Archive for category Politika Yazıları
İRAN KONUSUNDA ABD-İSRAİL FARKI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 18/01/2012
Dünya basını, ABD – İsrail ikilisinin her an İran’a sürpriz bir saldırı yapacağı öngörüleriyle doluydu geçen hafta… İranlı bilim adamlarına yönelik suikastlar, Hürmüz Boğazı konusunda yapılan açıklamalar ve en önemlisi ABD ve İsrail’in ortak tatbikat yapacağı bilgisi, bu öngörünün olgularıydı.
Ancak İran’a yakın zamanda bir saldırı olmayacağının bize göre en önemli olgusu ise ABD’nin Irak’tan çekilmesi ve bölgede zayıflamasıydı!
Bu gerçek, ABD ile İsrail’in İran ajandasını değiştirmeye başladı.
ABD, İRAN’LA GÖRÜŞMEYE BAŞLADI
1. ABD, İran’la gizli görüşmelere başladı. Aydınlık Dış Haber Servisi’nin dünya basınına fark attığı bu haber, gelişmelerin en önemli olgusudur.
Kadir Has Üniversitesi’nin İstanbul Haliç binasında yapılan gizli görüşmeler ve bu görüşmelerde yer alan ABD’nin eski BM Daimi Temsilcisi Thomas Pickering’in Washington Post’da açıkça Obama yönetimini İran’la diplomatik ilişki kurmaya çağırması, bir “yeni dönem” gelişmesidir.
2. Washington’un Tahran’la müzakere masasına oturmak istediği Ahmet Davutoğlu’nun İran ziyaretiyle netleşti. Davutoğlu, AB Dış Politika ve Güvenlik Komiseri Chaterine Ashton’un mektubunu Tahran’a götürdü ve BM Güvenlik Konseyi üyeleri ile Almanya’dan oluşan P5+1 ülkelerinin, Türkiye’de İran’la görüşmelere başlayacağını açıkladı.
3. ABD Başkanı Barrack Obama, İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’e mektup gönderdi. (Bu mektubun da Davutoğlu tarafından götürülmüş olabileceği belirtiliyor.)
OBAMA, İSRAİL’İ UYARDI
4. İranlı bilim adamlarına yönelik suikast sonrasında verilen mesajlar, İran konusunda ABD ile İsrail’in farklı noktalara doğru yöneldiğini göstermektedir.
ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, ABD’nin suikastlere karıştığı iddiasını “kesin olarak reddetti.” Suikast, Beyaz Saray ve ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından alışılmışın dışında bir şekilde kınandı. ABD, suikastle ilgisinin olmadığını New York Times’ın birinci sayfasından da ilan etti. Hillary Clinton, “İran içinde her türlü şiddet eylemine ABD’nin dâhilini kesin olarak” reddederken, ABD Ulusal Güvenlik Konseyi sözcüsü Tommy Vietor da, “ABD’nin suikastle ilgisinin olmadığını” vurguladı.
Foreign Policy’den Daniel W. Drezner, İsrailli bir yetkilinin “saldırıdan kimin sorumlu olduğunun belirsiz kalmasında fayda var” sözlerini şöyle yorumluyor: “Gizli bir eylemden kimin sorumlu olduğunun belirsiz olmasının faydalı olduğu doğruysa ve ABD de gizli eylemin suikast kısmındaki rolünü kesin olarak reddediyorsa, bu durumda Obama yönetimi açık ve net bir şekilde İsrail’e buna bir son vermesini işaret ediyordur.”
Drezner, “Obama yönetimi İran’ı yeniden pazarlık masasına getirmeye çalışıyor ama bu tür gizli eylemler bunun gerçekleşmesine mani olur” görüşünde…
5. ABD ve İsrail’in baharda yapacağı ortak askeri tatbikatın ertelendiği açıklandı. Resmi açıklamada, erteleme gerekçesi olarak “bütçe” gösterildi.
Açıklamanın zamanlaması, ertelemeyi daha da önemli kılıyor. Zira erteleme açıklamasından kısa bir süre önce İsrail Başbakan Yardımcısı Moşe Yaalon, ABD’nin İran’a karşı sertleşmede tereddüt içinde olduğunu ve bunun kendilerini hayal kırıklığına uğrattığını belirtmişti.
ABD’DE AYRILIK
ABD ve İsrail’in İran konusunda 180 derecelik bir görüş ayrılığının ortaya çıktığı elbette söylenemez. Ancak Foreign Policy’nin dikkat çektiği şu gerçek önemli: “Obama yönetiminde görüş ayrılıkları var ve bundan dolayı İran’daki hedeflerinin ne olduğundan tam olarak emin değiller. Ama siyaset yapıcılar, İsrail’in yaptıklarının buna yardımcı olmadığını bilirler.”
Sadece Obama yönetiminde değil, ABD’nin hâkim sınıfı içinde de görüş ayrılığı var: “Onurlu geri çekilelim” diyenlerle, “dünyayı ateşe verelim, en az zararı biz görürüz nasılsa” diyenler, kıyasıya mücadele ediyor.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Ocak 2011
KKTC’Yİ TANITMAYANLAR
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 17/01/2012
Eski AKP milletvekili Fevzi İşbaşaran’ın Denktaş’ın arkasından söyledikleri, son 10 yılda uğradığımız kültürel erozyonun bir göstergesi oldu. Kuşkusuz Denktaş’ı hedef alan bu seviyedeki sözler, Başbakan Erdoğan’ın Denktaş için söylediği “o adam bitmiştir” düşmanlığının bir yansımasıdır.
Eski AKP’li milletvekili İşbaşaran’ın Denktaş’ı darbecilikle suçlaması da, KKTC kurucu Cumhurbaşkanı’nı Ergenekon soruşturmasında hedef alan merkezle uyum içinde olduklarını gösterir.
AMERİKANCI YÖNETİMLERİN ORTAK SESİ
Biz o sözlerdeki başka bir gerçeği sorgulayacağız bugün.
Eski AKP’li vekilin şu sözleri Türkiye’deki Amerikancı yönetimlerin ortak tutumudur: “KKTC, Genel Kurmay’ın ilan ettiği bir devlettir. Zaten devlet olarak tanıyan da yok.”
Bu sözler sadece İşbaşaran’ın değil, Özal’ın, Çiller’in ve de Tayip Erdoğan – Abdullah Gül ikilisinin sözleridir.
Bu sözler Annancıların sözleridir!
TANIMAYA KALKANLARA ENGEL OLDULAR
Bu Amerikancı yönetimler, aynı zamanda KKTC’nin tanınmasının önünde “engel” olanlardır.
Dikkat edin, “KKTC’nin tanınması için çalışmadılar” demiyorum, “KKTC’nin tanınmasına engel oldular” diyorum.
Azerbaycan’ın, Pakistan’ın ve Bangladeş’in çeşitli dönemlerde KKTC’yi tanıma isteğinin önüne geçip, “Aman durun, böyle bir şey yapmayın. Bizi de ABD ile karşı karşıya sakın getirmeyin” dediler.
ÖZAL DÖNEMİ
Özal’ın dönemiyle başlayalım.
Tarih 1987. KKTC Dışişleri Bakanı Kenan Atakol, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın talimatıyla beş ülkeye yönelik bir tanınma ziyaretine çıkıyor. Atakol, Maldiv Adaları, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman Sultanlığı, Pakistan ve Bangladeş’i ziyaret ediyor.
19 Ocak 1987 tarihli Cumhuriyet gazetesinden devam edelim:
“Türkiye’nin ayrıca, açıkça KKTC’nin tanınması talebiyle sahneye çıkmayacağı, ancak uzun dönemde tanıma sürecini açacak olan ‘eşit muamele’ kavramını ortaya atacağı belirtiliyor. Ancak, açıkça KKTC’nin tanınmasını istememekle birlikte, Türkiye’nin İslam ülkelerinin KKTC ile kültürel, ticari ve sportif alanlarda temas etmeleri yolunda bir çağrının bildiride yer almasını arzuladığı anlaşılıyor. Türkiye’nin Kıbrıs konusundaki beklentilerini düşük tutmasının iki nedeni var: 1. Türk tarafı BM Genel Sekreteri’nin hazırladığı son belgeyi kabul ederek Rumların bu öneriyi reddetmiş olmasının ışığında uluslararası alanda avantajlı bir konuma geçti. Tanınma konusunda bir karar çıkartılması, Türk tarafının BM Genel Sekreteri’nin yürüttüğü süreçten ayrıldığı şeklinde görülebilir ve dolayısıyla avantajlı durumunu yitirmesine yol açabilir. 2. Türkiye’nin KKTC’nin tanınması konusunda zirveden bir karar çıkartabilmesi için İslam zirvesinde yeterli siyasi desteği toplayabilmesi güç gözüküyor. Türkiye, istediğini elde edemeyerek zirvede prestij kaybına uğramak istemiyor.”
AKP DÖNEMİ
Tarih 2004. Türkiye yine Rumların reddettiği bir BM Genel Sekreteri planı sonrasında uluslararası bir avantaj elde etti. Daha doğrusu Türkiye’yi yönetenler Türk milletine böyle söyledi. Ve Türkiye yine bu avantajı kaybetmemek için, değil tanınma, ambargoların kaldırılması için bile uğraşmadı!
Tarih 2005. Türkiye bu kez İslam Konferansı Örgütü’nün genel sekreteri oldu. 18 yıl önce zirvede prestij kaybetmemek adına KKTC’nin tanınması girişiminde bulunmayan Türkiye, prestiji elde etti ama hâlâ bir girişimde bulunmadı!
Bulunmadığı gibi, geçen bu yıllar içinde KKTC’yi tanımaya kalkan ülkeleri durdurdu, engel oldu!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Ocak 2012
KOPARAN OPERASYON
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 15/01/2012
17 ilde 123 adrese yapılan baskınlarla yeni bir aşamaya ulaşan KCK operasyonu ne anlama geliyor? Daha önce avukatlara ve gazetecilere yapılan operasyonlarla birlikte düşünüldüğünde, “yeni bir durum” mu oluştuğunu değerlendirmeliyiz?
Başbakan Erdoğan, “terörle mücadele, siyasetle müzakere” diye isimlendirdiği politikasından geri adım mı atıyor?
Bu sorulara yanıt bulmak için yaptığımız soruşturmada, dikkat çeken saptamalarla karşılaştık. Özetleyelim:
DEVLET – PKK GÖRÜŞMELERİ YENİDEN BAŞLADI
1. Bugünü anlamamız için son 6 ayı değerlendirmemiz gerektiğini söyleyen bir güvenlik uzmanı, 12 Haziran seçimlerinden sonraki tabloyu şu çarpıcı soruyla birlikte yorumluyor:”PKK, son 6 aydır süren operasyonlar karşısında neden sessiz?”
Kaynağımız, PKK’nin belinin kırıldığı, yanıt veremeyecek kadar köşeye sıkıştığı şeklindeki, hükümet çevrelerinden gelen değerlendirmelerin doğru olmadığının altını çiziyor.
2. Güvenlik uzmanının teyit ettiği bir bilgi, meseleyi daha da ilginç kılıyor. Birkaç haftadır çeşitli kesimlerde de dillendirilen bu bilgiye göre hükümet – PKK görüşmeleri yeniden başladı.
AYRIŞTIRMA SÜRECİ
Gelin güvenlik uzmanının bu iki saptamasını, bazı resmi açıklamaları hatırlayarak, değerlendirelim.
Hükümete yakın çevrelerde dillendirilen, “BDP’yi PKK boyunduruğundan kurtarmak için KCK operasyonu yapılıyor” şeklindeki değerlendirmeyi bir kenara bırakırsak, en dikkat çeken açıklama Leyla Zana’dan geldi: “Demokratik zemine olan inançtır bizi Ankara’da tutan. İnşallah demokratik zemini daha fazla dinamitlemezler.”
Zana’nın “Bu uygulamalarla toplumu daha çok ayrıştırdıklarını görüyoruz” sözleri ise çıplak bir gerçeğe işaret ediyor.
ATLANTİK’E ÇIPALI KUVVETLER
Karışık görünen sürecin turnusol kağıdı, AKP ile PKK’nin Atlantik’e çıpalı olduğu gerçeğidir.
Washington elindeki PKK kartını duruma göre iki türlü kullanıyor: Hem AKP’yi kendi bölgesel politikalarına zorlamak için, hem de Türkiye’yi zayıflatmak için.
AKP’nin durumu da, bazen havuç bazen de sopa olan PKK’den farklı değildir.
Geride kalan 9 yılda ABD, iki kuvveti bazen toplayarak, bazen de birbiriyle çarparak, Türkiye’yi bir noktaya getirdi.
ABD’nin gerçekleştirmek istediği proje, Irak’ın kuzeyindeki yapıyı, Ankara’nın himayesi adı altında Türkiye’ye genişletmek ve Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açmak…
20 yılda, Irak’taki 160 bin askeriyle bu projeyi gerçekleştiremeyen ABD’nin tek çıkışı, Türk ve Kürt’ü, Türkiye’de ayrıştırmak…
KCK operasyonlarıyla biriktirilen gaz, bu nedenle önemli.
Kürtleri Ankara’dan kopartmanın yolunu, BDP’yi Ankara’dan kopartmakta görüyorlar.
Ancak başaramayacaklar…
NOT:Bugün Adana’da, 5. Çukurova Kitap Fuarı’nda, okurlarımızla buluşuyor ve kitaplarımızı imzalıyoruz. Adanalı hemşerilerimizi bekliyoruz.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
15 Ocak 2012
NATOTÜRKÇÜLÜK EŞİTTİR KÜRT DÜŞMANLIĞI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 14/01/2012
Bu sütunda daha önce eleştirdiğimiz Prof. Dr. Anıl Çeçen’in, önceki gün basına yansıyan ve tepki çeken yeni sözleri, bir fikri devamlılık göstergesi aslında…
Gelin, önce o sözleri anımsayalım:
TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’na davet edilen Prof. Dr. Anıl Çeçen, “Güneydoğu’da yaşanan teröre artık biz normal koşullarda insan hakları açısından bakamayız. Savaş hukuku açısından bakmak durumundayız.” dedi. Çeçen, ayrıca “Kürtlere doğum kontrolü uygulanmasını” da istedi.
‘GÖSTERİCİLERE FÜZE ATILSIN’
İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’nda dile getirilen bu sözleriyle de yetinmemiş Anıl Çeçen. Radikal’e verdiği demeç, daha da vahim:
“Nerede bir topluluk varsa uydu üzerinden yer tespiti ile bir füze göndermek mümkün. 40 – 50 kişi bir araya geldiyse ve bu olaylar tırmandırılmak isteniyorsa pekâlâ hedef olacak. O zaman terörün tırmanmasını önlemek üzere geçici bir süre, silahlı çatışma ortamı ortadan kalkana kadar bu tür toplantılar sınırlanabilir. Ama sürekli olur demiyorum.”
NATOTÜRKÇÜ AVRASYACILIK
“Göstericilere füze atılsın” diyen bu zihniyetle Avrasyacılık tartışmıştık anımsarsanız.
Anıl Çeçen, Rusya ve Çin’in de ABD gibi emperyalist bir devlet olduğunu ileri sürmüş ve Türkiye’nin bu iki devletten uzak durarak, İran’la Avrasya ittifakı kurmasını savunmuştu. Çeçen, daha da ileri giderek, Türkiye’nin İran’la birlikte, olmayan Çin ve Rus yayılmacılığına karşı durması gerektiğini söylemişti. Çeçen’in o tartışmada, “Çin ve Rusya’nın İran’a destek vermemesini” istemesi ise İran dostluğunun da soru işaretleriyle dolu olduğunu gösteriyordu.
Biz de, “Bugün Rusya ve Çin düşmanlığı yaparak, nesnel olarak Amerikancılık yapmış olursunuz!” diyerek, Prof. Çeçen’i uyarmıştık. İran’ın Çin ve Rusya desteğiyle ancak ABD saldırısına direnebildiğine dikkat çekmiştik. İttifakları tarihsel düşmanlıkların değil, güncel tehditlerin ve ulusal çıkarların belirleyeceğine Mustafa Kemal’den örnek vermiş ve onun Sovyet Rusya’yla dostluk politikasına dikkat çekmiştik.
Ancak bu maddi olgular, Anıl Çeçen’i “Çin ve Rusya karşıtlığında” bir santim bile geri adım attırmamıştı.
Prof. Dr. Çeçen’in kendisini tarif ederken “NATO düşmanı değilim” demesi ve NATO’nun BM’ye bağlanmasını istemesi ise meğer bugünkü sözlerinin aslında işaretiymiş.
Çünkü bakış aynı bakış…
SAVAŞ KÜRTLERLE DEĞİL, ABD’YLE
Anıl Çeçen, güneydoğuda bir ön savaş yaşandığını söylüyor ama bunun taraflarını Türkler ile Kürtler şeklinde çiziyor. Haliyle düşman Kürtler olunca, üzerlerine füze gönderilmesini istiyor.
Doğru, bir ön savaş var ama bu savaş Türklerle Kürtler arasında değil, Türkiye ile ABD arasında!
Ama NATOTürkçü zihniyetin varacağı yer, ABD’nin rolünden bahsetmeyip, toptan Kürtleri hedef almaya varır ancak…
Ve böylece “savaşın tarafı” ilan ettiği PKK’yi de, terör örgütü olmaktan daha fazlasına terfi ettirir! Çünkü savaşlarda devletin karşısında devlet olur, terör örgütü değil!
KEMALİZM, TÜRK – KÜRT KARDEŞLİĞİDİR
Anıl Çeçen’in zihniyetini, onu yandaş medyada parlatanlara havale ediyoruz. AKP’nin bilumum destekçileri bir ara onu hemen her gün programlarına konuk alıyor ve “Ergenekoncu olmayan gerçek Kemalist”, “darbeci olmayan, gerçek ulusalcı” diye kamuoyuna pazarlıyorlardı.
Kendisini Kemalist diye tarif eden birinin, AKP kalemşorlarının övgülerine mazhar olması manidar elbette.
Ama biz biliyoruz ki Mustafa Kemal, Türk – Kürt kardeşliği kurarak emperyalizme karşı başarılı oldu. Bugün de ABD emperyalizmine karşı Türkiye’yi gerçekten savunmanın yolu Türk – Kürt kardeşliğinden geçmektedir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
14 Ocak 2012
ÇİN’DEN ABD’YE: HAREKETLERİNE DİKKAT ET
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 13/01/2012
ABD’nin “2,5 savaş konseptini” iptal ettiği yeni stratejisini daha önce bu köşede incelemiştik. Obama, yeni straejiyi ilan ettiği konuşmasında, ABD’nin 10 yıldır devam eden savaş dönemini kapadığını ve yeni bir sayfa açtığını, “uzun dönemli askeri operasyonlarla ulus inşası” yaklaşımına son verdiklerini ve artık “daha küçük, konvansiyonel kara güçlerine dayalı” bir ulusal güvenlik stratejisi izleyeceklerini belirtmişti.
BOP’ta iflas eden ABD’nin bu stratejiyle nihai hedefine yani Çin’e, doğrudan yönelme kararı aldığını ancak bu değişikliğin saldırı değil savunma maksatlı olduğunu belirtmiştik.
YENİ DÖNEMİN GERÇEKLERİ
Araya iç politika girdi, Çin’in ABD’nin yeni stratejisine sert tepkisini yazamadık. Bugün inceleyelim:
Çin Savunma Bakanlığı sözcüsü Geng Yansheng, ABD’nin yeni stratejisinin Asya-Pasifik ve küresel ölçekteki etkilerini çok yakından izlediklerini söyledi ve ABD’den hareketlerine dikkat etmesini istedi: “Umarız ABD yeni dönemin gerçeklerinin farkına varır, Çin ve Çin ordusuyla objekif ve akla uygun ilişkiler oluşturur. Sözlerine ve hareketlerine dikkat edip, iki ülke ve ordu arasındaki ilişkilerin geliştirilmesinin sağlayacağı faydaların farkına varır.”
Pekin sadace Savunma Bakanlığı üzerinden değil, Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla da Washignton’u uyardı. Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Liu Weimin, stratejik amaçlarının belirgin, açık ve saffaf olduğunu belirtip, hiçbir ülkeye karşı tehdit oluşturmadıklarını belirtti. Liu, Pekin’in savunma modernizasyonunun bölgesel barış ve güvenliğin devamı için etkin rol oynadığını vurguladı.
UZUN MENZİLLİ FÜZE TALEBİ
Çin medyası da ABD’nin yeni stratejisine tepki gösterdi.
Çin’in resmi haber ajansı Xinhua, yeni bir soğuk savaş zihniyetinin istenmediğini belirttirken, milliyetçi çizgideki Çin gazetesi Global Times, Pekin hükümetine çağrıda bulunarak, Çin ordusunun uzun menzilli hedefleri vurma kapasitesinin güçlendirilmesini talep etti.
ÇİN, ABD’YLE SAVAŞA HAZIRLANIYOR
ABD, Çin’le gücünün doruğuna ulaşmadan hesaplaşmaya yeltenecek mi, bilinmez… Ancak Pekin yönetimi, bu küçük ihtimali göz önünde bulundurarak, askeri yığınak yapıyor.
15 Aralık 2011 günü bu köşede “Çin ABD’yle savaşa hazırlanıyor” demiş ve Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Hu Jintao’nun, 6 Aralık günü ülkenin en yüksek siyasi ve askeri liderleriyle çok kritik bir toplantı yaptığını ve orada “Deniz kuvvetleri başta olmak üzere tüm askeri kuvvetleri savaşa hazır olmaya” çağırdığına dikkat çekmiştik.
AKTİF SAVUNMA DÖNEMİ
Çin, 2011 yılında çok önemli askeri gelişmelere imza attı: İlk uçak gemisini tamamladı. Radara yakalanmayan ilk hayalet bombardıman uçağı J-20’yi üretti ve başarıyla denedi. İlk insansız helikopteri V750’yi üretti, başarıyla denedi, şimdi de seri üretime geçiyor.
ABD’nin F-15 ve F-16 jetleriyle aynı klasmanda olan J-11B jetlerini üreten Çin, daha gelişmiş olan JF-17 jeti de envanterine dahil etti.
Çin, geçen aylarda “hareketli hedefleri” vurma kapasitesine sahip yeni kuşak uzun menzilli füzelerini başarıyla denedi. Başka hiçbir askeri gücün envanterinde bulunmayan bu füzelerin doğrudan Amerikan uçak gemilerine karşı geliştirildiği yorumları yapılıyor.
Nitekim Pekin yönetimi, “Çin Savunması” isimli son Beyaz Kitap’ta, aktif savunma dönemine girildiğini belirtmişti.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
13 Ocak 2011
ERDOĞAN’IN ABD ASKERİ AŞKI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 11/01/2012
Irak Başbakanı Nuri El Maliki’nin ülkesinin siyasal birliği için yaptığı hamleler, Başbakan Erdoğan’ı oldukça rahatsız etmişe benziyor. Erdoğan, Norveç Başbakanı ile ortak basın toplantısında Irak’taki gelişmelere değindi ve şu tarihe geçecek sözleri sarfetti:
“Bütün bu süreç ABD’nin Irak’tan çıkması ile birlikte beklenen bir süreçti. ABD Irak’tan çıktı, hemen arefesinde ne yazık ki bu süreç başladı. Bunu ben Sayın Biden’e de söyledim. Daha önce Sayın Obama’ya da söyledim. Burada demokratik sistem oturuncaya kadar kalmanızda fayda var demiştim. Ama çıktıkları anda işte mevcut yapının ne kadar demokratik olduğu ortaya çıktı. Çünkü bunların demokrasiyi anlaması, bunların demokratik parlamenter sistemi anlaması veya bunu yaşamaya başlaması herhalde daha uzun yıllar alacak. Öyle görünüyor.” (Sabah, 10 Ocak 2011)
ERDOĞAN’IN IRAK MESAJI
Başbakan Erdoğan iki önemli mesaj veriyor:
1. Erdoğan, işgalci ABD askerinin Irak’tan çıkmasını istememiş!
2. Erdoğan, Iraklıların demokrasiden anlamadığını ve kendi kendilerini yönetemeyeceğini idda ediyor!
Kuşkusuz bu talihsiz açıklama bizleri şaşırtmadı. Çünkü Erdoğan, ABD askerlerinin Irak’a saldırısı sırasında da tarihe kara bir leke olarak geçen şu sözleri söylemişti: “Kahraman çocuklarınızın anavatana en az kayıpla dönmesini umuyor ve dua ediyoruz.” (The Wall Street Journal, 31 Mart 2003)
Erdoğan, ABD askerlerinin Irak’tan çkilmemesini de, geçen yıllar içinde, her vesileyle dile getirmişti.
Peki Erdoğan’daki bu ABD askeri sevgisi nereden gelmektedir?
ARKADAKİ GÜÇ: ABD SÜNGÜSÜ
Erdoğan tam kırk yerde ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanı olduğunu söyledi. Haliyle eşbaşkanı olduğu projenin yürütücüsü de ABD askeridir! Daha da önemlisi, ABD askeri, Erdoğan’ın arkasındaki güçtür, onun siyasal dayanağıdır!
Erdoğan TSK’ye, arkasına ABD süngüsünü alarak savaş açmıştı!
Erdoğan’ın 1 Mart 2003’te 80 bin ABD askerini bir tezkereyle İskenderun’dan Hakkari’ye kadar yerleştirme arzusu da bu siyasal bağ nedeniyledir. Keza, Erdoğan’ın ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesine 2009’dan beri şiddetle itiraz etmesinin nedeni de budur!
İLK İŞARETLER
ABD askerlerinin Irak’tan çekilmek zorunda kalması, en çok Erdoğan’ı rahatsız etti. Zira Erdoğan, 10 yıllık iktidarını, 10 yıllık ABD süngüsüne borçlu! Sandık, oy, demokrasi sözleri… Geçiniz!
Erdoğan’ı sandığa ABD koymuş ve çıkarmıştır!
ABD askerlerinin 18 Aralık 2011 itibariyle Irak’ı terketmesi, kuşkusuz Erdoğan’ın iktidarını da sarsacaktır. Erdoğan ile Gül arasındaki cumubaşkanlığı yarışının fazlasıyla gürültü çıkarması, cemat ile Erdoğan arasındaki çelişmenin derinleşmesi, cemaat yazarlarının Erdoğan’ı sert üslupla hedef alması, MİT’e dair iddialar ve hatta Erdoğan’ın rahatsızlığı dahi, yeni dönemin ilk işaretleridir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
11 Ocak 2011
İRAN’IN LATİN AMERİKA ÇIKARTMASI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 10/01/2012
Washington ile Tahran arasında bir yandan gizli görüşme süreci ilerliyor ama bir yandan da Hürmüz Boğazı’na ilişkin gerilim tırmanıyor… ABD Savunma Bakanı Leon Panetta’nın Hürmüz Boğazı geçişlerini kırmızı çizgi ilan etmesi yeni bir aşamaya işaret ediyor.
İran’ın geçişleri kapatma uyarısının ardından Batı’nın bulduğu yeni kanal açma projesi ise uygulanamaz görünüyor. Bloomberg’in haberine göre, Birleşik Arap Emirlikleri toprakları üzerinden açılması planlanan kanalın önünde pek çok engel mevcut. 3,3 milyar dolarlık projenin Nisan ayına kadar yetişmeyeceği belirtiliyor.
ASIL AMBARG DOLARA UYGULANIYOR
Öte yandan AB’nin İran petrollerine karşı aldığı ambargo kararı da Batı’nın toplam tutumu bakımından önem kazanıyor. Ancak AB içinde bu karara önemli itirazlar olduğu da belli, çünkü ambargo kararı var ama ambargonun ne zaman uygulanacağına yönelik bir tarih belirlenemedi.
Batı’nın İran petrollerine ambargo uygulayabilme ihtimalinden daha somut olan gelişme ise Doğu’nun ABD dolarına uyguladığı ambargodur. Son olarak Asya’nın üçüncü büyük devi Hindistan da, İran’la ticaretinde dolar kullanmaktan vazgeçti. Hindistan, artık İran’dan aldığı petrolün karşılığını kendi milli parası olan Rupi ile ödeyecek.
Kuşkusuz bu kararda etkisi olan ise AKP’nin Halkbank tutumudur. Çünkü Hisndistan, daha önce İran’a ödemeyi Halkbank üzerinden yapıyordu. AKP, Batı’dan daha hızlı ambargocu kesilip, Halkbank ödemelerini iptal ettirdi.
AKP, bir yandan Tahran karşıtı bu tür uygulamalara imza atarken, bir yandan da İran’ı Batı ile müzakere masasına oturtabilmek için uğraşıyor. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, BM Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesi ABD, Çin, Rusya, İngiltere ve Fransa ile Almanya’dan oluşan P5+1 ülkeleri ile İran arasındaki nükleer müzakerelerin devamı konusunda mutabakat sağlandığını ve görüşmelerin Türkiye’de olacağını açıklamıştı.
ABD AHMEDİNEJAD’IN ZİYARETİNDEN RAHATSIZ
İşte tüm bu yeni gelişmelerin ortasında İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad Latin Amerika ülkelerine davet edildi. Ahmedinejad, Venezuella’dan başlayarak Nikaragua, Küba ve Ekvador’da temaslarda bulunacak.
Ahmedinejad’a yönelik bu 5 günlük davet, ambargonun ABD ve bazı AB ülkeleriyle sınırlı kalacağının da işareti olarak görünüyor.
Kaldı ki, Tahran bu bölgeye ilişkin son yıllarda önemli bir diplomatik atak seferberliği başlatmış ve Klombiya, Nikaragua, Şili, Ekvador, Uruguay ve Bolivya’da büyükelçilikler açmıştı. İran’ın daha önce açtığı Küba, Arjantin, Meksika ve Venezuella büyükelçilikleri ile birlikte düşünüldüğünde, toplam olarak İran’ın Latin Amerika’da oldukça etkin olduğu ve bölgesel işbirliği geliştirdiği görülecektir. Tek başına Ahmedinejad ve Hugo Chavez’in karşılıklı ziyaret sayıları bile bu gerçeği göstermektedir. Yine İran ile Brezilya arasındaki kapsamlı işbirliği de, yeni dönemin resmidir.
Ahmedinejad, işte bu yeni dönem resmi içinde Latin Amerika’ya bir çıkartma yaparak, ABD ve bazı AB ülkelerinin ülkesine yönelik ambargo kararını tecrit etmeye çalışmaktadır.
ABD’nin bu çıkartmadan rahatsız olduğu da ortada. Nitekim ABD, Venezuella’nın Miami Başkonsolosu Livia Acosta Noguera’yı açıklanmayan bir nedenle istenmeyen kişi ilan etmiş ve ülkeyi terketmesi için kendisine 10 Ocak’a kadar süre tanımıştı.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Ocak 2012