Posts Tagged Suriye
Ankara’nın A ve B planı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 25/11/2024
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, fotoğraflardan anlaşıldığı kadarıyla, geniş bir gazeteci grubuyla basın toplantısı yaptı. Ne yazık ki Türk dış politikasının kapsamlı bir şekilde ele alındığı bu basın toplantısında Cumhuriyet gazetesi yoktu. Ambargonun sadece bakanlık kaynaklı olmadığını, doğrudan saraydan kaynaklandığını önemle belirteyim.
Cumhuriyet’in Fidan’a sorusu
Fidan’ın gazetecilerin sorularına yanıtları, iktidarın temel dış politikalarını ortaya koymuş oldu. Bugün onlardan birini, ABD-PYD-Suriye bağlamında olanı ele alacağım ama öncesinde o basın toplantısında Cumhuriyet adına olsaydık neyi soracağımızı buradan belirteyim, belki Dışişleri kaynakları, ambargoya rağmen yanıtlama nezaketi gösterir…
Fidan Haziran ayında Çin’e yaptığı ziyaret sırasında çok önemli mesajlar verdi; “tek Çin” dedi, “çok kutupluluk” dedi, “yeni düzen” dedi, “küresel faciaya karşı güçlü Çin” dedi. Fidan’ın bu mesajları, iktidara yakın medyada olumlu görülmediği gibi, tersine iktidarın ideolojik amiral gemisi durumundaki gazete Çin’i hedef aldı; Fidan’ın mesajlarının aksine “Çin’in sessiz istilası” manşetini atdı. Dışişleri Bakanı Fidan bu çelişkiyi nasıl açıklıyor? Devlet ile hükümet politikası arasında fark mı var? Hükümet içinde farklılıklar mı var? Yoksa “hem vergiyi artırır hem de yatırım isterim” türünden bir taktik mi bu?
Güler-Fidan’ın Trump değerlendirmesi
Gelelim ele alacağım esas konuya…
Anımsayacaksınız, bu köşede Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in şu değerlendirmesini yorumlamıştım: “Ben, Sayın Trump’ın bölgeden Amerikan askerlerini çekebileceğini değerlendiriyorum” (AA, 13.11.2024).
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan bu değerlendirmeyi bir seviye daha yukarı taşımış: “Trump yönetiminin, PKK/PYD ile olan ilişkisini gözden geçireceğini değerlendiriyorum” (AA, 23.11.2024).
Öncelikle hep söylediğimi yineleyeyim: ABD girdiği yerden isteyerek çıkmaz, zorla çıkartılır. Dolayısıyla ABD’nin Suriye’den çekilmesi Trump’ın isteğiyle değil, bölge ülkelerinin zor kullanmasıyla sağlanır.
ABD-PKK ilişkisi yanlış yorumlanıyor
Fidan ABD-PKK ilişkisinin stratejik değil, taktik bir ilişki olduğunu varsaydığı için, bir istekle biteceğini sanıyor; zira aynen şöyle diyor: “Geçici olarak başlayan bir şeyin bu kadar uzun sürmesi ve Türkiye gibi bir müttefikin artık başka bir noktaya itilmesi, rasyonel ve stratejik olarak izahı olmayan bir konu.”
Hayır, ABD açısından rasyonel ve stratejik izahı olan bir konudur bu. Çünkü birincisi ilişki iddia edildiği gibi geçici olarak başlamış değil. Dahası ABD’nin “Kürt kartı” Suriye’de PYD ile başlamış da değil. ABD “Türkiye himayesinde Kürdistan planı”nı Ankara’nın önüne ilk kez 1965’te, sonra 1973’te, sonra 1986’da getirdi. İkincisi, PKK ABD için taktik değil, stratejik bir araçtır ve İsrail’in güvenliğini de kapsayan çok geniş anlamlar içermektedir.
Normalleşme yerine açılım
Güler ve Fidan’ın açıklamalarından anlaşılan, Ankara’nın A planı, Trump’ın Suriye’den çekilmesine ve PKK/PYD’yi terketmesine dayanıyor. Dolayısıyla ortaya şu harekat planı çıkıyor: ABD çekilince boşluğu Türkiye dolduracak.
Başka değerlendirmelerden, Ankara’da bir de B planı “tartışıldığı” anlaşılıyor: “ABD’nin çekilmesiyle PYD’nin İran’ın güdümüne ve Suriye istihbaratının kullanımına gireceği, o nedenle ABD’yle anlaşarak PYD’nin kontrolünün birlikte ele alınması…”
Ankara’nın A ve B planları bunlar olduğu için Şam’la normalleşme hamlesi doğru olmayan “Esad istemiyor” gerekçesiyle rafa kalktı ve yerini “döve döve açılım” süreci aldı.
Hedef Erdoğan’a süresiz başkanlık, yol Türkiye’yi Kürtlerle Irak ve Suriye’ye genişletme, araç Misakı Millicilik…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
25 Kasım 2024
Erdoğan’ın Trump’tan beklentisi
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 16/11/2024
AKP iktidarı, Trump’ın bu kez ABD askerlerini Suriye’den çekeceğini öngörüyor. Bu öngörüye göre bir planlama yaptıkları anlaşılıyor. “Öcalan açılımı”nın bir yönü de bu sanki…
Peki başkanlığının ilk döneminde ABD askerlerini Suriye’den çekemeyen Trump bu kez çekebilecek mi? Trump’ın müstakbel dışişleri ve savunma bakanları bu konuda ne düşünüyor?
Erdoğan-Güler’in öngörüsü
AKP hükümeti içinden Trump öngörüsünü en net açıklayan Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler oldu: “Trump, başkanlığı döneminde üç defa Suriye’den asker çekmek için talimat verdi. Ben, Sayın Trump’ın şiddetle bunun üzerinde duracağını ve bölgeden Amerikan askerlerini çekebileceğini değerlendiriyorum.” (AA, 13.11.2024)
Nitekim Erdoğan’ın şu açıklamasını da aynı öngörünün bir olası sonucu olarak değerlendirebiliriz: “Önümüzdeki dönemde sınırlarımız boyunca oluşturduğumuz güvenli bölgenin eksik kalan halkalarını da tamamlayacağız.” (AA, 10.11.2024)
Döve döve açılım
”Öcalan açılımı”nın AKP’lilerde bile şaşkınlık yaratan tuhaf uygulanma biçimi de bu öngörüye dayanıyor olabilir. Zira pek çok AKP’li şu çelişkileri açıklayamıyor: Bir yandan “Öcalan gelsin TBMM’de konuşsun” deniyor, diğer yandan Öcalancılarla irtibatlı olduğu iddiasıyla CHP’li belediye başkanı tutuklanıyor. Bir yandan DEM’le tokalaşılıyor, diğer yandan DEM’li belediyelere kayyım atanıyor.
“Bu çelişkiyi nasıl açıklıyorsun” diye soranlara şu yanıtı vermiştim: AKP’nin ilk açılımı bol tavizliydi, tepki gördü. O nedenle şimdi “döve döve açılım” uygulayacak demek ki…
Kuşkusuz açılımın bu hali de sonuç vermeyecek, çünkü yazmıştık: Bahçeli eliyle başlatılan “Öcalan Açılımı”, aslında Erdoğan için “başkanlık açılımı”dır.
En siyonist ABD kabinesi
Yeniden Erdoğan’ın Trump beklentisine dönersek…
Doğru, Trump ilk başkanlık döneminde Suriye’den asker çekmek istediğini açıklamıştı ama çekememişti. Peki şimdi ister mi? Zira şartlar değişti ve Suriye’den asker çekmek, İsrail’in en istemediği durumdur.
Kaldı ki Trump’ın müstakbel Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Michael Waltz, değil Suriye’den asker çekmek, Suriye’ye daha fazla asker gönderme heveslisi iki isimdir. Çünkü Rubio ve Waltz, YPG’nin ABD’nin bölgedeki en önemli müttefiklerinden biri olduğunu savunmaktadır.
Diğer yandan isimleri ABD basınında konuşulan kabine adaylarına bakılırsa, Trump, ABD tarihinin en İsrail yanlısı hükümetini kuracak. Böyle bir kabinenin Suriye’den asker çekmesi pek olası görünmüyor.
Öte yandan Trump’ın seçilmesiyle birlikte İsrail, “Lübnan’da ateşkese olumlu bakan ama Suriye’ye saldırılarını artıran” bir profil çizmeye başladı. Netanyahu, Lübnan, Suriye ve İran’a saldırılara karşı çıkan İsrail Savunma Bakanı Galant’ı, Trump’ın seçildiği gün görevden aldı.
Ne yapmalı?
Dolayısıyla AKP iktidarının “ABD’nin Suriye’den çekileceğine” dayanan bir strateji oluşturması temelsiz olacaktır.
Ancak asıl vahimi şudur: ABD’nin Suriye’den çekilmesi daha önce gündeme geldiğinde, iktidarın düşünce kuruluşu SETA’nın uzmanları harekete geçmiş ve “boşluğu Rusya-İran-Esad üçlüsü doldurmadan Türkiye doldurmalıdır” tezleri ortaya atmıştı.
Oysa izlenecek yol tam tersidir: Türkiye, ABD’nin Suriye’den çekilmesini istiyorsa, 1) Esad’la anlaşmalı, 2) Astana ortakları Rusya ve İran’la işbirliğini derinleştirmelidir.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
16 Kasım 2024
Erdoğan’ın oyun planı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 24/10/2024
Bahçeli’nin DEM’lilerle tokalaşarak başlattığı süreç, “Öcalan’ın tecriti kalksın, umut hakkı verilsin, gelsin TBMM’de konuşsun” çağrısıyla sürüyor. Bu hamleler, “Bahçeli, ABD-İsrail’e karşı büyük oyun kurdu” diye pazarlanıyor; hatta “Bahçeli’nin büyük planına Erdoğan’ı da sürüklediği” iddia ediliyor.
Bahçeli’nin kurduğu bir oyun planı yok, kendisi ilk günden beri oyun planlarının küçük-büyük oyuncusu olabilmiştir sadece. “Mehmet Ali Güller” adlı Youtube kanalımdaki “Bahçeli’nin 16 sabıkası” başlıklı yayını izlerseniz, MHP liderinin hangi oyunlarda hangi rolleri aldığını ve birikmiş siyasi sabıkalarının listesini görebilirsiniz.
Burada da Bahçeli 17. siyasi sabıkasına imza atmaktadır. Ve bir oyun planı kuran değil, Erdoğan’ın oyun planında rol alan konumdadır.
Erdoğan’ın başkanlık sorunu
Erdoğan yeni bir oyun planı kuruyor, çünkü yeniden başkan seçilebilme sorunu var. Bu sorunun “sınırsız çözümü” yeni bir anayasa yapmaktan geçiyor. Yeni anayasayı kabul ettirebilmek için de DEM Partisi’nin oylarına ihtiyacı var.
Erdoğan’ın oyun planının içeride iki ayağı var: Birincisi DEM Partisi’ni devreye sokmak üzere zıttını, MHP’yi kullanmak; ikincisi de süreçlere meşruiyet kazandırabilmek için CHP’den yararlanabilmek. Dolayısıyla “normalleşme-yumuşama” süreci de nesnel olarak Erdoğan’ın oyun planını kolaşlaştıran bir boyuta sahip.
“Büyük Ortadoğu” sorunundan faydalanma
Olası geniş kamuoyu baskısına karşı içerideki bu süreci dışarısıyla ve “İsrail’in hedefi Türkiye” söylemiyle dengelemeye çalışacaklar. Şöyle:
– İsrail’in Lübnan’a saldırıları sürüyor: Erdoğan bu nedenle yeniden “sığınmacı kartı” açtı. Geçen hafta Almanya Başbakanı Olaf Scholz ile ortak basın toplantısında, “Hem Suriye’den hem de Lübnan’dan yeni sığınmacılara kapılarının açık olduğunu” ilan etti.
– İsrail, konjonktürü fırsata çevirebilmek için Suriye’ye saldırılarını artırıyor, Golan’daki durumunu tahkim edecek bir düzenleme arayışında: İktidar bunun savaşı bölgeselleştirme potansiyeli olduğunu, İran’a da sıçrayabileceğini, dahası İsrail’in olası yanıtından sonra İran’ın bu kez savaşa girmek zorunda kalabileceğini, bunun da ABD’yle yeni bir işbirliği dönemini açabileceğini hesaplıyor. Bu durumun hem riskler hem de fırsatlar doğuracağı düşünülüyor: Risk, Türkiye’nin de bölgesel bir savaşın parçası olması, fırsat ise “ABD sponsorlu PYD devleti” sorununun “iki açılı” çözümü:
İki açılı “çözüm”
1) ABD’nin kökleri 1965’e kadar uzanan “Türkiye himayesinde Kürdistan” planıyla uyumlu çözüm: Bu çözüm ile Erdoğan’ın 22 yıllık “Türkiye’yi Kürtlerle genişletme” hedefinin hayata geçeceği ve karşılığında siyasi konumunun pekişeceği varsayılıyor.
2) Öcalan’ın çıkışıyla PKK’nin kendini lağvettiği ama PYD olarak Suriye’de Türkiye tarafından kabul edildiği çözüm: Bu çözüm, Fırat’ın doğusundaki Kürdistan’a karşı Fırat’ın batısında Halep’e inen bir nüfuz bölgesinin paylaşılmasını içerecek.
Erdoğan’ın hedefi
Görüleceği üzere bu iki çözüm de Erdoğan’ın “sultanizm” rejimi için kısmi bir çözüm olsa da Türkiye için bir çözüm olmayacaktır ve tersine Türkiye’yi bölgede ciddi sorun haline getirecektir.
Dolayısıyla Erdoğan’ın hedefi Kürt sorununu çözmek ya da komşularla iyi ilişki geliştirerek bölgesel savaş riskini azaltmak değildir. Hedefi, Ortadoğu’da İsrail’in saldırganlığından ve ABD’nin müttefik ihtiyacından yararlanarak yeni toprak kazanmak ve bunu sultanlığını pekiştirmekte ve davasının bayrağını yükseltmekte kullanmaktır.
Elbette bunlar plan ve hayata geçmesini engelleyecek faktörler de yok değil!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
24 Ekim 2024
Açılımın üç sorunu
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 17/10/2024
Ankara kulislerinde en çok tartışılan konu: MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin DEM’lilere uzattığı el, yeni bir çözüm sürecine dönüşür mü?
Biz bu soruya, açılımın üç sorununu tartışarak katkı koymaya çalışalım.
1. Kürt sorununa mı çözüm?
Soru şu: Erdoğan Kürt sorununu çözmek için mi yeniden açılım yapıyor, yoksa iktidarını/başkanlığını sürdürebilmek için mi?
Bunu şu nedenle soruyoruz: Erdoğan Türkiye’de Kürt sorunu olmadığını da söyledi, olduğunu da… Olduğunu söylediğinde açılımcıydı, olmadığını söylediğinde açılımı kapatmıştı.
Bu durum, Erdoğan’ın açılım ihtiyacını ortaya koyuyor: Meselesi Kürtler ya da Kürt sorunu değil, meselesi iktidarını sürdürmek. İktidarını sürdürebilmek için de ya TBMM’nin seçim yenilemesi ya da yeni anayasanın kabulü gerekiyor. Sayısal nedenlerle, ikisi için de DEM’in desteği lazım.
Açıklamalarına bakılırsa, Kürtlerin siyasi partisinin de en azından bir bölümü, Erdoğan’ın iç politik ihtiyaçları üzerinden, kendi siyasi ajandasına kazanım oluşturabileceğini hesaplıyor.
2. Bölgesel durumdan yararlanma mı?
Devlet Bahçeli’nin DEM’lilere el uzatmasıyla başlayan bu süreç, kuşkusuz bölgedeki yeni durumla da ilgili.
İktidarın ilk açılımı ile iktidarın neo-Osmanlıcı çizgisi arasında bir ilişki vardı. Öyle ki iktidar hem “Lozan hemizettir” diyor ama hem de Misakı Millicilik yapıyordu. Yani Türkiye Cumhuriyeti’ne dahil edilemeyen Musul-Halep hattını işaret ediyordu. Suriye’de Atlantik cephesiyle girilen “macera” bu nedenleydi. Suriye macerasından bir türlü çıkmamaları da bu nedenle…
İşte “İsrail’in hedefi Türkiye” söylemi de bununla ilgilidir. İktidarın “stratejik derinlikçileri” Ortadoğu’da yeniden sınırlarının çizilebileceğini, Ankara’nın önüne yeniden “genişleme” fırsatı çıktığını, Erdoğan’ın yeniden “Küresel düzenin altında bir alt düzen” inşa etme olanağına kavuşabileceğini düşünüyor…
Suriye’yle normalleşmeye şartlar koyarak normalleşme eğilimini terketmeleri, Mavi Vatan doktrinini rafa kaldırarak Doğu Akdeniz’de geri adım atmaları, Yunanistan’la tavizli normalleşmeleri, Ukrayna-Rusya dengeciliğinde ağırlığı Ukrayna kefesine koymaları, ABD-İngiliz enerji devleriyle 10 yıllık anlaşmalar yapmaları, Rusya’ya uyguladıkları yeni yaptırım…
Ve en önemli iki yeni gelişme de şu: İran karşıtlığının artması ve İdlib merkezli bir hareketliliğin başlaması!
3. Birinci partiye tuzak mı?
Eski açılımda CHP, MHP’yle birlikte açılımın genel olarak karşısındaydı. Gerçi Erdoğan ilk açılımdan istediği sonuçların bazılarını elde etmişti ama sonuçların tamamına ulaşamamasında bir etken de buydu.
MHP artık Cumhur İttifakı’nda, üstelik yeni açılım için bizzat Bahçeli sahaya sürüldü; çünkü siyaseten Erdoğanizme yapışmak dışında şansı kalmadı.
Peki CHP? AKP ve MHP cephesinden gelen açıklamalar, Erdoğan’ın CHP’yi de açılıma bir şekilde monte etmek istedğine işaret ediyor. DEM de aynı görüşte. Nitekim DEM yönetimi açık açık CHP’nin de devreye girmesini istedi. Gerekçeleri kendileri açısından makul: AKP’ye güvenmedikleri yeni süreçte, CHP’nin sübap olabileceğini hesaplıyorlar.
Peki daha düne kadar CHP’yi “DEM’lenmekle” suçlayan AKP-MHP cephesi neden CHP’yi sürece katmak istiyor? Çünkü CHP artık birinci parti. AKP-MHP CHP’yi açılım süreci üzerinden yeni anayasa sürecine de dahil edebileceğini düşünüyor. Varsın CHP son tahlilde yeni anayasa kabulüne hayır desin, komisyonlarda bulunarak hazırlanmasına dahil olması Erdoğan için yeterli meşruiyeti sağlayacak nasılsa! Üstelik bu süreçte ulusalcıların tepkisi nedeniyle CHP’nin oyları da önemli oranda erimiş olacak! Erdoğan da bir taşla birkaç kuş vurmuş olacak…
Bakalım Erdoğan’a yine aynı fırsatı verecekler mi?
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
17 Ekim 2024
AKP’nin normalleşme pazarlığı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 23/09/2024
Erdoğan “Suriye’yle normalleşmeye hazırız” diyor, ardından Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler “Suriye’nin yeni anayasayı kabul etmesini, seçim yapmasını ve sınırları güvence altına almasını” şart koşuyor.
Erdoğan “Esad’la görüşmeye hazırım” diyor, ardından Dışişleri Bakanı Hakan Fidan şartlar sıralıyor; “BM kararı” diyor, “önce rejimle muhalefet barışsın” diyor, “çekilirsek daha çok sığınmacı gelir”, diyor.
Üstelik Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad bu süreçte, “Türkiye güçlerini çekmezse görüşmelere başlamayacağımız doğru değil” demesine rağmen!
Erdoğan ve bakanları “iyi polisi – kötü polis” oynamayacaklarına göre, Suriye’yle normalleşme konusundaki bu çelişkili açıklamalarının başka nedenleri olmalı.
Açık ki iktidar Suriye’yle normalleşmeyi stratejik ihtiyaçlar için değil, taktik pazarlıklar için kullanıyor. Üstelik hem ABD’yle hem Rusya’yla hem de İran’la ayrı ayrı pazarlık halindeler.
Özerk bölge pazarlığı
İktidar önce Suriye’de Esad yönetimini devirip bir İhvan rejimi kurmak istedi, olmadı. Bunun için radikal İslamcı örgütlerden PYD’ye kadar geniş bir ağ ile hareket etmeye çalıştı. Ankara’da PYD lideri Salih Müslüm’e “özerkliğine karışmayız, yeterki Esad’ı devirmek için ÖSO’yla hareket et” dendi.
PYD ABD’yi seçti; Washington’un “Kürt koridoru” planının aktörlüğüne soyundu. AKP bu kez Türk devletinin “koridoru engelleme” politikasını, kendisinin “ÖSO nüfuz alanı” oluşturma hedefine dönüştürmeye çalıştı.
Bu durum ise bölgede İdlib merkezli bir tıkanma doğurdu. Ancak bu tıkanma ABD-PYD stratejisine yarıyor. ABD Suriye petrolü çalmayı, PYD’yi ordulaştırmayı sürdürüyor, PYD ise özerk bölge yönetme deneyimini geliştiriyor.
AKP’nin ABD’yle pazarlığının temelini de nesnel olarak bu zamana bırakılmış tablo oluşturuyor: ABD’nin PYD bölgesine karşi AKP’nin ÖSO bölgesi!
İç içe pazarlıklar
Suriye’yle normalleşme, Moskova’nın Ankara’dan talebiyle başlayan bir konuydu. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna’yla savaşırken, Suriye’deki İdlib merkezli sorunla daha fazla uğraşmak istemiyordu. Bunun için de bizzat Erdoğan’dan Esad’la normalleşmesini istemişti.
Erdoğan ise süreci hem iç politikanın hem de dış politikanın ihtiyaçlarına göre ağırdan aldı: Örneğin seçim sürecinde muhalefetin sığınmacı sorunu baskısına karşı kullandı. Dış politikada ise Rusya’yla çok boyutlu ilişkileri kontrollü bir dengede tutabilmenin aracı olarak görüyor.
AKP aynı zamanda konuyu, İran’la Güney Kafkasya’daki rekabet alanları için de bir pazarlık kartı olarak görüyor. AKP’ye yakın medyada İran konusunda inişli çıkışlı tutumlar alınması, hatta Suriye’deki Türk askeri varlığını İran’ı dengeleyici faktör olarak ABD’ye pazarlama çabaları, konuyu iyice çıkmaza sokuyor.
En acil, en önemli normalleşme
Çıkmaza düşmemenin tek yolu var: Suriye’yle normalleşmeyi stratejik düzlemde ele almak.
Zira o düzlemde Türkiye’nin çıkarları var: Sığınmacı sorununa çözüm yoluna girmek var, Doğu Akdeniz’deki enerji-politik güç mücadelesinde müttefik kazanmak var, ABD projelerini birlikte engelleme olanağı var, sınır güvenliğini en maliyetsiz şekilde çözmek var…
İktidar 15 Temmuz’un sponsoru ilan ettiği Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile normalleşti, Kaşıkçı cinayeti nedeniyle ilişkilerini kopardığı Suudi Arabistan’la normalleşti, İhvan uğruna ilişkilerini kopardığı Mısır Cumhurbaşkanı Sisi’yle normalleşti, “bir gece ansızın geliriz” dediği Yunanistan’la normalleşiyor, 7 Ekim olmasa İsrail’le başlattığı normalleşmeyi sonuçlandırmış olacaktı…
Oysa Suriye’yle normalleşme bu normalleşmelerin hepsinden daha acil, hepsinden daha fazla ihtiyaç ve hepsinin toplamından daha önemlidir.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
23 Eylül 2024
Güler-Flake barikatı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 19/08/2024
Ankara ile Şam’ın normalleşmesi geciktikçe fatura ağırlaşıyor. Faturanın büyüklüğünü anlamamız için sormamız gereken soru şu: Ankara ile Şam neden normalleşmeli?
1) İlk yanıtı Tayyip Erdoğan ve Binali Yıldırım “tersinden” versin: Cumhurbaşkanı Erdoğan 2019’da “Avrupa’nın huzurunu, 4 milyon sığınmacıyı Türkiye’de tutmalarına” bağlamıştı. Başbakan Yıldırım da 2916’da “Türkiye olmasa mülteciler Avrupa’yı istila edecek” diyordu.
O zaman yanıt açık: Sığınmacılar Türkiye’yi “istila etmesin” ve Türkiye “huzur içinde olsun” diye Ankara ile Şam normalleşmeli.
Mesele elbette sadece AB’yle yapılan geri kabul anlaşması değil. Daha önemlisi şu: “Yerli ve milli” burjuvazi, devlet teşvikiyle ucuza Suriyeli çalıştırarak, bir taşla birkaç kuş vuruyor. Hem sığınmacıyı ucuza sömürüyor, hem karşılığında AKP hükümetinden sigorta vb katkılar alıyor, hem de sığınmacıyı Türk emekçisine karşı “sopa” olarak kullanıp, az zam vermeye gerekçe yapıyor.
Hem karada hem denizde ihtiyaç
2) Atlantik koalisyonunun Beşar Esad yönetimini yıkmaya çalışmasından önce, Suriye’nin kuzeyinde bir PKK/PYD devleti sorunu yoktu. AKP hükümetinin en aktif şekilde yer aldığı o koalisyonun çabaları sonucunda Suriye ordusu geri çekilmek zorunda kaldı, boşluğu ABD destekli PYD doldurdu. Bu durum uzunca bir süre AKP’yi hiç rahatsız etmedi, hatta Ankara’ya davet ettikleri PYD liderine “özerkliğinize karışmayız, yeter ki Esad’a karşı bizimle hareket edin” denildi.
ABD ve vekilleri Esad’ı deviremedi ama ABD’nin Suriye’deki varlığı, PYD’nin pozisyonunu korumasını sağlıyor. O zaman baştaki sorumuzun yanıtı açık: Bu tablonun değişmesi için Suriye ordusunun, Suriye topraklarının tümünde egemen olması gerekiyor. Bunun için de Ankara ile Şam’ın normalleşmesi gerekiyor.
3) Türkiye ABD-AB sponsorlu Doğu Akdeniz enerji-politik güç mücadelesinde yalnızlaştırıldı. Bu yalnızlık, Doğu Akdeniz’in önemli ülkesi Suriye’yle işbirliği yaparak aşılır.
Normalleşmeye fren şartları
Özetle Ankara ile Şam’ın normaleşmesi gerekiyor ve gecikme, faturanın maliyetini artırıyor. Ancak AKP hükümeti, özel ajandası nedeniyle normalleşmeyi “stratejik hedef” olarak değil, dışarıda Astana ortağı Rusya’nın talebi, içeride sığınmacı politikasına yükselen itiraz nedeniyle “taktik hedef” olarak görüyor. Böyle olduğu için de süreç bir ileri iki geri, iki ileri bir geri şeklinde yerinde sayıyor.
Son olarak Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, normalleşmenin önündeki “asker çekme” engeli için 12 Ağustos’ta şu üç şartı açıklayarak frene bastı: 1) Yeni anayasanın kabulü, 2) Seçimin yapılması, 3) Sınırların güvence altına alınması.
Özellikle ilk iki madde açıkça bir ülkenin içişlerine müdahale anlamına gelir ki, Erdoğan son normalleşme mesajlarında “Suriye’nin iç işlerine karışmak gibi bir derdimiz olamaz” diyordu.
Peki bu çelişkiyi nasıl açıklayacağız o zaman?
İki ordu işbirliği mümkün
1) ABD Dışişleri Bakanlığı 17 Temmuz’da resmen ilan etti: “Türkiye ile Suriye’nin normalleşmesine karşıyız.” ABD’nin Ankara Büyükelçisi Jeff Flake de diplomasi muhabirlerine yaptığı açıklamada, normalleşmeye kesinlikle karşı olduklarının altını çizdi. (Cumhuriyet, 15.8.2024).
2) Elbette “normalleşmeyi Erdoğan istiyor ama Güler-Flake karşı çıkıyor” durumu yok. Güler-Flake barikatı Erdoğan’a değil, Türkiye’ye kuruyor. Çünkü Erdoğan da normalleşmeyi “gerçekten” istemiyor. Çünkü ÖSO nüfuz alanı özel ajandası için hâlâ hayal kurmayı sürdürüyor. Çünkü “iç işlerine karışmak gibi bir derdimiz yok” diyorsa da, gerçekte Suriye topraklarındaki bir bölgeye kaymakam, jandarma komutanı, fakülte dekanı atayarak, “fiili egemenlik” yürütüyor.
Halbuki Türk ordusunun Suriye ordusu ile işbirliği içinde hareket ederek hem adım adım çekilmesi hem de önünü açtığı Suriye ordusunun kendi topraklarında egemenlik kurmasını kolaylaştırması mümkün…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
19 Ağustos 2024
Suriyesizler!
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 04/07/2024
Kayseri olayları, başka illere sıçraması ve ardından Suriye’nin kuzeyinde Türkiye’ye karşı tepkiler ve Türk bayrağı yakılması…
Şanghay’dan saat farkıyla izlediğim olayların ardından sosyal medyada yorumladım: “Türk bayrağını yakanlar Suriyeli değil Suriyesiz! AKP’nin Suriye’ye karşı desteklediği ve Suriye içinde kendi denetiminde kurduğu nüfuz bölgesinde yaşayan Suriye karşıtı Suriyesizler bunlar. Neden? Çünkü bölgenin zorladığı Ankara-Şam normalleşme çabasından rahatsızlar, Kayseri’deki olayı bahane edip Ankara ile Şam’ı karşıt tutmaya çalışıyorlar. Daha önce de normalleşme gündeme geldiğinde, yine provokasyonlar yapmışlardı.”
İktidar üç kere suçludur
Diğer yandan Erdoğan’ın Kayseri olayları konusunda muhalefeti suçlaması, tam bir hedef saptırmadır. Türkiye’de çıkmış ve AKP’nin bu politikası sürdüğü müddetçe çıkacak tüm olayların “asıl” sorumlusu iktidarın kendisidir.
Çünkü AKP sığınmacı sorunu konusunda üç kere suçludur:
1) İktidar, sınırları açıp Suriye’ye cihatçı gönderirken, Türkiye’ye de sığınmacı doldurduğu için suçludur.
2) İktidar, Avrupa’ya gitmek isteyen sığınmacıları engelleyip, AB’yle fon karşılığında geri kabul anlaşmaları imzalayarak Türkiye’yi Avrupa önünde tampon ülke, göçmen ve sığınmacı deposu yaptığı için suçludur.
Tampon Ülke kitabımda (Kırmızı Kedi, 2021) anlaşmaları ayrıntılı yazdım. O anlaşmaları nasıl savunduklarını da… Başbakan Binali Yıldırım 2016’da “Türkiye olmasa mülteciler Avrupa’yı istila edecek” diyordu, Cumhurbaşkanı Erdoğan da 2019’da “Avrupa’nın huzurunu 4 milyon sığınmacıyı Türkiye’de tutmalarına” bağlıyordu. Yani iktidar Avrupa’nın huzuru kaçmasın diye Türkiye’nin huzurunun kaçmasını, Avrupa istila edilmesin diye Türkiye’nin istila edilmesini sağlamış oldu!
3) İktidar, Şam’la normalleşme fırsatlarını sürekli elinin tersiyle iterek, sığınmacıların dönüşünü fiilen engellediği için suçludur.
Emperyalist göç stratejisi
Unutulmasın: Göç ve sığınmacı sorunu başından beri sıradan bir “mazlumlara kapı açma” olayı değildi, üst boyutu “emperyalist göç stratejisi”, alt boyutu Erdoğan’ın çifte hedefiydi: Sığınmacıları hem Türkiye’deki ümmetçilik projesinde kullanacaklar hem de ÖSO (Özgür Suriye Ordusunun ismini sonra Suriye Milli Ordusu SMO yaptılar) üzerinden Suriye topraklarında “nüfuz bölgesi” kuracaklardı.
Yani Türkiye’nin sığınmacı sorununun kaynağı, ABD ve AB’nin emperyalist politikalarıdır, o politikalarla işbirliği yapan AKP iktidardır.
Bu tablo bizi sorunun hangi perspektifle ele alınması gerektiğine götürür:
Tepki sorunun kaynağına gösterilmeli
Tepkiyi sorunun kaynağı olan ABD, AB ve AKP yerine sığınmacılara göstermek, büyük hatadır ve daha önemlisi olası sonuçlarıyla değerlendirilirse kendi kendimize tuzağa düşmektir. Tepki sorunun sonucuna değil, sorunun kaynağına gösterilmelidir.
Sığınmacı sorunu konusunda gösterilebilecek en iyi tepki, Ankara-Şam normalleşmesini savunmak ve iktidara Şam’la görüşmesi için baskı yapmaktır. (Üstelik önceki yazımda da belirttiğim gibi bu kez normalleşme konusunda bölgesel gelişmelerin dayatması da var.) Çünkü normalleşme hayata geçtiği takdirde:
1) Şam yönetimi tüm topraklarında egemen olacak, ABD sponsorlu PYD devleti olasılığı ortadan kalkacaktır.
2) Dünyanın dört bir yanından Suriye’ye Esad’ı devirmeye gönderilmiş/gelmiş cihatçı örgütler tasfiye edilecektir.
3) Ankara kurduğu, beslediği ÖSO’yu dağıtmak zorunda kalacaktır.
4) Suriyelilerin vatanlarına geri dönüşü başlayacaktır.
Muhalefet iktidarla normalleşme, yumuşama arayışı hatasını terkedip, Türkiye’nin Suriye’yle normalleşmesi için iktidara karşı sertleşmeli, ağır siyasi baskı uygulamalıdır.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
4 Temmuz 2024
Esad ile Erdoğan’ın mesajlarının arka planı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi on 01/07/2024
Şanghay İşbirliği Örgütü‘ne üye, gözlemci üye ve diyalog ortağı olan ülkelerden birer gazeteci olarak komisyonların etkinliklerini izlemek üzere Çin’deyiz ama aklım Suriye sınırında. Zira bu çok önemli sorunumuz için yine bir fırsat doğdu.
İzleyebildiğim kadarıyla kamuoyunun bir bölümü, Erdoğan’ın Esad’la yeniden görüşebileceğine dair mesajına, haklı olarak önem atfetmedi. Çünkü benzeri mesajlar, sığınmacı sorununun etkisiyle Mayıs 2023 seçimi öncesinde de vardı, hatta bakanlar düzeyinde harekete bile geçilmişti. Ama seçim bitince normalleşme mesajları da bitmişti.
Diğer yandan Erdoğan’ın mesajındaki bazı vurgular da kamuoyu açısından samimi bulunmadı. Bir kere hâlâ Esad yerine Esed diyordu. Ve daha önemlisi, sahadaki uygulamanın tersine, “Bizim Suriye’nin içişlerine karışmak gibi bir derdimiz asla yok” diyerek, normalleşmeye “gerçeklik ve doğruluk” zemininde başlamıyordu (AA, 28.6.2027).
Moskova: Koşullar çok elverişli
Ancak Erdoğan’ın mesajı, bu kez salt iç politik ihtiyaçtan değil, bazı bölgesel gelişmelerin dayatmasından kaynaklanıyor gibi.
Zira Erdoğan’ın mesajından bir gün önce Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad önemli bir çıkış yapmış ve Ankara’ya “adım atılmalı” işareti vermişti.
Esad, Rusya Devlet Başkanlığı Suriye Özel Temsilcisi Aleksandr Lavrantyev’i kabulü sırasında şunları kaydetmişti: “Suriye, Türkiye ile ilişkilerin normalleşmesine, bu sürecin egemenliğine saygı ve Suriye devletinin egemenliğini tüm ülke toprakları üzerinde yeniden tesis etme arzusuna dayanması halinde olumlu yaklaşmaktadır” (Sputnik, 27.6.2024).
Lavrantyev’in görüşmede normalleşme müzakereleri için “koşulların her zamankinden daha elverişli olduğunu” belirtmesi ise önemli ipuçları taşıyor.
Bu mesajdan üç gün önce, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan şöyle demişti: “Suriye ile ilgili Rusların ve bizim tarafın başardığı en önemli şey rejimle muhalifler arasında savaşın şu an itibariyle devam etmiyor oluşudur” (Habertürk, 24.6.2024).
Gerçi asıl başarı Atlantik baskısına boyun eğmeyen Esad yönetiminindir, saldırılara karşı vatan savunması yapan Suriye ordusunundur ve muhalifleri umutsuzluğa mahkum eden Şam’ın kararlılığıdır ama başarıyı kim sahiplenirse sahiplensin, şu aşamada Suriye devleti ile Atlantik destekli muhalifler arasında bir çatışmanın yaşanmıyor olması, normalleşme için çok değerli bir zemindir.
Üç bölgesel gelişme
Gelelim hangi bölgesel gelişmelerin bu yeniden normalleşme eğilimli mesajları tetiklediğine, hatta dayattığına.
1) Kuşkusuz ABD sponsorlu PYD’nin devletleşme hedefli seçim arayışında olması, taraflara işbirliği dayatıyor. Esad’ın mesajındaki “egemenliğini tüm ülke toprakları üzerinde yeniden tesis etme” vurgusu önemli.
2) Bölge devletleri, ABD askerlerini bölgeden çıkarma kararı aldı ve bunu Washington’a dayatıyor. Bağdat, ABD’yi müzakere masasına oturtmayı başardı. Irak’tan çekilmek zorunda kalan ABD’nin, Suriye’de tutunma şansı zayıflar.
3) Türkiye ve Irak merkezli Kalkınma Yolu projesi, komşuları da kapsama potansiyeliyle hayata geçirilmeye çalışılıyor. Hakan Fidan Çin’deki temasları sırasında, Körfez’i Avrupa’ya bağlayacak bu projenin Kuşak ve Yol ile entegrasyonunu dile getirmişti.
Kalkınma Yolu’nun hayata geçmesi yolun güvenliğine bağlı. Ve hem Ankara ile Bağdat, hem de Tahran ile Şam, ABD sponsorlu teröre karşı ikili-üçlü işbirliği yapmaya başladı. Örneğin Irak İçişleri Bakanlığı’na bağlı Sınır Güçleri Komutanı Muhammed el-Sıedi, Türkiye ve İran sınırlarının güvenliği için Ankara ile iki, Tahran ile altı aşamadan oluşan plan ve yöntem belirlediklerini açıkladı (CGTN Türk, 25.4.2024).
Pazarlığa kurban edilmemeli
Kısacası Moskova’nın belirttiği gibi “koşullar her zamankinden daha elverişli” ve yukarıda işaret ettiğimiz bölgesel gelişmeler Ankara-Şam normalleşmesini dayatıyor.
Mesele, dün bunu seçime kurban eden Erdoğan’ın şimdi de NATO zirvesi ile başlayacak Atlantik’le yeni pazarlığında kullanıp kullanmayacağı.
Ancak önemle belirtelim: Erdoğan bu fırsatı şimdi de kullanmazsa, partisinin ve iktidarının gerilemesini daha da hızlandırmış olacak.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
1 Temmuz 2024
ABD’yi Suriye’den kovmanın yolu
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 01/06/2024
PKK/YPG, ABD desteğiyle etkin olduğu Suriye’nin kuzeydoğusunda 11 Haziran’da bir seçim yaparak, konumuna “meşruiyet” sağlamaya çalışıyor.
Burdan bir meşruiyet çıkmayacağı ortada. Irak’ın kuzeyindeki bağımsızlık referandumunun bile sonuç vermediği şartlarda, PYD’nin Suriye topraklarında bir devlet kurma şansı hiç yok.
Nitekim ABD de “şartlar uygun değil” diyerek 11 Haziran seçimini uygun görmediğini resmi olarak ilan etti. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Vedant Patel, “Suriye’nin kuzeydoğusunda yapılacak seçimlerle ilgili şu anda serbest, adil, şeffaf ve kapsayıcı olma koşullarının sağlandığını düşünmüyoruz” dedi ve ekledi: “Bu görüşümüzü Suriye’nin kuzeydoğusunda aktörlere de ilettik.”
PYD’nin asıl amacı
PYD’nin iki nedenle bu konuda adım atmak istediği anlaşılıyor:
1) Irak hükümeti ABD’yi topraklarından çıkarmak için müzakereleri başlattı. Irak’tan çıkan ABD’nin Suriye’de tutunma şansı zayıf. PYD bu nedenle o an gelmeden kendi pozisyonunu sağlama almaya çalışıyor.
2) İsrail Gazze saldırısı sürecinde zaman zaman Suriye’ye de saldırıyor. PYD, dünyanın baskısı altındaki İsrail’in bir anlaşmaya mecbur kalmasından önce hareket edip, bunu fırsata çevirmek istiyor.
PYD’nin asıl amacı ise seçimi bir meşruiyete çevirebilirse, bunu Şam’la özerklik pazarlığında kullanmak.
Teröristan nasıl önlenir?
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye, Suriye’nin ve Irak’ın kuzeyinde bölücü örgütün bir ‘teröristan’ kurmasına asla izin vermeyecektir” dedi (AA, 30.5.2025).
Güzel, peki nasıl engelleyecek? Suriye’de asker bulundurmayı sürdürerek engellemek olası mı? Teknik olarak evet ama Suriye’de sürekli asker bulundurabilmek mümkün mü? Değil tabii ki…
Bu durumda geriye tek yolun kaldığı ortada: Ankara Şam ile anlaşmalı ve Şam’ın Suriye’nin kuzeydoğusunda yeniden egemen olması sağlanmalı. Suriye topraklarındaki TSK birlikleri de Suriye ordusunun önünü açarak bu süreci kolaylaştırmalı ve bu yolla adım adım Türkiye’ye çekilmeli. Böylece Rusya ve İran’ın desteklediği normalleşme sürecini kilitleyen “çekilme takvimi” konusu da çözülmüş olur.
Bahçeli’nin Şam’la işbirliği mesajı
Diyeceksiniz ki “son 10 yılda ‘Ankara ile Şam anlaşmalı’ diye defalarca yazdınız ama Erdoğan’ın buna hiç niyeti olmadığı görüldü hep.” Haklısınız. Ancak bu kez Erdoğan’ın başortağı Bahçeli’nin de Ankara-Şam işbirliğine işaret ediyor olması, belki en azından güvenlik bürokrasisi üzerinde bir basınç oluşturabilir.
Bahçeli net bir şekilde söyledi: “Şam ile işbirliği kurulmalı. Bölücü terör örgütünün kaynağında Türkiye ile Suriye’nin eşgüdüm halinde yapmalarını önerdiğim askeri operasyonlarla kökü kurutulmalıdır.”
Ankara-Şam karşıtlığı PYD’ye alan açıyor
Ankara’nın çelişkileri şunlar: 1) İtiraz ettiği yapının ana sponsoru, kendisinin de müttefiki. 2) Ankara Washington’un politikasına, Washington da Ankara’nın politikasına itiraz üzerinden Suriye’deki varlığını gerekçelendiriyor.
Ankara’nın kolaylığı şunlar: 1) Irak bile ABD’yi topraklarından atmaya dönük adımlar atıyor. 2) Türkiye’nin Astana ortaklarının temel hedefi ABD’yi Suriye’den çıkarmak.
Dolayısıyla şartlar çok uygun ancak Erdoğan “özel ajandası” nedeniyle süreci ilerletmiyor, Moskova-Tahran arabuluculuğunda yapılan normalleşme sürecinde de görüldüğü üzere işlevsel adım atmıyor.
İşte asıl vahimi de bu: Ankara’nın Şam’la normalleştirmeyi geciktiren tutumu, ABD ve PYD’ye sürekli oyun geliştirme fırsatı veriyor. 11 Haziran seçimi atlatılsa bile, bu anlayışla ABD ve PYD yeni fırsatlar bulacaktır.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
1 Haziran 2024
ERDOĞAN’IN “TERÖR SUÇU” BELGESİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 04/01/2014
Hatay Valisi Celalettin Lekesiz’in Jandarma’ya gönderdiği “TIR MİT’in, bırakın” talimatı, Tayyip Erdoğan’ın komşu bir ülkeye silah sevkiyatının en somut belgesidir!
Bu nedenle o belge, yakın gelecekte “terör suçu” muamelesi görecektir. Zira Türkiye resmi olarak Suriye’ye savaş açmadığı için, o belge “savaş suçu” değil, “teröre destek” belgesi olacaktır!
CEMAATİN ROLÜ VAR MI?
Tamam, TIR’ı Adana’dan Reyhanlı’ya kadar takip eden polisler, paralel devletin polisleri olabilir; TIR’ı ısrarla aramak isteyen savcı, Cemaatin savcısı olabilir. Fakat tüm bunlar TIR’ın içindekileri ve MİT’in Suriye misyonunu değiştirmez!
İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın “TIR’da Türkmenlere yardım malzemesi vardı” açıklaması inandırıcılıktan uzaktır. Birincisi AKP’nin Telafer ve Kerkük Türkmenlerine ilgisini(!) yakından bildiğimiz için, ikincisi de MİT personelinin olay anı açıklamaları nedeniyle.
MİT’çiler saatlerce savcıya ve jandarmaya barikat olup, yükün “devlet sırrı” olduğu gerekçesiyle TIR’ı aratmadılar. Haliyle insan merak ediyor: Yardım malzemeleri neden devlet sırrı olsun ki! Bisküvi kutuları(!) neden sır olsun ki! Battaniyeler neyi örter ki!
CENEVRE’NİN KONUSU ESAD DEĞİL, ERDOĞAN
Daha önce bu köşede birkaç kez belirttik: Maalesef Türk hükümetinin Suriye’ye yönelik uygulamaları, uluslararası ceza mahkemelerinin konusudur. Bu nedenle 2. Cenevre Konferansı’nın en önemli gündem maddelerinden biri Beşar Esad’ın pozisyonu değil, fiilen Recep Tayyip Erdoğan’ın durumu olacaktır.
Çünkü mesele sadece Afganistan’dan, Çeçenistan’dan, Bosna’dan gelip, Türkiye üzerinden Suriye’ye geçen El Kaide savaşçıları değildir. Türk El Kaidesi diye bilinen ve 2003’te İstanbul’u kana bulayan örgüt üyelerinin parça parça salıverilmesi ve Suriye’deki iç savaşta ölü olarak ele geçirilmesidir.
Mesele sadece CIA’nın Türkiye toprakları üzerinden Suriye’ye silah sevk etmesi değildir. Konya’da üretilen roket parçalarının Adana’da montajlanıp Suriye’ye gönderildiğinin resmi olarak saptanmasıdır! Adana’da yakalanan ve savcılık belgesine giren sarin gazıdır!
Mesele sadece sınır kapılarımızdaki patlamalar değil, o patlamalarda rol aldığı iddia edilen isimlerin, daha sonra MİT bağlantısının olduğunun ortaya çıkmasıdır!
AKP BÖLGENİN GÜVENLİK SORUNUDUR
Kuşkusuz bunlar ne şaşırtıcıdır ne de yapılanların tamamıdır. Siz eğer komşu bir ülkenin rejimini yıkmayı, devlet başkanını devirmeyi önünüze hedef olarak koymuşsanız, hepsini ve daha fazlasını yaparsınız!
Suriyeli terörist gruplarına koordinatörlük yapmak, asıl yapılanların yanında masum bile kalır!
Artık Türkiye bir dönüm noktasındadır. Zira uluslararası ceza mahkemelerine düşen AKP Hükümeti de olsa, neticede sorumlu Türkiye’dir.
Erdoğan ve savaş kabinesi sadece ülkemiz için değil, bölgemiz için de bir güvenlik sorunudur. Erdoğan’ın Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığını sürdürmesi, Türkiye’nin Ortadoğu’da bir elinde benzin bidonu, bir elinde çakmakla dolaşması demektir.
Daha büyük felaketler oluşmadan Erdoğan iktidarından kurtulmak, hem Türkiye’nin hem de Ortadoğu’nun hayrınadır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Ocak 2013