Archive for category Politika Yazıları

İZMİR’İN VAPURLARI

İzmir’in CHP’li Büyükşehir Belediyesi’nin açtığı 15 adet yolcu gemisi alım ihalesi, kentte büyük tartışma yarattı. Konu haliyle Gemi Mühendisleri Odası GMO’nun İzmir Şubesi’ni de yakından ilgilendiriyor. Bu nedenle 5 Aralık günü bir basın açıklaması yaparak kamuoyunu bilgilendirdiler. Özetle şu vurguları yapıyorlar:

Alımı planlanan gemi amaca yani kentiçi ulaşıma uygun değildir. İç körfezde yani kısa mesafede çalışacak gemiler için hızı esas almak yanlıştır. Şartnamede yer alan gemi malzemesi hem pahalı hem de dışa bağımlıdır. Hız ve malzeme seçimi göstermektedir ki, şartname, gemilerin yurtdışından sağlanmasını amaçlamaktadır. Seçilen malzemenin kırılganlığı, emniyet kuşkularını artırmaktadır. Yeni iskelelerin yapılmasını ya da mevcutların tadilatını gerektirmektedir ki, bu da ek maliyet demektir. Şartname, milli klas kuruluşumuz olan Türk Loydu’nun yapım ve sonrasında denetimini engelleyecek biçimde düzenlenmiştir.

YERLİ ÜRETİM ÇAĞRISI

GMO İzmir Şubesi, şartnamede tarif edilen gemiler yerine, yeterli hızda ve daha ekonomik malzemeyle, İzmirlilerin ihtiyacını daha iyi görecek gemilerin çok daha az maliyetle üretilebileceğini, bu işe ayrılan para ile İzmir’in bir de tersane sahibi olabileceğini iddia ediyor. Ve GMO İzmir Şubesi, tasarımdan üretim tekniğine, malzemeden üretim yerine kadar, yerli seçiminin önemine ulusal ekonomimiz açısından da dikkat çekiyorlar. İzmir’e yakışanın artık kendi özgün gemilerini yani İzmir Vapurunu tasarlayıp üretmek olduğunu belirtiyorlar.

Bu dönem İzmir’den milletvekili olan Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım da konuya müdahil oldu ve şu değerlendirmeyi yaptı: “Teknelerin seçilen tip ve malzemesi itibariyle yerli piyasaya çok fazla katkı sağlamayacağı, bunların tamamen yurtdışından temin edilmesi gibi durumla karşı karşıya olduğumuz ifade edildi. Bu proje Türkiye’de gerçekleştirilmeli ve bu para Türkiye’de kalmalı.”

Bakan’ın çok haklı görülen bu açıklamasını ayrıca ele alacağız. Ancak önce bir başka konuya değinelim.

‘EVETÇİ ODA’ YAFTASININ SONUÇLARI

AKP’nin yoğun baskısı altında olan İzmir Büyükşehir Belediyesi, GMO İzmir Şubesi’ni kendilerine yönelik lobinin bir parçası olarak gördü ve ilan etti. Ancak GMO’nun bir üyesi ve bir önceki dönemin de genel merkez yönetim kurulu üyesi olarak belirtmem gerekir ki, İzmir şubemiz, bir lobi varsa bile, asla o lobinin doğrudan parçası değildir.

Peki, CHP’li İzmir Belediyesini bu değerlendirmeye götüren sadece Binali Yıldırım ile GMO İzmir Şubesi’nin açıklamalarının örtüşmesi midir? İşte kritik soru budur.

Sorun GMO’nun bu dönemki genel merkez yönetiminden kaynaklanmaktadır. 12 Eylül halkoylaması sırasında mevcut yönetim Bakan Egemen Bağış’ı GMO’da “misafir” etmiş; Bakan da basının önünde GMO’yu “evetçi oda” ilan etmişti!

İşte CHP’li belediyenin GMO İzmir Şubesi’ni lobinin bir parçası ilan etmesinin ve haklı itirazlarını dikkate almamasının nedeni budur.

İSTANBUL BAŞKA, İZMİR BAŞKA MI?

Gelelim Bakan Binali Yıldırım’ın açıklamasına… Kuşkusuz açıklama oldukça doğru görünüyor. Ama insan sormadan edemiyor. 2005 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İstanbul Deniz Otobüsleri İDO da tıpkı bugün İzmir’in yaptığına benzer bir şartname ile ihaleye çıkmıştı. GMO Genel Merkezi, tıpkı bugün İzmir Şubesi’nin yaptığı gibi şartnameye itiraz etti, yerli üretimi savundu.

Bakan Binali Yıldırım, o zaman da bakandı ama hiç de bugünkü gibi müdahale gereği duymamıştı. Yoksa Bakanlıkta “AKP yabancı alabilir, ama CHP yerli almalı” mantığı mı var?

Her neyse… Sonuç olarak gerekçeler ne olursa olsun, İzmir belediyesi bir an önce yanlıştan dönmeli ve GMO İzmir Şubesi’nin vurguladığı konuları dikkate almalıdır. Çünkü cebimizden çıkacak 300 milyon lira ile hem İzmirli kendi vapurlarına kavuşabilir, hem de İzmir, dünyanın tersanesi olmayan tek liman kenti olma ayıbından kurtulur.

NOT: Ulusal Kanal’daki canlı yayın programım nedeniyle odamızın bu akşamki kuruluş yıldönümü yemeğine katılamayacağım. Meslektaşlarımıza ve camiamıza buradan selam ve saygılarımı iletiyorum. Odamızın üyesi olan Bakan Binali Yıldırım’ında katılacağı bu yemekte, umarım bu konular meslektaşlarımızca tartışılır.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Aralık 2011 

, ,

Yorum bırakın

CONDOLEEZZA RICE’IN İTİRAFI

Hürriyet Planet’den İrem Köker, bir grup gazeteciyle birlikte, eski ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ile görüşmüş. Rice gruba “kayıt dışı” bazı bilgiler vermiş. Görüşme kayıt dışı olduğu için de Köker, şimdiye kadar bu görüşmeden hiç bahsetmemiş.

Ancak Condoleezza Rice yazdığı kitapta bazı bilgiler verince, İrem Köker de Rice’la yaptığı “kayıt dışı” görüşmeden bölümler aktarmaya karar vermiş, iyi de yapmış.

‘IRAK’A SALDIRI HATAYDI’

Stanford Üniversitesi’ndeki o görüşmede Rice’a “8 yıl içinde almış olduğu kararlardan dolayı pişmanlık duyup duymadığını” soruyorlar. İşte Rice’ın yanıtı:

“Evet var. Irak’ın işgalinde acele ettik. Keşke dünyaya kendimizi daha iyi anlatsaydık. Keşke Avrupalı müttefiklerimizi ikna edip bu işe kalkışsaydık. Belki o zaman arkamızda NATO olurdu. Belki o zaman Türkler bizi zor durumda bırakan teskereyi reddetmezlerdi.”

Bu itirafın anlamının büyüklüğünü anlamamız için 8 yıl öncesini anımsamamız gerekir:

GERÇEK, 8 YILDIR ‘AYDINLIK’

8 yıl önce bir yanda ABD’nin dünyanın tek süper devleti olduğu, ABD Başkanı Bush’un tüm eski müttefiklerini büyük bir kibirle tehdit edip, “ya bendensiniz, ya da düşmanımdan yanasınız” dediği, Pentagon’un NATO’yu bile devre dışı bıraktığı, ABD’nin çok kısa bir sürede önüne koyduğu Büyük Ortadoğu Projesi’ni gerçekleştireceği ve dünyayı tek başına yöneteceği iddiası vardı.

Ama diğer yanda, 8 yıl önce, Aydınlık’ın bunun gerçek olmadığında ısrar etmesi ve ABD’nin bu coğrafyada yenileceğini, BOP’a gömüleceğini belirtmesi de vardı.

ABD YENİLDİ

8 yıl önce görünen bugünün gerçeğine ve ABD açısından oluşan tabloya bakacak olursak:

ABD Irak’ta yenildi ve bu ülkeden çekiliyor, 31 Aralık’ta sadece Büyükelçiliği’ni koruyacak 160 askerini bırakarak gidiyor. Geçen hafta sonunda, 8 yıl boyunca Irak’ta işgali yönettiği ve BOP’un ana üssü olan, 46 bin askerinin görev yaptığı ana karargâhını Irak’a teslim etti.

ABD Suriye’ye saldıramadı, saldıramayacak. ABD’nin önceki gün Şam Büyükelçisi’ni yeniden bu ülkeye gönderme kararı almasını Türkiye iyi okumalı, Ankara iyi değerlendirmeli.

Rusya, ABD’ye Suriye’de silah gösterdi. Rusya’nın Suriye’ye destek amaçlı yola çıkardığı uçak gemisi, Moskova’nın Libya’daki hatayı yapmayacağının işareti olarak görülüyor. Kaldı ki ABD, Rusya’ya karşı geçmişte kazandığı Gürcistan, Ukrayna ve Kırgızistan kalelerini tek tek kaybetti; Karadeniz’e giremedi, Doğu Avrupa’ya füze kalkanı yerleştiremedi.

ABD Afganistan’da yenildi. Bunu artık NATO’nun ABD’den sonra Afganistan’da en çok asker bulunduran ülkesi olan Almanya da söylüyor. Alman Bild gazetesi bu gerçeği gösteren ABD-Almanya istihbarat görüşmelerinin notlarını yayımladı.

ABD, Pakistan’ı da kaybetti. Pentagon Özbekistan, Kırgızistan derken, Pakistan’daki askeri üssünden de oldu.

ABD, Kuzey Kore’ye diş geçiremedi. Üstelik Çin, daha da ileri giderek Kuzey Kore’yle ilk kez resmi askeri işbirliği anlaşması imzaladı.

Çin, Batı Pasifik’ten Aden’e kadar geniş bir coğrafyada askeri tatbikatlar yapıyor. ABD’nin Avustralya’yla anlaşma imzalayarak bu ülkeye 2,500 asker gönderme kararı alması, Washington’un Pekin’in hamlelerine nafile karşılığıdır.

Güney Amerika, ABD’ye karşı birleşti. Yeni kurulan CELAC, uluslararası konularda blok olarak hareket etme kararı aldı.

Sonuçlar ortada… Türkiye ABD’nin bu yenilgilerine ortak olmamalı!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
8 Aralık 2011

, ,

Yorum bırakın

CEMAAT: AKP MODEL OLAMAZ

Gülen cemaatinin her yıl düzenlediği Abant Platformu toplantıları bu yıl Gaziantep’te yapıldı. “Arap Baharı ve Türkiye” başlıklı toplantılara Ortadoğu’dan pek çok gazeteci ve yazar da katıldı.

Toplantılarda neler konuşulduğuna geleceğiz ama platformun, her yıl çağırdığı isimleri özenle seçtiğini lütfen not ediniz önce.

‘KENDİ MODELLERİNİ OLUŞTURSUNLAR’

Toplantının sonuç bildirgesiyle başlayalım. Bildirgede, “Ortadoğu’da bir modeli başka bir bölge ülkesine uygun gören yaklaşımların açıklayıcı olmadığı” vurgulandı. Bildirgede, “Her toplumun kendi özelliklerine göre diğer bazı ülkelerin tecrübelerinden de yararlanarak kendi modellerini oluşturmalarına fırsat verilmelidir” denildi.

Özetlersek, platform, “Türk modeli Araplara model olmaz” diyor. AKP, Ortadoğu’ya model olmayı açıktan savunurken ve bunun için aktif çaba gösterirken, cemaatin toplantısından bu sonucun çıkması dikkat çekici.

Nitekim cemaatin yazarları da aynı fikri savunuyor:

‘OSMANLI EYALETİ OLMAYACAĞIZ’

Örneğin Bülent Korucu “Yalancı bahar korkusu” başlıklı yazısında konukların Osmanlı korkusuna değiniyor ve hak veriyor: “ ‘Türkiye bizim için model değil, yeniden Osmanlı eyaleti olmayacağız’ cümlelerinin altını özenle çizdiler. (…) Burada iğneyi kendimize batıralım; bazılarımız söz konusu havanın oluşmasına fazlasıyla katkı yapıyor. Ne yazık ki Orta Asya’daki hatalarımızı tekrarlıyoruz.”

Abdülhamit Bilici de “Türk modeli çöktü mü?” diye soruyor: “ ‘Türkiye’nin bölgeye vereceği bir şey yok’ görüşü ne kadar doğru olabilir? Ancak özellikle duygusallığın zirvede olduğu bu dönemde Türkiye’nin liderlik, modellik gibi kavramları aklına bile getirmemesi lazım. Üstten bakış yerine ana ilke tevazu olmalı.”

‘SURİYE VE İRAN’LA SAVAŞ NOKTASINA GELDİK’

Toplantılara konuşmacı olarak katılan cemaat yazarı Ali Bulaç ise hükümeti açıktan eleştirdi: “Mesela her kritik dönemde Türkiye Batı’nın yanında yer almak zorunda kalıyor. Batı’dan korktuğu anda güvenliğinin tehdit altına girebileceğini düşünmektedir. Türkiye, İran, Irak, Lübnan ve Suriye ile bölgesel entegrasyondan Suriye ve İran’la savaş noktasına geldi.”

ERDOĞAN SONRASI HESAPLAR

AKP ile cemaatin, Amerikancılık konusunda ayrı düşmeleri elbette mümkün değil, olsa olsa aralarında “daha Amerikancı olma” yarışı olur.

Peki, o zaman platform, “Türk modeli çöktü” fikrini neden öne çıkarıyor? Neden AKP’nin daha doğrusu Erdoğan – Davutoğlu ikilisinin bölge politikalarına itiraz ediyor?

Yanıt, Erdoğan sonrası planlarla ilgili, daha doğrusu Irak’tan çekilen ABD sonrası AKP’nin dizaynıyla ilgili…

Gül’ün İngiltere Kraliçesi tarafından şövalye ilan edilmesi, AKP yasasını veto etmesi; Bülent Arınç’ın “Erdoğan’a biat etmedim” açıklamaları, Suriye konusunu Erdoğan’dan farklı değerlendirmesi, Cumhurbaşkanlığı için “Gül, sümbül, lale” açıklaması yapması; Erdoğan’ın “sır” hastalığı, Erdoğan sonrası için anketler yapılması ve sızdırılması…

ABD askeri gücü Irak’tan çekilirken, arkalarındaki silahlı gücü yitiren kuvvetlerin, ayakta kalabilme hesaplarıdır yapılanlar…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Aralık 2011

, , , ,

Yorum bırakın

BIDEN, AKP’YE HANGİ PLANI VERDİ?

ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, Obama’nın seçim kampanyası nedeniyle katılamadığı İstanbul’daki Girişimcilik Zirvesi için Türkiye’deydi. Biden zirve dışında birçok ikili görüşme yaptı; Suriye’den İran’a, Ermeni meselesinden Heybeliada Ruhban Okulu’na değin pek çok konuyu muhataplarıyla görüştü.

Peki, Biden’in ajandasındaki esas konu neydi? Biden AKP’yle asıl hangi konuyu bağlamaya geldi? İnceleyelim:

YÜZDE 60: KUZEY IRAK

Joe Biden’in Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile yaptığı görüşmeye dair Cihan Haber Ajansı’nın geçtiği bir ayrıntı dikkat çekiciydi. Ajans, Gül ve Biden’ın basına kapalı ikili görüşmesinin “yüzde 60’ının” Irak’la ilgili olduğunu belirtiyordu. Bu yüzdenin, kuşkusuz taraflardan en azından birinin saptaması olarak Ajans’a verildiği ortada… Bu yüzde 60’lık gündemde de Kuzey Irak’la ilişkilerin konuşulduğu özellikle belirtiliyor.

Gelelim Biden’in hasta yatağındaki Başbakan Erdoğan’ı ziyaretine. Yetkililer bunun bir hasta ziyareti olduğunu söylüyorlardı. Zira Başbakan Erdoğan, görüşmeden birkaç gün sonra yapılacak Bakanlar Kurulu toplantısına bile katılamayacak durumda.

YÜZDE 50: KUZEY IRAK

Biden’in Erdoğan’ı ziyaretinin resmi olarak 45 dakika planlandığı kaydediliyordu. Ancak görüşme tam iki saat sürdü!

İlginçtir, görüşmeye dair ayrıntı servis edilen Cihan Haber Ajansı ve Zaman gazetesi, bu iki saatlik “hasta ziyaretine” dair şu bilgileri geçti: “Amerikalı üst düzey bir yetkiliye göre Erdoğan’ın Kısıklı’daki evinde gerçekleşen görüşmenin yarıya yakın bölümünde ABD’nin yılsonuna kadar tamamen çekileceği Irak konuşuldu.”

ABD’li yetkililerin Cihan Haber Ajansı’na aktardıklarına göre, Biden, Erdoğan’la görüşmesinde İran konusunu bile Irak düzleminde ele aldı: “İkili, İran’ın Irak üzerindeki rolünü de ele aldı. ABD Başkan yardımcısı, İran’ın Irak’taki etkisinin abartıldığını ve Iraklıların, İran başta olmak üzere dış müdahalelerden hoşlanmadıklarını anlattı.”

BİDEN BARZANİ’YLE NE GÖRÜŞTÜ?

Gelin Biden’ın Gül ve Erdoğan’la görüşmesindeki bu dikkat çekici ayrıntıları, bir başka olguyla birlikte değerlendirelim.

Bildiğiniz gibi Joe Biden, Türkiye’ye gelmeden önce Irak’ı da ziyaret etti. Biden, Kuzey Irak’ın başkenti sayılan Erbil’de Mesut Barzani ile buluştu ve basına kapalı önemli bir görüşme gerçekleştirdi.

KUZEY IRAK’LA ENTEGRASYON

Peki, Obama’nın yerine Biden’ın katıldığı Girişimcilik Zirvesi’nde, Başbakan Erdoğan’ın yerine konuşan Ali Babacan ne demişti: “Amacımız Ortadoğu’da sınırları kaldırmak”

Nitekim Babacan’ın bu açıklaması hem Tayyip Erdoğan’ın “Diyarbakır’ı BOP içinde merkez yapma” diye tarif ettiği görevle uyumlu, hem de Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun geçen yıl TÜSİAD’ın dergisine söylediği entegrasyon görüşleriyle uyumlu:

“Haritaya baktığımızda Kürt coğrafyasının dağlar üzerinde doğal olmayan bir şekilde ayrıldığını görüyorsunuz. (…) Dolayısıyla onlarla entegre olmamız lazım.”

TÜRKİYE HİMAYESİNDE KÜRDİSTAN PLANI

ABD biliyor ki, Türkiye’ye himaye ettiremeyeceği bir Kürt Devleti bölgede yaşayamaz. Hele de ABD, Irak’taki askeri gücünü çektikten sonra… İşte bu yüzden Biden, 25 yıldır dayatılan bu planı şimdi AKP’nin eline vermiştir.

Suriye konusu da, İran konusu da, merkezinde Kuzey Irak’ın olduğu konulardır artık!

Ancak ABD açısından asıl soru şudur: 8 yıldır bölgedeki askeri gücüne rağmen planlarını işletemeyen Washington, askersiz bu planları nasıl hayata geçirebilecektir?

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Aralık 2011

, , , , ,

Yorum bırakın

BİR BAKAN İKİ REKLAM

Neyle suçlandığı bile belli olmadan bin gündür Silivri zindanında yatanlar kadar mağdur olduğunu ispatlama peşinde olan AB Bakanı Egemen Bağış, AKP kapatma davasının hayatında nasıl zorluklar yarattığını şu sözlerle ispatlamaya çalıştı:

OYUNCAĞINI PAYLAŞMAYAN ÇOCUK

“Hatta dokuz yaşındaki oğlumun hayatı bile zorlaştı. Bir gün bir arkadaşıyla sokakta oynarken arkadaşı bisikletini ödünç istiyor. Oğlum ‘hayır’ deyince arkadaşı ‘babanın partisini kapatacaklar, işsiz kalacak ve bundan sonra bisiklete binemeyeceksin’ şeklinde konuşmuş. Evde iki gün ağladı. Bu tür olumsuzluklara katlanmak zorunda kaldık, Allah’a şükür geride kaldı.”

Hemen her gazete, bu sözleri kendi meşrebine uygun olarak yayımladı, değerlendirdi. Biz ise bir ayrıntıya takıldık!

Bakan Egemen Bağış’ın dokuz yaşındaki oğlu, bisikletini çok isteyen arkadaşına neden ödünç vermez? Bir bakanın çocuğu neden oyuncağını arkadaşıyla paylaşmaz?

Durun hemen yanıt vermeyin.

Yaratılan bu iklimdeki iki reklamı irdeleyelim önce:

KARI – KOCA’NIN PAYLAŞAMADIĞI BİSKÜVİ

Dizi filmi gibi bir bisküvi reklamı yayımlanıyor ekranlarda. Bir karı-kocanın hikayesi. Kadın bisküvi paketini açıp yemeye başladığında, koca bisküviden yiyebilmek için olmadık taktikler dener, başaramaz. Kadın bisküvisini kocasıyla paylaşmaz.

Başka bir gün de bu kez koca o bisküviden almıştır. Kadın yalvarır, yine olmadık numaralar yapar bisküviden alabilmek için. Koca karısıyla paylaşmaz bisküvisini.

Bir kocanın karısıyla, bir kadının kocasıyla paylaşamayacağı kadar güzel bir bisküvidir yani… Reklamcılar böyle düşünmemizi istemişlerdir.

Biz farklı düşünelim ve şu soruyu soralım. Bir kadın kocasıyla, bir koca karısıyla bir bisküviyi neden paylaşamaz? Soruları çoğaltabilirsiniz? Bir evli çiftin aslında paylaşamayacak neyi olabilir ki?

SUSUZLUKTAN ÖL!

Ünlü bir müzik grubunun yer aldığı bir içecek reklamı var örneğin. Müzisyen sahnede susamıştır, tam şarkısını bitirdiğinde öndeki dinleyicilerin içinden bir gencin, o içecek şişesini açtığını görür ve susuzluğunu gidermek için ister.

Siz bu durumda olsaydınız ne yapardınız? Durun yanıt vermeyin hemen.

İçeceğin sahibi genç, içeceğin karşılığında müzisyenden gitarının penasını ister, müzisyen verir. Genç bakar ki, içeceği çok değerli, bu kez gitarını da ister. Müzisyen onu da verir. Sonra gruptaki diğer müzisyenin ceketini de ister.

Ha bire ister yani. O kadar değerli ve kıymetli bir içecektir çünkü elindeki. Müziğini dinlemeye gittiği grubun solistiyle karşılıksız paylaşamayacağı kadar kıymetlidir!

MÜLK’ÜN AĞIRLIĞI

Şimdi yeniden soralım sorumuzu: Bir bakanın çocuğu, arkadaşıyla oyuncağını neden paylaşmaz?

Soruyu daha da derinleştirelim mi?

Bir başbakanın, ülkesinin dışında, sekiz ayrı banka hesabı olur mu? Bir Cumhurbaşkanı eşi, 50 bin liralık yüzük takar mı? Peki, 50 bin liralık yüzük takan bir kadın, paylaşımcı bir çocuk yetiştirebilir mi?

BİZİN İNSANIMIZ

Asya halkları, hele de Anadolu insanı… Komşusuyla aşını paylaşır; köylüsüyle üretim aracı olan mal’ını, eşeğini paylaşır; öğrencisiyle harçlığını paylaşır; işçisiyle alın terini paylaşır; sevgilisiyle sevgisini ve yaşamını paylaşır; askeriyle karavanasını paylaşır; milletiyle vatanını paylaşır.

Çünkü mülk, boyundaki zincir kadar ağırdır insana…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
5 Aralık 2011

Yorum bırakın

NATO’CU İSLAMCILIK

Cuma akşamı Ulusal Kanal’daki Ufuk Ötesi programımın konuğu İslami camianın en birikimli yazarlarından Kenan Çamurcu’ydu. Kendisiyle hem program öncesinde hem de program esnasında günümüzün İslamcı çevrelerini tartıştık. Doğrusu içeriden birinin söyledikleri kafamı çok açtı.

ERGENEKON SORUŞTURMASI, İSLAMCILARI DA DÖNÜŞTÜRDÜ

Örneğin uzun zamandır yanıtını aradığım sorulardan biri şuydu: Neden bizim İslamcılarımız Irak’ın ABD tarafından işgal edilmesine, Libya’nın NATO tarafından bombalanmasına ve şimdi de Suriye’ye dış müdahale hazırlığı yapılmasına itiraz etmiyorlar? AKP tüm bu İslami çevreleri bu saldırılara nasıl ikna etti, ediyor?

Kenan Çamurcu, önce şu saptamayı yaptı. Ona göre İslami çevreler, aslında Irak’a saldırıya karşı çıkmıştı, nitekim 100 AKP milletvekilinin 1 Mart tezkeresine karşı çıkması da bu nedenleydi. Kenan Çamurcu’ya göre kırılma 2007-2008 dönemiydi.

Ergenekon soruşturması sadece ulusalcı ve Kemalist çevreleri hedef almamıştı Çamurcu’ya göre, aynı zamanda İslamcı çevreleri de “dönüştürmüştü.”

İslami kesimde, Ergenekon soruşturması üzerinden, “Ulusalcılar, Kemalistler bizi ezecekler, 40 yıllık siyasi birikimlerimiz yok olacak, siyaseten çıktığımız mevkiler elden gidecek” gibi korkuların hâkim kılındığı bu süreç, İslami kesimde köklü bir dönüşüme neden olmuş Kenan Çamurcu’ya göre. İşte bu dönemden sonra İslamcı çevreler, AKP’ye daha çok sarılmış ve bunun sonucu olarak da NATO’cu İslamcılık gelişmiş.

TÜRK – İSLAM SENTEZİ

Gelişmiş diyoruz, çünkü Kenan Çamurcu’ya göre ortaya çıkması çok önce. Çamurcu burada da esas olarak 12 Eylül’ü temel alıyor ve 12 Eylül’le birlikte ABD’nin inşa ettiği “Türk – İslam sentezi”nin NATO’cu İslamcılığı doğurduğunu belirtiyor.

Kenan Çamurcu, o günlerde kendilerini “Türk – İslam sentezi” sözü üzerinden eleştiren solculara nasıl kızdıklarını, ama bugün baktığında, bu suçlamanın haklı olduğunu, çünkü gerçek bir olgu olduğunu da büyük bir erdemle ifade ediyor.

Çamurcu’nun şu sorusu saptamasına büyük destek veriyor: İslamcılarımız Afganistan’a gitti, Bosna’ya gitti, Çeçenistan’a gitti ama neden Filistin’e gitmedi?

Soru oldukça anlamlı ve ağır bir yanıt yüklü!

Kenan Çamurcu İslamcılarımızın bu ülkelere, SSCB / Rusya’ya karşı ama ABD’nin yanında savaşmaya gidildiğine dikkat çekiyor! Ama Filistin’e gidilmiyor, çünkü Filistin adına savaşmak ABD çıkarına değil!

KENAN ÇAMURCU ve EREN ERDEM’LE PROGRAM

Program bitiminde Ufuk Ötesi’nden sonra başlayacak Ezber Bozan programının sunucusu ve köşe komşum Eren Erdem’le karşılaştık. Çamurcu ve Erdem, aynı dergilerde, aynı internet sitelerinde yazılar yazmışlar, birbirlerini biliyorlar ama Ulusal Kanal’da ilk defa karşılaştılar ve tanıştılar.

Eren Erdem de, Kenan Çamurcu’nun saptamalarına büyük önem verdi. Bu konuyu daha da derinleştirmeyi, önümüzdeki haftalarda hem Kenan Çamurcu’yu hem de Eren Erdem’i birlikte konuk ederek NATO’cu İslamcılık meselesini derinleştirmeyi, bu kesimlerle tartışmayı kararlaştırdık.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Aralık 2011

, ,

Yorum bırakın

AKP’NİN SURİYE ÇIKMAZI

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “Suriye iç meselemizdir” diyerek ABD adına başlattığı Suriye’de rejim değiştirme hamlesi, çıkmaza girdi.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın gelişmeleri “Suriye’nin kendi iç meselesi” olarak değerlendirmesi ve kimi AKP’li yazarların savaş baltalarını yerine koymaya başlaması, çıkmazın en önemli işaretleri.

‘KAZAN KAZAN’DAN ‘YA HEP YA HİÇ’E

Ancak cemaatin yazarı İhsan Dağı’nın da belirttiği gibi bu noktadan sonra geri adım atmak mümkün değil:

“Ok yaydan çıkmış durumda. Suriye ve Türkiye ilişkilerinin Esad gitmeden ‘normalleşmesi’ artık imkânsız. Daha da ötesi, Türkiye’nin son zamanlarda pek gurur duyduğu Ortadoğu’daki ‘yükselen gücü’, Suriye ‘düşmeden’ restore edilemeyecek. Esad’ın Şam’da oturmaya devam ettiği bir senaryo Türkiye’yi bölgesel politikada ‘kağıttan kaplan’a dönüştürecek, ‘düzen kurucu’ rol oynadığı iddiasını gülünç hale getirecek.

“Kısaca, Suriye politikasında Türkiye, ‘kazan kazan’ politikasından ‘ya hep ya hiç’ politikasına savrulmuş görülüyor.”

İhsan Dağı, Suriye’de rejim değişikliği hedefinin gerçekleşmemesi halinde AKP’nin “rezil” olacağını belirtiyor.

SURİYE CEPHESİ KUVVET TOPLUYOR

Ulusal çıkarları değil de başka çıkarları kollayarak yapılan dış politikanın sonuçları böyle olur!

Suriye konusunda yalnız kalan AKP hükümetinin son iki haftadır, başka kuvvetlere çağrı yapması bu açmaz nedeniyledir. Ancak çağrı esnasında bile şüpheler vardır. Zira AKP’li yazarların bir bölümü, destek verecek ülkelerin sonradan geri adım atabileceğini, hatta Türkiye’yi Suriye’de işgalci bile ilan edeceklerinden endişeleniyorlar. Haksız değiller.

Peki, bu çıkmazdan Türkiye nasıl kurtulacak?

Önce şu tespiti yapalım. Suriye AKP basınında aktarıldığı gibi tecrit edilmiş yalnız bir ülke değil. Tersine bölgede şöyle bir cephe oluşmuş durumda:

Bir cephede İran, Suriye, Irak ve Rusya var, diğer cephede de ABD, İsrail, Suudi Arabistan ve AKP.

Üstelik ABD Irak’tan çekiliyor. Dolayısıyla bölgedeki askeri kuvveti büyük oranda zayıfladı. Bu gerçek, örneğin Irak’ın ABD’nin yanında değil de Suriye’nin yanında yer almasına neden oldu.

Irak, bırakın Suriye’ye dış müdahaleyi, en küçük yaptırım uygulanmasına bile itiraz ediyor. Tüm çabalara rağmen Kürtlerin Suriye’de rejim karşıtı harekete katılmamasını da lütfen bir kenara not edin.

AKP’DEN KURTULMAK ARTIK DAHA KOLAY

Kuvvet dengesinin AKP’nin aleyhine olduğu bu tablodan Türkiye nasıl çıkacak? AKP’nin, “ya hep ya hiç” politikasının bölgeyi yangın yerine çevirmesi nasıl engellenecek?

Yanıt basit: Türkiye öncelikle AKP’den kurtulmalı!

Artık, yolunu yöntemini tartışmalıyız…

Üstelik AKP’den kurtulmak, sanılanın aksine dünden daha kolay. Çünkü arkasında ABD askeri gücü olmayan bir AKP’nin hükmetmesi kolay değil!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
3 Aralık 2011 

, ,

Yorum bırakın

TAYYİPSEVERLİK

E-posta kutum, “diğer gazeteler neden Kaşif Kozinoğlu’nun mektuplarına yer vermiyor” sorularıyla dolu… Lafı dolandırmadan yanıtlayalım: Tayyipseverlikten!

Hemen birkaç örnekle “Tayyipseverlik” kavramını açıklayalım:

‘ERDOĞAN’A OY VERMEYEN PUŞTTUR!’

Sabah Gazetesi’nden Ersin Ramoğlu, dün köşesinde “hain puştlar” başlığını kullanmış ve Time dergisinin “yılın adamı” anketine değinmiş. Ramoğlu, seviyeli(!) yazısında, ankette Tayyip Erdoğan’a oy vermeyenleri hain ve puşt olmakla suçlamış!

Ramoğlu, makalesinin sonunda da bir “not” yazmış: “Başarılı bir operasyon geçiren ve sağlığına kavuşan Sayın Başbakan’a geçmiş olsun dileklerimizi iletirken, ameliyatını ‘dalgaya’ alan malum medyanın candaşlarına da ‘Âllah ıslah etsin’ diyorum.”

‘ERDOĞAN TEHLİKEDEN KORUYOR’

Yeni Şafak’tan Yasin Doğan da, meslektaşları arasında Tayyipseverlik konusunda iddialı olanlardan. Doğan, Türkiye’nin tüm komşularıyla savaş pozisyonuna yaklaştığına gözlerini kapatarak şöyle yazabildi dün:

“Lider hem kitleyi aydınlık bir geleceğe doğru ‘sürükleyip götüren’dir, hem de kitlenin yanlış mecralara ‘sürüklenmesini’ önleyendir. Erdoğan, Türkiye’yi doğru mecraya sürükleyip götürüyor ve tehlikeli rotalara sürüklenmesini önlüyor. Başbakan’ın geçirdiği ameliyat, kendisine duyulan ihtiyacı, atfedilen önemi ve büyük sevgiyi bir kez daha ortaya koydu. Allah’tan acil şifalar diliyoruz.”

‘ERDOĞAN’A İHTİYACIMIZ VAR’

Star gazetesinden Ergun Babahan ise “Erdoğan’a ihtiyacımız var” diye başlık atanlardan… Babahan, bol methiyeli yazısında, 1789 Fransız Devrimi ile başlayan dönemin kapandığını ve yeni bir tarihin yazıldığını öne sürerek Erdoğan’ın Türkiye için bir şans olduğunu iddia ediyor: “Türkiye’nin şansı, ne istediğini bilen ve bunu hayata geçirebilen bir lider kadrosu ve iktidar partisine sahip olmasından geçiyor.”

Farklı cenahtan geldiğinden olsa gerek, yandaşlık yarışında en çok gayret eden isim olan Babahan, yazısını şu sözlerle bitiriyor: “Onun için bir yandan Erdoğan’a acil şifa diliyor, diğer yandan da ‘liderinizin kıymetini bilin’ diyorum.”

Gazeteler, böyle onlarca örnekle dolu…

ŞİNASİ GELENEĞİ YAŞAYACAK

Şinasi’nin 1862’de Tasvir-i Efkar’da “padişahın tahta çıkış ve doğum günlerinde övgüler koymayı reddetmesi” mesleğimizde bir dönüm noktasıdır. Artık 1862’nin gerisine düşmüş durumdayız!

Ancak tüm bu kokuşmuşluğun içinde Aydınlık, gerçeği halka ulaştırma görevini tüm engellere, tüm tehditlere, tüm baskılara rağmen başarıyla yerine getiriyor.

Aydınlık sizlerden aldığı kuvvetle, Şinasilerin geleneğini sürdürüyor!

Biliyoruz ki, “Dünyanın bir yanı karanlıkken, bir yanı her zaman aydınlık”tır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Aralık 2011 

, , , , , ,

Yorum bırakın

AVRASYA BİRLİĞİ’NDEN TÜRKİYE’YE DAVET

Rusya Federasyonu Başbakanı Vladimir Putin’in, “Avrasya için yeni bir entegrasyon projesi” isimli makalesiyle açıkladığı Avrasya Projesi, Rusya, Kazakistan ve Belarus devlet başkanlarınca 18 Kasım’da imzalanmış ve hayata geçmişti.

Rusya Türkiye’yi de Avrasya Birliği’ne davet ediyor. Rusya’da iktidardaki Birleşik Rusya Partisi milletvekili olan Sergey Markov, Türkiye’nin gelecekte Rusya, Kazakistan ve Belarus arasında oluşturulan Avrasya Birliği’ne katılabileceğini söyledi.

AVRUPA DEĞİL AVRASYA BİRLİĞİ

Aynı zamanda siyaset uzmanı da olan Markov, AB üyeliği konusunda umduğunu bulamayan Türkiye’nin gelecekte bu birliğe dâhil olabileceğini savundu. Markov, “Dolayısıyla Avrupa yolu kapanan Türkiye’nin Avrasya Birliği’ne katılması gelecekte mantıklı olacaktır” dedi.

Türkiye’nin AB’ye üyeliği konusu, anımsanacağı gibi Putin tarafından da mizah konusu olarak değerlendirilmişti. Valday Kulübü toplantısında bir uzman Putin’e “Türkiye’nin AB üyeliğine nasıl baktığını” sormuş, Putin de şu esprili yanıtı vermişti: “Türkiye’nin AB’ye giriş kâğıtlarını verin imzalayayım. Bana ne zararı var?”

PERİNÇEK ve BATI ASYA TOPLULUĞU

Türkiye ve Avrasya Birliği projesi aslında yeni değil. İşçi Partisi 1990’ların başından beri bu projeyi teorileştirip, geliştirmiştir. İşçi Partisi’nin önderlik ettiği ve ilkini 1996 yılında yaptığı Uluslararası Avrasya Konferansları, Türkiye’den Rusya’ya, İran’dan Hindistan’a kadar pek çok ülkenin önemli siyasi partilerinin Avrasya Birliği’ni tartışma, geliştirme adresleri olmuştur. 

Son olarak İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, bu teoriyi 2009 yılında daha da berraklaştırmış ve “köklü çözüm “olarak Batı Asya Topluluğu ismiyle Türkiye’nin ve bölgenin önüne koymuştu.

Perinçek, Batı Asya Topluluğu için ilk etapta KKTC ile bütünleşen Türkiye, Suriye, Irak, İran ve Azerbaycan’ın isimlerini saymış ve şu saptamayı yapmıştı: “Topluluk olarak başlayıp, ileride belki de bir konfederasyona, bir tür devletler birliğine varabilecek olan bu örgütlenme, dünyanın beş büyük gücünden biri olur.”

KÖKLÜ ÇÖZÜM

4 Eylül 2009 günü yazılı bir açıklamayla bu projeyi sunan Perinçek, topluluğun bölgedeki hangi sorunlara da köklü çözüm getireceğini saptamıştı:

“Batı Asya Topluluğu, Kürdünü bölge çapında kucaklayarak Kürt meselesini tarihi bir hatıra haline getirir; kesin olarak çözer. Türkiye, Basra Körfezi’ni fetheder; komşu ülkeler de İstanbul’u fethetmiş olurlar.

“Ermeni sorunu diye bir sorunun adı bile kalmaz. Ağrı dağını zaten kimse yerinden oynatamaz.

“Batı Asya Topluluğu, Türkiye’yi Araplarla birleştirir; İran’la birleştirir; Yalnız kendi Kürdüyle değil, bölgenin bütün Kürtleriyle birleştirir; Irak’ın, Suriye’nin, İran’ın ve Azerbaycan’ın Türkleriyle birleştirir; Asya ile birleştirir.

“Batı Asya Topluluğu, Washington’u caydırır ve ABD’yi çılgın maceraların getireceği felaketlerden kurtarır. Bütün dünyada barış ve güvenlik için bir anahtar görevi yapar. Ulusal devletler, çağımızın gereğidir ve demokratik bir toplum kurmanın biricik örgütlenme biçimidir. Ancak ulusal devlet, emperyalizmin küresel saldırısı karşısında kendi sınırları içinde yaşayamaz. Çin bile birleşerek gelişiyor! Batı Asya Topluluğu, ulusal devletimizin yaşama ve gelişme çerçevesidir.”

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Aralık 2011

, , ,

Yorum bırakın

ABD PAKİSTAN’I NEDEN VURDU?

NATO daha doğrusu ABD, Pakistan’ın Afganistan sınırındaki iki karakoluna, iki saat boyunca saldırarak, 26 Pakistan askerini öldürdü!

ABD PAKİSTAN’I KAYBETTİ

Peki, ABD’nin Afganistan operasyonları kapsamında müttefiki olan Pakistan’la ilişkisi nasıl bu noktaya geldi? 28 Eylül günü bu köşede “ABD Pakistan’ı kaybediyor” demiş ve şu olguları sıralamıştık:

1.) Usame Bin Ladin operasyonu iki ülke arasındaki kırılma noktasıdır. Zira ABD, Pakistan Cumhurbaşkanı Zerdari’nin “11 Eylül’den üç ay sonra yakalayıp, ABD’ye teslim ettik. Ama onlar bıraktılar” dediği Bin Ladin’i, “miadı dolduğu” için ortadan kaldırmıştı.

2.) Pakistan Savunma Bakanı Ahmet Muhtar, 1 Temmuz’da, ABD’nin ülkenin güneybatısında bulunan Şemsi hava üssünü artık kullanamayacağını ilan etti.

3.) ABD Pakistan’a yıllık yaptığı 2,7 milyar dolarlık askeri yardımın üçte birini askıya aldı. ABD Genelkurmay Başkanı Org. Mike Mullen, iki ülke askeri ilişkilerinin zor şartlar altında olduğunu açıkladı.

4.) ABD Genelkurmay Başkanı Org. Mike Mullen, 13 Eylül’de ülkesinin Kabil Büyükelçiliği’ne düzenlenen saldırıdan Pakistan Askeri istihbaratını sorumlu tuttu.

5.) Pakistan suçlamaya sert yanıt verdi: Pakistan İçişleri Bakanı Rahman Malik, 22 Eylül’de, ABD askerlerinin terörle mücadelede Pakistan topraklarında konuşlanmasına artık izin vermeyeceklerini açıkladı.

Tüm bu olgular, ABD’nin Pakistan’ı kaybedişinin olgularıydı… 26 Pakistan askerinin öldürülmesi ise Pakistan’ı kaybetmiş ABD’nin “yanıt” arayışıydı!

Açıklayalım:

ÇİN KALKANI

ABD’nin Pakistan’la ilişkisinin bu noktaya gelmesinin en önemli nedeni, İslamabad yönetiminin Çin ile ilişkisidir. Çünkü Pakistan, Çin ile ittifak kurarak Washington’dan bölgeye yönelik tehditlere, Obama’nın “AfPak” projelerine direnebilmiştir.

1.) Pakistan devleti, son tahlilde ABD’nin hedefi olacağını gördüğünden, Çin üzerinden silahlanmayı hızlandırdı: İki ülke arasında son bir yıl içerisinde çok önemli askeri işbirliği anlaşmaları imzalandı. Pakistan, Çin’den JF-17 savaş uçakları, F-22P savaş gemileri ve orta menzilli füzeler almaktadır. Pakistan son bir yıl içerisinde Çin’den J-10 savaş uçakları alımı için de 250 adet sipariş verdi.

2.) Pakistan, 2 adet Nükleer Reaktör yapılması için Çin’le anlaşma imzaladı. Pekin ile İslamabad arasında ayrıca demiryolları, askeri ve sivil amaçlı limanlar yapılması konusunda da bir işbirliği imzalandı.

3.) Pakistan, Usame Bin Ladin’e operasyon sırasında düşen ABD’nin yeni tip görünmez helikopterinin enkazını Çin’e incelettirdi.

4.) ABD’nin Pakistan’a yönelik tehditlerine karşı Pekin yönetimi kırmızıçizgi çekti: “Pakistan’a müdahaleyi Çin’e müdahale sayarız.”

5.) Çin, 24 Kasım’da, Pakistan’la ortak tatbikata başladı. Bir hafta sürecek tatbikatta iki ülkenin en seçkin birlikleri görev yapıyor. Tatbikatla birlikte iki ülke ilişkilerinin “askeri ittifak” düzeyine ulaştığı belirtiliyor.

ÇİN’DEN HAMLE, ABD’DEN YANIT ARAYIŞI

İşte ABD’nin Pakistan saldırısı, Pekin – İslamabad ilişkisine verilmeye çalışılan bir yanıttır. Daha doğrusu ABD’nin Çin’e yanıtıdır.

Tıpkı, ABD’nin Avustralya’ya 250 asker yerleştirmesi gibi, bu gelişme de Washington’un Pekin’in hamlelerine yanıtıdır.

Hamle yapan Çin, hamlelere yanıt peşinde olan ABD’dir artık!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazete
30 Kasım 2011

, , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın