Archive for category Politika Yazıları
SURİYE SORUNU YERELLEŞİYOR
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 20/09/2012
AKP Hükümeti’ne “Suriye bataklığından kurtulma” fırsatı sunan Dörtlü Komisyon’un Kahire toplantısı, ilerisi için olumlu sinyaller verdi. Her ne kadar Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı mazeret bildirerek toplantıya katılmadıysa da, Türkiye, İran ve Mısır Dışişleri Bakanları’nın bir arada olması 30 yıl aradan sonra ilkti ve tarihiydi!
İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi, “anlaşabildiğimiz şeyler anlaşamadıklarımızdan daha fazla” diyerek aslında toplantıyı özetledi. Salihi, toplantı sonrasında yaptığı açıklamada, Suriye’deki krizin bu ülke içerisinde Suriyeliler tarafından çözülmesi gerektiğini belirtti.
İran Dışişleri Bakanı, Mısır televizyonuna verdiği demeçte de Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin Suriye krizinin çözümü için sunduğu planın başarılı olmasına iyimser baktıklarını söyledi.
ULUSLARARASI SAHNEDEN BÖLGE SAHNESİNE
Dörtlü Komisyon toplantılarının başarısının ölçütü, Suriye sorununu uluslararası boyuttan, bölgesel boyuta taşıyabilmesine bağlıdır. İran ile Türkiye’nin Suriye sorunu için bir platformda bir araya gelmesi bu bakımdan çok önemlidir.
Sorun bölgesel boyuta indirgenince “Suriye-Suriye formüllü” çözüm modeli ağırlık kazanacaktır.
Kuşkusuz Rusya’nın inisiyatifiyle oluşan Cenevre platformu da önemlidir ancak İran’ın o platformda yer alamayışı büyük eksikliktir.
İran’ın dâhil olduğu Dörtlü Komisyon, Cenevre Platformu’nun alternatifi değil ama onun bölgeselleştirilmesidir; dahası varlığını aslında o platforma borçludur.
İRAN MUHALEFETLE TEMASA BAŞLADI
İran Meclis Başkanı Ali Laricani’nin “Suriyeli muhaliflerle görüşmeye başladık” demesi “Suriye sorununun yerelleşebilmesi” açısından çok önemli bir gelişmedir.
Laricani, İranlı diplomatların Suriye muhalefeti içinde yer alan Müslüman Kardeşler, Selefi gruplar ve liberal gruplarla bir araya geldiğini ve onları demokratik reformları kabul etmeleri konusunda cesaretlendirdiklerini söyledi.
Tahran aslında en başından beri bu çizgiyi savunuyordu ve Ankara’ya şu formülü önermişti: “Tahran Şam rejimiyle, Ankara da muhalefetle temasta. Tarafları aynı masaya sadece Türkiye ve İran getirebilir.”
Tahran’ın muhalefetle temasa geçmesi, bu formülü geliştirdiklerini ve ilerlettiklerini göstermektedir.
ERDOĞAN’IN İTİRAFI: ETKİLİ OLAN RUSYA’DIR, İRAN’DIR
Uluslararası koşullar, Çin ve Rusya’nın ABD’nin ellini kolunu bağlaması, bölgesel dengeler gibi etkenler, Dörtlü Komisyon’un önünü açmaktadır.
Hafta içinde hem ABD hem de Türkiye cephesinden yapılan iki kritik açıklama, güç dengesinin geldiği boyuta ve sorunun bölgesel çözümünün kaçınılmaz olduğuna işaret ediyordu.
Suriye konusunda en hevesli ABD’li olan Senatör John McCain’in “Esad gidecek, Arizona’ya kar yağacak” demesi bir bakıma havlu atılmasıydı. Zira Arizona çölüne kar yağması olağan değil.
McCain Washington açısından somut durumu da şu sözlerle özetliyordu: “ABD girdiği savaşlardan yorgun ve o yüzden o araziye askerinin botu değsin istemiyor.”
Başbakan Erdoğan’ın Bosna’da yaptığı konuşmadaki şu sözleri de aslında gelinen durumu gayet net resmediyordu: “ABD şu anda işe müdahil olmuş değil. Şu anda etkili olan Rusya’dır, İran’dır. Çin Rusya’nın yanında hareket ediyor. İkisinin takındığı tavır, İran’ın oradaki tutumunu etkiliyor.”
Erdoğan bile tabloyu artık böyle resmedebiliyorsa, izlenen politikanın yenilgisi kaçınılmazdır. Tek çıkış, İranlı Dörtlü Komisyon ile Suriye sahnesinden “onurlu” çekilmektir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Eylül 2012
ULUSUN HESAPLAŞMA ZAMANI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 18/09/2012
Fethullah Gülen, 16 Ekim 2005 tarihinde “ulusalcı dalgayı aşacağız” diyerek bir program açıklamıştı. Gülen aynı günlerde “Türkiye’de büyük tertip ve suikastlar olacak, çok kan dökülecek” kehanetinde de bulunmuştu!
İki yıl içinde Van ve Şemdinli tertipleri, Danıştay suikastı, Atabeyler operasyonu, Rahip Santora cinayeti, Hrant Dink cinayeti vb.’leri yaşandı…
Tüm bu tertiplerin, cinayetlerin ve suikastların “ulusalcı dalganın aşılması” için tezgâhlandığı artık kesinleşmiştir. Ergenekon operasyonlarıyla derin devletin değil, ulusal devletin hedef alındığı artık ortadadır.
Neden mi anımsattık şimdi bunları?
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, “Ulusçulukla hesaplaşma zamanı geldi” dediği için!
DAVUTOĞLU AKLANMA PEŞİNDE
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, dün “sıfır sonuçlu” dış politikasını aklamak için Hürriyet’ten Cansu Çamlıbel’e uzun bir röportaj verdi.
Röportajı okumayanlar için belirtelim: Dış politikada iflas, Davutoğlu’nda büyük sıkıntı yaratmış. Bu durum haliyle psikolojisini etkilemiş. Öyle ki, artık her olay sırf onun “stratejik derinlik ve komşularla sıfır sorun politikasını geçersiz kılmak için” meydana geliyor!
Davutoğlu’nun bu röportajdaki hemen her sözü ayrı bir makale gerektirir cinsten… Ama biz bugün onun “ulusçulukla hesaplaşma zamanı geldi” sözünü ele alacağız.
FULLER-GÜLEN-DAVUTOĞLU
Kuşkusuz Davutoğlu da tıpkı Fethullah Gülen gibi bir program açıklıyor. Tabi bu programın yerli olmadığı, Graham Fuller’in “Kemalizm bitti” şeklinde ilan ettiği ABD programı olduğu hepimizin malumu…
Kemalizm dedikleri ulusal devlettir elbette. Ulusçuluk da, ulusal devletin programından, yani Altı Ok’tan biridir.
İşte Ahmet Davutoğlu, “ulusçulukla hesaplaşacağız” diyerek ulusal devleti yıkma hedefini ortaya koymaktadır.
“2002’den bu yana ulusal devleti adım adım yıktılar zaten” dediğinizi biliyorum… 2002’de, daha doğrusu 1999’da AB kapısına bağlanarak başlatılan süreç, ulusal devleti yıkmak üzere yapılan üçüncü büyük hamledir.
Birincisi, Türkiye’nin 1946’da içine sokulduğu “Küçük Amerika” süreciydi…
İkincisi, 24 Ocak 1980’de alınan kararlarla ulusal devletin pazarını yani Türk ekonomisini yıkma süreciydi… 12 Eylül darbesi, sürecin ancak silahla yürütülebileceği içindi!
DAVUTOĞLU’NUN ALTI İLKESİ
“Ulusçulukla hesaplaşmak” isteyen Ahmet Davutoğlu, yerine ne koyacaklarını da ilan ediyor: “Altı ilke ile cevap vereyim. Bir; Toplumsal özgüven, İki; insan haklarına dayalı özgürlükçü bir anayasal çerçeve, Üç; Doğu’nun erdemini Batı’nın rasyonalitesi ile birleştiren kültürel rönesans. Dört; farklılıkları içselleştirici ve harmanlayıcı yeni bir siyasal kültür ve düzen, Beş; verimliliği sosyal adalet anlayışı ile sentez eden sürdürülebilir bir ekonomik kalkınma, Altı; bütün bunlara dayalı uluslararası alanda etkin ve sözü geçen bir küresel güç.”
Davutoğlu’nun “Yeni Türkiye” için program belirlerken Altı Ok’tan kopya çekmesini ve Altı İlke belirlemesini ufkuna veriyoruz.
ULUS, HATAY’DAN BAŞLADI
Ulusal devletler devrimle kurulur ve ancak karşı devrimle yıkılır.
Ulus, yıkılan ulusal devletin yerine, yenisini yine bir devrimle kuracaktır. Bu yasa, ulusun pratiğiyle de hayata geçmektedir.
1 Mayıs’ta işçinin, 19 Mayıs’ta gençliğin, 23 Mayıs’ta memurların birleşerek işaretini verdiği bu süreç, hafta sonu Hatay’da halkın “Türkiye-Suriye kardeştir” haykırışlarıyla daha da ileriye sıçramıştır.
Erdoğan ve Davutoğlu’nun “ulusçuluğa” savaş açması bundandır; çünkü aslında ulus kendileriyle hesaplaşmaya başlamıştır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Eylül 2012
AKP İLE CEMAATİN DERSHANE SAVAŞI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 15/09/2012
Başbakan Tayyip Erdoğan dershaneleri kapatacaklarını ilan etti. Erdoğan 9 Eylül tarihli açıklamasında, “okul varsa dershane niye var?” diye sorarak kararının gerekçesini açıkladı. Hatta Erdoğan daha da ileri giderek, “ekonomik gücü olmayan vatandaşın yavrusunu dershaneye gönderemediğini” belirtiyor ve “sınıfsal” bir tavır da alıyordu!
Kuşkusuz Erdoğan, bu iddialarını kamuoyunu tavlamak için dile getiriyordu. Zira rakamlar ortadaydı ve Erdoğan döneminde Türkiye’deki dershane sayısı iki kat artmıştı!
DERSHANELER SAVAŞIN YENİ CEPHESİ
Peki, Başbakan Erdoğan 10 yıl sonra dershane sisteminin yanlışlığını neden keşfetti? Neden dershaneleri kapatmak istiyor?
“Bundan kim gücenirse gücensin” diyen Erdoğan elbette Fethullah Gülen cemaatine sesleniyordu; çünkü cemaatin en önemli silahı okulları ve dershaneleriydi…
Erdoğan bu kararıyla, özel temsilcisi olarak PKK’yle masaya oturan ve müzakere yapan MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın yargılanmak istenmesiyle hamle yapan cemaate ceza kesiyordu!
ERDOĞAN 28 ŞUBAT GENERALLERİNDEN BETER
AKP Hükümeti’nin dershaneleri kapatma kararı, Erdoğan’ın 9 Eylül’deki ilanından önce de aslında gündeme gelmişti. Ancak Cemaat AKP’yle savaşı büyütmemek için ilk günler açık bir tepki göstermedi.
Cemaatin resmi ilk tepkisi, Zaman yazarı İbrahim Öztürk’ün kaleme aldığı “Dershaneleri kapatmak” başlıklı yazı dizisiydi. 12 ve 13 Eylül tarihli bu yazılarda Öztürk, eğitimde kaliteyi artırmanın bir yöntemi olarak dile getirilen bu kararın netice vermeyeceğini savundu.
Öztürk yazısında Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’i de açıkça hedef aldı: “Milli Eğitim Bakanı ile eğitim ordusu arasında zerre kadar duygusal ve psikolojik bir bağ kalmadı ki. Ordusuz komutan gibi yapayalnız ilerliyor.”
Zaman yazarı İbrahim Öztürk, şu satırlarıyla Erdoğan’ı 28 Şubatçı generallerle aynı kefeye koyuyordu: “Derdiniz ne? Bu ülkede teröre karşı devletin vurmak-kırmaktan öte gitmeyen sert, acımasız yüzü hiçbir şeyi çözmüyor. Bu okullar umutsuz yüz binlerin başının okşandığı, onurlu milletimizin hayırsever ‘harçlıkları’ ile ayakta duran kurumlar. 28 Şubat’ta yapılamayanı, şimdi kalkıp bu hükümet mi yapacak?”
Hatta İbrahim Öztürk dershaneleri kapatmaya soyunan AKP Hükümeti’ni “milleti inletmekle” suçluyordu: “100 bin kişilik istihdamı, 2 milyar dolarlık sektörü batırmayı ‘milletim öyle istiyor’ diye meşru kılacaksınız, öyle mi? Millet kim? Alanlarında tekelleşen ve milleti inleten bir avuç komprador burjuvazi küçük esnafı ve tüketiciyi inletiyor, ‘milleti’ orada da hatırlamak lazım.”
SAVAŞ, SINAVLARA BİLE YANSIDI
AKP ile Cemaatin eğitim cephesine taşıdığı savaşın dershanelerden önceki ayağı İmam Hatip okullarıydı…
Zaman yazarı Mümtazer Türköne AKP Hükümeti’nin 4+4+4 sisteminin hedeflerini ele aldığı ve birkaç gün sürdürdüğü yazısında İmam Hatip’lerin kapatılmasını savunmuştu: “İmam-Hatipler çok hayırlı hizmetler yaptılar. Türkiye’ye çok şey kazandırdılar. Ama artık görev tamamlandı, ömürleri sona erdi. Sayıları meslekî ihtiyacı karşılayacak ölçüde sınırlanmalı ve genel eğitim içinde din eğitimi ihtiyacını karşılayan okul modeli olmaktan çıkartılmalı.” (Zaman, 26 Haziran 2012)
Bitirirken şu soruyu soralım: Son iki yılda neden neredeyse her sınav sorunlu geçiyor? Kopyalar, şikeler… Örneğin Erdoğan’ın bizzat MİT’i görevlendirdiği araştırmasından neden bir sonuç çıkmadı? Daha doğrusu çıkan sonuç neden kamuoyuna açıklanmadı?
Sınavların son iki yılda bu kadar sorunlu olması, AKP ile Cemaat’in eğitim savaşları nedeniyle mi?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
15 Eylül 2012
TÜRKİYE SURİYE BATAKLIĞINDAN NASIL ÇIKAR?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 14/09/2012
Atlantik’in Suriye’yi bölme hedefli kampanyasında 1,5 yıl geride kalırken, Batı ve taşeronlarından oluşan cephede dağılma belirtileri görülüyor…
Atlantik cephesinin başındaki ABD, Suriye’ye müdahale konusunda çaresiz ve eli kolu bağlanmış halde.
AB ise Suriye sahnesinden çekilme işaretleri veriyor. Son olarak AB Dış Politika Sorumlusu Catherine Ashton, Suriyeli muhaliflerin paramparça olduğunu ve bu haliyle Şam yönetimine alternatif olamayacaklarını belirtti. Ashton, AB Parlamentosu’ndaki konuşmasında, BM Suriye Özel Temsilcisi Ahdar İbrahimi’nin çözüm girişimini desteklediklerini, 10 gün içinde Rusya ve ABD Dışişleri Bakanlarıyla bir araya geleceklerini açıkladı.
Suriyeli muhalifler, Ashton’ın belirttiği gibi parçalanmış durumda… Özgür Suriye Ordusu’nun El Kaide liderini pusu kurarak öldürmesi, Suriye Ulusal Konseyi’ndeki unsurların anlaşmazlıkları, Müslüman Kardeşler’le Konsey’in diğer unsurları arasındaki gerilimin artması, dağınıklığı gidermek üzere yapılan toplantılardan sonuç çıkmaması bu parçalanmışlığın temel göstergeleri.
Özgür Suriye Ordusu’nun isminin Suriye Ulusal Ordusu yapılması ise bu dağınıklığa makyajdan öte anlam taşımıyor.
MUHALİFLERDEN AKP’YE SUÇLAMA
Ankara’nın desteklediği Suriye Ulusal Konseyi ve Özgür Suriye Ordusu’nda bu gelişmeler yaşanırken, Kahire’de kurulan ikinci muhalif merkezin ise daha çok öne çıkmaya başladığı görülüyor.
Ulusal Koordinasyon Kurulu isimli bu muhalif yapı, Suriye Ulusal Konseyi’ni destekleyenleri gittikçe artan oranda suçlamaya başladı.
Son olarak Kurul’un başkanı Heysem Menna “cihatçıları Suriye’ye gönderen Türkiye, Katar, Suudi Arabistan ve Libya’yı Suriye toplumunu parçalamakla” suçladı! Menna daha da ileri giderek, cihatçıların Suriye’ye gönderilmesinin kesilmemesi halinde, geçişleri organize edenlerin listesini açıklamakla tehdit etti.
Middle East Online’a konuşan Heysem Menna AKP Hükümeti’ni ağır bir dille suçluyor: “Türkiye, provokasyonuyla şu anda Suriye’deki yıkıma katkı sağlamaktadır. Türkiye, Suriye’ye giden cihatçılar için sahte pasaportlar çıkartmaktadır. Cihatçıların Babu’l- Heva sınır kapısında kontrolü ele geçirmelerine müsaade eden Türkiye’dir. Türkiye, sınırlarını tek taraflı olarak kapatırsa, yüzde 80 oranında rahatlamış olacağız.”
CİHATÇILAR TÜRKİYE’DEN GİDİYOR
Heysem Menna’nın AKP’ye yönelik suçlamalarına haklılık kazandıran açıklama, Kuveyt’ten geldi. Kuveyt parlamentosunun selefi milletvekillerinden Velid Tabatabai, Suriye’deki militanlara Türkiye aracılığıyla verilen uçaksavarların parasını ülkesinin ödediğini açıkladı.
Lübnan’da yayımlanan es-Sefir gazetesinin haberine göre Tabatabai, Türkiye topraklarından Suriye’ye geçiş de yapmış: “Suriye’ye Türkiye’den geçip İdlib’e gittik, orada durum güvenlikli; ancak Suriye savaş uçakları zaman zaman kenti bombalıyor.”
Nitekim El-Vatan gazetesine konuşan Suriyeli bir askeri yetkilinin açıklamaları bu bilgileri doğruluyor. Gazeteye demeç veren üst düzey askeri yetkili, Halep’te güvenlik güçlerine karşı savaşanların yüzde 75’inin Suriyeli olmadığını ve “cihat etmek” gerekçesiyle Türkiye üzerinden geldiklerini belirtiyor.
TÜRKİYE İÇİN ALTIN FIRSAT
Suriye savaşının en büyük kaybedeni olan Türkiye, sahneden “onurlu” çekilmek için büyük bir şans yakaladı. Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin, Suriye krizinin siyasi yoldan aşılması için önerdiği Mısır, Suudi Arabistan, İran ve Türkiye’den oluşan “Suriye Dörtlü Temas Grubu”, bölge için altın fırsattır!
Üç gün önce ilk toplantısını Kahire’de müsteşar ve bakan yardımcısı düzeyinde yapan “Suriye Dörtlü Temas Grubu”, ikinci toplantısını önümüzdeki hafta bu kez bakan düzeyinde yapacak.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
14 Eylül 2012
AVRASYA YÜZYILI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 13/09/2012
Bu yüzyıl, iki temel projenin çarpışmasına sahne olacak; nitekim çarpışma başladı.
1.) ABD’NİN ATLANTİK YÜZYILI
Projelerden ilki ABD’ninkidir ve ismi “21. Yüzyılı Amerikan (Atlantik) yüzyılı yapma” projesidir. ABD bu projeyi SSCB’nin çökmesiyle geliştirdi ve Yugoslavya’dan Avrasya kapısını açtı. Washington ardından 11 Eylül konjonktüründe Irak’tan Ortadoğu’ya ve Afganistan’dan Orta Asya’ya girdi.
Ancak 2004-2005 Irak direnişi, 2006 Hizbullah-İsrail savaşı ve 2008’de Rusya’nın Gürcistan’a müdahalesi, ABD’nin büyük atağını durdurdu. 2007’deki kapitalist dünya krizini de eklemeliyiz.
ABD bu dört etken nedeniyle, savaş alanına doğrudan yönelmeye mecbur kaldı ve Ortadoğu merkezli saldırı stratejisini rafa kaldırıp, yerine Asya-pasifik merkezli saldırı stratejisi koydu.
2.) ÇİN’İN AVRASYA ATAĞI
21. yüzyıla dair ikinci projenin sahibi ise Çin’dir. Çin Başbakanı Wen Jiabao bu projeyi geçen hafta “yeni yüzyıl Avrasya yüzyılıdır” sözleriyle ilan etti.
2. Çin-Avrasya Fuarı’nda konuşan Wen Jiabao, çok kutupluluğun ve ekonomik küreselleşmenin Avrasya ülkelerinin önüne tarihi fırsat serdiğini belirtti ve “21. Yüzyıl, Avrasya ülkelerinin gelişme ve işbirliği yüzyılı olacaktır” dedi.
Çin başbakanının bu hedef için çizdiği coğrafya Asya’nın en doğusundan Orta Avrupa’ya kadar uzanıyor. Çin başbakanı, bu hedefi ismini verdiği şu dört işbirliği örgütünün gerçekleştireceğini söyledi: Şangay İşbirliği Örgütü, Arap Birliği, Körfez ve Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi, Güney Asya Bölgesel İşbirliği Konseyi.
3.) RUSYA’NIN AVRASYA BİRLİĞİ
Moskova’nın Avrasya Birliği projesi de “21. Yüzyılı Avrasya Yüzyılı yapma” hedefinin içindedir. Rusya’nın 2011’de Kazakistan ve Belarus ile birlikte kurduğu Avrasya Birliği, önüne kurumsallaşma ve yeni üyelerle genişleme görevi koydu.
Önceki gün “Avrasyacı Dugin, Putin’in yeni ideolojisini yazıyor “şeklindeki haber, Moskova’nın bu konuda adımlarını hızlandırdığına işaret ediyor. Neo-Bolşevik akımın lideri olarak nitelenen Dugin, 5-6 kişilik bir ekiple birlikte yaptığı bu son çalışmasının hedefini şu sözlerle özetliyor:
“Putin ile eski Sovyetler Birliği coğrafyasında yeni, ama hayatta kalma şansı yüksek bir Avrasya Devleti kurulması konusunda zaten hemfikiriz. Bizim üreteceğimiz fikirler Putin’in bu yolda ilerlemesine yardımcı olacaktır.”
4.) TÜRKİYE’NİN BATI ASYA BİRLİĞİ
İlk kez İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek tarafından önerilen “Batı Asya Birliği” de yine “21. Yüzyılı Avrasya yüzyılı yapma” hedefinin bir parçasıdır.
Perinçek projeyi şu sözlerle özetlemektedir: “Bizim Batı Asya Birliği (BAB) adını verdiğimiz bu birleşme, öncelikle Türkiye, Irak ve Suriye’den başlayabilir. İran, Azerbaycan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Rusya, Lübnan, Gürcistan ve Ermenistan, koşullara göre bu birlik içinde yer alabilirler.”
YENİDÜNYA
Atlantik Yüzyılı ile Avrasya Yüzyılı mücadelesine dair ortaya koyulan bu projeler, önümüzdeki 10 yıldan itibaren farklı bir dünyanın şekilleneceğini göstermektedir.
O dünyada Atlantik zayıflamış ve ABD ile İngiltere yalnızlaşmış olacaktır. Ve o dünyada Avrasya, Afrika ve Güney Amerika güçlenmiş; merkezinde Çin, Rusya, Hindistan, Türkiye, İran, Almanya, Brezilya, Meksika gibi ülkelerin bulunduğu yeni işbirliği modelleri egemen olacaktır.
Bugünkü iktidarlar ve müttefiklik ilişkileri genel eğilimi etkilemez, zira dünya Avrasya Yüzyılı’na girmeye başladı bile!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
13 Eylül 2012
AKPAŞA
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 12/09/2012
Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel’in teröristle mücadele konusundaki eleştirileri yanıtladığı açıklamasını, dün Aydınlık’ta okudunuz…
Org. Özel, özetle “sorumluluk valilerin” diyor ve topu taca atıyor. “Asker yenilmez, komutan yenilir” ilkesinin ve sorumluluk anlayışının hâkim olduğu bir kurumun başının “sorumluluk valide” demesi, 10 yıllık AKP hükümetinin devlette yarattığı tahribatı göstermektedir aslında.
Zira AKP Hükümeti ile birlikte devlete egemen olan anlayış, “yöneticiler her başarının sahibidir ama başarısızlığın sorumlusu başkalarıdır” şeklinde özetlenebilir…
Hızlı tren faciasından başlayarak, son 10 yılda tek bir olayda bile hiç istifa yaşanmaması, bu anlayışın ne oranda yerleştiğine işarettir! Örneğin, döneminde tek bir sınavın bile sorunsuz geçmediği biri, en başarılı bürokrat diye nitelenebilmektedir…
ÖZEL: EM. ASKERLER YANILTIYOR
Org. Necdet Özel’in “sorumluluk valinin” ifadesinden, “aslında hükümeti işaret ediyor” ya da “bir nevi AKP’nin çıkardığı yasaya itiraz” anlamı çıkaranlar, fazlasıyla iyimserler. Çünkü bu konularda şikâyetin ne yeridir ne de zamanıdır, nitekim o yer ve o zamanda Org. Necdet Özel, ziyadesiyle sessizdi!
Ve bu anlamı çıkaranlar, Org. Necdet Özel’in sorumluluğu valiye atan açıklamasında olan ama Aydınlık’ın yer vermediği şu sözlerini dikkatle okumalılar: “2000 yılı öncesinde bölgede görev yapmış kişilerin yorumlarına yer verilerek kamuoyu yanlış bilgilendirilmektedir.”
Komutanlarını, emekli askerleri kamuoyunu yanıltmakla suçlayan, silah arkadaşlarının sözlerinin güvenilmez olduğunu belirten Org. Necdet Özel, neden 2000 yılını temel almıştır? Teröristle mücadele etmenin yöntemi mi değişti o tarihte?
ÖZEL: TSK’NİN GÖREVİ POLİSE DESTEKTİR
Org. Necdet Özel’in sorumluluğu valiye atan açıklaması içinde yer alan şu sözler de çok önemlidir: “TSK unsurları teröristle mücadelede Kolluk Kuvvetlerine destek görevi ile görevlendirilmişlerdir.”
Yani Türk Ordusu’nun görevi, PKK ile mücadelede polise ve jandarmaya destek vermektir!
Bu bir şikâyetse, bu yasa çıkarken neden yasayı millete şikâyet etmediler? Neden bu yasanın yanlışlığı konusunda kamuoyunu bilgilendirmediler?
Demokrasiye aykırı diye mi susulmuştur? “Atanmış atanmışlığını bilecek” diye mi sessiz kalınmıştır? “Genelkurmay Başkanı, seçilmişlerin emrindedir” diye mi başlar eğilmiştir?
Teröristle mücadelede anlık istihbarat alınan(!) büyük müttefikin Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey daha birkaç hafta önce ABD Devlet Başkanı Barrack Obama’nın Suriye politikasını dünyanın gözü önünde eleştirmedi mi? Büyük Amerika’da oluyor da, küçük Amerika’da neden olmuyor?
Yoksa susmanın, itiraz etmemenin, yanlışlığı seyretmenin nedeni, Silivri korkusu mu?
KOMUTAN YENİLDİ, ORDU DEĞİL!
Org. Necdet Özel’in sorumluluğu valiye atan açıklaması, emekli silah arkadaşlarında büyük tepkiye neden oldu.
Acaba bu sözler Genelkurmay Karargâhında nasıl yorumlandı? Kara Kuvvetleri’nde, Deniz Kuvvetleri’nde, Hava Kuvvetleri’nde nasıl değerlendirildi? Jandarma Genel Komutanlığı’nda nasıl anlaşıldı?
Acaba içlerinde “yarın ülke parçalanırsa, ‘ne yapalım yasa öyleydi, sorumluluk valideydi’ demeye utanmayacak mıyız?” şeklinde tepki gösteren oldu mu?
Acaba içlerinde “Görevden alınan Mustafa Kemal, ‘ne yapalım sorumluluk İstanbul’un’ deyip Samsun’dan döndü mü?” diyerek isyan eden olmadı mı?
Yoksa onlar da tıpkı daha 25 can yerdeyken Afyon Valisi’nin hediye ettiği kilim karşısında “anında reaksiyon gösteremeyen” Org. Özel gibi basireti bağlanmış durumdalar mı?
Öyleyse, zaten kaybedecek bir şey kalmamış demektir… Ama öyle olmadığını biliyoruz ve güveniyoruz!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Eylül 2012
APD: AMERİKA POLİS DEVLETİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 11/09/2012
Bugün 11 Eylül saldırılarının 11. yıldönümü…
Peki, 11 yılın ardından ABD’de nasıl bir iç güvenlik oluştu? Eski ABD Hazine Bakan Yardımcısı Paul Craig Roberts, son makalesinde bir yönüyle bu soruya yanıt veriyor.
Paul Craig Roberts’ın Amerika’nın çöküşüyle ilgili görüşlerine bu köşede daha önce yer vermiştik, anımsayacaksınız… Roberts, Alparslan Balcı’nın Dünya Bülteni için çevirdiği bu son makalesinde ise “Amerika’nın geleceği yok” diyor…
EKONOMİ YÜZDE 1 ADINA ÇALIŞIYOR
Öncelikle eski ABD Hazine Bakan Yardımcısı Paul Craig Roberts’ın şu dikkat çeken saptamasına bakalım: “Şaşırtıcı olan, Washington’ın bir milyon Müslümanı öldürerek, üç İslam ülkesini yıkarak, yedi İslam ülkesinde askeri operasyonlar yaparak ve sekizincisi İran’a saldırı hazırlığı yaparak sahnelediği müthiş kışkırtıcılığa rağmen, Amerika’ya karşı her hangi bir saldırı olmamasıdır.”
Roberts bu saptamadan da hareketle bir 11 Eylül sonuçları tablosu çiziyor ve en önemli iç sonucu, “ABD’nin bir polis devletine dönüşmesi” olarak belirliyor. ABD bir polis devletine dönüşürken sosyal güvenliği, sağlık hizmetlerini biçmiş ve askeri-güvenlik yöneticileri ile hissedarlarını zenginleştirmiştir.
Paul Craig Roberts’a göre 11 Eylül sonrasındaki ABD’de ekonomi artık sadece yüzde 1 adına çalışıyor; yüzde 99 ne iyi bir iş bulabiliyor ne de tasarruflarının üzerine üç kuruş koyabiliyor. Üniversite mezunları iş bulamadıkları gibi öğrenci kredilerini de ödeyemiyorlar.
Roberts’a göre 11 Eylül öncesinde Amerika’nın geniş coğrafyasında dolaşmaya alışmış bir Amerikalı, kulağa gestapo gibi gelen İç Güvenlik kavramı nedeniyle şaşkın; “Porno tarayıcılar ve cinsel organlara elle yapılan sarkıntılıklar, terör saldırıları olmamasına rağmen havalimanlarından otobüs-tren istasyonlarına ve karayollarına kadar yayılmış” durumda…
VATANDAŞ NASIL ÖLDÜRÜLÜR?
Eski ABD Hazine Bakan Yardımcısı Paul Craig Roberts, İç Güvenlik’in 750 milyon mermi sipariş verdiğine dikkat çekiyor ve soruyor: “İç Güvenlik, her Amerikalıyı 2,5 kez öldürmeye yeterli mühimmata niçin ihtiyaç duyuyor? İç Güvenlik, kendisini niçin tam vücut zırhıyla donatıyor? İç güvenlik sizden 50 metre uzakta sizin hakkınızda her şeyi bilen yeni lazer teknolojisini ne yapacak?”
Roberts Sivil Kargaşa Operasyonları hakkında yayımlanan bir el kitapçığına dikkat çekiyor. Roberts bu kitapçıkta “protestoları bastırmak, silahlara el koymak ve vatandaşları öldürmek için ordunun ülke içinde nasıl kullanılacağı anlatılıyor” diyor!
Roberts’ın şu saptaması polis devletinin amacını ortaya koyuyor: “Tek teröristin FBI’ın kandırdığı terörist olduğu bir zamanda, polis devletinin amacının Amerikalıları Müslüman teröristlerden korumak olmadığı açıktır. Polis devletinin amacı, Amerikan vatandaşlarını terörize/tedhiş etmektir.”
ABD “HALKI BASTIRMAYA” HAZIRLANIYOR
Roberts sadece İç Güvenlik’in değil, Amerikan devlet aygıtının toptan askerileştiğine dikkat çekiyor ve en ilgisiz kurum olan Sosyal Güvenlik İdaresi’nin bile 174 bin adet oyuk uçlu çekirdek mermi sipariş ettiğini belirtiyor.
Eski ABD Hazine Bakan Yarımcısı Paul Craig Roberts, verdiği kimi örneklerden sonra haklı olarak soruyor: “11Eylül’den bu yana, FBI’ın organize ettikleri haricinde ABD’de terör eylemleri olmadığına göre, bu devasa ateş gücü satın alımı açıktır ki Amerikalıları Müslüman teröristlerden koruma amaçlı değildir. O halde niçin?”
Roberts, yanıtı kısmen şu saptama içinde veriyor: “Eğer Amerikalılar, Washington onları 3. Dünya Savaşı’na sürüklerken ekonomik, politik ve sosyal bakımdan yoksun bırakıldıkları gerçeğine uyanırlarsa, gösteri yapmak için cadde ve sokaklara aktıkları zaman aşırı askeri güçle karşı karşıya gelecekler.”
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
11 Eylül 2012