Archive for category Politika Yazıları
ABD’NİN SURİYE PLANI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Odatv Yazıları, Politika Yazıları on 10/08/2011
Önce üç saptama yapalım:
Birincisi, Başbakan Erdoğan’ın “sabrımızın sonuna geldik, Suriye bizim iç meselemiz” şeklindeki çıkışı, akılla, diplomasi bilmemezlikle, ciddiyetsizlikle açıklanamaz. Bu çıkışın tek açıklaması vardır: Tayyip Erdoğan BOP Eşbaşkanı’dır!
İkincisi, Erdoğan’ın bu “savaş kışkırtan” açıklaması, en çok İsrail’i memnun etti. Bir kez daha ABD-İsrail-Türkiye ekseni adına bölgesel çıkış yapan Erdoğan, Türkiye’nin bölgedeki itibarını daha da düşürdü!
Üçüncüsü; ısrarla altını çiziyoruz: Baş aşağı giden ABD’nin, bölgeye ilişkin atak yapabilmesinin tek şartı, Türkiye’ye dayanmasıdır. AKP’nin ötesinde, Ankara’nın tümden ABD planlarına teslim olması, Washington’un adımlarını ve kararlarını belirleyecektir.
Bu üç saptamadan sonra ABD’nin Suriye planını incelemeye geçebiliriz.
ABD Suriye’ye saldırabilmenin koşullarını yaratabilmek için Nisan’dan bu yana uğraşıyor. Ancak koşullar ve zaman sürekli Washigntonûn aleyhine işledi.
ABD Türkiye’yi sürece dahil eden şu hamleleri sırasıyla denedi:
1. HAMLE: MUHALEFETİ BİRLEŞTİRMEK
Birinci hamle, Türkiye üzerinden Suriye muhalefetinin örgütlenmesiydi. Antalya’da muhalefet toplandı ancak çok parçalı muhalefet Batı’nın tüm gayretlerine rağmen birleştirilemedi.
2. HAMLE: HALKI SINIRA YIĞMAK
ABD’nin ikinci hamlesi, silahlandırdığı gruplar üzerinden yapacağı bir kışkırtıcı eylemle, halkın bölgeyi terketmek zorunda kalıp, sınırı geçip Türkiye’ye sığınmasıydı. AKP daha operasyon başlamadan çadırkent işine soyundu. Plan başta yürüdü. 15 bin Suriyeli sınırı geçip Türkiye’ye sığındı. Ancak Şam yönetimin doğru tutumu, halkını geri çağırması sonuç verdi ve çadıkkent tüm kışkırtıcı faaliyetlere rağmen gün geçtikçe geri dönüşlere sahne oldu. Şu anda yerleşimciler 5 bin civarında…
3. HAMLE: KENT DÜŞÜRMEK
ABD’nin üçüncü hamlesi, dayanak oluşturacak bir kentin ele geçirilmesiydi. Tıpkı Libya’da Bingazi’de olduğu gibi, muhalefetin kontrolüne geceçek bir kent karargah yapılacak ve oradan Şam’a yürünecekti.
Ancak Şam sağlam önlem aldı! ABD önce kuzeyden Cisrişugur’dan denedi, başaramadı. En güneyden Dara’dan denedi, aşiretleri geçemedi. Sonra merkezden Hama’dan denedi, ordu bastırdı. Şimdi de ülkenin doğusundan, Deyrelzor’dan deniyor ama yine sonuç alamıyor.
4. HAMLE: TÜRKİYE’YLE SICAK ÇATIŞMA
Bu üç hamleden sonuç alamayan ABD’nin şimdiki ve dördüncü hamlesi, Suriye’yi fiilen bir başka ülkeyle sıcak çatışmaya zorlamak. İşte burada AKP’nin devreye girdiği görülüyor. Yanlışlıkla düşecek bir top, istenmeden ateşlenecek bir silah gibi gerekçelerle tarihte savaşların çıktığı hep görülmüştür!
SURİYE DEĞİL BÖLGE YANAR!
Suriye konusu, ABD – İran savaşının ön cephesidir. ABD’nin Türkiye üzerinden yaptığı Suriye atağı, İran’ın Kuzey Irak üzerinden aldığı inisiyatife yanıt arayışıdır.
Öte yandan Suriye, Libya’dan farklı olarak Rusya için çok daha belirleyici öneme sahiptir. Suriye’nin Tartus limanındaki Rus deniz üssü, Rusya’nın denizaşırı iki üssünden biridir ve en önemlisidir! Bu durum, Moskova’yı BM Güvenlik Konseyi’nde, Irak ya da Libya kararlarından daha sağlam bir tutum almaya zorlayacaktır.
Dolayısıyla Türkiye, bu adımla sadece bölge ülkeleriyle değil, dünya ile de karşı karşıya kalacaktır.
Ayrıca ABD’nin Suriye’ye saldırısı Irak ya da Libya saldırılarından çok daha büyük bir sonuç yaratır. Suriye’ye saldırı, bölgesel bir savaşa yol açar. İsrail ve İran’dan başlayarak, bölgede pek çok devlet birbirine girer!
Org. Necip Torumtay’ın 20 yıl önce sadece Türkiye’yi değil, bölgeyi de bir ölçüde yangından kurtaran tutumu, bugün daha da büyük bir ihtiyaçtır.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi / s:7
10 Ağustos 2011
GENELKURMAY BAKANLIK’A NEDEN BAĞLANMAK İSTENİYOR?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Odatv Yazıları, Politika Yazıları on 09/08/2011
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, askerin darbe yapmasına engel olacak formülü buldu! AKP’ye seslenen Kılıçdaroğlu, “ver teklifi, Genelkurmay’ı Bakanlık’a bağlayalım.” dedi.
Başbakan’a bağlıyken (daha doğrusu sorumluyken) darbe yapan Genelkurmay, Savunma Bakanı’na bağlanınca, sanki darbe yapamayacak! Savunma Bakanlığı Başbakanlığa göre daha eli maşalı herhalde!
Bu formülün darbe karşıtlığıyla hiçbir ilgisi yok. Darbe karşıtlığı konusunda tek gerçek ölçüt var: Türk ordusunun NATO üyeliği! Bu soruya verilecek yanıt kişinin darbeye bakışını belirler. Çünkü Türk ordusu, ancak ABD ve NATO’yla darbe yapar!
DAYANAK 35. MADDE
Kılıdaroğlu bunu elbette bilir. Ancak CHP’nin başına geçtiğinden beri söyledikleri, başka hesapları olduğunu düşündürüyor. Yola 27 Mayıs eleştirisiyle çıkmıştı Kılıdaroğlu. Sonra 28 Şubat’a direnmedi diye Refahyol iktidarını eleştirdi. “Darbenin dayanağı 35. maddedir” diyip, kaldırılmasını önerdi. Profesyonel askerlik dedi, bedelli askerlik dedi… Hızını alamadı, askerliği önce 9 aya, sonra 6 aya indirmeyi savundu. Daha da tuhafı, öğrencilere yaz stajı şeklinde askerlik yapma sözü verdi!
TSK TERÖRLE MÜCADELENİN DIŞINA
Kılıçdaroğlu’nun ve Neo-CHP’nin “asker açılımı”nın bir paket olduğu anlaşılıyor. Örneğin bugün dayatılan bir konunun Kılıçdaroğlu tarafından aylar önce dile getirilmesi de dikkat çekici. Kılıçdaroğlu, 12 Mart 2011 günü “orduyu terörle mücadelenin dışına çıkaracağız” dedi!
Tam da bugünün AKP gündemi! Hükümet, orduyu törerle mücadelenin dışına çıkarıp, yerini polisle doldurmanın hazırlığında…
Tüm bu çakışmalar tesadüf mü? Gelin o zaman önce projenin ne olduğuna bakalım. Ama önce şu soruyu yazalım. Ordunun yerini kuvvet anlamında polis doldurabilir mi? Ve bunca yıl uğraşan AKP, fiilen Türk Ordusu’nu nasıl küçültür?
Yanıtlayalım: Kuvvet komutanlıklarını Genelkurmay’a bırakıp, genel komutanlıkları kendisine “tamamen” bağlayarak!
TSK’YE DIŞ GÖREV
Plan şu: Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı “tamamen” İçişleri Bakanlığı’na bağlanacak. İç Güvenlik, İçişleri’nin çatısı altında tek elde toplanacak. Sınır Güvenliği Genel Müdürlüğü kurulacak.
Peki, Kara-Deniz-Hava kuvvetlerinin bağlı olduğu Genelkurmay, daha doğrusu bölünmüş Türk ordusu ne yapacak? TSK’ye terörle mücadelede, bir süreliğine “destek” görevi verilecek; ardından TSK sadece dış savunmadan sorumlu olacak, daha doğrusu dış görevden…
İşte AKP açısından, daha doğrusu Washington açısından meselenin esası bu noktadır. Yani TSK’nin dış göreve sürülmesi!
AKP-CHP MUTABAKATI
Kılıçdaroğlu’nun söyledikleriyle AKP’nin planlarının bu denli örtüşmesi tesadüf mü? Gelin bu sorunun yanıtını, iki partinin “yemin krizini” aşmak üzere imzaladığı mutabak metninde arayalım. Siz hiç o metinde yemin kriziyle ilgili bir satır okumuş muydunuz? Aslında o metin, iki partinin anayasa konusundaki mutabakat metniydi.
En iyisi yazımızı AKP’nin anayasacısı Ergun Özbudun’un sözleriyle tamamlayalım: “Türkiye, dört sene önceye göre, asker-sivil ilişkilerinin demokratikleşmesi açısından büyük yol kat etti. Örneğin bizim taslakta Genelkurmay Başkanlığı’nı biz yine Başbakanlık’a bağlı tutmuştuk. O zaman bunun Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanmasını telaffuz edemedik. Daha ihtiyatlı hareket etmek zorundaydık. Ama köprünün altından çok sular aktı. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu da buna destek vereceğini söylüyor. Yani AK Parti ve CHP arasında asker-sivil ilişkileri açısından fazla görüş farkı yok. Bu konuda sorun çıkmaz.”
İşte bütün mesele bu! Yeni anayasa dedikleri de, zaten dört temel konunun “çözülmesidir”: Türklük-vatandaşlık tanımı, Türkiye’nin idari yapısı, TSK’nin durumu ve özerklik.
AKP bu dört konuyu, CHP’yle de, BDP’yle de teker teker mutabakatlar yapıp kotarmanın peşinde!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Ağustos 2011
ÇİN’DEN ABD’YE: ASKERİ HARCAMALARI KIS!
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Odatv Yazıları, Politika Yazıları on 08/08/2011
ABD’nin A’sının düşmesi, yani kredi notunun AAA’dan AA’ya gerilemesi, ekonomik bir göstergeden ziyade siyasal bir göstergedir! Bu not düşüklüğü Aydınlık’ta ısrarla vurguladığımız, ABD’nin “stratejik savunma” dönemine girmesinin ifadesidir.
Tersinden, ABD-Atlantik cephesi dışındaki dünyanın da atağa geçtiğinin işaretidir. Çeşitli ülke liderlerinin ABD’deki gelişmelere karşı kullandığı yeni üslup bile tek başına bunu ortaya koymaktadır:
ÇİN ABD’DEN BORÇ YAPILANDIRMASI İSTEDİ
Öncelikle belirtmek gerekir ki, ABD’nin notunu Standart&Poors’tan önce Çin kurumu Dagon kırdı! Ve Pekin “ABD’nin borç alışkanlığı dünya ekonomisini tehdit ediyor.” uyarısında bulundu. Daha da önemlisi Pekin, ABD’den acilen borçlarını yapılandırmasını istedi. Bugüne kadar ABD’nin hakim olduğu IMF, diğer ülkelerden borç yapılandırması isterdi.
Çin’in resmi haber ajansı Sinhua’da çıkan analizde de Washington’dan savunma ve sosyal yardım harcamalarında kesinti yapması istendi; kredi notunun düşürülmesine “ABD’deki kısa vadeli görüş açısıyla hareket eden politikacıların kavgalarının sebep olduğu” belirtildi.
Kavga eden politikacılardan kasıt, herhalde ABD zayıfladıkça çelişmeleri artan hakim sınıfların siyasetteki temsilcileridir.
RUSYA ABD’Yİ ASALAK İLAN ETTİ
Moskova da Pekin gibi ABD’nin borçlarına dikkat çekiyor. Rusya Başbakanı Vladimir Putin, daha kredi notu bile düşmeden önce ABD’yi “borçları nedeniyle dünya ekonomisinin asalağı” olarak nitelemişti. Putin, ABD’nin “imkanlarının ötesinde krediyle yaşayan bir ülke” olmasına dikkat çekiyor. Ve daha önemlisi, “ABD’nin borcunun bir kısmını dünya ekonomisinde dinlendirmesine” itiraz ediyor.
Özetle, Rusya artık ABD dolarını tekel konumunda görmek istemediğinin işaretini veriyor.
Putin’den sonra Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev de ABD’ye karşı sertleşti. Medvedev, “Gürcistan toprakları Rusya’nın işgali altındadır” diye karar çıkaran ABD’li senatörlerin girişimini, “Bir avuç moruğun inisiyatifiyle alınan karar bizi bağlamaz” diye yorumladı. Medvedev birkaç gün sonra da açıkça “Gürcistan savaşında ABD’nin rolü olduğunu” ifşa etti.
HİNDİSTAN ABD’DEB GÜVENİLİR MALİ PLAN İSTEDİ
Avrasya’nın üçüncü devi Hindistan da artık ABD’ye yol gösteriyor. Hindistan Başbakanı’nın Ekonomik Danışma Konseyi Başkanı C. Rangarajan, “ABD’nin güvenilir bir mali konsolidasyon planına sahip olduğunu göstermesi gerektiğini” belirtiyor. Keza Maliye Bakanı Pranab Mukharjee, not düşürülmesinin ABD açısından “çok ciddi bir durum oluşturduğuna” dikkat çekiyor.
DOLARIN HAKİMİYET DEVRİ TAMAMLANDI
Dünya, artık ABD’nin dolar avantajını kullamasına katlanmayacağını ortaya koyuyor.
Dolar 1944’de “altına bağlı” değişim aracı ilan edildi. ABD 1972’de, “altına bağlı” olma şartını tek taraflı bozdu ve dolar 39 yıldır Washignton’un en önemli ve etkili silahı oldu.
ABD bu avantajı ikinci dünya savaşını kazanmasıyla sağlamıştı. Şimdi de Afganistan’da, Irak’ta yenilerek, Libya’ya ve Suriye’ye diş geçiremeyerek, İran’a çaresiz kalarak ve herşeyden önemlisi inisiyatifi Çin ile Rusya’ya kaptırarak, kaybediyor!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi / s:6
8 Ağustos 2011
DİK DURAN TAHRAN’IN BÖLGEYE ETKİSİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Odatv Yazıları, Politika Yazıları on 06/08/2011
Rusya’nın NATO Büyükelçisi Dmitri Rogozin meseleyi net ortaya koyuyor: “NATO, İran’a saldırmak için Suriye’de rejim değişikliği istiyor.”
Biz de net söyleyelim; Suriye’nin toprak bütünlüğü İran’ın toprak bütünlüğüdür, Türkiye’nin toprak bütünlüğüdür.
Türk devletinin milli unsurlarının, ABD’nin Irak saldırısı öncesinde çizdiği rota da böyleydi: “Irak’ın siyasal birliği ve toprak bütünlüğünün korunması.”
İşte 28 Şubat 1997’de başlayan ve 3 Kasım 2002’ye kadar süren dönem, aslında Ankara’nın Tahran ve Şam’la ABD’nin bölge planlarına karşı ittifak zemininin oluşturulması süreciydi: Bölge merkezli dış politika ve Avrasyacılık! Ankara bölgesindeki bu çizgiyi, daha derin bir coğrafyada Moskova ve Pekin’le de ilerletiyordu.
Erdoğan-Gül ikilisinin işbaşı yaptırılması işte bu çizgiyi tasfiye etmek içindi. Ki ABD belgelerine de yansıdığı gibi bu çizginin sahiplerine Ergenekon tertibi uygulandı.
ÖNCE ANKARA, SONRA BAĞDAT DÜŞTÜ
Washington’un hedefindeki Ankara-Tahran-Şam-Bağdat hattının ilk düşen kalesi aslında Ankara oldu. Ankara kalesi düştüğü için 2003’te Bağdat kalesi düştü.
Ankara kalesi düştüğü içindir ki, Türkiye’yi, Irak’ta müslüman katleden ABD askerlerinin sağlığına duacı bir başbakan yönetiyor.
Şimdi hedefte Şam kalesi var. Ve düşmüş Ankara kalesinin surlarında, NATO’nun Libya’da müslüman katletmesine ses çıkarmayan ama Beşar Esad’ın vatanını savunmak için Hama’daki kalkışmayı bastırmasına “Ramazan” göndermesi yapan bir Cumhurbaşkanı var.
TAHRAN DİK DURDUKÇA, ŞAM DA DİRENİYOR
Lübnan’dan Suriye’ye uzanan hat, İran’ın ABD’ye karşı ön cephesi durumunda. Ve o cephede ABD-AKP-İsrail ittifakı var…
Ancak koşullar artık 2003’den farklı…
Tahran kalesi dik duruyor, önce direniyor, sonra karşı hamle yapıyor. Tahran dik durduğu için de Şam kalesi direnebiliyor.
TAHRAN, BAĞDAT’I WASHINGTON’DAN KOPARIYOR
Üstelik Tahran, düşen Bağdat kalesini de ayağa kaldırıyor. Tahran’ın Kuzey Irak’a operasyonu, Bağdat’ın Washington bağını da koparıyor, Irak’ı ABD’den kurtarıyor.
İran’ın Kuzey Irak hamlesi sadece Bağdat’ı değil, aslında Ankara’yı da rahatlatıyor; Ankara’ya PKK kartı üzerinden uygulanan Washington baskısına karşı aslında dayanak oluşturuyor. Ama Türkiye Ankara’da iktidar değil!
WASHINGTON SADECE ANKARA’DA İKTİDAR!
Ankara-Tahran-Şam-Bağdat hattının “belirleyeni” kaçınılmaz olarak Ankara’dır. Son tahlilde bu hattın geleceği Ankara’nın tavrına ve tutumuna bağlıdır. Ancak Ankara’da da Washington iktidardadır. Üstelik tüm dünyada bir tek Ankara’da iktidardır! O yüzden de Ankara’ya bu kadar abanmakta, AKP’ye bu kadar sarılmaktadır. AKP’nin efendisine zaman zaman şımarıklık yapması da bu zorunluluğun cilvesidir.
Ancak koşullar, Ankara kalesinin ayağa kaldırılması için de elverişli olmaya başladı. AKP’nin arkasındaki kuvvetin, ABD’nin hali ortada… ABD baş aşağı gidiyor; tankıyla, topuyla, borcuyla, çürüyen sistemiyle baş aşağı gidiyor. Latin Amerika’da, Orta Asya’da, Ortadoğu’da durum ortada.
AKP, ABD’nin gücüyle yapabileceklerinin sınırına geldi. Daha ötesi yok!
İşte bu yüzden da tarih, Türk devrimcilerinin önüne Ankara kalesine yeniden Türkiye bayrağı dikme fırsatını getiriyor… Mesele bayrağı asabilecek kuvveti toplamakta!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi / s:6
6 Ağustos 2011
PENTAGON’UN KABUSU
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Odatv Yazıları, Politika Yazıları on 05/08/2011
ABD hazine bakanlığının eski müsteşarlarından Paul Craig Roberts, Washington açısından savaşın kaçınılmaz hale geldiğini savundu. Roberts ABD’nin, birincisi üretimle, ikincisi konut balonuyla, üçüncüsü de devlet borçlarıyla ilgili eş zamanlı üç kriz yaşadığını belirtiyor ve ekliyor: “ekonomik iyileşme umutları ortadan kalkınca, savaş ihtiyacı daha kaçınılmaz hale geldi.”
ABD İLE ÇİN-RUSYA ÖN SAVAŞI
Eski ABD Hazine Müsteşarı Roberts, ABD’nin Ortadoğu’da Çin ve Rusya’yla karşı karşıya gelmemek için Libya ve Suriye meselesini paravan olarak kullandığına dikkat çekiyor. Roberts, Counterpunch’ta yer alan “kıyamete giden yol” başlıklı makalesinde, ABD’nin Çin’in Afrika’daki yatırımlarına engel olmak için Libya’da, Rusya’nın Tartus’taki deniz üssünü dengelemek için de Suriye’de isyan çıkardığını belirtiyor.
Eski ABD Hazine Müsteşarı Roberts’ın bu makalesi, ABD’de süren tartışmanın da bir yansıması. Daha önceki kimi yazılarımızda dikkat çektiğimiz bu tartışma, şu zeminde sürüyor: ABD hakim sınıflarının bir grup temsilcisi, “şerefli geri çekilmekten”, bir diğer grup ise “dünyayı ateşe vermekten” yana… Bu kesime göre, ABD nasılsa savaştan en az zararla çıkacak!
İşte eski ABD hazine bakanlığı müsteşarı Roberts’in açıklaması da bu zemindeki tartışmanın bir yansıması…
PENTAGON’UN EN KÖTÜ KABUSU
Ancak meselenin bir de diğer boyutu var.
ABD haftalardır borç tavanı yükseltme kriziyle sarsıldı. Son dakikada, Beyaz Saray ile Kongre arasında bir kısmi mutabakat sağlandı ve kriz ötelendi. Burada dikkat çeken vahim şey ise krizin, sanki borç tavanı yükseltmek matah birşeymiş gibi sunularak, çözüldüğünün iddia edilmesi!
ABD sözde bu krizi aştı ama şimdi de Pentagon’un bütçesinde yapılacak zorunlu kesintilerle boğuşuyor…
Kongre’nin kabul yeni bütçe planına göre, önümüzdeki 10 yıl içinde Pentagon’un 350 – 800 milyar dolarlık kesintisi sözkonusu olacak. Peki bu ABD’nin dünya jandarmalığına nasıl yansıyacak?
En somutunun ABD Genelkurmay Başkanı Ora. Michael Mullen’in Afganistan’daki askerlere söylediği maaş ödeme sıkıntısı olduğunu daha önce yazmıştık.
Pentagon kurmayları, maaş dışındaki yüksek silah sistemlerinin geleceğine odaklanmış durumda şimdi.
Örneğin Yeni Amerikan Güvenliği Merkezi bütçe analisti Travis Sharp, “ileride yapılacak kesintiler beklendiği kadar yüksek olmasa bile 300 milyar dolarlık F-35 Müşterek Taarruz Uçağı programı rafa kaldırılabilir” diyor. Sharp durumu “Pentagon’un en kötü kabusu” olarak yorumluyor. Keza savunma analisti Mackenzie Eaglen, “bu Pentagon için tam bir kaos” diyor.
ABD SÜPERGÜÇ OLMAKTAN VAZGEÇECEK
American Enterprise Institute adlı düşünce kuruluşundan Thomas Donnelly, “ABD’nin savunma bütçesini eritmesinin, dünyanın süper gücü olmaktan vazgeçmesi anlamına geldiğini” belirtiyor.
Hürriyet Planet’te yer alan analize göre birçok Pentagon yetkilisi ve savunma analisti için, savunma bütçesinin kesilmesi ABD’de yaşanan bütçe krizinden çok daha karanlık bir senaryo doğuracak.
ABD HER DURUMDA YENİLECEK
Roberts’in “savaş kaçınılmaz hale geldi” demesine yeniden dönersek… Savaş açacak kuvvetin, “savaş açacağım” demesi pek olağan değil.
Savaş reel olarak ABD için bir ihtiyaçsa da, ABD’nin bu ihtiyaca sarılacak ne parası ne de kuvveti var…
Irak ve Afganistan’daki başarısızlık, Libya’da NATO’nun içinde bulunduğu çıkmaz, Suriye’ye diz çöktürememe, İran’a karşı çaresizlik gibi Washington’un önünde duran sorunlar, ekonomik krizle ve bütçe kesintileriyle daha da büyüyor…
ABD, “şerefli geri çekilerek” de, “dünyayı ateşe vererek” de bu sarmaldan çıkamayacak.
Putin’in ABD’yi asalak ilan ettiği, Çin’in ABD’nin kredi notunu düşürdüğü yeni bir döneme girmiş durumdayız.
Bu yeni dönemde artık biricik mesele, dünyanın ABD yenilgisine en az hasarla girmesidir.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık gazetesi / s:6
5 Ağustos 2011
AKP VE KEMAL BURKAY, FEDERASYONDA BULUŞTU
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Odatv Yazıları, Politika Yazıları on 03/08/2011
Kemal Burkay 31 yol sonra Türkiye’ye döndü. Burkay havaalanında İstanbul Vali Yardımcısı tarafında Kürtçe sözlerle ve Genç Siviller’in alkışlarıyla karşılandı. İstanbul Eminiyet Müdürlüğü 4 koruma tahsis etti, AB Bakanı Egemen Bağış kendisiyle baş başa bir görüşme yaptı.
Yandaş medya günlerdir ondan bahsediyor… Onun PKK karşıtı olduğu, silahsız mücadeleyi savunduğu, Kürt Açılımı’nı desteklediği, AKP’nin ülkeyi demokratikleştirmesinden ne kadar mutlu olduğu yazılıyor, çiziliyor…
AKP’NİN KÜRTÇÜSÜ
AKP ve kalemlerinin Kemal Burkay aşkının tek bir açıklaması var. Burkay artık AKP’nin Kürtçüsüdür! Ki zaten “geliş nedenim, hükümetin açılımına destek vermek içindir” diye açık açık söylüyor…
Peki Kemal Burkay AKP’nin, daha doğrusu ABD’nin “Kürt Açılımı”na nasıl destek verecek?
Burkay 1974’te kurduğu partisi PSK’nın Genel Sekreterliği’ni tam 35 yıl boyunca sürdürdü. AKP’nin Kürt Açılımı’nı başlattığı 2009 yılında, Burkay PSK’nın genel sekreterliğini bıraktı. Ancak PSK’nın internet sitesine bakılırsa, Burkay hâlâ partinin birinci adamı!
İsveç’ten birlikte döndüğü Oral Çalışlar’a göre Burkay, HAK-PAR’a yakın duracak. Ne de olsa HAK-PAR ile Burkay aynı şeyi savunuyor, yani federalizmi… Ancak HAK-PAR BDP ittifakı, PKK karşıtı olan Burkay’ın konumunu nasıl etkileyecek, göreceğiz.
Çalışlar’a söylediği “Kürtler bu çağda tek partili olamaz” sözlerine bakılırsa, belki de yeni bir parti kuracak!
PKK YERİNE PSK ALDATMACASI
“Özerklik istemeyi de doğal karşılıyorum ama biz federasyon istiyoruz” diyor Burkay! İşte meselenin özü buradadır. AKP ile Burkay’ı buluşturan “federasyon”dur.
Böylece terörden bıkmış toplum, Öcalan yerine silahsız Kürtçü Burkay’a; Kürtler PKK yerine PSK’ye, Türkiye de özerklik yerine federalizme razı edilecek!
Ancak buradan hareketle ABD’nin PKK’den vazgeçtiğini ve yola PSK’yle devam edeceğini söylemiyoruz elbette.
Türkiye’yi “ya o, ya bu” türünden tercihlere zorlamak, ABD’nin abandığı planı hızlandırmanın bir aracı olacaktır. Ki Washington, bugüne kadar bu yöntemi hemen hemen her siyasetinde uyguladı. AKP’yi teslimiyete zorlarken, CHP-MHP koalisyonunu gündeme getirdiği gibi… Böylece her iki taraf da, Washignton’a daha uyumlu hale geldi!
PSK’NİN FEDERASYON PROGRAMI
Peki PSK’nın mevcut programında “federasyon” konusunda ne deniyor?
“PSK, Kürt halkının ulusal kurtuluşunu, halkımızın kendi kaderini özgürce tayin etmesinde görür. Kürt halkı kendi kendisini yönetmelidir. Partimiz, Kuzey Kürdistan için bunun iki biçimde olabileceği görüşündedir: Kürt halkı ayrılıp kendi devletini kurabilir veya Türk halkıyla demokratik bir birliği seçebilir. İkinci durumda, birlik eşit haklara sahip iki cumhuriyetli bir federasyon biçiminde olmalıdır. Kürdistan ayrı bir cumhuriyet halinde örgütlenmeli, kendi parlamentosu hükümeti olmalı ve her bakımdan Türkiye ile eşit haklara sahip bulunmalıdır.”
Program ortada! ABD’nin “Büyük Kürdistan” planıyla uyumlu. AKP’ye uygulatılan Kürt Açılımı’yla uyumlu. “Diyarbakır’ı BOP içinde merkez yapma” göreviyle uyumlu. “Yeni anayasalı Yeni Türkiye” hedefiyle uyumlu! “Türk-Kürt Federasyonu” ile uyumlu!
Bir tek Türkiye’yle ve Türk milletiyle uyumsuz!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık gazetesi / s:7
3 Ağustos 2011
WASHINGTON AYDINLIK’I YANITLADI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Odatv Yazıları, Politika Yazıları on 02/08/2011
ABD’deki ekonomik krizin tartışıldığı bir yazı işleri toplantısında, şu soru gündeme gelmişti: “ABD, ya askerine maaş ödeyemezse..?”
Sorumuza yanıt en yukarıdan geldi.
ABD Genelkurmay Başkanı Ora. Mike Mullen, Afganistan’a yaptığı sürpriz ziyarette askerlerine seslendi ve “maaşların zamanında ödenip ödenmeyeceğinin belli olmadığını” ilan etti.
İki haftadır “ABD’nin baş aşağı” gittiğini anlatmak için, yineleme pahasına pek çok veri yazdım. Ancak hiçbir veri, Ora. Mullen’ın “asker maaşıyla” ilgili itirafı kadar can alıcı değildi!
Ora. Mullen’ın itirafı, borçlanma tavanının yükseltilmesi konusunda Washington’da uzun süredir varılamayan mutabakata dayanıyordu…
Obama ile Cumhuriyetçilerin, ABD 2 Ağustos’ta temerrüde düşmeden borç tavanında anlaşmaları gerekiyordu.
‘TARAFLAR ANLAŞTI’ YALANI
“Taraflar anlaştı” şeklinde sunulan habere, maaş sıkıntısına giren ABD askerlerinden çok, bizim yandaş medya sevindi! “Kriz aşıldı” diye ballandıra ballandıra yazdılar.
Peki, ABD “borç tavanı” krizini gerçekten atlattı mı? Varılan mutabakata göre kriz aşılmamış, olsa olsa bir parça ötelenmiş görülüyor. Şöyle ki, borç tavanı toplamda 2.1 trilyon dolar yükseltiliyor ama parça parça… 400 milyar dolar şimdi, 500 milyar dolar yıl sonunda, kalan 1.2 trilyon dolar da yine taksitler şeklinde 2012 yılına yayılacak…
Beyaz Saray’ın zorunlu kabul ettiği bu yükseltme dilimlerinin çözüm olmadığı Washington’u iyi izleyen kesimlerin ortak kanaati… Ki “borç tavanı” krizi aşılsa bile, ABD’nin yapısal ekonomik krizi olanca ağırlığıyla sürüyor.
Kısacası, Beyaz Saray’ın istediği olmadı!
MAAŞ ALAMAYAN ASKER, SAVAŞIR MI?
Peki, bu durum ABD’nin dünya çapındaki operasyonlarına nasıl yansıyacak? Afganistan’da, Irak’ta, Libya’da, Somali’de, Lübnan’da süren emperyalist ABD saldırganlığı, ekonomik krizden nasıl etkilenecek?
Anımsayalım: ABD kamuoyu, Libya operasyonunun daha ilk gününde, atılan füzelerin maliyetini sorgulamaya başlamıştı. Füzeler, uçaklar, uçak gemileri, yüksek maliyetli saldırı silahları, ABD’nin orta ve alt kesimlerinin günlük hayatına doğrudan müdahale ediyor artık, kötü ekonomik gidişattan ilk onlar etkileniyor.
Şimdi bir de profesyonel askerlerin maaş sorunu var! Çünkü ABD’de askerlik, zaten en alttak, kesimlerin, canını satmaktan başka çaresi kalmayanların mesleği uzun zamandır… Ve şimdi, zorunlu yaptıkları askerliğin karşılığını da alamama gerçeğiyle yüz yüzeler.
Bu durumda, maaş alamayan ABD askeri, -ABD emperyalist saldırganlığı vatan savunması olmasa da- , ülkesi için, vatanı için çarpışmayı sürdürecek mi?
Bizim yandaşların yere göğe sığdıramadığı ABD profesyonel ordusu, profesyonel gibi davranıp, “ne kadar para, o kadar savaş” mı diyecek?
VATAN PARAYLA SAVUNULMAZ
Bu modeli Türkiye’ye giydirmek isteyenler neyse de, umarım bu durum iyi niyetli asker-bürokrasi çevrelerine ders olur!
“Ordu profesyonelleşirse siyasete karışmaz” diye saptayan(!) eski Genelkurmay Başkanı Em. Org. İlker Başbuğ’u geçtik, ancak “güneydoğudaki taburları profesyonelleştirirsek, terörle daha iyi mücadele ederiz” diyen diğer kesimler, umarım ABD Genelkurmay Başkanı’nın askerlerine yaptığı acı konuşmadan ders çıkarırlar!
Ve başkomutan Mustafa Kemal’in askerlerine “size ölmeyi emrediyorum” derken, parayla ölçülemeyecek değerlere güvendiğini ve haklı çıktığını anımsarlar!
Not: ABD Genelkurmay Başkanı Ora. Mike Mullen’a ve bizim profesyonelcilere, Oktay Yıldırım’ın Kaynak Yayınları’ndan çıkan “Mehmetçik” kitabını öneriyoruz…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi / s:8
2 Ağustos 2011
Odatv.com
STRATFOR: ABD İRAN’LA UZLAŞMA ARIYOR
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Odatv Yazıları, Politika Yazıları on 01/08/2011
ABD’nin en önemli araştırma merkezlerinden Stratfor, “haftalık jeopolitik” bülteninde “ABD ve Suudi Arabistan’ın ikilemi: İran Fars körfezini yeniden biçimlendiriyor” başlıklı önemli bir analiz yayımladı.
Stratfor analizinde, şu üç nokta öne çıkıyor:
1.) Washington, Tahran’la uzlaşma aşamasına girmek üzere.
2.) İran, yakın gelecekte Fars Körfezi’nde ABD’nin etkisini kırıp, yerini alarak bölgenin en güçlü askeri gücü olacak.
3.) Gelişmeler nedeniyle Suudi Arabistan ABD’ye güvenemiyor. Riyad bu nedenle, muhalefeti ezmek için Bahreyn’e soktuğu asker sayısını düşürmeye ve Tahran’la sıcak ilişki aramaya başladı.
Bahreyn ve Körfez eksenli bu çatışma alanına dair saptama, aslında diğer alanlar için de geçerli.
CFR: İNİSİYATİF TAHRAN’DA
Örneğin Irak’ta inisiyatif İran’a geçti. Council on Foreign Relations’tan Micah Zenko, “Irak’tan çekilmek kolay değil” başlıklı analizinde bu duruma dikkat çekiyor. Zenko Irak’taki mevcut 47 bin ABD askerin yılsonunda çekileceğini, Washington’un İran’ın yeni pozisyonu nedeniyle en azında askerlerin bir bölümünü ( 4 bin ile 10 bin arasında) Irak’ta bırakmaya çalıştığını, fakat bu konuda Maliki yönetiminden olumlu bir yanıt alınamadığını özetliyor. Ancak analiz şu saptamayla bitiyor: 47 bin ABD askeriyle engellenemeyen İran etkisi, yeni bir anlaşmayla bölgede bırakılacak 10 bin asker tarafından kırılabilir mi?
Bağdat, Washington’un ısrarlarına prim vermiyor. Görünen o ki, aslında İran’ın Kuzey Irak operasyonu, en çok Bağdat’ın elini güçlendirdi!
TİM: TÜRKİYE-İRAN-MISIR EKSENİ
Washington ile Tahran’ın bir diğer çatışma alanı ise Mısır. Mübarek’in devrilmesi, sonuçları bakımında en çok Tahran’ı memnun etti. Tahran Kahire’yle kesilmiş diplomatik ilişkilerine başladı, Süveyş’ten savaş gemisi geçirme izni kopardı, Gazze’deki Mısır ablukasını kaldırttı, Mısır’la birlikte El Fetih – Hamas barışını geliştirdi.
Artık Tahran, Mısır’ı “ABD-İsrail-Türkiye-Suudi Arabistan” ekseninden çıkardığını yorumluyor. Mübarek sonrası Mısır yönetiminin İsrail’le mesafeli uygulamaları, Kahire’nin İsrail’i devre dışı bırakarak Arap yarımadasıyla köprü bağlantısı kurması gibi pek çok örnek Tahran’ın yorumunu kuvvetlendiriyor.
Keza İranlı bazı analistler, bölgeye ilişkin yeni bir eksenin “izlerinin” de oluştuğu görüşündeler: TİM. Yani, “Türkiye-İran-Mısır” ekseni…
Washington ise ancak ABD-İsrail-Türkiye ekseni kurarak bölgede varlık gösterebileceğinin farkında.
ZAMAN OBAMA’YA DEĞİL, ESAD’A ÇALIŞIYOR
Tahran’ın şu anda en önemli cephesini Lübnan-Suriye hattı oluşturuyor. ABD’nin AKP üzerinden Türkiye’yi de içine katarak Şam’a uyguladığı baskılar netice vermedi. Zaman Obama’nın değil, Beşar Esad’ın lehine çalışıyor.
Moskova’nın Libya için geliştirdiği ve İngiltere ile Fransa’nın da bir ölçüde desteğini aldığı “silahsız çözüm” çalışması, Suriye’yi rahatlattı. Ki Moskova, Suriye’ye açıkça “sonuna kadar diren” mesajı veriyor!
Rusya Jeopolitik Bilimler Akademisi Başkanı Leonid Ivashov, Suriye’nin tek çıkış yolunun “dış baskı, dayatma ve müdahalelere karşı sonuna kadar mücadele etmek” olduğunu belirtiyor.
ABD’NİN AGRATUR İHTİYACI YAKICI
ABD – İran savaşına dair özetlediğimiz yukarıdaki tablo, Washington açısından Türkiye ve Kıbrıs’ı vazgeçilmez kılıyor.
Artık ABD’nin Agratur ve Dikelya üslerine ihtiyacı daha yakıcı. ABD bu nedenle Kıbrıs konusunda bastırıyor. Rumların Agratur çekincesi maalesef Türkiye’den daha fazla… Mühimmat patlamasıyla başlayan ve Rum hükümetinin istifasıyla sonuçlanan süreç, acaba Rumların Agratur inadını kıracak mı?
ABD’nin bunca zorluğunu dengeleyen en önemli kozu ise AKP! Doğuya doru giden Türkiye’nin batıya çapalı hükümeti, Atlantik projesi içerisinde hem ülkeyi hem de bölgeyi zora sokuyor!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi / s:7
1 Ağustos 2011
Odatv.com