Archive for category Politika Yazıları

DAĞLICA BASKINININ ASIL HEDEFİ

PKK’nin Dağlıca baskınlarıyla AKP’nin Açılım’ları arasında doğrudan bir bağ var: ABD. Türkiye bu bağı saptamadıkça, bu sarmal devam edecek ve Genelkurmay Başkanı’ndan sonra sırasıyla tüm komutanlar ağlayacak!

2007’deki Dağlıca baskını ile başlayan süreci anımsamakta bu nedenle büyük yarar var:

AKP: AÇILIM DAĞLICA’YLA BAŞLADI

PKK, 21 Ekim 2007’de Dağlıca’ya yedi koldan saldırdı ve 13 askeri şehit etti. Saldırı “özel kuvvetler” işi kadar profesyoneldi. Fatih Çekirge’ye konuşan üst düzey bir yetkili şöyle diyordu: “Bunlar düzenli orduya karşı gayrı nizami harp taktikleri uygulayan ve gerilla yöntemlerini iyi bilen teröristler. Bunlara gerilla diyemiyoruz. Çünkü siyasi bir kimlik alıyorlar. Uyguladıkları bütün taktikler gerilla taktiğidir. Siste kaldırma, köprüde kıstırma, hedef çevirip yok olma. Kamuflaj ve karanlıktan yararlanma… Dağda yaşamak kolay değildir. Bunlar özel eğitim almışlar. Belki de içlerinde başka uluslara ait özel unsurlar var.” (Hürriyet, 22 Ekim 2007)

İki yıl sonra yapılan açıklamalar, zaten saldırının hedefini ortaya koyuyordu. Örneğin Başbakan Yardımcısı Ali Babacan 24 Ekim 2009’da katıldığı bir TV programında şöyle diyordu: “Açılımın altyapısı, 2007 yılındaki Dağlıca baskınında sonra yapılan diplomatik çalışmalarla başladı.” (Taraf, 2 Kasım 2009)

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da, Kuzey Irak’ta Barzani heyetiyle yaptığı görüşmede aynı vurguyu yapıyordu: “Dağlıca baskınından sonra Türkiye bir yol ayrımına gelmişti. Ya savaşa yönelecekti ya da ortak akılla harekât edip barışa. Biz bu yolu seçtik, akılla hareket edip temaslarımızı yoğunlaştırdık.” (Taraf, 2 Kasım 2009)

TSK’NİN SINIRLI SINIRÖTESİ OPERASYONU

Dağlıca baskınıyla asıl tehdidi gören Türk Ordusu, Kuzey Irak’a müdahale kararı aldı. Washington, AKP üzerinden bu kararın alınmasını engellemeye çalıştı. Ancak günler süren mücadelenin ardından TSK kararlılık gösterip AKP’ye rağmen 16 Aralık 2007 gecesi Kuzey Irak’a girdi. Türk Ordusu’nu engelleyemeyen ABD, bu kez de TSK’den “işini çabucak bitirip” çıkmasını istedi. Türk Ordusu, bazı yorumlara göre ABD baskısıyla erken çıktı, bazı yorumlara göre ise kendi belirlediği takvim çerçevesinde harekâtı sürdürdü ve tamamladı.

Ancak harekât yarım kalmış olmalı ki, TSK iki ay sonra yine Kuzey Irak’a girdi. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ise ABD’nin tepkisine ortak olurcasına şu açıklamayı yaptı ve TSK’yi zora soktu: “Mümkün olan en kısa sürede geri dönülecek.”

Erdoğan’ın bu açıklamasından iki gün sonra, 28 Şubat 2008’de, dönemin ABD Savunma Bakanı Robert Gates Ankara’ya geldi ve “TSK’nin operasyonunun kısa sürmesini istedi.” TSK, 1 Mart 2008’de operasyonu tamamladı!

BARZANİSTAN’I HİMAYE AÇILIMI

AKP’nin kendi ordusunun elini nasıl bağladığını sonrasında Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu şöyle açıklıyordu: “İki sene önce Dağlıca terör saldırısı olduğunda, Ekim 2007’de, ne kadar karanlık senaryolar vardı. Bizim Irak topraklarına gireceğimiz, Kürtlerle çatışma çıkacağı söyleniyordu. Belki bunu isteyenler vardı. Dağlıca saldırısında sonra ilk defa 2007 Kasım ayında Bağdat’a gittim; Neçirvan Barzani ile görüştüm. Bütün bu senaryolar iki yılda iflas etti. Aksine çatışmadan güçlü işbirliği zeminine gelindi. Bu politikaların güçlü şekilde uygulanması gerekir.” (Radikal, 31 Ekim 2009)

2. AÇILIM PAKETİ OPERASYONU

5 yıl sonra Dağlıca yine basıldı. 300 PKK’li, Barzanistan’dan girip 8 askerimizi şehit etti. Yine kamuoyu çalışması yapılacak, yine “Türkiye yol ayrımında” denilerek rota ABD planına tam yol kırılacak, yine “akan kan dursun” sözleri üzerinden PKK ile müzakerelere oturulacak…

Kısacası, AKP’ye verilen 2. Açılım paketi, artık resmi olarak açılmayı bekliyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Haziran 2012

, , , , ,

Yorum bırakın

2. AÇILIM ŞEHİTLERİ

1. Açılım, ABD’nin Irak’tan çekilmeye hazırlandığı süreçte, Barzanistan’ı Türkiye’ye himaye ettirmek ve kuzeye büyütmek içindi. 2. Açılım ise Türkiye’nin himaye ettiği bu yapıyı, Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açmak ve “Büyük Kürdistan” yapmak içindir.

O nedenle, Dağlıca’da şehit düşen 8 askerimiz, 2. Açılım şehitleridir!

2. AÇILIM’IN YOL HARİTASI

AKP’nin sesi olan Yeni Şafak, ABD’nin 2. Açılım’ını madde madde şöyle duyurmuştu 27 Şubat 2012’de, özetliyoruz:

1. Öcalan kenarda tutulup, sürece sonra eklenecek.

2. İsrail’in arka kapı diplomasi merkezi olan Oslo – Norveç değiştirilecek.

3. Barzani sürece dâhil edilecek. Ancak Barzani, TSK’nin de kendisini kabul etmesini şart koşuyor.

4.  Türkiye, “Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik Şartı”na koyduğu şerhi kaldıracak.

5. Anadilde eğitim, seçmeli ders olacak.

6. Af.

Aslında 4 ay önce ilan edilen bu 6 madde bile, son 10 günde AKCHP diye ortaya çıkan gerçeği anlatmaya tek başına yetiyor. Dikkat ederseniz 6 maddenin sorumluluğu ve yerine getirilmesi, AKP ve CHP tarafından paylaşılmış durumda…

AKCHP’NİN GÖREVLERİ

Gelin bu 6 madde konusunda AKCHP’nin neler yaptığına bakalım:

1. Öcalan fiilen kenarda, 11 aydır basın açıklaması yaptırılmıyor! İlginçtir, Öcalan, avukatları üzerinden yaptığı son açıklamalarda, zaman zaman PKK ve BDP’yi kendisini anlamamakla eleştirmiş ve “artık karışmam” yollu ifadeler kullanmıştı.

2. Şu anda Oslo yerine Washington ve İncirlik’te buluşuluyor. AKP, BDP ve CHP sırasıyla heyetler halinde Washington’a gidip, genel yol haritalarıyla dönüyorlar. ABD’nin bölge diplomatları ise İncirlik’te “Kürt zirveleri” düzenleyerek, genel yol haritasına uygun politik adımları attırıyor.

3. Barzani sürece dâhil oldu ve iki ay önce “PKK’ye silah bırakma çağrısı” yaptı. Karşılığında Barzanistan, Türkiye tarafından resmen tanındı: Ankara, Bağdat’a rağmen Erbil’le boru hattı anlaşması imzaladı.

Barzanistan’la yeni sınır kapıları açılıyor. Daha da önemlisi bu sınır kapılarının çevresi serbest bölge ilan ediliyor. Bu fiilen sınırın da değişmesi demek. ABD 2003’te “Irak’ın kuzeyi ile Türkiye’nin güneydoğusu tek bir ekonomik bölge” olmalı demiş ve 2009’da da “Nitelikli Sanayi Bölgesi” kurulmasını istemişti. AKP buna uygun resmi düzenlemeleri aşama aşama yerine getirdi.

Ve bu gelişmeyle bağlantılı olarak AKP Hükümeti “Sınır Güvenliği Teşkilatı” için düğmeye bastı. Sınır güvenliği de TSK’den alınmış olacak! (Hürriyet, 11 Mayıs 2012)

4. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, daha bir yıl önce Hakkâri’de “Avrupa’da kabul edilen yerel yönetimler özerklik şartını aynen kabul edeceğiz” diyerek “yol haritası” görevine başlamıştı!

5. 4+4+4’lük eğitim sistemiyle, Kürtçe artık seçmeli ders oldu. Ancak CHP “yetmez ama evet” diyor. Nitekim Kılıçdaroğlu, Erdoğan’a sunduğu 10 maddelik pakette “Talep eden yurttaşlarımıza anadil öğrenimi olanağı sağlayacağız” diyor.

6. Önce Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç konuştu ve “PKK silah bırakırsa Öcalan’a ev hapsi değerlendirilir” dedi. Ardından CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu “dörtlü uzlaşma olursa, Öcalan’a ev hapsi olabilir” dedi. Üçü uzlaşmıştı, yanlarına MHP’yi de istiyorlardı!

ERDOĞAN’IN SURİYE GÖREVİ

AKP’nin sesi gibi yayın yapan gazeteler, Erdoğan ile Obama görüşmesine şu başlığı atmışlar: “İki lider, Suriye’de, akan kanı durduracak.”

Aynı saatlerde Kuzey Irak’tan sınırımıza giren 300 PKK’li, Türkiye’de kan akıtıyor ve 8 askerimizi şehit ediyordu…

Tekrar vurgulayalım: 1. Açılım’la Türkiye’ye himaye ettirilen ve kuzeye büyüyen Barzanistan, 2. Açılım’la Suriye’nin kuzeyinde Akdeniz’e açılmak ve “Büyük Kürdistan” yapılmak isteniyor. Dağlıca’da 8 şehit vermemiz, bundandır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Haziran 2012

, , , , , ,

Yorum bırakın

4 MADDELİK ÇÖZÜM PLANI

Dağlıca’da 8 askerimiz şehit oldu… Malum çevreler yine “tam barış geliyordu, bozdular” demeye başladı. Yazıya oturduğumuzda, henüz “Ergenekon”u işaret eden olmamıştı!

Ancak bir kısım akılsız ve vicdansız, terörü, terörist saldırıyı “provokasyon” diye yorumlamaya başlamıştı bile. PKK’nin içine sızan provokatörlerden şikâyet edebilmek ancak Açılımcılara yakışır zaten! Sanırsın PKK, silahlı bir örgüt değil de kanarya sevenler derneği! Artık Karayılan’la oturur, PKK’deki provokatörlere yönelik soruşturma başlatırlar!

ANKARA’NIN YOL HARİTASI

Babasını 1,5 yaşındayken teröre kurban vermiş 19 yaşındaki bir kardeşimiz dün haykırıyordu telefonda, “çözümü yaz” diyordu. Akil adamsız, Açılımsız ve Oslo’suz çözümü yazalım:

1. Türk devleti, Irak’ın kuzeyindeki yapıya, PKK yöneticilerini teslim etmesi ve kampları boşaltması için 72 saat süre tanıdığını dünyaya ilan etmeli ve gereğini yapmalıdır!

2. Türkiye, ABD’nin Kürt planını bozmak için İran, Irak ve Suriye ile bu temelde bir ittifak kurmalı ve ortak askeri çözümle, “ikinci İsrail”i yıkmalıdır!

3. Dört ülke, ABD’nin “Büyük Kürdistan” planını bozduktan sonra, bölgede bir Türk – Kürt – Arap – Fars kardeşliği oluşturmak için bölgesel bir birliktelik kurmalıdır! Türk – Kürt, Arap – Kürt ve Fars – Kürt sorunları üzerinde emperyalist müdahalelerin bir daha yaşanmaması için birlik temelli eşitlikçi siyasal çözüm uygulanmalıdır!

AKP ÇÖZÜM DEĞİL SORUNDUR!

Bu üç aşamalı yolun ilk iki aşaması geçmiş dönemlerde asgari seviyede uygulandı ve başarı da kazandı. Örneğin Türk Ordusu 1995’te bölgeye düzenlediği Çelik Harekâtı’yla ABD’nin kukla yapısını dağıttı, CIA peşmergeleri Guam’a taşınmak zorunda kaldı. Örneğin 1998’de İran ile güvenlik anlaşmaları imzalanarak, PKK’ye karşı ortak mücadele verildi vs.

Ancak bugün, kimin hangi iradeyle yapabileceği meselenin düğümlendiği noktadır. O da çözüm planının 4. ve en önemli maddesidir.

Zira Türkiye’yi yöneten AKP hükümeti, Barzani’ye bu ültimatomu verecek siyasi pozisyonda değildir; tersine Barzani ile birlikte Maliki’ye düşmanlık yapmaktadır! AKP hükümeti, değil Suriye ile ittifak kurmak, tersine Suriye rejiminin yıkılması için çalışmaktadır. AKP hükümeti, İran ile ittifak bir yana, tersine İran’ı hedef alan Atlantik planlarında rol almakta, İsrail’e kalkan olacak ABD radarlarına ev sahipliği yapmaktadır.

Ve en önemlisi AKP hükümeti, ABD’nin stratejik piyonları PKK ve Barzani’yle mücadele edemez, zira kendisi de ABD’nin Ortadoğu’daki bir diğer taşeronudur!

ÇÖZÜMÜN ADRESİ İŞÇİ PARTİSİ

Hiç lafı dolandırmadan belirtelim: Türkiye AKP hükümetinden kurtulmadıkça ve Türk milleti AKP hükümetini yıkmadıkça daha çok şehit veririz. Ankara’dan değil de Washington’dan yönetilmenin sonuçları ortadadır. Bin yıldır birlikte yaşayan Türk ile Kürt’ü birbirinden tamamen koparacak Açılım’lara son vermenin yolu önce Ankara’yı yeniden iktidar yapmaktır!

Tıpkı Cumhuriyet gibi CHP de yıkılmıştır; AKCHP ve F tipi CHP olmuştur. Öcalan’a ev hapsi isteyen, Öcalan’ın akil adamlarını çözüm sanan bir CHP’nin millete bir hayrı artık yoktur.

Tek yol, Cumhuriyet’i yeniden kurmak, Atatürk’ün altı okunu yeniden iktidar yapmaktır. Bu program, birikim ve siyasal irade bugün Türkiye’de sadece İşçi Partisi’nde vardır.

Kılıçdaroğlu’nu Atatürkçü yapmaya enerji harcayan yurtsever CHP’li milletvekilleri, bu enerjilerini artık Kuvvayı Milliye ruhunun olduğu yeri büyütmeye harcamalıdır.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Haziran 2012

, , , , , , ,

1 Yorum

AKP – PKK ARASINA CEMAAT Mİ GİRDİ?

Başbakan Erdoğan’ın “PKK silah bırakırsa, operasyonları durdururuz” demesinin ardından, son 10 güne damga vuran şu gelişmeler yaşandı: CHP genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, içinde Öcalan’ın akil adamlar önerisinin de yer aldığı “çözüm” paketini Başbakan Erdoğan’a sundu. Leyla Zana, “Ben Erdoğan’ın bu işi çözeceğine inanıyorum” dedi. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç “PKK silah bırakırsa, Öcalan’ın ev hapsi gündeme gelebilir” müjdesi verdi. Erdoğan, Fethullah Gülen’i “gel de gör” dercesine yurda çağırdı. Gülen, “Türkiye emin ve güvenilir değil” diyerek, dönmeyeceğini söyledi.

Son olarak da Kürt Açılımı sürecinin “akil adamlarından” eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş, uluslararası bir uyarıda bulundu: “Erdoğan, Kürt sorununu çözemezse Türkiye parçalanır. Ama ülkeden önce parçalanacak olan kendi partisi olacaktır!

Bu açıklamaların toplamı her şeyden önce şu gerçeği ortaya koyuyor. Mesele, Türkiye’nin değil ABD’nin ihtiyaçları düzleminde ele alınıyor ve yürütülüyor! Taraflar arasındaki ittifakların da, sürtüşmelerin de kaynağı ve nedeni, ABD’nin ihtiyaçlarıdır!

OSLO’YU KİM HANÇERLEDİ?

Radikal yazarı Avni Özgürel’in PKK’nin 2. adamı Murat Karayılan’la yaptığı ancak gazetesinin yayınlamadığı röportaj bu nedenle önem kazandı. Karayılan, 2012 bitmeden meselenin çözülmesi gerektiğini vurguladığı röportajın satır aralarında dikkat çeken suçlamalar ve tespitler yapıyor.

Karayılan açıkça cemaati suçluyor ve AKP ile PKK’nin arasına cemaatin girdiğini belirtiyor: “Bir güç aramıza girdi. Aslında sivil toplum kuruluşudur. Orayı çok açmayayım. Açsam herhalde bazı çevreler rahatsız olabilir. Yani Oslo’dan bahsediyorum.”

Karayılan, Oslo sürecinin 1 değil 3 yıl olduğunu ve karşılıklı saygı temelinde sürdürüldüğünü de özellikle belirtiyor; sürecin “Başbakan Erdoğan’ın kararıyla Milli Güvenlik Kurulu çerçevesinde yapılmış müzakereye dayandığını” vurguluyor.

Karayılan “sürecin başlamasıyla birlikte KCK davasının ortaya atılmış olması ise tam bir hançerlemeydi” diyor.

OSLO KASETLERİNİ KİM ÇALDI?

Oslo kayıtlarının ortaya çıkması, Hakan Fidan’ın “Başbakan’ın özel temsilcisi” sıfatıyla masada bulunduğunu PKK’lilere belirtmesi, dahası Erdoğan ile Öcalan’ın yüzde 95 anlaştıklarını müjdelemesi, haliyle en çok Erdoğan’ı zor durumda bırakmıştı.

O dönemde kasetin PKK tarafından sızdırıldığı da iddia edilmişti. Karayılan kendilerinin sızdırmadığını bir kez daha belirtiyor: “Biz o kuruma (MİT) gerekli bilgileri verdik. Yani bundan kesinkes emin olabilirsiniz ki, burada sızma söz konusu değildir, bizim tarafımızdan ifşa edilmemiştir.”

Hatta Karayılan, MİT’e “gelin soruşturun” da demiş: “İsterseniz gelin soruşturun… Onlar da dediler ki, ‘biz sizin bu sarf ettiğiniz, belirttiğiniz şeyleri, biz samimi gördük’ dediler.” Nitekim Karayılan, Oslo süreci başlarken uyarıldıklarını, bu nedenle süreci sadece 11 kişinin bildiğini belirtiyor.

CIA – CEMAAT OPERASYONU MU?

Peki, o zaman konuşmalar nasıl sızdı? Karayılan, PKK – MİT istişaresinden sonra ortaya çıkan sonucu şöyle özetliyor: “Ama nihayetinde anlaşıldı ki, aslında devletin kendi içinde farklı eğilimdeki grupların işidir. Yani aslında MİT’ten bir biçimde çalınmıştır.”

Karayılan bu operasyonu anlatırken dikkat çekici ayrıntılardan bahsediyor: “O noktada uluslararası bir organizasyon işe karışmış olabilir mi onu bilemem. Benim tahminimi sorsanız bence oradan bir şekilde alındı. Özellikle polisin bizi işaret etmesi… Bu bizdeki kanaati kesinleştirdi ki o zaman bunlar ya MİT’ten almış ya da uluslararası bir kurumdan almış, dedik.”

STRATEJİK PİYONLUĞUN SONUÇLARI

AKP ve PKK’nin CIA koordinatörlüğünde (ABD – İngiltere) müzakere etmesi, CIA’nın kaseti cemaat üzerinden sızdırması, PKK’nin MİT’e “gel bizi soruştur” demesi, PKK ile MİT’in “samimi ilişkileri”, AKP’nin cemaati “devlet içinde devlet” diye nitelemesi…

Tüm bu pespayelik, tarafların ABD’nin stratejik piyonluğunu kabul etmesindendir! Ve ABD de, piyonlarını kimi zaman masaya oturtarak, kimi zaman tokuşturarak, bazen havuç bazen sopa olarak kullanarak, hedefine ilerliyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Haziran 2012

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

RUSYA MÜDAHALEYE Mİ HAZIRLANIYOR?

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Cinton’un, “Suriye Rusya’dan helikopter aldı” demesi, bildiğiniz gibi koca bir yalan çıktı. Clinton’un “Rus gemileriyle geldi” dediği helikopterler zaten Suriye’nindi ve birkaç ay önce bakım için Rusya’ya gönderilmişti.

ABD’nin rejim muhaliflerini silahlandırdığı, Suudi Arabistan ve Katar’a büyük hacimli silah sattığı bir durumda, Rusya’nın da Suriye’ye silah satabilmesi, kuşkusuz normaldir ve hakkıdır!

Ancak Washington’un olmayan bir helikopter satışı yalanına sarılması ABD Dışişleri Bakanları’nın dünyaya yalan söylemesinin olağanlaşmasının ötesinde, çaresizliğin işaretidir. Çünkü Clinton’un yalanı operasyoneldi, Rusya’nın Suriye ve Ortadoğu hamlelerine yanıt arayışıydı.

DIŞPOLİTİK YALANLAR

Eş zamanlı bir diğer operasyonel gelişme de Fransa Dışişleri Bakanı Laurent Fabius’un Moskova’nın Esad’dan uzaklaşmaya başladığı ve Rusya’yla artık Esad sonrası dönemi konuştuklarını söylemesiydi. Fabius, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov tarafından anında yalanlandı.

Clinton ve Fabius’un yalanlar üzerine dış politika inşa etmeye çalışmaları, dış politikada yeni bir tarz mı acaba? Bu tarzın bir diğer versiyonu da dayanaksız iddialarda bulunmak mı?

Çünkü geçen aylarda Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, ikide bir Rusya ve Çin’in, Suriye konusunda kendileri gibi düşündüğünü iddia ediyordu!

PUTİN’İN HAZIRLIK EMRİ

ORSAM’ın Avrasya danışmanı Doç. Dr. İlyas Kamalov Moskova’dan sıcak ve önemli bir bilgi veriyor: “Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya Silahlı Kuvvetleri’ne Rus askeri birliklerinin Rusya dışında görevlendirilmesi ile ilgili hazırlıkların yapılması emrini verdi. Nezavisimaya Gazeta’da yayımlan bir habere göre, Rus birliklerinin görev yapacağı ülkelerden biri de Suriye olup, planın ayrıntıları hem Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü hem de Şanghay İşbirliği Örgütü ile görüşülmektedir.”

Kamalov, Rusya’nın Pskov şehrinde bulunan 76. Kara Kuvvetleri Saldırı Birlikleri’nin eğitimlerine dikkat çekiyor. Zira bu birlikler, Kosova, Çeçenistan ve Rusya – Gürcistan savaşları sırasında görev almıştı.

Kamalov’a göre üç senaryo var: 1. Bu birlikler Suriye’de istikrarın sağlanması için kullanılacak. 2. Moskova bu birlikleri Batı’nın müdahalesi karşısında devreye sokacak. 3. Rusya, ön müdahalede bulunacak.

Öte yandan Rusya, Fransız Le Figaro’ya göre Suriye’nin kuzeyinde Kesap bölgesinde bir radar üssü kurdu. Gazeteye göre Moskova bu üsten ABD ve NATO üsleri ile Türk sınırları içindeki Suriye karşıtı faaliyetleri izleyecek.

İNİSİYATİF RUSYA’DA

Bu üçü ya da başka senaryolar… Neticede hepsi senaryo ancak ortada tek bir gerçek var. Suriye konusunda inisiyatif Rusya’dadır ve ABD Moskova’nın hamlelerine yanıt aramaktadır!

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile Fransa Dışişleri Bakanı Laurent Fabius’un aynı gün ortaya çıkacak dayanaksız yalanlara sarılması, Moskova’nın inisiyatifi karşısında yapılan çaresiz savunma hamleleridir.

Suriye konusunda “bataklığa girme görevi” verilen AKP, Rusya’nın ve bölgenin artan inisiyatifini göz önünde bulundurmalıdır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Haziran 2012

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

FETHULLAH GÜLEN NİYE KORKUYOR?

Başbakan Erdoğan’ın, Türkiye’de aranmadığı halde ABD’den bir türlü dönmeyen Fethullah Gülen’i, hem de cemaatin Türkçe olimpiyatlarında yurda geri çağırması çeşitli kesimlerde büyük coşku yarattı: Başbakan bu mesajıyla AKP – Cemaat kavgasını bitirmişti!

Önce belirtelim, bu kavga bitmedi, bitmez de… Fethullah Gülen Pensilvanya kontrolünde olduğu ve Erdoğan’a bölgede AKP’yi de bitirecek zor görevler verildiği müddetçe, daha da alevlenecek!

ABD, son ana kadar ikiliyi havuç ve sopa olarak kullanacaktır!

ERDOĞAN, GÜLEN’E MEYDAN OKUDU

Peki, madem kavga bitmedi, Erdoğan neden “gurbet” dedi, “hasret” dedi de Fethullah Gülen’i hem de cemaatinin önünde yurda çağırdı?

Başbakan Erdoğan, Fethullah Gülen’e açıkça meydan okudu! Birincisi, “ben senin üstündeyim ve sen buraya ancak benim iznimle gelirsin” mesajı verdi; ikincisi de özetle “gel de göreyim” dedi!

GÜLEN TÜRKİYE’Yİ GÜVENLİ BULMUYOR

Nitekim dün Fethullah Gülen, Erdoğan’ın çağrısına hem de şu gerekçelerle “dönmem” yanıtı verdi: “Türkiye emin, böyle güvenlikli bir yer değil, dolayısıyla başıma gayile açarım, dert açarım başıma.” (Radikal, 16 Haziran 2012)

Memlekette darbe mi oldu? Askerler Silivri’den çıkıp cemaati mi kuşattı? Ya da Kemalistler TBMM’ye mi girdi? Fethullah Gülen neden ve kimden korkuyor?

Cemaatin en çapsız kadrosunun bile devletin mühim köşelerini tutabildiği koşullarda, cemaatin başı ülkeyi nasıl emin ve güvenli bulmaz? Yanıtı, Erdoğan’ın “dön” dediği açıklamasındaki, yukarıda belirttiğimiz iki mesajda!

Bu arada “dönmem” mesajındaki dikkat çeken bir ayrıntı da, Fethullah Gülen’in, kendisine ilk çağırının Başbakan’dan önce Cumhurbaşkanı’ndan geldiğini belirtmesiydi!

AKCHP VE F-CHP  

Yalçın Doğan cemaatin önde gelenleriyle konuşmuş, dün yazdı. İçlerinden birinin söyledikleri ibretlik: “Dünyayı Amerika yönetiyor. Cemaat de, Amerika’da etkili. Hocaefendinin Amerika’da kalması cemaat açısından daha hayırlı olur.” (Hürriyet, 16 Haziran 2012)

Doğan, “Türkiye için değil de, cemaat için hayırlı” görülmesine özellikle dikkat çekiyor!

O kişi, daha Fethullah Gülen açıklama yapmadan önce de, Gülen’in dönmeyeceğini belirtiyor Yaçın Doğan’a. Neden? Yanıtı şu: “Cemaat özgür ve demokratik bir ülke ister!”

Gerçek anlamında bir özgürlük ve demokrasiden bahsedilmediği, Erdoğan’ın üzerlerine hâkim kılmaya çalıştığı otoriteden rahatsızlık anlamında söylenildiği ortada… Nitekim Gülen de “Türkiye’yi emin ve güvenli bulmadığını” belirterek, aynı şeye işaret ediyor.

Yalçın Doğan’a konuşan kişinin, bir diğer önemli mesajı ise aslında son dönemdeki pek çok şeyi açıklıyor: “Özgürlükleri ve demokrasiyi CHP vaat etsin, bizi inandırsın, biz CHP’yi de destekleriz.

Atatürk’ün CHP’si, önce Y-CHP, sonra AKCHP oldu, sırada F-CHP var galiba… Daha doğrusu üçü bir arada!

KILIÇDAROĞLU TAYYİPLEŞTİ!

Üçünün bir arada olduğu şundan belli:

Usta tiyatrocu Levent Kırca, önceki akşam Antalya’daydı… Azınlık isimli oyununu izlemek için biz de koştuk. Ancak Açık Hava Tiyatrosu’nun yarısının boş olması bizi üzdü. Bir ara, “yoksa insanlar Levent Kırca’yı izlemekten korkuyor mu artık” bile diye düşündüm.

Yanıtı oyun başladığında büyük ustadan öğrendik. Meğer CHP, aldığı 750 bileti, oyun başlamadan bir süre önce iade etmiş! Peki neden? Levent Kırca, Kemal Kılıçaroğlu’nu eleştirdiği için!

Kılıçdaroğlu’nun Tayyipleştiğinin bir kanıtı da bu olsa gerek!

Bu arada oyunu mutlaka bir ilde yakalayıp izleyin ve sanatın gücünü, Aydın’la Aydıncık’ın farkını görün! Silivri gerçeğini bir de büyük ustadan dinleyin!

F tipi operasyonlara rağmen, Türkiye’de A tipi Aydınların susturulamayacağını görün!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Haziran 2012

, , , , , ,

Yorum bırakın

DİYARBAKIR MUTABAKATI

Leyla Zana’nın Hürriyet’e “Ben Erdoğan’ın bu işi çözeceğine inanıyorum. Buna dair umudumu da, inancımı da asla yitirmedim.” demesi, Oslo mutabakatının genişletilmesi hamlesidir!

Erdoğan ile Öcalan arasındaki yüzde 95’lik mutabakat, geçen hafta Kemal Kılıçdaroğlu’nun Öcalan’ın önerilerini bir çözüm paketi yapıp AKP’ye sunmasıyla, Ankara mutabakatına dönüşmüştü. Şimdi Diyarbakır’a uzatılmaya çalışılıyor.

Çünkü Oslo mutabakatı, Ankara’da AKP – CHP mutabakatına, Diyarbakır’da da AKP – BDP mutabakatına dönüştüğü oranda hayata geçecektir.

BOP DENKLEMİ

Peki, Leyla Zana nezdinde Başbakan Erdoğan’ı umut yapan nedir? Erdoğan hangi işi çözecektir?

O iş, her iki tarafın da önüne konulan “Diyarbakır’ı merkez yapma” işidir! Başbakan Erdoğan’ın daha 14 Şubat 2004’te Kanal D ekranından ilan ettiği “ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi içinde, Diyarbakır’ı bir merkez yapma” görevidir!

Meselenin bu esasını görmeyip, Leyla Zana’nın sözlerine AKP’den destek, BDP’den eleştiri gelmesine dikkat kesilenlere anımsatalım.

Bakın Zana ne diyor Hürriyet’e: “AK Parti’deki Kürt milletvekilleri duyguda Kürt, düşüncede Kürt değildir. BDP’dekiler ise düşüncede Kürt, duyguda değil. İkisi de olaya yarım yarım bakıyor.” Yani Zana, Diyarbakır’ı merkez yapmak için AKP artı BDP formülüne dikkat çekiyor.

Tıpkı 12 Eylül halkoylamasındaki gibi… Anımsayalım: AKP anayasa değişikliğine “evet” diyor, BDP ise “boykot” ediyordu…  BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş ise AKP’yle sert tartışmalara rağmen, evet ile boykotun toplamının “çözüm” olduğunu belirtiyordu: “Diyarbakır’dan çıkacak olan ağırlıklı boykot ve evettir. Her ikisin toplamının anlamı ise ‘Kürt sorununa çözümü istiyoruz’dur. Başka anlam çıkmaz.” (Milliyet, 7 Eylül 2012)

Yani AKP + PKK/BDP + CHP = BOP içinde Diyarbakır’ı merkez yapmak!

TÜRKİYE HİMAYESİNDE KÜRDİSTAN

Leyla Zana’nın “Başbakan’da bu cesaret var. Mesela Öcalan İmralı’dan alınıp bazı kesimlerle temas edebileceği bir ev hapsine alınabilir” demesi ve “5 yıl daha niye bekleyelim” şeklinde sorması, onu artık Kılıçdaroğlu’nun akil adamı yapmaktadır.

Ama daha önemlisi, bu mesajların Oslo’daki koordinatör ülkeye ait olmasıdı. Nitekim Zana’nın Hürriyet mesajından iki gün önce ABD’li diplomatlarla görüştüğü ve ABD’nin Zana’ya iki mesaj verdiği belirlendi. (Vatan, 15 Haziran 2012)

Bu acelenin, hızla bir araya gelmelerin ve mutabakatların nedeni ise ABD’nin genel bölge planlamasıdır: “Irak’ın kuzeyindeki yapıyı Ankara himaye edecek, bu yapı bir yandan Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açılacak, diğer yandan da Diyarbakır’a genişleyecek.”

İran’dan petrol almaması karşılığında önüne Kuzey Irak petrolleri havucu konulan Türkiye’nin 2012 yılında toplam 900 şirketle Kuzey Irak’ta bulunması, ki bu bölgedeki tüm şirketlerin yarısıdır, ve toplam ihracatının yüzde 7’sini buraya yapması, “Irak’ın kuzeyi ile Türkiye’nin güneydoğusu tek bir bölgedir” diye dayatılan projeyle ilgilidir.

Ankara’nın geçen ay Bağdat’a rağmen Erbil’le yaptığı boru hattı anlaşmasıyla ilgili Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın söyledikleri meseleyi özetlemektedir: “Türkiye, Bölgesel Kürt Yönetimi’nin Batıya açılan kapısı olarak görülmelidir.” (Akşam, 21 Mayıs 2012)

TÜRK’SÜZ HÜRRİYET VE ANAYASA

Leyla Zana’ya bu açıklamaların Hürriyet’ten yaptırılması, bu büyük mutabakata TÜSİAD’ın da dâhil edildiğini göstermektedir.

Zana’nın Enis Berberoğlu’na “Hürriyet kendine yakışan bir şekilde Hürriyetçi bir mantıkla logosunu artık değiştirmeli ve ‘Türkiye Türklerindir’ yerine ‘Türkiye Türkiyelilerindir’ deme büyüklüğü göstermeli” demesi o nedenledir.

Ki bu değişiklik önce Hürriyet’te yapılmalı, ardından da Yeni Anayasa’da!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Haziran 2012

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

AKP’NİN GÖREVİ: BATAKLIĞA GİRMEK

Ankara’nın Ankara’dan yönetilmediğini ortaya koyan olgulardan birini de ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton sergiledi: “Suriye Halep çevresinde yığınak yapıyor, bu Türkiye’nin kırmızıçizgisidir.” (14 Haziran tarihli gazeteler)

Böylece Clinton, Türkiye’nin ulusal çıkarlarını ve güvenliğini(!) saptamada, AKP, TSK, MGK gibi yapılara gerek kalmadığını göstermiş oldu!

Hillary Clinton’un Türkiye için saptadığı kırmızıçizginin, Türkiye’nin çıkarının tam karşısında bir ABD çıkarı olduğu gerçeği ise durumu Ankara açısından daha da vahim hale getirmektedir.

‘ABD BATAKLIĞA GİRMESİN’

Hillary Clinton bu açıklamayı, kuşkusuz ABD’nin siyasi, ekonomik ve askeri durumunu göz önünde bulundurarak Asya-Pasifik merkezli bir strateji belirlediği ve Ortadoğu’daki kimi işlerini Türkiye’ye havale ettiği koşullarda yapmaktadır.

Ünlü NeoCon Daniel Pipes’ın bile ABD’ye “Suriye bataklığına girme” dediği bir süreçteyiz. Pipes, National Review’daki “Suriye bataklığından uzak durun” başlıklı makalesinde, ABD’ye “Suriye’ye Türkler ve Araplar müdahale etsin, siz bu bataklığa girmeyin” diyor. (National Review, Stay Out of the Syrian Morass, 13 June 2012)

Pipes “Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar gibi Sünni hükümetler, Alevilere karşı Sünnilerin lehine müdahaleyi seçerlerse, bu onların hakkıdır ama Batılı devletlerin bu savaşla hiçbir ilgileri yok.” diyor.

CIA’nın önceki Ortadoğu Bölge Şefi Robert Bear de, ABD’ye benzer mesajı veriyordu. Bear, “Yeni Süper Güç – İran” isimli kitabında “Ön Asya ile Ortadoğu’da niye Amerikalılar ölsün ki! Müslümanları Şii – Sünni diye ayrıştıralım ve bırakalım onlar birbirini öldürsün.” diyordu.

Bear’ın Ortadoğu stratejisi, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın en ufak bir işaret dahi yokken, neden “Suriye’de Alevi Sünni çatışmasından endişe ettiğini” de açıklıyor aslında… Bunun bir endişe mi, yoksa temenni mi olduğu, AKP’nin Suriye karşıtlığından anlaşılmaktadır!

EZEN – EZİLEN SAFLAŞMASI

ABD’nin bölgede “Sünni – Şii eksenli bir saflaşma” üzerinden politika yapması ile AKP yandaşı basının Sünni – Şii eksenli bir ayrım ve savaştan bahsetmesi, kuşkusuz uyumludur, ancak gerçek değildir!

Zira saflaşma şöyledir: Bir tarafta ABD, İsrail, Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar; diğer tarafta ise Çin, Rusya, İran, Irak ve Suriye var.

İçinde ABD ve İsrail ile Çin ve Rusya’nın olduğu bir saflaşma haliyle Şii – Sünni eksenli değildir, fakat Doğu – Batı eksenlidir, Kuzey – Güney eksenlidir, ezen – ezilen millet eksenlidir!

Şiilik ve Sünnilik ise bir CIA taktiğidir! Bölgedeki saflaşmanın kaynağı değil, fakat aracıdır! Bölge ülkelerini karşı karşıya getirmenin yoludur.

AKP, SURİYE CEPHESİNDE ÇÖZÜLÜYOR!

Batı’da “Suriye bataklığına ABD değil, Türkiye girsin” denildiği günlerde, MİT’in Suriye’ye silah sevkiyatı yaptığı şeklindeki haberlerin sıklaşması, AKP’ye verilen bataklığa girme rolüyle ilgilidir!

AKP hükümeti, deliğe süpürülmekle bataklığa girmek seçenekleri arasında sıkışmıştır. Kuşkusuz bataklığa girmenin de girmemenin de deliğe süpürülmeyle sonuçlanacağını bilmektedirler. Kendilerinin çaresizliği, destekçilerinin ise “AKP çözülüyor” demesi bundandır!

Ekonomi ve Dış Politikalar Araştırma Merkezi’nin yaptığı araştırmaya göre, Beşar Esad’a karşı doğrudan askeri müdahalede bulunulmasını isteyenlerin oranı Türkiye’de sadece yüzde 11’dir! (Bunun bile fazla olduğu yorumları var.)

Bu sonuç, AKP’nin yalnızca deliğe süpürülmekle bataklığa girmek arasında değil, ABD ile Türk milleti arasında da sıkıştığını göstermektedir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
15 Haziran 2012

, , , , ,

Yorum bırakın

MİT’İN HAYALET KONFERANSI

Milli İstihbarat Teşkilatı MİT, 4-5 Haziran tarihlerinde “İstihbarattan Karar Almaya: Politika Yapımı için İstihbarat Analizi” başlıklı bir konferans düzenledi. Nerede düzenlendiği ve kimlerin katıldığı bir sır gibi saklanan konferansa dair ilk bilgileri, kendisi de katılımcı olan Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi ORSAM Başkanı Hasan Kanbolat’ın yazdıklarından öğrendik.

9’u yabancı 21 istihbarat uzmanının katıldığı konferansa bakanlıklar, Genelkurmay ve Emniyet ile güvenlik bürokrasisinden ve savunma sanayi şirketlerinden üst düzey katılım sağlandı. Konferansta Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile MİT Müsteşarı Hakan Fidan birer konuşma yaptı.

DÜZEN KURUCU ROL

Hakan Fidan, “dış politika konusunda dinamik bir süreçte” olunduğunu belirterek, “Türkiye, düzen kurucu roldedir” dedi! Kuşkusuz Fidan’ın sözleri, Davutoğlu’nun üç yıl önce tarif ettiği genel rolleriyle uyumludur: “ABD ile ilişkilerimizde önümüzde altın bir işbirliği dönemi var. Türkiye, küresel yeni düzene, çevresinde alt bölgesel düzenleri yeniden kurarak katkıda bulunacak.” (AA, 21 Mart 2009)

Davutoğlu ise MİT’in hayalet konferansında, istihbarat ile politika arasındaki ilişki üzerinde durdu. Mikro ve makro kelimeleriyle dolu bir konuşma yaptı!

Kanbolat’ın MİT Müsteşar Yardımcısı Büyükelçi Abdurrahman Bilgiç’ten aktardığı “iç ve dış istihbarat birbirine karıştı” şeklindeki sözler, aslında hayalet konferansın esas amacını, Suriye’yle ilgisini ve Davutoğlu’nun konferansta ne aradığını ortaya koymaktadır.

‘SURİYE’DEKİ MUHALİFLERİ MİT SİLAHLANDIRIYOR’

ABD adına “düzen kurma” faaliyetlerinde rol aldığı anlaşılan MİT’in “Uludere’ye bombayı ertesi sabah duymuş” olması şaşırtıcı gelse de aslında bu rolle uyumludur. Zira Milli bir istihbarat teşkilatı, normalde öncesinden, hadi en azından ilk günden ABD’nin Türk Ordusu’nu tuzağa düşürme amaçlı istihbarat verdiğini saptamalıydı!

O nedenle, TBMM Uludere İnceleme Komisyonu’na ulaşan MİT yazısında, Teşkilat’ın 28 Aralık 2011 gecesi Uludere’de gerçekleşen bombalamadan ancak bir gün sonra, “resmi kurumlarca yapılan bilgilendirme üzerine haberdar olduğunu” bildirmesinin üzerinde durmayacağız!

Çünkü çok daha önemli bir durum, Independent gazetesinin dile getirdiği iddiadır. Justin Vela’nın haberine göre Suudi Arabistan ve Katar, Türkiye üzerinden rejim karşıtı “Özgür Suriye Ordusu”na silah temin etmekte ve teslimat MİT tarafından yapılmaktadır. Gazeteye konuşan Batılı bir diplomat, silah yardımının yalnızca Suriyeli Müslüman Kardeşler grubuna yapıldığına dikkat çekiyor!

SİLAH AKIŞINA KİM İZİN VERDİ?

İddia, Ankara’nın yalanlamadığı bir başka açıklama nedeniyle önemlidir. Daha önce bu köşede iki kez dile getirdik:

“ABD’li senatörler John McCain ve Joe Lieberman, Abdullah Gül’le görüştükten sonra Hatay’a gitti ve sınırı teftiş etti! İkili, Suriyeli teröristlerle de içeriği açıklanmayan görüşmeler yaptı. İkilinin Türkiye ziyaretinden sonra Foreign Policy’de yer alan şu satırlar Ankara’da yalanlanmadı: ‘Türk yetkililer, McCain ve Lieberman’a silahların sınırların ötesine akışına izin vermeye gönüllü olduklarını belirttiler’.”

ASIL MESELE

Türkiye’nin ABD adına “düzen kurma” rolüyle bölgesinde attığı adımların siyasi maliyeti gittikçe büyümektedir! Kuşkusuz AKP bu maliyetin altında kalacaktır; mesele ellerindeki benzin bidonunu, şimdiden almaktır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
14 Haziran 2012

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

HANGİ DEVLET?

E. Genelkurmay Başkanı Em. Org. İlker Başbuğ’un Silivri Cezaevi’ni ziyaret eden Meclis Cezaevleri Alt Komisyonu üyelerine söyledikleri, tarihi bir gerçeğe işaret etmektedir.

Başbuğ devletin bittiğini saptıyor: “Genelkurmay Başkanlığı yaptım. Haftada bir Başbakan’la görüşmeler yapıyorduk. Cumhurbaşkanı’yla görüşüyorduk. Devleti beraber yönettik. Nasıl oluyor da devleti yönetirken yasa dışı örgüt kurmuşum, bundan devletin haberi olmaz mı? Ben gündüz Genelkurmay Başkanlığı yapıp gece silahlı terör örgütünü mü yönettim? Bu suçlama doğruysa da bu devleti kapatın gitsin!

Bu sözlerin sahibi daha iki yıl önce devletin 4 numarasıydı!

Ya devletin 2 numarasının geçen hafta söylediklerine ne demeli? Başbakan Erdoğan, ATV’de, Özel Yetkili Mahkemeleri “devlet içinde devlet” olarak niteledi!

Oysa Ergenekon operasyonuyla tutuklananlar, ilk günden beri “devlet içinde devlet” oluşumuna dikkat çekiyorlardı!

Peki, hangi devlet?

DEVLET İÇİNDEKİ DEVLET GLADYO’DUR

Erdoğan’ın bugün “şikâyet ettiği” ve “devlet içindeki devlet” dediği oluşum, gladyo’dur, SüperNATO’dur!

Bu açıklama, aslında her şeyden önce Ergenekon operasyonuna dair başından beri saptadığımız şu gerçeği kanıtlamaktadır: Ergenekon soruşturmasının sahibi ABD’dir; AKP ise operasyonun aracıdır!

Erdoğan’ın “devlet içindeki devlet”ten bugün rahatsız olması, başka bir gerçekliktir. Erdoğan bugün rahatsızdır çünkü “devlet içindeki devlet” kendisine rağmen bazı operasyonlar yapmıştır; özel temsilcisine dokunmak isteyenler, doğal olarak kendisine dokunmak istemiştir; kasetli siyaset yapanların ellerinde kuvvetle muhtemel başka kasetler de vardır…

Ancak Erdoğan’ın “devlet içindeki devlet”ten şikâyeti stratejik değildir!

GLADYO YASALSA, TSK YASADIŞIDIR!

Em. Org. İlker Başbuğ’un “kapatın gitsin” dediği devlet ise 1914-1923 sürecinde savaşla ve devrimle kurulan, ancak 1946’dan başlayarak “Küçük Amerika” yapılmaya çalışılan devlettir. Bağbuğ haklıdır, Cumhuriyet devrimiyle kurulan devlet, artık bitmiştir!

Em. Org. İlker Başbuğ’un “nasıl oluyor da devleti yönetirken yasa dışı örgüt kurmuşum” demesi derslerle doludur. Zira Ergenekon operasyonlarının bütününden de anlaşılmaktadır ki, artık Türk Ordusu yasadışı bir örgüttür. Ve “devlet içindeki devlet” yasallaşırken, devlet ve onun silahlı örgütü, haliyle yasadışına düşmektedir.

Bugün “yeni anayasa” yapılmaya çalışılması da, bu yeni devlete yasallık kazandırmak içindir.

YENİDEN KURULACAK CUMHURİYET

Süreç genel hatlarıyla geçen yüzyılın başındaki gibidir. Ya Vahdettinler, Damat Feritler yasaldır, ya da Mustafa Kemal ve arkadaşları… Ya İstanbul yasaldır, ya da Ankara…

Bu nedenle artık İlker Başbuğ’un şu gerçeği saptadığını düşünüyoruz: Ya Erdoğan ve Gül ikilisi yasaldır, ya da kendisi…

Bu basit ama ağır gerçek, Doğu Perinçek’in şu tarihi saptamasını hayata geçirmeyi zorunlu kılmaktadır: “Artık korunacak değil, yeniden kurulacak bir Cumhuriyet söz konusu.

Ve Mustafa Kemal, Cumhuriyet’in ancak devrimle kurulacağını ders bırakmıştır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
13 Haziran 2012

, , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın