Posts Tagged Suriye

ALMANYA, SURİYE CEPHESİNDE

“Suriye’ye ha saldırıldı, ha saldırılacak” propagandasıyla dolu bir yılı geride bıraktık. Ancak Suriye dimdik ayakta!

Bu süreçte Atlantikçilerin Suriye’ye saldıramayacağını iki veri nedeniyle saptıyorduk: Saldırı tarafından bulunan ABD zayıflıyor, savunma tarafında bulunan Çin – Rusya – İran bloğu güçleniyordu!

ÇİN’İN AĞIRLIĞI

Ancak Şam karşıtı kesimler ısrarla gücü parmak hesabıyla yapmaya çalışıyorlardı… “Suriye’yi topu topu üç ülke destekliyor” diyorlardı; onlarca ülkenin ise muhaliflerin arkasında olduğunu söylüyorlardı… Her “Suriye’nin dostları” adı altındaki “Suriye’nin düşmanları” toplantısında “şu kadar ülke temsilcisi, bu kadar katılımcı var” diye gürültü yapıyorlardı…

Hollanda, Belçika, Lüksemburg diyorlardı, Katar, Bahreyn, Arap Emirlikleri diyorlardı… Oysa hepsini toplasan Çin’in bir eyaleti etmiyordu!

BATI BÖLÜNDÜ

ABD karşısında geri adım atmayan Çin – Rusya – İran bloğu, işte bir yılın sonunda hem Suriye’ye saldırıyı engelledi, hem de karşı cepheyi böldü!

Almanya’dan söz ediyoruz, AB’nin motor ülkesinden…

Berlin, artık net bir şekilde Suriye cephesinde mevzilenmiştir!

MOSKOVA – BERLİN BİRLİKTELİĞİ

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Almanya ve Fransa ziyaretleri sırasında tutumunu belirleyen Berlin, hem Paris’le ayrı düştü hem de Moskova’ya açık destek verdi. Anımsayalım:

Önce Almanya Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle açıkladı ülkesinin tutumunu… Westerwelle, Suriye’ye askeri müdahalede bulunulması yönündeki görüşlere katılmadıklarını ve siyasi bir çözüm bulunmasını istediklerini söyledi.

Ardından Almanya Başbakanı Angela Merkel konuştu… Putin’le görüşmesinden sonra basının karşısına çıkan Merkel, Moskova ve Berlin’in aynı görüşte olduğuna dikkat çekti. Suriye’deki şiddete son verilmesi gerektiğini, bu konuda kendisi gibi Putin’in de bir siyasi çözümden yana olduğunu kaydeden Merkel, “Suriye’de olası bir iç savaşın önlenmesi için her ülke ne yapabileceğine bakmalı” dedi.

HULA KATLİAMI, MUHALİFLERİN ESERİ

Şiddetin esas kaynağının Esad karşıtları olduğu artık Berlin’in de bilgisi dâhilinde!

Bakın Atlantik medyasının günlerdir üstünde tepindiği “Hula katliamı”, kendi eserleri çıktı. “Esad’ın tankları, elleri bağlı çocukları katletti” diye servis edilen haberler, vicdanı olan habercileri utandırdı! Zira elleri bağlı çocuklar vardı ama tank ateşiyle ölmemişlerdi!

Çocukları bağlayan da öldüren de Esad karşıtı teröristlerdi!

ABD KAYBETTİ, SURİYE KAZANDI

Artık İnsan Hakları İzleme Örgütü de gerçekleri dile getirmeye başladı. Örneğin önceki gün, 14 Suriye askerinin katledildiğini açıkladılar. Dera’da teröristler, tam 14 askeri öldürmüştü…

“Demokrasi” diyen, “Türkiye Suriye’deki şiddete sessiz kalamaz” diyen, “zulüm ile abad olunmaz” diyenler, bu gerçeğe de kör oldular, sessiz kaldılar, yazmadılar, konuşmadılar!

Ama Suriye gerçeği artık gizlenememektedir ve gün geçtikçe daha çok kesimin gözünü açmaktadır!

Gerçek en büyük güçtür ve işte Suriye bu gerçek nedeniyle tam bir yıldır Atlantik’e direnmiş, Batı’nın savaş naralarına karşı birliğini koruyabilmiştir.

Çin – Rusya – İran eksenli Suriye’yi savunma hattı, artık Almanya’nın dâhil olmasıyla daha da güçlenmiştir!

Batı’nın Suriye’ye saldıramayacağını artık daha güçlü ilan edebiliyoruz!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Haziran 2012

, , , , , , ,

Yorum bırakın

PKK KİMİN KARTI?

Erdoğan’ın işaretiyle Bekir Coşkun’un “paşa” yazısına köpüren “gazeteciler”, Erdoğan’ın bir kısım medya mensubunu “tasmalı” ilan etmesine haliyle sessiz kaldılar. Bu durumu, bir başka “tasmayla” açıklayabiliyoruz ancak!

TASMALI GAZETECİ

Bu “tasmalı gazeteci” meselesini şimdilik geçiyoruz. Yalnız Bush’un Irak savaşındaki “iliştirilmiş gazetecileriyle” aralarında bir benzerlik olduğuna dikkat çekmeliyiz. Zira Suriye yazılarını okuduğumuzda, tıpkı emperyalizmin çıkarları gereği, en bayağı yalanları bile gerçekmiş gibi yazabilen “iliştirilmiş gazetecilerin” yerli versiyonları olduklarını görüyoruz.

Başka ülkelerdeki görüntüleri, Suriye’deymişçesine haberine, köşesine konu edenler, Suriyeli teröristlerin ve hatta El Kaide’nin saldırılarını bile Esad yapmış gibi yazanlar, Esad’ın PKK’nin iki numarası olduğunu ilan edenler…

ESAD – PKK BAĞI KURMANIN AMACI

Kayseri Pınarbaşı Polis Merkezi’ne düzenlenen bombalı PKK saldırısı, bu bakımdan anlamlıdır. Çünkü yazılanlara bakılırsa PKK’liler 60 km. boyunca yakalanamıyor, etkisiz hale getirilemiyor ama yandaş kalemler, PKK’lilerin Suriye’den giriş yaptıklarını, dahası Esad’ın kanatları altında olduklarını biliyorlar! Sanırsın, sınırdan birlikte geçtiler!

PKK ile Şam ve Esad arasında bir bağ kurmanın, AKP’nin Suriye politikasını iç kamuoyuna yutturmanın bir aracı olarak değerlendirildiği ortada… Zira Erdoğan Esad’la İran’ı yalnızlaştırmak için daha önce yakınlaştığında Şam’ın PKK karşıtı tutumunu övenler ile bugün Esad’ı PKK’nin iki numarası ilan edenler aynı kişilerdir!

SURİYE’DEKİ KARIŞIKLIK PKK’YE YARAR

Tamam, bir zamanlar Hafız Esad – PKK ilişkisi vardı, Şam PKK’yi Türkiye’ye karşı bir kart olarak kullanıyordu. Ama politika, eski verilerin üzerinde tepinmek değildir, tersine o verilerden güncele dersler çıkarabilmektir. Güncel nedir? PKK 1999 sonrasında Suriye’nin bir kartı olmaktan çıkmıştır. Ankara ile Şam arasında PKK diye bir sorun yoktur.

Bu gerçeklik nedeniyle şimdi şu soru anlamlıdır: Esad rejimini yıkmaya çalışmak, Suriye’yi bir iç karışıklığa zorlamak PKK’ye yarar mı, yaramaz mı?

Sorunun yanıtını gelin Irak örneği üzerinden bulalım. Bakın Saddam Hüseyin merkezi otoriteyken, PKK Kuzey Irak’ı bu kadar rahat kullanamıyordu. Ne zaman ki ABD Irak’a saldırdı, Bağdat’ı zayıflattı ve Erbil’i güçlendirdi, o zaman PKK büyüdü!

Aynı durum Suriye için de geçerlidir. Yani ABD Beşar Esad’ı zayıflattıkça, PKK Kuzey Suriye’de büyür!

Ki ABD’nin bölge politikaları ile PKK’nin kullanım deeğeri arasında doğru orantı vardır. ABD nereyi hedef alsa, PKK orada büyüdü, büyür!

Şam’ın merkezi otoritesinin zayıflaması, PKK’nin Suriye’nin kuzeyinde yaşam alanı bulması anlamına gelir. Nitekim Suriye sınırından giriş yaptığı belirtilen PKK’lilerin kullandığı güzergâh, Şam’ın değil, Esad karşıtlarının etkin olduğu bölgedir!

Öte yandan şu gerçeği de göz önünde bulundurmalıyız: Ankara için eline silah alan PKK ne ise,  Şam için de silahlı rejim karşıtı gruplar odur! Ankara’nın rejim karşıtlarının koordinatörlüğüne soyunması, başkalarına da aynı şeyi yapma hakkı sağlar! Ancak Şam’ın şimdi önemli bir ABD kartı olan PKK üzerinde, geçmişteki oranda bir denetim kurabilmesi mümkün değildir.

AKP, PKK’Yİ BÜYÜTÜYOR

Kendi düşmanını büyütmek, Atlantik taşeronluğunun kaçınılmaz sonucudur. Esad’ı ABD adına devirmeye çalışan Ankara, kendi ayağına kurşun sıkmakta, PKK’yi büyütmektedir!

AKP’nin Amerikancı Ortadoğu politikaları, PKK’ya yaramaktadır!

Devlet, Saddam Hüseyin karşıtlığının maliyetlerinden dersler çıkarabilirse ancak devlettir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Haziran 2012

, , , , ,

Yorum bırakın

KOSOVA’DA GERİLLA EĞİTİMİ

AKP hükümetinin Suriye muhalefetine verdiği açık destek, kuşkusuz Carl Colby’nin “CIA operasyonları Türkiye’den yönetilecek” saptamasını anlamlı kılıyor.

ABD – Kosova – AKP ilişkisi ise Colby’nin açıklamalarına yeni bir boyut kazandırdı. Çünkü Özgür Suriye Ordusu’nun Kosova’daki ABD kampında eğitime başladığı anlaşılıyor.

ESAD KARŞITLARI KOSOVA KAMPINDA

Avrupa Ajansı’na göre Özgür Suriye Ordusu yetkilileri Kosova’ya geldi bile. Bu yetkililerden Ammar Abdülhamit Kosova’da Avrupa Ajansı’na hedeflerini açıkladı: “Biz buraya, bu yolda büyük bir deneyimi olan Kosova Özgürlük Ordusu’ndan öğrenmeye geldik. Özellikle onların küçük ve dağınık grupları nasıl bir araya getirdiklerini öğrenmek istiyoruz.”

Özgür Suriye Ordusu, ABD’nin 2000 yılında Kosova – Arnavutluk sınırında kurduğu askeri kampta eğitilecek. Anlaşma ABD Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin Özgür Suriye Ordusu temsilcileriyle 26 Nisan’da yaptığı görüşmede hayata geçti.

Ancak Kosova resmi olarak bu gelişmeyi yalanlıyor.

RUSYA ÇİFTE TEPKİLİ

Rusya, Suriyeli muhalefetin Kosova’da eğitilmesine beklenildiği gibi tepki gösterdi. Meselenin Suriye ayağı bir yana, Rusya’nın Sırbistan’dan ayrılarak bağımsızlığa soyunan Kosova’yı tanımaması, gelişmeyi Moskova açısından daha da önemli kılıyor.

Rusya’nın BM daimi temsilcisi Vitali Çurkin, Kosova’nın atacağı bu adımın BM – Arap Birliği özel temsilcisi Kofi Annan’nın ateşkes planına zarar vereceğini belirtti. Çurkin, Kosova’nın isyancıların uluslararası eğitim merkezi haline gelmesinin, Balkanlar’daki istikrarı tehdit edeceğini vurguladı.

Rusya Kosova’da barış gücü bulunduran AB ve BM’ye çağrı yaparak Özgür Suriye Ordusu’nun Kosova’da eğitilmesinin engellenmesini istedi.

AKP’NİN ROLÜ

Peki, Türkiye’nin, daha doğrusu AKP’nin gelişmelerde bir rolü var mı?

Kosova’yı “Avrupa – Atlantik yönelimine” teşvik eden ve bu nedenle Kosova Bağımsızlık Madalyası’yla ödüllendirilen Erdoğan’ın, acaba “Kosova’da gerilla eğitimi” girişiminde bir rolü var mı?

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad Rus Rossiya 24 televizyonuna verdiği röportajda AKP’ye önemli mesajlar verdi: “Silahların çoğu Lübnan ve Türkiye’den geliyordu. Ama bu ülke yönetimlerinin kaçak silah sevkiyatına yardımcı oldukları hususunda elimizde kanıt yok.”

Esad, bu siyasi anlamlar yüklü mesajına ek olarak, AKP’nin muhalefete doğrudan destek verdiğini de belirtti: “Bazı Türk siyasi yetkililer ve kurumlar bu faaliyetle meşgul oluyor. Başkalarına gelince ise onların muhalefete yardım ettikleri hususunda kanıtımız yok. Ama hepimiz şunu iyi biliyoruz ki, onlar bu faaliyetlere göz de yumabilir. Kaçakçılık faaliyetleri de dâhil.”

Esad ellerinde Suriye ordusuna karşı savaşırken yakalanan yabancı ülke vatandaşları olduğunu, dünya kamuoyu ile bunları paylaşacaklarını da vurguladı.

ESAD KARŞITLIĞI TÜRKİYE’Yİ YALNIZLAŞTIRIYOR

Umarız Suriye muhalefetini Kosova’da eğitme işi salt bir ABD projesidir!

Aksi halde AKP’nin Esad karşıtı tutumu Ankara’yı sadece bölgede değil, uluslararası sahnede de zor duruma sokacaktır.

Çünkü Esad’ın da altını çizdiği gibi, Rusya ve Çin Esad’a değil, bölgenin istikrarına destek veriyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Mayıs 2012

, , , , , , ,

Yorum bırakın

SURİYE’DEKİ BOMBALAR KİMİN?

Suriye’nin başkenti Şam’da geçen hafta gerçekleşen ve 55 kişinin öldüğü, 372 kişinin yaralandığı intihar saldırısını El Nusra Cephesi üstlendi. Cephe internetten yayımladığı videoda, eylemi Beşar Esad rejimine karşı gerçekleştirdiklerini ilan etti.

Batılı istihbarat yetkililerinin uluslararası ajanslara yansıyan değerlendirmelerine göre, El Nusra Cephesi, El Kaide’nin Irak’ta faaliyet gösteren bir koluna bağlı.

26 YABANCI UYRUKLU TERÖRİST LİSTESİ

Saldırının adresi de zamanlaması da oldukça önemli… Çünkü saldırı, Suriye rejiminin askeri istihbarat servislerinden birinin de yer aldığı Kazaz semtinde meydana geldi.

Zamanlamanın önemi ise şu haberden anlaşılıyor: Suriye’nin BM Daimi Temsilcisi Beşşar Caferi, Şam yönetiminin tespit ettiği 26 yabancı uyruklu teröristin listesini BM Genel Sekreteri Ban Ki Mun’a sundu. Bu isimlerin faaliyetlerinin de belgelendiği dosyada, çoğunun El Kaide bağlantılı olduğu belirtiliyor. Listede Fransa, İngiltere ve Belçika vatandaşları da bulunuyor.

Nitekim Reuters’in Şam’daki saldırıdan bir gün sonra Halep’ten geçtiği şu haber, ülke çapında kapsamlı bir saldırı hedeflendiği ortaya koyuyor. Reuters’e göre Suriye İstihbarat servisleri, Halep’te 1,2 ton patlayıcı taşıyan araçtaki teröristi etkisiz hale getirdi.

PANETTA 24 SAATTE FİKİR DEĞİŞTİRDİ

Şam’daki saldırının adresini ve zamanlamasını ilginç kılanlardan biri de ABD Savunma Bakanı Leon Panetta’ydı. Panetta aynı konuda 24 saat içinde iki farklı açıklama yaptı.

Panetta önce Şam saldırısının El Kaide’nin işi olduğunu açıkladı. ABD basınında bu ilk demeç şöyle yer aldı: “Panetta, ABD istihbaratının, ‘Suriye’de El Kaide’nin varlığına’ işaret ettiğini, öte yandan örgütün etkinliğinin boyutunun belirsiz olduğunu ifade ederek, El Kaide’nin burada ne tür bir etki ortaya koymaya çalıştığını öğrenebilmek için her şeyi yapmayı sürdürmeleri gerektiğini kaydetti.”

Ancak Panetta ertesi gün basının karşısına geçti ve “Suriye’deki bombalı saldırıların arkasında kimin olduğuyla ilgili bir bilgimiz yok” dedi.

Panetta’nın kendisini yalanladığı bu basın toplantısında hem Annan Planı’nın işlemediğini savunması hem de Esad’a bir kez daha iktidardan ayrılma çağırısı yapması anlamlıydı.

Panetta’nın 24 saat içinde bu kadar çelişkili iki açıklama yapmasını, bilgi eksikliğiyle açıklayabilir miyiz?

KİMİN EL KAİDE’Sİ?

Suriye Ulusal Konseyi de Panetta’yla birlikte Şam’ı hedef alan açıklamalara yöneldi. Suriye Ulusal Konseyi’nin yürütme heyetinden Samir Neşar, “Rejim bunun arkasında” derken, patlamanın hedefinin BM gözlemcilerine bir uyarı göndermek olduğunu bile iddia edebildi. Suriye Ulusal Konseyi’ne göre rejim bu saldırıyı, uluslararası kamuoyuna “teröristin başını eziyoruz” mesajı vermek için yaptı!

Bu akıldışı iddia, Panetta’nın çelişkili açıklamaları, Suriye’nin BM’ye teslim ettiği yabancı uyruklu terörist listesi…

Aslında her şey ortada değil mi? Bu saldırı Esad’a mı, yoksa Suriye’ye müdahale edebilmek için zemin arayanlara mı yarar?

Bitirirken geride kalan 10 yılın şu acı gerçeğini anımsatalım: Ortadoğu’da herkesin bir El Kaidesi var!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
14 Mayıs 2012

, , , , , ,

Yorum bırakın

SINIRI ASIL KİM İHLAL EDİYOR?

Başbakan Erdoğan, “sınır ihlali var, gereken yapılacak” diyerek açıkça Suriye’yi tehdit ediyor. Peki, neymiş sınır ihlali? Şam yönetiminin, Batı merkezli kalkışmayı bastırmak için yaptığı önceki günkü operasyonda, birkaç merminin sınırımızı geçerek polisimizi yaralaması…

Elbette hiçbir ciddi devlet, komşu bir ülkeden gelen mermilerle polisinin yaralanmasına sessiz kalmaz! Ancak, ABD’nin 11 askerinin başına çuval geçirmesi karşısında bile kamuoyunun tepkisini “ne notası, müzik notası mı” diye geçiştiren bir hükümetin “sınır ihlalini” savaşa dönüştürme hamlesi, “yerel” olamaz!

Irak’ın kuzeyinden kalkıp gelen PKK’lilerin askerimizi, polisimizi öldürmesi karşısında sınır ötesi operasyon izni bile alamayan(!) AKP hükümetinin, Suriye’deki rejimimin halkına kötü davrandığını iddia ederek savaşa soyunması, ancak “dış görev” kavramıyla açıklanabilir!

Şam yönetimine karşı ayaklananlara ev sahipliği yapan, onları Esad karşısında organize eden ve kimi ciddi iddialara göre muhalifleri silahlandıran ve operasyon için sınırından geçiş yaptıran bir hükümetin “sınırımız ihlal edildi” demesi, ancak Batı taşeronluğuyla açıklanabilir!

“Sınır ihlali yapıldı, gereken yapılacak” diyenler, önce İsrail’in sınırımızın dibinde ABD ve Yunanistan’la birlikte yaptığı ve Türkiye’nin düşman ilan edildiği ortak askeri tatbikata dur desinler!

MİSAFİRİN MALİYETİ OLUR MU?

Suriye’ye saldırma bahanesi arayan BOP eşbaşkanlığının attığı demokrasi ve insan hakları nutuklarının ne kadar ciddiyetsiz olduğu, içerideki uygulamalarından da görülüyor.

Ancak daha vahimi, Erdoğan’ın sözde misafir ettiği Suriyelilerin maliyeti üzerinden siyaset yapmasıdır! Erdoğan, üstelik Çin’de yabancı basın mensuplarının da önünde aynen şöyle diyor: “Şu anda 25 bin insan benim ülkeme sığındı. Bunların bize şu andaki maliyeti 150 milyon doları buldu.”

YA KAMPTAKİ ÇOCUKLARIN BABALARI?

Erdoğan, Türkiye’ye sığınan ve 150 milyon dolarlık maliyet yaratan 25 bin Suriyeliyi terörist olarak nitelendirenlere de şöyle sesleniyor: “Bu insanları gidip gördüğünüz zaman bunun saf, samimi Suriye halkı olduğunu görüyorsunuz zaten. Çocuk, kadın bunlar. Hâlâ orada oyuncakları ile oynayanlar var. Bunlardan terörist olur mu?”

Elbette kamptaki kadından ve oyuncağıyla oynayan çocuktan terörist olmaz. Peki ya o kadının kocası, ya o çocuğun babası?

Kimse kendini kandırmasın! Türkiye’ye sığınan Suriyelilerin kocaları, babaları Batı adına Suriye rejimine karşı ayaklanan teröristlerdir!

KAMP YANDAŞLARA AÇIK

Bu arada Başbakan’ın “gidip görün bu insanları” demesi de kocaman bir aldatmacadır. O kampa sadece akredite gazetecilerin girebildiğini en iyi Aydınlık muhabirleri bilir!

Peki, o insanları acaba Başbakan Erdoğan’ın kendisi bizzat gidip gördü mü? Yanıtı kendisinden dinleyin: “Benim ertelenmiş bir ziyaretimdi, bunu da yerinde yapacağız.”

MİLLET, VEKİLLERİNE SINIRI BİLDİRMELİ

“Sınır ihlali var, gereken yapılacaktır” diyen Erdoğan, artık sınırı geçmiştir! Üç seçim kazanması, yüzde 49 oy alması ona bölgeyi kan gölüne çevirme yetkisi vermez! Avrupa’yı kana boğan Hitler de, Alman halkının kendisine verdiği oyu meşruiyet belgesi varsaymıştı!

Alman halkının 60 yıldır silemediği bu büyük utancın benzerini Türk milleti yaşamak istemiyorsa, artık vekillerine sınırlarını bildirmelidir!

Türk milleti, 327 AKP milletvekilini, Washington adına komşularına savaş açsın diye seçmedi!

KOMŞUSU BÖLÜNENİN, KENDİSİ DE BÖLÜNÜR!

Suriye rejimine karşı ayaklananlara lojistik destek vermek, Irak’ın tutuklama kararı aldığı kaçak Haşimi’ye ev sahipliği yapmak, Irak başbakanı Maliki’yi “tanımayacağını” söyleyen Barzani’yle entegrasyon ittifakı kurmak, sırf ABD istedi diye komşusu İran’a ambargo uygulamak, Türkiye’yi yönetenlerin görevi değildir!

AKP hükümetinin Suriye, Irak, İran görev ve hedefini müzakere ortağı Selahattin Demirtaş açıklamaktadır: “Iğdır’dan Hatay’a Türkiye’nin güney sınırları resmen Kürdistan olacak.”

Komşularını bölmek, Türkiye’yi yönetenlerin görevi değildir!

Ve Türkiye bu görevlilerin yangınına geç olmadan artık “dur” demelidir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
11 Nisan 2012

, , , , ,

Yorum bırakın

ARAP BİRLİĞİ AKP’Yİ DIŞLADI

Bağdat’ta yapılan Arap Birliği Zirvesi, hem Suriye gündemi nedeniyle hem de İstanbul’daki “Suriye’nin düşmanları” toplantısından hemen önce yapılması nedeniyle olağanüstü öneme sahipti.

Zirve hem Irak’taki saflaşmayı, hem de bölgedeki saflaşmayı ortaya koydu. 20 yıl aradan sonra ilk kez Irak’ta toplanan Arap Birliği Zirvesi’ni bu saflaşmalar bakımından inceleyeceğiz:

ARAP BİRLİĞİ’NİN SURİYE DÖNÜŞÜMÜ

1. Arap Birliği Zirvesi’ni önemli kılan ilk etken, Suriye konusundaki iç değişimiydi. Zira Arap Birliği ilk önce Batı – Türkiye ekseni doğrultusunda bir tutum almıştı.

Ancak Rusya – Çin – İran bloğunun Suriye konusunda yaptığı hamleler de Arap Birliği tutum değişikliğine yöneldi. Arap Birliği, Suudi Arabistan’ın başını çektiği Körfez ülkelerinin tüm itirazlarına rağmen, Rusya ile kısmi bir ittifak kurarak, Suriye konusunda Annan Planı sürecini başlattı.

Bu arada Kofi Annan’ın AKP tarafından İstanbul’daki Suriye toplantısına davet edildiğini ancak katılmadığını da not düşelim.

Kofi Annan’ın Rusya’ya ve Çin’e gidip Türkiye’ye gelmemesi, Suriye konusundaki genel saflaşmaya da işaret ediyor.  Ancak Türkiye açısından daha vahimi, Kofi Annan’ın, kendisini bizzat telefonla arayarak davet eden Başbakan Erdoğan’ı, BM’de işleri olduğu gerekçesiyle reddetmesiydi…

2. Bağdat’taki Arap Birliği Zirvesi’ne Suudi Arabistan’ın başını çektiği Körfez ülkeleri alt seviyeden katıldı. 9 ülke devlet başkanı düzeyinde zirvede bulunurken, Suudi Arabistan ve Katar’ın büyükelçi düzeyinde toplantıda yer alması anlamlıydı.

Suudi Arabistan ve Katar’ın AKP’nin bölgedeki en önemli iki müttefiki olduğunu vurgulayalım.

Birlik, Suriye konusundaki tutum farklılığı nedeniyle üçe bölünmüş durumda. Birinci grupta Esad’a dolaylı destek veren ve dış müdahaleye kesinlikle karşı olan ülkeler bulunuyor. İkinci grupta Esad’a karşı olan ama Suriye’ye müdahale edilmemesini isteyen ülkeler var. Üçüncü grupta ise Suriye’ye savaş açılmasını savunan Körfez ülkeleri bulunuyor.

TÜRKİYE BÖLGEDE YALNIZLAŞIYOR

3. Bağdat, Arap Birliği Zirvesi’ne Türkiye’yi davet etmedi.

2007 yılından bu yana Arap Birliği toplantılarına daimi gözlemci olarak katılan Türkiye, Suriye konusundaki tavrı nedeniyle bu yıl ilk kez Zirve’den dışlandı.

Son olarak 2011 yılında Kahire’deki Arap Birliği Zirvesi’ne katılan Türkiye’yi, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu temsil etmişti.

Böylece Rusya ile Annan sürecini başlatan Arap Birliği’nin Körfez ülkeleri dışındaki ana bölümü, açıkça AKP’yi dışarıda tutmuş oldu.

SURİYE’YE MÜDAHALEYE SET ÇEKİLDİ

Arap Birliği, Bağdat Zirvesi sonrası yayınladığı 49 maddelik sonuç bildirgesiyle, Suriye’ye dış müdahaleye şu anda set çekti. Birlik, Suriye’ye 6 maddelik Annan Planı’nı kabul etmeyi tavsiye etti.

Nitekim Beşar Esad Zirve’den önce Annan Planı’nı kabul ettiğini açıklamıştı. İstanbul’daki Suriye Ulusal Konseyi adı altında birleştirilmeye çalışılan rejim muhalifleri ise ayak sürüyor… Çünkü planı kabul ederlerse Şam’la oturup müzakere etmek durumunda kalacaklar. Oysa onlara verilen görev ellerinde silahla Şam’a geri adım attırmak için iç karışıklık çıkartmak!

Bağdat’taki Arap Birliği Zirvesi’nden sonra, yarın da İstanbul’daki “Suriye’nin düşmanları” toplantısını inceleyeceğiz…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Nisan 2012

, , , , , ,

Yorum bırakın

AKP’NİN SURİYE STRATEJİSİ ÇÖKTÜ

Son 6 aydır, ayda en az bir kez, “birkaç gün içinde Türkiye’nin Suriye’ye müdahale edeceğini” iddia edenlere kaşı, “hayır, kısa vadede Suriye’ye dış müdahale yok” yanıtı veriyoruz. Başbakan Erdoğan’ın Ahmet Davutoğlu aracılığıyla Beşar Esad’a 15 gün süre tanıdığı 9 Eylül görüşmesinden beri, böyle sürüyor…

Bu hafta yeniden savaş tamtamları çalınmaya başlandı… Ayağına postal giyen kimi TSK karşıtları, “Suriye’ye ha girdik, ha gireceğiz” demeye başladılar.

Ancak zaman tersine AKP’nin aleyhine işliyor. Mehmet Ali Birand gibi deneyimli gazeteciler gerçeği görmeye başladılar. Birand, Başbakan Erdoğan’ın geçen yıl dile getirdiği “Esad birkaç aydan fazla dayanamaz” sözlerini anımsattığı dünkü yazısına şu başlığı atmıştı: “Esad’a biçilen süre 2 yıla çıktı.”

AKP’yi sahaya sürmeye çalışan ABD bile “Kasım 2012 başkanlık seçimlerinden önce benden bir şey istemeyin” dedi açıkça. Washington’un zorluklarını belirtmek durumunda kalmasından çıkar sağlamaya çalışan AKP, yeni bir propagandaya soyundu. Başbakan Erdoğan’ın medyadaki sözcüsü Yalçın Akdoğan, Obama – Erdoğan görüşmesinden bir şey çıkmamasını “Türkiye’nin Suriye politikasını ABD dayatması olarak görenlere” yanıt gibi sunmaya çalıştı.

AKP, SURİYE MUHALEFETİNİ BİRLEŞTİREMEDİ

ABD’nin Çin – Rusya – İran bloğu nedeniyle Suriye’ye dış müdahaleyi rafa kaldırdığı süreçte, AKP’ye verilen strateji özetle şöyleydi: AKP, Suriye muhalefetini birleştirecek, muhalefet Batı tarafından silahlandırılacak, ele geçirilen bir merkez üzerinden Esad’ın üzerine yürünecek, iç çatışma dolayısıyla Türkiye’ye kaçan mülteciler gerekçe gösterilerek “tampon bölge” oluşturulacak ve Suriye’ye müdahale edilecek!

AKP’nin, stratejinin daha ilk basamağını çıkamadığı görülüyor. Hafta sonu yapılacak “Suriye’nin düşmanları” toplantısı öncesi muhalefeti birleştirmeye soyunan AKP’nin Pendik toplantıları fiyaskoyla sonuçlandı. Batı’nın muhalefeti silahlandırmak için öncelikle birleşmeyi ve “Suriye Ulusal Konseyi” ile “Hür Suriye Ordusu” bağının kurulmasını şart koşması üzerine harekete geçen AKP yoğun bir çalışma yürüttü. Ancak hem Barzani’nin önderlik ettiği “Suriye Kürt Ulusal Konseyi” hem de “Suriye Ulusal Koordinasyon Kurulu” toplantıdan çekildi. Üstelik “Özgür Suriye Ordusu” da toplantıya katılmadı. Böylece muhalefeti birleştirmekle görevli AKP’nin elinde bir tek İhvan kaldı!

OBAMA – ERDOĞAN BULUŞMASINDAN TELSİZ ÇIKTI

Erdoğan’ın Seul’deki Nükleer Güvenlik Zirvesi’nde görüştüğü ABD Başkanı Barrack Obama da, muhalefete sadece haberleşme ve koordinasyon kurulması için telsiz verebileceklerini söyledi.

Tampon bölge kurulması için gereken mülteci çoğunluğu da bir türlü sağlanamadı! AKP’nin kurduğu çadır kentler hâlâ boş… Toplam 17 bin Suriyeli Türkiye’de.

Diğer yandan “rejim muhaliflerini Esad ile müzakereye zorlayan” Annan Planı’nın Şam tarafından kabul edilmesi, AKP’yi iyice çıkmaza soktu. Annan Planı’nın Rus – Arap Birliği ve Çin inisiyatifinin yarattığı iklimde oluştuğunu anımsatalım. AKP’nin Annan Planı’nı Kıbrıs’ta desteklemesi, Suriye de ise kösteklemesi bu nedenledir…

Diğer yandan Bağdat’ta toplanacak Arap Birliği Zirvesi’ de AKP’yi telaşlandırıyor. Zira Arap Birliği Genel Sekreteri Nebil El Arabi, “Bağdat’tan Esad’a git çağrısının çıkmayacağını” zirve öncesinde ilan etti!

TÜRKİYE YALNIZLAŞIYOR!

Tüm bu gelişmeler, AKP’nin “stratejik derinlik”te çıkmaza girdiğini gösteriyor. İran’ın  “NATO’nun Ortadoğu’daki maşası” olarak nitelediği AKP’nin politikaları, Türkiye’yi hem komşuları İran – Irak – Suriye hattıyla, hem de Rusya ve Çin ile gittikçe daha çok karşı karşıya getiriyor.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
29 Mart 2012

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

ÇİN VE RUSYA SAF MI DEĞİŞTİRDİ?

Atlantik’e çıpalı medya haberi şöyle verdi: “Rusya ve Çin saf değiştirdi.” Peki, ne olmuştu da Moskova ve Pekin, Şam’a desteğini çekip saf değiştirmişti: “BM güvenlik Konseyi, Annan’ın Suriye planı üzerinde anlaşmıştı.”

Yani Çin ve Rusya, daha önce ABD’nin Suriye karar tasarısını veto ettiğine göre, şimdi başka bir karar tasarısında da anlaştığına göre, illaki saf değiştirmiş olmalıydı!

Öncelikle ortada bir “tasarı” mı vardır, yoksa Rusya’nın açık destek verdiği Annan’ın bir “çalışma programı” mı vardır? Ya da BM güvenlik Konseyi’nin diğer daimi üyeleri olan ABD, Fransa ve İngiltere mi acaba geri adım atmıştır? Üzülerek söyleyelim ki, bu iki soruyu sormadan yukarıdaki başlığı atanların, sadece ikinci mesleği gazeteciliktir!

BMGK BAŞKANLIK AÇIKLAMASI

Gelin şimdi gerçeği beraberce inceleyelim:

Doğrudur, BM Güvenlik Konseyi üyeleri, sorunda Suriye ile ilgili bir metin üzerinde anlaştı. BMGK üyeleri, önceki akşam BM-Arap Birliği’nin Suriye özel temsilcisi Kofi Annan’a tam destek veren başkanlık açıklamasını kabul etti.

Başkanlık açıklamasında, Şam yönetimine ve muhalefete, Annan ile Suriye krizine barışçıl çözüm bulma yolunda iyi niyet içinde işbirliği yapmaları, Annan’ın 6 maddelik teklifini uygulamaları çağrısında bulunuluyor.

İşte o 6 madde:

1. İnsani yardımların ulaştırılması için ilk adım olarak çatışmaların günde 2 saat durdurulması. 2. Rejimin, ağır silahlar kullanmaya son vermesi ve askerlerini geri çekmesi, muhalefetin de ateşkes için işbirliği yapması. 3. Keyfi tutuklanan ve gözaltına alınanların serbest bırakılması. 4. Gazetecilerin serbestçe dolaşmalarının sağlanması. 5. Barışçıl toplanma ve protesto hakkına saygı duyulması. 6. Halkın meşru taleplerine cevap verecek ve herkesi kapsayacak siyasi süreç için Annan ile çalışılması.

Biliyorum, siz de açıklamada “Esad ve karşıtlarına işbirliği” tavsiyesi edilmesini çok önemli buldunuz. BMGK Başkanlık açıklamasının aslında ne anlama geldiğini yorumlayacağız ama gelin önce Moskova’nın daha önce gündeme getirdiği, Suriye’yle ilgili 5 maddelik çözüm planını anımsayalım:

RUSYA’NIN 5 MADDELİK ÇÖZÜM PLANI

Moskova’nın ilan ettiği bu 5 maddelik planın, BM Güvenlik Konseyine sunulacak Rusya – Arap Birliği ortak planı olduğunu da belirtelim:

1. Suriye yönetimi ile muhalifler eşzamanlı silah bırakacak. 2. Suriye’ye silah ve terörist girişini engellemek için BM tarafından sınırlar izlenecek. 3. İnsani yardım için kolaylık sağlanacak. 4. Kofi Annan’ın çabaları desteklenecek. 5. Suriye’ye dış müdahale kabul edilemez.

“Rusya ve Çin’in saf değiştirdi dediği başkanlık açıklamasıyla Rusya’nın 5 maddelik Suriye planı aslında örtüşüyormuş” demeyin hemen, sabredin…

ÇİN’İN 6 MADDELİK ÇÖZÜM PLANI

Gelin bir de Çin’in bu aybaşında ilan ettiği 6 maddelik Suriye planına bir göz atalım:

1. Suriye’deki taraflar (yani Esad yönetimi ve muhalifler) şiddet girişimlerini derhal, kapsamlı ve şartsız olarak durdurmalı. 2. Taraflar, devlet ve halkın uzun vadeli ve temel çıkarlarını koruma ilkesiyle hareket ederek, BM ve Arap Birliği özel elçisinin (Kofi Annan) adil koordinasyonunda derhal diyalogu başlatmalı. 3. Çin, insan hakları bahanesiyle Suriye’nin içişlerine müdahale edilmesine karşı çıkmayı sürdürecektir. 4. Uluslararası toplum, Suriye’nin bağımsızlığına, egemenliğine, birliğine ve toprak bütünlüğüne, aynı zamanda Suriye halkının siyasal sistem ve gelişme yolunu özgürce seçme hakkına saygı göstermeli. 5. Çin, BM ve Arap Birliği özel elçisinin oynayacağı yapıcı rolü desteklemektedir. 6. BM Güvenlik Konseyi’nin üyeleri (yani ABD, İngiltere ve Fransa) BM tüzüğünün amaçları ve ilkeleriyle, uluslararası ilişkilerin temel ilkelerine uymalı.

Sanırım, bu maddeleri okurken de “Rusya ve Çin’in saf değiştirdi dediği başkanlık açıklamasıyla Çin’in 6 maddelik Suriye planı aslında örtüşüyormuş” diyorsunuzdur…

BATI “ONURLU GERİ ADIM” ATTI

Sadece olguları yan yana koyduğumuzda, yani gerçeğe baktığımızda, durumun hiç de Atlantik’e çıpalı basının verdiği gibi olmadığını, siz de görüyorsunuz…

O yüzden biz, BM Güvenlik Konseyi’nin üzerinde anlaştığı son Başkanlık açıklamasını değerlendirmeyeceğiz uzun uzun… Her şey ortada.

Şu saptamayı yaparak bitirelim bugünlük: Suriye konusunda Batı ile Doğu mücadelesini, şu anda Doğu kazandı. Batı “onurlu geri adıma” razı oldu…

Esad karşıtlarını birleştiremeyen, Kürtleri o muhalefete katamayan, tampon bölge ya da insani koridor kuramayan, muhaliflere yeterli silah dağıtamayan Batı, sadece kontrgerilla faaliyetleriyle ve sabotaj yaparak Esad’ı deviremiyor ve Rusya-Çin-İran bloğunu geriletemiyor.

Ve Batı, Nisan başında Türkiye’de yapılacak Suriye karşıtları toplantısından yeni bir hamle çıkaramazsa eğer, Esad,  konumunu daha da sağlamlaştırmış olacaktır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Mart 2012

, , , , ,

Yorum bırakın

SURİYELİ KÜRTLER NE DÜŞÜNÜYOR? – 2

Dün, Suriyeli üç partinin ülkelerindeki gelişmeleri ve özellikle Türkiye’nin tutumunu nasıl değerlendirdiğini aktarmıştık. Bugün diğer partilerle devam edeceğiz.

MUHAMMED, SURİYE’DE ÖZEKLİK İSTİYOR

Suriye Kürt Demokratik Birlik Partisi Kuzey Irak temsilcisi Mahmut Ali Muhammed “Suriye’de Kürtler için özerklik” istiyor.

“Suriye’nin içinde kalarak demokratik, laik, âdemi merkeziyetçi bir siyasi yapı” istediklerini belirten Muhammed, “Her bir ülkedeki Kürtler, yaşadıkları sorunları bu ülkelerin sınırları içinde çözmelidir. Biz de sorunlarımızı Suriye’nin içinde çözmeyi istiyoruz” diyor.

GEDDO: TÜRKİYE GEL GİTLER İÇİNDE

Suriye Kürt Sol Partisi Kuzey Irak temsilcisi Şelal Geddo Suriye’nin “demokratik, federal, laik ve parlamenter bir devlet olmasını” istediklerini belirtiyor.

Geddo, Esad’ın Kürtleri karşısına almamak için Kürt bölgelerindeki ayaklanmalara tank göndermediğini, şimdilik silahla karşılık vermediğini savunuyor.

Geddo, Türkiye’nin tutumunda ise gel gitler olduğunu belirtiyor ve AKP hükümetinin Suriye konusundaki sert sözlerinin “içeriye yönelik bir yatıştırma politikası” olduğunu düşünüyor.

ALİ: KÜRTSÜZ REJİM DEĞİŞMEZ

Suriye Kürt Demokrat İlerici Partisi Kuzey Irak temsilcisi Şemdin Ali “Kürtlerin kendi bölgelerinde, kendilerini yönetmelerini istiyoruz” diyor ancak ekliyor: “Bu Irak’taki gibi bir federal sistem çerçevesinde değil, Suriye’ye özgün ademi merkeziyetçi bir siyasi sistem çerçevesinde olmalıdır.”

Şemdin Ali, “Kürtler olmaksızın Suriye’de bir değişim gerçekleştirilemeyeceğini” belirtiyor ve Arapları eleştiriyor: “Beşar Esad hiçbir zaman uzlaşmayacağız. Fakat tüm muhalefet partileri bir araya gelir ve Esad ile görüşürse, o zaman biz de bu görüşmeye dâhil oluruz. Sürekli olarak toplantılar yaptık ama şu ana kadar Araplar Kürtlerin haklarını kabul etmemişlerdir.”

AKP, KÜRTLERİ BİRLEŞTİRİYOR!

Dünden beri görüşlerini aktardığımız Suriye’deki Kürt partilerinin tamamı, Suriye’de âdemi merkeziyetçi bir yapı içinde özerklik talep ediyorlar.

Ancak bu partilerin çoğunun, Barzani’nin partisinin Suriye kolu olduğunu ve birbirlerinden bölünmelerle çoğaldığını belirtmeliyiz. Üstelik tüm bu Barzanici partilerin toplamının, PKK’ye yakın PYD’nin etkisine ulaşamadığını da söylemeliyiz.

İşte AKP de, bu nedenle Suriye’deki Kürtleri Esad karşıtı muhalefete katmak için Barzani üzerinden bir operasyona yöneldi ve Kürtleri bir konsey içinde birleştirmeye çalıştı.

Dışişleri Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu’nun Kürt konferansından hemen önce Erbil’e gitmesi ve Kamu Güvenliği ve Düzeni Müsteşarı Murat Özçelik’in bu süreçte Erbil’de bulunması, AKP’nin konferansa katkısının işaretleridir.

Kuzey Irak Bölgesel Yönetiminin Washington temsilcisi Kubat Talabani’nin sözleri de AKP’nin rolünü teyit ediyor: “Türkiye ile Suriye’yi konuşuyoruz. Türkiye, Esad rejimine karşı Suriye muhalefetini canlandırmaya çalışıyor. Muhaliflerin başarısı için Kürtlerin katılımının kritik önemde olduğunu biliyorlar. Fakat Suriye Kürtleri üzerinde çok az ya da hiç etkileri olmadığını biliyorlar. Irak Kürdistanı liderlerinin çok daha iyi erişimleri var. Düzenli olarak Suriyeli Kürtler ile konuşuyoruz.”

AKP’nin sırf Esad’a karşı muhalefeti canlandırmak için Suriye’nin Kürtlerini birleştirmeye soyunmasını, tarih en hafifinden “Türkiye’nin kendi ayağına kurşun sıkması” olarak saptayacaktır ileride…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
13 Mart 2012

,

1 Yorum

SURİYELİ KÜRTLER NE DÜŞÜNÜYOR? – 1

AKP ile PKK’nin Suriye tartışmasını dün incelemiştik. Erdoğan’ın danışmanı Yalçın Akdoğan, PKK’yi Esad’ın kontrgerillası diyerek suçlarken, Murat Karayılan da AKP’nin “barajlama hareketi” yaptığını belirtiyordu.

Peki, Suriye’deki Kürt partiler, bu ülkedeki gelişmeler hakkında ne düşünüyor?

Ortadoğu Analiz dergisinin bu ayki sayısında Kürt liderlerle yapılmış röportajlar var. O röportaja dayanarak bu soruya yanıt arayacağız.

Derginin bu röportajları Erbil’deki Suriye Kürt Ulusal Konseyi konferansı sürecinde yaptığını belirtelim öncelikle. Suriye’deki Kürt bölgesi Kamışlı’da 26 Ekim 2011’de kurulan Suriye Kürt Ulusal Konseyi, 11 Kürt partisinden oluşan 256 üyeli bir yapı.

Esad rejimine karşı oluşturulan bu yapıya rağmen, Suriye’deki Kürtlerin Batı’nın istediği oranda ayaklanmaması üzerine, devreye Mesut Barzani sokulmuş ve Erbil’de bu hareketin önüne “özerklik” havucu konulmuştu.

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton Tunus’ta Suriye Ulusal Konseyi Başkanı Burhan Galyun ve Suriye Kürt Ulusal Konseyi Başkanı Abdülhekim Beşar ile görüşmüş ve “birlikte mücadele zemini” aramıştı. Nitekim Galyun, 24 Şubat’ta, Tunus’taki sözde “Suriye’nin dostları” zirvesi sırasında “Kürtlere özerklik” vaat etmişti.

BEŞAR: ÂDEMİ MERKEZİYETÇİ SURİYE

Suriye’de kurulan ilk Kürt partisi olan “Suriye Kürt Demokrat Partisi” Genel Sekreteri Albülhekim Beşar “Suriye’nin âdemi merkeziyetçi bir sisteme sahip olmasını” istiyor.

Suriye Kürt Ulusal Konseyi’nin dönem başkanı da olan Abdülkerim Beşar, Kürt devleti kurmak niyetlerinin ise olmadığını söylüyor: “Ayrıca coğrafya açısından da bakıldığında bu pek mümkün değildir. Çünkü şu anda Suriye’de Kürtlerin yaşadığı yerler üç parçaya bölünmüş durumdadır. Hepsinden de önemlisi, bölgede yeni bir Kürt devletinin kurulması siyasi haritanın değişmesi anlamına gelecektir.”

Suriye Kürt Demokrat Partisi, Türkiye’nin Suriye’deki rolünü ise ağırdan almaya başladığını savunuyor: “Başlangıçta, Suriye halkında Türkiye’nin üstleneceği rol konusunda sıcak bir bakış vardı. Ancak bu beklenti gerçekleşmedi.”

YUSUF: ANAYASA’DA KÜRT KİMLİĞİ TANINSIN

Suriye Kürtlerinin en büyük ikinci partisi olan ve kısaca Yekiti diye bilenen Kürt Birlik Partisi Politbüro üyesi Abdulbaki Yusuf, “Anayasa’da Kürt kimliğinin tanınmasını” istiyor.

Ancak Yusuf, Suriye’yi bölmek gibi bir niyetlerinin olmadığını söylüyor: “Kürtlerin Suriye’yi bölmek istediği korkusu yaratılmak için uğraşılmıştır. Bu nedenle halkın içinde de bize karşı olan düşünceler yeşertildi.”

Yekiti lideri Abdulbaki Yusuf, Türkiye’nin pozisyonunu ise şöyle değerlendiriyor: “Türkiye Suriye’deki meseleyi kendi iç meselesi gibi gördüğünü, halkın öldürülmesine izin vermeyeceğini söylemişti. Ama birkaç gün önce çok sayıda Suriyelinin öldürülmesine rağmen, güçlü bir tepki gelmedi. Bu nedenle Türkiye’nin etkisinin azaldığı söylenebilir.”

RESUL’ÜN UÇUŞA YASAK BÖLGE  TALEBİ

Suriye Kürt Demokrat Partisi’nden ayrılan, Kürt Demokrat Partisi El Parti’nin Kuzey Irak temsilcisi Behçet Beşir Resul ise Suriye’de “uçuşa yasak bölge” ilan edilmesini ancak “bu bölgeye askeri güç getirilmemesini” istiyor.

Resul, Nasreddin İbrahim’in liderliğini yaptığı partilerinin Suriye’deki gelişmelere dair tutumunu şu sözlerle özetliyor: “Biz, komşu ülkeler ve diğer ülkelerden ayaklananlar için bir koruma istiyoruz fakat iç işlerine müdahaleye karşıyız. Çünkü eğer bir askeri müdahale olursa, kurunun yanında yaş da yanacaktır.”

NOT: Yarın Suriye’deki diğer Kürt partilerinin gelişmelere nasıl baktığını aktarmayı sürdüreceğiz.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Mart 2012

,

Yorum bırakın

WordPress.com'da ücretsiz olarak kendi web sitenizi oluşturun.Kendi web sitenizi oluşturun
Ücretsiz başlayın