Archive for category Aydınlık Gazetesi Yazıları

AK OPERASYON: CHP-PKK İTTİFAKI

Önce şu gerçeği saptayalım: CHP’nin PKK ile İstanbul’da bir ittifaka girmesi, bir seçim intiharıdır. CHP-PKK ittifakı yenilgi demektir, AKP’nin en kötü zamanda İstanbul’u yeniden kazanması demektir. Neden?

1) PKK’nin CHP’ye getireceği oyun çok daha fazlası, bu ittifak nedeniyle gidecektir.

2) AKP’ye karşı CHP’yi desteklemek isteyen sağ oyların büyük kısmı, PKK ittifakı nedeniyle MHP’ye ve hatta AKP’ye yönelecektir.

3) CHP-PKK ittifakı, ErdoğanÖcalan müzakeresi nedeniyle kamuoyu desteği yitiren AKP’yi rahatlatacaktır. Dahası siyaseten bir ölçüde aklayacaktır!

Bu üç durumun sonucu şu olacaktır: AKP, en kötü zamanında İstanbul’u yeniden kazanacaktır!

İTTİFAK VAR MI, YOK MU?

Oysa matematik bellidir. İstanbul’u CHP’nin, Ankara’yı MHP’nin ve Hatay’ı İşçi Partisi’nin almasını sağlayacak bir CHP-MHP-İP ittifakı sadece seçimi değil, yeniden Cumhuriyeti de kazanacaktır!

Fakat CHP’nin bu gerçeği reddederek PKK ile ittifak kurması, hem parti hem de Türkiye açısından bir intihar olacaktır.

Peki, CHP tüm bu gerçekler ortadayken PKK ile ittifak yapar mı? Mantıktan yola çıkarsak, yanıt bellidir: Hayır!

Fakat hem CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, hem de Mustafa Sarıgül bu iddiayı ısrarla yalanlamamaktadır. Dolayısıyla bu açıdan bakıldığında yanıt tersidir: Evet!

İTTİFAK DA, HABERİ DE AKP’YE YARAR

Meseleye tersten bakalım bir de…

1) CHP’nin PKK ile ittifakı her halükarda AKP’ye yarar.

2) Böyle bir ittifak girişimi yoksa eğer, olduğu şeklindeki haberler de AKP’ye yarar.

3) Önce İşçi Partisi ardından da Aydınlık CHP ve Mustafa Sarıgül’e “PKK ile ittifak mı yapıyorsunuz” diye sordu ve bu ittifakın yenilgi olacağı konusunda uyardı.

Ne CHP’den ne Sarıgül’den kamuoyunu aydınlatacak bir açıklama geldi. İddiayı yalanlamadılar da… Fakat birkaç gün sonra, aynı anda Vatan, Haber Türk ve Cumhuriyet CHP ile HDP’nin ittifak yaptığını, üstelik uyararak değil de, destekleyerek haber yaptı. Aynı anda bu üç gazeteye yapılan haber servisinin kaynağı acaba CHP midir, HDP mi? Yoksa bir başka kuvvet mi?

Diğer yandan bu “destek” haberleri, bir ittifak girişimi varsa da, yoksa da, olaya meşruiyet katmaz mı? Bu meşruiyet, yukarıda yaptığımız hesaplar doğrultusunda, kimin işine yarar? AKP’nin!

KILIÇDAROĞLU’NUN SARIGÜL’Ü BİTİRME HAMLESİ Mİ?

Hadi gelin meseleye bir de CHP içinden bakalım:

1) Önce bazı saptamalar: Kemal Kılıçdaroğlu sırasıyla Önder Sav’a dayanarak Deniz Baykal’ı, Gürsel Tekin’e dayanarak Önder Sav’ı ve son olarak da Adnan Keskin’e dayanarak Gürsel Tekin’i tasfiye etti. Gürsel Tekin artık ikinci adam değildir.

2) CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı kim olacak? Mustafa Sarıgül mi, Gürsel Tekin mi?

CHP’ye davet edilmesine bakılırsa, aday Sarıgül olacak. Fakat aday adaylığını koyan Gürsel Tekin, “adaylığım Kemal Bey’in bilgisi dâhilinde diyor” ve yalanlanmıyor!

Yukarıda saptadığımız tasfiye operasyonlarına bakılırsa, Kılıçdaroğlu Tekin’e dayanarak Sarıgül’ü tasfiye etmek de istiyor olabilir. Şöyle: Sarıgül ha aday oldu, ha olacak diye bekletilir ve son dakikada Tekin aday gösterilir. Böylece hem Sarıgül için o saatten sonra başka adres bulma sıkıntısı başlar, hem de Sarıgül “HDP ittifakı” üzerinden yıpratılmış ve bitirilmiş olur.

3) Öte yandan PKK açısından olaya bakılınca, işler daha da karışıyor. Şöyle: Sırrı Süreyya Önder ısrarla vurguluyor: “Sarıgül aday olursa, ben de aday olurum!”

Bu durumda CHP-PKK ittifakının, varsa eğer, adayı kimdir? Gürsel Tekin mi?

AKP OPERASYONUN NERESİNDE?

Görüldüğü gibi konu oldukça karışıktır ve operasyon içinde operasyon var gibi durmaktadır.

Fakat tüm bu olguları alt alta toplarsak ortaya çıkan tek sonuç vardır: CHP-PKK ittifakı, haberi, tartışması son tahlilde AKP’ye yarar!

AKP İstanbul’u kazanırsa, kuşkusuz yine yıkılır ama çok daha uzun sürer!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Kasım 2013

, , , , , ,

Yorum bırakın

ERDOĞAN’IN AJANDASINDAKİ ÇİZİKLER

Bazılarının iddia ettiği gibi Başbakan Erdoğan’ın gizli bir ajandası yok. Erdoğan, görmek isteyenler için, ajandasını açık açık sergiliyor. Yeter ki, doğru okuyalım…

Üstelik Erdoğan’ın ajandası şahsi bir ajanda değil ve Washington dönem dönem o ajandayı güncelliyor. Yani Washington’u izleyerek de Erdoğan’ın ajandasını okuyabiliyoruz.

Neyse uzatmayalım ve o ajandadaki bazı görevleri inceleyelim:

1.) DİYARBAKIR’I MERKEZ YAPMA GÖREVİ

Erdoğan’ın ajandasında yer alan en önemli görevlerden biri Diyarbakır’ı merkez yapma görevidir. Erdoğan bu görevi, 2004 yılında ekranlardan ilan etti.

Diyarbakır’ı merkez yapmak, Türk-Kürt Federasyonu kurmak ve Büyük Kürdistan’ı inşa etmektir. Erdoğan’ın Kürt açılımları, Suriye’de Esad’ı hedef alması ve Irak’ta Bağdat’a rağmen Erbil’le yakınlaşması bu hedefin gereğidir.

Bu konuyu çokça işlediğimiz için üzerinde durmayacağız. Erdoğan’ın burada ciddi bir kazanım elde ettiğini fakat son tahlilde henüz hedefi gerçekleştiremediğini söyleyebiliriz.

2.) YENİ ANAYASA YAPMA GÖREVİ

Erdoğan’ın ajandasındaki en temel görevlerden biri de Yeni Anayasa yapmaktı. Tamam, 12 Eylül anayasası bir darbe anayasasıydı ama yine de “üniter devlet” anayasası olduğu için, Yeni Türkiye’ye ve Türk-Kürt Federasyonu’na uygun değildi.

AKP iki yıldır bu federatif anayasayı çıkarmak istiyordu ama sonunda havlu atmak zorunda kaldı. Anayasa Uzlaşma Komisyonu dağıldı. Özetle milli anayasacılar, federatif anayasacıları yendi.

3.) BAŞKANLIK GÖREVİ

Türk-Kürt Federasyonu, parlamenter sistemle değil ancak bir başkanlık sistemiyle idare edilebilirdi. Erdoğan bu nedenle, üstelik kendi kişisel ihtirasıyla da örtüştüğü için, tüm gücüyle başkanlık sistemini getirmeye çalıştı. Ancak başaramadı.

Başkanlık sisteminden vazgeçmek zorunda kalan Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı hayali bile artık gerçekçi görünmüyor.

4.) REJİMİ YIKMA GÖREVİ

Erdoğan’ın ajandasında başarılmış işlerin başında rejimin yıkılması geliyor. Evet, Kemalist rejim yıkıldı; Cumhuriyet 2007’de yıkıldı.

Erdoğan bunu birincisi 60 yıl önce başlayan Küçük Amerika sürecine, ikincisi 12 Mart ve 12 Eylül darbelerine, üçüncüsü AB kapısına bağlanma sürecine, dördüncüsü ABD’nin Irak’ı işgaline ve beşincisi Ergenekon tertiplerine borçludur!

5.) TOPLUMU MUHAFAKARLAŞTIRMA GÖREVİ

Erdoğan Kemalist rejimi yıkmış ve şimdi yıktığı rejimin yerine yenisini inşa etmektedir. Erdoğan karşı devrimle yıktığı kurumları şimdi yeniden ve karşı devrimin ruhuna uygun olarak inşa etmektedir.

Fakat Erdoğan kurumları ele geçirmenin yetmeyeceğini biliyor ve karşı devimi başarılı kılabilmek için toplumu muhafazakârlaştırmaya soyunuyor:

a) Kadının çalışma hayatından çıkması, evine kapanması, çok çocuk doğurması.

b) Çocuğun dört yaşında okula başlaması fakat 8 yaşında okuldan alınabilmesine olanak tanınması, 8 yaşından itibaren din derslerine yönlendirilmesi, fen bilimleri yerine seçmeli derslerle sürekli din eğitimi alması vs.

c) İş yaşamının ve günlük çalışma hayatının adım adım dinin merkeze alınarak yeniden düzenlenmesi.

d) Kanun gücünü kullanarak çağdaş hayat izlerinin adım adım metropollerden silinmesi; alkolün belli bir saatte yasaklanmasından başlayarak eğlence merkezlerine yönelik ulaşımın zorlaştırılması vs.

SONUÇ

Bu beş önemli görevden hareketle bir toplam değerlendirme yaparsak, Erdoğan bu beş görevin sadece 2,5’unu başarmıştır. Fakat önemi ve tayin ediciliği bakımından başaramadığı diğer 2,5 görev çok daha önemlidir.

Peki, neden böyle bir muhasebe yaptık? Kuşkusuz Erdoğan’a karne vermek için değil fakat girilen yeni eğilime işaret etmek için: Erdoğanların temsil ettiği Cumhuriyet karşıtı eğilim inişe geçti ve Cumhuriyet eğilimi yükselişte…

Haziran Halk Hareketi de bu yeni eğilimin en somut göstergesidir. Erdoğan’ın açılımı aksatması, başkanlık sistemini kabul ettirememesi, yeni anayasa yapamamasında en önemli etken, Haziran Halk Hareketi’nin simgelediği Cumhuriyetçi eğilimdir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Aydınlık 2013

, ,

3 Yorum

ERDOĞAN-BARZANİ BULUŞMASININ SONUÇLARI

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın KDP lideri Mesut Barzani ile BOP nikâhını tazelemesi ve Diyarbakır sözleşmesini yapması, ilk sonuçlarını vermeye başladı.

A) TÜRKİYE’DE KÜRDİSTAN HAMLESİ

1.) Erdoğan’ın Başbakan sıfatıyla Kürdistan kelimesini kullanması bir coğrafi nitelemeden çok, bir siyasi tanımdır ve statünün (devletin) adıdır!

Erdoğan, Irak Kürdistanı diyerek, fiilen Türkiye ve Suriye Kürdistanlarına da yol vermiştir.

2.) Nitekim Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir, hemen iki gün sonra, bir TV programında, Diyarbakır merkezli bölgeyi “Türkiye Kürdistanı” diye nitelemiştir.

Kürdistan’a meşruiyet kazandırma amaçlı bu iki hamle, AKP-PKK ortaklığının vardığı yerdir.

3.) Abdullah Öcalan, “devlet heyetine” sürecin ilerlemesi için üç şart sunduğunu ve yanıtı beklediğini açıkladı. (DİHA, 19 Kasım 2013)

B) IRAK’TA KÜRDİSTAN HAMLESİ

1.) Barzani’nin televizyonu olan Rudaw TV, Diyarbakır sözleşmesi kapsamında, Türkiye’nin imkânlarından yararlanmaya başlamış ve Türksat uydusu üzerinden yayına başlamıştır. (Hürriyet Planet, 19 Kasım 2013)

2.) Ankara ile Erbil, iki yeni sınır kapısının açılması konusunda anlaştı.

3.) Ankara ile Erbil, Barzani’nin petrollerinin Türkiye üzerinden Batı pazarlarına ulaştırılması konusunda anlaştı. İlk hattan gelecek ay petrol akmaya başlayacak. İkinci hat da imzalandı.

Erdoğan böylece Barzanistan’a bir yaşam koridoru armağan etmiş oldu.

C) SURİYE’DE KÜRDİTSAN HAMLESİ

1.) ErdoğanBarzani buluşmasının ardından PYD Türkiye sınırının hemen karşısında, yeniden bayrak dalgalandırmaya başladı. (Taraf, 19 Kasım 2013)

2.) KDP’nin Başkanlık Meclisi Üyesi Ali Avni, “PYD, Barzani’yi dinlese ve Irak Kürdistanı’nın siyasetine önem verip hayata geçirseydi, bir yıla kadar Suriye’de bir federasyon kurulabilirdi” dedi. (DHA, 19 Kasım 2013)

Bu ifade birkaç gündür üzerinde durduğumuz iki saptamayı güçlendirdi:

a.) PKK ile KDP arasında bir çelişme ve rekabet vardır fakat bu durum dönemseldir ve taktik düzlemdedir. Stratejik düzlemde her iki örgüt de aynı cephede olup, bulundukları bölgelerde ABD’nin Büyük Kürdistanı’nı inşa etmek için çalışmaktadırlar.

b.) Erdoğan’ın “Diyarbakır değiştikçe, Irak değişecek, Suriye değişecek” sözleri, pratikte “Önce Türkiye, sonra Irak ve Suriye bölünecek” demektir. KDP yetkilisi Ali Avni’nin Suriye’de federasyona işaret etmesi bu bakımdan önemlidir.

ASIL SAVAŞ ŞİMDİ BAŞLIYOR

Erdoğan ile Barzani’nin Diyarbakır sözleşmesi, ABD’nin Büyük Kürdistan hedefini üç parçada ilerletme hamlesi olarak tarihe geçti. Büyük Kürdistan’ın parçaları, her üç ülkede de önemli kazanımlar elde etmiş oldu.

Büyük Kürdistan cephesinin aktörleri bu sözleşmeyle, artık açık “bölme” eylemlerine geçmiş oldu. Dolayısıyla Büyük Kürdistan eksenli Doğu Batı savaşı asıl şimdi başlıyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Kasım 2013

, , , , ,

Yorum bırakın

SURİYE’DE ÖZERKLİK CEPHESİ

Erdoğan-Barzani’nin anlaştığı “Diyarbakır sözleşmesinin” ayrıntıları gittikçe netleşiyor.

Dün belirtmiştik: Başbakanlık kaynakları dört konuda mutabakat olduğuna dair bir haberi servis etti.

Güya mutabakata varılan ilk madde de şuydu: “Suriye’nin kuzeyinde PYD’nin kurmak istediği de facto yönetime Barzani izin vermeyecek.”

Dün de dikkat çektiğimiz gibi, Suriye’nin kuzeyinde özerklik ilan edilmesi, aslında Erdoğan’ın BOP Eşbaşkanlığı göreviyle, Suriye’yi bu görev kapsamında hedef almasıyla ve hatta daha 2004 yılında ilan ettiği “Diyarbakır’ı merkez yapma” göreviyle çelişiyordu.

Nitekim Barzani’nin ziyaretinde yer alan KDP Başkanlık Divanı Başkanı Dr. Fuat Hüseyin, Erdoğan’la Suriye’nin kuzeyini konuşmadıklarını açıklıyordu. (ANF, 17 Kasım 2013) Kaldı ki, KDP’nin Suriye’de PKK’yi engelleyecek gücü de yoktu.

Biz de bu olgulara dayanarak, Başbakanlığın bu maddeyi gazetelere servis ederek Türk milletinin tepkisini yumuşatmak istediğini belirtmiştik.

PYD’NİN ŞAM’DAN KOPMASI: ÖZERKLİK

Başbakanlık’tan servis edilen yeni haberler bizi teyit etti.

Evet, Suriye konusunda bir mutabakat vardı ama ilk gün belirttikleri gibi “Suriye’nin kuzeyinde özerklik ilan edilmesine Barzani izin vermeyecek” şeklinde değildi.

Şöyleydi: PYD, Şam’la ipleri koparacak!

Peki, bu ne anlama geliyor?

PYD’nin Şam’la bir bağı olup olmadığını bir kenara bırakarak düşünelim:

Eğer PYD Şam’la bağını koparırsa, bu Suriye’nin kuzeyini Şam’ın denetiminde çıkarmak demektir. Yani PYD’nin şu anda uğraştığı gibi, kuzeyde bir özerk, otonom yapı ilan etmesi demektir.

Dolayısıyla Erdoğan ile Barzani, Suriye’de özerkliği engellemeyi değil, tersine özerkliğe gidecek süreçte anlaşmış oluyor!

PYD’NİN TAKTİK MANEVRALARI

Gelelim PYD’nin durumuna…

Bu köşede birkaç kez inceledik: PKK’nin Suriye kolu olan PYD’nin nihai stratejisi Büyük Kürdistan’ın batı ayağını inşa etmektir. Bu stratejik hedef, doğal olarak Şam’ın karşısında olmayı gerektirir.

Fakat PYD, taktiksel olarak, Suriye’nin savaşı 2,5 yıldır kaybetmediğini de görerek, 3. Yol adı altında “tarafsızlık” oynamaktadır. Batı ağırlık kazanırsa oraya, Şam kazanırsa oraya yaslanarak kazandıkları mevziyi korumak istiyorlar.

BÜYÜK KÜRDİSTAN’IN TÜRKİYE AYAĞI ÖNCELİK KAZANDI

Diyarbakır sözleşmesinin önemi de buradadır. Batı, Büyük Kürdistan’ın dört parçasının özellikle üçünde çok önemli mevziler elde etmiştir. Irak’ta, Suriye’de ve Türkiye’de…

Hatta denilebilir ki, Diyarbakır sözleşmesiyle, artık Türkiye ayağı öncelik kazanmıştır. Erdoğan’ın “Diyarbakır değiştikçe, Irak değişecek, Suriye değişecek” sözleri, pratikte “Önce Türkiye, sonra Irak ve Suriye bölünecek” demektir.

Erdoğan bunu ilan ederek, aynı zamanda Suriye’de bir özerklik cephesine işaret etmiştir. KDP ile PYD’nin, AKP ile PKK’nin çelişmeleri vardır ama o çelişmeler taktik zemindedir, dönemseldir, mevsimliktir ve iç ihtiyaçlardandır…

Stratejik zeminde, AKP, PKK ve KDP aynı cephede ve ABD’nin araçları listesinde sıralanmaktadır. Her üç araç da Suriye’de özerklik cephesinde birliktedir. Tıpkı Türkiye ve Irak’ta özerklik cephesinde bir arada oldukları gibi…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Kasım 2013

, , , ,

Yorum bırakın

DİYARBAKIR’DAN FEDERASYON’A İŞARET

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Cumartesi sabahı ABD ziyareti için yola çıkarken, saat 10.15’te Esenboğa Havalimanı’nda basın toplantısı düzenleyecekti. Ancak son dakikada basın toplantısının iptal edildiği, ABD ziyaretinin de bir gün ertelendiği açıklandı.

Dışişleri Bakanlığı, Mesut Barzani’nin Diyarbakır ziyareti nedeniyle Davutoğlu’nun ABD’ye bir gün geç gideceğini açıklıyordu. Devletlerarası ilişkilerde bu bir günlük erteleme durumu sıra dışıydı.

Tamam, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Jen PsakiErdoğan-Barzani görüşmesini biz teşvik ettik” diyordu ama Davutoğlu’nun ille de görüşmede bulunması gerekiyor muydu? Üstelik Davutoğlu, ABD ziyareti öncesi Foreign Policy’ye yazdığı makalede “ABD-Türkiye ilişkisi hayati olmaya devam ediyor. ABD ve Türkiye’nin birbirine karşı soğuk olma lüksü yok” diyerek, “bizi kullanmaya devam edin” mesajı veriyordu. (Akşam, 16 Kasım 2013)

DİYARBAKIR SÖZLEŞMESİ

Davutoğlu’nun ABD ziyaretini bir gün ertelemesinin nedeni artık anlaşıldı.

Erdoğan, Barzani’yle görüşmesine Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı İbrahim Kalın’la birlikte katılmıştı.

Hükümetin sesi olan Yeni Şafak, görüşmeyle ilgili haberine “Diyarbakır sözleşmesi” başlığı atmıştı. Üstelik “sözleşmeyi” doğrulayacak şekilde basına “Erdoğan ve Barzani’nin dört konuda mutabakat sağladığı” bilgisi de servis ediliyordu:

1. Suriye’nin kuzeyinde PYD’nin kurmak istediği de facto yönetime Barzani izin vermeyecek.

2. Barzani, çözüm sürecine destek vermeye devam edecek.

3. Kürt petrolünü Türkiye üzerinden dünyaya pazarlayacak boru hattından petrol en geç 1-1,5 ay içinde akmaya başlayacak.

4. Habur sınır kapısına paralel iki sınır kapısı 1 ay içinde açılacak. (CNNTurk, 17 Kasım 2013)

AKP’NİN TEPKİ KORKUSU

Bu maddelerden ilki, yani Suriye’nin kuzeyinde özerklik ilan edilmesi, aslında Erdoğan’ın BOP Eş Başkanlığı göreviyle, Suriye’yi bu görev kapsamında hedef almasıyla ve hatta daha 2004 yılında ilan ettiği “Diyarbakır’ı merkez yapma” göreviyle çelişiyordu.

Nitekim ertesin gün Barzani’nin ziyaretinde yer alan KDP Başkanlık Divanı Başkanı Dr. Fuat Hüseyin Erdoğan’la Suriye’nin kuzeyini konuşmadıklarını açıklıyordu. (ANF, 17 Kasım 2013)

Anlaşılan Başbakanlık ve Dışişleri Bakanlığı, bu maddeyi, hem de en üste koyarak, Türk milletinin tepkisini yumuşatmak istemişti.

DİYARBAKIR’DAN IRAK VE SURİYE GÖREVİ

Erdoğan’ın Barzani’yle görüşüp “Diyarbakır sözleşmesini” yapmasından sonra Bismil’de dile getirdikleri, bu ziyaretin bir BOP nikâhı olduğu, Diyarbakır’ı merkez yapma hedefiyle ilgili olduğu görüşümüzü doğruladı.

Erdoğan Bismil’de şöyle diyordu dün: “Bu sadece bir başlangıç. Çözüm süreci sadece bir yıl içinde bizi bu kadar değiştirdiyse birkaç yıl içinde olacakları varın siz de bir hayal edin. Diyarbakır değiştikçe Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu değişecek. Diyarbakır değiştikçe, Irak değişecek, Suriye değişecek. Diyarbakır’dan doğan güneş tüm coğrafyamızı ısıtacak.”

Erdoğan bu sözleriyle yıllardır vurguladığımız Türk-Kürt federasyonu hedefine işaret ediyordu!

Diyarbakır merkezli olarak Irak’ın kuzeyi, Suriye’nin kuzeyi, hatta daha ilerisi için İran’ın batısı Türkiye’ye eklemlenecek ve bir federasyon olacak! Fakat iş orada kalmayacak: Bu büyük parça, Diyarbakır başkentli olarak sonrasında Türkiye’den de büyük bir parça kopararak bağımsızlık ilan edecek; Büyük Kürdistan olacak, İkinci İsrail olacak!

Bu ihanet projesinin şu anki rüşveti de, önceki gün Erdoğan’ın Diyarbakır’dan ilan ettiği bir “genel af” hazırlığıdır. PKK’ye aftır, Öcalan’a aftır…

Ancak şimdiden belirtelim: Büyük Kürdistan ABD’nin 60 yıllık projesidir ve bu proje en zirvesinde olduğu şu günlerde aslında en kırılgan durumundadır. Zira AKP ve PKK’ye bu projeyi yaptırtmayacak bir iktidar seçeneği artık belirmiştir. Erdoğan’ın Diyarbakır’ı merkez yapma görevi için acele etmesi de bundandır.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Kasım 2013

, , , , ,

Yorum bırakın

DİYARBAKIR’DA BOP NİKAHI

Biz bu satırları yazmaya başladığımızda İbrahim Tatlıses ile Şivan Perver’in düeti bitmiş, Mesut Barzani ile Tayyip Erdoğan kürsüden kardeş olduklarını henüz ilan etmişti. Esas görüşmeyi, yani dün saat 18:00’de yapılacak görüşmenin içeriğini, o nedenle yarına bırakıyoruz.

Bugün sizlere Diyarbakır’da düzenlenen ilk “şovla” ilgili notlarımızı aktarıyoruz. Tabi kimi meslektaşlarımızın yorumlarını da ekleyerek…

ERDOĞAN ‘ÖCALAN’A ÖZGÜRLÜK’ MESAJI VERDİ

1. Değerli meslektaşım Cansu Yiğit’in dikkatini çekmiş: Meğer Barzani taraftarları Diyarbakır’da Kürtçe, PKK ve BDP ise Türkçe pankartlar asmışlar!

2. Erdoğan’ın kürsünden “dağdakiler inecek”, “hapishaneler boşalacak” sözleri gazeteciler arasında “Öcalan’a verilen özgürlük sözünü tutuyor” şeklinde yorumlandı.

3. İbrahim Tatlıses ve Şivan Perver kürsüde megri (ağlama) diyerek düet yaparken, başta Emine Erdoğan ve Bülent Arınç olmak üzere neredeyse tüm protokol ağlıyordu.

4. Barzani ve taraftarları Erdoğan’ın mitinginde Diyarbakır’da baş tacı edilirken ve Erdoğan Barzani’yi kürsüde kardeş ilan ederken, İstanbul’da dördüncü ameliyatına giren Berkin için toplananlar yine “düşman” ilan ediliyor ve gazlanıp, coplanıyordu…

ERDOĞAN KÜRDİSTAN’I SELAMLADI

5. Hürriyet’in deneyimli diplomasi muhabiri Uğur Ergan haklı olarak genç meslektaşlarını sosyal medyadan uyarıyordu: “Ohhooo. Ne kardeşim Esadlar, Malikiler, Ahmedinejadlar duyduk. 1 yıla kalmaz MEsEd BErzEni, ŞivEn Perver (soyadından şanslı) olur.”

6. Başbakan Erdoğan, Mesut Barzani’yi Irak Kürdistanı’nın başkanı olarak niteleyerek bu ifadeyi ilk kez kullanmış oldu. Daha önce Abdullah Gül Kürt Açılımı’nı başlattığında, uçakta gazetecilerle söyleşirken, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da Erbil’de başkonsolosluk açılması gündeme geldiğinde “Kürdistan” ismini kullanmıştı.

‘TÜRKİYE HİMAYESİNDE KÜRDİSTAN’ YÜRÜRLÜKTE!

7. Barzani kürsüden “çözüm sürecini destekliyoruz” diyerek Erdoğan-Öcalan mutabakatına desteğini ilan etti. Barzani’nin Erdoğan’a desteği, “Öcalan’a başbakan yardımcılığının, Barzani’ye de koordinatör vali yakıştırılmasına” neden oldu.

8. Erdoğan konuşmasında PKK’yi Diyarbakırlılara şikâyet etti: “Farklılıklara tahammül edemeyenler bu bölgeye refah getiremezler. Kendileri gibi düşünmeyenlere kast edenlere bölgeye demokrasi getiremezler.”

9. Barzani kürsüden Erdoğan’a seslenerek “yeni bir tarih oluşturma zamanı gelmiştir” dedi.

Erdoğan’ın yanıtı da şiir gibiydi, düet gibiydi: “100 yıl önce sınırları cetvelle çizmişlerdi. Bize sınır çizemezler. Geleceğimize sınır çizemezler. Erbil, Diyarbakır’ın kardeşidir.”

Tüm bu tumturaklı laflar, aslında ABD’nin “Türkiye himayesinde Kürdistan” projesinin maskesiydi!

ERDĞAN’IN BAĞDAT YALANI

10. Başbakan Erdoğan Diyarbakır ile Erbil’in kardeşliğine vurgu yaparken, bir de şöyle dedi: “Bağdat, Basra bombalanırken, Diyarbakır, Uşak, Adana kardeşleriyle birlikte gözyaşı döktü.

Oysa Bağdat ve Basra bombalanırken, Erdoğan Amerikan uçaklarına Türkiye’nin hava sahasını açıyordu.  Hatta Bağdat’ı bombalayan Amerikan askerlerinin sağlığına duacı olduğunu söylüyordu.

Dün Bağdat’ı bombalayan Amerikan askerlerinin sağlığına duacı olan Erdoğan’ın, bugün kürsünden Bağdat’ın vurulmasına ağladığını söylemesi ne kadar gerçekse, Erdoğan’ın Diyarbakır’da Türk-Kürt kardeşliğinden bahsetmesi de o kadar gerçektir!

11. Değerli meslektaşım Gamze Çınlar da, Diyarbakır’daki bu şovu, düeti, 400 çiftin evlendirilmesini, ağlamaları, genel af sözlerini, Kürdistancılığı,  “Diyarbakır’da BOP nikahı” olarak niteledi.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Kasım 2013

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

DERSHANE SAVAŞININ PERDE ARKASI

Atılan şu başlıkların tamamı doğrudur: “AKP ile Cemaat arasında kılıçlar çekildi”, “AKP-Cemaat kavgasında yeni boyut: Dershaneler”, “Medyada AKP-Cemaat savaşı patladı” vs…

Ama bu gerçekten daha önemli ve siyaseten çok değerli bir başka gerçek daha var. O gerçeğe geleceğiz ama önce savaşın bu seferki muharebesine göz atalım.

ERDOĞAN’A FİRAVUN BENZETMESİ

AKP ile Cemaat arasında, daha doğrusu Erdoğancılarla Gülenciler arasında büyük bir savaş var. Bu savaş Gülencilerin Erdoğan’a kadar uzanabilecek MİT’e operasyonuyla şiddetlendi, ardından Erdoğancıların Gülencileri Emniyet ve Yargı’da tırpanlamaya başlamasıyla yeni cephelere uzandı.

Savaşın yeni cephesi artık dershaneler. Bu cephe, Cemaat açısından o kadar kıymetli bir cephe ki, var güçleriyle savunuyorlar. Hatta AKP içindeki güçlerini de kullanıyorlar.

Örneğin AKP Milletvekili İdris Bal’ın açıklamaları, hem savaşın hangi boyutta olduğunu göstermesi bakımından hem de hangi tür silahların çekilmiş olduğunu resmetmesi bakımından önemli. Bal, “dershaneler kapatılamaz, yer altına iner ve varlığını sürdürür” diyerek pes etmeyeceklerini belirtiyor. Hatta Bal, dershanelerin kapatılmasının teröre hizmet edeceğini bile söylemekten çekinmiyor.

Benzer ağırlıkta suçlamaları Erdoğancılar da yapıyor.

Ama en ağırını bizzat Fethullah Gülen dile getirdi ve Erdoğan için firavun, karun, tiran benzetmeleri yaptı!

ALTIN NESİL, KİNDAR NESİL KAVGASI

Peki dershaneler neden bu kadar değerli?

Kuşkusuz işin parasal boyutu var. Hatta Cemaatçilere istihdam sağlaması boyutu da var. Ama daha önemlisi dershanelerin Cemaat için karargâh olmasıdır, örgüt olmasıdır, altın nesil yetiştirme merkezi olmasıdır.

Cemaat için dershaneler, emniyete, mülkiyeye, yargıya, yani devlete girme ve yerleşme merkezleridir.

Erdoğan ise “paralel devlet” dediği Cemaat’in bu imkânını artık elinden almak istiyor.

Yani ortada aslında devlete egemen olma mücadelesi var: Gülen’in altın nesli mi, Erdoğan’ın kindar nesli mi?

EĞİTİMİN KARŞI-DEVRİMDEKİ ROLÜ

11 yıllık AKP iktidarında en çok değişen bakan, Milli Eğitim Bakanıydı. Ayrıca en çok bu bakanlığın programı değişti. Sınav sistemleri defalarca değişti. Okula başlama yaşları bile değişti.

Peki neden? Yukarıdan baskıyla toplum muhafazakârlaştırılırken, aşağıdan da “kindar nesil” yetiştirmek için.

Tamam, Kemalist Devrim bir karşı devrimle bastırıldı, Cumhuriyet 2007’de yıkıldı, kurumlar teker teker ele geçirildi ve dönüştürüldü. Peki ya toplum, halk, millet?

İktidar, yıktığı Cumhuriyet’in üzerine yeni bir rejim inşa ederken, aynı zamanda toplumu da dönüştürmeyi sağlayamazsa, kesin başarı elde edemez; muharebeleri kazanır ama savaşı kaybeder!

ANITKABİR’DE GÖRÜLEN İKTİDAR SEÇENEĞİ

İşte başta söylediğimiz siyaseten daha değerli olan asıl gerçeğe gelmiş bulunuyoruz.

Tamam, AKP ile Cemaat savaşıyor, tamam bir mevziyi ele geçirmek için kılıçları çekmiş durumdalar. Ama asıl önemli olan en son 10 Kasım’da, Anıtkabir’de ortaya çıkan iktidar seçeneğidir.

O seçenek belirdikçe, Cumhuriyet karşıtı koalisyon dağılmaktadır. O seçeneğin gücü sergilendikçe koalisyon ortakları birbirine düşmektedir.

Cumhuriyet’in yeniden inşası sürecinde, Türkiye açısından asıl önemli olan bu gerçektir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Kasım 2013

, , , ,

Yorum bırakın

ERDOĞAN-BARZANİ BULUŞMASININ ANLAMI

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın hafta sonu Diyarbakır’da Irak Kürt Bölgesi Başkanı Mesut Barzani’yle buluşacak olması, genel olarak 3 düzlemde ele alınıyor:

1. Kürt Açılımı düzleminde.

2. Yerel seçimler düzleminde.

3. Suriye düzleminde.

Buluşmanın ne anlama geldiğine geçmeden, gelin önce bu düzlemlerden bakarak buluşmayı sorgulayalım:

PKK-KDP REKABETİ

1. Kürt Açılımı düzlemi: Haziran Halk Hareketi AKP’nin Öcalan Açılımı’nı sekteye uğrattı. Mutabık kalınan paketlerin çıkarılma takvimleri bu nedenle ötelendi. PKK ise süreci hızlandırmaya ve AKP’yi adım atamaya zorluyor.

Kuşkusuz AKP, üzerindeki PKK baskısını Barzani ile hafifletme ihtiyacı duymuş olabilir. Barzani’yi Diyarbakır’a davet ederek PKK’ye “rakipsiz değilsin” mesajı vermek istemiş olabilir. Zira Barzani İmralı ve BDP’yi olmasa da, Kandil’i dengeleyebilecek avantajlara sahiptir.

2. Yerel seçimler: AKP’nin Güneydoğu Anadolu’da BDP’ye karşı yerel seçim başarısı için Barzani’den yararlanma niyeti, meselenin esası değildir. Barzani’nin “kukla devletten” kaynaklanan bir etkisi kuşkusuz vardır, ancak bu yerel seçimleri tümden etkileyecek boyutta değildir.

Barzani yerinde, yani Kuzey Irak’ta ağırdır. Nitekim bu olgu son seçimlerde bir kez daha ortaya çıkmıştır. PKK’nin partisi PÇDK, 10 yıldır faaliyet yürütmesine rağmen, Kuzey Irak’taki seçimlerden sadece 3 bin küsur oy alabilmiştir. Barzani, Öcalan’ın bir an önce yapılmasını istediği Ulusal Kürt Konferansı’nı da üç kez erteleyebilmiştir.

3. Suriye: PKK ile KDP Suriye’de bir ölçüde karşı karşıya gelmiştir.

PKK’nin Suriye kolu olan PYD’nin diğer Kürt partilerine baskı uygulaması, bölgesinde tek hâkim olmaya çalışması Barzani’yi sırasıyla şu hamleleri yapmaya götürmüştür: Erbil’de Suriye Kürtlerinin Birliği anlaşması, denetimindeki partileri birleştirerek daha etkili ve büyük parti yaratmak, Denetimindeki Kürt Ulusal Konseyi’nin Suriye Ulusal Koalisyonu’na kabul ettirmek ve yönetimine girmek, Suriye’nin Irak sınırını PYD’ye kapatmak.

KÜRT SORUNU VE STRATEJİK DÜZLEM

Dikkat ederseniz tüm bu olgular taktik düzlemin olgularıdır. Önemli olan stratejik düzlemdir.

Stratejik düzlem ise şu anda sabittir ve şöyledir: Basra’dan Akdeniz’e uzanan bir Kürt Koridoru inşa etmek. Irak’ın kuzeyini, Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açmak ve Diyarbakır merkezli olarak Türkiye’ye doğru genişletmek.

El Kaide koridoru gibi koridorlar bir seçenek değildir. Proje değeri, ancak Kürt Koridoru’nun manivelası olabilmesiyle orantılıdır.

Erdoğan’ın Barzani’yle Diyarbakır’da buluşması işte bu stratejik düzlemin içindedir ve şu taktik açılımların devamıdır:

2004: Erdoğan’ın Diyarbakır’ı BOP içinde merkez yapma hedefini ilan etmesi.

2005: Erdoğan’ın Diyarbakır Açılımı ve “Kürt sorunu benim sorunumdur” demesi.

2007: MİT’in Barzani Açılımı.

2009: AKP’nin PKK Açılımı.

2013: ErdoğanFidan’ın Öcalan Açılımı.

BÖLGESEL KÜRT SORUNUNDA DEVRİMCİ ÇÖZÜM

ABD’nin Irak’ı işgali ve Türkiye üzerinden Suriye’ye uyguladığı baskı, Kürt Koridoru stratejisinin gereğidir ve ülkelerin Kürt sorununu bölgeselleştirmiştir.

Sorunun Türkler, Kürtler, Araplar ve Farslar lehine ortak yararlı çözümü mevcuttur. Fakat o çözüm öncelikle AKP’den kurtulmaktan geçmektedir. AKP’nin Atlantik projelerinin taşeronu olarak var olan değeri gün geçtikçe düşmektedir ve Erdoğan’ın bölgede attığı kimi geri adımlar o değeri yeniden getirmeyecektir.

Halk dinamikleriyle devrimci bir eğilime giren ve önümüzdeki süreçte bunu hükümet düzleminde de gerçekleştirecek olan Türkiye’nin baş aktörlüğünde Kürt sorunu, nihayet bölge yararına çözülebilecektir.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
15 Kasım 2013

, , ,

Yorum bırakın

ÖCALAN TARİHİ ESERLERİ NE YAPTI?

Tuncay Özkan gerçek bir yaşamdan yola çıkarak Ötekiler isimli bir roman yazdı. Rızgar kod adlı Hüseyin Yanç’ın romanını…

Bir solukta, elinizden bırakmadan, her sayfasını heyecanla çevirerek okuyacağınız bir roman. Yakın tarihin en önemli sorununa bir PKK’linin, bir itirafçının, bir askerin ve bir Ergenekon üyesinin ortak gözünden bakan bir roman.

Aynı zamanda ilk sayfasından son sayfasına kadar özgürlük ile zorunluluk ilişkisinin incelendiği ve sorgulandığı felsefi bir roman.

KİMLİKLER Mİ DEĞİŞİR, KİMLİK DAĞITANLAR MI?

Ötekiler, Dersim’den “solcu” olarak çıkan Hüseyin Yanç’ın hapse düştükten sonra önce “PKK gerillası” olmasını, ardından devlete teslim olup “itirafçı” ve “asker” olmasını ve en sonunda da Ergenekon davasında “terörist” olmasını anlatır.

O nedenle de aynı soruna dört farklı kimlikle fakat ortak gözle bakan birinin romanıdır Ötekiler… Romanın kahramanı yola Rızgar olarak çıkmış ve 20 yıl sonra bu yolculuğu Hüseyin Yanç olarak, şimdilik, tamamlamıştır.

Yanç solcu olarak kalabilse, hapishane koşulları onu PKK’li olmaya mecbur etmese, muhtemelen bu yolculuğu yaşamayacaktı…

Önce TDKP’li, sonra PKK’li, ardından TSK’li ve sonunda Ergenekon üyesi(!) olan Hüseyin Yanç’ın öyküsü, aslında tanıdıktır: Örneğin İlker Başbuğ, önce askerdir ve devlettir fakat en sonunda devletin gözünde teröristtir. Örneğin Abdullah Öcalan, önce teröristtir fakat şimdi devletin gözünde barış elçisidir. Örneğin Parmaksız Zeki kod adlı Şemdin Sakık, önce teröristtir ama sonunda devleti yönetenlere hizmet için Ergenekon davasında tanıktır!

Tuncay Özkan’ın Kırmızı Kedi Yayınevi’nden çıkan Ötekiler isimli romanını size anlatmayacağım fakat aynı zamanda bir tarih belgeseli de olduğu için o belgeselden bir gazeteciye yansıyan iki notu sizlere aktaracağım.

BAŞBUĞ’LA ÖCALAN’IN YER DEĞİŞTİĞİ DEVLET

Kitabın en dikkat çeken sahnelerinden biri Silivri’de yaşanıyor. Abdullah Öcalan’ın hevalıyken (arkadaş) kendini Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ’un suç ortağı olarak bulan Hüseyin Yanç, ansızın ekranda Parmaksız Zeki kod adlı Şemdin Sakık’ı görür.

Evet Sakık, Ergenekon davasında, tanıktır!

Salonda bir zamanlar PKK’nin iki numarası olan Şemdin Sakık’la çarpışan, hatta onu Kuzey Irak’tan alıp Türkiye’ye getiren askerler vardır ve fakat teröristtirler!

Hüseyin Yanç da, Rızgar’ken Şemdin Sakık’la birlikte, şu anda suç ortağı olduğu İlker Başbuğ’un komutasındaki askerlere karşı savaşmıştır!

Sakık’ın ekrana yansıyan yüzünü gören Yanç, tüm bu saçmalıkları düşünür ve olayı kıyamet alameti olarak niteler. Bağırmamak için dudaklarını ısırır; ağlar, ağlar…

BÜYÜK ULUS OLMA SORUNU

Ötekiler’den bir gazeteciye yansıyan ikinci not şöyle:

Cudi Dağı’nda Rızgar’ı karşılayan Abdullah Öcalan’ın yeğeni Fırat bir sohbet sırasında şöyle diyor: “Partinin kesin talimatı var. Tarihi eserler doğruca Başkan’a gönderiliyor. Biriktiriliyormuş. Devrimde müzeye konacak.” (s.71)

Acaba Öcalan, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan çıkarılan ve kendisine gönderilen bu tarihi eserleri ne yaptı? Müze için bir yerde depoladı mı yoksa “PKK’nin ihtiyacı var” deyip silaha karşılık sattı mı? Yanıtı merak ediyorum.

Urartuların, Ermenilerin, Kürtlerin, Türklerin tarihini ve eserlerini Şam’a, Kandil’e ve oradan da Batı’nın müzelerine taşıyanlar, acaba hangi kimliğin mücadelesini vermiş oluyor!

Yanıtı Rızgar’ın en etkili sözlerinden biriyle verelim: “Bence cezaevleri ile tımarhanelerinde vicdan olan uluslar büyüktür. Gerisi laf.” (s.51)

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
14 Kasım 2013

, , ,

Yorum bırakın

HERKES ERDOĞAN’A DÜŞMAN!

Başbakan Erdoğan dün isim vermeden Bülent Arınç’ı eleştirdi ve şöyle dedi: “Aramızdaki meseleleri kendi aramızda konuşacak ve çözüm yoluna koyarız. Pusuda bekleyenlere asla fırsat tanımayacağız. Ellerini ovuşturanlara fırsat vermeyeceğiz. Heveslerini kursaklarında bırakacağız. Her bir arkadaşımın böyle bir mesuliyetle hareket edeceğine, düşman sevindirmeyeceğine yürekten inanıyorum.” (12 Kasım tarihli ajanslar).

Erdoğan’a göre Arınç’ın kendisine tepki göstermesine sevinenler, bunu yazanlar, bunu konuşanlar, bunu siyaseten olumlu bulanlar, herkes düşman kategorisindedir!

ERDOĞAN’IN PSİKOLOJİSİ

11 yıllık iktidarı artık sevenleri tarafından da reddedilemeyecek şu gerçeği ortaya koymuştur: Erdoğan’a göre insanlar iki türlüdür; Kendisini sevenler ve sevmeyenler, kendisine biat edenler ve etmeyenler… Kendisini sevmeyenler ve biat etmeyenler, haliyle düşmandır!

Kuşkusuz bu durumu psikolojik olarak değerlendirecek yetkinlikte değiliz ama sağlıksız olduğunu net bir şekilde söyleyebiliriz.

Erdoğan’a, 23 Nisan törenlerinde koltuğuna oturttuğu çocuğa “artık başbakan sensin, ister asar, ister kesersin” demeyi sağlayan kültürel iklimin ne olduğu, sertliğinden bahsettiği babasıyla ilişkisinin boyutu bizi ilgilendirmiyor ama yansımaları milletimizin canını yakıyor!

DÖRT AYAKLI MASA DEVRİLİYOR

Erdoğan’ın düşünce dünyası, hem Nazi dünyasıyla hem de Neo-Con anlayışla maalesef paralellik taşıyor.

Her üçünün siyaset anlayışı da, dost ve düşman şeklindedir. Naziler de, Neo-Conlar da, Erdoğan da kendisine biat edenleri dost, etmeyenleri düşman olarak görmektedir.

Bu nedenle zaman hep aleyhlerinedir. Zira en küçük çelişmede, karşısındakini dost kategorisinden hızla düşman kategorisine oturturlar.

Zaman AKP’nin de aleyhine işliyor. Örneğin AKP 2001’de dört sütun üzerine inşa edilmişti. Sütunların temsilcileri sırasıyla Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Bülent Arınç ve Abdüllatif Şener’di. Yani AKP dört ayaklı bir masaydı.

Önce Şener terk etti Erdoğan’ı. Adından Gül’le yolları ayrıldı. Şimdi de Arınç gemiden iniyor…

Nitekim Arınç dün Başbakan Erdoğan’ın konuştuğu grup toplantısına katılmadı ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nı ziyaret etti!

ANITKABİR’DE ORTAYA ÇIKAN İKTİDAR FORMÜLÜ

Erdoğan dün ayrıca vatandaşa “gavat” diyen Valisine de sahip çıktı. Hatta İçişleri Bakanına “usulen” inceleme yapmasını söylediğini, çünkü Valisini yedirtmeyeceğini belirtti!

Bu örnek de Erdoğan’ın siyaseti dost-düşman bağlamında yaptığının göstergesidir. Kendisine biat eden Vali, halka küfür de etse, koltuğunu korur!

Diğer yandan bu “yedirtmem” lafları, Erdoğan’ın yalnızlaşmaya doğru giden konumuyla da ilgilidir. Erdoğan önce “Dışişleri Bakanımı yedirtmem” dedi, ardından “MİT Müsteşarımı yedirtmem” ve son olarak da “Valimi yedirtmem” dedi!

Erdoğan birini “yedirtirse” bunun çığ etkisi yaratacağını ve inişe geçen gücünü koruyamayacağını düşünüyor. Haklıdır.

Haklıdır ama 10 Kasım’da Ata’sına koşan milyonlar daha da haklıdır. Erdoğan’ın düşman gördüğü milyonlar sadece Erdoğan’ın Atatürk ve Cumhuriyet karşıtlığına bir yanıt vermiş olmuyor, aynı zamanda “nasıl iktidar” olunacağını da gösteriyor!

Anıtkabir’de 1 milyon 89 bin yurttaşın kırdığı rekor, bir iktidar olma formülüdür. O formül bugün Cumhuriyet’i, Atatürk’ü, Altı Ok programını esas alan örgütlerin önündedir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
13 Kasım 2013

, , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın