Archive for category Aydınlık Gazetesi Yazıları
ASEAN’DA ABD KAYBETTİ, ÇİN KAZANDI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 12/10/2013
Güneydoğu Asya Uluslar Birliği ASEAN, ABD’nin komünizmi engellemek için kurduğu örgütlerden en önemlisidir. 8 Ağustos 1967’de Filipinler, Malezya, Tayland, Endonezya ve Singapur arasında kurulan örgütün hedefi, Vietnam Savaşı’ndan kaynaklanan yeni devrimci dalgaya barikat olmaktı.
Yıllar içinde örgütün misyonu değişti. Hatta 1995’te Vietnam, 1997’de Lao ve 1999’da da Kamboçya örgüte katıldı.
ABD için örgütün yeni dönemde önemi ise Çin’e karşı denge araçlarından biri olabilmesinden geçmektedir. Nitekim ABD hem ASEAN’la, hem de ASEAN içerisindeki ülkelerle Çin’e karşı işbirliği yapmaktadır.
Peki ya sonuç?
ABD: ASEAN ZİRVESİ ÇİN’E YARADI
Amerika’nın Sesi, son ASEAN zirvesine dair haberini şu başlıkla verdi: “ASEAN Zirvesi Çin’e yaradı.” (Amerika’nın Sesi, 10 Ekim 2013)
Bu oldukça önemli saptamanın başlığa çıktığı haberin spotu durumu özetlemekteydi: “Başkan Barack Obama’nın federal hükümetin kapatılması yüzünden iptal edip gitmediği ASEAN’ın yıldızı Çin oldu.”
Amerika’nın Sesi’ne göre 10 ASEAN ülkesinin dördüyle münhasıran ekonomik bölgeler konusunda sorunlar yaşayan ve sorunlarını ASEAN yerine üye ülkelerle ikili çözmeye çalışan Çin, bu son zirveden önemli kazanımlarla çıktı.
2 FİKİR BİRLİĞİ, 7 İŞBİRLİĞİ ALANI
Peki, Çin ASEAN’da nasıl yıldız oldu?
Çin Başbakanı Li Keqiang, Çin-ASEAN Liderler Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, karşılıklı ilişkilerin gelecek 10 yılda daha geniş alana yayılarak derinleştirilmesi ve yükseltilmesi gerektiğini söyledi. Li Keqiang, bu nedenle ikili ilişkilere uzun vadeli bakılarak, iki siyasi fikir birliği ile yedi işbirliği alanına yoğunlaşılması gerektiğini söyledi. (Çin Radyosu, 9 Ekim 2013)
Çin’in önerdiği iki siyasi fikir birliğinden birincisi iyi komşuluk, ikincisi de ekonomik kalkınma ile karşılıklı kazanç elde etmek.
Yedi işbirliği alanı ise şöyle: Çin-ASEAN iyi komşuluk ve işbirliği antlaşmasının imzalanması; Çin-ASEAN Serbest Ticaret Bölgesi’nin bir üst aşamaya yükseltilmesi; her türlü bağlantı altyapısının inşasının hızlandırılması; finansal işbirliği ve riskten korunma önlemlerinin attırılması, deniz alanında işbirliğinin ilerletilmesi; güvenlik alanında diyalog ve işbirliğinin geliştirilmesi; bilim, teknoloji, kültür alanlarındaki işbirliğinin sıkılaştırılması.
JAPONYA VE KORE’YE UYARI
Çin Başbakanı Li Kegiang, “10+3” Zirvesi’nde de, yani 10 ASEAN ülkesi ile Çin, Japonya, Kore arasında yapılan Zirve’de de önemli uyarılar yaptı.
Li Kegiang, “Doğu Asya’nın gelişmesi, barış ortamına bağlı” dedi!
Li Keqiang, son yıllarda Doğu Asya’da kaydedilen büyük gelişmelerin bölgede bir savaş yaşanmamasına bağlı olduğunu vurguladı. (Çin Radyosu, 10 Ekim 2013)
Böylece Çin, son dönemde bazı adalar konusunda sorun yaşadığı bu ülkelere açıkça ekonomisiyle sopa göstermiş oldu!
ÇİN ABD’NİN KOZLARINI ELİNDEN ALIYOR
ABD’nin Asya-Pasifik stratejisiyle Çin’i çevrelemeye ve bunun için Çin’in etrafındaki ülkelerle ikili işbirliğini geliştirmeye çalıştığı bir süreçte yapılan ASEAN Zirvesi’nde ortaya çıkan bu tablo, Washington açısından durumun hiç de iç açıcı olmadığını gösteriyor.
Çin, ABD’nin el attığı her yere giriyor ve büyük ekonomisinin verdiği avantajla ABD’nin kozunu elinden alıyor!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Ekim 2013
MUSTAFA KEMAL’İN İŞÇİSİ VAR, ASKERİ YOK!
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 11/10/2013
Yargıtay Balyoz’da yargılanan 361 askerden 88’ini tahliye etti. Askerlerin dörtte birinin tahliye olması hukuktan değil, fakat sistemin gaz alma ihtiyacından kaynaklanmıştı.
Hukuk açısından mesele doğruyu bulmak ve adalet dağıtmak olmaktan çıkmış ve uluslararası sistemin ihtiyacı olarak Türk Ordusu’nu aşmak belirleyici hale gelmiştir!
Bu gerçek önceki günden itibaren artık millet nezdinde daha da somuttur. Peki ya Genelkurmay ve TSK nezdinde? Hatta yargılanan ve tahliye olan askerler nezdinde?
88 TAHLİYENİN SORUMLULUĞU
Akşam tahliye görüntülerini izlerken aklıma bu sorular takıldı. Zira tahliye olan askerin ailesine sarılıp, arabaya atlayıp kaçar gibi hızla cezaevinden uzaklaşması beni kahretti!
O 88 askeri, içeride kalan 261 askerden ayıran neydi? Suçsuzluk mu? 88 kişi suçsuz ve geride kalan 261 kişi suçlu muydu?
Hepsinin suçsuz olduğunu, davaların siyasi olduğunu, TSK’yi tasfiye etmenin amaçlandığını hepimiz biliyoruz. Ama anlaşılan o tahliye olan 88 asker bilmiyormuş!
Oysa yapılması gereken şuydu: 88 askerden Silivri’de tahliye olanlar Silivri kapısında, Hasdal’dan tahliye olanları Hasdal kapısında yan yana, omuz omuza tek yumruk gibi haykırmalıydı.
“Biz 88 kişi, geride kalan 261 kişiden daha suçsuz değiliz” diyerek silah arkadaşlığının gereğini yerine getirmeliydiler.
“Biz 88 kişiyi, suçsuz olduğumuz için değil, bu siyasi davaya bir parça adalet görüntüsü verebilmek için tahliye ettiler” diyerek, Mustafa Kemal’i askeri olduklarını göstermeliydiler.
Ancak gösteremediler…
MUSTAFA KEMAL’İN İŞÇİSİ, ÖĞRENCİSİ, DOKTORU
Oysa Yatağan işçisi “Mustafa Kemal’in askeriyiz” diyerek yürüyor bir haftadır; “Mustafa Kemal’in işçisi” olarak TBMM’ye dayanıyor!
Zaten birkaç ay önce Haziran isyanında halk “Mustafa Kemal’in askeriyiz” diye direniyordu faşizme…
Kocaeli’de bir hastanede “Mustafa Kemal’in doktorlarıyız” diyerek pankart açtı önceki gün doktorlar…
Liseliler “Mustafa Kemal’in öğrencileriyiz” diyerek Bahariye’de “andımızı” okuyorlar kaç gündür…
Furbolseverler “Mustafa Kemal’in taraftarlarıyız” diyerek tribünlerde haykırıyor her maçın 34. dakikasında…
Sanatçılar “Mustafa Kemal’in aydınlarıyız” diyerek haykırıyorlar her ödül töreninde…
Ama Mustafa Kemal’in gerçek anlamdaki askerleri susuyor; tahliye olur olmaz, kameralardan kaçarak hızla cezaevinin önünde uzaklaşıyor…
ASKERİ MİLLET KURTARACAK!
Demek ki Mustafa Kemal’in üniformasız askerlerinin, artık Mustafa Kemal’in üniformalı askerlerini kurtaracağı yeni bir döneme girmiş olduk!
Mustafa Kemal’in işçileri, Mustafa Kemal’in gençleri, öğrencileri, Mustafa Kemal’in köylüleri, Mustafa Kemal’in doktorları, mühendisleri, Mustafa Kemal’in sanatçıları artık ayaktadır ve işe Mustafa Kemal’in askerlerini kurtararak, başlarındaki çuvalı çıkartarak başlamaktadır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
11 Ekim 2013
ABD ZAYIFLADI, KÜRTLER BÖLÜNDÜ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 10/10/2013
Irak’tan Suriye’ye geçmeye çalışan Aysel Tuğluk başkanlığındaki BDP heyetine, Kuzey Irak yönetimi izin vermedi! (gazetevatan.com, 8 Ekim 2013)
3 Ekim günü karayoluyla Türkiye’den Kuzey Irak’a giden BDP heyeti, Erbil’de hükümet yetkilileriyle görüşmesine rağmen, Suriye’ye geçiş izni alamadı. Heyet buna rağmen Irak’ın Peşhabur sınır kapısına gitti ve geçiş için zorladı. Olmayınca 1 saatlik oturma eylemi yaptı.
Oldukça dikkat çeken bu gelişme, Tuğluk’un şu sözleriyle birlikte daha da anla kazanıyor: “Biz, Kürtler arasında kapıların olmaması gerektiğini göstermek için Irak üzerinden Suriye’ye geçmek istedik. Peşmergeler geçişimize izin vermedi. Bu tutum bizi üzdü.”
Peki, Barzani yönetimi neden bu çarpıcı kararı aldı ve Tuğluk’un “sınırları” zorlayan eylemine izin vermedi? Son bir aylık gelişmelere bakarak inceleyelim:
ERBİL BAĞDAT’A YANAŞMAYA BAŞLADI
1. Erbil’de yapılması planlanan Ulusal Kürt Konferansı bir türlü yapılamadı ve iki kez ertelendi. PKK ile Barzani arasında kuvvet mücadelesine dönüşen Konferans hazırlıkları sırasında, delege sayısı üzerinde bir türlü uzlaşılamadı.
2. AKP hükümeti ile Bağdat’a rağmen anlaşmalar yapan Barzani yönetimi, Maliki’nin Dicle Ordusu’nu kurarak birlik hedefli kararlılık ilan etmesi karşısında, mecburen Bağdat’a yakınlaşmaya başladı.
3. Kuzey Irak seçimlerinde KYB’nin güç kaybetmesi, GORAN’ın seçenek olmaya başlaması ve İslamcı Kürt partilerinin sandalye sayısını artırması, bölgenin kurulu düzenini sarstı ve ikili parti sistemine dayanan yapıyı çatlattı. Bu durum öncelikle Bağdat’ın birlikçi anlayışına yaradı.
SURİYE KÜRTLERİ BÖLÜNDÜ
4. Barzani’nin partisi KDP’nin Suriye kolu olan Suriye Demokratik Kürt Partisi, Suriye Kürtleri Ulusal Meclisi’nden ayrıldı! (ANF, 26 Eylül 2013)
Suriye Demokratik Kürt Partisi Merkez Komitesi yaptığı yazılı açıklamada, 15 partinin yer aldığı Suriye Kürtleri Ulusal Meclisi’nin Suriye muhalefetiyle yaptığı anlaşmasının Kürtlerin çıkarına ters olduğunu, bu nedenle Meclis’ten ayrıldıklarını ilan etti.
Suriye Kürtleri Ulusal Meclisi İstanbul’da 28 Ağustos’ta Suriye Ulusal Konseyi ile anlaşmıştı. Yüksek Kürt Konseyi, anlaşmanın Kürtleri bağlamadığını ilan etmişti.
5. İlginç olan bu süreçte çarpıcı bir ittifakın gelişmesiydi. Vladimir van Vilgenburg bu ittifakı Al-Monitor’da şöyle özetiyordu: “Kürtlerin en güçlü hareketlerinden ikisi, KYB ile PKK, Irak Kürdistan Bölgesi Başkanı Mesut Barzani’nin Suriye’deki nüfuzunu kırmak için güç birliğine gidiyor. Barzani, bir süredir Türkiye’yle iş birliği halinde PKK’nin Suriye’deki etkinliğini sınırlandırmaya çalışıyordu.” (Al-Monitor, 22 Eylül 2013)
PKK’DE ÇELİŞMELER BAŞLADI
6. Öcalan yerel seçimlere HDP ile girilmesini isterken, Selahattin Demirtaş ve Kandil’in bir bölümü BDP’de ısrar etmişti. Sonuçta uzlaşılmış ve doğuda BDP, batıda HDP ile seçime gidilmesi kararlaştırılmıştı. Ancak kavga bitmedi. Şimdi de adayları kimin belirleyeceği tartışması çıktı ve iş Demirtaş’ın kongre toplama hamlesine, BDP’nin de bunu reddetmesine kadar vardı. İstifaların konuşuluyor olması, çelişmenin büyüklüğünü gösteriyor.
Kuşkusuz tüm bunlar, esas olan değil fakat esasın yansımalarıdır. Peki, esas sorun ne?
Öcalan’ın MİT’e ve Tayyip Erdoğan’a biat etmesi ve Kandil’in çekincelerine rağmen “çözüm sürecine” devam etmesi, PKK içindeki çelişmelerin derinleşmesine neden oldu. Kandil, sürecin son tahlilde AKP’ye yarayacağını düşünerek, karşılıklı ve eşzamanlı hamleler yapılmasında ısrar ediyor.
EMPERYALİZM ZAYIFLAR, BİRLİK GÜÇLENİR
Türkiye, Irak ve Suriye Kürt örgütleri arasında yaşanan bu sorunlar, kuşkusuz emperyalizmin bölgedeki ağırlığının zayıflaması nedeniyledir. ABD ne zaman bölgeye abansa bu kuvvetleri zorla “barıştırır” ve kendi çıkarlarına uygun olarak namluya sürerdi.
Ancak şartlar artık değişiyor ve emperyalizm, bölge merkezli çözümlere mecbur kalıyor. Bu durum öncelikle Kürtlere yansıyacak ve ayrılıkçı Kürt örgütleri zayıflarken, Kürtlerin birlik eğilimi güçlenecek!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Ekim 2013
EL KAİDE KİMİN OYUNU?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 09/10/2013
Hafta sonu Türkiye gazetesini ziyaret eden Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu “El Kaide Esad rejimin oyunu” dedi (Türkiye, 7 Ekim 2013).
Kuşkusuz bu sözler, 2,5 yıllık Suriye politikasının nasıl bir başarısızlıkla sonuçlandığının ifadesidir. Öyle ki Davutoğlu “Suriye, bizi El Kaide terörü ile baş başa bırakmak istiyor” bile diyecek kadar çaresizlik içindedir.
Daha mizah dolusu ise Davutoğlu’nun şu sözleridir: “Dış politika başarımızı, Beşar Esad’ın kalmasıyla ölçmeye çalışıyorlar.”
Esad’a 15 gün süre tanıyan, olmayınca “6 ayda kesin gider” diyen, o da olmayınca bu kez “yılsonu” diyen, Şam’daki Emevi Camisi’nde namaz kılmayı önüne hedef koyan Tanzanya yöneticileri miydi?
2,5 YIL ÖNCE SURİYE’DE EL KAİDE VAR MIYDI?
Bir Bakan, üstelik de en geniş danışmanlar ağına sahip olan bir Bakan, nasıl bu kadar kolay çürütülebilecek sözler söyleyebilir? Yalnızca şu iki sorunun yanıtı bile Davutoğlu’nu utandırmaya yetecektir:
1. Siz 2,5yıl önce Suriye muhalefetini Antalya’da toplamadan ve Şam rejimini açıkça yıkmayı ilan etmeden önce, Suriye’de El Kaide diye bir problem var mıydı?
2. Afganistan’dan Çeçenistan’a, Libya’dan Bosna’ya kadar dünyanın pek çok yerinden Suriye’ye gitmiş olan El Kaide savaşçıları, hangi güzergâhı kullandı?
Bu güzergâh konusunun ileride başlarını yakacağını gayet iyi bilen Davutoğlu, önlem anlamında, artık şu iddiayı da savunmaktadır: “Radikallerin ortaya çıkmasında iki sebep çok etkiliydi. Birincisi, Suriye’deki hapishanelerden mahkûmlar çıkartıldı. İkincisi de, Irak’ta Ebu Gureyb Hapishanesi şüpheli bir şekilde basıldı ve binlerce insan oradan kaçtı. Ebu Gureyb bizim kontrolümüzde mi?”
Peki, Ebu Gureyb Esad’ın kontrolünde mi? Roketatarlar ve 12 bombalı araçla Ebu Gureyb’e baskın düzenleyen intihar eylemcilerinin, 29 Iraklı güvenlik görevlisini öldürmesine ve 500 militanı kaçırmasına Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad ile Irak Başbakanı Nuri El Maliki mi göz yummuştur?
EBU GUREYB’DEN ANTEP’E, ORADAN SURİYE’YE
Davutoğlu zor durumda kaldığı için böyle mesnetsiz konuşabilmektedir. Bakın artık konu perdelenememektedir. En son Amerikan Foreign Policy dergisinin Gazantep’te El Kaide militanlarından Ebu Ömer ile yaptığı söyleşi her şeyi ortaya koymaktadır. Ebu Ömer, 6 hücre arkadaşıyla birlikte o baskında Ebu Gureyb hapishanesinden kaçtıklarını ve Türkiye üzerinden Suriye’ye geçtiklerini söylemektedir!
“Ebu Gureyb bizim kontrolümüzde mi?” diye soran Davutoğlu önce Türkiye’nin Suriye sınırının kimin kontrolünde olduğunu açıklamalıdır!
İSTANBUL BOMBACILARI SURİYE’YE NASIL GEÇTİ?
Hadi Ebu Gureyb’i geçelim. Peki, 15 ve 20 Kasım 2003 tarihinde İstanbul’da intihar eylemleri düzenleyerek 63 kişiyi öldüren, 750 kişiyi yaralan fakat değişik yollarla tamamı serbest kalan Türk El Kaide’si üyeleri nasıl Suriye’ye geçmiştir?
Örneğin bombacıların avukatı Osman Karahan, örneğin bombalı saldırıda kullanılan aracın sahibi Metin Ekici, örneğin bombacı Baki Yiğit nasıl olmuştu da serbest kalıp Suriye’ye savaşmaya gidebilmişti? Hangi sınırdan geçmişti? Kimin kontrolündeki sınırdan geçmişti?
Hadi Ebu Gureyb’i geçelim. Peki Adana’daki El Kaide operasyonunda ele geçirilen Sarin gazı, kimyasal silah yapımında kullanılan ve devlet onaylı temin edilecek maddelerin temin edilmesi de mi Esad’ın kontrolünde?
DENETİM DIŞI VE DE ÇOK DENETİMLİ ÖRGÜT!
Bakın El Kaide CIA’nın kurduğu ve Afganistan’da SSCB’ye karşı kullandığı bir örgüttür. Ancak bu tür örgütler zamanla denetimden çıkar ve bumerang etkisiyle sahibine bile döner.
Türkiye işte bu tehlikeyle artık karşı karşıyadır. Yol verilen El Kaide, talepleri yerine tam olarak gelmediği anda, yol verene anında saldıracak türden bir örgüttür. Somali saldırısı, Reyhanlı saldırısı ders olmalıdır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Ekim 2013
AKP’NİN TANIĞI: CEM UZAN
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 09/10/2013
Cem Uzan’ı bir kez gördüm. 1995 seçimlerinde, İstinye’de seçim sandığı başkanıydım. Salonun kapı tarafında ve sıranın arkasında bir gürültü oldu. Cem Uzan, yanında babası Kemal Uzan ve annesi, eşi Alara Koçibey Uzan, kardeşi Hakan Uzan…
Bir polis yanıma geldi ve Uzan ailesinin önden girip oyunu kullanmak istediğini söyledi. Haliyle itiraz edenler, öne doğru ilerlemeye çalışmasına homurdananlar olmuş. Ben polise bunun olamayacağını anlatırken, Uzan ve ailesi de yanımıza kadar geldi.
21 yaşına uygun bir ölçekte öfkelenerek, Uzanlara, “hiçbir ayrıcalıklarının bulunmadığını, herkes gibi sıraya girmeleri gerektiğini”, biraz da sesimi yükselterek belirttim.
İtiraz etmeden sıraya girdiler ve halkın arkasında hizaya geçtiler!
AKP’YE 28 ŞUBAT TANIĞI
Tüm bunları neden mi anlattım? Günlerdir Taraf’ın anons ettiği Cem Uzan söyleşisi başladı. Ve ilk söylediklerine bakılırsa, Cem Uzan yine hizaya geçiyordu. Bu kez Erdoğan’ın işaret ettiği yerde sıralanıyordu…
Şöyle ki Cem Uzan, Erdoğanların hedef almak istediği “28 Şubat’ın sivil ayağına” karşı malzeme vermeye hazır olduğunu ilan ediyordu. Bir nevi “AKP için tanık olurum” demiş oluyordu…
Zaten Taraf da, “darbeci gazeteciler için ifade veririm” başlığını kullanmıştı! (Taraf, 7 Ekim 2013)
Cem Uzan, gazetesini yöneten Fatih Çekirge ve Yılmaz Özdil’i açıkça hedef alıyor ve darbecilikle suçluyordu: “Star, 1999’da yayına başladı. Kuruluşundan itibaren başında Fatih vardı. Ben yayınlara hiç karışmadım. Yayınları Fatih Çekirge ve Yılmaz Özdil belirliyordu. Hurşit Tolon’un talimatları ile her gün manşet atıldığını bilmiyordum. Bilseydim o an kovardım.”
YILMAZ ÖZDİL’İN ŞAŞIRTAN AÇIKLAMASI
Cem Uzan’ın Taraf’a konuştuğu günlerdir biliniyordu. Zaten Taraf birkaç gündür sürekli anons ediyordu. Muhtemeldir ki, hem Çekirge hem de Özdil hedef alınacağını biliyordu.
Şimdi artık soru şudur: Yılmaz Özdil’in okurlarını hayal kırıklığına uğratan Esad yorumu, Uzan’ın açıklamasıyla ilgili mi? Zira Yılmaz Özdil Esad’ı bahane edip, “Kimse Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına hakaret edemez” derken, açık ki yeni bir konumlanmaya işaret etmişti.
Acaba bu konumlanma, Cem Uzan’dan önce bir önlem alma girişimi miydi? Cem Uzan üzerinden yürütülecek bir 28 Şubat operasyonuna karşı barikat kurma ihtiyacı mıydı?
Öyle olmadığını düşünmek istiyoruz!
UZAN AK-F ÇATIŞMASINDAN YARARLANABİLECEK Mİ?
Cem Uzan’ın ilk gün söyleşisine damga vuran konu ise Savcı Zekeriya Öz’ün kendisine söyledikleriydi. Öz 2009 yılında Cem Uzan’ı çağırmış ve şöyle demiş: “Eski servetin yok. Fena da yaşamıyorsun. Bunu kapatsan. Bu davalardan vazgeç. Sağlığını düşün, hayatını niye riske atıyorsun.”
Kuşkusuz buradaki “ sağlığını düşün” sözleri, bir iyi niyet tavsiyesi değil fakat AK Koalisyonun açık bir tehdididir!
2009’daki bu tehditle Fransa’ya kaçan Cem Uzan, acaba AK Koalisyondaki çatlağı ve çatışmayı görerek yeni bir hamle mi yapıyor? Erdoğan ile Gül-Gülen’in çatışmasından yararlanmayı mı umuyor? Gül-Gülen cephesinden diye değerlendirdiği Öz’ü açığa düşürerek Erdoğangillere “biat etmeye hazırım” mesajı mı vermiş oluyor?
Taraf’taki yazı dizisi belki bizi daha da aydınlatacaktır…
En çok AKP’yi tek başına iktidar yapacak işlere imza atmasının perde arkasını ve o işlerin Atlantik’le bağını merak ediyoruz!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
8 Ekim 2013
EN İSTİKRARLI REJİM: DİKTATÖRLÜK
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 07/10/2013
Başbakan Erdoğan’ın “demokratikleşme paketinde” yer alan konulardan biri de seçim sistemiydi. Her ne kadar biri zaten mevcut olsa da, Erdoğan “üç seçenek öneriyorum” dedi. Seçenekler kamuoyunda ve yazılı-görsel medyada sıkça tartışılıyor.
‘YÖNETİMDE İSTİRAR, TEMSİLDE ADALETTEN ÖNEMLİDİR’
Erdoğan’ın mevcuda alternatif önerdiği dar ve daraltılmış seçim sisteminin son seçimlere uygulanmasının AKP ve BDP’nin vekil sayısını artırdığı, CHP ve MHP’nin vekil sayısını ise düşürdüğü artık herkesin malumudur.
Haliyle muhalefet, iktidarı bu nedenle eleştirmektedir. İktidar ise muhalefetin eleştirisine birincisi “sandığı itibarsızlaştırıyorsunuz” diyerek, ikincisi “halkı oy kullanamayan yığınlar gibi görüyorsunuz” diyerek, üçüncüsü de “yönetimde istikrar, temsilde adaletten daha önemlidir” diyerek yanıtlıyor.
İlk iki gerekçenin üzerinde durmuyor, fakat siyasetteki seviyesizleşmeye ve polemikteki ucuzluğa örnek olarak arşivlere kaydediyoruz.
Ancak “temsilde adalet” ve “yönetimde istikrar” kavramlarının karşılaştırılması önemlidir. Biz de üzerinde duracağız.
AZ OY, ÇOK SANDALYE
Mevcut seçim sistemi de dâhil, önerilen hiçbir seçenek, temsilde adalet sağlamıyor. Örneğin son genel seçimlerde AKP, seçime katılan yüzde 86 seçmenin yüzde 49,8’inin oyunu aldı. Ancak yaklaşık yüzde 50 oyla, koltukların yüzde 60’ını almış oldu.
2002 seçimlerinde bu adaletsizlik zirve yapmıştı: Oyların yüzde 34’ünü alan AKP ile yüzde 19’unu alan CHP, TBMM’deki koltuklarının tamamının sahibi olmuştu. Yani iki parti, oyların yüzde 53’ü ile koltukların 100’de 100’üne sahip olmuştu. Yani oyların neredeyse yarısı TBMM’de temsil edilmemişti.
Bu adaletsizliğin avantajlarını en fazla kullanan parti olan AKP ise “yönetimde istikrar, temsilde adaletten daha önemlidir” diyor.
Peki, AKP’nin anladığı yönetimde istikrar nedir?
1. Az oyla çok sandalye alarak TBMM’ye girmektir.
2. Az sayıdaki partinin TBMM’ye girecek olması nedeniyle, daha çok sandalyeye sahip olmaktır.
3. Oyunun üzerinde bir oranla sandalye kazanarak iktidar olmaktır.
4. Başkasını tercih eden seçmenin tercihini yok saymaktır.
Nitekim AKP sözcüleri de geçmişte kurulan koalisyon hükümetlerine değinmekte, onların beceriksizliklerini, daha doğrusu ABD’ye bağımlı siyasetin doğal sonuçlarını kendisine dayanak yaparak, “yönetimde istikrarı” savunmaktadır.
SANDIĞI KURAN İRADE
Kuşkusuz AKP’nin iddia ettiği gibi temsilde adaletle yönetimde istikrar arasında her zaman bir ters orantı yoktur. Yani biri azalınca diğeri her zaman artmaz. Tersine, ikisinin doğru orantısına bağlı olarak yürüyen demokrasiler vardır. İstikrarlı koalisyonlarca yönetilen demokrasiler vardır.
AKP’nin işaret ettiği türden bir yönetimde istikrar ise en çok diktatörlüklerde vardır. Evet, gerçekten de otokratik rejimlerde, diktatörlüklerde yönetimde istikrar vardır!
Hatta sandık bile yoktur!
Zaten 2002, 2007 ve 2011 seçimlerinde de, seçmenin değil, sandığı kuran ABD’nin iradesi vardır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Ekim 2013
İP DELEGELERİ PERİNÇEK’İ DİNLEYECEK Mİ?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 06/10/2013
İşçi Partisi’nin 9. Kurultayı haberlerini Aydınlık’ta okuyorsunuz. Ben üç günlük bu tarihi önemdeki Kurultay’a dair dikkatimi çeken bazı noktaları sizlerle paylaşacağım.
PERİNÇEK: BENİ SEÇMEYİN
En dikkat çekici konu, haliyle dün İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in Aydınlık’taki köşesinden genel olarak İşçi Partisi delegelerine ve özel olarak da partinin yönetimine verdiği mesajıydı. Perinçek özetle şöyle diyordu: “Partimizin, duvarların arasında olan bir arkadaşın sözünü dinlememesi yerindedir. Bu sağlıklı tavrın hukuka da yansıtılması doğru olur.”
Yani Perinçek delegelerden kendisini seçmemesini istiyordu!
Kuşkusuz bu bile İşçi Partisi’nin Kurultayı’nı başlı başına çok önemli yapıyordu.
Artık delegelerin önünde şöyle bir ikilem vardı: Genel Başkan’ı dinleyip, kendisini Genel Başkan seçmeyecekler miydi? Yoksa Genel Başkan’ı dinlemeyip, kendisini yeniden Genel Başkan mı seçeceklerdi?
Bu sorunun yanıtını bugün oylama sonrasında öğreneceğiz.
Kuşkusuz 40 yıldır vatan savunması yapan ve her zorluğa göğüs gererek çelikleşen ve bu kırk yıl içerisinde yenilenen, tazelenen İşçi Partisi’nin en üst karar organı, yani Kurultay’ı en doğru kararı verecektir.
GENİŞLEME SORUNU
Ancak yanlış vereceklerini düşündüğüm bir karar da var!
Kurultay gündemine, tüzüğün merkez karar kurulu ve merkez yürütme kurulu üyeliklerini genişleten bir öneri yapıldı. Halen 60 asil ve 15 yedek üyenin bulunduğu merkez karar kurulunun daha da genişletilmesi, ne kadar işlevsel olacak? Doğrusu kuşkulu…
Zira her kurul üyesi 10 dakika konuşsa, kesintisiz 15 saat yapacak. Genişleyen kurul bu durumda hantallaşmaz mı? Kimi kurul üyeleri, sadece oy vermekle sınırlanmış olmaz mı?
Biz bu yazıyı yazmaya başladığımızda bu madde henüz oylanmamıştı. Önergenin gündeme alınmasına tek kişi karşı çıktığına göre, çok büyük ihtimalle öneri kabul edilecek!
Hayırlısı…
İŞÇİ PARTİSİ HIZLI BÜYÜYOR
Önergenin sahipleri, kurulu genişletme ihtiyaçlarını İşçi Partisi’nin büyümesine bağlıyorlar. Biz bunu kurulu genişletmeye gerekçe görmesek de, İşçi Partisi’nin büyüdüğü ortada…
Bir kere artık beşinci parti konumundalar. Medyanın yayınladığı anketlerde İşçi Partisi’nin yaz aylarında yüzde 2’den fazla oyla beşinci parti olduğu ortaya çıkmıştı.
Ben İşçi Partisi’nin beşinci parti olmasından çok, TBMM dışından alternatif görülen ilk parti olmasını daha çok önemsiyorum.
TBMM’deki ilk dört partiden hemen sonra en çok İşçi Partisi’nin tercih edilmesi, bence yeni dönem için ve Türkiye’nin geleceği için çok şey anlatıyor.
Bu yüzde 2 oyun, artık yüzde 2 ile yüzde 4 aralığında olduğu da anlaşılıyor. Bu kabaca artık 1 ile 2 milyon arasında yurttaşın, İşçi Partisi’ni tercih ettiği anlamına gelir.
DEVRİMİN MATEMATİĞİ
Bu rakamın anlamı, şu matematik hesabıyla birleşince asıl değerini kazanır:
1. Haziran Halk Hareketi’nin başlangıcı sayılabilecek eylem, TGB’nin Taksim’de 250 bin genci yürütmesiydi.
2. İşçi Partisi, artık 1 ile 2 milyon arası yurttaş tarafından tercih ediliyor.
3. Her ne kadar gerçeği tam yansıtmasa da, devletin resmi rakamlarına göre Haziran İsyanı’na yaklaşık 4 milyon yurttaş katılmıştı.
Bu rakamlar sadece İşçi Partisi’nin besleneceği bir havuzu anlatmıyor, aynı zamanda devrimin matematiği olarak da karşımızda somut duruyor!
İşçi Partisi’nin Kurultayı’nı izlerken ve konuşma yapan yaklaşık 100 civarında delegeyi dinlerken çok umutlandım: Bu Kurultay’la daha da tazelenecek olan İşçi Partisi, devrimin matematiğini uygulayabilecek çaptadır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Ekim 2013
HAZİRAN İSYANI PAKETİ GECİKTİRDİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 05/10/2013
Başbakan Erdoğan’ın açıkladığı “demokratikleşme paketini” incelediğimiz ilk iki yazıda, paketi içeriği üzerinden ele almış ve “paket böler, devrim birleştirir” demiştik.
Paketin bir de bizim için siyasal mücadele anlamı var. Bugün o anlamı inceleyeceğiz:
ÖNCÜ PAKET
1. Öncelikle belirtelim: Paket, 2009’da başlatılan Kürt Açılımı’nın paketidir, hatta paketlerinden biridir. Öncü pakettir. Erdoğan’ın da ifade ettiği gibi devamı gelecektir.
Peki, neden parça parçadır? Çünkü Erdoğan’ın paketi tümden ilan edecek gücü yoktur. Erdoğan paketi gücü oranında adım adım, aşama aşama açıklayabilmiştir.
2. Erdoğan’ın 10 dakikalık paketin girişinde 50 dakikalık konuşma yapması ve henüz açıklamadığı maddelerle ilgili sürekli “muhalefet beğenmeyecek” savunmasına başvurması anlamlıydı.
KORKUDAN BAYRAĞA SARILMAK
3. Erdoğan’ın bölücü paketi açıklarken arkasına abartılı bir şekilde 6 Türk Bayrağı alması ve konuşması boyunca sık sık Gazi Mustafa Kemal’e sığınması, kuşkusuz paketin örtüsüydü ama aynı zamanda korkunun perdesiydi.
4. Öyle ki, Erdoğan İstiklal Marşı’nın “korkma” diye başlamasının altını çizerek hem kendisine, hem de tabanına moral vermeye çalıştı.
5. Paketin liberal çevrelerde “dağ fare doğurdu” şeklinde ele alınması dikkat çekiciydi. Zira ağırlıklı olarak o çevrelerin dâhil olduğu Akil Adamlar, Erdoğan’dan günler önce yaptığı açıklamalarla, paketin çok daha kapsamlı olduğunu dile getirmişlerdi.
Kuşkusuz bu salt dışarıdan bir öngörü değil, kendilerinin de dâhil olduğu içeriden bir bilgiydi. Öngörülerinin çıkmaması, Erdoğan’ın zemini henüz uygun bulmamasındandı.
HAZİRAN İSYANI MUTABAKAT TAKVİMİNİ VURDU
6. Asıl açıklamasını haftaya bırakarak kısa bir açıklama yapan KCK Eş Başkanlığı’nın paketten memnun olmaması önemliydi. O açıklamanın kodlarına bakılırsa, paketin “bu içeriği” geç kalmıştı. Şimdiye kadar bu içerikteki paket çoktan açıklanmalı ve sırada yeni paketler olmalıydı.
Açıklamadaki bu kodlar önemliydi, zira AKP ile PKK arasında uzunca bir süredir takvim tartışması yaşanmaktaydı. Öcalan’ın da dâhil olduğu takvimler, 1 Eylül diye başladı ve 15 Eylül, 1 Ekim ve 15 Ekim diye devam etti.
7. Peki takvimler, AKP ile PKK’nin tartışmasına varacak kadar neden ötelendi? Yanıt Haziran Halk Hareketi’ydi!
Haziran İsyanı sadece AKP hükümetini sallamakla kalmadı, aynı zamanda AKP-PKK müzakerelerine de darbe vurdu! Haziran İsyanı, mutabık kalınan takvimleri şaşırttı! Haziran İsyanı, Erdoğan’ın açıklayacağı paketleri geciktirdi!
ERDOĞAN’IN GEZİ SENDROMU
8. Gezi sendromu bütün haşmetiyle AKP’nin üstündedir. Bunu Erdoğan’ın günlük konuşmalarından da anlıyoruz. Erdoğan, konu ne olursa olsun, konuşmasını bir şekilde Gezi eylemlerine getirmekte ve tabanına “başaramadılar” mesajı vermeye çalışmaktadır.
9. “Demokratikleşme paketinin” açıklandığı gün, AK yorumcuların ekranları doldurup benzer şeyleri söylemesi şaşırtmadı. Ancak bazılarının, “Erdoğan, Gezi’nin özgürlük talebini yerine getirdi” demesi çarpıcıydı. Bu yorumcuların utanmak pahasına böylesi bir saçmalığı dile getirmesi, AKP’nin Gezi sendromunun bir yansımasıydı.
HAZİRAN’DAN GÜÇ ALMAK
“Demokratikleşme paketi” ABD’nin belirlediği, AKP’nin açıkladığı ve PKK’nin yararlanacağı bir öncü pakettir.
Ellerinde Türk bayraklarıyla “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diyerek bağımsızlık programını temel alan Haziran İsyancıları, işte bu bölücü pakete ağır bir darbe vurdu.
Ancak bu öncü paketle görülmüştür ki, sıradaki paketler daha ağır olacaktır.
Türk milleti artık bu gerçeğe göre konumlanmalı ve Haziran’dan aldığı gücü vatanının bütünlüğü için kullanmalıdır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
5 Ekim 2013
GEZİ’Yİ EZME EMRİNİ KİM VERDİ?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 04/10/2013
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Gezi eylemleriyle ilgili yaptığı açıklamalar, başta Başbakan Erdoğan olmak üzere AKP üst yönetiminde büyük rahatsızlık yarattı, yaratıyor. İşte o açıklamaların bir bölümü:
Gül: “Herkesin kendi ülkesinde en geniş şekilde kendisini özgür hissetmesi gerekir. Demokrasi demek sadece seçim demek de değildir” (DHA, 3 Haziran 2013).
Gül: “Gezi’yi anlamak lazım” (NTV, 13 Haziran 2013).
Gül: “Gezi olaylarının başlangıcı ile gurur duydum” (CİHAN, 24 Eylül 2013).
Gül: “Gezi’de orantısız güç kullanıldı.” (CNNTürk, 25 Eylül 2013)
Gül, TBMM açılış konuşmasında, Gezi’de yaşamını yitirenler için başsağlığı diledi (Radikal, 2 Ekim 2013).
GÜL MÜ, ERDOĞAN MI?
Peki, Gül neden böyle bir çizgi izliyor?
Kuşkusuz bu sorunun yanıtı ABD içi bölünmeden başlayarak Türkiye içindeki siyasal saflaşmaya kadar gidiyor. Gül’ün Erdoğan’ın tersine Suriye ve İran konusunda da Obama’yla aynı kulvarda açıklamalar yapması önemli. Daha önce bu konuyu incelediğimiz için üzerinde durmuyoruz.
Fakat önümüzü aydınlatacak şu soruyu sormalıyız: Gezi eylemlerini ezme emrini kim verdi?
1. Aydınlık 12 Haziran günü sürmanşetten verdiği “Gül’den Emniyet’e: Eylemleri dağıtın” başlıklı haberiyle, emrin sahibinin Gül olduğunu açıkladı. (Aydınlık, 12 Haziran 2013)
2. Aydınlık’a konuşan bir Emniyet Amiri, “müdahale emrini veren iktidardır” dedi. (Aydınlık, 20 Haziran 2013)
3. Başbakan Erdoğan bu sorunun sorulduğu günlerde şu yanıtı verdi: “Polise talimatı kim verdi diyorlar. Ben verdim.” (Cumhuriyet, 23 Haziran 2013)
POLİS GÜL’ÜN EMRİNİ UYGULA(YA)MADI
Açıklamaların takvimine göre, Gül’ün verdiği emir, Gezi eylemlerinin ilk günlerini ilgilendiriyor. Yani 31 Mayıs direnişini, 1 Haziran’da Taksim’e girilmesini… Ve de Erdoğan’ın Türkiye’de olmadığı, Kuzey Afrika’da bulunduğu günleri…
Erdoğan’ın verdiği emir ise 16-17 Haziran günlerinde polisin Taksim’e girerek eylemcileri ezdiği günleri…
Buradan öncelikle şu sonuç çıkmaktadır: Polis, Gül’ün verdiği emri yerine getirememiş fakat Erdoğan’ın emrini yerine getirebilmiştir!
GÜL’ÜN GEZİ’DEKİ ROLÜ
Abdullah Gül’ün hadi son günlerdeki açıklamalarını bir kenara bırakalım ama yukarıya aldığımız 3 Haziran ve 13 Haziran günlü açıklamaları, verdiği emrin “dağıtın” şeklinde değil de, “dağılın” şeklinde olabileceğine işaret etmektedir.
Çünkü 1 Haziran’da polis eylemcileri ezmemiş, ezememiş, tersine Taksim’den çekilmiştir!
Kuşkusuz o gün polis çekilmese, belki Gezi’yi ezerdi fakat bedeli çok ağır olacak onlarca ölüme sebep olabilirdi. Gül’ün kendisi ya da Gül’ün emrine rağmen İstanbul Emniyet Müdürlüğü bu riski alamamış olabilir.
Ancak hangisi olursa olsun, TBMM’de Gül’ü dinleyen AKP’lilerin yüzlerine yansıyan olumsuz ifadeler, kulislerde konuşulan şu iddiayı güçlendirmektedir: “Erdoğan, Gül’ün Gezi’de kendisini zor durumda bırakmaya çalıştığını düşünüyor.”
Artık Erdoğan’ın “Partimden 3 kişi bize ihanet etti” demesi daha da anlamlıdır! (Akşam, 29 Eylül 2013)
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Ekim 2013