Archive for category Politika Yazıları

Sistemin 4. kuvveti de çürüdü

İşçi Partisi, Aydınlık gazetesi, Ulusal Kanal kanunsuz bir soruşturma nedeniyle basıldı ve 9 kişi gözaltına alındı. Olay dünyanın hangi ülkesinde olsa haberdir, üstelik büyük haberdir. Ancak bu haber Türkiye’nin “en büyük” dört televizonunda yer bulmadı!

Gazeteciler korkuyor mu?

Bunu nasıl açıklamak gerekir? Erdoğan korkusuyla mı? Haberciliğe yönelik baskıların, gazetecileri otosansüre mecbur etmesiyle mi? Ya da işadamı olan gazete patronlarının hükümete mecbur olmalarıyla mı?

Pek çok gerekçe bulabiliriz. Ancak saydığımız hiçbir gerekçe meselenin esasına yanıt vermeyecektir.

Erdoğan meclisi

Basın dördüncü kuvvettir; yasama, yürütme ve yargı şeklindeki kuvvetler ayrılığının dördüncü ayağıdır. Peki birbirinin üzerinde olmayan bir prensibe dayalı kuvvetler ayrılığında durum nedir?

Yasama organı TBMM, Erdoğan‘ın şahsi tercihlerine göre şekillenmektedir artık. Belediyeden iş arkadaşları, davalarına bakan avukatları, cemaatlerden kardeşleri, listenin üst sıralarındalar. Yasamanın halini en iyi anlatan örnek Başbakan’ın cemaat kontenjanından TBMM’ye soktuğu Hakan Şükür‘dür. Türkiye’nin en kritik meselesi sorulan “milletvekili”nin yanıtı ibretliktir. “Ben bilmem, büyüklerim bilir.”

Ki bu prensip, aileden, cemaatten taşınarak TBMM’ye kadar getirilmiştir. Ailede “ben bilmem, beyim bilir”, cemaatte “ben bilmem, şeyhim bilir” diyen bu anlayış, Türkiye’nin yasama organındadır artık. ABD’nin AB’nin, başkalarının yasalarına bilmeden el kaldırmak, bundandır.

Yürütmenin başı aslında Obama!

Yargı BOP eşbaşkanlığının önündeki en önemli hedeflerden biriydi. Adım adım orayı da ele geçirdiler. Anayasa mahkemesi, ardından HSYK… Yeni HSYK’nın belirlediği Yargıtay ve Danıştay üyeleri de, Bülent Artınç‘ın sınıf arkadaşlarını seçti bu kurumların başına!

Gelelim yütütmeye… Yürütmenin başı BOP Eşbaşkanı olduğunu söylüyor. Haliyle gerçek yürütme, bu durumda Ankara yerine Washington oluyor. Washington Libya diyor, bizim “yürütme” karargâh kuruyor; Washington Suriye diyor, bizim “yürütme” savaşa hazırlanıyor…

Sistem çürüdü

Daha fazla olguya ya da uzun tahlillere hiç gerek yok, herşey ortada: Yasaması, yürütmesi, yargısı bu haldeki bir sistem çürümüştür, çökmüştür!

Çürüyen, çöken bir sistemin dördüncü kuvveti de haliyle çürür ve çöker.

Sistem çürümemiş, çökmemiş olsa gazeteci ne Erdoğan’dan korkar, ne kendine otosansür uygular…  Patronunun işten atmasından da çekinmez! Çünkü gazetecilik bir namus işçiliğidir aynı zamanda.

Ama sistem çürüyünce, gazetelerde gazeteci de barınamıyor artık; o köy bu köy diyerek süre dolduruyor.

Dolayısyla haberi görmeyen gazetelere gerekçe diye en başta saydıklarımız, aslında sistemin çürümesinin bir tezahürüdür, sonucudur.

Ama her çöküntü, daha iyinin de zeminidir aynı zamanda!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Ağustos 2011

, , , ,

Yorum bırakın

Kandil operasyonu ne anlama geliyor?

Başbakan Erdoğan‘ın “bıçak kemiğe dayandı” sözlerinden sonra Kandil’e “hava harekatı” düzenlenmesi, AKP’nin terörle mücadelesi olarak sunulmaya çalışılıyor.

Oysa AKP iktidarının Washington’a çıpalı politikalarının en başında, TSK’ya sınır ötesi operasyon izni vermemek var! Cumhurbaşkanı Abdullah Gül‘ün ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell‘la imzaladığı anlaşma buna örnek.

ABD: Türkiye’ye savunma hakkı tanıdık

Peki bu durumda Kandil’e düzenlenen hava harekatı ne anlama geliyor?

Gelin bu sorunun yanıtını biz değil, ABD resmi makamları versin:

“ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Victoria Nuland, PKK kamplarına yönelik hava harekatıyla ilgili olarak, ‘ABD’nin, Türkiye’nin terörist saldırılara karşı kendini savunma hakkını tanıdığını’ söyledi.” (Star, 20.8.2011)

Peki ABD, bunca yıldır Kuzey Irak’tan uzak tuttuğu TSK’ye bu kez neden itiraz etmiyor, hatta neden “böyle bir hakkının olduğunu” belirtiyor?

Üstelik daha 2008 yılındaki sınır ötesi operasyon baskısı henüz tazeliğini koruyorken… Anımsanacaktır: Hükümet 2008 yılında, kamuoyundan gelen baskılar nedeniyle TSK’nin sınır ötesi operasyon talebine engel olamamış ancak ABD Savunma Bakanlığı’nın “bir an önce çıkın” açıklamasını Genelkurmay Başkanlığı’na karşı kullanmıştı!

Kandil – Suriye bağı

ABD’nin AKP’ye PKK operasyonu izni vermesi Washington’un Suriye planlarıyla ilgilidir.

Açalım:

1- Kandil’e hava harekatı, sonuç alıcı bir operasyon değildir; sınır ötesi operasyon hiç değildir!

2- Kandil’e operasyonda gerçek hedef PKK değildir. PKK hedef olsa Kandil operasyonunum kurmay başkanı tutuklanmaz!

3- Kandil’e operasyon, Suriye’ye savaş açacak hükümete kamuoyu desteği sağlama çalışmasıdır. “Kürt Açılımı” nedeniyle milliyetçi karnesi sıfır dolu olan Erdoğan‘ın, terörle mücadele görüntüsüne ihtiyacı vardır.

4- Erdoğan‘ın Somali çıkartması da aynı nedenledir. Tarihte savaş hazırlığı yapan her aktör, işe “barış” görüntüleriyle başlar.

5- Kuzey Irak, artık ana cephenin sadece bir bölgesidir. ABD’nin planladığı savaşın ana cephesi, “İran’ın batısı, Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyi ile Türkiye’nin güneydoğusunu” kapsamaktadır. İran bu ana cephede inisiyatif geliştirmek üzere Kuzey Irak’a operasyon düzenlemektedir.

6- PKK’yi Suriye’nin kışkırttığı yalanları da bunun içindir. Şam’ın PKK’yi kullandığı, Türkiye’ye PKK üzerinden yanıt verdiği gibi yalanlar, kamuoyunu Suriye’ye saldırıya alıştırma, desteğini alma amaçlıdır.

K.Irak değil Suriye operasyonu

ABD’nin PKK’ye karşı AKP’ye “sınırlı” operasyon izni vermesi ve bu izin doğrultusunda TSK’nin Kandil’e hava harekatı düzenlemesi, Türkiye’nin gerçek tehdide karşı gözlerini kapatmasından başka bir anlama gelmemektedir.

ABD’yi hedef almayan Kuzey Irak operasyonu kaçınılmaz olarak Suriye operasyonuna dönüşür!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Ağustos 2011

, , ,

Yorum bırakın

ABD Aydınlıkçıları geçmeden Suriye’ye saldıramaz

ABD, AKP hükümeti üzerinden yine İşçi Partisi, Aydınlık gazetesi ve Ulusal Kanal’a operasyon düzenledi. Emperyalizm, Erdoğan’ın suç kasetlerini arıyor!

ABD ne zaman bölgeye abanmaya kalksa, önce İşçi Partisi, Aydınlık ve Ulusal Kanal’la hesaplaşmaya soyunuyor. Çünkü emperyalist ABD’nin bölge planlarının önünde en sağlam İşçi Partisi, Aydınlık ve Ulusal Kanal duruyor!

Bu saldırılardan en önemli üç tanesi anımsayalım:

Sosyalist Parti ve Kardeşlik Projesi

ABD yirmi yıl önce Irak’ın kuzeyinde kukla devlet kurmak üzere bölgeye ilk girmeye hazırlandığında, önce İşçi Partisi’ni (Sosyalist Parti) hedef almıştı. Çünkü İşçi Partisi’nin “Kardeşlik Projesi”yle hesaplaşmadan, kukla bir Kürt devleti kuramayacaktı!

ABD emperyalizmi, dünyada yükselen bir eğilim içindeydi; 2-3 yıllık sürece yayılan bu mücadele içinde maalesef hem Sosyalist Parti bir operasyonla kapatıldı, hem de “Kardeşlik Projesi” rafa kalktı.

Ancak Aydınlıkçılar asla pes etmedi! Mücadeleye yeni araçlarla devam etti.

1 Mart tezkeresi

ABD, 2003 yılında Irak’a kuzeyden cephe açmak bahanesiyle Türkiye’ye 80 bin asker yerleştirmeye kalktığında, karşısında yine
Aydınlıkçılar vardı.

Aydınlıkçılar, 1 Mart tezkeresinin önünde siper oldular. Aylarca hem süren pazarlıklara mercek tuttular, hem de tezkerenin geçmesinin doğuracağı sonuçları kamuoyuna sundular. Ve Aydınlıkçıların bu büyük ve kararlı mücadelesi, Türkiye’de çok geniş bir muhalefet oluşturdu ve 1 Mart tezkeresi TBMM’den geçmedi!

Dönemin pek çok TBMM üyesi, bu büyük mücadelede Aydınlıkçıların hakkını teslim ettiler. Bu öyle güçlü bir mücadeleydi ki, Recep Tayyip Erdoğan, grup toplantılarında milletvekillerini Doğu Perinçek’ten etkilenmekle suçluyordu!

Ergenekon süreci

2001 yılında hazırlanan ancak 2007 yılında uygulamaya konulan Ergenekon operasyonunda önce İşçi Partisi ve Aydınlıkçılar hedef alındı. Çünkü ABD biliyordu ki, Aydınlıkçıları aşmadan, operasyonun diğer hedeflerine yönelemeyecekti; Aydınlıkçıları aşmadan Türkiye’de TSK teslim alınamazdı, Aydınlıkçıları aşmadan yargı ele geçirilemezdi vs.

Çünkü Aydınlıkçılar, Türkiye’nin hedef alınmasının önünde 40 yıldır siperdiler!

Suriye’ye saldırı hazırlığı

İşte ABD şimdi yine Aydınlıkçılara saldırıyor. Çünkü hedefte Suriye var.

Bölgeyi yangın yerine çevirecek bu sürece Aydınlıkçılar yine en başından beri direniyor. Suriye’ye yönelik komploları açığa çıkarıyor. Beşar Esad karşıtı rejim muhaliflerini Antalya’da toplayan AKP’yi teşhir ediyor. Sınırdan Suriye’ye sokulan ve Suriye güvenlik kuvvetlerine karşı kullanılan silahları ortaya çıkarıyor. Washington’un Şam’a mesajlarına aracılık yapılmasına itiraz
ediyor.

Birlik ve kardeşlik mücadelesi

ABD’nin hedefinde Suriye var ama asıl hedef Türkiye!

ABD Türkiye’de Türk ile Kürt’ü; bölgede Türk ile Arap’ı, Türk ile Acem’i, Kürt ile Arap’ı karşı karşıya getirmeye, birbirine düşman etmeye çalışıyor.

İşte Aydınlıkçılar hem içeride hem de dışarıda birlik ve kardeşlik çizgisini en kararlı bir şekilde savunuyor.

ABD, Aydınlıkçıların birlik ve kardeşlik tutumunu hedef almak için, binalarında kaset arıyor!

Yine Aydınlıkçılar kazanacak!

Irak’ın bölünmesinin Türkiye’nin bölünmesi olduğunu” bilen Aydınlıkçılar, “Suriye’nin bölünmesinin, yine Türkiye’nin parçalanmasına dönüşeceğini” en baştan tespit ediyor ve bu tezgâha yine siper oluyor.

İşte Emperyalizm, bu yüzden Aydınlıkçıların binalarında “kaset” arıyor!

Çünkü Emperyalizm, Aydınlıkçıları aşmadan Suriye’ye saldıramaz ve Türkiye’yi parçalayamaz!

Üstelik bu kez ABD yükselen değil inişe geçen, baş aşağı giden bir kuvvet!

Bir kez daha biz kazanacağız!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Ağustos 2011

, , , ,

Yorum bırakın

AKP ve PKK karşıt değil, bütünleyendir

Başbakan Erdoğan’ın “bıçak kemiğe dayandı” sözleri, bazı kesimlerde 9 yıllık unutkanlık yaratıp, her nasılsa beklenti oluşturdu!

En son söyleyeceğimizi en baştan söyleyelim: AKP ve PKK birbirine karşıt değil, birbirinin bütünleyenidir! Son tahlilde her ikisi de Washington’a uyumlu olmak durumundadır. Çünkü ABD’nin ana stratejisinde, birbirlerini tamamlayarak ilerlemektedirler.

İki örnekle açalım:

Evet + boykot = çözüm

AKP Kürt açılımını başlattıktan kısa bir süre sonra KCK davası başlamıştı. Ancak bu dava bile “stratejik müttefikler”i iki yıldır karşı karşıya getirmedi!

12 Eylül halk oylaması öncesinde, AKP “evet”, BDP “boykot” demişti. Görünürde karşıt gibi duran bu yaklaşımların aslında bütünleyen olduğunu, halk oylamasına kısa bir süre kala BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş şu sözlerle formüllendirmişti:
“Evet + boykot = çözüm.”

Hiç bir formül, AKP ile PKK’nin nesnel konumlanmalarını bu kadar net ortaya koyamaz!

Öcalan’a özgürlük kampanyası

Bu bütünleyen olma durumunu anlamamızı kolaylaştırak bir başka süreç de, AKP’nin hem Kandil’le hem de İmralı’yla yürüttüğü
“mutabakat” sürecidir.

Mutabakatı, biz değil taraflar söylüyor! Erdoğan-Gül ikilisi ABD Başkanı Obama’nın isteğiyle hem “Kürt Açılımı”nı hem de İmralı ve Kandil görüşmelerini başlatmıştı.  Görüşmelerin 12 Eylül 2010 halk oylamasından önce müzakereye, 12 Haziran 2011 Genel Seçimleri sonrasında da mutabakata dönüştüğü bilgisi gazete arşivlerindedir.

Öcalan son olarak, mutabakat konularının işlerliği ve rolünü sürdürmesi için de “özgürlüğünü” şart koştu.

Cemaat: Öcalan muhatap değil partner

Öcalan’ın dayattığı şartla birlikte her iki taraf da harekete geçti:

DTK, 5. Genel Kurulu’nda yeni dönem stratejisini “özgür önderlik, özgür kimlik, demokratik özerklik” olarak belirledi; “Öcalan’a özgürlük inisiyatifi” kurdu.

BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, “Hükümet Öcalan’ın koşullarını düzeltmelidir. Açıktan müzakereleri yürütmelidir. Hatta özgürlüğü dahil omak üzere her şeyi tartışmalıdır.” dedi.

Öcalan’ın şartına destek öncelikle cemaatten geldi. Mümtaz’er Türköne, Öcalan’ın önünün açılmasını istedi: “Bugün, Öcalan‘ın hapishane şartlarının gözden geçirilmesi ve terörün azalması şartıyla dışarıyla aracısız ilişkiler kurması tartışılabilir. Öcalan‘ı ne yapmalı sorusunun cevabı, bir ikilemin konusu. Ya asmalı ya da önünü açmalı.”

Cemaatin etkin yazarlarından İhsan Dağı da koroya katıldı: “Devlet hâlâ ‘işi Öcalan’la bitirmek’ niyetindeyse, sevgili Mümtaz’er’in dile getirdiği ‘önünü açmak’tan fazlasını yapacaktır. Çünkü muhatabınızın hakikaten ‘muhatap’, sorunu çözücü, işinizi kolaylaştırıcı bir ‘muhatap’ olmasını istiyorsanız ona ‘destek’ de olursunuz böyle bir konuma ulaşması için. Artık muhatabınızla ‘partner’ olmuşsunuzdur. Devletin Öcalan’la ilişkisinin geldiği nokta budur.”

Ankara değil, Washington görüşmesi

Öcalan’la görüşme konusuna gelince… Kategorik olarak devletin Öcalan’a görüşmesine elbette itiraz etmiyoruz. İtirazımız, görüşmenin Ankara adına değil, Washington adına yapılıyor olmasına; devletin “ikinci bir otoriteyi” masanın diğer tarafı olarak kabul etmesine ve Öcalan’ın “partner” rolüne!

Ya Suriye’ye saldırı, ya PKK terörü

Peki bu durumda 12 şehit verdiğimiz son PKK saldırısını nasıl açıklayacağız?

Savaş lordluğuna soyunan Milliyet’in çizgisi bu konuda önümüzü açıyor. Milliyet’in Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Tezkan, PKK saldırısının Suriye’nin işi olduğunu iddia ediyor!

ABD, AKP’ye baskı uygulayarak Türkiye’yi Suriye’ye saldırtabilmek için her yola başvuruyor! Dayatma ortada: Ya Suriye’ye saldıracaksın, ya da iç savaşla uğraşacaksın deniliyor!

Son olarak şunu da belirtelim. Bölgedeki savaşın cephesi, İran’ın batı topraklarını, Irak’ın kuzeyini, Türkiye’nin güneydoğusunu ve Suriye’nin kuzeyini kapsıyor. Bu durum, Kuzey Irak’a girmekle Suriye’ye girmek arasındaki farkı azaltıyor.

Bu konuyu daha derinlemesine inceleyeceğiz.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Ağustos 2011

, , , ,

Yorum bırakın

‘Şii hilali’ yalanı

ABD’nin Suriye’ye saldırı hazırlıklarıyla birlikte, “Şii hilali” merkezli değerlendirmeler de arttı. Hilal dedikleri, “Şii İran’ı, Şii nufus çoğunluklu Irak’ı, Alevi azınlığın yönetttiği Suriye’yi ve Lübnan’ı” kapsayan bir hat. Bu iddiaya göre Tahran hilalle Sünni dünyayı kuşatıyor!

ABD’nin ‘Şii hilali’ kavramı

“Şii hilali” kavramı ilk olarak Ürdün Kralı Abdullah tarafından 2004 Aralık’ında kullanıldı. Ardından Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı El-Faysal da, “Şii hilali” kavramını Tahran’ı suçlama amaçlı kullandı. Mübarek, daha da ileri giderek, Ortadoğu ülkelerindeki Şii’lerin kendi ülkeleri yerine İran’a bağlılık duyduğunu ileri sürdü.

ABD’ye yakınlığıyla bilinen Abdullah, Mübarek ve El-Faysal’ın bu kavramı kullandığı süreçte, ABD’nin Irak’ta bataklığa saplanmaya başladığını özellikle not edelim.

ABD adına dile getirilen ve bölge ülkelerine baskı amacı taşıyan “Şii hilali” saldırısı, İran tarafından o dönemde sert bir şekilde yalanlanmıştı. Hem dini lider Ayetullah Hamaney hem Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, “Şii hilali” kavramının Batı kaynaklı olduğunu ve bölge ülkelerini karşı karşıya getirmeyi hedeflediğini dile getirmişlerdi.

ABD “Şii hilalı” tezini, şimdi yine, bölgede mezhep kışkırtıcılığı yapmak için piyasaya sürüyor. Eski bir ABD kartı olan “mezhep kışkırtıcılığı”, geçmişte SüperNATO üzerinden Türkiye’ye de denenmişti. Çorum, Malatya, Maraş ve Sivas katliamları, ABD’nin Alevi-Sünni çatışması tezgahlarıydı.

ABD karşıtı blok

“Şii hilali” havramı şimdilerde yeniden tezgaha sürüldü.

Çünkü tek tek ülkelerdeki iç gelişmeler ve ABD’nin izlediği siyasetler nedeniyle, bölgede Tahran-Bağdat-Şam ekseni pekişiyor. Bu eksenin olgularını Aydınlık uzun süredir yayımlıyor.

İşte ABD’nin korkusu, bu eksenin gittikçe derinlik kazanması ve bölgede bir blok haline gelmesi…

Süreci gören Washington’un eksene zaman zaman nafile müdahaleleri de oldu. Örneğin AKP hükümeti üzerinden kotarılmaya çalışılan “Ortadoğu Birliği” girişimi, “Sünni Türkiye’nin Suriye ve Lübnan’ı İran’dan kopartma” planıydı… Koşullar bu oyunun uzun süre oynanmasını engelledi.

Mezhepler değil çıkarlar belirler

Devletlerarası ilişkiler, devletlerin çıkarına dayanır. Devlet ve millet çıkarını bir yana bırakarak, ilişkilerin toplamını salt mezhepsel ilişkilerle açıklamak bilimsel değildir.

Tek başına İran’ın Filistin’e, Hamas’a verdiği açık destek örneği bile Tahran’ın mezhep bağı üzerinden politika yapmadığını ortaya koyar. Çünkü Hamas Sünni’dir!

Kaldı ki, Suriye’yi Nusayrilerin (Arap Alevileri) yönettiği de doğru değildr. Suriye devleti ve Baas partisi, Esad ailesi dışında aslında Sünni’dir.

Devletlerarası ilişkilerde elbette araç olarak dinsel ve kültürel öğeler değerlendirilir ancak bu hiçbir zaman belirleyici olamaz.

Tahran’ı bugün Bağdat ve Şam’la buluşturan Şiilik değil, bölgesel zorunluluktur, yani ABD’nin tehdididir. Ki o zorunluluğun doğal üyesi de nesnel olarak “sünni Türkiye”dir! Çünkü ABD emperyalizmine karşı birleşmek, birlikte hareket ermek, birbirine dayanmak, biricik çözümdür.

Bölgede Sünni-Şii ayrışması üzerinden inşa edilecek her politika, bölge ülkelerinin değil, ABD ve müttefiklerinin yararına olacaktır.

Ki ABD sadece mezhepleri birbirine kışkırtmayı değil, mezhepleri kendi içinde de birbirine düşürmeyi hedefliyor. Bunun en somut göstergesi, Suriye’de Vahabi (Selefi) Sünni’liğin, Vahhbi olmayan Sünniliğe saldırmasıdır.

Çünkü ABD kaybediyor…

Yukarıda not ettiğimiz gibi, “Şii hilali” kavramı, ABD’nin Irak’ta bataklığa saplanmaya başladığı süreçte çaresizce ortaya atılmıştı.

Kavramın şimdi de, İran’ın bölgede inisiyatif kazandığı bir süreçte gündeme gelmesi bu bakımdan anlamlıdır.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi s:7
17 Ağustos 2011

, , , , ,

Yorum bırakın

İran’ın Kandil operasyonunun anlamı

“Karayılan yakalandı mı, yakanmadı mı” bulmacasının yaratığı sis perdesini aralayıp, İran’ın Kandil operasyonunu incelemeliyiz. Çünkü Tahran’ın bu hamlesi, Karayılan’ı yakalamaktan ve törerle mücadele etmekten öte anlamlar taşıyor:

Bağdat’ı Washington’dan koparıyor

1..) Tahran’ın Kandil operasyonu, Bağdat’ı  Washington’dan koparıyor. İran inisiyatif aldıkça, ABD geriliyor; ABD geriledikçe, Bağdat’ın önü açılıyor.

Bu güç değişiminin iki önemli sonucu oldu: Birincisi, İran-Irak-Suriye-Lübnan güzergâhlı 5 bin 600 km’lik bir doğalgaz boru hattı anlaşmasının imzalanmasıydı. İkincisi ise Bağdat’ın “ABD’nin Irak’tan asker çekmeye yanaşmayan yeni tutumuna” yüz vermemesiydi. Maliki hükümeti, Pentagon’un baskısına direndi. Sadr, 2011 Aralık’ından sonra tek bir ABD askeri istemediklerini “ölüm tehdidiyle” birlikte ilan etti.

Tahran ile Bağdat’ın eksen oluşturan ilişkileri özellikle son bir yılda ivmelendi: ABD’nin Allavi seçeneğine karşı Maliki hükümetinin kurulması için güçbirliği yapıldı. İki ülke arasında hacmi 30 milyar doları bulacak anlaşmalara imzalar atıldı. Irak Genelkurmay Başkanı’nın ağzından “bölge güvenliği için İran’la stratejik işbirliği” yönelimi ilan edildi.

ABD toprağına müdahale

2..) Tahran’ın Kandil’e, yani Kuzey Irak’a müdahalesi, fiilen ABD toprağına müdahaledir! Çünkü Kuzey Irak, ABD’nin 1991’de fiilen kurduğu kukla devletinin coğrafyasıdır.

Türkiye o coğrafyaya AKP hükümetinin Washington’a çıpalı siyasetleri nedeniyle uzun zamandır giremiyor, terörle sınır ötesinde mücadele edemiyor. Son olarak artan kamuoyu baskısı neticesinde, 2008 yılında ancak sınırlı ve süreli olarak girilebilmişti.

TSK’nin her operasyon ihtiyacı belirdiğinde, AKP yandaşları “ABD ne der” yapay endişesini kamuoyuna pompaladı!

Yapay diyoruz çünkü ABD, İran’ın Kandil operasyonuna doğru düzgün tepki bile veremedi. Washington, Tahran’a, “sınır sorunlarını silahla değil, Bağdat’la müzakere ederek çöz” demekten öteye gidemedi. Çünkü ABD siyasi, askeri ve ekonomik olarak baş aşağı gitmektedir. Korkulacak kuvvet değildir!

BOP’a yanıt

3..) İran’ın Kandil operasyonu, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’ne yanıttır. Büyük Ortadoğu Projesi’nin temel hedefi, ABD’nin fiilen kurduğu Kürt devletini, Türkiye’ye doğru genişletmek ve resmileştirmektir.

Türkiye bu plana AKP öncesinde kararlılıkla direniyor, hatta Ankara-Tahran-Şam ekseni oluşturarak, fiili mücadele örgütlüyordu. Türkiye’ye AKP darbesiyle birlikte, bu eksen de yavaş yavaş silindi.

İşte Tahran, Kandil operasyonuyla ABD’nin Kürt devletine ve Büyük Ortadoğu Projesi’ne müdahale etmektedir. Operasyon, tek başına bu nedenle bile Türkiye’nin yararınadır!

Suriye’ye saldırı hazırlığına yanıt

4..) İran’ın Kandil’e operasyonu, ABD’nin Suriye’ye saldırı hazırlığına yanıttır.

Ahmet Davutoğlu’nun Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’la görüştüğü saatlerde İran’ın Fars Haber Ajanı’nda yer alan bir açıklama dikkat çekciydi. İran Devrim Muhafızları Ana Karargahı’ndan üst düzey askeri bir istihbaratçıya ait olduğu belirtilen isimsiz açıklamada, “ABD ve Türkiye’nin Suriye’ye saldırması halinde, İran’ın Kuzey Irak’ı Afganistan’a çevireceği, ABD ve Türkiye’nin bölgedeki askeri ve ticari üslerini hedef alacağı” belirtiliyordu. İranlı üst düzey askeri yetkili, “Kandil başta olmak üzere PKK/PJAK denetimindeki bölgenin, İran devleti için Suriye’ye açılan bir kapı olduğunu, bu nedenle Kandil konusunda ısrarcı olduklarını” vurguluyordu.

AKP pazarlıkta, İran Kandil’de

5..) İran’ın Kandil operasyonunun bizi en çok ilgilendiren yönü ise AKP’nin tutumudur. Erdoğan-Gül ikilisinin, ABD Başkanı Barrack Obama’nın isteğiyle 2009 yılında başlattığı “Kürt Açılımı” Kandil’le pazarlık noktasına kadar geldi.

2009 yılında Kandil’le ve Öcalan’la ayrı ayı yürütülen görüşmeler önce müzakereye sonra da mutabakata dönüştü. Öcalan, son olarak “Barış ve Anayasa Konseyleri” kurulması konusunda mutabakata vardıklarını da açıkladı.

Kandil’le süren pazarlıkların da gelip düğümlendiği nokta “Öcalan’ın özgürlüğüdür.”

BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş “Hükümet Öcalan’ın koşullarını düzeltmelidir. Açıktan müzakereleri yürütmelidir. Hatta özgürlüğü dâhil olmak üzere her şeyi tartışmalıdır.” diyebilmektedir.

Cemaat de, Mümtaz’er Türköne’nin ağzından pazarlığa açık destek vermektedir: “Bugün, Öcalan‘ın hapishane şartlarının gözden geçirilmesi ve terörün azalması şartıyla dışarıyla aracısız ilişkiler kurması tartışılabilir. Öcalan‘ı ne yapmalı sorusunun cevabı, bir ikilemin konusu. Ya asmalı ya da önünü açmalı.”

AKP-Cemaat ittifakına göre yanıt belli: Asılmayacağına göre serbest bırakılmalı!

İran-ABD savaşının ismi: Kandil

Sonuç olarak İran ordusunun Kandil operasyonu, İran-ABD savaşının şimdiki ismidir! Bu savaşta yükselen kuvvet İran, inişe geçen kuvvet ise ABD’dir.

Irak ve hatta Mübarek’siz Mısır, bu değişime uygun konumlanmakta ve ABD yerine İran’a yaklaşmaktadır.

İran-Irak-Suriye ekseni, Lübnan ve Mısır’ı da kapsayarak Libya’ya kadar uzanmaktadır.

ABD Suriye’ye saldırsa da, saldırmasa da, bu coğrafyada yenilecektir. Artık mesele, ABD’nin yenilgisine ortak olmamaktadır.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Ağustos 2011 

, , , , , ,

Yorum bırakın

Irak’ın Suriye’ye desteği ne anlama geliyor?

Birkaç haftadır, bölgedeki bazı somut gelişmelere dayanarak “İran’ın Irak’ta inisiyatif aldığını, İran ordusunun kuzey Irak operasyonunun Bağdat’ı Washington’dan kopardığını” yazmıştık.

Irak Başbakanı Nuri Maliki’nin Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a destek açıklaması, bu saptamamızı daha da kuvvetlendirdi. Maliki, Suriye’deki göstericilerden “devleti sabote etmemelerini” istedi.

Peki Maliki’nin Beşar Esad’a bu açık desteği bölgedeki gelişmeler ışığında nasıl okunmalı?

Öncelikle ABD işgali altındaki Irak’tan böyle bir çıkışın yükselmesi; Irak’ın 8 yıllık direnişinden, ABD’nin baş aşağı gitmesinden ve İran’ın bölgedeki aktif tutumundan kaynaklanmaktadır.

ABD-İran savaşı

Daha berraklaştırarak söylersek, bölgede ABD ile İran uzun süredir çatışmaktadır. Çatışmanın başında ABD’nin cephesinde İsrail, Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve körfez ülkeleri ile işgal altındaki Irak vardı. İran’ın cephesinde ise Suriye ve Lübnan bulunuyordu.

Ancak her iki cephede de önemli değişiklikler yaratan şu gelişmeler yaşandı:

1- Irak: Irak’taki son hükümet kurulma süreci, çok önemli bir güç mücadelesine sahne oldu. ABD ve Türkiye İyad Allavi’nin, İran ise Nuri Maliki’nin başbakanlığını destekledi. Bu çarpışma nedeniyle, Irak’ta hükümetin kurulması 9 ay gecikti.

2- Türkiye: AKP Hükümeti, Suriye ve Lübnan ile Ürdün’ü kapsayan, ikinci aşamada İsrail’i de içine alacak bir “Ortadoğu birliği”ne soyundu. O zaman da vurguladığımız gibi, BOP Eşbaşkanlığı’nın bu girişiminin temel hedefi, Suriye ve Lübnan’ı İran’dan kopartmaktı.

3- Enerji güvenliği: İran, Irak ve Suriye ile doğalgazının Akdeniz’e ulaştırılmasını sağlayan boru hattı anlaşması imzaladı. 5 bin 600 kilometrelik boru hattının güzergâhı, aynı zamanda ABD-İran savaşının da ön cephesini oluşturdu.

4- Kuzey Irak: İran ordusu, Kuzey Irak’a “çelik harekâtı” düzenledi. ABD, Tahran’ın kapsamlı operasyonu karşısında çaresiz kaldı; Tahran’ın sınır sorunlarını Bağdat’la müzakere etmesini istemekten öteye geçemedi.

5- Suriye: Rusya, Suriye’nin Tartus kentindeki deniz üssünü tahkim etti. Ardından Suriye’nin Lazkiye kentinde kurulacak askeri üsse, İran’ın katkısı gündeme geldi.

6- Mısır: ABD, Mübarek’in halk hareketiyle devrilmesine engel olamadı. Washington, “Mübarek’i verip rejmi kurtarmaya” yöneldi. Ancak Mübarek’siz Mısır, İran’la diplomatik ilişkileri yeniden kurma adımları attı, Süveyş Kanalı’ndan İran askeri gemilerinin geçmesine izin verdi, Gazze kapısını araladı vs.

7. Lübnan: İsrail, tek yanlı olarak denizde münhasır ekonomik bölgeyi Lübnan’ın karasularına kadar genişletme planları yapmıştı. Lübnan Parlamentosu, buna karşılık olarak, İran’a kendi karasularında ve ekonomik bölgesinde doğalgaz arama imtiyazı verme kararı aldı.

ABD cephesi daraldı

İşte son 1 yıla damgasını vuran bu gelişmelerden sonra ABD ve İran cephelerinde önemli değişiklikler oldu. ABD’nin Mısır ve Irak’taki etkinliği önemli ölçüde geriledi. Bu iki ülke İran cephesine, daha doğrusu bölge cephesine kayma eğilimi gösterdi.

Başlıktaki sorumuza dönersek…

Irak’ın Suriye’ye desteği şu gerçeği gösteriyor: Emperyalizm, ancak zor kullanılarak püskürtülür!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetes / s: 7
15 Ağustos 2011 

, , , , ,

Yorum bırakın

TÜRKİYE EN MALİYETSİZ NASIL BÖLÜNÜR?

Times’in “Türkiye Suriye’ye 2 hafta süre verdi” şeklindeki haberi kuşkusız “kışkırtma” amaçlı. Ancak bu denli ciddi bir haberin hâlâ yalanlanmamış olması, Washington merkezli bir baskıya da işaret ediyor. Şöyle ki; aslında Türkiye Suriye’ye 2 hafta süre vermemiştir, ABD Türkiye’ye 2 hafta süre vermiştir!

Timesın “Esad’ın devrilmesini ancak Türkiye sağlayabilir” şeklindeki bu analiz-haberini, ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Victoria Nuland’ın Ahmet Davutoğlu’nu açığa düşüren açıklamasıyla birlikte değerlendirmek gerekir. Sözcü Nuland, daha bir gün önce “kendi mesajımızı götürdük” kaçışına sarılan Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nu “iki tarafın mesajlarını koordine ediyor” diye afişe etti!

Ancak daha önemlisi Nulandın şu sözleriydi: “Davutoğlu, Şam dönüşü Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile gerçekleştirdiği uzun telefon görüşmesinde Esad’a baskının arttırılmasını temin etmek için birlikte çalışmayı yeniden taahhüt etti.”

AKP’NİN ABD BAĞI

Meselenin özü, bu cümledeki “taahhüt” kelimesindedir. ABD Türkiye’yi Suriye ile savaşa zorlamaktadır, AKP de bu zor karşısında kıvranmakta ancak geçmişten gelen bağlar, anlaşmalar, sözleşmeler nedeniyle “yeniden taahhütler” vermektedir.

Kıvranma derken, AKP yönetiminin tercihinden değil elbette.; başta Aydınlık’ın Türkiye’nin ulusal çıkarlarını savunan “Suriye haberleri”nin yarattığı iklim koşullarında ortaya çıkan büyük itirazdan…

Bu büyük itiraz, AKP’yi “sabrımızın sonuna geldik” çizgisinden, 24 saat içerisinde “istediğimizi aldık” mevzisine geriletmiştir.

İşte ABD tam bu noktada hamle yapmış, Davutoğlu’nu “postacı” suçlamasının ortasında yakasından tutmuş, “yeniden taahhüt” almıştır!

ABD, TÜRKİYE’Yİ SURİYE’DE BÖLER

ABD Suriye’ye iki nedenle Türkiye‘yi kullanarak aldırmak istemektedir:

1.) ABD, 2003’te Irak’ta olduğu gibi bugün tek başına Suriye’ye saldıracak durumda değil. Libya’daki NATO çıkmazı ortada.

2.) ABD, Türkiye’yi Suriye’ye saldırtarak, Büyük Ortadoğu Projesi’ndeki nihai hedefine erişmeyi planlamaktadır. O hedef Türkiye’nin bölünmesidir!

ABD, BOP eşbaşkanlığı katından sıkıştırdığı Türkiye’yi Suriye üzerine sürerek, aslında Türkiye’nin de bölünmesini sağlamayı hesaplamaktadır. Suriye’ye savaş açacak Türkiye, kazansa da kaybedecektir. Çünkü Suriye’ye savaş; İran’la bir cephe, Kuzey Irak’la bir cephe, Araplarla bir cephe daha açılması, Türkiye’nin bölgeyle karşı karşıya gelmesi demektir. Böyle bir süreçten de en başta “Büyük Kürdistan” çıkar!

Ve ABD, bu durumda nihai hedefi olan Türkiye’yi kendisi için “en maliyetsiz” yolla parçalamış olur!

İSRAİL’DE SURİYE KOMPLOSUNA İTİRAZ SESLERİ

Yeri gelmişken belirtelim: İsrail’de bile aklı selim kimi sesler çıkmaya başladı ve Suriye’ye saldırının doğuracağı bölge yangınından en çok kendilerinin zarar göreceğini tespit etmeye başladı.

Çünkü açık görülmektedir ki, Suriye’ye saldırı bölgedeki tüm aktörleri karşı karşıya getirecek, sonuçta tüm coğrafyanın haritalarını değiştirecektir.

Türkiye de, AKP yüküne rağmen, bölgeyi ateşe düşürecek bu plana direnmeli ve teslim olmamalıdır.

Mehmet Ali Güller
Ayd
ınlık Gazetesi s:7
Ufuk Ötesi
13 A
ğustos 2011 

, , , , ,

Yorum bırakın

İSTİHBARAT YALANLARI

Pskolojik savaş aygıtı, AKP’nin ABD adına izlediği Suriye politikasına kamuoyu desteği yaratabilmek için çalışmaya başladı. Daha bir yıl önce ortak bakanlar kurulu toplantısı yapılan Suriye’ye düşmanlık yapmaya kamuoyuna ikna etmek için bakın ne yalanlar söyleniyor:

PKK’DEN, DAVUTOĞLU ZİYARETİNE SALDIRI’

Yalan 1:Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Suriye ziyareti öncesiPKK’nin Ergenekon’la irtibatlı olduğu ileri sürülen isimlerinden Fehman Hüseyin’den gözdağı gibi bir talimat geldi. İstihbarat birimlerince tespit edildikten sonra tüm birimlerin uyarıldığı mesaja göre, Doktor Bahoz veBahoz Erdal kod isimli Suriye uyruklu Fehman Hüseyin “Asker, polis, bürokrat farkı gözetmeksizin eylem yapın” talimatı verdi. (Star, 9 Ağustos 2011)

Gerçek 1:Fehman Hüseyin Suriyeli değil, Silopili! Deneyimli gazeteci Saygı Öztürk, Fehman Hüseyin’in Silopili olduğunu akrabalarına ve askeri kaynaklara dayanarak ortaya koyuyor. Ancak Fehman Hüseyin’in hem Suriyeli olduğu hem de Ergenekon’la irtibatlı olduğu yalanı uzun zamandır işleniyor ve ihtiyaç duyulduğunda “derin PKK, iki PKK” tartışmalarında kullanılıyor. AKP’nin PKK ile müzakere yürüttüğü “olumlu” süreçlerde bir PKK saldırısı olursa, bu Fehman Hüseyin üzerinden Ergenekon’a yıkılarak, PKK aklanıyor!

SURİYE, PKK’YE DESTEK VERİYOR’

Yalan 2:Geçtiğimiz hafta Başbakanlık’ta yapılan güvenlik toplantısına MİT’in Suriye ile ilgili raporu damga vurmuştu. Sözkonusu MİT Raporu’nda Suriye’nin PKK ile mücadele konusunda Türkiye ile işbirliğini kestiği ve tam tersine PKK’yi destekleyecek konuma geldiği vurgulanmıştı.MİT raporuna ayrıca bazı PKK liderlerinin 1999 öncesinde olduğu gibi Suriye’de saklanmaya başladığı da yansımıştı… MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın sunduğu rapora göre Kandil Dağı’ndaki 3800 PKK’linin 1500’ü Suriyeli. Başını Fehman Hüseyin’in çektiği grup şiddet yanlısı olarak biliniyor.” (Aktif Haber, 9 Ağustos 2011)

Today’s Zaman’dan Ercan Yavuz’un haberine göre 16 Temmuz’dan beri PJAK’ın Kandil’deki kamplarını bombalayan İran, yaptığı operasyonlar hakkında Türkiye’nin bilgi edinme talebini geri çevirdi. Suriye de PKK ile mücadele konusunda işbirliğini kesti.” (Aktif Haber, 9 Ağustos 2011; İngilizce aslı, Today’s Zaman, 5 Ağustos 2011)

Gerçek 2: Psikolojik savaş aygıtı, Suriye düşmanlığı yapabilmek için Beşar Esad’ın PKK’ye destek verdiği yalanını imal ediyor. Olası bir askeri operasyona şimdiden zemin oluşturmak için, PKK liderlerinin Suriye’ye geçtiği yalanı söyleniyor. Bir parça ciddiyet katabilmek adına da, geçmişteki gerçeklikten yararlanıp, “1999 öncesinde olduğu gibi” deniliyor. 1999 sonrasında tamamen ABD denetimine giren PKK’yi, Suriye’nin şimdi denetleyecek koşulları yok. Ayrıca, Şam karşıtı ayaklanma içinde PKK’nin desteklediği Kürt aşiretleri mevcut!

Öte yandan Türkiye lehine olan İran’ın PKK operasyonu da sanki Ankara’nın arkasından çevrilen bir iş gibi sunuluyor!

İRAN DEVRİM MUHAFIZLARI SURİYE’DE’

Yalan 3: “İran Devrim Muhafızları’na bağlı birlikler Suriye’ye geçti. Halka zulüm yapanlar asıl bunlardır.” (Derin Bakış Programı, STV, 10 Ağustos 2011)

Gerçek 3: Psikolojik savaş aygıtları, Suriye’yle birlikte İran düşmanlığı yaratabilmek için bu tip bir yalana sarılıyor. Gerçek, İran’ın Kuzey Irak’ta PKK’ye karşı çok kapsamlı bir operasyon yaptığı ve Türkiye’nin güvenliğini doğrudan ilgilendiren bir konuda Tahran’ın Ankara’ya nesnel olarak dostluk eli uzattığıdır.

SURİYE ORDUSU BÖLÜNDÜ’

Yalan 4:Beşar Esad Hama’da halka ateş açmak istemeyen Savunma Bakanı’nı görevden alıp, yerine Genelkurmay Başkanı’nı getirdi. Savunma Bakanı görevden alındıktan sonra ölü bulundu.” (9 Ağustos 2011 tarihli gazeteler)

Gerçek 4: Suriye Savunma Bakanı General Ali Habib, bu yalanın ardından ekranlara çıktı ve “yaşadığını, sağlık nedenleriyle görevden ayrıldığını” söyledi. Psikolojik savaş aygıtının bu yalanla hedefi, Suriye ordusunun bölündüğünü düşündürtebilmek… Esad’ı bakanını öldüren bir diktatör olarak resmetmek de ikincil bir hedef.

AYDINLIK’IN TARİHSEL ÖNEMİ

Türkiye’yi ABD-İsrail ekseninde komşularıyla düşman yapacak bir sürece dur demek şimdi en büyük görevdir. Böyle zamanlarda Aydınlık daha da önem kazanıyor. Türkiye’nin en kritik dönemlerinde Aydınlık’ın gerçek haber anlayışı bu tip psikolojik savaş aygıtlarına hep dur demiştir.

Aydınlık Suriye konusunda da en başından beri gerçekleri kamuoyunun önüne getirdi; AKP’nin rolünü, ABD planlarını teşhir etti.

İstihbarat yalanlarının daha da artacağı böyle kritik zamanlarda, Aydınlık’ı sadece okumak değil, okutmak da gerekir.

Mehmet Ali Güller
Ufuk Ötesi
Ayd
ınlık Gazetesi s:7
12 Ağustos 2011

, , ,

Yorum bırakın

BÖLGENİN DÜĞÜMÜ: KUZEY IRAK

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’la yaptığı 6.5 saatlik görüşmenin esasını, en çok şu cümle ortaya koyuyor: “Türk Dışişleri Bakanı Davutoğlı, Suriye ve Türkiye arasındaki stratejik ilişkilerin kat ettiği sürecin; iki ülke yönetimlerinin, iki ülkeden birinde yaşanan bir durumu diğerinin iç meselesi olarak düşünmelerine yol açtığını belirtti. Davutoğlu; Türkiye’nin Suriye’de yaşanan durumları iç mesele olarak gördüğü gibi Suriye’nin de Türkiye’nin karşılaştığı bir olayı aynı itibarla gördüğüne işaret etti.

Anlaşılan o ki, “sabrımızın sonuna geldik, Suriye iç meselemiz” türünden BOP eşbaşkanlığı diklenmeleri, sonuç getirmedi.

SURİYE GERİ ADIM ATMAYACAK

Bizi bu değerlendirmeye götüren iki sözü daha var Davutoğlu’nun. Birincisi, “hiç kimseden hiçbir mesaj taşımadığını” söylemek zorunda kalmasıydı. İkincisi de, “yönetimin kararlaştırdığı reform adımlarını uygulamasının ardından, Suriye’nin Esad yönetiminde Arap aleminde bir model teşkil edeceğini” vurgulamasıydı. Demek “Esad mutlaka gitmeli” noktasından da geri dönüldü!

Tüm bu geri adımların Esad’ın Davutoğlu’na açık olarak söylediği “silahlı terör gruplarına tolerans tanımayacağız” cümlesinden sonra gelmesi, devlet yönetiminde “kararlılığın” önemine işaret ediyor!

İRAN’IN YANITI K. IRAK’TAN

Henüz 6.5 saatlik görüşmenin notları kamuoyuna yansımadan önce, İran Devrim Muhafızları’nın haber ağında dikkat çeken bir yazı yayımlandı. İran Devrim Muhafızları Ana Karargahı’ndan üst düzey askeri bir istihbaratçıya ait olduğu belirtilen isimsiz bir açıklamada, “Suriye’ye saldırması halinde Türkiye’nin (Kuzey Irak’ta) hedef alınacağı” belirtildi.

İranlı yetkili, “ABD ve Türkiye’nin Suriye’ye saldırması halinde, Kuzey Irak’ı Afganistan’a çevireceklerini, ABD ve Türkiye’nin bölgedeki askeri ve ticari üslerini hedef alacaklarını” söyledi. İranlı üst düzey askeri yetkili, “Kandil başta olmak üzere PKK/PJAK denetimindeki bölgenin, İran devleti için Suriye’ye açılan bir kapı olduğunu, bu nedenle Kandil konusunda ısrarcı olduklarını” da ekledi.

Açıklama, ilginçtir, ilerleyen saatlerde yayından kaldırıldı. Ağ, açıklamanın yanlışlıkla yayınlandığını, Devrim Muhafızları’nın görüşlerini yansıtmadığını belirtti. Kimbilir, Şam’dan gelen bilgiler, belki de yazıyı gereksiz kıldı.

Yazının sahibiyle, neden yayınlandığı ya da kaldırıldığıyla ilgilenmiyoruz. Ama yazının içeriği önemli!

İRAN PKK’YLE DEĞİL, ABD’YLE ÇATIŞIYOR

Bölgenin ABD’yle çelişmesinin düğümlendiği adres Kuzey Irak’tır! Çünkü Kuzey Irak, ABD’dir, İsrail’dir! Çünkü Kuzey Irak, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin temel hedefidir!

ABD 1991’de fiilen kurduğu Kuzey Irak’taki Kürt devletini 20 yılda resmileştiremedi. Çünkü bu devletin yaşaması, esas olarak Türkiye’ye sonra da İran’a bağlı. Dolayısyla düğümün nasıl çözüleceği Türkiye ile İran’ı müttefik de yapar, düşman da…

Mevcut ABD planına göre Kuzey Irak’taki yapının Türkiye’ye doğru genişletilerek “Büyük Kürdistan” kurulması isteniyor. Aynı zamanda Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açılması planlanıyor.

İran’ın ABD nüfuz alanı olan Kuzey Irak’a, PKK/PJAK nedeniyle operasyon yapması, işte bu planla ilgili… Dolayısıyla İran aslında PKK’yle değil, doğrudan ABD’yle çatışıyor!

SURİYE VE KUZEY IRAK CEPHELERİ

Bölge ile ABD arasındaki çelişmenin Suriye ve Kuzey Irak cepheleri, birbirine sıkı sıkıya bağlı.

ABD’nin Kuzey Irak planı gerçekleşirse, Suriye de, İran da, Türkiye de düşer. Suriye düşerse, Kuzey Irak Türkiye’ye genişler!

Ancak İran’ın ve nesnel olarak Türkiye’nin planı gerçekleşirse, bölge ABD’den kurtulur!

Tek sorun, Ankara’yı kimin yönettiği, daha doğrusu yöneteceği…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi / s:7
Ufuk Ötesi
11 Ağustos 2011 

, , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın