya süremezse, onu açığa düşüreceğini, ortada bırakacağın, deliğe süpüreceğini göstermiş oluyor.
İkinci olarak; Washington, Ankara’yı Moskova’ya yem yapmakla, Rusya’nın önüne atmakla tehdit ediyor.

Peki ABD neden böyle bir yol seçti? Washington neden Ankara’yı böyle zor durumda hem de üç kez bıraktı?

Kuşkusuz tek nedeni var: AKP hükümeti Esad’ı deviremedi, Türkiye’yi Suriye’ye sokamadı! Yani Türkiye, ABD’nin “Büyük Kürdistan” projesinin acil ihtiyaçlarını tam olarak sağlayamadı!

AKP AYAKTA KALAMAZ

Tam bir yıldır dile getirdiğimiz “AKP Suriye’ye savaş açsa da, açmasa da yıkılacaktır” formülü, artık daha somuttur!

ABD adına Türkiye’yi Suriye’ye sokacak bir AKP hükümeti ertesi gün yıkılacaktır ama bu görevi yerine getiremeyecek bir AKP hükümeti de ayakta kalamayacaktır! İşaretleri başlamıştır.

Ancak ABD’nin Türkiye’yi açığa düşürmesinden ders çıkarması gereken ilk kuvvet Türk Silahlı Kuvvetleri’dir!

ABD’nin; Türk Muavenet zırhlısını vurması, Jandarma genel Komutanı Org. Eşref Bitlis‘in uçağını düşürmesi, seçme askerleri taşıyan CASA uçağını patlatması, Binyılın Meydan Okuması tatbikatında Türkiye’yi hedef alması, Kuzey Irak’ta TSK ve MİT personelini CIA-MOSSAD operasyonu ile öldürmesi, Süleymaniye’de 11 Türk subayının başına çuval geçirmesi, CIA’nın Türkiye uzmanı Henri Barkey‘in ifadesiyle Ergenekon operasyonları üzerinden Türk Ordusu’nu kafeslemesi, Uludere’de yanlış istihbarat vererek Türk subayına kendi yurttaşını bombalatması gözünüzü açmadıysa, bari Türk uçağı NATO yemi yapıldıktan sonra ABD’nin utanmadan “uçak casusluk yapıyordu” demesi gözlerinizi açsın!

NATO’culuk hücrelerinize bu denli nüfuz edememiştir diye düşünmek istiyoruz!

NATOTÜRKÇÜLÜK
2 pilotumuzu şehit verdik, tesellimiz bu olayın turnusol kağıdı işlevi gördüğü gerçeği… Dikkatinizi çekmiştir, “ulusalcı” kılığıyla caka satanlar, poz verenler bu olay sonrasında  “Türkiye Suriye’ye savaş açmalı” korosunun en çok bağıranları olmuştur. İşte NATOTürkçülük dediğimiz tam da budur  ve en tehlikeli Türkiye karşıtlığıdır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
29 Haziran 2012

,

Yorum bırakın

ATLANTİK – ASYA SAVAŞI

Türk savaş uçağının düşürülmesi, Suriye topraklarında yaşanan Atlantik-Asya savaşını yeni bir aşamaya taşıdı. Atlantik’in kuvvet kaybettiğini, Asya’nın kuvvet kazandığını söyleyebiliriz. İnceleyelim:

ATLANTİK CEPHESİ

ABD: ABD’nin Suriye’ye açtığı savaş 14 ayı doldurdu. Bu süre içerisinde Washington’un hedefine yaklaşamadığını kesin olarak saptayabiliriz. ABD, bu hedef için rol dayattığı Türkiye’yi de istediği oranda sahaya süremedi.

ABD birinci olarak derin ekonomik krizi nedeniyle sonuç alıcı hamle yapamıyor, ikinci olarak da müttefiklerini tam olarak yanında tutamıyor. Atlantik ittifakındaki çatırdamanın esas kaynağı, ABD’nin bu bağı koruyacak ekonomik olanaklara artık sahip olmamasıdır: Marshall yardımı yoksa, Atlantik ittifakı da yoktur!

NATO: NATO’nun “sizi destekliyoruz ama bizden bir şey beklemeyin” anlamına gelen toplantısı, ABD’nin çaresizliğinin bir diğer göstergesi oldu. NATO, yem yaptığı Türkiye’nin arkasında duramadı!

AB: Almanya merkezli Avrupa, ilk günden itibaren “savaş çıkmasına karşı” bir görüntü çizdi. Hollande‘ın yönettiği Fransa, Sarkozy döneminden farklı olarak ABD’ye bağımlı davranmayacağının işaretlerini gün geçtikçe artırıyor. İngiltere’nin Erdoğan hükümetine “arkanızdayız” mesajı vermesi ise kuru gürültüden öteye gidemiyor.

KÖRFEZ ÜLKELERİ: ABD’nin Suriye savaşında Türkiye’nin yanına yerleştirdiği Suudi Arabistan ve Katar ise uçak düştüğü günden bu yana sessiz! Esad‘ın devrilmesi için Türkiye’ye gaz ve para veren ikili, sadece gelişmeleri izliyor.

TÜRKİYE: ABD’nin verdiği Esad‘ı devirme görevini 14 aydır yerine getiremeyen AKP hükümeti, bu süre içinde bölgede gün geçtikçe yalnızlaştı. Son olay ise AKP koalisyonu içinde çatlaklar oluşturmaya başladı. Yeni Şafak‘ın temsil ettiği etkili kesimin “tuzak” uyarısı yapması, tartışmanın daha da büyüyeceğine işaret ediyor. Komşularla sıfır sorun yerine sıfır komşulu bir Türkiye gerçeğinin ortaya çıkması, önümüzdeki süreçte zorunlu siyasal değişikliklere yol açacaktır.

ASYA CEPHESİ

ÇİN: Rusya’yla birlikte BM Güvenlik Konseyi içinde Atlantik’in Suriye saldırısına barikat oluşturan Çin, 2012 Mart’ında ikinci aşamaya geçmiş ve Annan Planı ile inisiyatifi Asya lehine geliştirmişti. İki devlet, Atlantik’in Türkiye üzerinden kotardığı “Suriye’nin dostları” toplantılarını önce etkisizleştirmiş, sonra da Batı’nın önüne Esad‘ın davet edileceği, İran’ın katılacağı türden Cenevre toplantıları getirmiştir. Çin, ABD’nin inişe geçtiği ve kendisinin yükseldiği yeni dünyada büyük sorumluluk alabileceğini de, Suriye örneği üzerinden dünyaya ilan etmiş oldu.

RUSYA: Rusya, Atlantik’e karşı savunduğu Suriye cephesine, askeri olanaklarını da seferber etti. Zaman zaman uçak gemisini, savaş gemilerini Doğu Akdeniz’e getirerek ABD’nin müdahale girişimine sessiz kalmayacağının işaretlerini veren Moskova, bir hava saldırısına karşı da Suriye’de savunma kalkanı inşa etti.

İRAN: Suriye’ye saldırıyı kendisine yapılmış bir saldırı olarak değerlendirdiğini ilk günden dünyaya ilan eden Tahran, emyeryalist bir müdahaleye komşularıyla birlikte geçit vermeyeceğini pratikte gösterdi. Tahran’ın Şam ve Bağdat’la kurduğu ittifak bölge açısından ilktir ve tarihidir. Bu ittifaka Lübnan’ı da katan Tahran, diğer yandan Bahreyn gibi ülkeler üzerinden emperyalizme karşı mücadele veriyor; Mısır’ın İsrail karşıtı kampa dahil edilmesi için siyasal gücünü kullanıyor ve en önemlisi Türkiye’yi AKP hükümetine rağmen, İran-Irak-Suriye ittifakına davet ediyor!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
28 Haziran 2012

, ,

Yorum bırakın

F4, SURİYE’DE UÇUKSAVARLA VURULDU

Başbakan Erdoğan dün tüm bölgenin merakla beklediği konuşmasında yine Türk uçağının uluslararası kara sularında vurulduğunu belirtti: “Altını çizerek söylüyorum. Suriye kara sularında uçağımız vurulmamıştır, uluslararası sularda vurulmuştur. Bunun bilinmesi lazım, bunun saptırma gayreti içinde olan içerde ve dışarıdakiler var.”

Diyelim ki Başbakan haklı ve uçağımız uluslararası sularda, yani 12.6 milde (20.3 kilometre) vuruldu. O zaman uçağımız mutlaka füzeyle vurulmuştur, çünkü bu menzile erişecek uçaksavar mermisi dünyada yok! Ve “uçağınız 100 metre yükseklikte alçak uçuş yaparken ve kıyılarımıza 2.5 km mesafedeyken uçaksavar mermisiyle vuruldu” diyen Suriye de yalan söylüyordur.

UÇAK VE RADAR FÜZE TESPİT ETMEDİ

Hürriyet‘ten Okan Konuralp çok önemli bir habere imza attı: BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, Başbakan Erdoğan‘a soruyor: “Füze ateşlendiğinde, uçaktaki sistemin pilotu uyarması gerekmiyor mu? Bu uyarı doğrultusunda pilotların uçaktan ayrılması gerekmiyor mu?”

Başbakan Erdoğan‘ın yanıtı çok önemli bir gerçeği ortaya koyuyor: “Füzenin fırlatıldığı anı tespit edemedik. Ne uçağımız ne de kara radarlarımız bu yönde bir tespitte bulundu. Uçağın vurulmuş olabileceğini de irtibat kesildikten sonra anladık.”

Ne uçak ne de radarlarımız bu füzeyi tespit edemediğine göre demek ki ortada Suriye’den ateşlenen bir füze yok! Bu durumda da “uçaksavar mermisiyle vurduk” diyen Suriye haklıdır.

3. ÜLKE OLASILIĞI YOK

Bu çelişkiyi farkeden Erdoğan, Demirtaş‘a yanıtına şu sözleri de ekliyor: “Farklı bir füze donanımı olduğunu tahmin ediyoruz. Mobil bir rampa olduğunu tahmin ediyoruz.”

Bu durumda ortada Türkiye’nin, NATO’nun ve ABD’nin teknolojisinin çok ilerisinde geliştirilmiş korkunç bir füzeyle karşı karşıyayız! Haliyle bu teknolojinin Suriye’ye ait olamadığını düşünen Demirtaş yeniden soruyor Başbakan’a: “3. bir ülkenin uçağı düşürmesi ya da elektronik karartma yaparak düşürülmesine yol açması söz konusu mu?”

Erdoğan ve görüşmede yer alan asker ve sivil ekibi şu karşılığı veriyor: “O olasılığa da baktık. Böyle bir ihtimal görünmüyor. Füzenin ateşlenmesi ve sonrasında ön işaret alınmamış.”

Üzerinden beş gün geçmesine rağmen uçağımızın hangi silahla düşürüldüğü üstelik NATO teknolojisi ile hâlâ saptanamıyorsa, ortada artık iki seçenek vardır: Ya AKP hükümeti yalan söylüyor ya da Rusya – Çin teknolojisi almış başını gitmiş!

Aslında gerçek artık ortadadır: Uçağımız füzeyle düşürülmediğine göre uçaksavarla vuruldu. Uçamsavarla vurulabildiğine göre de uluslararası sularda değil, Suriye sınırları içinde vuruldu!

AKP TUZAĞI OKUYABİLECEK Mİ?

Sanki AKP hükümeti de “tuzağa düşürüldüğünü” anlamaya başlamış gibi görünüyor ancak iktidarının dayanağı olan ABD ile imzaladığı hizmet sözleşmeleri ve 10 yıldır girilen angajmanlar, onları çaresiz bırakmış durumda…

ABD istiyor diye Şam’a şahin kesilen, yüksek perdeden Beşar Esad‘a “istifa et” diyen, Şam karşıtlarını örgütleyen ve silahlandıran AKP hükümeti, şimdi “gerçek” durum kapıya dayanınca ortada kalmış oldu!

AKP hükümeti sözcüsü Bülent Arınç “savaş istemiyoruz” diyor, AKP sözcüsü Hüseyin Çelik “Bizim tabanımız ‘ordu Şam’a’ demez” diyor…

Hükümetin kalemşorları New York Times‘in uçağımızın düşürülmesinden bir gün önce yayınladığı “CIA Beşşar’a karşı Türkiye’de üslendi” şeklindeki haberin amacını anlamaya çalışıyor. Hatta bazıları bugüne kadar AKP’ye akıl hocalığı yapan Cengiz Çandar gibi isimlerin son dönemde neden kendilerini “ABD’nin Ortadoğu’daki taşeronu” diye suçladığını anlamaya çalışıyor.

Türkiye’nin bir tuzağa düşürüldüğü gerçeğini tam olarak anlamalarını ve Suriye’ye savaş açılmasına karşı çıkmalarını temenni ediyoruz. Geçmiş 10 yılı affettirmez belki ama en azından daha da kirlenmemiş olurlar!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
27 Haziran 2012

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

DAVUTOĞLU’NUN YANITLAYAMADIĞI SORULAR

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun açıklamaları, Ankara’nın aleyhine olan sorulara yanıt vermediği gibi soruları daha da derinleştirdi! Üzerinde durulması gereken sorular ve çelişkiler şunlardır:
5 DAKİKALIK SINRI İHLALİ
1. Davutoğlu, uçağımızın yanlışlıkla Suriye hava sahasına girdiğini, kendi uyarımızla da çıktığını söylüyor. Oysa Davutoğlu’nun gösterdiği grafiklerde, uçağımız 11:42’de Suriye hava sahasına giriyor ve 11:47’de Suriye hava sahasından çıkıyor. Saatte 900 km hızla gittiği belirtilen F4, bu durumda en az Suriye hava sahasını 75 km. boyunca ihlal etmiş oluyor.
5 dakika boyunca 75 km. kat edilen güzergâh, keşif ve gözetleme için yeterli değil midir?
UÇAK NEYLE VURULDU?
2. Davutoğlu, uçağımızın saat 11:58’de, 13. milde vurulduğunu ancak 5 mil sürüklenerek 8 mile, yani Suriye karasularına düştüğünü belirtiyor.
Milliyet’ten Kadri Gürsel çok önemli bir ayrıntıya dikkat çekti dün. Uçağı 13. milde vuracak dünyada bir uçaksavar topu yok. 13. milde vurulduysa ancak füzeyle vurulmuştur. Füzeyle vurulan uçak ise 5 mil sürüklenmez!
UÇAK NEDEN GERİ DÖNDÜ?
3. “Suriye misyonu olmadığı” söylenen uçağın saat saat rotası şöyle: Uçak 10:30’da Malatya’dan Kıbrıs istikametine gidiyor. Sonra Kıbrıs’tan Türkiye istikametine dönüyor ve 11:37’de Suriye’nin liman kenti Lazkiye açıklarında uçuyor. Oradan kuzey doğu istikametine yönelip 11:42’de Suriye hava sahasına giriyor. Suriye hava sahası boyunca kuzeye ilerleyip, 11:47’de Türk hava sahasına giriyor. 11:52’de Hatay-Samandağ mevkiine varıyor. Sonra tekrar ters dönüp, Suriye hava sahasına paralel olarak güney istikametinde uçuyor. Ve 11:58’de Lazkiye’nin kuzey batısında vuruluyor!
Yanlışlıkla Suriye hava sahasına giren, 5 dakika kalıp çıkan ve Türk hava sahasına ulaşan uçağımız, neden yeniden geri dönüp Suriye istikametine doğru uçtu? Hangi eğitim, böylesi kritik bir güzergâhta böylesi bir rotayı gerektirdi?
4. Davutoğlu, uçağımızın “Suriye’ye karşı bir misyonunun olmadığını”, “test ve eğitim” için o bölgede uçtuğunu söyledi. O bölge eğitim için uçmaya uygun bir yer midir? Suriye’de bir yıldır “savaş” yaşandığının propagandasını en fazla yapan kişi Davutoğlu değil midir?
Gerçek elbette başkadır. Uçağın Hatay – Amanoslar’daki NATO üssünün radarını test ettiği anlaşılmıştır. O radarın da “Suriye misyonu” vardır! Dahası NATO görevi verilen Türk uçağı, Atlantik hesaplarına kurban verilmiştir!

NATO KAFA!
En az bu dört soru kadar önemli bir diğer durum da Genelkurmay’ın zihniyetidir!
Hadi Genelkurmay, Ergenekon operasyonuyla Türk Ordusu’nun hedef alındığını saptayamadı! Hadi Genelkurmay, CIA’nın Türkiye uzmanı Henri Barkey’in “AKP’yle birlikte Türk Ordusu’nu kafesledik” demesini de analiz edemedi. Hadi Genelkurmay, Uludere’de kendi yurttaşını bombalama tuzağına nasıl düşürüldüğünü de anlayamadı!
Ama Genelkurmay, Türkiye’nin Suriye’ye savaş açabilmesi için bir Türk uçağının NATO yemi yapıldığını da mı görmüyor, göremiyor?
Tüm bunlara kör olan Genelkurmay, başka hesaplar peşinde…
Başbakan Erdoğan, biliyorsunuz kendisine eşlik eden Genelkurmay 2. Başkanı Org. Hulusi Akar ile birlikte, sırasıyla CHP, MHP ve BDP heyetleriyle görüştü.
Resmi Anadolu Ajansı AA üzerinden tüm dünyaya servis edilen fotoğraflarda ilginç bir ayrıntı vardı. Org. Akar CHP’yle yapılan görüşmede Başbakan’ın solunda var. Org. Akar MHP’yle yapılan görüşmede Başbakan’ın solunda var. Ancak AA’ya servis edilen BDP görüşmesinde Başbakan ve BDP’liler var; Org. Akar yok. Çünkü fotoğraf, onu almayan bir açıdan çekilmiş!
Neymiş? TSK, PKK’nin siyasi uzantısı gördüğü BDP’yle bir araya gelmemeye, geldiyse de birlikte görünmemeye özen gösteriyormuş!
Stratejik düşmanının tuzaklarına sessiz kalan, stratejik düşmanının baş piyonuyla “şiir gibi” çalışan Genelkurmay, nedense stratejik düşmanının daha değersiz bir piyonuyla görünmekten utanıyor!
Bu kafayla ancak Bekir Coşkun’dan hesap sormaya kalkarlar elbette!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Haziran 2012

, ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın