Posts Tagged Tayyip Erdoğan
KKTC’Yİ TANITMAYANLAR
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 17/01/2012
Eski AKP milletvekili Fevzi İşbaşaran’ın Denktaş’ın arkasından söyledikleri, son 10 yılda uğradığımız kültürel erozyonun bir göstergesi oldu. Kuşkusuz Denktaş’ı hedef alan bu seviyedeki sözler, Başbakan Erdoğan’ın Denktaş için söylediği “o adam bitmiştir” düşmanlığının bir yansımasıdır.
Eski AKP’li milletvekili İşbaşaran’ın Denktaş’ı darbecilikle suçlaması da, KKTC kurucu Cumhurbaşkanı’nı Ergenekon soruşturmasında hedef alan merkezle uyum içinde olduklarını gösterir.
AMERİKANCI YÖNETİMLERİN ORTAK SESİ
Biz o sözlerdeki başka bir gerçeği sorgulayacağız bugün.
Eski AKP’li vekilin şu sözleri Türkiye’deki Amerikancı yönetimlerin ortak tutumudur: “KKTC, Genel Kurmay’ın ilan ettiği bir devlettir. Zaten devlet olarak tanıyan da yok.”
Bu sözler sadece İşbaşaran’ın değil, Özal’ın, Çiller’in ve de Tayip Erdoğan – Abdullah Gül ikilisinin sözleridir.
Bu sözler Annancıların sözleridir!
TANIMAYA KALKANLARA ENGEL OLDULAR
Bu Amerikancı yönetimler, aynı zamanda KKTC’nin tanınmasının önünde “engel” olanlardır.
Dikkat edin, “KKTC’nin tanınması için çalışmadılar” demiyorum, “KKTC’nin tanınmasına engel oldular” diyorum.
Azerbaycan’ın, Pakistan’ın ve Bangladeş’in çeşitli dönemlerde KKTC’yi tanıma isteğinin önüne geçip, “Aman durun, böyle bir şey yapmayın. Bizi de ABD ile karşı karşıya sakın getirmeyin” dediler.
ÖZAL DÖNEMİ
Özal’ın dönemiyle başlayalım.
Tarih 1987. KKTC Dışişleri Bakanı Kenan Atakol, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın talimatıyla beş ülkeye yönelik bir tanınma ziyaretine çıkıyor. Atakol, Maldiv Adaları, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman Sultanlığı, Pakistan ve Bangladeş’i ziyaret ediyor.
19 Ocak 1987 tarihli Cumhuriyet gazetesinden devam edelim:
“Türkiye’nin ayrıca, açıkça KKTC’nin tanınması talebiyle sahneye çıkmayacağı, ancak uzun dönemde tanıma sürecini açacak olan ‘eşit muamele’ kavramını ortaya atacağı belirtiliyor. Ancak, açıkça KKTC’nin tanınmasını istememekle birlikte, Türkiye’nin İslam ülkelerinin KKTC ile kültürel, ticari ve sportif alanlarda temas etmeleri yolunda bir çağrının bildiride yer almasını arzuladığı anlaşılıyor. Türkiye’nin Kıbrıs konusundaki beklentilerini düşük tutmasının iki nedeni var: 1. Türk tarafı BM Genel Sekreteri’nin hazırladığı son belgeyi kabul ederek Rumların bu öneriyi reddetmiş olmasının ışığında uluslararası alanda avantajlı bir konuma geçti. Tanınma konusunda bir karar çıkartılması, Türk tarafının BM Genel Sekreteri’nin yürüttüğü süreçten ayrıldığı şeklinde görülebilir ve dolayısıyla avantajlı durumunu yitirmesine yol açabilir. 2. Türkiye’nin KKTC’nin tanınması konusunda zirveden bir karar çıkartabilmesi için İslam zirvesinde yeterli siyasi desteği toplayabilmesi güç gözüküyor. Türkiye, istediğini elde edemeyerek zirvede prestij kaybına uğramak istemiyor.”
AKP DÖNEMİ
Tarih 2004. Türkiye yine Rumların reddettiği bir BM Genel Sekreteri planı sonrasında uluslararası bir avantaj elde etti. Daha doğrusu Türkiye’yi yönetenler Türk milletine böyle söyledi. Ve Türkiye yine bu avantajı kaybetmemek için, değil tanınma, ambargoların kaldırılması için bile uğraşmadı!
Tarih 2005. Türkiye bu kez İslam Konferansı Örgütü’nün genel sekreteri oldu. 18 yıl önce zirvede prestij kaybetmemek adına KKTC’nin tanınması girişiminde bulunmayan Türkiye, prestiji elde etti ama hâlâ bir girişimde bulunmadı!
Bulunmadığı gibi, geçen bu yıllar içinde KKTC’yi tanımaya kalkan ülkeleri durdurdu, engel oldu!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Ocak 2012
ERDOĞAN’IN ABD ASKERİ AŞKI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 11/01/2012
Irak Başbakanı Nuri El Maliki’nin ülkesinin siyasal birliği için yaptığı hamleler, Başbakan Erdoğan’ı oldukça rahatsız etmişe benziyor. Erdoğan, Norveç Başbakanı ile ortak basın toplantısında Irak’taki gelişmelere değindi ve şu tarihe geçecek sözleri sarfetti:
“Bütün bu süreç ABD’nin Irak’tan çıkması ile birlikte beklenen bir süreçti. ABD Irak’tan çıktı, hemen arefesinde ne yazık ki bu süreç başladı. Bunu ben Sayın Biden’e de söyledim. Daha önce Sayın Obama’ya da söyledim. Burada demokratik sistem oturuncaya kadar kalmanızda fayda var demiştim. Ama çıktıkları anda işte mevcut yapının ne kadar demokratik olduğu ortaya çıktı. Çünkü bunların demokrasiyi anlaması, bunların demokratik parlamenter sistemi anlaması veya bunu yaşamaya başlaması herhalde daha uzun yıllar alacak. Öyle görünüyor.” (Sabah, 10 Ocak 2011)
ERDOĞAN’IN IRAK MESAJI
Başbakan Erdoğan iki önemli mesaj veriyor:
1. Erdoğan, işgalci ABD askerinin Irak’tan çıkmasını istememiş!
2. Erdoğan, Iraklıların demokrasiden anlamadığını ve kendi kendilerini yönetemeyeceğini idda ediyor!
Kuşkusuz bu talihsiz açıklama bizleri şaşırtmadı. Çünkü Erdoğan, ABD askerlerinin Irak’a saldırısı sırasında da tarihe kara bir leke olarak geçen şu sözleri söylemişti: “Kahraman çocuklarınızın anavatana en az kayıpla dönmesini umuyor ve dua ediyoruz.” (The Wall Street Journal, 31 Mart 2003)
Erdoğan, ABD askerlerinin Irak’tan çkilmemesini de, geçen yıllar içinde, her vesileyle dile getirmişti.
Peki Erdoğan’daki bu ABD askeri sevgisi nereden gelmektedir?
ARKADAKİ GÜÇ: ABD SÜNGÜSÜ
Erdoğan tam kırk yerde ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanı olduğunu söyledi. Haliyle eşbaşkanı olduğu projenin yürütücüsü de ABD askeridir! Daha da önemlisi, ABD askeri, Erdoğan’ın arkasındaki güçtür, onun siyasal dayanağıdır!
Erdoğan TSK’ye, arkasına ABD süngüsünü alarak savaş açmıştı!
Erdoğan’ın 1 Mart 2003’te 80 bin ABD askerini bir tezkereyle İskenderun’dan Hakkari’ye kadar yerleştirme arzusu da bu siyasal bağ nedeniyledir. Keza, Erdoğan’ın ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesine 2009’dan beri şiddetle itiraz etmesinin nedeni de budur!
İLK İŞARETLER
ABD askerlerinin Irak’tan çekilmek zorunda kalması, en çok Erdoğan’ı rahatsız etti. Zira Erdoğan, 10 yıllık iktidarını, 10 yıllık ABD süngüsüne borçlu! Sandık, oy, demokrasi sözleri… Geçiniz!
Erdoğan’ı sandığa ABD koymuş ve çıkarmıştır!
ABD askerlerinin 18 Aralık 2011 itibariyle Irak’ı terketmesi, kuşkusuz Erdoğan’ın iktidarını da sarsacaktır. Erdoğan ile Gül arasındaki cumubaşkanlığı yarışının fazlasıyla gürültü çıkarması, cemat ile Erdoğan arasındaki çelişmenin derinleşmesi, cemaat yazarlarının Erdoğan’ı sert üslupla hedef alması, MİT’e dair iddialar ve hatta Erdoğan’ın rahatsızlığı dahi, yeni dönemin ilk işaretleridir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
11 Ocak 2011
BU BİR HUKUK YAZISI DEĞİLDİR
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Odatv Yazıları on 29/12/2011
TBMM Başkanı Cemil Çiçek, TV8’de yayımlanan “Erkan Tan ile Başkentten” programında ilginç bir şey söyledi: “Anayasa ilgili görüşleri ‘hukuka aykırıdır’ diye savcılığa vermiyoruz.”
Durun, hemen “hukuka aykırı görüşlerle anayasa mı yapılıyor” diye tepki göstermeyin.
TBMM Başkanı Cemil Çiçek, bildiğiniz gibi Meclis’teki dört partiden 12 kişiyi bir komisyonda toplayarak, “Yeni Anayasa” çalışması yapıyor.
Daha doğrusu, bulunduğu makamın meşruiyetini mevcut anayasadan alan Cemil Çiçek, o meşruiyetle başka bir anayasa yapıyor.
Komisyonun ismi de “Anayasa Uzlaştırma Komisyonu.” Peki, bu komisyon hangi hukuki dayanağa göre kurulmuştur?
Yanıt aramayın, Anayasa Uzlaştırma Komisyonu hukuken sakattır.
AKP, HUKUKEN CUMHURİYET KARŞITIDIR
Nitekim ille de “Yeni Anayasa” diyen AKP’nin kendisi de hukuken sakattır.
Çünkü Anayasa Mahkemesi, AKP’nin Cumhuriyet’in ilkesi olan laikliğe karşı odak olduğuna hükmetti. Mahkemenin 11 üyesinden 6’sı, yani çoğunluğu AKP’nin kapatılmasına karar verdi. Ancak değişen yasa nedeniyle 7 oy gerekiyordu. AKP, sadece para cezasına çarptırıldı.
Yani Anayasa Mahkemesi’nin Cumhuriyet karşıtı olduğuna hükmettiği bir parti, Anayasa’yı değiştirmeye çalışmaktadır.
Peki, siz hâlâ hukuk mu diyorsunuz?
ÜÇ İKİDEN ÖNCE GELİYOR
Bir soru daha: Devletin iki numarası olan TBMM Başkanı Cemil Çiçek, kimden talimat alarak Anayasa Uzlaştırma Komisyonu oluşturmaya soyundu? Devletin üç numarasından, yani Başbakan’dan…
Demek ki, hukukta matematiğin tersine üç, ikiden önce gelir.
Peki devletin üç numarası, yani Başbakan Erdoğan’ın hukuktaki yeri nedir?
Siyasi yasaklıydı, parti kurdu, daha doğrusu kurduruldu… Seçimde isminin oy pusulasına yazılması yasaktı, yazıldı. Başbakan olamazdı, ama seçimden sonra başbakan gibi karşılandı Çankaya’da, Genelkurmay’da…
Milletvekili olamamıştı, üç ay sonra CHP desteğiyle yasa değiştirildi, Siirt seçimleri iptal ettirildi, bir AKP milletvekilinin vekilliği düşürüldü, Erdoğan seçime sokuldu, kazandı, önce milletvekili yapıldı, sonra Başbakan…
Vekilliği düşürülen AKP’li de ilk seçimde Siirt’e Belediye Başkanı yapıldı!
BÖLÜNME ANAYASASI
Devletin en ideolojik hukuk metnini oluşturacak komisyonun hikâyesi kısaca böyleydi…
Gelelim komisyona…
Komisyonun üç CHP’li üyesinden Anayasa Profesörü Süheyl Batum, anımsanacağı gibi ilk komisyon toplantısından önce, Anayasa’dan Türk kelimesinin çıkarılacağı mesajını vermişti.
Komisyon’un bir diğer CHP’li üyesi Rıza Türmen ise “masaya kırmızıçizgileri olmadan, önkoşulsuz” oturacaklarını ilan etmişti.
Komisyonun son CHP’li üyesi Atilla Kart ise Batum’un sözlerine “Bu aşamada bu tür açıklamalar sürece zarar verebilir” diyerek tepki göstermişti.
Tepki zamanlamayaymış.
Atilla Kart 23 Aralık akşamı, Ulusal Kanal’daki Ufuk Ötesi programında konuğumdu… Tam dört kez sordum, “Türklük kavramı kalacak mı, çıkacak mı?” diye… Yanıt vermemekte ısrar etti!
HANGİ HUKUK?
“Bulunduğu makamın meşruiyetini mevcut Anayasa’dan alan Cemil Çiçek, o meşruiyetle başka bir anayasa yapıyor” demiştik.
Aslında, AKP, tam 9 yıldır, meşruiyetini Cumhuriyet’ten alarak, yeni bir Cumhuriyet kuruyor!
Ve siz hâlâ “ille de hukuk” mu diyorsunuz?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
29 Aralık 2011
AKP – CEMAAT KAVGASI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 12/12/2011
Şike yasasıyla birlikte iyice beliren AKP – cemaat çelişmeleri, 12 Haziran seçimi sürecinde ortaya çıkmaya başlamıştı. Gülen’in Mavi Marmara çıkışı gibi önceki açıklamalarını çelişmelerin ilk belirtisi olarak görebiliriz.
İşte Aydınlık ve Odatv arşivlerinden derlediğimiz çelişmelerin listesi:
1. AKP, Ergenekon soruşturmasının savcısı Zekeriya Öz ile polisi Ali Fuat Yılmazer’i görevden aldı. Zaman karara sert tepki gösterdi. Öyle ki, cemaate yakınlığıyla bilinen Bekir Bozdağ ekranlara çıkarak kararı eleştirdi. Başbakan Erdoğan, kurmayının açıklamasını “yanlış yapmış” diye değerlendirdi.
2. Seçimlerden hemen sonra cemaatin sözcüsü Hüseyin Gülerce, Erdoğan’ın ustalık döneminde iki sınavı olduğunu söyledi. Biri bakanlar kurulunun oluşturulması, diğeri de YAŞ süreciydi. Cemaat AKP’den açıkça Ergenekon ve Balyoz’da adı geçen tüm subayları emekli etmesini istiyordu. AKP bu talebi yerine getiremedi. Org. Koşaner ve komutanlar bu plana fren koydu.
Gülerce, YAŞ sonucunu Habertürk’te şu sözlerle yorumladı: “Bu nasıl ustalık dönemi, anlayabilmiş değilim.” Gülerce, yeni bakanlar kurulu ile ilgili hoşnutsuz olduğunu da ima etti.
3. Erdoğan’ın İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ı terörle mücadeleden sorumlu başbakan yardımcısı ve ikinci adam yapması, cemaatin tepkisini çekti. Emre Uslu ve Mehmet Baransu gibi yazarlar, hemen her konuda Atalay’ı hedef aldılar, istifasını istediler! İkiliye göre Atalay, Ergenekon soruşturmasını sekteye uğratıyordu!
4. Zaman gazetesi Usta’yı açıkça hedef almaya başladı. Ali Ünal, “Ustalık dönemi ile ilgili üç endişe” başlıklı yazısında Erdoğan’ı “kendini beğenmişlikle” suçladı, böyle giderse hezimete uğrayacağını ima etti. Ardından Zaman yazarı Bülent Korucu da yine Erdoğan’ı hedef alan yazılar kaleme aldı.
5. Zaman, uzun tutukluluk sürelerinden rahatsızlığını dile getiren Bülent Arınç’a tepki gösterdi ve Arınç’ın bu türden açıklamalarına sayfalarında yer vermedi. Hatta Arınç’ı hedef alarak, tutukluluk sürelerinin düşürülmemesini savunan AKP milletvekili Şamil Tayyar’a geniş yer verdi.
Mehmet Baransu da, “Usta gemin su almaya başladı” başlıklı yazısıyla açıkça Arınç’ı hedef aldı.
6. Ali Fuat Yılmazer’den sonra İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Tufan Ergüder de, Hakkâri Emniyet Müdürü yapılarak sürgün edildi. İlginçtir, Zaman Ergüder’in sürgünüyle ilgili emniyet müdürleri kararnamesini haber yapmadı!
7. Zaman gazetesi 23 Kasım günü Fethullah Gülen’in Sızıntı’daki bir yazısını yayımladı. Durum dikkat çekiciydi, çünkü yazı 2005 yılına aitti. Yazı bir nevi “hatırlatma” mesajı taşıyordu: “Böyle (kibirli) bir hasta her zaman kendini olağanüstü görmenin yanında çok defa, başkalarını, hususiyle de meslek, meşrep, yol-yöntem açısından kendine/kendilerine rakip saydığı kimseleri küçük görür ve gösterir; onlara karşı sürekli faikiyet hezeyanları yaşar; başkalarına ait fazilet ve meziyetleri duymaya asla tahammül edemez; edemez ve duydukça öfkeden çatlayacak hale gelir.”
Meğer Ali Ünal’ın Erdoğan’ı “kendini beğenmişlikle” suçlaması, Gülen’den önce bir ön uyarıymış!
8. Şamil Tayyar’ın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e yazdığı mektupla ortaya çıkan şike yasası kavgasında, cemaat Gül’den yana tavır aldı; Gül’ün yasayı veto etmesini onayladı.
9. Gülen, son olarak çok dikkat çeken bir konuşmayla kavgaya girdi ve cemaatine “yeni gömlek giyin” mesajı verdi: “Bir kere daha kefeni yırtıp, bir kere daha yeniden gömlek giyip, bir kere daha vira bismillah diyerek meseleyi yeniden ele alma, yeniden anlama ve yeniden tahlil etmeye koyulmamız iktiza ediyor.”
AKP ile cemaat arasında su yüzüne çıkan çelişmeleri anlamamıza yarayacak iki önemli notla bitirelim yazımızı:
Birincisi, Erdoğan’ı bulunduğu makamlara çıkaran isimlerden eski ABD Büyükelçisi Morton Abramowitz’in, Hürriyet’te çıkan, Erdoğan’ı tiranlıkla suçladığı açıklamasıydı.
İkincisi ise Mehmet Eymür’ün, Tansu Çiller’in MOSSAD’la görüştüğünü ifşa ederek aslında gerçek Türkiye Gladyo’sunu açığa düşürmesiydi. Mehmet Eymür’ün gözaltına alınarak, açıklamalarının resmiyete kavuşturulması önemidir. Zira Kâşif Kozinoğlu, Eymür’ün Gülen’in 50 bin dolar maaşlı adamı olduğunu belirtmişti!
Sizce de hem yukarıdaki çelişmeler, hem de bu iki not, Gladyo’nun çatladığını göstermez mi?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Aralık 2011
BIDEN, AKP’YE HANGİ PLANI VERDİ?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 06/12/2011
ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, Obama’nın seçim kampanyası nedeniyle katılamadığı İstanbul’daki Girişimcilik Zirvesi için Türkiye’deydi. Biden zirve dışında birçok ikili görüşme yaptı; Suriye’den İran’a, Ermeni meselesinden Heybeliada Ruhban Okulu’na değin pek çok konuyu muhataplarıyla görüştü.
Peki, Biden’in ajandasındaki esas konu neydi? Biden AKP’yle asıl hangi konuyu bağlamaya geldi? İnceleyelim:
YÜZDE 60: KUZEY IRAK
Joe Biden’in Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile yaptığı görüşmeye dair Cihan Haber Ajansı’nın geçtiği bir ayrıntı dikkat çekiciydi. Ajans, Gül ve Biden’ın basına kapalı ikili görüşmesinin “yüzde 60’ının” Irak’la ilgili olduğunu belirtiyordu. Bu yüzdenin, kuşkusuz taraflardan en azından birinin saptaması olarak Ajans’a verildiği ortada… Bu yüzde 60’lık gündemde de Kuzey Irak’la ilişkilerin konuşulduğu özellikle belirtiliyor.
Gelelim Biden’in hasta yatağındaki Başbakan Erdoğan’ı ziyaretine. Yetkililer bunun bir hasta ziyareti olduğunu söylüyorlardı. Zira Başbakan Erdoğan, görüşmeden birkaç gün sonra yapılacak Bakanlar Kurulu toplantısına bile katılamayacak durumda.
YÜZDE 50: KUZEY IRAK
Biden’in Erdoğan’ı ziyaretinin resmi olarak 45 dakika planlandığı kaydediliyordu. Ancak görüşme tam iki saat sürdü!
İlginçtir, görüşmeye dair ayrıntı servis edilen Cihan Haber Ajansı ve Zaman gazetesi, bu iki saatlik “hasta ziyaretine” dair şu bilgileri geçti: “Amerikalı üst düzey bir yetkiliye göre Erdoğan’ın Kısıklı’daki evinde gerçekleşen görüşmenin yarıya yakın bölümünde ABD’nin yılsonuna kadar tamamen çekileceği Irak konuşuldu.”
ABD’li yetkililerin Cihan Haber Ajansı’na aktardıklarına göre, Biden, Erdoğan’la görüşmesinde İran konusunu bile Irak düzleminde ele aldı: “İkili, İran’ın Irak üzerindeki rolünü de ele aldı. ABD Başkan yardımcısı, İran’ın Irak’taki etkisinin abartıldığını ve Iraklıların, İran başta olmak üzere dış müdahalelerden hoşlanmadıklarını anlattı.”
BİDEN BARZANİ’YLE NE GÖRÜŞTÜ?
Gelin Biden’ın Gül ve Erdoğan’la görüşmesindeki bu dikkat çekici ayrıntıları, bir başka olguyla birlikte değerlendirelim.
Bildiğiniz gibi Joe Biden, Türkiye’ye gelmeden önce Irak’ı da ziyaret etti. Biden, Kuzey Irak’ın başkenti sayılan Erbil’de Mesut Barzani ile buluştu ve basına kapalı önemli bir görüşme gerçekleştirdi.
KUZEY IRAK’LA ENTEGRASYON
Peki, Obama’nın yerine Biden’ın katıldığı Girişimcilik Zirvesi’nde, Başbakan Erdoğan’ın yerine konuşan Ali Babacan ne demişti: “Amacımız Ortadoğu’da sınırları kaldırmak”
Nitekim Babacan’ın bu açıklaması hem Tayyip Erdoğan’ın “Diyarbakır’ı BOP içinde merkez yapma” diye tarif ettiği görevle uyumlu, hem de Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun geçen yıl TÜSİAD’ın dergisine söylediği entegrasyon görüşleriyle uyumlu:
“Haritaya baktığımızda Kürt coğrafyasının dağlar üzerinde doğal olmayan bir şekilde ayrıldığını görüyorsunuz. (…) Dolayısıyla onlarla entegre olmamız lazım.”
TÜRKİYE HİMAYESİNDE KÜRDİSTAN PLANI
ABD biliyor ki, Türkiye’ye himaye ettiremeyeceği bir Kürt Devleti bölgede yaşayamaz. Hele de ABD, Irak’taki askeri gücünü çektikten sonra… İşte bu yüzden Biden, 25 yıldır dayatılan bu planı şimdi AKP’nin eline vermiştir.
Suriye konusu da, İran konusu da, merkezinde Kuzey Irak’ın olduğu konulardır artık!
Ancak ABD açısından asıl soru şudur: 8 yıldır bölgedeki askeri gücüne rağmen planlarını işletemeyen Washington, askersiz bu planları nasıl hayata geçirebilecektir?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Aralık 2011