Archive for category Aydınlık Gazetesi Yazıları

ÇİN’İN ABD HİLALİNE YANITI

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin Güney Kore, Çin ve Japonya’yı kapsayan Asya-Pasifik ziyareti, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin füze tehdidi nedeniyle oldukça önem kazandı. Ancak Çin basını, Kerry’nin ziyaretinin ana gündeminin Kore DHC yerine “Çin’le iyi ilişkiler kurmak” olduğuna dikkat çekiyor.

Bu analiz, Kore DHC’nin dünyayı ayağa kaldıran füze tehdidi konusunda, esas adrese işaret etmesi bakımından değerli.

KERRY’NİN ENDİŞESİ

Çinli uzmanlar ayrıca şu soruyu tartışıyor: “ABD’nin yeni stratejisi Asya-Pasifik merkezli. Nitekim eski Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, ilk ziyaretini bu bölgeye yapmıştı. Ancak Kerry bölgeye gelmeden önce tam üç kez Ortadoğu’ya gitti. Acaba ABD yeniden Ortadoğu’ya mı dönecek?”

Bu soruya verilen ağırlıklı yanıt, “hayır” şeklinde. Uzmanlara göre, bu tabloyu yaratan etkenlerden biri, Kerry’nin hızla artan tansiyonu “yatıştırma” taraftarı olmasıdır.

Örneğin Kerry’nin Senato oturum toplantısında dile getirdiği şu görüşü anımsatıyorlar: “ABD’nin Asya-Pasifik bölgesindeki askeri varlığının yoğunlaştırılması gerekmiyor. ABD’nin Asya-Pasifik bölgesindeki askeri üs sayısı, Çin dâhil diğer ülkelerden daha fazla. Çin, bu durumu görünce, ‘ABD ne yapacak, bizi kuşatacak mı?’ diye soracak. Herhangi bir eylem karşı tarafın tepkisini uyandırabilir. Bu nedenle iyice düşündükten sonra harekete geçmemiz gerekiyor. Yeni tehditler yaratmak yerine, daha iyi işbirliği temeli arayışında bulunmamız gerekiyor.

KUŞATMA HİLALİNE İKİ UCUNDAN YANIT

Kerry’nin “süreci yatıştırma” çizgisine girmesi ise Çin’in, ABD’nin Asya-Pasifik stratejisine pratikte sert yanıtlar vermesi nedeniyledir.

Bu hamlelerden özellikle ikisi oldukça önemliydi. Biri Kore DHC’nin ABD’yi “vurmakla” tehdit etmesi, diğeri de Çin’in kendi adalarıyla Endonezya arasında bir tatbikat yapmasıydı.

Bu ikisinin ne anlama geldiği, ABD’nin Çin’i kuşatmak üzere çizdiği haritaya ve dayandığı kuvvetlere bakınca anlam kazanıyor: Washington, Endonezya, Filipinler, Güney Kore ve Japonya’ya dayanarak Çin’i güneyinden başlayarak doğusuna kadar kuşatmaya çalışıyor.

Bu dört ülkenin konumu, bir dairenin güney-doğu kanadıdır; hilaldir. Çin hilalin altında tatbikat yaptı, Kore DHC de hilalin üstünden ABD’yi tehdit etti!

Yani Çin, ABD’nin kuşatma hilaline, hilalin iki ucundan sert yanıt verdi. Kore DHC meselesinin esası budur.

ABD DAHA İLERİ GİDEMEDİ

Nitekim ABD de, tehdidin Kore DHC’den değil, Çin’den geldiğini görerek geri adım attı.

Wall Street Journal da yayımlanan Adam Entous ve Julian Barnes imzalı, “ABD, Kuzey Kore’deki güç gösterisinde geri adım attı” başlıklı analiz haber durumu bütün çıplaklığıyla özetliyor: “ABD, Kuzey Kore’nin cesaretini kırmayı amaçlasa da, yetkililer daha derin bir krize neden olmaktan çekinen Beyaz Saray’ın agresif duruşunda geri adım attığını ifade etti.

Nitekim bu durum bölgeyi ziyaret eden ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin mesajlarına da yansıdı. Örneğin Kerry önceki gün Güney Kore’de, Kore DHC’ye altılı ya da ikili görüşme çağrısı yaptı. Ardından Güney Kore’den kuzeye diyalog çağrısı gitti.

Sonuç olarak ABD, tıpkı Ortadoğu gibi Asya-Pasifik’te de kendisini zafere götürecek hamleleri atamıyor! Washington’un kaynakları ise mevzi aramaya, küçük muharebeler kazanmaya, savaşı zamana yaymaya yetmiyor.

Zira saatler dünyanın güney doğusuna ayarlandı: Güneş ABD’de batıyor, Doğu’da yükseliyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
14 Nisan 2013

, , , , , , ,

Yorum bırakın

PKK’Yİ ARTIK ERDOĞAN YÖNETİYOR

Son bir aydır ısrarla yazıyoruz: AKP-PKK “barışının” sahibi ABD’dir. “Barışın” nedeni ABD ve İsrail’in Ortadoğu çıkarlarıdır. İsrail’den gelen “özür”, “barışa” bölgesel cephe yaratmak içindir. “Barışın” taktik hedefi önce Suriye, sonra da İran’dır. “Barışın” stratejik hedefi Türkiye’dir; Türkiye’nin küçültülüp, Büyük Kürdistan’ın kurulmasıdır.

Yani “Amerikan barışı” aslında bölgeye açılan savaştır. Gerisi laftır, hikâyedir!

Dolayısıyla ortada bir Türk-Kürt barışı ya da kardeşlik projesi yoktur. Ne vardır? Türk ve Kürt’ü Ortadoğu’da ateşe sürmek, Arap ve Fars’a düşman yapmak vardır.

Yazdıklarımıza inanmayanlar, Amerikan barışının sözcülerinden Aysel Tuğluk’un üç gündür Radikal’de yazdıklarını okusunlar.

PKK’YE SURİYE VE İRAN GÖREVİ

Aysel Tuğluk açıkça söylüyor: “Bölge üzerine politika yapan ve bölge gücü olan hiç kimse silahtan arınmış bir PKK seçeneğine hazır değil.”

Tuğluk üstelik basında yazılanların da yalan olduğunu belirtiyor: “Dolayısıyla silahsızlanma meselesi zannedildiğinin aksine İmralı’daki tartışmaların merkezinde değil, böyle bir talep de yok.” (Radikal, 10 Nisan 2013)

Peki, Erdoğan ile Öcalan PKK’nin silahsızlanmasını konuşmuyorsa, neyi konuşuyor? Onu da ertesi gün yazmış Tuğluk: “PKK’nin ne olacağına dair soruya verilecek cevap konusunda açık yürekli olmak gerekiyor. En az önümüzdeki çeyrek asır boyunca Kürtlerin var olduğu her yerde PKK de çeşitli biçimlerde olacak. Suriye’de bir süre daha silahlı; İran’da yakın gelecekte tekrar silahlı; Avrupa’da kurumsal vs. PKK, Türkiye’de de çeşitli biçimlerde olacak. Ancak Öcalan’ın yeni dönem kurgusunda PKK’nin silahlı güçlerini Türkiye siyasal sahasının dışına geri dönüşsüz biçimde çıkarmak var.” (Radikal, 11 Nisan 2013)

Ne diyordu Öcalan İmralı zabıtlarında: “Çekildiğimiz alanda gerillayı daha da büyüteceğiz. Çekilirsek gerilla biter görüşüne katılmıyorum. Suriye var, İran var. Şu an Suriye’de 50 bin, Kandil’de 10 bin, İran’da 40 bin.” (Milliyet, 28 Şubat 2013)

Yani anlayacağınız ABD asıl şimdi silahlandırıyor PKK’yi; Suriye’ye ve İran’a saldırması için büyütüyor, Erdoğan’ın denetimine veriyor! (PKK bu nedenle bölünmeye gebedir.)

ERDOĞAN PKK’Yİ SURİYE ÜZERİNE SÜRDÜ

Nitekim PKK’yi silahlandırma ve bölgeye sürme operasyonu aslında çoktan başlatılmıştı. “PKK’nin Esad’ın kartı olduğunda” ısrar edenler, umarız birincisi PYD’nin Suriye güvenlik güçlerine saldırıya geçmesini ve ikincisi de Erdoğan’ın Kırgızistan’dan söylediği şu cümleyi doğru okurlar: “Türkiye’den Suriyeli olan PKK’lilerin bir kısmı Suriye’deki gelişmeler arttıkça geçmişlerdi.” (Hürriyet, 11 Nisan 2013)

Erdoğan çok açıkça PKK’nin, kendisine verilen “Esad’ı yıkma” görevinin bir parçası olduğunu söylemiş oluyor.

Yani artık PKK’yi ABD adına Erdoğan yönetiyor!

TSK’YE İSRAİL SİGORTASI

Kuşkusuz ABD, PKK’nin askeri varlığına dayanarak bölgeyi dizayn edemez! ABD’nin bölge planlarının olmazsa olmaz şartı asıl TSK’nin kullanılmasıdır! ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, bu nedenle Erdoğan ve Davutoğlu’na “Ergenekon ve Balyoz’da kantarın topuzu kaçıyor, Türk Ordusu bize lazım” mesajı vermiştir. (Savaş Süzal, Yeni Çağ, 9 Nisan 2013)

TSK’yi bölgeye sürmeden planlarını gerçekleştiremeyeceğini bilen ABD, anlaşılan Ergenekon tertipleriyle karargâhına diz çöktürülen Ordu’nun kıvama geldiğini ve yeni 1 Mart tezkere sürprizleriyle karşılaşmayacağını düşünmektedir.

Ancak bunun en önemli sigortalarından biri, Türk ve İsrail ordularına “ilişki” sağlamaktır.

İşte ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel de bu ilişkiyi sağlamak üzere Türkiye’ye geliyor: “Hagel’in ziyareti sırasında Türkiye ve İsrail arasındaki askeri işbirliğinin güçlendirilmesi, savunma antlaşmalarının imzalanması ve beraber tatbikat yapması konuşulacak. Suriye’deki iç savaşın da gündemde olması bekleniyor.” (Milliyet.com.tr, 13 Nisan 2013)

PLANI 8 NİSAN BOZAR!

Peki, tablo bu denli karanlık mı? Bu plan yıkılamaz mı?

8 Nisan’dan bakınca ben aydınlık görüyorum… 8 Nisan’da barikatı yıkan millet, Türk’üyle, Kürt’üyle bu planı da er geç yıkacaktır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
13 Nisan 2013

, , , , , ,

Yorum bırakın

İSVİÇRE HESAPLARI İSTİFA GEİTRDİ

Bazı siyasetçilerin İsviçre hesapları nedeniyle çalkalanan Fransa’da ilk istifa geldi.

Madiapart internet sitesinin editörü Edvy Plenel önce Bütçe Bakanı Jerome Cahuzak’ın İsviçre’de hesabı olduğunu yazdı. Bakan dört ay boyunca bu iddiayı yalanladı.

Ardından savcılık bu hesabın ortaya çıkarılması için girişim başlattı. Bütçe Bakanı Cahuzak bunun üzerine 1992 yılında açtığı 600 bin avroluk bir hesabı olduğunu itiraf etmek zorunda kaldı. Ancak ortaya çıktı ki, Cahuzak 600 bin avro değil, örneğin 2009’da bu hesaba tam 15 milyon avro aktarmıştı. Fransa Bütçe Bakanı bu gerçek üzerine istifa etmek zorunda kaldı.

Edvy Plenel, şimdi de Dışişleri Bakanı Laurent Fabius’un İsviçre’de gizli bir hesabı olduğunu iddia etti. Fabius tıpkı Cahuzak gibi iddiayı yalanlıyor. Ancak Fransızlar Cahuzak’tan sonra kabinede ikinci bir “yalancı bakan” bulunduğundan eminler! Bakalım Fabius ne zaman istifa etmek zorunda kalacak?

ERDOĞAN’IN İSVİÇRE HESAPLARI

İsviçre’de gizli hesap konusu haliyle Türkiye’deki bir iddiayı da yeniden gündeme getirdi: Erdoğan’ın 8 hesabı.

1. Doğu Perinçek, Hayrullah Mahmut imzalı bir e-postada yer alan bu iddiayı 3 Aralık 2010’da Ergenekon davasında açıkladı: 2005 yılının ilk çeyreğinde ABD Büyükelçisi Eric EdelmanTayyip Erdoğan ile görüşür. Edelman, Erdoğan’ın önüne, İsviçre’deki sırdaş hesabıyla ilgili dosyayı atar ve İncirlik üssü, Kıbrıs, Kuzey Irak, Afganistan ve Kürt sorunu konularında ABD’nin isteklerini yapması karşılığında, dosyayı gizli tutacaklarını söyler.

2. Daha sonra ortaya çıkan Wikileaks belgeleri iddiayı doğrular niteliktedir. Örneğin Eric Edelman 30 Aralık 2004 tarihli kriptoda şunu yazmıştı: “İki ayrı kaynaktan edindiğimiz bilgiye göre, Erdoğan’ın İsviçre bankalarında sekiz ayrı hesabı var.”

ABD Büyükelçisi, bu bilgiyi önce Washington’a geçmiş, yaklaşık üç ay sonra da ülkesinin çıkarlarını AKP’ye uygulatmak için Erdoğan’ın önüne getirmiştir. Gazeteci Hayrullah Mahmut da, bu bilgiye yaklaşık bir yıl sonra ulaşmış ve internette duyurmuştur.

MİT: 8 HESAPTA 800 MİLYON DOLAR

3. Konu daha sonra, Silivri Cezaevi’nde hayatını kaybeden MİT’çi Kâşif Kozinoğlu’nun Aydınlık’a açıklamalarıyla de gündeme gelmişti. Kozinoğlu, Başbakan Erdoğan’ın İsviçre bankalarındaki 8 ayrı hesapta yaklaşık 800 milyon dolar parası olduğunu açıkladı. (Aydınlık, 19 Kasım 2011)

Kozinoğlu, bu bilgiyi, Alman istihbarat örgütü BND’nin de 30 milyon avro karşılığında temin ettiğini ifade etti. Almanya’nın belge ve bilgileri Eyşan Adalarındaki İsviçre Bankası müdürü üzerinden elde ettiğini belirten Kozinoğlu, Berlin’in belgeleri Erdoğan’a karşı koz olarak kullandığını vurguladı.

Kâşif KozinoğluErdoğan’ın İsviçre bankalarındaki gizli hesaplarıyla ilgili bilgileri CIA’ya da Bülent Arınç’ın verdiğini söyledi.

ZÜRİH’E HANGİ BAKAN GİTTİ?

4. Mehmet Baransu, adresine özel mesajlar veren bir yazısında şöyle diyordu: “Parantezi kapatırken, AK Partili bir ismin 2004 yılında İsviçre’ye neden gittiğini, gelirken yanında bulunan valizde kaç milyon dolar olduğunu, bu paranın Türkiye’ye neden getirildiğini de doğrusu merak ediyorum.” (Taraf, 19 Aralık 2011)

Kendisine bavulla teslim edilen belgeleri yıllardır konuşulan Baransu’nun nedense bu iddiası hiç konuşulmadı! Ancak İsviçre-Zürih’e giden bu bakanı Fatih Altaylı da biliyordu.

5. Fatih Altaylı yıllar önce Hürriyet’teki köşesinde “Bir bakan niye gizlice Zürih’e uçar?” başlıklı bir yazı kaleme almıştı: “THY’nin Ankara’dan Münih’e haftada iki gün ‘direkt’ seferi olduğu halde, halen Bakanlık koltuğunda oturan bir bakanımız geçtiğimiz nisan ayında ‘farklı’ bir yol izleyerek Münih’e gider. Bakanımız, Münih’e gitmek için 21 Nisan günü Lufthansa’nın LH 3361 sayılı seferine biner. Oradan da yine Lufthansa ile Zürih’e geçer. Zürih’te kimsenin ne olduğunu bilmediği bir ‘İşini halleder’ ve 23 Nisan günü yine aynı yolu izleyerek Münih’e, Münih’ten de Lufthansa’nın 3362 numaralı seferiyle Ankara’ya döner. Konuştuğum ilgililer, Bakan’ın Lufthansa’yı ‘gizlilik’ kaygısıyla tercih etmiş olabileceğini, Ankara’daki VIP’in kullanıldığı durumlarda THY dışındaki uçakların kayıtlarının tutulmadığını söylediler.” (Hürriyet, 7 Aralık 2004)

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
11 Nisan 2013

, , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

MAHKEMEDEN KAÇAN BAŞBAKAN

8 Nisan’da başlayan Ergenekon’dan çıkma süreci AKP hükümetini titretti!

Önce Başbakan Yardımcısı ve hükümet sözcüsü Bülent Arınç konuştu ve “yargı baskına uğradı” dedi. Bir diğer Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ on binleri “eşkıya”, Adalet Bakanı Sadullah Ergin ise “zorba” olarak niteledi.

Halkını eşkıya ve zorba diye niteleyen bir yönetim, biliyoruz ki aslında sallanıyordur!

AKP’NİN KARARTILMIŞ ANLAŞMALARI

Başbakan Erdoğan ise dünkü grup toplantısı konuşmasında Silivri’de toplanan on binleri hedef aldı. Erdoğan yargıyı göreve çağırdı ve CHP’li 41 vekille ilgili “bize düşeni yapacağız” diyerek dokunulmazlıklarını kaldırma tehdidi savurdu.

Erdoğan, CHP’li milletvekillerinin “karanlık bir örgütün” kuyruğuna takıldığını söyledi. Kuşkusuz Erdoğan’ın bu açıklamasına İşçi Partisi yetkilileri gerekli yanıtı verecektir ancak biz şu kadarını söylemeliyiz: Bir siyasi partiyi “karanlık bir örgüt” diye suçlamaya kalkacak bir hükümetin önce Bush’la, Obama’yla, Powell’la yaptığı ve kararttığı “gizli anlaşmaları” açıklaması gerekir!

ERDOĞAN’DAN HÂKİME HAKARET 

Başbakan Erdoğan’ın en çarpıcı ifadesi ise 8 Nisan için “bağımsız yargı saldırıya uğramıştır” demesiydi.

“Bağımsız yargıya” saldırı konusunda eline su dökülemeyen Erdoğan’ın “bağımsız yargı” savunmasına geçmesi, kuşkusuz en başta belirttiğimiz “titreme” nedeniyledir ve çaresizce söylenmiştir.

Gelin Erdoğan’ın “bağımsız yargıya” saldırılarından birkaçını anımsayalım:

1. Erdoğan, ilk hapis cezasını Hâkim’e hakaretten aldı. Erdoğan RP’den Beyoğlu Belediye Başkanı adayıyken 1989 yerel seçimlerini kaybetmesi üzerine sandık başkanı Eyüp 2. Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi Nazmi Özcan’a hakaretten hapis yattı.

Hakaretin tanıklarından dönemin Beyoğlu Mal Müdürlüğü Memuru Ahmet Aslan olayı şöyle anlatıyor: “Seçim kurulu üyesiydim. 27 Mart 1989 günü saat 4 sıraları idi, sayım yapıyorduk. Ve bu sayım da itiraz üzerineydi. O sırada şahsen tanıdığım RP’den Tayyip Erdoğan bulunduğumuz yere geldi, seçim kurulu başkanı olan Nazmi Özcan’a hitaben ‘Şu haline bak sarhoş, şu adalete bak kimlere kalmış, seni yakacağım, seni adli tıbba sevk ettireceğim. Seni süründüreceğim’ şeklinde sözler sarf etti.”

Erdoğan’ın “yargıya saygısı” burada bitmiyor elbette. 4 gün sonra 31 Mart 1989’da savcılığa ifade vermeye giden Erdoğan, tutuklanması istemiyle Nöbetçi Asliye Ceza Mahkemesi’ne sevk ediliyor. Erdoğan, mahkemenin verdiği yemek arasını fırsat bilerek ve muhafızlık eden polisleri atlatarak(!) bekleme salonundan kaçıyor!

Evet, yanlış okumadınız. “Yargıya saygı” diyen Erdoğan yargıdan kaçıyor! Sonra ne oluyorsa ve kimler araya giriyorsa artık, gıyabi tutuklu olarak aranan Erdoğan, 27 Nisan 1989 günü duruşmaya geliyor ve tutuklanarak Bayrampaşa Cezaevi’ne gönderiliyor.

Ancak Erdoğan’ın hapisliği kısa sürüyor. Yargının birden hızlanası geliyor ve bir hafta sonra 4 Mayıs 1989 günü duruşma oluyor. Ve Beyoğlu 1. Asliye Ceza Mahkemesi, Erdoğan’ı 500 lira kefaletle serbest bırakıyor.

Yargılama sonunda Erdoğan 6 ay hapis ve 20 lira para cezasına çarptırılıyor. Hapis cezası 920 lira paraya cezaya çevriliyor ve tecil ediliyor.

ASIL AKP YASADIŞIDIR!

2. Erdoğan, Meclis’e girecek milletvekillerini belirlerken de yargıya çok saygılıydı. 3 Kasım 2002’de, her beş AKP’li milletvekilinden 1’i, yani 78’i dokunulmazlık zırhına kavuşmuş ve kovuşturmalardan kurtulmuştu!

3. Hâkime rüşvetten tutuklanan parti yöneticilerine, kaçak villa yapan bakanlara, meclis sıralarından kameralara yansıyan torpil belgelerine, kayıp trilyon davasına, belediyeden milletvekiline yapılan toprak peşkeşine, gazetecilere rüşvet olarak dağıtılan cep telefonlarına, hülle ile TRT’ye geçen vekil damatlarına, asfalt yolsuzluğuna, deniz feneri yolsuzluğuna değinmiyoruz bile!

4. Başbakan Erdoğan, Yargıtay Başsavcısının açtığı ve Anayasa Mahkemesi’nde görülen partisinin kapatma davası sırasında da yargıya çokça saygılıydı! Erdoğan’ın yargıya söylediklerine gazete arşivlerinden ulaşılabilir.

Ancak daha önemlisi, bu dava sonucunda Anayasa Mahkemesi’nin AKP’yi “yasadışı” ilan etmesiydi! Değiştirdikleri yasayla kapanmaktan kurtulmuş ancak “laiklik karşıtı odak oldukları”, “Anayasaya aykırılıkları” ve “yasadışı” oldukları belgelenmişti!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Nisan 2013

, , , , , ,

Yorum bırakın

JÖN TÜRKLER BARİKATLARI YIKTI

Bu yazıyı duruşma salonunun kapısında, x-ray cihazının hemen önünde, yerde kucağıma bilgisayarı alarak yazıyorum.

Yoğun basın ilgisi nedeniyle içeri giremiyorum…

Arada dışarı çıkıyor ve zalimin zulmüne direnenleri izliyorum…

Arada dönüp hâkimin bir türlü başlatamadığı duruşmanın bilgilerini dinliyorum…

CEMAAT HİYERARŞİSİ

Sabah “kanun benim” diyerek avukat ve gazetecileri içeri almayan iki çizgili uzman jandarma, komutanına “reis” diye hitap ederek ondan takdir bekliyor. “Reis” çaresizce “nasıl sokmadım ama içeri” diyen bu iki çizgili uzman jandarmayı onaylıyor.

Reis’in üç yıldızı olduğu düşünülürse, aralarında başka türden bir hiyerarşi olduğu anlaşılır…

Bu tablo davayı da, “hukuku” da açıklıyor. “Ergenekon olduktan sonra sinkaf ederim hâkimini de, savcısını da” diyen F tipi polislerin TSK içindeki eşdeğerleri bunlar…

SANKİ FİLİSTİN

Silivri bugün tarihi bir güne sahne oldu. Jandarma takviyeli polislerin Türk milletine yaptıklarına ancak İsrail’de rastlanır. Yüzlerce gaz fişeğinin yarattığı kimyasal gaz, havalandırmadan duruşma salonuna bile girdi. Tazyikli sular, 9 dereceye düşmüş havada insanlara don etkisi yarattı.

AKP sözcüsü Hüseyin Çelik’in günler önce milleti tehdit etmesini fırsat bilen amirleri, emrindeki polisleri acımasızca davranmaya yönlendiriyor. Gaz fişeklerini boşaltarak dönen polislerin yüzlerinden okunuyor bu…

Çoğu yapmak zorunda kaldığı zulümden pişman…

TARİHİ MİRASIN SAHİPLERİ

Gelelim sonuçlara…

Onca gaz, onca su, onca barikat “hepimiz Ergenekoncuyuz” diyen Türk milletini ne durdurabildi ne de kararlılıklarını engelleyebildi.

Jön Türklerin günümüzdeki temsilcileri olan Türkiye Gençlik Birliği TGB üyeleri, Namık Kemallerden, Mustafa Kemallerden, Deniz Gezmişlerden aldıkları tarihi mirası Silivri düzlüklerinde sürdürdü…

Atatürk’ün devrimciliği emanet ettiği genç Türkler, al bayraklarıyla, sloganlarıyla Türk milletinin Ergenekon’dan çıkmasına öncülük ettiler.

Silivri barikatlarını, Silivri zihniyetini, kafalardaki duvarları yıktılar!

ERGENEKON’DAN ÇIKIŞ BAŞLADI

On binlerce TGB’li “o duvar duvarınız, o duvar duvarınız, vız gelir bize vız” diyerek devirdiler barikatları…

İşçi Partililer, CHP’liler, ADD üyeleri “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diyerek haykırdılar saatlerce ve 8 Nisan’da, 13 Aralık’ı aştılar…

Polisleri, gazları, barikatları durdurmadı Türk milletini…

O yüzden 8 Nisan, arık yeni korku takvimleri!

Öyle ki, “güvenlik olmadığı” gerekçesiyle bir türlü başlatamadıkları davayı 11 Nisan’a ertelediler.

Gazları vardı, jandarmaları vardı, polisleri vardı, yetkileri vardı ama “güvenlikleri” yoktu!

Arkalarındaki Atlantik desteğine, hükümet güvencesine, cemaat olanaklarına rağmen yalnızdılar!

Dışarıda gaz yiyen, ıslanan yüz binler ise güvendeydiler!

Çünkü haklıydılar, güçlüydüler!

Ve bu nedenle de Ergenekon’dan çıkışı başlattılar.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Nisan 2013

, , , , ,

Yorum bırakın

HEPİMİZ AKİL ADAMIZ

Bugün 8 Nisan…

Emin olun bugünden sonra farklı bir Türkiye olacak.

Yıllar sonra süreçlere dair analizlerimizde 8 Nisan’ı eksen alacağız: 8 Nisan’dan önce (8NÖ) ya da 8 Nisan’dan sonra (8NS) diyerek başlayacak cümlelerimiz…

Çünkü 8 Nisan eylemi sadece Ergenekon tertiplerine değil; Türksüz yeni anayasa girişimine, bölme hamlelerine, Türk ile Kürt’ü ayrıştırmaya ve Ortadoğu’da kurşun yapmaya, Arap ile Fars’a düşman etmeye, Suriye’yi parçalamaya, başkanlık sistemine, açılıma ve akil adamlar heyetine bir yanıt olacak!

SİLİVRİ YOLUNDAKİ KAHRAMANLAR

Çoğunuz bu satırları şimdi Silivri yolunda, sabahın şu erken saatlerinde okuyorsunuzdur…

Bazılarınız İstanbul girişindeki bir benzin istasyonunda almışsınızdır Aydınlık’ı ve sıcak bir bardak çay içerken okuyorsunuzdur…

Bazılarınız da İstanbul’dan akın akın Silivri’ye akan otobüslerin içindedir; bir gözünüz yoldaki sıra sıra otobüslerin çokluğuna bakıyor, bir gözünüz de bu satırlara…

En güzel bayramlıklarınızı giyinmiş, yanınızda çocuklarınızla, sevdiklerinizle geleceğinize yürüyorsunuzdur…

İçiniz kıpır kıpırdır; az sonra Ergenekon’dan çıkış sürecini başlatacak büyük Türk milletinin bir neferi olarak Silivri’de olacaksınızdır…

Gelecektekiler düne baktığında, önce sizinle gurur duyacaktır!

HEPİMİZ ERGENEKONCUYUZ

Ben bu satırları sizlere dünden yazdım.

Akşamdan Silivri’yi gittim, şafak sökerken gelişinize tanıklık edeyim diye…

Tan ağarırken tarihe tanıklık edeyim diye…

Şu saatlerde aranızdayım…

9 Nisan’da yazmak üzere; özgürlüğünüze sahip çıkışınızı, tarihten bugüne taşıdığınız kahramanlıklarınızı, al bayrağı sıkı sıkı tutan elinizi izliyorum ve çakmak çakmak eden, ufkun ötesini arayan gözlerinize bakıyorum…

O büyük kalabalığın en önündeki pankartı okuyorum: “Hepimiz Akil Adamız”

Evet, onlar değil, siz akil adamsınız!

Hepiniz akil adamsınız, hepiniz Ergenekoncusunuz!

BÖRTEÇİNEYİZ, DEMİRCİ KAWAYIZ, CEMŞİDİZ

Ergenekon’dan çıkan akil adamlarsınız…

Topuğu ölümsüzlük suyuna değemeyen Akilus, sizin kahramanlığınızın önünde saygıyla eğilecek!

Çünkü İl Han’ın torunlarını, Nüküz ve Kıyan’ın çocuklarını Ergene Kon’dan çıkaracak Börteçine, sizsiniz!

Altay dağlarını eriten Türk demirci ustaları, sizsiniz!

Zahhak’a isyan eden Kürt Demirci Kawa, sizsiniz!

Nevruz’u, yeni günü başlatan Fars Cemşid, sizsiniz!

Biliyoruz; Ergene Kon, maden yeridir; ancak demir madeninin değil, insan madeninin, cevherinin yatağıdır…

Ergene Kon dün Altay’daki Beluça dağındaydı…

Bugün Batı Asya’da, Mezopotamya’da, Anadolu’da, Trakya’da ve de Silivri’dedir…

ERGENEKON’DAN ÇIKIYORUZ

Silivri Kalesi’ndekiler…

Sizler, bizler…

İzmir’den ve Diyarbakır’dan gelenler…

Beşparmak ve Toros dağlarından aşanlar…

Elmalı ve Ayder yaylasından inenle…

Kızılırmak ve Dicle’den geçenler…

Bakü’den ve Lefkoşa’dan el sallayanlar…

Halep’ten, Kerkük’ten ve Süleymaniye’den selam edenler…

Hepimiz Ergenekoncuyuz!

Yarın daha bir “gün aydın” diyeceğiz, daha bir “roj baş” diyeceğiz aydınlık geleceğimize…

Biliyoruz!

Çünkü biz, tarihe tanıklık ediyoruz!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
8 Nisan 2013

, ,

Yorum bırakın

KÜRDOSFER

Financial Times yazarı David Gardner’in “çözüm sürecini” işlediği analizi, “Türkosfer” ifadesi üzerinden oldukça büyük ilgi çekti. Gardner özetle “Erdoğan, Kürtlerin arzuladığı ‘pan Kürt devleti’ yerine, Irak’ın ve Suriye’nin Kürtlerini ekonomik entegrasyonla bir ‘Türk küresi’ne yani Türkosfer’e çekmeyi planladı” diyor.

Gardner’in ilgi çeken bu analizini ayaklarının üzerinde durması için önce ters çevirmeliyiz ve şu saptamaları yapmalıyız:

TÜRK-KÜRT-YAHUDİ KOALİSYONU

1. Türkiye’nin Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyiyle entegrasyonu projesi Erdoğan’ın değil, Washington’undur. Erdoğan projenin uygulayıcılarından biridir.

2. Washington 1965’den beri dayattığı bu projeyi Türkiye’yi büyütmek için değil küçültmek ve İsrail benzeri bir karakol olmaya mecbur etmek için istemektedir. Zira ABD’nin 27 Mayıs ya da 28 Şubat’taki gibi Türkiye’nin bir kez daha hizadan çıkma ihtimaline tahammülü yoktur.

3. Asya-Pasifik’e ağırlık verecek ABD’nin Ortadoğu’daki çıkarları aynı zamanda birbirini de dengeleyecek Türk-Kürt-Yahudi koalisyonuyla mümkündür ancak. Böylesi bir ittifak modeli hem İran’ın bölgedeki ağırlığını dengeler hem de İsrail’in güvenliğini sağlar.

4. Bu üç saptamadan yola çıkarak hedefin dört devleti bölmek pahasına bir Kürt devleti kurmak olduğunu söyleyebiliriz. Yani Erdoğan Türkosfer’in değil, Kürdosfer’in pratisyenidir.

TÜRKOSFER’DEN KÜRDOSFER ÇIKAR

David Gardner, Türkosfer’in aslında Kürdosfer’in perdesi olduğunun farkındadır. Nitekim analizinde “Ankara’nın, Kuzey Irak’taki özerk Kürt Yönetimi ile Suriye’de PKK’nın uzantısı bir örgüt tarafından yönetilen bölge arasında ‘bir Kürt Konfederasyonu’ olasılığı ile karşı karşıya kaldığına” dikkat çekmektedir.

Gardner tıpkı “ya büyüyeceğiz, ya küçüleceğiz” ve “Musul’u alamazsak Diyarbakır’ı kaybederiz” diyen AKP kalemşorları gibi esası gizlemektedir.

Zira Musul, Diyarbakır’ı vermenin havucudur. Türkiye, önüne Musul ve Kerkük petrolleri konularak Diyarbakır’ın “bir merkez” yapılmasına “ikna” edilmektedir.

Yani Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyiyle entegrasyon yapılarak Türkosfer’in kurulduğu sanılırken, bu iki kuzeyle Türkiye’nin güneydoğusu birleşerek Kürdosfer oluşturulacaktır.

FEDERASYON ANAYASASI

Erdoğan’ın 2004’te “ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi içerisinde Diyarbakır’ı bir merkez yapacağız” demesinden itibaren AKP’nin birinci önceliği Kürdosfer’dir.

2005’te Diyarbakır Açılımı, 2006’da Eyalet yasaları, 2007 ve 2008’de Ergenekon kovuşturmaları, 2009 ve 2010’da Kürt Açılımı, 2011’de Anayasa referandumu, 2012’de Oslo görüşmeleri ve Suriye’ye operasyon, 2013’te İmralı süreci ve Erbil’le anlaşmalar hep Kürdosfer içindi…

Bugün Akil Adamlar’dan çekilme tartışmalarına, Türksüz anayasadan başkanlık sistemine kadar sürdürülen hamleler de Kürdosfer içindir…

AKP’nin özerkliği, BDP’nin de başkanlık sistemini kabul ederek üzerinde ittifak kurdukları Yeni Anayasa taslakları artık çırılçıplak ortadadır.

AKP’nin taslağındaki Başkanlık sistemi ile BDP’nin taslağındaki “bölge başkanlığı ve bölge meclisi” önerilerinin toplamı Federasyon’dur: Türk-Kürt Federasyonu!

Ancak bu federasyon Ortadoğu’ya kan getirir, halkları birbirine boğazlatır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Nisan 2013

, , ,

Yorum bırakın

MİT’TEN MİT’E ÖCALAN

Mehmet Bedri Gültekin’in İmralı’dan bugüne Abdullah Öcalan’ı incelediği çok önemli çalışmasını Aydınlık şu vurguyla öne çıkarmıştı: “Dün ‘Kemalistlerle yürüyelim’ diyordu, bugün Fethullah Gülen’e selam gönderiyor.

Kuşkusuz 1999-2013 arası süreç için çok doğru ve önemli bir saptama.

Biz bu saptamayı derinleştirmek için Öcalan’ın 14 yılından ziyade 40 yılına odaklanacağız bugün…

1. MİT’İN YAN KURULUŞUNDAKİ OFİS BOY

Başbakan Erdoğan’ın “akil adamı” Avni Özgürel, 60’lı yıllarda yer aldığı derneğin kullandığı “komünizm karşıtı materyallerin” kendilerine MİT tarafından ulaştırıldığını belirtiyor. Özgürel, bu yayınları veren kuruluşlardan birinin de Refik Korkut’un Fikir Ajansı olduğunu söylüyor. Ankara’daki bu ajansa sık sık gittiğini anlatan Özgürel “bizim yaşlarda bir genç vardı” diyor:

“Ajansa gittiğimde onu hep orada görüyordum. 1966, 1967 yıllarında ajansta gördüğüm o genç, hayal meyal hafızamda kalmış. Yıllar içinde Abdullah Öcalan’ın resimlerini medyada gördüm ama insanlar yaşla birlikte değişiyor tabii. Ancak 1993’te Öcalan’la yüz yüze geldiğimizde bende bir takım çağrışımlar oldu.”

Avni Özgürel Panorama’nın Genel Yayın Yönetmeni olarak Bekaa’da görüştüğünde bunu Öcalan’a sorar. Öcalan, “Doğru hatırlıyorsun. Ama ben bunları bir müddet sonra açıklayacağım” der.

Öcalan 1966, 1967 yıllarında Ankara Tapu Kadastro Lisesi’nde okumaktadır. Gelelim Fikir Ajansı’na…

Bu ajansa ve Refik Korkut’a dair çok önemli bir bilgi şu: 27 Mayıs’ta Başbakanlık Müsteşarı Salih Korur’un kasasında çıkan örtülü ödenek hesabı kayıtlarında, Korkut’a Ağustos 1959’da 28 bin lira ödendiği yer almaktadır!

2. ÖCALAN MİT’LE ANLAŞARAK SERBEST KALDI

Abdullah Öcalan 1972 yılında MİT’le anlaştı. Gelin bu saptamayı Uğur Mumcu’nun Kürt Dosyası isimli çalışmasından okuyalım: “Yıl 1972. Günlerden 31 Mart Cuma. Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yapılan boykotta gözaltına alınanlar arasında Urfalı bir öğrenci vardı. Adı Abdullah, soyası Öcalan’dı. Şafak Bildirisi’ni SBF’de dağıtmak suçuyla 7 Nisan günü gözaltına alınmış ve 27 Nisan günü tutuklanmıştı. Askeri Savcı Baki Tuğ 22 öğrenci hakkında dava açtı. En ağır ceza Abdullah Öcalan ile Metin Yalçın’a istenmişti. Askeri Savcı Baki Tuğ, duruşma sırasında görüş değiştirdi, ‘Öcalan’ın Şafak bildirisi dağıtmak suçundan aklanmasını, boykota katılmak suçundan cezalandırılmasını’ istedi. Öcalan sadece boykota katılma suçundan üç ay hapis cezası aldı.”

Tuğ’a görüş değiştirten ise Öcalan’ın MİT’le anlaşmayı kabul etmesiydi!

3. KAMER ÖZKAN’IN EVİ

Abdullah Öcalan’ın PKK’yi kurma hazırlıklarını yaptığı toplantıların bir kısmı Ankara Dikmen’de Kamer Özkan’ın evinde yapılıyordu. Yıllar sonra kimi PKK’liler, Kamer Özkan’ın aslında MİT ajanı olduğunu iddia ettiler.

4. KESİRE YILDIRIM VE PİLOT NECATİ’NİN KİMLİĞİ

Abdullah Öcalan’ın 24 Mayıs 1978’de evlendiği Kesire Yıldırım’ın MİT’le bağlantılı olduğu artık biliniyor. Öcalan ve Kesire Yıldırım’ı evlendikten üç ay sonra Ankara’dan Diyarbakır’a götüren isim ise ordudan ayrılma Pilot Necati’ydi.

ÖCALAN EN BAŞA GERİ DÖNDÜ

Öcalan Suriye’ye geçtiğinde ise artık Suriye istihbarat servisi Muhaberat’ın kontrolündeydi. Bu durum 1991 yılına kadar sürdü.

ABD’nin Ortadoğu’ya geldiği 1991 yılında ise PKK, CIA’nın denetimine girmeye başladı. 1991-1999 yılları arasını örgütün iki başlı dönemi olarak değerlendirebiliriz.

ABD 1999’da Öcalan’ı Türkiye’ye (MİT’e) teslim ederek bu iki başlılığa bir son vermeyi ve örgütü tamamen kontrol etmeyi hedefledi. Ecevit’in “neden bize verdiler, anlamadık” dediği buydu. Fakat Türk Ordusu araya girdi ve Öcalan’ın MİT’e verilmesini engelledi. TSK, 1999-2004 yılları arasında Öcalan’ı denetimine alarak terörü en aşağı seviyeye indirdi.

Ancak Washington’un Türk Ordusu’na tertipleri sırasında bu beş yıllık sürece darbe vurulmuş oldu. İmralı’daki Öcalan adım adım TSK’den MİT’e devredildi. Önce Emre Taner’in sonra Hakan Fidan’ın kontrol ettiği Öcalan ise ABD’nin AKP hükümetine uygulattığı bölge politikalarında kullanılmaya başlandı.

Sonuç olarak Öcalan 1966 yılında başladığı yere geri döndü. MİT’ten MİT’e süren bu 48 yıllık operasyon ise binlerce ölüme, silaha harcanan milyarlarca dolara ve Türkiye’nin Türk-Kürt diye ayrışmasına neden oldu.

Böylece MİT’i yönlendiren CIA, ABD’nin Türkiye’nin önüne ilk defa 1965’te getirdiği “Federe Kürt Cumhuriyeti” planını adım adım uygulatmış oldu!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Nisan 2013

, , , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

AÇILIM LAFORİZMALARI

PKK sınırdan çıkacak mı, çıkmayacak mı? Haziran’da mı çıkacak, sonbaharda mı? Silahlı mı çıkacak, silahsız mı?

Günlerdir gazeteler, televizyonlar, Salı grup konuşmaları, siyasi parti oturumları, bakanlar kurulu toplantıları, Erdoğan’ın milletvekilleriyle kapalı görüşmeleri bu soruyla meşgul.

Koca Türk devletinin tek ve en önemli gündemi bu.

Devlet açısından asıl acı olan ise şu gerçektir: Türk devleti PKK’nin önce sınırdan içeri girmesini engelleyemedi, şimdi de çıkartamıyor!

GÖMÜLECEK SİLAHLAR

Başbakan Erdoğan canlı yayında PKK militanlarına ve Kandil’deki yönetime sesleniyor: “Silahla sınır dışına çıkma olmaz. Ya mağaraya gizleyin, ya da toprağa gömün, öyle çıkın.”

Erdoğan’ın açıklaması Kandil’de tebessüm yarattı mı bilmiyoruz ancak sosyal medyada şu yoruma neden oldu: “Sonra o silahları yerinden çıkarıp ‘Ergenekon’un gömdüğü silahları bulduk’ demesinler!”

DEVLET KÖR-SAĞIR-DİLSİZ OLACAK!

Ortada Habur çadır mahkemesini de aşan bir tablo var aslında: Silahlı terörist yürüyüp sınırı aşacak, devletin güvenlik kuvvetleri de görmemek için arkasını dönecek. PKK’liler silahlarını da bir köşeye atarlarsa eğer, AKP nezdinde tam temize çıkmış olacaklar…

Habur’da da devlet soruyordu: “Neden geldiniz?”

PKK’lilerin hepsi aynı yanıtı veriyordu: “Başkan Apo’nun çağrısıyla geldik.”

Devlet “yaz kızım” diyordu: “Pişmanlık yasasından yararlanmak istediğini söylediler, serbest bırakılmalarına…”

KİM DAHA YASAL?

Abdullah Öcalan da, Murat Karayılan da çekilme için “yasa çıkarılmasını” şart koşuyorlar.

AKP’nin Adalet Bakanı Sadullah Ergin ise “çekilme için yasaya gerek yok” diyor ve savcılara meydan okuyarak “suçsa ben bu suçu işliyorum” diyor.

AKP’nin yasa tanımazlığı mı, yoksa PKK’nin “ille de yasa” demesi mi daha ironik, bilemedik.

AKP’NİN RAKAM OYUNLARI

Devletin açıkladığı rakamlara göre 2011’de 332’si içeride, 790’ı dışarıda olmak üzere toplam 1122; 2012’de 698’i yurtiçinde, 860’ı yurtdışında olmak üzere toplam 1158 PKK’li öldürülmüş!

Yine devletin açıkladığı rakamlara göre sınır dışına çıkması gereken PKK’li sayısı 1500’müş. Ancak bunların 300’ü lojistik hizmeti yapanlarmış, bir kısmı eline silah almamış, bir kısmı çocuk yaştaymış… Yani sınır dışına çıkması gereken PKK’li sayısı en fazla 800 kadarmış!

İşte bütün bu kavga kıyamet 800 PKK’linin sınır dışına çıkıp çıkmayacağı üzerinden kopuyor.

Ancak 800 PKK’li sayısı, son iki yılda içeride 1030, dışarıda 1650 olmak üzere toplam 2680 öldürülen PKK’linin üçte birinden bile az. Bu durumda ya bu “çekilme” meselesi hikâye, ya da devletin açıkladığı rakamlar hikâye…

Öldürülen PKK’li sayısı açıklanırken AKP’ye büyüme rakamları hazırlayanlar, “çekilme” rakamları açıklanırken AKP’ye enflasyon rakamları hazırlayanlar devreye sokuluyor anlaşılan…

ŞEYH UÇMAZ, MÜRİT UÇURUR

Güneri Civaoğlu sağlam yerden dinlediğini belirterek anlatıyor: “İmralı’da Abdullah Öcalan’la konuşan BDP milletvekilleri, hatıra olarak Öcalan’dan imza almışlar. O milletvekilleri daha sonra Kandil’e gittiler. Orada gösterdikleri kâğıt üzerindeki hatıra Abdullah Öcalan imzasını Kandil’dekiler öpmüşler.” (Milliyet, 3 Nisan 2013)

Bu kadar da olmaz dedirten bu hikâye kuşkusuz doğrudur. Zira BDP Eş Başkanı Gülten Kışanak’ın TBMM grup toplantısında söylediği şu sözler ancak şeyh-mürit ilişkisiyle açıklanabilir: “Öcalan’ın doğum günü olan 4 Nisan, Kürtlerin de doğum günüdür, hepimizin doğum günüdür.”

Artık TBMM adına İmralı’ya bir pasta gönderirler! Mumlar da AKP’den…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Nisan 2013

, , , ,

Yorum bırakın

AÇILIMDAN BEYAZ KÜRTLERE: KÜSİAD

Öcalan’ın 1999’da Türkiye’ye teslim edilmesi iki önemli gelişmeye neden oldu: Birincisi Irak Kürdistanı’nın kurulmasının önündeki Türkiye direncinin zayıflamasıydı. İkincisi de Amerikancılığın Türk devleti içerisinde yeniden kuvvet kazanmasıydı.

İşte ABD bu iki kazanımın üzerinden Erbil merkezli Kürdistan’ın kuruluşunu hızlandırdı; üstelik Türkiye’yi de işe katarak!

KÜRDİSTAN TV’DEN GÜLEN OKULLARINA

Örneğin, Kürdistan TV kuruldu. Teknik donanımı Turkish Daily News gazetesinin sahibi, Turgut Özal’ın manevi oğlu ve Tansu Çiller’in danışmanı İlnur Çevik tarafından sağlanan Kürdistan TV, Şubat 1999’da yayına başladı.

Ekim 1998’de Zaho’da Pentagon tarafından TSK’nin desteğiyle kurulan Askeri Akademi’nin çalışmaları hızlandırıldı. Akademide Pentagon’un Özel Savaş subayları ile 40 Türk Özel Kuvvetler Komutanlığı personeli çalışıyordu. Peşmerge subay, zaman zaman eğitim için Silopi’deki Tugay’a getiriliyordu. Peşmergelerin bir bölümünün maaşını da Türkiye ödüyordu. Hatta bir süre sonra peşmerge başına 60 dolar olan maaşın 100 dolara çıkarılması için Barzani Ankara’yla pazarlığa bile tutuştu.

Beyaz Saray’ın aktardığı paralarla İngilizce ve Kürtçe eğitim veren okullar kuruldu. Bağdat’taki Kürt öğretim üyeleri Erbil’deki Selahaddin Üniversitesi’ne çekildi. Türkiye’den de pek çok öğrenci, yıllar içinde burslu olarak Selahaddin Üniversitesi’nde okudu. İlerleyen yıllarda Fethullah Gülen de, ABD’nin teşvikiyle Barzani’yle anlaşıp Kürdistan’da ilkokuldan üniversiteye kadar eğitim kurumları hayata geçirdi.

KİT’İ MİT KURDU

Türk Telekom’un verdiği teknik destekle Irak Kürdistanı’nın telefon haberleşme sistemi kuruldu. Savaş öncesi var olan telefon şebekesi onarılarak, haberleşme yaygın hale getirildi.

CIA’nın Kasım 1998’de temelini attığı Kürdistan İstihbarat Teşkilatı (KİT), hızla organize edildi ve geliştirildi. KDP ve KYB üyelerinden oluşturulan KİT personelinin bir bölümü İsrail’in başkenti Tel Aviv’deki CIA merkez üssünde, bir bölümü de Türkiye’de MİT bünyesinde kurslardan geçirildi.

Kürdistan’ın emniyet örgütü de yine Türk Emniyet Genel Müdürlüğü örnek alınarak oluşturuldu. Asayişi ve trafiği denetleyen birimler meydana getirildi. Askeri üniformaya benzeyen resmi üniformalar hazırlandı, resmi araçlar tahsis edildi.

Kürdistan’ın yargı sistemi de hızla oluşturuldu.

KÜSİAD, KÜRTCELL, COLA KURDA

Tüm bunlar Irak Kürdistanı’nın inşası içindi…

Şimdi Irak Kürdistan’ın Suriye’nin kuzeyinden Doğu Akdeniz’e açılması ve Türkiye’ye doğru genişletilmesi aşamasındayız. İşte Erdoğan’ın 2005’teki Diyarbakır açılımı, 2009’daki Kürt açılımı ve 2013’deki Büyük Kürdistan açılımı bu proje içindir.

2009’daki Kürt açılımı Kürtçe TV’yi, Kürtçe kursları, Kürtçe savunma hakkını doğurdu… Ya 2013’te başlayan Büyük Kürdistan açılımı?

Wall Street Journal’dan öğreniyoruz ki, Kürt Sanayici ve İşadamları Derneği yani KÜSİAD faaliyete geçmek üzere!

Selahaddin Çölçınar 2009’da Kürt açılımı başlayınca Türk Patent Enstitüsü’ne (TPE) başvurmuş ve bu ismi tescillemiş. 2013’te Büyük Kürdistan açılımı başlayınca da 20 işadamıyla birlikte İstanbul merkezli derneği hayata geçirmek üzere Valilik ve Emniyet’e başvurmuş.

Yine Wall Street Journal’dan öğrendiğimize göre TPE Bijicell ve Kürdicell’in başvurusunu da onaylamış. Ayrıca Kürtcell ve Cola Kurda da izin bekliyormuş.

BÖLME VE PARÇALAMA AÇILIMI

Böylece Erdoğan-Öcalan ortaklığından beyaz Kürtlere KÜSİAD,  zenci Kürtlere ise tarikat mensupluğu ve İslamcılık düşmüş oldu!

Bir de Washington’un TÜSİAD ve KÜSİAD’ı buluşturduğu ortak nokta var tabii: Ortadoğu’da kurşun olmak!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
3 Nisan 2013

, , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın