Posts Tagged Tayyip Erdoğan

KKTC’Yİ TANITMAYANLAR

Eski AKP milletvekili Fevzi İşbaşaran’ın Denktaş’ın arkasından söyledikleri, son 10 yılda uğradığımız kültürel erozyonun bir göstergesi oldu. Kuşkusuz Denktaş’ı hedef alan bu seviyedeki sözler, Başbakan Erdoğan’ın Denktaş için söylediği “o adam bitmiştir” düşmanlığının bir yansımasıdır.

Eski AKP’li milletvekili İşbaşaran’ın Denktaş’ı darbecilikle suçlaması da, KKTC kurucu Cumhurbaşkanı’nı Ergenekon soruşturmasında hedef alan merkezle uyum içinde olduklarını gösterir.

AMERİKANCI YÖNETİMLERİN ORTAK SESİ

Biz o sözlerdeki başka bir gerçeği sorgulayacağız bugün.

Eski AKP’li vekilin şu sözleri Türkiye’deki Amerikancı yönetimlerin ortak tutumudur: “KKTC, Genel Kurmay’ın ilan ettiği bir devlettir. Zaten devlet olarak tanıyan da yok.”

Bu sözler sadece İşbaşaran’ın değil, Özal’ın, Çiller’in ve de Tayip Erdoğan – Abdullah Gül ikilisinin sözleridir.

Bu sözler Annancıların sözleridir!

TANIMAYA KALKANLARA ENGEL OLDULAR

Bu Amerikancı yönetimler, aynı zamanda KKTC’nin tanınmasının önünde “engel” olanlardır.

Dikkat edin, “KKTC’nin tanınması için çalışmadılar” demiyorum, “KKTC’nin tanınmasına engel oldular” diyorum.

Azerbaycan’ın, Pakistan’ın ve Bangladeş’in çeşitli dönemlerde KKTC’yi tanıma isteğinin önüne geçip, “Aman durun, böyle bir şey yapmayın. Bizi de ABD ile karşı karşıya sakın getirmeyin” dediler.

ÖZAL DÖNEMİ

Özal’ın dönemiyle başlayalım.

Tarih 1987. KKTC Dışişleri Bakanı Kenan Atakol, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın talimatıyla beş ülkeye yönelik bir tanınma ziyaretine çıkıyor. Atakol, Maldiv Adaları, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman Sultanlığı, Pakistan ve Bangladeş’i ziyaret ediyor.

19 Ocak 1987 tarihli Cumhuriyet gazetesinden devam edelim:

“Türkiye’nin ayrıca, açıkça KKTC’nin tanınması talebiyle sahneye çıkmayacağı, ancak uzun dönemde tanıma sürecini açacak olan ‘eşit muamele’ kavramını ortaya atacağı belirtiliyor. Ancak, açıkça KKTC’nin tanınmasını istememekle birlikte, Türkiye’nin İslam ülkelerinin KKTC ile kültürel, ticari ve sportif alanlarda temas etmeleri yolunda bir çağrının bildiride yer almasını arzuladığı anlaşılıyor. Türkiye’nin Kıbrıs konusundaki beklentilerini düşük tutmasının iki nedeni var: 1. Türk tarafı BM Genel Sekreteri’nin hazırladığı son belgeyi kabul ederek Rumların bu öneriyi reddetmiş olmasının ışığında uluslararası alanda avantajlı bir konuma geçti. Tanınma konusunda bir karar çıkartılması, Türk tarafının BM Genel Sekreteri’nin yürüttüğü süreçten ayrıldığı şeklinde görülebilir ve dolayısıyla avantajlı durumunu yitirmesine yol açabilir. 2. Türkiye’nin KKTC’nin tanınması konusunda zirveden bir karar çıkartabilmesi için İslam zirvesinde yeterli siyasi desteği toplayabilmesi güç gözüküyor. Türkiye, istediğini elde edemeyerek zirvede prestij kaybına uğramak istemiyor.”

AKP DÖNEMİ

Tarih 2004. Türkiye yine Rumların reddettiği bir BM Genel Sekreteri planı sonrasında uluslararası bir avantaj elde etti. Daha doğrusu Türkiye’yi yönetenler Türk milletine böyle söyledi. Ve Türkiye yine bu avantajı kaybetmemek için, değil tanınma, ambargoların kaldırılması için bile uğraşmadı!

Tarih 2005. Türkiye bu kez İslam Konferansı Örgütü’nün genel sekreteri oldu. 18 yıl önce zirvede prestij kaybetmemek adına KKTC’nin tanınması girişiminde bulunmayan Türkiye, prestiji elde etti ama hâlâ bir girişimde bulunmadı!

Bulunmadığı gibi, geçen bu yıllar içinde KKTC’yi tanımaya kalkan ülkeleri durdurdu, engel oldu!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Ocak 2012

, , , , ,

1 Yorum

12 EYLÜL YALANLARI

Eski Genelkurmay Başkanı Em.Org. İlker Başbuğ’un tutuklanması ve eşzamanlı olarak12 Eylül yargılamasının başlaması, en çok “yetmez ama evet”çileri rahatlattı. “Mesele darbecilikse, AKP neden 12 Eylül’ü yargılamıyor” diyenlere karşı mahcubiyet duymaktan kurtuldular.

AKP kalemşorları ise daha da mutlu, “12 Eylül generallerini yargılıyoruz” havasındalar…

Peki, gerçekte ne oluyor?

12 EYLÜL, 24 OCAK’TIR

Tahsin Şahinkaya’nın 1,Kenan Evren’in de 2 numara olduğu 12 Eylül iddianamesi bir kandırmacadır.

Çünkü önemli olan95 yaşındaki 12 Eylülcülerin değil, 12 Eylül sisteminin yargılanmasıdır; o sistemden hesap sorulmasıdır.

12 Eylül, 24 Ocak kararlarının uygulanması için yapılmıştır. O nedenle de, 12 Eylül iddianamesinin 1 numarası Paul Henze, 2 numarası da Turgut Özal’dır.

Tayyip Erdoğanlar, Abdullah Güller bu nedenle 12 Eylül’den hesap soramazlar. Çünkü kendilerinin de büyük gururla söyledikleri gibi, Özal’ın mirasçısıdırlar.

CUMHURİYET EKONOMİSİNİ YIKMA GÖREVİ

Neydi 24 Ocak kararları?

24 Ocak kararları, Cumhuriyet ekonomisini yıkıp, onu emperyalistlerin serbest piyasasına entegre etmekti. Cumhuriyet’in ekonomik kurumlarını özelleştirmeler yoluyla uluslararası tekellere peşkeş çekmekti. Gümrük Birliği ile ulusal pazarın duvarını yıktırmaktı.

Bunları gerçekleştirmek ancak süngüyle mümkündü. İşte bugün iddianameye 1 ve 2numara olarak sokulanlar, yalnızca o süngüyü tutanlardı…

12 Eylül, Türkiye’nin “Türk-İslam sentezi”ne göre yeniden biçimlendirilmesi, Kemalist devletin devrimciliğinin budanması demekti.

Bugün Türkiye’yi yönetenler, o günkü iklimde staj yaptırılanlardı; siyasi partilerin gençlik kolları başkanları arasında, tutuklanmayan tek isimlerdi.

EVREN İLE ÖZAL VE KARADAYI İLE ÖZKÖK FARKI

Kimi eski solcu, yeni liberaller ise Em. Org. İlker Başbuğ’un tutuklanmasını, 12 Eylül rejimini sonlandırma hamlesi olarak yorumluyorlar. Okurlarını ve dinleyenlerini ikna etmek için de, “Ordu, hep aynı ordudur” demektedirler.

Salt Genelkurmay Başkanları düzleminde baksak bile, bunun gerçek olmadığı görülür.

Özal’ın arkasındaki süngü olan Kenan Evren ile Özal’ın Türk Ordusu’nu ABD adına Irak’a sokma planına karşı çıkan Necip Torumtay aynı mıdır?

Haçlı irticaya karşı mücadele eden İsmail Hakkı Karadayı ve Hüseyin Kıvrıkoğlu ile haçlı irticayla şiir gibi çalışan Hilmi Özkök aynı mıdır?

Paul Henze’nin “bizim oğlanlar” dediği generallerle, ABD’nin 90’larda “hizadan çıktılar” dediği generaller aynı olabilir mi?

ABD BELGELERİNDE TÜRK ORDUSU

Türk Ordusu’ndaki kırılmaları, iki farklı kurmay tutumunu, iki ayrı konumlanma durumunu aslında bize en iyi olarak ABD belgeleri göstermektedir. Değerli gazeteci ustalarımdan Hasan Bögün, işte o belgeleri inceledi ve kitaplaştırdı.

Kaynak Yayınları’ndan çıkan “ABD ve AB Belgeleriyle Türk Ordusu” kitabı okunmadan, Türkiye’deki ordu tartışmaları anlaşılamaz.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Ocak 2012

, , , , , , , , ,

1 Yorum

ERDOĞAN’IN ABD ASKERİ AŞKI

Irak Başbakanı Nuri El Maliki’nin ülkesinin siyasal birliği için yaptığı hamleler, Başbakan Erdoğan’ı oldukça rahatsız etmişe benziyor. Erdoğan, Norveç Başbakanı ile ortak basın toplantısında Irak’taki gelişmelere değindi ve şu tarihe geçecek sözleri sarfetti:
“Bütün bu süreç ABD’nin Irak’tan çıkması ile birlikte beklenen bir süreçti. ABD Irak’tan çıktı, hemen arefesinde ne yazık ki bu süreç başladı. Bunu ben Sayın Biden’e de söyledim. Daha önce Sayın Obama’ya da söyledim. Burada demokratik sistem oturuncaya kadar kalmanızda fayda var demiştim. Ama çıktıkları anda işte mevcut yapının ne kadar demokratik olduğu ortaya çıktı. Çünkü bunların demokrasiyi anlaması, bunların demokratik parlamenter sistemi anlaması veya bunu yaşamaya başlaması herhalde daha uzun yıllar alacak. Öyle görünüyor.” (Sabah, 10 Ocak 2011)
ERDOĞAN’IN IRAK MESAJI
Başbakan Erdoğan iki önemli mesaj veriyor:
1. Erdoğan, işgalci ABD askerinin Irak’tan çıkmasını istememiş!
2. Erdoğan, Iraklıların demokrasiden anlamadığını ve kendi kendilerini yönetemeyeceğini idda ediyor!
Kuşkusuz bu talihsiz açıklama bizleri şaşırtmadı. Çünkü Erdoğan, ABD askerlerinin Irak’a saldırısı sırasında da tarihe kara bir leke olarak geçen şu sözleri söylemişti: “Kahraman çocuklarınızın anavatana en az kayıpla dönmesini umuyor ve dua ediyoruz.” (The Wall Street Journal, 31 Mart 2003)
Erdoğan, ABD askerlerinin Irak’tan çkilmemesini de, geçen yıllar içinde, her vesileyle dile getirmişti.
Peki Erdoğan’daki bu ABD askeri sevgisi nereden gelmektedir?
ARKADAKİ GÜÇ: ABD SÜNGÜSÜ
Erdoğan tam kırk yerde ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanı olduğunu söyledi. Haliyle eşbaşkanı olduğu projenin yürütücüsü de ABD askeridir! Daha da önemlisi, ABD askeri, Erdoğan’ın arkasındaki güçtür, onun siyasal dayanağıdır!
Erdoğan TSK’ye, arkasına ABD süngüsünü alarak savaş açmıştı!
Erdoğan’ın 1 Mart 2003’te 80 bin ABD askerini bir tezkereyle İskenderun’dan Hakkari’ye kadar yerleştirme arzusu da bu siyasal bağ nedeniyledir. Keza, Erdoğan’ın ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesine 2009’dan beri şiddetle itiraz etmesinin nedeni de budur!
İLK İŞARETLER
ABD askerlerinin Irak’tan çekilmek zorunda kalması, en çok Erdoğan’ı rahatsız etti. Zira Erdoğan, 10 yıllık iktidarını, 10 yıllık ABD süngüsüne borçlu! Sandık, oy, demokrasi sözleri… Geçiniz!
Erdoğan’ı sandığa ABD koymuş ve çıkarmıştır!
ABD askerlerinin 18 Aralık 2011 itibariyle Irak’ı terketmesi, kuşkusuz Erdoğan’ın iktidarını da sarsacaktır. Erdoğan ile Gül arasındaki cumubaşkanlığı yarışının fazlasıyla gürültü çıkarması, cemat ile Erdoğan arasındaki çelişmenin derinleşmesi, cemaat yazarlarının Erdoğan’ı sert üslupla hedef alması, MİT’e dair iddialar ve hatta Erdoğan’ın rahatsızlığı dahi, yeni dönemin ilk işaretleridir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
11 Ocak 2011

, ,

1 Yorum

ORG. ÖZEL’DE ÖNEMLİ AYRINTILAR

İki ay öncesine dönelim bugün…

Önce Neçirvan Barzani, ardından da Mesud Barzani Türkiye’ye davet edilmiş ve en üst düzeyde ağırlanmışlardı. AKP Hükümeti’nden gazetelere servis edilen haberler, manşetleri süslüyordu. “Barzani, Türkiye’yi PKK’den kurtarmaya geldi” diyenden, “Barzani’yle PKK’ye karşı ortak operasyon dönemi” diyene kadar, özel manşetler, özel haberlerdi bunlar…

Mesud Barzani, Türk kamuoyuna kurtarıcı gibi sunulmuştu adeta…

BARZANİ’DEN HİÇ YARDIM YOK

Ve düne gelelim.

Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel, Milliyet‘ten Fikret Bila‘ya önemli açıklamalar yaptı. Org. Özel diyor ki: “Bugüne kadar, Irak Merkezi Hükümeti ve IKYY’den henüz somut bir destek alabilmiş değiliz.

İki ay önceki manşetleri yalanlayan Org. Özel, Barzani‘den, değil ortak operasyon, istihbarat katkısı bile gelmediğini belirtmiş oluyor.

Bu arada Org. Necdet Özel‘in IKYY olarak kısalttığı kavramın, “Irak Kürdistanı Yerel Yönetimi” değil de, “Irak’ın Kuzeyindeki Yerel Yönetim” olduğunu varsayıyoruz…

Org. Necdet Özel‘in PKK’yle mücadele konusunda söyledikleri arasında dikkat çeken bir diğer önemli ayrıntı da, TSK’nin PKK’lilere “terörist demeyi arzulamadıklarını” belirtmesidir.

Bu önemli ve olumlu değişikliğe karşın, Org. Özel‘in belirttiği, TSK’nin “terörle mücadeleden”, salt “teröristle mücadeleye” indirgenmiş görev tanımı, Türkiye için olumsuzdur!

AKP’NİN KIRMIZI ÇİZGİSİ OLMAMIŞ

Yine iki ay öncesine dönelim.

Füze Kalkanı konusu bütün ağırlığıyla gündeme geldiğinde Ahmet Davutoğlu yönetimindeki Dışişleri Bakanlığı beş adet kırmızı çizgi çekmişti anımsayacağınız gibi.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Tayyip Erdoğan da bizzat güvence vermişti: “Komuta merkezinde bir Türk general yetkili olacak” diye, “bizden habersiz füze kullanılmayacak” diye, “butona biz basacağız” diye…

Yine düne dönelim ve Genelkurmay Başkanı’nın bu konudaki açıklamasına bakalım: “Füze savunması komuta ve kontrolünde Almanya’daki merkezde görev alacak bir subayın general düzeyinde olmasına yönelik faaliyetlerimiz NATO içinde yoğun bir şekilde devam etmektedir.”

Demek, AKP’nin “komuta merkezinde bir Türk general olacak” kırmızı çizgisi, aslında hiç olmamış!

TSK’NİN SURİYE DEĞERLENDİRMESİ

Öte yandan Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel‘in açıklamalarında dikkatimizi çeken başka ayrıntılar da oldu. Örneğin Org. Özel‘in Suriye açıklamaları, genel gidişata aykırı gibi duruyor.

Başbakan Erdoğan‘ın bile söz değiştirip, daha önce söylediğinin tersine, bu ülkedeki gelişmeleri Suriye’nin iç meselesi olarak gördüğünü açıkladığı şu günlerde, Org. Özel‘in şu sözleri manidar geldi:

“Suriye’de yaşanabilecek olumsuzluklar nedeniyle, sınır komşusu olan ülkemize gelen sığınmacıların sayısında artış olabileceği değerlendirilmiş ve gereken tüm önlemler alınmıştır.”

Suriye’de henüz hiçbirşey yokken, AKP hükümeti de benzer değerlendirmeyi yapmış ve Hatay’a çadırkent kurmuştu anımsayacağınız gibi. Sonra toplam 15 bin Suriyeli bu kampa gelmiş ama kısa zamanda geri dönüşler başlamıştı, kamp yarı yarıya boşalmıştı…

TSK’nin yeni sığınmacı geleceğini değerlendirmesi, umarız, sadece hatalı bir değerlendirme ya da başarısız bir öngörüdür! Aksi, akıllara başka değerlendirmeler de getirecektir çünkü…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Ocak 2011

, , , , ,

Yorum bırakın

BU BİR HUKUK YAZISI DEĞİLDİR

TBMM Başkanı Cemil Çiçek, TV8’de yayımlanan “Erkan Tan ile Başkentten” programında ilginç bir şey söyledi: “Anayasa ilgili görüşleri ‘hukuka aykırıdır’ diye savcılığa vermiyoruz.

Durun, hemen “hukuka aykırı görüşlerle anayasa mı yapılıyor” diye tepki göstermeyin.

TBMM Başkanı Cemil Çiçek, bildiğiniz gibi Meclis’teki dört partiden 12 kişiyi bir komisyonda toplayarak, “Yeni Anayasa” çalışması yapıyor.

Daha doğrusu, bulunduğu makamın meşruiyetini mevcut anayasadan alan Cemil Çiçek, o meşruiyetle başka bir anayasa yapıyor.

Komisyonun ismi de “Anayasa Uzlaştırma Komisyonu.” Peki, bu komisyon hangi hukuki dayanağa göre kurulmuştur?

Yanıt aramayın, Anayasa Uzlaştırma Komisyonu hukuken sakattır.

AKP, HUKUKEN CUMHURİYET KARŞITIDIR

Nitekim ille de “Yeni Anayasa” diyen AKP’nin kendisi de hukuken sakattır.

Çünkü Anayasa Mahkemesi, AKP’nin Cumhuriyet’in ilkesi olan laikliğe karşı odak olduğuna hükmetti. Mahkemenin 11 üyesinden 6’sı, yani çoğunluğu AKP’nin kapatılmasına karar verdi. Ancak değişen yasa nedeniyle 7 oy gerekiyordu. AKP, sadece para cezasına çarptırıldı.

Yani Anayasa Mahkemesi’nin Cumhuriyet karşıtı olduğuna hükmettiği bir parti, Anayasa’yı değiştirmeye çalışmaktadır.

Peki, siz hâlâ hukuk mu diyorsunuz?

ÜÇ İKİDEN ÖNCE GELİYOR

Bir soru daha: Devletin iki numarası olan TBMM Başkanı Cemil Çiçek, kimden talimat alarak Anayasa Uzlaştırma Komisyonu oluşturmaya soyundu? Devletin üç numarasından, yani Başbakan’dan…

Demek ki, hukukta matematiğin tersine üç, ikiden önce gelir.

Peki devletin üç numarası, yani Başbakan Erdoğan’ın hukuktaki yeri nedir?

Siyasi yasaklıydı, parti kurdu, daha doğrusu kurduruldu… Seçimde isminin oy pusulasına yazılması yasaktı, yazıldı. Başbakan olamazdı, ama seçimden sonra başbakan gibi karşılandı Çankaya’da, Genelkurmay’da…

Milletvekili olamamıştı, üç ay sonra CHP desteğiyle yasa değiştirildi, Siirt seçimleri iptal ettirildi, bir AKP milletvekilinin vekilliği düşürüldü, Erdoğan seçime sokuldu, kazandı, önce milletvekili yapıldı, sonra Başbakan…

Vekilliği düşürülen AKP’li de ilk seçimde Siirt’e Belediye Başkanı yapıldı!

BÖLÜNME ANAYASASI

Devletin en ideolojik hukuk metnini oluşturacak komisyonun hikâyesi kısaca böyleydi…

Gelelim komisyona…

Komisyonun üç CHP’li üyesinden Anayasa Profesörü Süheyl Batum, anımsanacağı gibi ilk komisyon toplantısından önce, Anayasa’dan Türk kelimesinin çıkarılacağı mesajını vermişti.

Komisyon’un bir diğer CHP’li üyesi Rıza Türmen ise “masaya kırmızıçizgileri olmadan, önkoşulsuz” oturacaklarını ilan etmişti.

Komisyonun son CHP’li üyesi Atilla Kart ise Batum’un sözlerine “Bu aşamada bu tür açıklamalar sürece zarar verebilir” diyerek tepki göstermişti.

Tepki zamanlamayaymış.

Atilla Kart 23 Aralık akşamı, Ulusal Kanal’daki Ufuk Ötesi programında konuğumdu… Tam dört kez sordum, “Türklük kavramı kalacak mı, çıkacak mı?” diye… Yanıt vermemekte ısrar etti!

HANGİ HUKUK?

“Bulunduğu makamın meşruiyetini mevcut Anayasa’dan alan Cemil Çiçek, o meşruiyetle başka bir anayasa yapıyor” demiştik.

Aslında, AKP, tam 9 yıldır, meşruiyetini Cumhuriyet’ten alarak, yeni bir Cumhuriyet kuruyor!

Ve siz hâlâ “ille de hukuk” mu diyorsunuz?

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
29 Aralık 2011 

, , , ,

Yorum bırakın

TÜRKİYE’YE YAPTIRIM

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Toronto’daki G-20 Zirvesi sırasında ABD Başkanı Barrack Obama ile başbaşa görüşmüş ve ardından Suriye’ye yaptırım kararını açıklamıştı. Tarih 27 Haziran’dı ve BM’nin Suriye konusunda henüz bir yaptırım kararı yoktu.

SURİYE’YE YAPTIRIM

Suriye’ye yaptırım kararının aslında Türkiye’ye yaptırıma dönüşeceğini daha ilk günden belirtmiştik.

Zira arkamızda Irak’a ambargo kararı duruyordu ve Türkiye’nin toplam zararı 100 milyar dolardan daha fazlaydı.

AKP’nin eski Dış Ticaret Bakanı Kürşat Tüzmen bile, zararı 83 milyar dolar olarak açıklamıştı.

Nitekim Suriye’ye yaptırım kararının da başta Gaziantep olmak üzere bölge ekonomimizi önemli oranda gerilettiği Sanayi ve Ticaret odalarının raporlarında görülüyor.

AKP’ye destek veren kesimleri de vuran Suriye’ye yaptırım konusu, AKP’nin zorunluluğuydu. Zira Erdoğan ve Davutoğlu ikilisi, AKP’ye destek veren orta sınıfların itirazlarına rağmen yaptırımı uygulamakta ısrarcıydı. Çünkü ellerini bağlayan Washington’la anlaşmalar vardı.

Üstelik ABD güvence de vermişti.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu‘na “B Planı” diye sunulan çözüme göre, Suriye yolu yerine Irak yolu kullanılabilecekti. Böylece diğer ortadoğu ülkeleriyle ticari ilişki sürecekti.

Ancak Irak’taki taşeronlarına bile artık güvence veremeyen ABD’nin Türkiye’ye sözü, son askerinin de Irak’tan ayrılmasıyla birlikte buharlaştı.

BAĞDAT’TAN ŞAM’A TAM DESTEK

Irak, Ürdün’den gelen TIR’ların Türkiye’ye geçişine vize vermedi.

Ekonomi Bakanlığı’nın, Ortadoğu’ya mal taşıyan TIR’ları Habur kapısından Musul ve Zaho’ya, oradan da Ürdün’e yönlendirme planı, Bağdat’ın kararına takıldı.

Bağdat Amman’ın “Türkiye’ye giden kamyonlarımız Suriye yerine Irak üzerinden geçsin” talebine olumsuz yanıt vedi.

Bağdat yönetiminin kararının gerekçesi de oldukça anlamlı: Bağdat, Irak’ın Suriye’ye alternatif olarak kullanılmasının, Suriye halkını olumsuz yönde etkileyeceğini belirtiyor. Zira günde 300 Ürdün kamyonu Suriye üzerinden Türkiye ve Avrupa pazarına yük taşıyor.

Türkiye de körfez ülkelerine Suriye üzerinden iki milyar dolarlık ihracat yapıyor.

Nuri El Maliki yönetiminin bu kararıyla birlikte Davutoğlu‘nun karayolu taşımacılığında Suriye’yi devre dışı bırakma planı çuvallamış oldu.

Ama daha önemlisi, AKP’nin ABD’ye bağımlı politikasının asıl kurbanı, Türk ekonomisi oldu!

AKP YENİ-OSMANLICI DEĞİL!

Irak’ın Suriye halkının çıkarlarını düşünerek Davutoğlu‘nun B planına geçit vermemesi çok önemli. Maliki yönetimi hem Irak’ın birliği için hem de bölge birliği için olumlu adımlar atıyor.

Yeni-Osmanlıcı denilen AKP hükümeti ise bölge birliğine kama sokuyor. Suriye’de Alevi-Sünni ayrımına, Irak’ta Arap-Kürt ayrımına, Araplar arasındaki Şii-Sünni ayrımına oynuyor. Üstelik bunu Batı’nın bir aracı olarak, Batı’yla birlikte yapıyor.

AKP’nin bölge halklarına yönelik bu tutumu, AKP’nin Yeni-Osmanlıcı olmadığını, sadece ABD’nin taşeronu olduğunu ortaya koymaktadır.

Zira Osmanlı, bölge halklarının birbirleriyle çatışmasını değil, imparatorluk içinde birarada yaşamasını sağlamıştı.

Türkiye eğer bölgede liderlik yapacaksa, bütün halkları birleştiren, aralarındaki sorunları barışçı yöntemlerle çözme yolunu açan bir politika izlemelidir. Tabii bunun AKP ile mümkün olmadığı da ortadadır. Çünkü AKP dış politikayı “küresel oyuncunun” politikasına uyurlamayı ilke edinmiştir.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
27 Aralık 2011 

, , , , , , ,

Yorum bırakın

İSVİÇRE’DEN GELEN BAVUL

Recep Tayyip Erdoğan sonrası AKP” sorunu, ittifakın çatırdamasına neden oluyor. İttifakın bileşenleri hem kılıçları çekti hem de kirli çamaşırları sergilemeye başladı.

Örneğin, bir kesimin sözcüsü olarak Mehmet Baransu, 12 Haziran seçimlerinden önce Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün bir parti kurmaya niyet ettiğini ifşa etti.

Bizi bu bilgiden ziyade Baransu’nun şu ifşaatı ilgilendirdi: “Parantezi kapatırken, AK Partili bir ismin 2004 yılında İsviçre’ye neden gittiğini, gelirken yanında bulunan valizde kaç milyon dolar olduğunu, bu paranın Türkiye’ye neden getirildiğini de doğrusu merak ediyorum.”

Dün gün boyu pek çok kişi, Baransu gibi, bu paranın Türkiye’ye neden getirildiğini merak etti. Parayı hangi ismin getirdiği soruşturuldu…

KİMİN PARASI?

Bizi ne kadar paranın, kim tarafından ve nerede kullanılmak üzere getirildiğinden çok, kimin parasının getirildiği ilgilendiriyor.

Daha doğrusu, “kimin hesabındaki para” sorusu ilgilendiriyor.

Çünkü bu konu, Türkiye’nin konusudur!

HAYRULLAH MAHMUT’UN E-POSTASI

Erdoğan’ın İsviçre’deki hesaplarıyla ilgili ilk duyum, 2006’da geldi. Ulusal Kanal Haber Müdürü olduğum o dönemde e-postama gelen Hayrullah Mahmut imzalı bir yazıda vardı bu bilgi…

İnternette dolaşan bu e-postayı, 30 Ocak 2006 günü saat 16.54’te Ulusal Kanal ve Aydınlık yöneticileri ile birlikte Doğu Perinçek’e de yolladım. Perinçek, Mahmut’un bu e-postasını Ergenekon ana davasında açıkladı. Mahmut’un belirttiği olay özetle şudur:

2005 yılının ilk çeyreğinde ABD Büyükelçisi Eric Edelman, Tayyip Erdoğan ile görüşür. Edelman, Erdoğan’ın önüne, İsviçre’deki sırdaş hesabıyla ilgili dosyayı atar ve İncirlik üssü, Kıbrıs, Kuzey Irak, Afganistan ve Kürt sorunu konularında ABD’nin isteklerini yapması karşılığında, dosyayı gizli tutacaklarını söyler.

EDELMAN’IN WASHİNGTON’A KRİPTOSU

Wikileaks’in tam beş yıl sonra yayımladığı ABD gizli bilgileri, Edelman’ın, Erdoğan’ın İsviçre hesaplarını daha 2004 yılının sonunda öğrendiğini ortaya koydu. 30 Aralık 2004 tarihli kriptoda şöyle söylüyordu Edelman: “İki ayrı kaynaktan edindiğimiz bilgiye göre, Erdoğan’ın İsviçre bankalarında sekiz ayrı hesabı var.”

ABD Büyükelçisi, bu bilgiyi önce Washington’a geçmiş, yaklaşık üç ay sonra da ülkesinin çıkarlarını AKP’ye uygulatmak için Erdoğan’ın önüne getirmiştir. Gazeteci Hayrullah Mahmut da, bu bilgiye yaklaşık bir yıl sonra ulaşmış ve internette duyurmuştur.

Ancak konu, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in ele almasıyla Türkiye’nin gündemine oturdu!

Erdoğan servetiyle ilgili iddia karşısında “ispat edin” dedi. Perinçek, tam yedi ayrı kanıt sundu!

MİT: 8 HESAPTA 800 MİLYON VAR

Konu bilahare, Silivri Cezaevi’nde hayatını kaybeden MİT’çi Kâşif Kozinoğlu’nun Aydınlık’a açıklamalarıyla da gündeme geldi.

Kozinoğlu, Başbakan Erdoğan’ın İsviçre bankalarındaki 8 ayrı hesapta yaklaşık 800 milyon dolar parası olduğunu açıkladı.

Kozinoğlu, bu bilgiyi, CIA’nın dışında Alman istihbarat örgütü BND’nin de 30 milyon avro karşılığında temin ettiğini ifade etti. Almanya’nın belge ve bilgileri Eyşan Adalarındaki İsviçre Bankası müdürü üzerinden elde ettiğini belirten Kozinoğlu, Berlin’in belgeleri Erdoğan’a karşı koz olarak kullandığını vurguladı.

Kâşif Kozinoğlu, Erdoğan’ın İsviçre bankalarındaki gizli hesaplarıyla ilgili bilgileri CIA’ya da Bülent Arınç’ın verdiğini açıkladı.

TÜRKİYE BU ŞANTAJ ARACINDAN KURTULMALI

ABD Büyükelçisi’nin kriptosuna ve MİT’e göre, Erdoğan’ın İsviçre’deki hesabı, hem ABD tarafından hem de Almanya tarafından şantaj aracı olarak kullanılmıştır.

Mehmet Baransu’nun ifşaatı, bu hesapların Erdoğan sonrası AKP için de kullanıldığını göstermektedir.

Dolayısıyla, Erdoğan’ın İsviçre’deki hesabı, Türkiye’nin milli meselesidir. Ve bu meselenin, Türkiye’ye karşı komplonun bir aracı olmaması için, acilen hesabı sorulmalıdır.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Aralık 2011 

, , , ,

Yorum bırakın

AKP – CEMAAT KAVGASI

Şike yasasıyla birlikte iyice beliren AKP – cemaat çelişmeleri, 12 Haziran seçimi sürecinde ortaya çıkmaya başlamıştı. Gülen’in Mavi Marmara çıkışı gibi önceki açıklamalarını çelişmelerin ilk belirtisi olarak görebiliriz.

İşte Aydınlık ve Odatv arşivlerinden derlediğimiz çelişmelerin listesi:

1. AKP, Ergenekon soruşturmasının savcısı Zekeriya Öz ile polisi Ali Fuat Yılmazer’i görevden aldı. Zaman karara sert tepki gösterdi. Öyle ki, cemaate yakınlığıyla bilinen Bekir Bozdağ ekranlara çıkarak kararı eleştirdi. Başbakan Erdoğan, kurmayının açıklamasını “yanlış yapmış” diye değerlendirdi.

2. Seçimlerden hemen sonra cemaatin sözcüsü Hüseyin Gülerce, Erdoğan’ın ustalık döneminde iki sınavı olduğunu söyledi. Biri bakanlar kurulunun oluşturulması, diğeri de YAŞ süreciydi. Cemaat AKP’den açıkça Ergenekon ve Balyoz’da adı geçen tüm subayları emekli etmesini istiyordu. AKP bu talebi yerine getiremedi. Org. Koşaner ve komutanlar bu plana fren koydu.

Gülerce, YAŞ sonucunu Habertürk’te şu sözlerle yorumladı: “Bu nasıl ustalık dönemi, anlayabilmiş değilim.” Gülerce, yeni bakanlar kurulu ile ilgili hoşnutsuz olduğunu da ima etti.

3. Erdoğan’ın İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ı terörle mücadeleden sorumlu başbakan yardımcısı ve ikinci adam yapması, cemaatin tepkisini çekti. Emre Uslu ve Mehmet Baransu gibi yazarlar, hemen her konuda Atalay’ı hedef aldılar, istifasını istediler! İkiliye göre Atalay, Ergenekon soruşturmasını sekteye uğratıyordu!

4. Zaman gazetesi Usta’yı açıkça hedef almaya başladı. Ali Ünal, “Ustalık dönemi ile ilgili üç endişe” başlıklı yazısında Erdoğan’ı “kendini beğenmişlikle” suçladı, böyle giderse hezimete uğrayacağını ima etti. Ardından Zaman yazarı Bülent Korucu da yine Erdoğan’ı hedef alan yazılar kaleme aldı.

5. Zaman, uzun tutukluluk sürelerinden rahatsızlığını dile getiren Bülent Arınç’a tepki gösterdi ve Arınç’ın bu türden açıklamalarına sayfalarında yer vermedi. Hatta Arınç’ı hedef alarak, tutukluluk sürelerinin düşürülmemesini savunan AKP milletvekili Şamil Tayyar’a geniş yer verdi.

Mehmet Baransu da, “Usta gemin su almaya başladı” başlıklı yazısıyla açıkça Arınç’ı hedef aldı.

6. Ali Fuat Yılmazer’den sonra İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Tufan Ergüder de, Hakkâri Emniyet Müdürü yapılarak sürgün edildi. İlginçtir, Zaman Ergüder’in sürgünüyle ilgili emniyet müdürleri kararnamesini haber yapmadı!

7. Zaman gazetesi 23 Kasım günü Fethullah Gülen’in Sızıntı’daki bir yazısını yayımladı. Durum dikkat çekiciydi, çünkü yazı 2005 yılına aitti. Yazı bir nevi “hatırlatma” mesajı taşıyordu: “Böyle (kibirli) bir hasta her zaman kendini olağanüstü görmenin yanında çok defa, başkalarını, hususiyle de meslek, meşrep, yol-yöntem açısından kendine/kendilerine rakip saydığı kimseleri küçük görür ve gösterir; onlara karşı sürekli faikiyet hezeyanları yaşar; başkalarına ait fazilet ve meziyetleri duymaya asla tahammül edemez; edemez ve duydukça öfkeden çatlayacak hale gelir.”

Meğer Ali Ünal’ın Erdoğan’ı “kendini beğenmişlikle” suçlaması, Gülen’den önce bir ön uyarıymış!

8. Şamil Tayyar’ın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e yazdığı mektupla ortaya çıkan şike yasası kavgasında, cemaat Gül’den yana tavır aldı; Gül’ün yasayı veto etmesini onayladı.

9. Gülen, son olarak çok dikkat çeken bir konuşmayla kavgaya girdi ve cemaatine “yeni gömlek giyin” mesajı verdi: “Bir kere daha kefeni yırtıp, bir kere daha yeniden gömlek giyip, bir kere daha vira bismillah diyerek meseleyi yeniden ele alma, yeniden anlama ve yeniden tahlil etmeye koyulmamız iktiza ediyor.”

AKP ile cemaat arasında su yüzüne çıkan çelişmeleri anlamamıza yarayacak iki önemli notla bitirelim yazımızı:

Birincisi, Erdoğan’ı bulunduğu makamlara çıkaran isimlerden eski ABD Büyükelçisi Morton Abramowitz’in, Hürriyet’te çıkan, Erdoğan’ı tiranlıkla suçladığı açıklamasıydı.

İkincisi ise Mehmet Eymür’ün, Tansu Çiller’in MOSSAD’la görüştüğünü ifşa ederek aslında gerçek Türkiye Gladyo’sunu açığa düşürmesiydi. Mehmet Eymür’ün gözaltına alınarak, açıklamalarının resmiyete kavuşturulması önemidir. Zira Kâşif Kozinoğlu, Eymür’ün Gülen’in 50 bin dolar maaşlı adamı olduğunu belirtmişti!

Sizce de hem yukarıdaki çelişmeler, hem de bu iki not, Gladyo’nun çatladığını göstermez mi?

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Aralık 2011 

, , , ,

Yorum bırakın

ÇOBANSIZ SÜRÜ

Başbakan Erdoğan’ın özellikle seçim dönemlerinde rakiplerine yönelik söylediği “koyun bile güdemezler” suçlamasının derin manasını şimdi daha iyi anladım.

ERDOĞAN’IN HASTALIĞI

Başbakan hasta. Üstelik hastalığına dair resmi açıklama evlere şenlik. Erdoğan, “sindirim sistemi” ameliyatı olmuş. Ki sistem ağızla başlıyor, anüsle bitiyor. Arada sisteme dahil birçok organ var.

Başbakan’ın hangi organından ameliyat olduğu, durumunun ciddi olup olmadığı, hepimizi ilgilendirir. Çünkü vatandaş Erdoğan değildir o, beğenmesek de başbakandır. Ve bir başbakanın sağlığı ABD’den Mozambik’e kadar tüm dünya ülkelerinde çok önemlidir.

Başbakan’ın hastalığına dair yazılanları geçiyoruz. Bizi Türkiye’nin Başbakansız ve AKP’nin Erdoğan’sız halleri daha çok ilgilendiriyor.

AKP BİR O YANA, BİR BU YANA

Baksanıza, koca Bakanlar Kurulu, Başbakansız toplanamıyor iki haftadır. Ve AKP’nin hali ortada… Çobanını yitirmiş sürü gibi bir o yana bir bu yana savruluyorlar:

Koca koca bakanlar, bir gün şike yasasından yana, ertesi gün yasaya itiraz edenlerden yana açıklama yapıyorlar. Bir AKP’li milletvekili kalkıp, “parti disiplini olmasa, çoğu arkadaşımız bu yasaya hayır derdi” diyebiliyor; ki parti disiplini dediği de çobanın sopası!

Başbakan’ın bir yardımcısı, Bülent Arınç çıkıyor, “ben Başbakan’a hiç biat etmedim” diyor, üstüne Başbakan’ın hayalini kurduğu Çankaya ile ilgili de “gül gibi, lale gibi, sümbül gibi cumhurbaşkanı seçeceğiz” diyor.

Eşbaşbakan’ın sözcüsü Hüseyin Gülerce çıkıp, Gül ile Erdoğan arasında gidip gelen yasa tartışmasına müdahale ediyor ve “AKP altındaki sandalyeyi tekmeliyor” diye uyarıyor ve Eşbaşkan Fethullah Gülen çıkıp, “kefeni yırtıp, yeniden gömlek giymeliyiz” diyor!

ERDOĞAN SONRASI KAVGASI

Kısacası AKP içinde durumlar karışık, içeride gözle görünen bir telaş hali var. Ama örneğin içeriyi iyi bildiğini söyleyen bir meslektaşımız, AKP’nin teneffüste olduğunu söylüyor ve öğretmen Erdoğan sınıfa girdiğinde, sınıfı karıştıran tüm haylaz öğrencilerin, usul usul yerlerine oturacağını belirtiyor.

Ama mesele “haylaz öğrenci” benzetmesine sığamayacak kadar büyük. Açık ki, Erdoğan sonrasının kavgası başladı. “Kimi AKP’nin başında görmek istersiniz” türünden anketler boşuna yapılmıyor…

Bu büyük kavgada iç içe iki kavga var: İlk kavgada Erdoğancılar ile Gülcüler kapışıyor; ki cemaat Gülcülerden yana… Ama bir de Erdoğancılar ile Fethullahçıların açıktan kavgası var ve gürültülü başladı. Yarın bu büyük kavganın üstündeki perdeyi de kaldıracağız; Başbakan ile Eşbaşbaşkan’ın mücadelesini inceleyeceğiz.

YA ABD GİDİNCE..?

Burada önemli olan, içerideki karışıklığın, aslında dışarıdaki karışıklıktan beslenerek büyüdüğüdür. Çünkü dışarısı yani Atlantik daha da karışıktır.

Ve çobanı hasta yatan bir sürü, iki haftada bu hale geldiyse, sürünün baş çobanı ve de çobanların efendisi merayı terk ettiğinde ne olacak bakalım durum?

AKP’nin arkasındaki ABD askeri gücünün Irak’tan tamamen çekilmesine kaç gün kaldı ki?

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
11 Aralık 2011 

, , ,

Yorum bırakın

BIDEN, AKP’YE HANGİ PLANI VERDİ?

ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, Obama’nın seçim kampanyası nedeniyle katılamadığı İstanbul’daki Girişimcilik Zirvesi için Türkiye’deydi. Biden zirve dışında birçok ikili görüşme yaptı; Suriye’den İran’a, Ermeni meselesinden Heybeliada Ruhban Okulu’na değin pek çok konuyu muhataplarıyla görüştü.

Peki, Biden’in ajandasındaki esas konu neydi? Biden AKP’yle asıl hangi konuyu bağlamaya geldi? İnceleyelim:

YÜZDE 60: KUZEY IRAK

Joe Biden’in Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile yaptığı görüşmeye dair Cihan Haber Ajansı’nın geçtiği bir ayrıntı dikkat çekiciydi. Ajans, Gül ve Biden’ın basına kapalı ikili görüşmesinin “yüzde 60’ının” Irak’la ilgili olduğunu belirtiyordu. Bu yüzdenin, kuşkusuz taraflardan en azından birinin saptaması olarak Ajans’a verildiği ortada… Bu yüzde 60’lık gündemde de Kuzey Irak’la ilişkilerin konuşulduğu özellikle belirtiliyor.

Gelelim Biden’in hasta yatağındaki Başbakan Erdoğan’ı ziyaretine. Yetkililer bunun bir hasta ziyareti olduğunu söylüyorlardı. Zira Başbakan Erdoğan, görüşmeden birkaç gün sonra yapılacak Bakanlar Kurulu toplantısına bile katılamayacak durumda.

YÜZDE 50: KUZEY IRAK

Biden’in Erdoğan’ı ziyaretinin resmi olarak 45 dakika planlandığı kaydediliyordu. Ancak görüşme tam iki saat sürdü!

İlginçtir, görüşmeye dair ayrıntı servis edilen Cihan Haber Ajansı ve Zaman gazetesi, bu iki saatlik “hasta ziyaretine” dair şu bilgileri geçti: “Amerikalı üst düzey bir yetkiliye göre Erdoğan’ın Kısıklı’daki evinde gerçekleşen görüşmenin yarıya yakın bölümünde ABD’nin yılsonuna kadar tamamen çekileceği Irak konuşuldu.”

ABD’li yetkililerin Cihan Haber Ajansı’na aktardıklarına göre, Biden, Erdoğan’la görüşmesinde İran konusunu bile Irak düzleminde ele aldı: “İkili, İran’ın Irak üzerindeki rolünü de ele aldı. ABD Başkan yardımcısı, İran’ın Irak’taki etkisinin abartıldığını ve Iraklıların, İran başta olmak üzere dış müdahalelerden hoşlanmadıklarını anlattı.”

BİDEN BARZANİ’YLE NE GÖRÜŞTÜ?

Gelin Biden’ın Gül ve Erdoğan’la görüşmesindeki bu dikkat çekici ayrıntıları, bir başka olguyla birlikte değerlendirelim.

Bildiğiniz gibi Joe Biden, Türkiye’ye gelmeden önce Irak’ı da ziyaret etti. Biden, Kuzey Irak’ın başkenti sayılan Erbil’de Mesut Barzani ile buluştu ve basına kapalı önemli bir görüşme gerçekleştirdi.

KUZEY IRAK’LA ENTEGRASYON

Peki, Obama’nın yerine Biden’ın katıldığı Girişimcilik Zirvesi’nde, Başbakan Erdoğan’ın yerine konuşan Ali Babacan ne demişti: “Amacımız Ortadoğu’da sınırları kaldırmak

Nitekim Babacan’ın bu açıklaması hem Tayyip Erdoğan’ın “Diyarbakır’ı BOP içinde merkez yapma” diye tarif ettiği görevle uyumlu, hem de Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun geçen yıl TÜSİAD’ın dergisine söylediği entegrasyon görüşleriyle uyumlu:

Haritaya baktığımızda Kürt coğrafyasının dağlar üzerinde doğal olmayan bir şekilde ayrıldığını görüyorsunuz. (…) Dolayısıyla onlarla entegre olmamız lazım.”

TÜRKİYE HİMAYESİNDE KÜRDİSTAN PLANI

ABD biliyor ki, Türkiye’ye himaye ettiremeyeceği bir Kürt Devleti bölgede yaşayamaz. Hele de ABD, Irak’taki askeri gücünü çektikten sonra… İşte bu yüzden Biden, 25 yıldır dayatılan bu planı şimdi AKP’nin eline vermiştir.

Suriye konusu da, İran konusu da, merkezinde Kuzey Irak’ın olduğu konulardır artık!

Ancak ABD açısından asıl soru şudur: 8 yıldır bölgedeki askeri gücüne rağmen planlarını işletemeyen Washington, askersiz bu planları nasıl hayata geçirebilecektir?

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Aralık 2011

, , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın