Archive for category Aydınlık Gazetesi Yazıları
AKP’YE AÇILIM YANITI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 02/04/2013
Başbakan Tayyip Erdoğan “PKK’nin silahlı geri çekilmesine TSK müdahale eder” diye uyarıyor, yardımcısı Bekir Bozdağ da “Anayasa’dan Türk kelimesini çıkarmıyoruz” diyor…
TSK’nin PKK ile mücadelesinin fiilen zaafa uğratıldığı ve Türk’ün Türkiyeli yapılmaya çalışıldığı şartlarda, kuşkusuz her iki “açılıma ince ayar” kabilindeki açıklamanın da bir geçerliliği yoktur.
Peki, neden böyle bir açıklamaya ihtiyaç duydular?
Yanıt, Aydınlık’ın manşetinde yer alan son anketin sonuçlarında: Açılım, AKP’yi eritiyor!
Genel seçimler için oyu yüzde 50-54 bandında, yerel seçimler için oyu yüzde 60-64 bandında çıkan AKP’nin yerel seçim oyunun, Öcalan’ın Nevruz mesajından sonra yüzde 38’e düşmesi, milletin AKP-PKK ortaklığına somut tepkisidir!
AÇILIM TUZAĞI GÖRÜLDÜ
Nitekim Başbakan Erdoğan’ın önce “baldıran zehri içtim” demesi, sonra “ateş üstünde yürüyoruz” ve “sırat köprüsünden geçiyoruz” demesi, bu sonuçları en başından az çok tahmin etmesindendir.
Başbakan Erdoğan’ın iki ay önce özellikle Karadeniz milletvekillerini “bölgesini ikna etmekle” görevlendirmesi, şimdi ortaya çıkan bu “erime” gerçeğini önlemek içindi.
Sonuçlara bakılırsa, milletvekilleri milleti ikna edememiş! Etmesi de mümkün değildi zaten.
Zira PKK ile müzakerenin ve Öcalan ile ortaklığın “barışı” değil “savaşı” getireceği görülüyor. Hem Türk Mehmet’i hem de Kürt Mehmet’i emperyalist planlar için Ortadoğu’ya sürmenin hedeflendiği anlaşılıyor. Millet, AKP sözcülerinin “Türk ve Kürt ortaklığı ile Ortadoğu’yu yeniden şekillendireceğiz” demesinin Irak’a, Suriye’ye ve İran’a müdahale demek olduğunu, Arap ve Fars düşmanlığı anlamına geldiğini görüyor.
Öcalan’ın AKP ile İslamcılıkta buluşması ve Kürt’e “demokratik modernite sisteminde mezhep ve tarikat mensupluğunu” reva görmesi, Kürt yurttaşlarımız arasında da tepki topluyor.
AÇILIM TAKVİMİNDE DURUM
Başbakan Erdoğan’ın yeni yılın hemen başında Öcalan’la görüşüldüğünü açıklamasından sonra sürece dair tek hedef olduğu ilan edilmişti: Pazarlıksız PKK’ye silah bıraktırılması!
Hükümete yakın isimler tarafından açıklanan bu hedefin yol haritası da şöyleydi:
1. Mart’ta Öcalan çekilme ve silahları bırakma çağrısı yapacak.
2. Mayıs sonuna kadar geri çekilme tamamlanacak.
3. Haziran’da silahlar bırakılacak.
Peki, yol haritası gerçekleşiyor mu? Bakalım:
1. Öcalan silahları bırakma çağrısı yapmadı. Tersine PKK’ye İran, Irak ve Suriye hedefleri çizdi.
2. Mayıs sonuna kadar tamamlanacağı söylenen geri çekilme başlamadı. Kandil, yasal güvence sağlanmadan çekilmeyeceklerini ilan ediyor. Murat Karayılan yasallık sağlansa bile çekilmenin sonbahara sarkacağını belirtiyor.
3. Ortaya çıkan bu tablo karşısında Erdoğan, canlı yayınında yardımcılarını uyarıyor ve “tarih konusunda açıklama yapmak doğru değil” diyor. Erdoğan çareyi takvimi genişletmekte arıyor ve “yılsonunu hedefliyoruz” diyor.
8 NİSAN’DA SİLİVRİ’YE
Türkiye artık tarihi bir dönemece girmiştir. Türk milletinin adına, vatanına, bayrağına ve diline sahip çıkma eylemi, artık daha fazla geciktirilemez!
Türk ve Kürt, Laz ve Çerkez, Alevi ve Sünni, sağcı ve solcu, muhafazakâr ve ulusalcı, aydın ve işçi, emekli ve öğrenci, kadın ve erkek, tekmil milletin bu tarihi dönemeçte ülkesine sahip çıkması artık zorunludur, görevdir ve acildir.
Türk milletinin Türkiye’ye sahip çıkmaya başlayacağı yer ise Silivri, tarihi de 8 Nisan’dır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Nisan 2013
YENİ BİR DÜNYA KURULUYOR
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 01/04/2013
Mevcut dünyanın ekonomik dayanağı 1944 tarihli Bretton-Woods Konferansı, siyasi dayanağı ise 1945 tarihli Yalta Konferansı’dır. İkisi arasında da 44 ülkenin buluştuğu bir başka konferansta doların hâkimiyeti ilan edilmiştir.
SSCB’nin dağılmasıyla birlikte her ne kadar Yalta Konferansı’na dayanan siyasi yapı kendiliğinden ortadan kalkmışsa da, Bretton-Woods sistemi devam etmiş; sistemi ayakta tutan Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu IMF varlığını sürdürmüştür.
Ancak ABD’nin egemenliğindeki o dünya artık yerini yeni bir dünyaya bırakmaya hazırlanmaktadır. 2004’te Irak’ın direnişi, 2006’da Gazze’nin direnişi, 2008’de Rusya’nın Gürcistan’a müdahalesi, 2008’de başlayan ve hâlâ süren küresel kriz yeni bir dünyanın işaretleriydi…
Batı’nın ve Kuzey’in inişe geçtiği, Doğu’nun ve Güney’in yükseldiği bu yeni dünyanın ağırlık merkezi de Atlantik’ten Asya-Pasifik’e kayıyor ve dünya “Amerika sonrası” için dönüyordu.
ŞİÖ ve BRICS
Amerika sonrasını belirleyecek iki temel kuvvet ise Şangay İşbirliği Örgütü ŞİÖ ile Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’dan oluşan BRICS Topluluğu’dur. Her iki yapının da ana gücü Çin’dir.
BRICS Topluluğu’nun beş ülkesi, dünya nüfusunun yüzde 43’ünü ve dünya ekonomisinin yüzde 21’ini oluşturmaktadır. Üstelik ABD’nin ve Batı’nın ekonomideki payı azalırken bu beş ülke her geçen yıl payını artırmaktadır.
4,4 trilyon dolarlık döviz rezervleri de, topluluğu uluslararası sistemde ana aktör haline getirmektedir.
GÜNEYBANK
BRICS topluluğu geçen hafta, 26-27 Mart günleri Güney Afrika’nın Duban kentinde 5. Zirve’sini yaptı. Alınan şu kararlar “yeni bir dünyanın kurulmakta” olduğunu somutluyor:
1. BRICS Kalkınma Bankası kurulması kararı alındı. Yeni “Dünya Bankası” denilen bu banka Bretton-Woods sistemine vurulan ağır bir darbedir.
5 yılda 4,5 trilyon dolarlık altyapı ihtiyacı için kredi sağlanması amacıyla kurulacağı belirtilen banka için Hindistan’ın “Güney” ismini önermesi bile “yeni bir dünyaya” işaret etmektedir.
Henüz karara bağlanmamakla birlikte, bankanın, üye ülkelerin kendi aralarındaki kredi ve yatırım sisteminde Çin’in parası Rimninbi’yi kullanacağı konuşuluyor.
2. BRICS Rezerv Düzenleme Kurulu oluşturulması kararı alındı. Kurul, olası kur farkı risklerini önleyecek.
Öte yandan zirvede ikili görüşme yapan Çin ile Brezilya, kendi aralarındaki ticarette doları kullanmama kararı aldı.
3. BRICS İş Konseyi kuruldu. Konsey, uluslararası ticari riskleri önlemeyi ve üye ülkelerin birbirleriyle ticaretini büyütmeyi hedefliyor. Üye ülkelerin ticaretinin iki yıl içinde 500 milyar dolara çıkarılması hedefleniyor.
BRICS üyelerinin 2001’de GSMH toplamları 3 trilyon dolar iken, bugün 15 trilyon dolardır ve son 10 yılda beş ülke de olağanüstü büyüme oranları yakalamıştır.
4. BRICS Think-Thank Konseyi kurulmasına karar verildi.
BRICS’İN KÜRESEL ROLÜ
Ancak bu kararlara bakarak BRICS’in sadece bir ekonomik işbirliği örgütü olduğu düşünülmesin.
Nitekim Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de, BRICS’in sadece ekonomik işbirliğine değil jeopolitik sorunlara da yoğunlaşacak bir küresel role sahip olduğunu belirtiyor.
Zirve’den sonra yayımlanan ve İsrail, Suriye, İran konularında önemli açıklamaların yer aldığı deklarasyon, Putin’i doğruluyor.
Bu arada Putin’in Zirve’den dönerken yolda Rus Donanması’na Karadeniz’de ani tatbikat emri verdiğini de önemle vurgulayalım.
SONSUZ POTANSİYEL
Peki, “yeni bir dünya” inşa eden BRICS’in potansiyeli ne?
Çin’in yeni devlet başkanı Şi Cinpin, gelişme potansiyelinin sonsuz olduğunu savunuyor ve ekliyor: “BRICS işbirliğinin gerçek potansiyeliyse hâlâ gerçeğe dönüştürülmeyi bekliyor.”
Şi Cinpin’in mesajı, BRICS’in yeni ülkelerle genişleyeceği anlamına geliyor.
ABD’NİN BRICS ENDİŞESİ
Aslında BRICS’in ve bu zirvenin önemini en iyi ABD’nin tepkisine bakarak anlayabiliriz. Amerika’nın Sesi Radyosu, “BRICS ve Afrika: Gelişme, bütünleşme ve sanayileşme için ortaklık” ana temasıyla toplanan beş ülkeyi “Sömürgeci Avrupa’dan sonra Afrika’yı sömüren yeni emperyalist grup” diye niteledi! (Amerika’nın Sesi Radyosu, 27 Mart 2013)
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Nisan 2013
HAÇLI ŞÖVALYESİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 30/03/2013
Varsayalım İsrail gerçekten “özür” diledi… AKP’nin değerleri açısından karşılığı, pişman ettirircesine her an, her vesileyle “İsrail’e diz çöktürdük” edebiyatı yapmak mıdır?
Ortada Kudüs’ü Haçlı’nın elinden alan Selahattin Eyyubi ile yarışır nitelikte bir fetih mi vardır? Açılış töreninde bile “İsrail’e diz çöktürdük” demeye neden ihtiyaç duyulur?
Oysa hem İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, hem de ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel, özrün nedeninin Suriye olduğunu belirtiyorlar. “Diz çöktürdük” diskurları, yoksa bu utanılacak gerçeği örtmek için mi?
Kuşkusuz evet!
Ve bu nedenle Erdoğan ile Davutoğlu, Selahaddin Eyyubi’nin değil, fakat 1917’de Kudüs’e giren ve Eyyubi’nin mezarına vurarak “Kalk Selahaddin, biz yine geldik” diyen İngiliz Orduları Komutanı Org. Allenby’nin yanındadır.
Irak’a, Libya’ya saldırıda Haçlı askeri olan Erdoğan, Suriye’ye saldırıda rütbe almak, terfi etmek, şövalye olmak peşindedir!
ABD’NİN ‘MASTER’ PLANI
AKP’ye yakın Yeni Şafak’ta yayımlanan “Washington’un master planı” başlıklı haber bile, aslında Erdoğan’ın rolünü ve İsrail’in “özrünün” gerekçesini ortaya koyuyor.
Haber özetle şöyle: ABD’nin yeni planına göre, yakında Şam’a doğru, üstelik hem kuzeyden hem güneyden yürünecek!
İşte bu “güneyden yürüme” meselesidir “özrün” gerekçesi: İsrail ABD’nin zoruyla Türkiye’den özür diledi, çünkü Suriye’ye karşı Türkiye-İsrail ittifakı gerekiyor!
Peki, İsrail Suriye meselesine nasıl doğrudan müdahil olacak? Haberde o da var: “Golan’da Nusra alarmı!”
AKP’NİN NUSRA’SI
İlginçtir, Nusra Cephesi önce Suriye’nin kuzeyinde PYD’nin üzerine sürüldü. PKK’nin Suriye kolu olan PYD Türkiye’yi suçladı; Nusra’nın Ankara’nın teröristi olduğunu savundu. Ancak bu kısa süreli çatışma PYD-ÖSO anlaşmasıyla sonuçlandı!
El Kaide’nin kolu olan Nusra Cephesi bu operasyondan sonra Suriye’nin güneyinde, Golan Tepeleri’nde ortaya çıktı! Önce 21 BM askerini rehin aldı ve bıraktı, sonra İsrail’i taciz etti!
Şimdi İsrail, Nusra Cephesi’ni gerekçe göstererek Suriye’nin güneyine asker sevkiyatı yapıyor!
El Kaide nasıl geçmişte ABD’ye “saldırma meşruiyeti” yaratıyorsa, Nusra Cephesi de İsrail’e benzer hizmeti yapıyor!
ÖZEL SAVAŞ İLE KAOS YARATMAK
Nusra Cephesi İsrail’i Suriye’ye sokmanın yollarını yaparken, Atlantik Cephesi’nin teröristleri de en insanlık dışı saldırılara imza atıyor…
Suriye’ye “demokrasi” getirecek bu çapulcular artık okul, cami, üniversite bombalamaya kadar götürdü işi…
ABD’nin “özel savaş” birimleri için artık tek yol terör: Şam yönetimini yıkamıyorlarsa, halka terör uygulayarak kaos yaratmaya çalışıyorlar.
RUSYA’NIN DOĞU AKDENİZ PLANI
Önce Öcalan’ın Nevruz mesajı, ardından da İsrail’in “özrü” geldi. Açık ki ABD, Suriye’ye karşı bir AKP-PKK-İsrail cephesi oluşturuyor.
Üst üste gelen bu gelişmeler haliyle Atlantik cephesine moral oldu. Bunu Erdoğan’ın ve Davutoğlu’nun yüzüne yansıyan mutluluktan anlıyoruz.
Peki, bu tablo Suriye cephesine nasıl yansıdı? Rusya’nın, İran’ın bir geri adımı söz konusu mu?
Hayır. Tersine Rusya çok önemli hamleler yaptı: Moskova önce artık Doğu Akdeniz’de sürekli filo bulunduracağını ilan etti, ardından da Akdeniz’e en yakın yerde, Karadeniz’de son 20 yılın en büyük deniz tatbikatına başladı.
36 geminin yer aldığı tatbikatın mesajı net: Asya cephesi siyasi kararlılığını, askeri olarak da sürdürecek!
Mehmet Ali Güller
30 Mart 2013
Aydınlık Gazetesi
BAŞKANIN TÜM ADAMLARI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 28/03/2013
Öcalan’ın “çekilme” şartlarından biri de Akil Adamlar heyeti…
Ancak önerinin yeni olmadığını, Erdoğan ve Kılıçdaroğlu’nun da bu öneride mutabık kaldığını önemle vurgulamalıyım.
Öcalan bu önerisini Aralık 2007’de ortaya atmıştı: “Akil adamlar komisyonu kurulmalıdır. Bu akil adamların kimlerden oluşacağı çok önemli… Ben sadece biz seçelim, bizim seçtiğimiz insanlardan oluşsun demiyorum. Devletin de seçeceği kişilerden oluşan bir komisyon olur. Örneğin İlter Türkmen olabilir. Bu komisyona Aahtisari gibi, ki özellikle onu öneriyorum, insanlar bulunmalı. Bunlar gelip benimle de görüşürler.”
Ardından Kılıçdaroğlu, Öcalan’ın Akil Adamlarını, bir Y-CHP önerisi olarak gündeme getirdi. Hatta daha da ileri gitti ve PKK’yle MİT’in değil, Akil Adamların görüşmesi gerektiğini savundu. (Haber Türk TV, 7 Haziran 2011)
ÖCALAN’IN VE DEVLETİN AKİL ADAMI: AAHTİSARİ
Marti Aahtisari, Öcalan tarafından Akil Adam olarak önerildikten sonra AKP ve CHP tarafından Türkiye’ye davet edildi.
Aahtisari Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Erdoğan ve Ana Muhalefet lideri Kılıçdaroğlu’yla görüşerek sadece Öcalan’ın değil, devletin de Baş Akil Adamı kabulü gördü.
KANDİL’İN AKİL ADAMI: İLTER TÜRKMEN
Ardından Murat Karayılan, Cumhurbaşkanı Gül adına röportaja gelen Hasan Cemal’e Kandil’in Akil Adamı’nı açıkladı: İlter Türkmen!
MİT’i CIA’ya bağlayan General Behçet Türkmen’in oğlu İlter Türkmen, 12 Eylül rejiminin Dışişleri Bakanı yapılmıştı. Türkmen’in kimliği Türk heyetinin bir Moskova ziyaretinde de gündeme gelmişti
Yıl 1974. Yer Kremlin. Sovyetler Birliği Yüksek Prezidyum başkanı Potgorni, TBMM Başkanı Kemal Güven’e İlter Türkmen’i parmağı ile işaret ederek, “sizin bu büyükelçiniz Amerikan casusudur” diye bağırır. Heyette yer alan milletvekillerinden Necdet Evliyagil, yanında oturan Türkmen’e “Bu nasıl iş? Cevap ver” der.
Ancak Türkmen’in vereceği bir cevabı yoktur!
BDP’NİN AKİL ADAMI CHP’DE: TANRIKULU
Sonra BDP’nin Cengiz Çadar, Hasan Cemal, Sezgin Tanrıkulu gibi Akil Adam önerileri oldu.
“Gölge CIA” olan Stratfor’un TR705 kodlu istihbarat kaynağı Sezgin Tanrıkulu, bilahare Akil Adam kontenjanından CHP’ye girdi, milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı oldu.
AKP’NİN AKİL ADAMI: HİLMİ ÖZKÖK
AKP’nin en önemli Akil Adamı ise Hilmi Özkök’tü. Gerçi Özkök, Erdoğan’a bağlılığının sürekliliği nedeniyle pozisyonunu şöyle tanımlıyordu: “Akil değil makul adamım!”
Böylece Özkök, karşı devrimdeki rolü nedeniyle aslında AKP için “makul” olduğunu sergilemiş oluyordu!
İSRAİL’İN AKİL ADAMI: HİSARCIKLIOĞLU
TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun ismi önce İmralı sürecinin Akil Adamı olarak gündeme geldi.
Ancak İsrail’in özrü sırasında ortaya çıktı ki, 17 Mart’ta Kudüs Tahkim Merkezi’nin Eş Başkanı ilan edilen Hisarcıklıoğlu meğer Suriye’ye karşı İsrail-Türkiye cephesi kurulmasında da Tel Aviv’in Akil Adamı olarak görev almış!
AB’NİN AKİL ADAMI: BEJAN MATUR
Eski Zaman yazarı Bejan Matur ise Alman Der Spiegel’e yazdığı bir makalede PKK’ye akıl vererek, Akil Adam olduğunu göstermiş oldu.
Matur AKP’nin her an çark edebileceği uyarısı yaparak sürece, örneğin AB gibi bir garantör gücün yetkili olmasının şart olduğunu savunuyor.
ABD’NİN AKİLADAMI: EGE CANSEN
Hürriyet yazarı Ege Cansen ise “ihanet önerileri” listesinde üst sıralar için yarışacak şu öneriyi yaptı: “PKK değil, bölgedeki (Güneydoğu’daki) güvenlik güçleri geri çekilsin!” (Hürriyet, 27 Mart 2013)
Tüm okurlarını şaşırtan Cansen, bu dudak uçuklatan önerisiyle kendiliğinden Atlantik’in Akil Adamlığına terfi etti.
AKP’NİN AKİL ADAMI: YALÇIN AKDOĞAN
Başbakan Erdoğan’ın danışmanı Yalçın Akdoğan ise bu karşı devrim sürecinin nasıl tamamlanacağını belirtiyor: “Tarihle, geçmişle hesaplaşmadan, sorgulamadan, yüzleşmeden kronik meseleler aşılamaz.” (Yeni Şafak, 27 Mart 2013)
Akdoğan’ın tarih dediği Atatürk’tür, Cumhuriyet’tir, Kurtuluş Savaşı’dır, Kemalist Devrim’dir; kökleri kazınmadan, milletin hücrelerinden sökülüp atılmadan nihayete erilmez!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
28 Mart 2013
ERDOĞAN’A HAMAS GÖREVİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 26/03/2013
Başbakan Erdoğan, İsrail’in “özründen” rant yaratmaya çalıştığı konuşmalarından birinde Washington ve Tel Aviv’e sesleniyor: “Hamas’ı masada kabul et!”
Sanırsınız Hamas’ın en önemli hedefi İsrail’le masaya oturmak da, Tel Aviv ayak sürüyor…
Buradan anlıyoruz ki, “özür” ile birlikte Erdoğan’a bir de Hamas görevi verilmiş!
ARAP BASINCINI GİDERMEK
Hamas görevi Suriye hedefinin bir parçasıdır. Şöyle ki, Suriye ve dolayısıyla İran hedefine kilitlenen İsrail’in, Filistin sorununun yarattığı ağırlıktan olabildiğince kurtulması gerekiyor. İsrail’in Türkiye-Katar-Suudi Arabistan ittifakına açıktan dâhil edilmesinin karşılığında ortaya çıkacak Arap basıncının giderilmesi gerekiyor.
Filistin sorununda kimi çözüm adımlarının konuşulması ve Hamas’ın masaya çekilmesi, hem bölgedeki kimi ülkeleri tarafsızlaştıracak hem de Atlantik cephesinin elini güçlendirecektir.
Nitekim Obama’nın İsrail ziyareti ile dünyaya verilen “ABD bağımsız bir Filistin devletini destekliyor” mesajı tam da bu amaçladır.
HAMAS’I İRAN’IN ETKİSİNDEN ÇIKARMAK
İşte burada Erdoğan’a büyük roller düşüyor. Obama Erdoğan’dan, Hamas’ı İsrail’i tanımaya zorlamasını istiyor.
Peki, Erdoğan bu görevi nasıl yerine getirecek?
Aslında bu, Erdoğan’ın yabancı olduğu bir görev değil. Örneğin İsrail’in Gazze’ye saldırdığı Kasım 2012’de de Hamas sert yanıt verince Erdoğan yine göreve çağrılmıştı. ABD AKP’den Hamas’a baskı yapmasını istemiş, hatta Obama bir açıklamasında “Hamas’ın durdurulması Erdoğan’ın sorumluluğunda” bile demişti!
O süreçte bir yandan İsrail ile Mısır, Hamas’ın silahsızlandırmasını konuşurken, bir yandan da İran devreye girerek Hamas’a manevra alanı yaratmıştı. O mücadele, Hamas ile El Fetih’in “yakınlaşmasıyla” sonuçlanmış, Türkiye ve Mısır bunu kendi hanesine yazmaya çalışırken, Hamas İran’a teşekkür etmişti!
ERDOĞAN’IN ‘KOLAYLAŞTIRICI’ ROLÜ
Atlantik cephesinin yol haritasına göre Hamas İran’ın etkisinden çıktıkça; birincisi 1967 sınırlarını kabul edecek, ikincisi İsrail’le masaya oturacak ve üçüncüsü de İsrail’i resmen tanıyacak!
İşte Erdoğan bu üç adımlık yol haritasını Meşal üzerinden Hamas’a kabul ettirecek isim olarak İsrail’in “özrünü” hak etti!
Zaten Erdoğan, Hamas konusunda uzun bir süredir İsrail’in elini güçlendiriyordu. Meşal’in Türkiye ziyaretine gösterilen sahne ve perde arkası tepkilerin farklılığı sırasında da iyice belirginleşmişti ki, İsrail için Erdoğan büyük kolaylaştırıcıydı.
Erdoğan, Atlantik cephesinin Suriye’ye açtığı savaş koşullarında da Sünni müttefikleriyle birlikte Hamas’ı Batı adına kontrol etmeyi sürdürdü:
1. Hamas’a Şam’daki ofisini kapatması için ağır baskı uygulandı. Erdoğan o süreçte de görevliydi ve Meşal üzerinden Hamas’ı Şam’ı terk etmeye zorladı. Sonunda Hamas ofisini Şam’dan Katar’a taşımak zorunda kaldı!
2. Katar Emiri Hamad Bin Halife el-Sani, Gazze’yi ziyaret eden ilk Arap lideri oldu. Kuşkusuz ziyaret ABD ve İsrail izinliydi… Ağır ekonomik sorunlar altındaki Gazze ve Hamas, Katar’ın dolarlarıyla “yumuşatılacaktı.” Karşılığında da Hamas’ın, ABD’nin terör örgütü listesinden çıkarılması müzakereye açılacaktı.
ERDOĞAN’IN YOLU
İsrail ile Suriye arasında arabuluculuğa soyunarak yola çıkan Erdoğan’ın dört yılın sonunda İsrail’le birlikte Suriye’ye sefere hazırlanma noktasına gelmesi, bakalım İslamcı çevrelerde bir soru işareti yaratacak mı? Yoksa Filistin davası da Amerikan ılımlı İslamcılığına kurban mı edilecek?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Mart 2013
ABD’NİN ‘3 İSRAİL’ PLANI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 24/03/2013
İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Obama’nın zoruyla Başbakan Erdoğan’ı arayıp “özür” dilemesinin hedefini en iyi Aslı Aydıntaşbaş’ın sevinç çığlıkları açıklıyordu. Haber duyulduğu anda Aydıntaşbaş’ın sosyal medyaya şu sevinç mesajı düştü: “Müthiş bomba! İsrail-Türkiye uzlaşının ilk somut sonucu: Esad bittin artık!”
Böyle anlarda gazeteci olduğunu da unutarak kılıç kuşanan Aydıntaşbaş’ı görenler, onun Suriye’ye sefere çıkacak orduya komutan olmak istediğini sanır!
İşin bir diğer ilginç yanı ise Türkiye-İsrail ittifakının İslamcı çevrelerde yarattığı mutluluk tablosuydu! Meğer kapının eşiğinde 3 yıldır, İsrail’in “dostluğunu” ve el uzatmasını bekliyorlarmış!
OBAMA’NIN KURDUĞU ÜÇGEN: BOP İTTİFAKI
21 Mart’ta Öcalan “genişletilmiş Misakı Milli” diyor, 22 Mart’ta da İsrail özür diliyordu. Buna aynı hafta içinde Ergenekon davasında savcının mütalaasını açıklamasını, Uludere Raporu’nun yayınlanmasını, KCK’ye bindirilmiş MİT soruşturmasının düşürülmesini ve SUKO’ya Başbakan seçilmesini de ekleyin. Bunun tesadüf olduğunu bir tek kendini “nesnel ve tarafsız gazeteci” diye pazarlayanlar savundu elbette…
Oysa her şey ortadaydı: ABD yeni bir Ortadoğu için Arap-Fars hattına karşı bir Türk-Kürt ittifakı inşa ediyor, bu ittifakın arkasına da Yahudi desteği ekliyordu! Daha da somutlarsak, ABD, İran-Irak-Suriye-Lübnan hattına karşı Türkiye-Kürdistan-İsrail hattı inşa ediyordu!
Yani yeni Ortadoğu için bir BOP ittifakı kuruluyor ve İsrail’in özrüyle de maskeleniyordu!
Yani ABD’nin “3 İsrail Planı” bu kez Erdoğan-Öcalan-Netahyahu üçlüsü üzerinden uygulamaya dökülüyordu: 1.İsrail, İsrail’in bizzat kendisi. 2. İsrail, Büyük Kürdistan. 3. İsrail, Küçültülmüş Türkiye!
1.İSRAİL: İSRAİL
Washington, İsrail’in ABD’yi yönettiği masalının tedavülde olmasından ziyadesiyle memnundur. Böylece bir emperyalist devlet olarak İslam dünyasından gelen tepki oklarını tek başına değil, Yahudilerle paylaşmış oluyor.
ABD ile İsrail arasındaki ilişkiye dair en güncel tarif, ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’dan geldi: “İsrail, ABD’nin sahip olduğu en ucuz ve en iyi savaş gemisidir. Batırılmasına asla izin vermeyiz.”
Bu bakış açısı salt yeni ABD yönetiminin değildir kuşkusuz. Örneğin ABD Savunma Bakanı Alexander Haig de yıllar önce benzer bir niteleme yapmıştı: “İsrail, ABD’nin sahip olduğu en güçlü ve büyük uçak gemisidir. Üstelik üzerinde bir tek Amerikan askeri yok.”
Nitekim İsrail’in kuruluş sürecindeki kimi analiz ve raporlarda da bu ülkenin ABD’nin Ortadoğu’daki çıkarlarının bekçisi olacağı vurgulanmaktaydı.
2. İSRAİL: BÜYÜK KÜRDİSTAN
Öcalan’ın “genişletilmiş Misakı Milli” dediği, “demokratik modernite sistemi” ile yönetilen Ortadoğu Konfederasyonu’dur. Öcalan’ın kimi kitaplarında da yer alan bu kavram, dört parçadaki Kürtlerin birleştirilmesini hedeflemektedir.
AKP Hükümeti ise bu konfedere yapıyı, “Kürtlerle birleşerek genişlemek” şeklinde savunmaktadır. Kuzey Irak’ın Türkiye tarafından himaye edilmesi anlamına gelen bu ittifak modeli, Erbil’i Bağdat’tan koparma girişimi olarak son iki yıldır zaten uygulanıyor. Kerkük petrolleri ise bu himaye planının en önemli havucu…
Öcalan ya da Erdoğan nasıl ifade ederse etsin, projenin sahibi olduğu için ABD’nin tanımı esastır. O tanıma göre de Irak’ın kuzeyindeki yapının, Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açılması ve Türkiye’nin güneydoğusu ile birleşerek Büyük Kürdistan’a dönüşmesidir ana hedef.
Diyarbakır başkentli bu yapı ABD’nin 2. İsrail’i olarak karakol görevi görecek ve İran operasyonlarında rol alacaktır.
3. İSRAİL: KÜÇÜK TÜRKİYE
Her ne kadar proje “Türkiye’nin Kürtlerle büyümesi” diye pazarlanıyorsa da, fiiliyatta ilk iki İsrail’in büyümesi, Türkiye’nin küçülmesi anlamına gelmektedir.
Türkiye önce Kürdistan’la bir sınır genişlemesi yaşayacak ama sonra kendi içinden bir parçanın da diğerlerine eklemlenmesi ve bu yapının bağımsızlığa gitmesiyle küçülecektir!
Hep sorulur: Madem proje ABD’nin, Washington neden en önemli müttefikini parçalasın ki? Yanıtı pratiktedir. Bu haliyle Türkiye, ABD için her zaman tam denetlenme konusunda risk taşımaktadır. 12 Mart’ta, 12 Eylül’de darbe yaptırdığı ordu, 15 yıl sonra ABD çıkarlarına aykırı davranabilmektedir. 28 Şubat sürecinde Pentagon belgelerinde yer alan “Türk ordusu hizadan çıktı” saptaması çok öğreticidir.
Yani ABD, içinden Kürdistan çıkartarak küçülteceği Türkiye’yi daha iyi kontrol edilebilir bulmaktadır. Küçük Türkiye ABD planlarına direnemeyecek ve örneğin geçmişte Irak’a sürülemeyen Türk Ordusu bu kez İran’a karşı sürülebilecektir.
BÖLGESEL GÜVENLİK PROBLEMİ
ABD’nin İran-Irak-Suriye-Lübnan hattına karşı inşa ettiği Türk-Kürt-Yahudi ittifakı kuşkusuz halklar düzleminde değil, yönetenler düzlemindedir. Yeni bir Ortadoğu adına halkları boğazlaşmaya götürecek bu süreç hâlâ durdurabilir.
Bu zincirin kırılabileceği halka ya da çözülecek düğüm Türkiye’dedir! Bölge için çok ciddi bir güvenlik problemi haline gelen AKP Hükümeti durdurularak akacak kanın önüne geçilebilir! Bu da AKP’nin karşısına bir devrimci merkez inşa ederek olur ancak!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
24 Mart 2013